|
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir 3. İdare Mahkemesince işin gereği görüşüldü:
Dava, İzmir İli, Bergama İlçesi, Ovacık-Çamköy Mevkiinde Normandy (Eurogold)
Madencilik A.Ş. tarafından siyanür liçi yöntemiyle altın çıkartılması
amacıyla kurulan işletmeye Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliğinin
11. maddesi uyarınca bir yıllık deneme izni verilmesine ilişkin
22.12.2000 gün ve 18847 sayılı Sağlık Bakanlığı işleminin iptali
istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütme
organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar
ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez.” hükmüne yer verilmiştir.
Bakılan davada, İzmir İli, Bergama İlçesi, Ovacık-Çamköy mevkiinde
Normandy (Eurogold) Madencilik A.Ş. tarafından kurulan ve işletilmesi
planlanan Altın ve Gümüş Madeni Çıkarma ve Zenginleştirme Tesisine,
Çevre ve toplum sağlığının korunmasına yönelik gerekli tüm
tedbirlerin alınması şartıyla Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliğinin
11. maddesi uyarınca 1 (bir) yıl süreyle deneme izni verilmesine ilişkin
dava konusu işlemin tesis edildiği davacı tarafından sözkonusu altın
madeninde siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliği işi ve işe
olanak sağlayan idari işlemlerin hukuka aykırı olduğuna ilişkin
kesinleşmiş mahkeme kararları ve Danıştay Altıncı Dairesinin kararı
bulunduğu, bu kararlar yokmuş gibi yeniden işlem tesis edilmesinin
hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava konusu işlemin iptalinin,
istenildiği, davalı idarece sunulan savunmada ise faaliyet sahibinin müracaatı
üzerine TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda, Danıştay Altıncı
Dairesinin kararında belirtilen riskin tamamen ortadan kalktığı yada
kabul edilebilir limitlerin altına çekildiğinin belirtildiği, bunun üzerine
İzmir Valiliğinin uygun görüşü de alınarak bir yıl süreli deneme
izni verildiği, faaliyet esnasında istenilen parametrelerin sağlanamaması
ve çevreye olası olumsuz etkilerinin ilmi ve teknik olarak tespiti
halinde deneme izninin iptal edileceği ve nihai olarak da tesisin
ruhsatlandırılamayacağının belirtildiği görülmüştür.
Dava dosyasının ve uyuşmazlık konusu ile ilgili olan İzmir 1. İdare
Mahkemesinin E:1997/636 sayılı dava dosyasının birlikte
incelenmesinden; İzmir- Bergama Ovacık ve Çamköy Köyleri çevresinde
Eurogold Madencilik A.Ş. tarafından yapılacak altın madeni işletmeciliğine,
taahhütname koşullarının yerine getirilmesi, işletme öncesinde, işletme
sırasında ve işletme kapandıktan sonra firmanın sorumluluğunun sona
ermesine kadar geçecek süre içerisinde İzmir Valiliğinin başkanlığında
ve koordinatörlüğünde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonunca
faaliyetin taahhütname çerçevesinde izlenmesi ve denetlenmesi, çevre
mevzuatına uyulması, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yürürlükteki
mevzuat uyarınca diğer önlemlerin alınması kaydıyla izin verilmesine
ilişkin Çevre Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davada
Danıştay Altıncı Dairesinin 13.05.1997 gün ve E:1996/5477,
K:1997/2312 sayılı bozma kararına uyularak İzmir 1. İdare
Mahkemesinin 15.10.1997 günlü ve E:1997/636 K:1997/877 sayılı kararıyla
dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, bu kararın Danıştay Altıncı
Dairesinin 1.4.1998 günlü, K:1998/1829 sayılı kararı ile onanarak
kesinleştiği, daha sonra Eurogold Madencilik A.Ş. tarafından
12.10.1998 tarihinde Çevre Bakanlığı’na yapılan başvuruda, ruhsat
alındığı tarihte taahhütte bulundukları her türlü çevre tedbiri
ve yatırımı gerçekleştirdiklerinden, faaliyete hazır durumdaki
tesislerinin yürürlükteki mevzuata ve hukuka uygun çevre tedbirlerini
alıp almadıklarının tespiti isteminde bulundukları ve 28.1.1999
tarihinde de aynı Bakanlığa, tesiste yaptıkları ilave ve ek önlemleri
ve risk faktörlerinin tamamını ortadan kaldırdıklarını anlatan
“Ovacık Altın Madeni İnsan Sağlığı ve Çevre Yatırımları Tam Güvenlik
Raporu” adı altında düzenledikleri raporu sunarak gereğinin yapılması
isteminde bulundukları, diğer yandan 3.3.1999 tarihinde Başbakanlığa
yazdıkları yazıda “Aralık-1997 itibariyle, Çevre Bakanlığına
1994 yılında verilmiş bulunan tüm taahhütlere sadık kalınmakla
birlikte ayrıca çeşitli ilave çevre tedbirleri de alınarak tamamlanan
altın madeni üretim tesislerinin uluslar arası çevre standartlarının
çok ötesinde üstün bir çevre teknolojisi ile işletme faaliyetine hazır
durumda olduğu belirtilerek, risk faktörlerinin belirlenmesi için
tesisin incelettirilmesi ve bu konudaki değerlendirmelere göre ilgili
kuruluşlara talimat verilmesi isteminde bulunmaları üzerine, Başbakanlıkça
TÜBİTAK tanımada da risk faktörü olup olmadığının, aralarında
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı
temsilcilerinin de bulunduğu bir komisyonca incelenmesinin istenildiği
ve TÜBİTAK tarafından yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen
Ekim-1999 tarihli raporda sonuç olarak özetle;
1.İlgili Danıştay kararında insan ve çevre sağlığını tehdit ettiği
öne sürülen risklerin tümüyle giderildiği ya da kabul edilebilir
limitlerin çok altına çekildiği,
2. Tesisin mevcut özellikleri ile gerek üretim teknolojisi gerekse sağlanmış
olan çevresel koşullar açısından dünyada altın madenciliği için
öngörülüp uygulanmakta olan en uygun teknoloji düzeyini ya da daha
iyisini yansıttığı,
3. Bu şekilde inceleme konusu olan tesisin ve aynı koşullarda
benzerlerinin, çevre uyumlu ve duyarlı birer iktisadi faaliyet olarak, işletmeye
geçirilmelerinin sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde ülkemiz
menfaatleri açısından uygun ve yararlı olacağı” kanısına varıldığının
belirtilmesi üzerine İzmir Valiliğinin de olumlu görüşü alınarak
GSM Yönetmeliğinin 11. maddesi uyarınca 1 yıl süreyle deneme izni
verilmesine ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu altın madeni işletmeciliğine Çevre Bakanlığınca
verilen iznin iptali istemiyle açılan davada, gerek Danıştay Altıncı
Dairesinin bozma kararında gerekse buna karara uyularak İzmir 1. İdare
Mahkemesince verilen ve Danıştay’ca da onanarak kesinleşen 15.10.1997
gün ve E:1997/636 K:1997/877 sayılı kararda, Çevresel Etki Değerlendirme
Raporu ve sözü edilen davada mahkemesince yaptırılan bilirkişi
incelemesi sonucu düzenlenen rapordan, altın madenciliğinde, liç işleminde
kullanılan siyanür ve ortaya çıkacak diğer ağır metallerin çevre
ve insan sağlığı için olumsuz etkiler yaratacak olası bir risk ve
tehdit unsuru oluşturduğu, özellikle çok kuvvetli bir zehir olan siyanürün
toprağa, suya ve havaya karıştığı zaman her türlü canlı açısından
zararlı olduğu, dolayısıyla proses gereği atık barajlarına
pompalanan siyanürlü atıkların, geçirimsiz olarak planlanan bu atık
barajlarından oluşabilecek sızıntılar nedeniyle su kaynaklarına ve
diğer kullanım alanlarına ulaşma olasılığı bulunduğu ve siyanürle
altın madeni işletilmesindeki risk unsurunun ön plana çıktığı, ayrıca
aynı risk sebebiyle bu bölgelerdeki flora ve faunanın da bozulma
tehdidi altında kaldığının anlaşıldığı belirtilerek, bu raporda
da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi
halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını
etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine
izin verilmesi yolundaki işlemde kamu yararına uygunluk bulunmadığı
gerekçesiyle verilen iznin iptaline karar verilmiştir.
Sözü edilen kararın gerekçesini oluşturan ve Çevresel Etki Değerlendirme
ve bilirkişi raporlarında da öngörülen “risk faktörlerinin işletmede
görülen, tesise özgü teknik eksikliklerden ve alınan önlemlerin
yetersizliğinden değil, sözü edilen raporlarda da belirtildiği üzere,
bölgenin 1. derece deprem kuşağında bulunması, yer altı suyunun yağıştan
ve yüzeysel akıştan süzülme ile oluşması, proje sahasında yağışların
taşkınlara sebep olması, bölge topraklarının erozyon potansiyeli
gibi yörenin coğrafi ve iklim koşullarının etkilenebilirliği ve
siyanürün PH değerinin yağışlardan etkilenmesi, PH değerinin düşmesi
durumunda siyanürün en tehlikeli olan HCN gazına dönüşeceği,
HCN’nin düşük kaynama noktasına sahip olduğu için (25,7) atmosfere
karışma riskinin yüksek olması, siyanürün büyük toprak katmanları
tarafından çok miktarda uzaklaştırılsa da zaman içinde hidroliz gibi
nedenlerle yeniden su ortamına salıverildiği, atık barajında bulunan
maddelerin yer altı suyu üzerinde olması etkisinin 20-50 yıl sürebileceği
gibi altın madenciliğinde altının elde edilmesi için kullanılan
siyanür liçi yönteminden kaynaklanan risk faktörleri olduğu açıktır.
Olayda ise Normandy (Eurogold) Madencilik Şirketince, kesinleşen yargı
kararı ve bu karar uyarınca, işletme izinlerinin iptaline rağmen
tesise yeni ilaveler yapılarak, ek önlemler alındığından söz
edilip, iptal kararında belirtilen olası risklerin tamamen ortadan kaldırıldığı
gerekçesiyle Başbakanlığa başvurulmuş ve Başbakanlıkça TÜBİTAK’a
hazırlattırılan raporda da tesiste alınan önlemlerle risk faktörlerinin
ortadan kaldırıldığı belirtilmiş ise de, tesiste kullanılacak yöntemin
eskisi gibi siyanür liçi yöntemi olduğu açıktır.
Yargı kararlarında, olayın incelenip tartışılması sonucu ifade
edilen “risk ve tehdit” unsurlarının altın madeni işletmesinde
kullanılan siyanür liçi yönteminden kaynaklandığı belirtilirken, bu
risklerin Çevresel Etki Değerlendirme ve bilirkişi raporlarında da öngörüldüğü
ifadesinin, anılan yöntemden kaynaklanan risk ve tehditlerin varlığının
sözü edilen raporlarla da desteklendiği anlamını taşıdığı açık
olup, kararlardan bu risklerin alınacak ek önlemlerle giderileceği
yolunda bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Kaldı ki, siyanür liçi yöntemle işletilen madenin, işletme süresinin
bitimi sonucu kapatılmasından sonra da, atık barajında biriken siyanür
ve diğer ağır metallerin etkisinin 20-50 yıl sürebilecek olmasının
bölgede yaşayan insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını
tehdit eden insan yaşamı için çok uzun bir sürede insanları huzursuz
ve tedirgin bir yaşam sürme zorunda bırakması gibi kabul edilebilir
olmayan bir risk unsuru olduğu açıktır.
Öte yandan, davacı vekilinin 2.kez yürütmenin durdurulması talebini içeren
14.12.2001 günlü dilekçesi ekinde sunulmuş olan, Başbakanlık Müsteşarlığının
talebi üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünün
16 öğretim üyesi tarafından hazırlanmış Ekim-2000 tarihli raporda,
uyuşmazlık konusu altın madeni işletme tesislerinde alınan ilave
tedbirlerle ilgili hazırlanan “Ekim-1999” tarihli TÜBİTAK-YDABÇAG
Değerlendirme Raporu’nun, incelendiği söz konusu raporda özetle,
ilgili tesisin yöneticilerinin genel anlamda Türkiye’de mevcut olan
kamu ve özel kesimin sahip olduğu işletmelerin pek çoğundan belki
biraz daha duyarlı bir çevre bilincine sahip olabilecekleri ancak “alınan
ilave tedbirlerle riskler ortadan kaldırılmıştır.” İfadesini
gerektirecek bir çalışmanın söz konusu olmadığının belirtildiği
görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere, Bergama Ovacık ve Çamköyleri civarında
bulunan altın madeninin doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı
olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemle
işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlem kamu yararına aykırı
bulunarak kesinleşmiş yargı kararı ile iptal edilmiş iken, işletici
şirketin tesiste bazı ilave yatırımlar yaparak ek önlemler aldığından
bahisle “siyanürle altın arama yöntemi” ni yeniden tartışmaya açarak
davalı idareye başvurması üzerine, konunun yeniden gündeme
getirilerek ve TÜBİTAK tarafından firmaca alınan önlemlerle risklerin
ihmal edilebilir boyutlara indirildiği yolunda düzenlenen rapor da esas
alınarak, siyanür liçi yöntemle işletilecek olan altın madenine 1 yıl
süreli deneme izni verilmesi yolundaki dava konusu işlem kesinleşmiş
yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucu ortaya çıkarmıştır
ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.
Bu durumda, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle hukuka aykırı bulunan ve uygulanması halinde
giderilmesi güç zararların doğumuna sebebiyet verecek nitelikte olan
dava konusu işlemin teminat aranmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütülmesinin
durdurulmasına 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27.
maddesi uyarınca 10.01.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
|