EUROGOLD
OVACIK ALTIN MADENİ
|
Prof.
Dr. Naci GÖRÜR |
|
|
Prof.
Dr. Derin ORHON |
Prof.
Dr. Mahir VARDAR |
Prof. Dr. Olcay TÜNAY |
Prof.
Dr. Haluk EYİDOĞAN |
|
Doç.
Dr. Işık KABDAŞLI |
Prof.Dr.
Aykut BARKA |
|
Prof.
Dr. Mehmet CANBAZOĞLU |
Prof.
Dr. H. Fehim ÜÇIŞIK |
|
Prof.
Dr. Hasan YAZICIGİL |
Öğr.
Gör. Dr. Süleyman ÖVEZ |
Bu Rapor, Başbakanlık Müsteşarlığı'nın
TÜBİTAK Başkanlığına hitaben 08. 03. 1999 tarihli yazılı talimatı doğrultusunda
YDABÇAG koordinasyonunda oluşturulan uzmanlar heyetinin hazırlamış olduğu
inceleme raporlarının genel sonuçlarını derlemektedir.
Ekim 1999 İSTANBUL
EUROGOLD
OVACIK ALTIN MADENİ
TÜBİTAK – YDABÇAG
KOMİSYON DEĞERLENDİRME RAPORU
Bu raporda özetlenen çalışmanın
konusu, Başbakanlık Müsteşarlığı'nın TÜBİTAK Başkanlığı'na hitaben
08.03.1999 tarih ve 8.0.2.O.MÜS.O.13.00.00-585 sayılı yazılı talimatı doğrultusunda,
Ovacık Altın Madeni'nde söz konusu yatırımın taşıdığı risklerin kabul
edilir olup olmadığının tespitidir.
Başbakanlık Müsteşarlığı tarafından,
Danıştay Kararı'nda belirtilen risklerin kabul edilir olup olmadığının,
ilave tedbirler ile risklerin giderilip giderilmediğinin tespiti talep
edilmektedir.
Ovacık Altın Madeni'nde altın üretim
tesislerinin "siyanür liçi" yöntemiyle işletilmesi konusunda Çevre
Bakanlığı'nın verdiği "olumlu görüş" yargı sürecinde iptal
edilmiştir. Danıştay, 1992-93 dönemindeki verilere göre hazırlanan ÇED
Raporu'ndaki genel saptamalardan hareket ederek siyanür maddesinin insan ve çevre
sağlığı açısından olumsuz etkiler yaratma riski taşıdığı gerekçesiyle
bu kararını vermiştir.
Şirket, ÇED Raporu ve Çevre Bakanlığı'na
verdiği Taahhütname'deki esaslara sadık kalarak ve ilaveten, geçen süre içerisinde
ilave tedbirler almak suretiyle bir tesis inşa ettiğini belirterek Danıştay
Kararı'nda öngörülen riskleri giderdiğini ifade etmektedir.
Başbakanlık, mevcut tesisin işletilmesi
halinde Danıştay'ın belirttiği insan ve çevre sağlığını tehdit eden
risklerin, iddia edildiği gibi şirket tarafından giderilip giderilmediğinin
tespitini talep etmiştir.
Danıştay'ın Mayıs 1997 tarih ve
1997/2312 sayılı kararında belirtilen riskler bu çalışmaya esas teşkil
etmek üzere aşağıdaki gibi özetlenebilir:
§
Projenin, bölgedeki yüksek erozyon
potansiyeline ve ormanlara etkisi ve bunların toplum sağlığına katkısı;
§ Siyanür liç ünitesinin geçirimli zemin üzerindeki etkisi;
§
Maden işletme tesislerinin 1. Derece deprem kuşağı
içinde yer almasının alınan tedbirler muvacehesinde insan sağlığı ve çevre
üzerindeki etkilerinin tespiti;
§
Bir sızıntı durumunda yeraltı suyuna karışacak zehirli
atıkların yöre halkının sağlığını etkileme potansiyelinin tespiti;
§
pH'ın düşmesi durumunda, atmosfere karışacağı
ifade edilen HCN gazının insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkisinin
irdelenmesi;
§
Toprak katmanları tarafından çok miktarda
uzaklaştırılsa da zaman içerisinde hidroliz nedeniyle siyanürün yeniden su
ortamına karışması olasılığının insan sağlığı ve çevre üzerindeki
etkisinin irdelenmesi;
§
Tesisten ağır metallerin sızma ihtimali ile
bu sızıntının çevre ve insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkisinin
irdelenmesi,
§
Atık barajı astarından olabilecek sızıntılardan
yeraltı suyu üzerindeki etkileri insan sağlığı ve çevre üzerindeki
etkisinin irdelenmesi;
§
Tesislerden toprağa, suya ya da atmosfere bir
sızıntı durumunda insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkisinin
irdelenmesi;
§
Mevcut tesislerde yapılacak olan denetimle
olası risklerin giderilme etkinliğinin irdelenmesi;
§
ÇED ve bilirkişi raporlarında sözü edilen
risklerin, alınan tedbirler ışığında insan sağlığı ve çevre açısından
değerlendirilmesi;
§
İşletmecinin iyi niyeti ve önlemlerin
titizce denetlenmesinden bağımsız olarak risk yönetiminin değerlendirilmesi.
Bu çerçevede Danıştay'ın kararına
mesnet teşkil eden, husus ve görüşler,
§
Siyanürün toprağa, suya ve havaya karıştığı
zaman her türlü canlı açısından zararlı olması,
§
Atık havuzuna verilen atıkların, geçirimsiz
olarak planlanan ve bu atık barajından oluşabilecek sızıntılar nedeniyle
su kaynaklarına ve diğer kullanım alanlarına ulaşması olasılığı
bulunması,
§
Risk nedeniyle bölgedeki flora ve faunanın
bozulma tehdidi altında kalması,
§
Şirketin iyi niyetine ve devletin yapacağı
denetime bağlı olarak risk faktörünün azalmayacağı;
şeklinde ifade edilmiştir.
Çalışma, TÜBİTAK-YDABÇAG
koordinasyonunda, konularında uzman elemanların görüşleri alınarak, TUBİTAK
kanalı ile Başbakanlığa iletilecek olan bir rapor hazırlanmasını öngörmektedir.
İşbu rapor bu amaçla düzenlenmiştir.
Rapor, YDABÇAG'ı temsilen Prof. Dr.
Naci Görür'ün yürütücülüğünde üniversite temsilcisi olarak seçilen
Prof. Dr. Derin Orhon (İTÜ), Çevre Bakanlığı temsilcisi Kimyager Haydar
Hazer ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı temsilcisi , Yük. Müh. Necati
Yıldız tarafından, seçilmiş olan uzmanların inceleme, görüş ve
kanaatlerini yansıtan kişisel raporları esas alınarak yapılan değerlendirmeler
sonucunda müştereken hazırlanmıştır.
Çalışmada çevre alanında Prof. Dr.
Derin Orhon, çevre kimyası alanında Prof. Dr. Olcay Tünay ve Doç. Dr, Işık
Kapdaşlı (İTÜ), çevre ekolojisi alanında Öğr. Gör. Dr. Süleyman Övez
(İTÜ), çevre hukuku alanında Prof. Dr. H. Fehim Üçışık (Marmara Ü.),
cevher hazırlama alanında Prof. Dr. Mehmet Canbazoğlu (Sivas Cumhuriyet Üniversitesi),
hidrojeoloji alanında Prof. Dr. Hasan Yazıcıgil (ODTÜ), mühendislik
jeolojisi ve jeoteknik alanında Prof. Dr. Mahir Vardar (İTÜ), jeofizik,
sismoloji alanında Prof. Dr. Haluk Eyidoğan (İTÜ.) ve neotektonik alanında
Prof. Dr. Aykut Barka'nın (İTÜ) uzmanlıklarından yararlanılmış olup, bu
uzmanların hazırlamış oldukları kişisel raporlar ekte sunulmaktadır (EK 1
-9).
Çalışma TÜBİTAK tarafından konu ile ilgili temin edilen çok kapsamlı bilgi ve belgelerden yararlanılarak başlatılmıştır. Çalışma süresince geniş bir dokümantasyon temin edilmiş olup değerlendirmeler bu dokümanlarda mevcut olan bilimsel verilerden yararlanmak sureti ile yapılmıştır.Çalışmada kullanılan teknik ve bilimsel dokümanların listesi rapora eklenmiştir (Ek 10).
Çalışma sırasında, 04 Ağustos 1999
tarihinde uzmanlar grubu TÜBİTAK temsilcisi Prof. Dr. Naci Görür'ün başkanlığında
inceleme konusu Ovacık Altın madeni tesislerinde ve civarında incelemeler
yaparak tesislerin Çevre Bakanlığı'na verilen taahhütler çerçevesinde inşa
edildiğini ve ilave olarak metal duraylama, hipoklorid ünitesi. yeni bir gözlem
kuyusunun tamamlandığını ve atık havuz stabilite attırma projesinin yapıldığını
tespit etmiştir.
Çalışmanın yürütücüsü Prof. Dr.
Naci Görür ve komisyonun üniversite temsilcisi Prof. Dr. Derin Orhon, konu
ile ilgili olarak ABD'de 20-24 Ağustos 1999 tarihleri arasında çalışma
konusu doğrultusunda temas ve incelemelerde bulunmuşlardır. Bu kapsamda, Dr.
Robert Walline, Dr. Terry Mudder, Dr. Karen Hagelstein, Dr. Dirk van Zyl ve Mr.
Tom Williams ile bir çalışma grubu toplantısı yapılmış ve konunun değişik
yönleri bu grup ile birlikte ayrıntılı olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Bu toplantıda yer alanlar altın cevheri işlenmesi konusunda dünyanın en
saygın uzmanları arasındadır. Toplantıya ait rapor ilişiktedir (Ek 11).
Bu program kapsamında dünyanın en
eski altın üretim tesislerinden biri olan South Dakota eyaletindeki Homestake
Mining Company'nin Lead Altın Madeni ziyaret edilmiş ve karşılaştırmalı
inceleme ve değerlendirme imkanı sağlanmıştır.
Programın son aşamasında, altın
madenciliğinin ve inceleme konusu Ovacık Altın Madeni'nin teknik ve idari yönleri
ABD'de konunun.kurumsal ayağını oluşturan United States Environmental
Protection Agency (EPA) uzmanlarından Carol Cox Russell ve State of Colorado,
Division of Minerals .and Geology uzmanlarından Dr. Harry H. Posey ile tartışılmıştır.
Yapılan ayrıntılı inceleme ve değerlendirmeler
sonucunda komisyonun bilimsel verilere dayanarak geliştirdiği görüş ve
kanaat çalışma sonuçları olarak aşağıda özetlenmiştir.
Çalışmaya temel teşkil eden Mayıs
1997 tarih ve 19972312 sayılı Danıştay kararı, 1982 Anayasası ve yürürlükteki
Çevre Mevzuatı çerçevesinde bir iktisadi faaliyet olan altın madeni üretiminde
siyanür kullanılması dolayısıyla çevre korunması ve özellikle insan
hayatı yönünden sakıncalar içerdiği kanaatine dayalı olarak verilmiş ve
karara mesnet olarak, yukarıda rapor kapsamı bölümünde verilmiş olan risk
unsurları sıralanmıştır.
İnceleme konusu altın üretim yönteminin
dünyada 100 yılı aşkın süredir, teknolojilerde ileri ve çevre konusunda
duyarlı ülkelerde de uygulanmakta olduğu göz önüne alındığında bu yargı
kararı anılan yöntemi mutlak olarak yasaklayan bir karar olarak değil, fakat
uygulamayı özelde sorgulayan bir karar olarak değerlendirilmelidir. Bu
durumda, tesisin idari yargı sürecinin başlatıldığı tarihten bu yana yapılan
çalışmalar ve alınan önlemler ile bu riskleri bertaraf, edecek şekilde değiştirilip
iyileştirildiği, bu nedenlerle madeni çalıştırılabilmesi için değerlendirilebilir
nitelikte olduğu görülmektedir (Ek 1).
Tesis ile ilgili olarak öne sürülen
sakıncaların başında tesiste siyanür kullanımı gelmektedir. Siyanür
toksik bir madde olmasına karşın altın madenciliği dışında da dünyada
ve ülkemizde birçok değişik alanlarda çok daha büyük miktarlarda kullanılmaktadır.
Altın madenciliğinde kullanılan yöntem
sadece üreticinin seçimine bağlı olarak değil, cevherin özelliklerine bağlı
olarak belirlenmektedir. Ovacık Altın Madeni ile ayriı özelliği gösteren
madenlerde . siyanürlü yöntemlerin kullanılması söz konusudur. Dünyada
halen işler vaziyette olan altın madenlerinin büyük çoğunluğunda (%
80'inden fazlasında) cevher özelliği dolayısıyla siyanür yöntemleri
kullanılmaktadır Dolayısıyla siyanür kullanıldığı için altın
madenciliğinin yasaklanması söz konusu olamaz; ancak, bu çalışmada da
vurgulanacağı gibi kullanılan siyanürden oluşabilecek çevresel etkilerin
ve riskin kabul edilebilir ölçülerin altında olup olmadığı tartışma
konusu olmalıdır (Ek 2).
Altın madenciliğinde diğer madencilik
alanlarında da olduğu gibi siyanürü değişik yöntemler ile kullanmak mümkündür.
Ovacık Altın Madeni İşletmesi tank liçi yöntemi ile tasarlanmış ve bu şekilde
inşa edilmiştir. Tank liçi yöntemi siyanürden yararlanan en gelişmiş yöntem
olarak değerlendirilmekte olup, örneğin benzer şekilde siyanür kullanan yığın
liçi (heap leach) yöntemine oranla önemli çevresel üstünlükler taşımaktadır.
Bu durumda Ovacık Altın Madeni İşletmesi'nin üretim prosesi halen dünyada
kullanılan,eri gelişmiş (state of the art) teknolojiyi yansıtmaktadır.
(Ek3).
Dünyada ve özellikle ABD, Kanada gibi
gelişmiş ülkelerdeki altın madenciliği uygulamalarında siyanür kullanımı
artık önemli bir çevresel risk unsuru olarak görülmemektedir. Yapılan gözlem
ve değerlendirmeler bu tesisler ve civarında son yıllarda siyanür kullanımından
kaynaklanan hiç bir vaka ya da çevre sorunu kaydedilmediğini göstermektedir.
Siyanürün muhtemel etkilerini tesis bünyesinde
ya da atık havuzunda bu konuda alınmış önlemler çerçevesinde değerlendirmek
gerekir.Dünyada halen işletmede olan birçok tesiste siyanürlü atıklar,
tesis içinde herhangi bir arıtıma tabi tutulmadan atık havuzunda
toplanmaktadır. Oysa, Ovacık Altın Madeni İşletmesi'nde siyanürlü atıklar
INCO SO2/hava prosesine dayalı bir arıtmadan geçerek atık havuzuna
verilmektedir. Mevcut verilere göre arıtma öncesi atıkların 150 ppm'in
biraz altında siyanür (CN) içermesi söz konusudur. Mevcut arıtma sistemi
ile atıklardaki siyanür düzeyi, yüksek pH koşullarında siyanata (CNO) dönüşmekte
ve 1 ppm'in altına düşmektedir.Tesiste atık havuzundaki siyanür ile ilgili
olarak taahhüt edilen maksimum değer 1 ppm'dir.
Tesis bünyesinde daha önceden yapılmış
olan çalışmalarda arıtma sonrası siyanür konsantrasyonu 0,5 ppm düzeyinin
altına indirilebildiği gözlenmiştir.
INCO SO2/hava arıtma sistemi aynı tür
performansı sağlayarak yaygın bir biçimde benzer tesislerde kullanılan bir
prosestir. Bu tesislerdeki veriler yukarıda sözü edilen arıtma verimini doğrular
niteliktedir.
Bu değerlendirmenin en önemli yanı
siyanür (CN) ile siyanatın (CNO) tamamen ayrı özellikler gösteren iki ayrı
bileşen olduğu gerçeğidir. Siyanürün toksik bir madde olmasına karşın,
siyanat toksik etkileri ihmal edilebilen ve bu nedenle dünyadaki su kalite
standartları bünyesinde kontrol dışı bırakılmış bir bileşendir.
Nitekim ABD ve Türkiye'deki geçerli yüzeysel su kalite standartlarında
siyanat kısıtlamasına ilişkin hiçbir hüküm yer almamaktadır.
O halde, Ovacık Altın Madeni İşletmesi
çıkışında, atıkları yüksek pH koşullarında 0,5 ppm dolayında (1
ppm'in altında) siyanür içeren atıklar olarak değerlendirmek söz
konusudur. Bu düzeydeki siyanür içeriği aşağıdaki bölümlerde de ayrıntılı
olarak belirtilebileceği gibi, insan sağlığı ve çevre koruma açısından
kabul edilebilir sınırların çok altında ve önemsenmeyecek düzeyde çevre
riski taşımaktadır (Ek 2,3 ve 4).
Ovacık Altın Madeni İşletmesinden
kaynaklanan atıklar, maden alanı içinde, üretim tesisi civarında uygun
hacimde planlanmış: bir atık havuzunda toplanacaktır. Madencilik
faaliyetlerinin, cevherin çıkarıldığı bölgede yapılması teknik ve
ekonomik gereklilik olduğundan, tesisin yer seçimi amaca uygun ve doğru bir
seçimidir. Ayni koşullar atık havuzu içinde geçerli olup genelde tüm maden
işletmelerinde olduğu gibi Ovacık Altın Madeni atık havuzu da ocak yakınında
uygun bir korıumda inşa edilmiştir.
Atık havuzu, oturduğu zeminde uygun koşulların
bulunmasına rağmen tam geçirimsizliği sağlamak üzere tasarlanmış ve inşa
edilmiştir. Bu amaçla atık havuzunun iç yüzeyi alttan üste doğru 50 cm
kalınlığında kil, 1,5 mm kalınlığında yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE)
jeomembran, tekrar 20 cm kil ve 20 cm kalınlığında bir çakıl filtre yatağı
ile kaplanmıştır. Dünyadaki benzer uygulamalarda birçok yerde, örneğin
Kanada'da, atık havuzları iç yüzeyde geçirimsizliği temin eden ek bir yüzey
olmaksızın kullanılmakta ve uygun çevre koşullarını sağlamaktadır.
ABD'deki yönetmelikler çoğunlukla geçirimsizliği koşul olarak talep
etmektedir; bunun için genelde bir kil tabakası üzerine bir jeomembran
tabakası uygu!aması yeterli olmaktadır. Ovacık Altın Madeni İşletmesi'nde
kullanıldığı gibi üçlü kil-jeomembran-kil düzenlemesi benzeri hemen
hemen hiç görülmeyen bir uygulamadır ve bu şekliyle diğer ülkelerdeki
mevcut uygulamalara kıyasla çok daha üst düzeyde bir geçirimsizlik sağlamaktadır
(Ek 2,3 ve 5).
Ovacık Tesislerinde işlenen cevher,
benzeri her maden yatağında olduğu gibi altın içeriği yanında değişik ağır
metalleri ve metal sülfürleri içermektedir. Bu çerçevede Ovacık cevherinin
3 önemli özelliğini belirtmek gerekir. (1) Cevherdeki toplam ağır metal içeriği
benzer maden yataklarına oranla son derece düşüktür. Bu içerik herhangi
bir metal kaplama tesisi atıksuyu ile karşılaştırıldığında bile önemsiz
sayılabilir. (2) Mevcut bilgiler cevherin çok yüksek bir tamponlama (alkali)
özelliği olduğunu göstermektedir. Bu özellikteki bir ortamda metal bileşenlerinin
çözünebilirliği ve sızması ihtimali ihmal edilebilecek ölçüde düşük
gözükmektedir. (3) Cevherin sülfür içeriği benzer maden yataklarına
oranla yok denebilecek ölçüde düşüktür (<% 0. 1 ). Böylelikle proses
içinde sülfatlı bileşenlerin önemli düzeylerde oluşma olasılığı
bulunmamaktadır.
Cevherin tesiste işlenmesi ile
birlikte, atıkların arıtılması aşamasında, özellikle. metal
stabilitesini etkileyebilecek iki işlem gerçekleştirilmektedir: (1) Kireç
ilavesi ile pH'ın 9,5-1.0 mertebesi üzerine çekilerek metal hidroksitlerin
katı fazdaki stabiliteleri arttırılmaktadır. (2) Proses bünyesinde çok
kararlı olan çift metal hidroksit/tuz komplekslerinin oluşması sağlanmaktadır.
Bu şekilde cevher işlenip atık hafine geldiğinde, tesis içinde alınan
koruyucu önlemler ile metal içeriği daha kararlı ve çözünebilme/sızma
olasılığı daha düşük bir nitelik kazanmaktadır. Bu özellik atık
havuzunda depolanan atıkların : genel karakterini yansıtmaktadır. Ön işletme
aşamasında deneme üretimi sırasında yapılmış olan ölçümler, yukarıda
ifade edilen genel esasları doğrular mahiyette olup sıvı fazda saptanmış
olan ağır metal konsantrasyonlarının çok düşük seviyede kaldığı
belirlenmiştir. (Ek 2,3 ve 4).
Maden işletmeciliğinin en önemli sorunlarından biri asitli suların (acid mine drainage) akarak çevreye karışmasıdır. Yüksek sülfür içerikli cevherlerin çıkartılması aşamasında oluşan artık kayalar çevrede.depolandığında yeterli tampon kapasitesine sahip olmamaları halinde, yağış sularının etkisiyle önemli ölçüde demir sülfat oluşumu ve asit üretimi söz konusu olmaktadır. Bu tür sular çevrede önemli olumsuz etkiler yaratabilmektedir.
Ovacık Altın Madeni İşletmesi'nde kısıtlı
miktarda artık kaya çıkacağı ve bunun da havuz haznesinin memba ve mansap
seddelerinde dolgu malzemesi olarak kullanılacağı ifade edilmektedir. Artık
kayalardan, bir yandan sülfür içeriklerinin asitli su oluşumu için kabul
edilmekte olan > %0.5 sülfür limitinin çok altında olması, öte yandan
çok yüksek tampon kapasitesi içermiş olmaları göz önüne alındığında,
yağış etkisiyle asitli su oluşumu olasılığı bulunmadığı ya da bu olasılığın
ihmal edilebilir düzeyde kalacağı öngörülmektedir (Ek 4 ve 6).
Atıkların yaratabileceği etkiler ve
bunlarla ilgili olarak alınması gereken önlemler büyük ölçüde yasal tanımlara
bağlı olarak belirlenmektedir. ABD'de insan sağlığı ve çevrenin korunması
amacıyla tehlikeli atıklardan kaynaklanan problemlerin çözümü için Kaynak
Koruma ve Geri Kazanma Yasası (Resource Conservatlon And Recovery , Act-RCRA)
oluşturulmuştur. Madencilikten kaynaklanan atıklar 1980 yılından bu yana
Bevill Regulations olarak bilinen düzenleme ile bu yasa kapsamının dışına
alınmıştır (Ek 2).
Türkiye’de metalik cevherlerin ekstraksiyonu, 1995 tarih ve 22387 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde tehlikeli atık üretilmesine neden olan aktiviteler arasında yer almaktadır*.
Ancak, bu kategoriye altın Madenciliği
dahil edilmemiş, altın cevherinin ekstraksiyonundan kaynaklanan atıkların özellikleri
ve bertaraf yolları tanımlanmıştır.
ABD'de tehlikeli nitelik taşınmayan atıkların
çevreye verilme koşullarını belirleyen Ulusal Kirletici Desarj Eliminasyon
Sistemi (National Pollutant Discharge Elimination System) yürürlülükte olup
bu sistem yardımıyla değişik faaliyetlerden kaynaklanan atıkların çevreye
verilme koşulları ve faaliyet sahiplerinin bu koşullara uyma yükümlülükleri
belirlenmiştir. Altın madenciliği bu sistem bünyesinde Cevher Madenciliği
ve İşlenmesi Noktasal Kaynak Kategorisi (Ore Mining and Dressing Point Source
Category40 CFR Parf 440) altında J alt kategorisinde yer almaktadır. Bu alt
kategorideki düzenleme ile altın madenciliğinden kaynaklanan atık suların ağır
metaller, toplam askı maddesi ve pH koşullarını sağlamak suretiyle çevreye
verilmelerine izin verilmektedir (Ek 2).
Ovacık Maden İşletmesinde aynı
parametreler bazında deneme işletmesi sırasında fiilen saptandığı ifade
edilen ve bilimsel verilerle de doğrulanan değerler 40 CFR Part 440, 440.102
ve 440.103 ait kategorilerinde belirlenen limit değerierin belli emniyetle altında
kalmaktadır. Aynı düzenlemede siyanür liçinden gelen atıksular için
genellikle sıfır deşarj öngörülmektedir. Ovacık Madeni atıkları için
de bu sisteme uygun biçimde sr.hr deşarj düzeni uygulanmaktadır.
Bir atığın tehlikeli atık niteliği
taşıması arıtma, stabilizasyon ve depolama aşamalarında göz önüne alınması
gereken özel koşulları belirler. Altın madenciliğinden kaynaklanan atıklar,
örneğin ABD'de tehlikeli atık olarak mütalâa edilmemektedir. Bununla
birlikte Ovacık Maden
İşletmesi'nde atıklar için alınmış
olan arıtma, stabilizasyon ve depolama usulleri benzer bir tehlikeli atık için
alınması söz konusu olabilecek önlemlerin tümünden daha fazlasını içermektedir
(Ek 2).
Tesisin düzenli ve sürekli işletilmesi
sırasında çevresel risk oluşturabilecek faaliyet ve unsurlar aşağıda değerlendirilmiştir.
Altın madenciliği, ocak işletmesi bakımından
Türkiye'de çok uygulaması olan bir taş ocağından farksızdır.Tesisin işletilmesi
sırasında kayaların patlatılması, parçalanması, kazılması ve taşınması
ile ortaya çıkacak olan emisyon ve partikül oluşumu kullanılan teknolojik
usuller ve sulama ile minimize edilmektedir. Doğal bir taş ocağı olarak işletilecek
olan açık ocak işletmesi madenin 8 yıllık aktif üretim ömrünün ilk üç
yılında faaliyet gösterecek olması nedeniyle üretimin az bir kısmını teşkil
edecektir.
Üretimin büyük bölümü yeraltı ocâklarında
devam edeceği için erozyon ve hava kirlenmesi problemi iki yıllık açık
ocak işletmesi sonunda söz konusu olmayacaktır (Ek 2, 3 ve 7).
Maden işletimi sırasında doğabilecek
temel sorun patlatmalar sırasında oluşabilecek gürültü düzeyleridir.
Maden üretiminin, düzenli ve civarda oturan nüfusun bilgilendirilerek yapılması
halinde, ocak işletmeciliğinin kaçınılmaz bir parçası olan, bu sorun
minimize edilecektir. Deneme üretimi sırasında oluşan patlatma gürültüsünün
kabul edilebilir standardların altında kaldığı anlaşılmıştır (Ek 2, 3
ve 7).
Tesis içinde üretime uygun boyutlara küçültülen
kaya ve parçaların kırma, eleme ve işleme işlemlerinden kaynaklanacak
partikül ve emisyonlar daha önemlidir. Burada uygulanan kapalı devre
sistemler ve ıslatma işlemleri dolayısıyla tesis içinde böyle bir
problemin oluşması mümkün görülmemektedir (Ek 2,3 ve 7).
Bu hususa sadece Danıştay kararında
zikredildiği için değinilmiş olup, aslında düzenli ve sürekli işletme koşullarında
kapalı bir hacim içinde ve gerekli çevresel önlemler alınmak suretiyle yürütülen
bu işlemin zemine ve dolayısı ile çevreye bir teması olamaz. Herhangi bir
arızada bu sistem otomatik olarak durdurulacağından, tesis dışına bir
etkinin intikal etmesi söz konusu olmayacaktır (Ek 2 ve 6).
Depolanmak üzere havuza gönderilen
yaklaşık % 40 su içerikli maddeler, boşalma sırasında sürüklenme yoluyla
tozlanma ve emisyon yaratmazlar. Dökülme sırasında zamanla su
birikintilerinin etrafında oluşabilecek irice daneli plajların gerektiğinde
ıslatılarak tozlanmaları önlenebilir. Bu yönden incelendiğinde, atık
havuzundan atıkların boşatılması ve yüzeyin kuruması gibi nedenlerle yüzeyden
fiziksel olarak toz ve emisyon oluşması mümkün değildir (Ek 2, 3 ve 7).
Arıtılmış olarak atık havuzuna gönderilen
su, insan ve faunaya doğrudan zarar verebilecek nitelikte değildir. Bu nedenle
işletme sırasında atık havuzunun insan yaşamına ve faunaya etkisi, ancak
insan ya da faunanın havuza girmesi ile mümkün olabilir. Ayrıca atık
havuzundan bir deşarj yapılmadığı için havuz alanı dışında da olumsuz
etkiler oluşamaz. Havuza giriş, etrafının bir çitle çevrilmesi ve inşanlar
için gerekli ikaz ve işaret levhalarının bulundurulması ile basitçe önlenebilir.
Halihazırda böyle bir çit havuzun etrafını çevirmekte olup, insanların ve
kara hayvanlarının havuz bölgesine girmesi önlenmiştir.Ayrıca, insanların
maden sahasına izinsiz olarak girmelerini önleyecek benzeri tedbirler rutin
olarak alınmaktadır (Ek 7).
Olası asit yağmurlarına (pH'ın düşmesine)
bağlr olarak atık havuzundan kaynaklanabilecek HCN emisyonları teorik olarak
insan sağlığını etkileyebilir. Ancak atık havuzu öncesi proses ve arıtma
aşamasında atıkların pH'sı yükseltilmekte ve siyanür konsantrasyonu 1
ppm'in altına düşürülmektedir. Yüksek pH sayesinde bu önlemler ile hem
tesis içinde kapalı hacimlerdeki sağlık koşulları açısından 10 ppm'lik
HCN limiti sağlanmakta hem de atık havuzunda oluşabilecek HCN emisyonları
ihmal edilebilir boyutlara düşürülmektedir. Ayrıca, atık havuz-u etrafında
pH'ı kontrol altında tutabilecek önlemler alınmış bulunmaktadır. Dünyadaki
benzeri hiçbir tesiste atık havuzu üzerindeki HCN emisyonunu kısıtlayan ya
da dikkate olan bir düzenleme bulunmamaktadır (Ek 2 ve 7)
Ovacık Altın Madeni çevresinde yapılmış
olan jeolojik ve jeofizik araştırmalar Bergama Grabeni'nin iki ayrı fay
sistemi tarafından kontrol edildiğini ortaya koymuştur. Bu faylar birbirine
paralel tipik bir normal fay sistemi özelliği göstermektedir. Bunların çoğunun
en az Holosen'den beri aktif olmadığı ve dolayısıyla madendeki atık barajını
tehlikeye sokacak önemli bir deprem oluşturma potansiyellerinin bulunmadığı
anlaşılmıştır (Ek 8).
Atık havuzunun deprem esnasında insan
sağlığına olası etkisi ancak ağır hasar görerek niteliğini kaybetmesi
ya da yıkılması ile mümkün olabilir. Atık havuzu Türkiye'de benzer tüm
yapı ve barajlarda beklenen emniyet düzeyinin çok üzerinde , deprem sırasında
0,6 g yer ivmesine dayanabilecek sağlamlıkta inşa edilmiştir (EK 5 ve 8).
Havuzun etkilenmesi ancak bu düzeyin üstündeki
katastrofik bir depremin etkisi ile olabilir. Bu durumda tesis civarındaki ve bölgedeki
tüm binaların, insan ve canlı hayatının ciddi bir tehdit altında olacağı
ve tüm yapıların önemli derecede hasar göreceği ya da yıkılmış
olabileceği göz önüne alınırsa (bölgedeki en dayanıklı yapılar 1998 Türkiye
İnşaat Yapımı Deprem Yönetmeliği'ne göre 0,4 g yer ivmesine dayanacak şekilde
yapılmaktadır) atık havuzundaki hasarın dolaylı etkisi olası depremin canlılar
üzerindeki doğrudan etkisi yanında ihmal edilecek düzeyde kalacaktır. Kaldı
ki havuz 8 yıllık işletme süresi sonunda uygun bir plan dahilinde kapatılacak
ve özel önlemlerle muhafaza edilmiş bir toprak parçasından farksız niteliğe
dönüşecektir (Ek 2, 8 ve 9).
Atık havuzunun zemininin geçirimli özelliği göz önüne alınarak havuzun iç yüzeyi, alttan üste doğru, 50 cm kalınlığında kil, 1.5 mm kalınlığında yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) jeomembran, tekrar 20 cm kil ve 20 cm kalınlığında çakıl döşeli bir filtre yatağıyla kaplanmıştır. Bu şekilde projelendirilen taban sızdırmazlık önlemleri DSİ tarafından onaylanmış ve DSİ'nin kontrolü altında inşa edilmiştir.
Tabanda sızdırmazlığın sağlanması
için kullanılan kil astarın hidrolik iletkenliği (geçirgenliği) 7 X 10cm/s
1.5 mm kalınlığındaki plastik astarın hidrolik iletkenliği ise , en fazla
1 X 10 cm/s dir. Bu durumda, kompozit sistemin eşdeğer hidrolik iletkenlik
katsayısı 2.8 x10 cm/s olup, genelde "geçirimsiz" sıriır olarak
kabul edilen 1 X 10 cm/s değerinden yaklaşık 3.5 kat daha küçüktür (Ek
6).
Atık havuzunda Sağlık Bakanlığı
(1997) içme suyu limitleri açısından kritik olarak değerlendirilebilecek
siyanür, arsenik ve antimonunun yeraltısuyu kalitesine olası etkilerini
belirlemek amacıyla bu proje kapsamında yapılan model çalışmaları, en
olumsuz koşulların birlikte oluştuğu varsayımlarla bile atık havuzundan
1500 m uzaklıkta içme suyu kuyularının bulunduğu yerde bu maddelerin
konsantrasyonlarının 1000 yıl sonra dahi Sağlık Bakanlığı içme suyu
limitlerinin altında kalacağını göstermektedir.
Dolayısıyla, atık havuzu tabanında
normal koşullarda oluşabilecek herhangi bir sızıntı sonucunda bile, yöre
halkı tarafından kullanılabilecek yeraltı suyu kalitesinin içme ve kullanma
açısından etkilenme riski bulunmamaktadır.
Bütün bunlara rağmen, bir sızdırma
anında meydana gelebilecek olayların yaratabileceği çevresel riskler aşağıda
irdelenmiştir (Ek 2, 3, 4 ve 6).
INCO arıtma ve Ferrik Sulfat Sistemleri
ile siyanür siyanata ve metal iyonları da metal tuzlarına çevrilerek stabil
hale getirilmektedir. Siyanatların siyanüre geri dönüşümü mümkün olmadığı
için bir hidroliz olamayacaktır. Atık havuzuna siyanürün <1 mg/l olarak
boşaltılması ve doğal bozunma prosesi ile kısa sürede tamamen ayrışması
ile serbest siyanürün toksik etkisi ortadan kalkmaktadır.
Siyanürün yeraltısuyuna sızma ile
karışması durumunda (kil ve jeomembran katmanlarını geçmesi durumunda)
yeraltısuyunda oluşacak seyrelme ve akifer malzemesi tarafından tutulması
ile siyanür konsantrasyonu etkisiz değerlerin altında kalacaktır. Ayrıca,
atık havuzu mansabında yer alan 6 adet kuyuda yeraltısuyu kalitesinin sürekli
izleniyor olması ve bu kuyulara yerleştirilen pompa düzenekleri ile herhangi
bir sızıntı durumunda kuyulara ulaşan kirli suyun pompalanarak tutulabilmesi
ek bir emniyet sağlamaktadır (Ek 6).
Bölgedeki toprağın yapısında
bulunan ağır metallerin yeraltı suyuna sızma yolu ile geçmesi sonucunda
limit değerlerin üzerine çıkması söz konusu ise bu doğal çevrenin bir
sonucudur. Yapılan inceleme ve alınan örneklerde yapılan ölçümlerde ağır
metallerin yeraltı suyunda içme suyu standartlarında olması gereken
limitlerin altındadır. Atık havuzuna boşaltılan atıkta toprağın doğal
yapısında (cevherin) bulunan ağır metallerden başka bir metal ilavesi
olmamaktadır.
Atık havuzundan sızma sonucu ağır
metallerin yeraltı suyuna geçmesi ile doğabilecek risk, pH'ın yüksek
(alkali) olması ve kayaçların alkali karakter göstermesi göz önüne alındığında,
sızma anında sıvı ortamla taşınabilecek konsantrasyonlar bakımından önemsiz
görülmektedir. Başka bir bakış açısıyla, cevher aynı ağır metal içeriğiyle
bölgede doğal yapının bir parçası olarak bulunmaktadır. Bu durumun doğal
bir yeraltı suyu kirliliği yaratmamış olması ayrı bir güvencedir.
Cevher işlendiğinde çözünebilir
metal içeriği, yüksek pH ortamında stabil metal hidroksitler oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, atık havuzunun sızmaya ilişkin emniyeti doğal yapıya oranla
çok daha fazladır (Ek 5).
Atık havuzundan yeraltı suyuna sızma
ancak atık havuzunda pH'ın çeşitli nedenlerle düşmesi durumunda (fazla yağış
ile seyrelme gibi) metallerin ; çözünmesiyle önem kazanabilir. Bu durum atık
havuzunun etrafına kurulan kostik hattı ve içine yerleştirilen pH probu ile
kontrol edilmektedir.
Atık havuzu içinde pH>9,5 olacak şekilde
kontrol ünitesince kontrol edilmesiyle çözünme önleneceğinden böyle bir
durumun yaratacağı çevresel riskten endişe edilmemesi gerekir (Ek 2 ve 4).
Bölgenin bir tarım üretim sahası
olması, dolayısıyla ekonomik değeri olan meyve ve sebzelerin üretilmesi sırasında
havuz suyunun sızıntı ile tarım alanlarına ulaşması durumunda dahi sulama
ile ilgili bir kısıtlama olmaması dolayısıyla bir problem teşkil
etmemektedir.
Yukarıda bahsedilen riskler, incelendiğinde
bölge flora ve faunası bu risklerden önemli olarak etkilenmeyecektir (Ek 7).
Yukarıda özetlenen inceleme ve değerlendirmelerin
ışığında,
§
İnceleme konusu tesiste, gelişmiş ülkelerde
halen çalışmakta olan benzeri altın madeni işletmelerinde olduğu gibi,
siyanür kullanımının bir çevre sorunu yaratmadığı, siyanürün toprağa,
suya ve havaya karışması olasılığının ihmal edilir düzeyde olduğu ve
bu olasılıkta her türlü canlıyı etkileme riskinin kabul edilebilir düzeyin
çok altında olduğu,
§
Atık havuzunun tamamen geçirimsiz ve sıfır
deşarj prensibine göre tasarlanıp gerçekleştirilmiş olmasının, dünyada
kabul edilen en uygun teknoloji (Best Achievable Technology) düzeyinin üstünde
emniyet sağladığı, herhangi bir afet ve arıza anında bu atık barajından
oluşabilecek sızıntıların, prosesin teknik özelliklerine ve atık barajındaki
kimyasal dengeye göre su kaynakları, kullanım alanları, flora ve fauna üzerinde
yaratabilecekleri riskin (olumsuz etkinin) kabul edilebilir sınırların çok
altında kaldığı,
§
Tesisin güvenilirliğinin, işleticinin iyi
niyetinden ya da uygulanacak olan denetim sisteminden bağımsız olarak
cevherin, kullanılan prosesin ve alınmış olan önlemlerin temel bir sonucu
olduğu,
hususundaki bilimsel veriler doğrultusunda,
(1) İlgili Danıştay katarında insan
ve çevre sağlığını tehdit ettiği öne sürülen risklerin tümüyle
giderildiği ya da kabul edilebilir limitlerin çok altına çekildiği,
(2) Tesisin mevcut özellikleri ile,
gerek üretim teknolojisi gerekse sağlanmış olan çevresel koşullar açısından
dünyada altın madenciliği için öngörülüp uygulanmakla olan en uygun
teknoloji düzeyini ya da daha iyisini yansıttığı,
(3) Bu şekilde inceleme konusu tesisin,
ve aynı koşullarda benzerlerinin, çevre uyumlu ve duyarlı birer iktisadi
faaliyet olarak, işletmeye geçirilmelerinin, sürdürülebilir kalkınma
kavramı çerçevesinde ülkemiz menfaatleri açısından uygun ve yararlı
olacağı
