Senih Özay Yazıyor:

Dostlar,
Kamuoyu,
Basın,
Ey Devlet,
Duy...

Ki, siyanürle altın Türkiye’ye hoyratça giriyordu. Bergamalı köylüler, Sivrihisarlı köylüler başta olmak üzere, insanlar, doğa karşı çıktılar. Çünkü bilim insanları "risk var" konusunda ikiye ayrıldılar. Ve anayasal hak arama özgürlüğü düğmesine basan yaşama hakkı ve sağlıklı yaşama hakkını savunan ve Danıştay’dan kesinleşen mahkeme kararı elde eden ve yörede bu faaliyeti engelleyen davacı köylülere karşı, uluslararası firmalar ve devlet tekrar soyundu.

Eski Cumhurbaşkanının önderliğinde meşhur BAŞBAKANIMIZIN iknası sonrası TÜBİTAK isimli bir bilimsel kuruluşa, "Yörede, halkı-hukuku-Danıştay'ı ikna edecek bir gelişme olmuş mudur?" sorusu yöneltildi.

Bu bilimsel kuruluş (ileride herhalde geniş yazılacaktır. Bu bilimcilerden depremci Aykut Barka'nın, "'Bana yörede fay var mı?' dediler, ben 'Yok,' dedim," dediği rivayet olunur. Halbuki başka bilim insanları, "1,5 kilometre öteden Kaynarca fayı geçiyor ve bu fay 1939 yılında kırılmıştır ve 9 şiddetinde deprem meydana gelmiştir," diyorlar. Ne yapacağız şimdi?) "Bir ilave kuyu açmışlar, 2 siyanür ölçüm cihazı ilave getirmişler, bir ilave istinat duvarı yapmışlar ve böylece risk kalkmıştır," diyor.

Beklenen cevabı duyan Başbakanlığımız Çevre Bakanlığına da kolayca teyit ettirdikten sonra Devletin birimlerine, "Uyun+direnmeyin+ izinleri verin," yollu yazısını yollar.

Şimdi ise bu baskı ile Orman Bakanlığı vermediği tahsisi vermektedir. Sağlık Bakanlığı eskiden destek veren imza veren bir tek tıp doktoru bulamazken şimdi bulmaktadır.

Sonuç; durum vahimdir.

İzinler vermeler, Valiler, sertlikler, tanklarla faaliyet yaklaşmaktadır.

Herkese çok iş düşmektedir.

İzmir Çevre Hareketi Avukatları toplanmış ve Devlete ve Kamuoyuna ek başvuruyu yapmaya ve kamuoyunu aydınlatmaya karar vermişlerdir.

Herhalde bu mesaj siz yiğit insanlarca alınacaktır. Daha diyeceğimiz yoktur.

Selamlar,

Av. Senih Özay.


1) Başbakanlık, Ankara

''Sayın Başbakan Bülent Ecevit'in Dikkatine''

2) İçişleri Bakanlığı,Ankara

''Sayın Bakan Sadettin Tantan'ın Dikkatine''

3) Sağlık Bakanlığı, Ankara

'' Sayın Bakan Doç.Dr. Osman Durmuş'un Dikkatine)

4) Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,Ankara

'' Sayın Bakan Koray Aydın'ın Dikkatine''

5) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,Ankara

''Sayın Bakan Cumhur Ersümer'in Dikkatine''

6) Orman Bakanlığı, Ankara

''Sayın Bakan ''Pr.Dr.Nami Çağan'ın Dikkatine''

7) Çevre Bakanlığı, Ankara

''Sayın Bakan Fevzi Aytekin'in Dikkatine''

8) İzmir Valiliği (İl Müdürlükleri)

Özü; Anayasa İhlaline Son Verilmesi İstemidir.

Başbakanlık Müsteşarlığı,5/4/00 gün ve B.02.O.MÜS.0.13.00.00-263 no lu yazısı ile İçişleri, Sağlık, Bayındırlık, Enerji, Orman ve Çevre Bakanlıklarından; ''Bergama/Çamköy-Ovacık mevkiinde bulunan altın madeni işletmesi ile ilgili olarak Tubitak'dan alınan rapora göre mahkeme kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığı, ve bu nedenle ilgili bakanlıkların konuyu yeniden değerlendirmek suretiyle işlem tekemmül ettirmelerini'', istemiştir.

Başbakanlığın anılan yazısı içeriği ve niteliği itibarıyla Anayasanın 2, 11, 129, 138. maddelerine kesinlikle aykırıdır. Bu yazıyı hazırlayan ve imzalayan Başbakanlık bürokratları T.C.K 228, 230, 240, 146. maddelerine

muhalefet etmek suretiyle görevlerini kötüye kullanmışlar ve Anayasayı ihlal suçunu işlemişlerdir.  Muhatap Başbakanlık ve Bakanlıklar tarafından çok iyi bilindiği gibi, Çevre Bakanlığı tarafından, Eurogold firmasına, İzmir ili, Bergama ilçesi, Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiinde verilen ''siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlem''in iptali amacıyla Bergama'lı 652 yurttaş İzmir 1.İdare Mahkemesi'nde 8/11/1994 günü üç adet dava açmışlardır. Davalar, çok ayrıntılı ve tartışmalı aşamalardan sonra derecattan geçmek suretiyle davacı yurttaşların lehinde, davalı Çevre Bakanlığı ve müdahil Eurogold A.Ş aleyhinde sonuçlanmıştır.

Danıştay 6.Dairesinin 13/5/1997 gün ve E.96/5477, K.97/2312 no lu karar gerekçesine göre;2709 sayılı T.C.Anayasasının 17.maddesinde: ''Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler...'' kuralları yer almıştır.

Canlı yaşamının en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli, bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre, insanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. Bu durumda yukarıdaki saptamalardan hareketle dava konusu altın madeni işletme yönteminin yarattığı sakıncaların doğrudan ve dolaylı olarak insan yaşamı ile ilgili olması karşısında, belirtilen Anayasa ve yasa

hükümleri de dikkate alınarak dava konusu idari işlemin yargısal denetiminde öncelikle kamu yararı ve bu kavramdaki önceliklerin irdelenmesi gerekmektedir.

İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciye ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.

Yukarıdaki teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.''

Anayasa 138/4 maddesine göre;''Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.''

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü başlığı altında düzenlenen 11. madde uyarınca; ''Anayasa hükümleri,yasama, yürütme ve yargı organlarını idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Madde 129; ''Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.''

Anayasa 137/2; ''Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.''

657 nolu Devlet Memurları Kanunu Md.6; ''Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatle bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatle uygulamak

zorundadırlar.'' D.M.K. Md.11/3; ''Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.''

2577 nolu İdari Yargılama Usulü Kanunun 28/1 maddesine göre;''Danıştay, idare mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.''

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22/10/1979 gün ve E.78/7, K.79/2 nolu kararına göre; ''Anayasa ve yasanın, mahkeme kararlarının kesinlikle yerine getirileceği yolundaki açık emri karşısında, kararların uygulanmaması, Anayasa ve yasanın öngördüğü kuralları kağıt üzerinde bırakan ve onu değersiz sözcükler haline getiren bir davranış olur.''

Çevre Bakanlığı,ilgili kamu kurumları ve İzmir Valiliğine gönderdiği 23/10/1997 gün ve 6971 nolu yazısıyla yukarıda belirtilen mahkeme kararının gereğinin uygulanmasını istemiştir. Çevre Bakanlığının iptal edilen maden işletme faaliyet izninden önce madenci şirkete, Enerji Bakanlığınca verilen ''maden işletme ruhsatı'', Orman Bakanlığınca verilen ''işletme izni'', Sağlık Bakanlığınca verilen ''tesis izni'', İzmir Valiliği tarafından verilen ''yapı ruhsatı'' ve ''M.K.E.'den patlayıcı madde satın alma ve kullanma izni'' ve benzeri izin ve ruhsatların hukuken hükmü kalmamıştır.

İptal davasının konusu olan idari işlem, Danıştayın iptal kararı vermesi üzerine kesin olarak ortadan kalkar. Bireysel bir işlemin iptali sonucunda bu işleme bağlı diğer işlemler de bu sakatlıktan etkilenir. Bunlar hukuksal dayanaklarından yoksun kalırlar. (İdari yargılama Usulü, Prof. Şeref Gözübüyük, Güven Dinçer, Ank.1996, s.454) Anayasa ve İYUK'un açık hükümlerine karşın mahkeme kararı açıkça çiğnenmiş ve 19/2/98 ile 27/2/99 tarihleri arasında altıncı firma tarafından 3 ton siyanür kullanılmak suretiyle altın doresi elde edilmiştir. Başbakanlığın yukarıda belirtilen 5/4/00 günlü yazısı uyarınca İzmir Valiliğinin ilgili devlet dairelerinin madenin yeniden işletilmesi için teşebbüslerde bulundukları,Orman Bakanlığının ''orman arazisi tahsis kararını'' uzattığı yolunda gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Kısacası, evvelce doğru dürüst uygulanmayan ve adeta askıda tutulan mahkeme kararının ağır ve açık biçimde ihlali suretiyle işlemler tesis edilmektedir. Oysa Anayasanın 138.maddesi uyarınca, siyanürlü liç yöntemiyle altın madeni işletilmesine verilen iznin iptali hakkındaki karar, yalnızca davacı yurttaşları, davalı Çevre Bakanlığı ve Eurogold A.Ş.'yi değil Tübitak dahil diğer tüm kamu idarelerini de bağlayıcı niteliktedir. Mahkeme kararlarını aşmak ve delmek için Tübitak'ı kullanmak hem suçtur hem de Tübitak'ın saygınlığına vurulan bir darbedir.

Bizler, aşağıda imzası bulunan ''davacı köylüler vekili'' ve hukukçular sıfatıyla, HUKUK DEVLETİ ilkesine açıkça aykırı olan ve konusu suç teşkil eden Başbakanlık Müsteşarlığının yazısının Anayasal düzeni bozan ve Adalet mekanizmasını dışlayan işlev ve zararlarının ivedilikle önlenmesi ve her kademedeki kamu görevlileri ile bürokratların suç işlememesi amacıyla uyarıda bulunmayı uygun bulduk. Zararın neresinden dönülürse kardır. Hiç bir makam ve merciinin, Anayasanın üstüne çıkmak suretiyle mahkeme kararlarını aşmak, çiğnemek, geciktirmek, delmek ve uygulamamak yoluyla HUKUK DEVLETİNİN temeline dinamit atmak hak ve yetkisi yoktur. Anayasayı çiğneyen ve TÜRK MİLLETİ ADINA karar veren mahkemelerin kararlarını yok sayanlar er veya geç adalet önünde hesap vereceklerdir. Ancak bu arada, hukuk devleti ve kamu düzeni zedelenecek, yurttaşların adalete olan güvenleri telafisi olanaksız biçimde zedelenecektir.

Yukarıda arz olunan olay ve nedenlerle; Bergama/Çamköy-Ovacık-Narlıca mevkiinde altın işletmesine verilen iznin İPTALİNE ilişkin İzmir 1.İdare Mahkemesi ve Danıştay 6.Dairesinin kararlarına aynen uyulmasını, mahkeme kararından önce verilen izin ve ruhsatların iptalini, konusu suç teşkil eden Başbakanlık Müsteşarlığının anılan yazısı uyarınca hiç bir idari işlem tesis edilmemesini, mahkeme kararlarına uymayan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulacağının ve kişisel tazminat davası açılacağının bilinmesini, sonuç olarak HUKUK DEVLETİ ilkesine ve Bergamalı köylülere saygı gösterilmesini, dilekçemize yasal süresi içinde cevap verilmesini, önemle ve kararlılıkla arz ve talep ederiz. Saygılarımızla,

650 Davacı köylü Av.Ömer Erlat; Av.Arif Cangı, Av.Rıfat Bozkurt, vekili Av.Senih Özay, Av.Uğur Kalelioğlu; Av.Noyan Özkan; Av.Ahmet Okyay; Av.Talat Oğuz;  Av.İbrahim Arzuk  

Ortak Adres;1378 Sokak, 4/1,No;107, Alsancak,İzmir.

Bilgi için; Cumhurbaşkanlığı, Yüksek Mahkeme Başkanları, Üniversite Hukuk Fakültesi dekanlıkları, Siyasi Parti Genel Başkanları, İzmir Milletvekilleri, T.M.M.O.B, TOBB, Türk İş, Disk, Tema, D.H.K.D, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye Barolar Birliği, İzmir Barosu, SOS Akdeniz derneği, Çekül, Atatürkçü Düşünce Derneği, Greenpeace Akdeniz, Bergama Kaymakamı ve ilgili muhtarları, Çağdaş Hukukçular Derneği, İstanbul Barosu, Helsinki Yurttaşlar Derneği, STK'lar, İnternet Grupları ve Basın.


Yukarıdaki Çevre Hareketi Avukatlarının başvurusu daha iyi anlaşılsın diye konuya değen en son panel notlarını buraya almakta yarar gördüm.

Öğretim Elemanları Sendikası İzmir Şubesi'nce düzenlenen "Türkiye'de Siyanürle Altın Madenciliği" konulu panel 12 Temmuz 2000 Çarşamba günü saat 14:30-17:40 arasında Dokuz Eylül Üniversitesi'nin Alsancak'taki DESEM 75. Yıl Amfisi'nde yapıldı. ÖES İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gürel Nişli tarafından yönetilen ve yaklaşık 50 kadar izleyicinin katıldığı panele yerel ve ulusal basın kuruluşları da ilgi gösterdi. Panelde konuşan panelistler abece sırasıyla şöyleydi:

 

Jeol. Y. Müh. Savaş Dilek (Jeoloji Mühendisleri Odası)
Prof. Dr. Ümit Erdem (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü)
Prof. Dr. İnci Gökmen (ODTÜ Kimya Bölümü)
Prof. Dr. Emür Henden (Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü)
Avukat Senih Özay (Çevre Avukatı)
Ethem Torunoğlu (Çevre Mühendisleri Odası)

Aşağıda okuyacaklarınız konuşma özetleri olup, panelistlerin sözcüğü sözcüğüne söyledikleri olmayabilir. Verilen özet, ÖES İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyelerinden Uğur Altunay'ın panel sırasında tuttuğu not defterinde yazılı olanlardır. Düzeltme ya da eklemeleriniz için kendisine yazabilirsiniz.

Senih Özay (Çevre Avukatı):

"İzleyiciler arasında bulunan halk sağlığı uzmanı dostumuz, 'Altın madeni bulunan 30 kilometrekarelik alanda canlı yaşamaz,' diyor. Yani Bölgede bulunan tüm canlılar tehlike altındadır. Danıştay'ın bu bölgede yaşama hakkı ve sağlıklı yaşam hakkının risk altında olduğuna ilişkin kararı vardır. Yani bölgede altın madeni işletilmesi Danıştay kararı ile yasaklanmıştır. Bu kesin bir karardır. Ama hükümet bölgede altın madeni işletme izni veriyor. TCK'nin 146. maddesine göre mahkeme kararları geciktirilemez, değiştirilemez, uyulmazlılık edinilemez. Aksi idamı gerektirir. Bergama altın madeninin kapatılmaması, - biz idam filan istemiyoruz, - ama idamlık bir suçtur.

"Altın madeni bağlamında tek zararlı kimyasal siyanür de değildir. Madenin işletilmesi sırasında arsenik (kanser yapıcı), kurşun, antimon ve kadmiyum gibi kimyasallar da aktif hale geçecektir.

"Maden bölgesi açılırken çam ağaçları ve zeytin ağaçları kesilmiştir. Hem de zeytinlerin ıslahı yasasını amir hükmüne rağmen ...

"TÜBİTAK raporunu imzalayanlardan Aykut Barka madenin altından fay hattı geçmediğini söylüyor. Ancak 1,5 kilometre ötesinden Kaynarca fayı geçiyor. Bu fay 1939 yılında kırılmış ve 7,1 büyüklüğünde, 9 şiddetinde deprem meydana gelmiştir." Bilimcileri anlamak mümkün değil. Ama madem ki bilimciler ikiya ayrılışlar insan ve doğa adına endişeden söz eden bilimcilere inanmak, öbürlerini sevmeme yanlış bulma hakkımız kullanacağız.

Prof. Dr. Ümit Erdem:

"Danıştay kararı öncesinde ve hükümetin yeni aldığı kadar sonrasında maden bölgesine gittim, acaba hükümetin işletilmesi yönünde karar vermesini gerektiren bir değişiklik var mı diye görmek için. Hiçbir değişiklik yok. Yani Danıştay kararını değiştirecek hiçbir değişiklik yok. Tam tersine, giderek artan zarar var. Bergama altın madeninin açılmasıyla, daha üretime başlamamış olmasına rağmen şimdiden ağaçların kesilmesi, toz kirliliği, kanser olaylarında artış (quartz ya da arsenik kaynaklı olabilir) gibi birçok zarar meydana gelmiştir.

“Dünyada üretilen altının %80’i kuyumculukta, %10’u ise teknolojide kullanılır. Yani gerçekten gerekli alanlarda kullanılan altın oranı, üretilen altının yalnızca %10’u.

"Altın kullanmazsak, çevre katliamına katkıda bulunmamış oluruz.

"Altın, maliyetini de karşılamıyor. 290 dolarlık altın üretimi 300 dolara maloluyor.

"Şu anda Türkiye’de 580 altın madeni için ruhsat verilmiş durumda.

"Altın madeni bulunan yerin 30 km karelik çevresinde canlı yaşamaz, deniliyor. Oysa Bergama'da altın madenine sıfır ile beş kilometre mesafede 10 tane köy var. Dünyada az bulunan sulanabilen tarım alanları var.

"Altın madeni 4T diye simgeleştirilebilecek 4 ana öğeye zararlıdır:
Termal (kaynar yeraltı suları)
Tarihsel doku
Turizm (Maden çevresi turistik olup, yılda otuz bin turist gelmektedir.)
Tarım (Bölgede 200.000 dekardan çok birinci sınıf tarım alanı var; fıstık çamları ve zeytinlikler var.)

"Maden bölgesinde yer alan Kozak Yaylası endemiktir. Dünyanın kısa elyaflı pamuk yetiştirilen tek bölgesi Bergama'dadır. Bölgede ayrıca binlerce zeytin ağacı, fıstıkçamı ve meyve ağaçları bulunmaktadır. 400,000'den çok arı kovanı vardır. İzmir'de tüketilen bakliyatın %30'u Bergama'dan gelmektedir. Ağaçların yok olması, diğer tüm yararlarından vageçilmesi bir yana, küresel ısınmaya da neden olmaktadır.

"Salt bölgede zeytin ağaçları olması bile, bölgede maden açılmasına yasal engel oluşturmaktadır. Zeytin Kanunu'nda bu durum açıkça belirtilmektedir.

"1710 sayılı 'Eski Eserler Kanunu', 'Tabiat ve insanı ortak eseri olan alanlara SİT alanı denir,' diyor. Bölge 1. sınıf SİT alanıdır ve maden açılması cinayettir."

"Lefke'de açılan altın madeni çevresinde böcek bile yaşamıyor."

Savaş Dilek (Jeoloji Mühendisleri Odası):

"Osmanlı Dönemi'de de Türkiye'nin değişik yerlerinde olduğu gibi Bergama dahil olmak üzere İzmir'in değişik yerlerinde 'Demir Madeni' adı altında altın madenleri işletilmiştir.

"TMMOB Bergama halkının mücadelesini desteklemektedir."

Ethem Torunoğlu (Çevre Mühendisleri Odası):

"Hükümetin yeni aldığı bir kararıyla ÇED affı denilen yeni bir af türüyle karşı karşıyayız. Kararda

demeye getiriyor ki, 'Bir tesis deneme üretimi yaptıysa, bir defaya mahsus ÇED'den muaftır.' "

Prof. Dr. Emür Henden:

"İlerde bir 'kaza' olması halinde EUROGOLD'un ödeyeceği tazminat miktarı, sözleşme gereği sadece 4000 dolardır."

Sefa Taşkın (Bergama'nın Eski Belediye Başkanı, Panel İzleyicisi):

"Hukuk devleti mi, yoksa siyanür devleti mi? Kararlar bir yerlerde alınıyor, sonra kurullar kuruluyor ve emirlere uygun raporlar hazırlatılıyor. Değişen bir durum yokken, niye mahkeme kararlarını hiçe sayan bir karar veriliyor?

"EUROGOLD'un sahibi olan aile aynı zamanda De Beers'in de sahibidir. Şu anda batmaktadırlar. Sahip oldukları hisse senetlerinin değeri düşmektedir. Bunlar son derece tehlikeli bir ailedir.

"EUROGOLD dayatması karşısında tüm bilimadamları ayağa kalkmalıdır. Sivil toplum örgütleri Cumhurbaşkanı'ndan randevu alıp, ona Bergama'yı anlatmalıdır."

Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran (Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi; Panel izleyicisi; Altın madeni açılacak olan Eşme'de bir kahvehanede siyanürün zararlarından söz ettiği için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı):

"Başbakanı ciddiye alsaydım, ona şöyle derdim: 'Şu anda iki mahkeme kararı var: Biri EUROGOLD'un biri de benim aleyhime. EUROGOLD'un aleyhine olan uygulanmıyorsa, o zaman benim aleyhime olan da uygulanmasın.'

"Ben Balyalıyım. Balya'da kurşun işletmesi nedeniyle nüfus düştü.

"Daha önce de belirtildiği gibi, dünyada üretilen altının pek azı insanlık yararına olup teknolojide kullanılmaktadır. Teknoloji için gerekli olan altın ise, çamurun çıplak ele alınıp ayıklanmasıyla bile elde edilebilecek karar azdır."

[Söz alan bir Alman sivil toplum örgütü üyesi panel izleyicisi de özetle şunları söyledi: "İnsanlar hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, ortak sorunlara ortakça sahip çıkmalıdırlar. TÜPRAG kazasına benzer bir kaza Guyana'da yaşandı ve insanlar içme sularından zehirlendi. Tüm dünyada dolaşımda olan çıkarılmış altın gereksinimin çok üstündedir. Yeni altın çıkarmak asla gerekli değildir."]

Senih Özay (Çevre Avukatı):

"EUROGOLD şu anda yasadışı olarak orman arazisini işgal etmektedir ve bunun için gerekli izni almamıştır."

Prof. Dr. İnci Gökmen:

"Dünyada çevre felaketine yol açan sayısız kaza yaşanmıştır. Kazalardan bazıları yıl ve yer olarak şöyle sıralanabilir:

 

1965 Şili
1974 Buffalo Creek (155 ölü)
1974 Lefke (radyoaktif sızıntı)
1984 Papua Yeni Gine
1993 Ekvador
1993 Brezilya (16 ölü)
1993 Silver Valley
1996 Bolivya
1997 Batı Pupua
1998 İspanya
1998 Kırgızistan
1999 Güney Dakota
2000 Romanya ve çevre ülkeler (nehre siyanür akması)
2000 Peru
2000 Papua Yeni Gine
2000 Avustralya (siyanürle altın madeninde göçük sonucu ölümlü 'kaza')

"ÇED raporu verilse bile, bu raporun uygulamasını izleyecek bir mekanizma yok.

"Maden açılacak bölgede yaşayan insanların, 'Biz istemiyoruz!' deme hakkı olmalı.

"Eğer bir işi yaparken, çevredeki insanların yaşamının tehlikeye girmesi sözkonusuysa, o işten vazgeçmek gerekir.

"Hüseyin Yıldıran'ı yalnız bırakmamamız lazım. Çernobil'den sonra konuştuğumuzda bize bir şey yapamadılar. Çünkü arkamızda çok insan vardı. Şimdi aynısını Yıldıran için yapmalıyız."

Prof. Dr. Ümit Erdem:

"Altın madeni Zeytin Kanunu'na aykırıdır. İşletilemez.

"Lefke'ye gittik. Akasya siyanofil vardı Lefke'de. Bu, siyanürün olduğu yerde bulunan bir bitki. Demek ki, çevre siyanürle zehirlenmiş.

"Bergama'da ekolojik, hidrojeolojik çalışmalar yapılmamıştır. Yapılan araştırmalar noktada yapılıyor. Oysa 50 kilometrekare çaplı alanda yapılmalı. WHO'nun (Dünya Sağlık Örgütü=World Health Organization) belirlediği standart budur.

"Bergama'da altın madeninin bulunduğu yerde toprak geçirgenliği yüksektir. Su geçiş noktalarının çok olduğu bir yerdedir. Sular kesinlikle zehirlenecektir."

Prof. Dr. Emür Henden:

"ÇED, kötüyü kamufle etmek için kullanılıyor. Kaldırılmalıdır."

[Panel yöneticisi Prof. Dr. Gürel Nişli de, yapılan konuşmaları özetleyerek paneli kapattı.]


DAHA DA İYİ ANLAŞILMAK İÇİN SIKI VE ÖZLÜ BİR TOPARLAMA YAPMAYA DA CESARET ETTİM.

Herkeslere...

Rio, Bergen 6/f, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, beğenmediğim Anayasamız 17,56,138, Çevre Yasası 3, 10, ÇED Yönetmeliği 15, Hıfzısıhha Yasası 268, İmar Yasası, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Yasası 28, Köy Kanunu Madde 44/2, Kamulaştırma yasası 5, TCK 146 ve 647 Sayılı Yasa hükümlerini sıralayıp, sonra da, Bergama ve Sivrihisar ve Artvin ve Gümüşhane ve Efem çukuru Eşme, Saimbeyli Siyanürle altın olay dosyalarını özetleyip, ''Bu dosyalar bu kanunlarla, bu hukukla buluşsun, kucaklaşsın çarpışsın,'' demeyi, komut vermeyi düşünmüşümdür..

Pat diye Danıştay Yüksek mahkeme kararının ortaya çıktığını gördük, gördünüz.

''.... İnsanın yaşama hakkını ve devletin de Çevre sağlığını koruma çevre kirlenmesini önleme herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, ... risk faktörleri ile çalışan, ve bu riskin, gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevresinin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni iletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.

Anayasanın 17. maddesinde yer alan yaşama hakkına, .56. maddesinde yer alan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkına ters projedir. İptal ediyorum... '' diyen Danıştay kararı...

Artık İnsanın tarifi de değişti birader. Soluduğu havayı içtiği suyu geride doğadan ne kalmışsa diğer canlıları da kendisi için ve gelecek kuşaklar adına savunan insan tarifi yapılıyor.

Öte yandan Uluslarası ilk kez çevre hakkını Haziran 1972 Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı sonucu yayımlanan Stockholm Bildirgesinde gördüğümüzü hatırlarsak...

''İNSAN KENDİSİNE ONURLU VE İYİ BİR YAŞAM SÜRMEYE OLANAK VEREN NİTELİKLİ BİR ÇEVREDE ÖZGÜRLÜK EŞİTLİK VE TATMİN EDİCİ YAŞAM KOŞULLARI TEMEL HAKKINA SAHİP'TİR.''

28 Ekim 1982 Dünya Doğa şartını, 1990 yeni bir Avrupa için Paris sözleşmesini,

1990 Bergen- BM Avrupa Ekonomik Komisyonu çevre ve kalkınma Konferansı sonuç bildirgesini, Haziran 1992 Rıo Toplantısını da... hatırlarsak...

1. ilkesinde '' İnsanlar sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezindedir. Doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları vardır. ''

Yakın geçmişi de toparlayarak aktarmak isterim ki , 1992 yılında haberimiz olmadan Enerji Bakanlığından maden işletme izni almışlar. 1994 yılına gelinmiş. Bergama'da Eczacıbaşı Firmasından izin devri ile Eurogold firmasının siyanür yöntemli altın eldesi için Çevre Bakanlığı'ndan aldığı ''mahsur yoktur ''izninin- işleminin- görüşünün iptali için İzmir İdare Mahkemesine ben dahil 652 kişi olarak başvurmuş idik.

Bütün Odalar, ( maden mühendisleri odası hariç) Barolar, Üniversiteler, halkın, insanların ve doğanın risk altında olduğunu belirtmişlerdi.

Yerel mahkeme 3 uzmandan, ODTÜ Coşkun Yurteri ve arkadaşlarından görüş istedi. Bu uzmanlar özetle '' T.C. Devleti büyüktür. Sızıntı olursa kapatır. Firma da çok büyüktür. Çevreci imajının sarsılmasını istemez. Bu güvene dayalı olarak projeye izin verilmesini onaylıyoruz '' dediler.

İzmir’de Yerel mahkeme, bayan yargıç Esin Tan 'ın muhalefeti ve fakat erkek 2 yargıcın çoğunluğu ile halkın duygu ve düşüncelerinin aksine, bilimsel tereddüte rağmen, firma lehine karar verdi.

Danıştay’a temyize gittik. Ancak onlar, yani firma beklemeden, Devlet büyüklerinin hala devam eden cesaret ve destekleri ile, Türk Ticaret Yasasında yer alan ''Müdebbir işadamı '' olmayı bir kenara bırakarak, hiç bir uyarıyı dinlemeyerek hukuka, halka saygı göstermeden,'' ''Bize ne, Devletiniz, Ankara izin veriyor kardeşim,'' diyerek, tümüne 1,2 milyar lira, yani ağaç başına 500 küsur bin lira ağaç parası ödeyerek 2350 den fazla ağaç kesmeye ve yoğun inşaat faaliyetine giriştiler. 3 milyon dolar masrafı 50 milyon dolara çıkarmaya ya da çıkardık demeye başladılar.

Halk ayağa kalktı.

Karayoluna 500 kişi oturdular saatlerce, ( 6 saat) kalkmadılar. Yoğun yağmurda Yetti gari Mitingi yaptılar. Sokaklarda çıplak dolaştılar.  Bildiri dağıttılar. Kefenlerle dolaştılar. Dinamitten bebek düşüren kadınlar için binlercesi Kaymakama dilekçe vermeye çıktılar. 8 Köyde Referandum yapıp 2866 köylü eksiksiz tamamı siyanürle altın elde edilmesini HAYIR dediler. Kıbrıs'ta Lefke'deki terkedilmiş altın madenini incelemeye gidip döndüler. Türkiye'den misafirliğe gelen Wolkswagencileri ağırladılar. İzmirden sabaha kadar yürüyerek Meşale ile desteğe gelenleri ağırladılar. Anadolu Üniversitelilerin ve Ankara Üniversitelilerin belgesel film çekmelerine yardımcı oldular. Bütün Türkiye'de kişi ve kuruluşların desteğini aldılar. Yurt dışında da çok kişi ve kuruluşun desteğini aldılar. Ankara'ya Parlamentoya 50.000 imza verip geldiler. Maden Bakanını yoldan çevirdiler. Dayanamadılar, maden alanına girdiler.

Ve nihayet D a n ı ş t a y ı n 6 . D a i r e s i b e k l e n e n b ü y ü k k a r a r ı n ı v e r d i

ve İzmir İdare Mahkemesinin kararını 14 Mayıs 1997 günü BOZDU.

Ve buna tüm insanlar ve canlılar çok sevindiler.

Danıştay kararına karşı Eurogold'un hukuka aykırı halka ters saygısız yorumları kamuoyuna açıklandı. Danıştay tebligatı taraflara yapmadan, neden T.C. Devletinin Anadolu Ajansı'na açıklama yapmış. Danıştay siyanür içermeyen faaliyete sınır koymamış. O zaman Türkiye'de nice siyanür kullanan işyerleri kapatılmalıymış. Dünyanın hiç bir yerinde böyle mahkeme kararı yokmuş. Kütahya'da siyanür kullanılıp duruyormuş ve zarar vermemiş (Hâlâ 56 ölüye inanmıyorlar).  Bizim ülkemizde bir avuç ekmek için çamurlar içinde boğuşan insan manzaraları varken bu madenciliğe karşı siyasi kampanya savunulamazmış (Diyarbakır'da kamyon yanında ekmeğe uzanan kadınları hatırlatmak istiyorlar).

Madende 380 kişi çalışıyormuş. Onları ekmeklerinden edemezlermiş. Türk Devletinin güvencesi ile 30 milyon dolar para harcamışlar (geri istiyorlar).

Danıştay'ın 6. Dairesinin BOZMA kararı 2577 Sayılı yasanın 52/4 maddesine göre otomatikman Yürütmeyi Durdurma içerir. Dinlemediler.

2577 Sayılı yasanın 28. maddesi'' ilamların gecikmeksizin yerine getirilmesini öngörmüştür. Bu en fazla 30 gün sürebilir,'' demesine sığınıp Devletin beklemeye kalkması Bergama halkını çok üzecekti. Bu olgu İzmir Valisine aktarılmıştır. Anayasanın 138 maddesi de, Parlamentonun da, Hükümetin de, tüm İdarelerin Mahkeme kararını gecikmeksizin, değiştirmeksizin yerine getirilmesini öngörmekle aksi durumun Anayasa ihlali olacağında kuşku bırakmamaktadır. Bu da Türk Ceza Yasasında 146. maddede çok ama çok ağır bir ceza ile cezalandırılmıştır. Tüm ilgililere aktarılmıştır.

Halk ve destekleyenler 30 gün sonuna kadar yani 27 Haziran 1997 tarihine kadar bekleme karar almışlardır.

Bu arada Köylüler maden çevresindeki Jandarmaların Eurogold yemeğini değil köyün yemeğini yemeleri yolunda eylem yapmışlardır. Kızılderililer gibi maden çevresinde çıplak ve yüzleri boyalı tam tam dansları etmişlerdir. İzmir Valisine 1000'lerce köylü, oğullarının ilkokul kravatlarını ödünç isteyip, takıp dilekçe vermeye gelmişlerdir. Ankara'ya 1000'lerce telgraf çekmişlerdir. İzmir Valisine ve Medyaya, ''Korkmayın canım. Bir şey olmaz. Sizin ülkede bizim ülkedekinden daha fazla emniyet tedbiri alıyorlar vallahi,'' demeye çalışan Avustralya Büyükelçisinin basın toplantısına katılmışlar onun kaçmasına yol açmışlardır.

27 Mayıs 1997 tarihinden itibaren 30 gün yani 27 haziran 1997 günü saat 17.31'e kadar Mahkeme kararının uygulanmasını bekleyen uygulanmazsa çılgına döneceğim diyen yöre halkına, Bergama halkına Türkiye'nin, bütün Dünyanın iyi insanları, hayvanları bitkilerinin destek vermesi oraya gelmesi tel örgülere dayanması türkü-şarkı söylenmesi beklenmiştir.

Bu yolda örneğin 26 HAZİRAN-27 HAZİRAN GÜNLERİNDE İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Türk ve Alman vd bilimadamlarının hatta ÇED hazırlayıcısı Prof. Dr. Orhan Uslu'nun da aralarında bulunduğu BİLİMSEL BİR DEKLERASYON yayımlayıp ''bilimsel olarak siyanür Liç yöntemi ile altın eldesi projesi" reddedilmiştir.

Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı İdare Hukuku Profesörü Ülkü Azrak Danıştay kararından sonra artık siyanür liçi yöntemi ile madenin üretimine izin veren kararının uygulanmasına hukuken imkan kalmadığı mütalaasını vermiştir. Ankara Hukuk Fakültesinden Prof. Yıldırım Uler, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Zehra Odyakmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Meltem Kutlu da'' derhal Mahkeme kararlarının uygulanması gerektiği'' görüşünü sunmuşlardır.

27 Haziran günü 17. 31 den sonra 2 gün boyunca 4ooo köylü madeni sarmışlardır. Valilikle yapılan görüşmelerde, Enerji Bakanlığı'nın İzmir Valisine firmanın yörede dinamit patlatmasına engel olunmaması yolundaki emri gözlenmiş, Vali'nin sıkışıklığı anlaşılmış, 5442 sayılı İl İdaresi Yasası'ndan kaynaklanan huzur ve sükunu sağlama yetkisini kullanamayacağı anlaşılmış ve yeni Hükümetin kurulmakta olduğu ve yeni hükümetin de karar vermesinin 1 hafta beklenmesi yolunda konsensus sağlanmış ve 1 hafta sonra mahkeme kararına uyma gözlenmezse meşru müdafaa hakkının doğacağı, firmaya ve kamuoyuna deklare edilmiştir.

Bu arada tam tamına Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin de 1879 sayılı yazı ile ''firmanın 30 milyon dolar yatırım yaptığını, faaliyetlerine engel olunduğunu şirket yetkililerine devletin verdiği söz ve belgelere sadık olunduğu konunun mutlaka halledileceği, ancak, önce bölgede sükunetin sağlanmasının önemli olduğu, maden projesi çalışmalarının devam ettirilmesi için tedbir alınması istenmiştir.'' dediğine hayretle tanık olunmuştur.

B u 1 h a f t a l ı k s ü r e i ç i n d e, yine pek duyarlılık gözlenmeyince ve Bergama maden sahasına siyanür tankları getirildiği duyulunca yörede yine binlerce köylü toplanmıştır. Ve 3 araç yanmıştır. Ve 38 gözaltı ve 7 tutuklama yaşanmıştır. Ceza yargılamasına İzmir Barosunun sıkı katkısı gözlenmiştir. Çağdaş Hukukçular örgütünün ilgisi katkısı gözlenmiştir.

Köylülerin Avukatları, tazminat davaları ve suç duyurularını hazırlamışlar, açmışlardır.

Devletimizin geleneğini değerlendirerek '' mahkeme kararlarının uygulanmaması diye Devletin lügatında epey yer var '' diyerek dikkat kesilmiş idik. Haklı çıktık. Günler aylar geçti ki, hala yargı kararının uygulanması konusunu çözememekteyiz. Maden faaliyetinin sinir bozucu biçimde devam etmesinin önüne geçememekteyiz. Çevre Bakanlarının '' firmadan faaliyet durdurmalarını rica ediyoruz. Dinlemiyorlar.'' deyişlerinin önüne geçemiyorken, arkadan nihayet Danıştay son onama kararını vermiştir. Bunu da biz 17 Nisan 1998 tarihinde tebellüğ etmişizdir. Çevre Bakanlığı da 28 Nisanda...

Sayın Bakan Aykut, davalı olarak 15 günlük yasal süre içinde tashihi karar haklarını kullanmayacaklarını kamuoyuna açıklamış ve 11 mayıs günü muhkem kaziye/ kesinleşmiş hüküm oluşacak derken Çevre Bakanı Paris ve Kanada seyahati dönüşü, tekrar vazgeçmiş tashihi karar yapmıştır.

Ve artık o da reddolmakla muhkem kaziye oluşmuştur.

Biz, yine de yargı kararlarının Türk milleti adına alındığını hatırlatmayı, Anayasanın 17. maddesinde yer alan yaşama hakkını, Anayasanın 56. maddesinde yer alan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını telaffuz etmeyi, Anayasanın 138. maddesinde yargı kararlarına parlamentoların bile uyması gerektiği hükmünü hatırlatmayı, Anayasanın 90. maddesine göre milletlerarası anlaşmaları hatırlatmayı, Paris, Granada, Bern, Ramsar, Basel, Cenevre, Barselona, Bükreş, New York, Roma, Rio, Frankfurt, Bergen anlaşmalarını hatırlatmayı, sürdürmüşüzdür..

Sonra sonra, Köylüler Yörede Fransızların terkettiği, Balıkesir Balya madenini ziyarete gidip dayak yemişler, Boğaz köprüsüne eyleme gidilmiş, nüfus sayımında köylüler kendilerini saydırmamışlar, bunun üzerine köylü başına 1.075.000._ TL para cezaları çıkmış, 8 gün içinde para cezalarını da ödememe kararı alarak, para cezası % 50 zamlanmıştır. Onu da ödememe kararı almışlar, binlerce kişi olarak cezaevine girmek eylemini hazırlamışlardır.

Devlet, ''Bakanlıklar Valilik aracılığı ile, hemen, Kamuoyuna şu açıklamayı, bu açıklamayı yapabilir,'' dedik.

Yok Firma Bergama'dan Dikili'ye doğru araziyi kaydırmıştır. Yeni başvurularını yapmışlardır. Fransız, Kanadalı Bilimadamları ile bu sefer pek yaman hocalarla yaman bir ÇED yaptılar, yapıyorlar. Zaten biz de Yeniden izin verdik. ''

Veya '' Maden ruhsatı devam ediyor. Devletimizin taahhütleri var. ÇUŞ ve ÇTYA geliyor. Toprağı, siyanürü alıp Kütahya'ya götürüp Etibank'a satacağız. Sizinkiler yani Etibank o tarihte hangi işadamına özelleştirme ile verilmiş olur bilemem ama onlar siyanürü basarlar, ağır metaller çıkarsa çıkar'' derler.

HAYDİ BİZ YİNE KÜTAHYA'NIN DULKADİR KÖYÜNDE 112 NÜFUSUN 56 KİŞİYE DÜŞTÜĞÜNÜ ARSENİK'İ BİLİM RAPORLARINI ORTAYA KOYAR DAVALAR AÇAR KAZANIR HALKI HAREKETE GEÇİRİRİZ. YİNE KAZANIRIZ.

DERKEN,

Yeni seçimler olmuştur. Değişiklikler olmuştur. Belediye başkanı mesela kaybetmiş ve altıncı firmaya milyon dolarlık inşaat işi yapan müteahhit kazanmıştır.

Haydala son iki gelişme...

Cumhurbaşkanı Demirel başbakanlık üzerinden TÜBİTAK isimli Bilim kuruluşunu kullanarak onlardan ''Danıştay kararının endişesinin Bergama’da ve Sivrihisar'da aşılıp aşılmadığını'' sorar.

Kuruluşun 11 Profesörü, tıpkı Demirel'in aile fotoğrafı için açtığımız davada karşımıza Demirel'in avukatı olarak çıkan rahmetli Uğur Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu gibi... bazı meşhur deprem profesörlerinin de aralarında bulunduğu bu hocalar, 2 siyanür gazı ölçüm cihazı gelmiş, bir kuyu ilave açmışlar istinat duvarı da yapmışlar. "Böylece endişe risk giderilmiştir," demişler. Başbakanlıkla Çevre Bakanlığı yazışmışlar. Bunu benimsemişler. Başımıza hukuka karşı yok hükmünde bir Başbakanlık işlemi getirmişler.

Bu Anayasa’nın 138. maddesindeki mahkeme kararlarını hiçe saymanın Anayasa’yı ihlal suçu oluşturacağı T.C.K.’nin 146. maddesinde idam cezasıyla karşılandığı bu dosyada devlet suçlu durumuna düşmüştür.

Ama 10 yıldır mücadele edenler ayaktadır. Bütün köylüler, vekaletname verdikleri avukatlar Anayasal hak arama özgürlüğü çerçevesinde ürpertici, sakin sessizlik kararı almışlardır. Davalara hazırlanmaktadırlar. Başbakanlık aleyhine idari dava açmışlardır.

Bunun için biz İzmir Çevre Hareketi Avukatları, Barolar Birliği, Gazeteciler Örgütleri, Mühendis Odaları, Çevreciler, Kadın Örgütleri, herkes geniş bir cephe kurmuşlardı. Cephe dağılmamıştır. Tekrar harekete geçeceklerdir.

Köylüler çok ustalaştıkları hukuka uygun kanunların sınırında eylemler olan sivil itaatsizliklere hazırdırlar.

Kamuoyuna Balıkesir Balyada 50 yıl önce terkedilen Fransızların bir zamanlar işlettiği Altın madeni sonrası yörenin ve kanserlerin dosyasını, Lefke'de Amerikalıların 35 sene önce terkettikleri altın madeninin halen insanlık dışı görüntülerini, Kütahya Dülkadir köyünde Alman Krup firmasının 4 yıl işletip Etibank'a bırakıp gittiği köyde 112 kişiden 56 sının köy kadınlarını duvarlarını badanada kullandıkları atık toprağa bağlanan ölümleri doktor raporlarını yurttaşlarımızın buna layık olmadıklarını aktarıp duracağız.

Devletimizin geçen hafta sessizce ÇED Yönetmeliği'ni değiştirerek tam altıncı firmalar için yönetmeliğe cümle koymasını yani "işletme bitmişse, üretim yapılabildiği belgeleniyorsa"  (yani 932 gram üretildiği ...) bir kereye mahsus izin verilir diyen çılgınlığını kamuoyuna aktaracağız.

Devlete tanklarla madeni çembere alıp işletmeye kalkışmamasını tüm yurttaşlar olarak dillendirelim diyeceğiz.

Orman Bakanlığı’nın daha önce yargı kararına saygı diyerek 5 yıllık tahsis izinlerini uzatmayışı sonrası bu sefer Prof. Bakanın döneminde üstüne üstlük tahsisin uzatıldığını öğrendik bu olguya hukuki siyasi savaş açacağız.

Sağlık Bakanlığının tesisi izni vermek üzere tüm hazırlıklarını tamamladığını öğrendik. Savaş açacağız.

Direnme hakkını araştıracağız.

Ama bu sefer sizsiz olmaz.

Artık Barolar, Odalar, değişik örgütlerden , Yurttaşlardan heyecanlı tepkiler, katkılar gelmeye başlamıştır. Artması istenir.

Son bir gelişme Orman Mühendisleri Odası’nın Bergama’daki altın madeni işletmesinin üzerine kurulu olduğu alanın tahsisinin Orman Bakanlığı’nca uzatılmamasına rağmen işgalin sürdüğünden bahisle yaptığı suç duyurusu sonucu Bergama Sulh Ceza Mahkemesi’nde firma yöneticilerinin yargılandığı ceza davasının duruşması vardır. Yoğun ilgi katkı doğru olur diye düşünüyorum.

Bir tane daha..

Madene 21 sağlık uzmanı yetkilisi müdürü çağrılmış ve maden gezdirilmiş ve İşletme açılma izini için mütalaa istenmiştir. 3 uzman muhalefet oyu vererek HEYETLERDE HALK SAĞLIĞI UZMANI BULUNMAYIŞINI VE DEVLETİN BUNA RAĞMEN İZİN PEŞİNDE KOŞUŞUNA karşı çıkmışlardır.

Son bir gelişme daha...

Bergama’daki gibi bir altın madeni girişimi Uşak ili, Eşme ilçesinde olunca yöre insanlarının da bir tepkisi gözlenmiş idi. Uşak Barosu’ndan Av. Gürcan Sağcan İzmir’den Kimya Doç. Hüseyin Yıldıran ve İzmir’den gazeteci İsmail Durna Bekişli köyü kahvesinde köylülerle bu yolda sohbet ederken Uşak Valisi Ayhan Çelik ve DSP Milletvekili Hasan Özgöbek’in pek fazla maden yanlısı faaliyetleri sonucu kahveye gelen jandarma komutanın toplantı izni sorması ile başlayan yargılama dün her üç kişiye 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefetten 15 ay hapis cezası verilmesi şeklinde sonuçlanmıştır. Yargıtay’a gidileceği tabiidir. Ancak Kamuoyunun devletin hukuka saygısını sağlaması için, hukukun gelişmesi için kamuoyunun kendisini yükseltmesi için, bu yolda da destek vs. anlamına çok şey yapılabileceğini düşünmekteyim.

Son bir gelişme daha...

Bergama halkı Kaymakamlığa kalabalık olarak başvurarak Orman Bakanlığının tahsisi uzatma kararının metninin ortay çıkması verilmesi başvuru eylemi yapılmıştır. Yurttaşlar ayık ve uyanık konumdadırlar.

Çevre Bakanı Uşak ilini ziyarete gelmiştir. Hatta eşleri bir ara yolda kaybolmuştur. Akabinde Bakan Eşmede siyanürle altın madeni işletmesine ÇED izni verdiklerini bildirmiştir.

Fakat hemen Muhtar Mehmet Usta, "Devlet izin vermiş olabilir. Ancak biz vermedik," demiştir. Demek ki bu cephede de hukuk ve siyaset başlayacak demektir. Çevre Hareketi Avukatları ve tüm Avukatlarımız Baroya başvurarak ücretsiz savunma görevine başlayacaklar demektir.

Gelişmeleri....

Bekliyoruz.....

Av. Senih ÖZAY


Anasayfaya dön.

Yayım tarihi: 29 Ağustos 2000

Hosted by www.Geocities.ws

1