T.C.
       
İZMİR
1. İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO:2001-239

YÜRÜTMENİN DURDURULMASINI 

İSTEYEN (DAVACI): Birsel Lemke

VEKİLİ: Av. Senih Özay  İzmir 

KARŞI TARAF DAVALI: Orman Genel Müdürlüğü . ANKARA

VEKİLİ: Av.Nursema Şahin  İzmir Orman İşletme      Müdürlüğü  Karşıyaka.İZMİR

DAVALI İDARE YANINDA DAVAYA KATILAN: 1. Normandy (Eurogold) Madencilik A.Ş.

VEKİLİ: Av. Metin Günday (Büyükelçilik Sokak No:20/5 Kavaklıdere/ANKARA), Av. Selçuk Ömerbaş (Anadolu Madenciler Derneği GMK Bulv. No: 12/35   Kızılay.ANKARA), Av. Günay Özgökçen  (Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı  Cumhuriyet cad. 295/5 D:10 Harbiye/İST)

İSTEĞİN ÖZETİ: İzmir İli, Bergama İlçesi, Ovacık-Çamköy Narlıca köyleri mülki sınırları içindeki İr :3549 Ruhsat no.lu altın madeni sahasında Eurogold Madencilik A.Ş. adına verilen   madenle ilgili izinlerin  uzatılmasına ilişkin Orman genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle  açılan davada   yürütmenin durdurulması isteğidir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

                Hüküm veren İzmir 1. İdare Mahkemesince. Davalı idarenin savunması alındıktan ve ara kararına yanıt geldikten sonra incelenmesine karar verilen yürütmenin durdurulması istemi, savunma ve ara kararı ile istenilen bilgi ve belgeler gelmiş olmakla, yeniden incelenerek işin gereği görüşüldü:

                Uyuşmazlık konusu maden faaliyetinin yürütüldüğü bölgenin yakın çevresinde ikamet ettiği ve turizm ile uğraştığı anlaşılan davacının çevreye önemli bir etkisi bulunan madencilik faaliyeti ile ilgili olarak 2577 sayılı İ.Y.U.K.2. maddesinin 1/a fıkrası uyarınca dava açma ehliyeti bulunduğu sonucuna varıldığından. Davalı idarece ve müdahiller tarafından ileri sürülen ehliyet itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi. 

                Dava, İzmir İli, Bergama İlçesi, Ovacık-Çamköy-Narlıca Köyü sınırları içinde bulunan İR: 3549 Ruhsat nolu sahada Normandy (Eurogold) Madencilik A.Ş. adına verilen altın madeni işletmeciliği ile ilgili izinlerin uzatılmasına ilişkin, Orman Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmış: davalı idarece verilen savunmada TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda tesisin bugünkü hali ile daha önceki ÇED raporunda belirtilen riskleri taşımadığının ortaya konulması ve bu rapor doğrultusundaki çevre bakanlığı görüşü de dikkate alınarak başbakanlıkça ilgili bakanlıklardan ve bu sırada orman bakanlığından da siyanürle altın üretiminde risk teşkil eden hususların şirket tarafından alınan ilave tedbirler ile giderilmiş olduğunun tespit edildiği belirtilerek kendi görev alanına giren işlemleri tekemmül ettirmelerini istenildiği başbakanlık müsteşarlığının 05.04.2000 günlü ve 263 sayılı emirleri üzerine idarelerince altın madeni ile ilgili ormanlık alanda kalan işletme ve tesislere ait izinlerin uzatımının yapıldığı belirtilmiştir.

Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Hükmü yer almıştır.

                Dava ve mahkememizin esas: 97/636 sayılı dava dosyalarının birlikte incelenmesinden İzmir Bergama Ovacık ve Çamköy köyleri çevresinde Eurogold Madencilik A.Ş. tarafından yapılacak altın madeni işletmeciliğine taahhütname koşullarının yerine getirilmesi, işletme öncesinde, işletme sırasında ve işletme kapandıktan sonra firmanın sorumluluğunun sona ermesine kadar geçecek süre içerisinde İzmir Valiliğinin başkanlığında ve koordinatörlüğünde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonunca faaliyetin taahhütname çerçevesinde izlenmesi ve denetlenmesi, çevre mevzuatına uyulması, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yürürlükteki mevzuat uyarınca diğer önlemlerin alınması kaydıyla izin verilmesine ilişkin Çevre Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 13.05.1997 gün ve E:1996/5477, K:1997/2312 sayılı bozma kararına uyularak Mahkememizin 15.10.1997 günlü ve E:1997/636 K:1997/877 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, bu kararımızın Danıştay Altıncı Dairesinin 1.4.1998 günlü, E:1998/511 K:1998/1829 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, daha sonra Eurogold Madencilik A.Ş. tarafından 12.10.1998 tarihinde Çevre Bakanlığı’na yapılan başvuruda, ruhsat alındığı tarihte taahhütte bulundukları her türlü çevre tedbiri ve yatırımı gerçekleştirdiklerinden, faaliyete hazır durumdaki tesislerinin yürürlükteki mevzuata ve hukuka uygun çevre tedbirlerini alıp almadıklarının tespiti isteminde bulundukları ve 28.1.1999 tarihinde de aynı Bakanlığa, tesiste yaptıkları ilave ve ek önlemleri ve risk faktörlerinin tamamını ortadan kaldırdıklarını anlatan “Ovacık Altın Madeni İnsan Sağlığı ve Çevre Yatırımları Tam Güvenlik Raporu” adı altında düzenledikleri raporu sunarak gereğinin yapılması isteminde bulundukları, diğer yandan 3.3.1999 tarihinde Başbakanlığa yazdıkları yazıda “Aralık-1997 itibariyle, Çevre Bakanlığına 1994 yılında verilmiş bulunan tüm taahhütlere sadık kalınmakla birlikte ayrıca çeşitli ilave çevre tedbirleri de alınarak tamamlanan altın madeni üretim tesislerinin uluslar arası çevre standartlarının çok ötesinde üstün bir çevre teknolojisi ile işletme faaliyetine hazır durumda olduğu belirtilerek, risk faktörlerinin belirlenmesi için tesisin incelettirilmesi ve bu konudaki değerlendirmelere göre ilgili kuruluşlara talimat verilmesi isteminde bulunmaları üzerine, Başbakanlıkça TÜBİTAK’tan madende risk faktörü olup olmadığının, aralarında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı temsilcilerinin de bulunduğu bir komisyonca incelenmesinin istenildiği ve TÜBİTAK tarafından yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen raporda sonuç olarak özetle;

1.İlgili Danıştay kararında insan ve çevre sağlığını tehdit ettiği öne sürülen risklerin tümüyle giderildiği ya da kabul edilebilir limitlerin çok altına çekildiği,

2. Tesisin mevcut özellikleri ile gerek üretim teknolojisi gerekse sağlanmış olan çevresel koşullar açısından dünyada altın madenciliği için öngörülüp uygulanmakta olan en uygun teknoloji düzeyini ya da daha iyisini yansıttığı,

3. Bu şekilde inceleme konusu olan tesisin ve aynı koşullarda benzerlerinin, çevre uyumlu ve duyarlı birer iktisadi faaliyet olarak, işletmeye geçirilmelerinin sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde ülkemiz menfaatleri açısından uygun ve yararlı olacağı” kanısına varıldığının belirtilmesi  ve Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı’nca da raporda belirtilen görüşlere katınılması üzireni dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır. 

                Uyuşmazlık konusu altın madeni işletmeciliğine Çevre Bakanlığınca verilen iznin iptali istemiyle açılan davada, gerek Danıştay Altıncı Dairesinin bozma kararında gerekse bun karara uyularak Mahkememize verilen ve Danıştay’ca da onanarak kesinleşen 15.10.1997 gün ve E:1997/636 K:1997/877 sayılı kararda, Çevresel Etki Değerlendirme Raporu ve sözü edilen davada mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapordan, altın madenciliğinde, liç işleminde kullanılan siyanür ve ortaya çıkacak diğer ağır metallerin çevre ve insan sağlığı için olumsuz etkiler yaratacak olası bir risk ve tehdit unsuru oluşturduğu, özellikle çok kuvvetli bir zehir olan siyanürün toprağa, suya ve havaya karıştığı zaman her türlü canlı açısından zararlı olduğu, dolayısıyla proses gereği atık barajlarına pompalanan siyanürlü atıkların, geçirimsiz olarak planlanan bu atık barajlarından oluşabilecek sızıntılar nedeniyle su kaynaklarına ve diğer kullanım alanlarına ulaşma olasılığı bulunduğu ve siyanürle altın madeni işletilmesindeki risk unsurunun ön plana çıktığı, ayrıca aynı risk sebebiyle bu bölgelerdeki flora ve faunanın da bozulma tehdidi altında kaldığının anlaşıldığı belirtilerek, bu raporda da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlemde kamu yararına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle verilen iznin iptaline karar verilmiştir.

                Sözü edilen kararın gerekçesini oluşturan ve Çevresel Etki Değerlendirme ve bilirkişi raporlarında da öngörülen “risk faktörlerinin işletmede görülen, tesise özgü teknik eksikliklerden ve alınan önlemlerin yetersizliğinden değil, sözü edilen raporlarda da belirtildiği üzere, bölgenin 1. derece deprem kuşağında bulunması, yer altı suyunun yağıştan ve yüzeysel akıştan süzülme ile oluşması, proje sahasında yağışların taşkınlara sebep olması, bölge topraklarının erozyon potansiyeli gibi yörenin coğrafi ve iklim koşullarının etkilenebilirliği ve siyanürün PH değerinin yağışlardan etkilenmesi, PH değerinin düşmesi durumunda siyanürün en tehlikeli olan HCN gazına dönüşeceği, HCN’nin düşük kaynama noktasına sahip olduğu için (25,7) atmosfere karışma riskinin yüksek olması, siyanürün büyük toprak katmanları tarafından çok miktarda uzaklaştırılsa da zaman içinde hidroliz gibi nedenlerle yeniden su ortamına salıverildiği, atık barajında bulunan maddelerin yer altı suyu üzerinde olması etkisinin 20-50 yıl sürebileceği gibi altın madenciliğinde altının elde edilmesi için kullanılan siyanür liçi yönteminden kaynaklanan risk faktörleri olduğu açıktır. 

                Olayda ise Eurogold Madencilik Şirketince, kesinleşen yargı kararı ve bu karar uyarınca, işletme izinlerinin iptaline rağmen tesise yeni ilaveler yapılarak, ek önlemler alındığından söz edilip, iptal kararında belirtilen olası risklerin tamamen ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle Başbakanlığa başvurulmuş ve Başbakanlıkça TÜBİTAK’a hazırlattırılan raporda da tesiste alınan önlemlerle risk faktörlerinin ortadan kaldırıldığı belirtilmiş ise de, tesiste kullanılacak yöntemin eskisi gibi siyanür liçi yöntemi olduğu açıktır.

                Yargı kararlarında, olayın incelenip tartışılması sonucu ifade edilen “risk ve tehdit” unsurlarının altın madeni işletmesinde kullanılan siyanür liçi yönteminden kaynaklandığı belirtilirken, bu risklerin Çevresel Etki Değerlendirme ve bilirkişi raporlarında da öngörüldüğü ifadesinin, anılan yöntemden kaynaklanan risk ve tehditlerin varlığının sözü edilen raporlarla da desteklendiği anlamını taşıdığı açık olup, kararlardan bu risklerin alınacak ek önlemlerle giderileceği yolunda bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. 

                Kaldı ki, siyanür liçi yöntemle işletilen madenin, işletme süresinin bitimi sonucu kapatılmasından sonra da, atık barajında biriken siyanür ve diğer ağır metallerin etkisinin 20-50 yıl sürebilecek olmasının bölgede yaşayan insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını tehdit eden insan yaşamı için çok uzun bir sürede insanları huzursuz ve tedirgin bir yaşam sürme zorunda bırakması gibi kabul edilebilir olmayan bir risk unsuru olduğu açıktır.

                Yukarıda açıklandığı üzere, Bergama Ovacık ve Çamköyleri civarında bulunan altın madeninin doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemle işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlem kamu yararına aykırı bulunarak kesinleşmiş yargı kararı ile iptal edilmiş iken, işletici şirketin tesiste bazı ilave yatırımlar yaparak ek önlemler aldığından bahisle “siyanürle altın arama yöntemi” ni yeniden tartışmaya açarak Başbakanlık başvurması üzerine, konunun yeniden gündeme getirilerek ve TÜBİTAK tarafından firmaca alınan önlemlerle risklerin ihmal edilebilir boyutlara indirildiği yolunda düzenlenen rapor da esas alınarak, siyanür liçi yöntemle işletilecek olan altın madenine izin verilmesi gerektiği yolundaki Başbakanlık Müsteşarlığı yazısı esas alınarak Normandy (Eurogold) Madencilik AŞ. Adına ormanlık sahada altın madeni ile ilgili verilen izinlerin uzatılmasına ilişkin Orman Genel Müdürlüğü işlemi kesinleşmiş yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucu ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.

                Bu durumda, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle hukuka aykırı bulunan ve uygulanması halinde giderilmesi güç ve olanaksız zararlara yol açabileceği anlaşılan dava konusu işlemin teminat aranmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütülmesinin durdurulmasına 23.01.2002 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

BAŞKAN
KUDRET ULUTÜRK
(26358)
ÜYE
ESİN TAN
(27483)
ÜYE
HASAN DEMİR
(37791)

KARŞI OY2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun ‘İdari dava türleri ve yargı yetkisinin sınırının düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine 4577 sayılı Kanunun 5. Maddesiyle yeniden düzenlenen 2/1-a maddesinde; « İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları » idari dava türeleri arasında sayılmıştır. 

                İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, İdare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemde meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Yine içtihatlarda çevre, imar vb. Konularda menfaat ilgisi daha geniş yorumlanarak, o yerleşim yerinde yaşıyor olmakla, menfaat ilişkisinin kurulması yeterli görülebilmektedir. 

                Dava dosyasıyla, 23.10.2001 günlü ara kararımızla getirilen, davacıya ait ikametgâh belgesinin incelenmesinden, davacının dava konusu işleme konu maden ocağının bulunduğu Bergama ilçesine yaklaşık 100 km. Mesafede yaşadığı, İzmir ili mülki idare sınırları dışında ikamet ettiği görüldüğünden, davacının dava konusu işlemle kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

                Bu duruma göre, işin esasına girilmeyerek davanın ehliyetten reddedilmesi gerektiği görüşüyle, yürütmeyi durdurma isteminin kabulü yolunda verilen çoğunluk kararına katılmıyorum

ÜYE
Hasan DEMİR
(37791)


Anasayfa

Hosted by www.Geocities.ws

1