|
Ayın Öbür Yüzünde Neler Oluyor? |
Altın işletmeciliği hazırlıkları yaygınlaşıyor |
| Eldorado![1] | |
| Tahir Öngür, Jeoloji Y. Mühendisi |
Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de altın işletmeciliği alabildiğine tartışılıyor ve uzun ve güçlü bir direnişle karşılaşıyor. Bergama’nın Ovacık ve öteki köylerindeki direnişten ötürü Eurogold, Normandy, siyanürle altın işlenmesi, içilebilir (!) nitelikteki atık su, TÜBİTAK Raporu, vb. birçok olgu yaygın biçimde bilinir oldu. Altın işletmeciliğinin karşıtları da, yandaşları da bol; ama, ülkemizde altın işletmeciliği denince Bergama Ovacık yatağından başka bir sahadan haberi olan çok az.
Oysa, seksenlerin son yıllarından bu yana ülkemizde düzinelerce ruhsat alınıp altın arama ve araştırma işleri yapılıyor. Bu amaçla, 600’den çok Arama, 50’nin üzerinde Ön İşletme ve 40 kadar da İşletme Ruhsatı verilmiş bulunuyor[2]. Bu ruhsatlar da, giderek şirketler de sık sık el değiştiriyor; araştırma çalışmaları oldukça ilerlemiş olan sahalar var; kamu oyu bunlardan yeterince haberli olmasa da bilen biliyor, işletmeye hazırlanan yabancı şirketlerle verimli ilişkiler kuruluyor; yerli ortaklar alınıyor, uluslararası finans desteği bulunuyor; …
Bergama’daki bunların en önemlisi mi de, yalnızca ondan söz ediliyor? Hayır.
Olsa olsa ilk, ve bazı avantajları ile daha kolay kabul ettirilebilir bir saha olduğu düşünülmüş olmalı ki, önce bu sahada işletmeye başlanılması bekleniyor. Gerisi kolay görülüyor ve bu açıkça dillendiriliyor, da. Ovacık Altın İşletmesinin, ülkemizdeki altın işletmeciliğinin (onlar madenciliği diyorlar) anahtarını ellerinde tuttuğu; burada işletme başlarsa başka sahaların da önünün açılacağını Normandy’nin web sayfasında da, halkla ilişkiler müdürünün yazılarında da okuyabiliyor; Kanal 6’daki açık oturumda olduğu gibi sayın Uşak Milletvekili Orhan Özgöbek’in konuşmalarında da dinleyebiliyoruz.
İlk olmanın ötesinde, bazı savunma kolaylıkları da var, Bergama’daki işletme girişiminin. Her şeyden önce, cevherleşmenin düşeye yakın duruşlu bir kuvars damarına bağlı oluşu nedeni ile cevherin önemli bir bölümü kapalı ocakla çıkarılacak, açılacak çukur ve atılacak pasa ile oluşacak yeni tepeler altın madenciliğinde yaygın biçimde görülen dev boyutlarda olmayacak. Yine aynı nedenle ve cevherin mineral parajenezi sayesinde çıkarılan cevherin siyanürlü akışkanlarla yıkanması kapalı tanklarda yapılmak durumunda. Çeşitli sorunlar yaratan yığın liçi tepeleri, havuzları, tesisleri olmayacak. Cevher taşıyan damarın derin bir oksitlenme zonu sergilemesinden ötürü, atıkların asitli maden su drenajı oluşturma riski az (Normandy’ye göre bu böyle; aslında bunun da tartışılması gerekli). Dahası, Ovacık ve çevre köyleri halkının uzun süren direnişleri sayesinde, altıncı şirket tesis tasarımını tümüyle değiştirmek ve geliştirmek zorunda kaldı; atık barajının tasarımını değiştirdi, drenaj kanalları yaptı, siyanürlü atıkların zehirsizleştirilmesi için başlangıçta hiç de yapmayı düşünmediği ek tesisleri kurmak zorunda kaldı; görünüşe göre çevreye hiç akışkan boşaltmayan bir sistem oluşturdu (bunların da her biri çok güçlü eleştirilere konu). Hele hele, Başbakanlığın görevlendirmesi ile hazırlatılıp, yargı kararlarına karşı işletmenin önünün açılmasına dayanak olsun istenen TÜBİTAK Raporu, işletmeyi militanca ifadelerle aklamaya çalışması ile Normandy’nin (Eurogold’un) Bergama Ovacık işletmesini savunmasını kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Aslında, burada sıralanan ve Normandy’nin işletmeden yana olumlu kanıtlar gibi kullandığı konulardan hemen her biri ile ilgili ciddi belirsizlik ya da açık sorunlar var. Burada sıralanmayan önemli başka sorunlar ise ayrıca tartışmayı gerektirmekte ve bunu önemli kılmakta. Bu tartışmayı başka bir zamana bırakıp bütün bunların, Normandy’ye bir kabul edilebilirlik, meşruiyet kazandırma yolunda ısrarla kullanılmakta olduğunu vurgulayalım.
Öbür girişimciler, Normandy’nin bu çabasının sonucunu bekliyor. Bunu anlamak güç değil.
Ancak, Normandy’nin neden bu kadar zorlu bir yolda direndiğini anlamak zor. Çünkü, öteki girişimcilerden farklı olarak Bergama Ovacık altın işletmesini kuran Normandy Grubu’nun işletmesi süren ve hemen tümü Ovacık’tan daha önemli olan çok sayıda ocağı var.
Normandy’nin, Batı Avustralya’da %50’sine sahip olduğu Kalgoorlie İşletmesindeki Büyük Ocak’ta son on yılda 21.7 tona yakın altın çıkartılırken, Charlotte Dağı kapalı ocağından da 3.6 ton altın elde edilmiş. Boddington Madeni’nden son on yılda 7.1 ton dolayında altın elde edilmiş. Bu yatağın kanıtlanmış rezervi 610 ton. Şirketin, bütününü elinde bulundurduğu Yandai İşletmesi’ndeki üç ayrı madenden son on yılda 23 ton altın elde edilmiş. Kuzey Avustralya’da, %87.5 payını elinde tuttuğu Tanami İşletmesi’nde son on yılda 10 tonu aşkın altın çıkarılmış. Queensland Eyaletinde, %76.4’üne sahip olduğu Leyshon Dağı madeninde on yılda üretilen altın miktarı 8.8 ton; %50’sine sahip olduğu Pajingo İşletmesinde 15.5 ton altın çıkarılmış. Normandy’nin ABD’ndeki Midas Madeni’nden son 12 ayda 6.7 ton altın ve bir o kadar da gümüş çıkarılmış. Yeni Zelanda’da Normandy’nin %67.06’sına sahip olduğu Martha Madeni’nden 1999-2000 döneminde 3.2 ton altın çıkarılmış. Fildişi Sahili’nde %51’ini denetlediği Ity altın işletmesinde yıllık üretimin 2 tona yükseltilmesine çalışılıyor.
Normandy’nin Kanada’lı TVX ile stratejik bir ortaklığı da var. Bunun (TVX Normandy Americas) %49.9’una Normandy ve %50.1’ine TVX ortak. Bu birliktelikle Brezilya’da iki, Şili’de bir ve Kanada’da da iki altın madeni işletmesini denetliyorlar.
Normandy’nin Gana’da %90’ına sahip olduğu Yamfo-Sefwi projesinde 40 km’lik bir kuşakta 186 ton görünür altın kaynağı bulunmuş ve hazırlanan işletmede yılda 15.5 ton altın çıkarılması bekleniyor. Yunanistan’da işletmesi yüksek yargı tarafından durdurulmuş olan Perama yatağında da önemli bir üretim bekleniyordu.
Normandy Madenciliğin yönetim kurulu başkanı Robert de Crespigny şirketin New York Borsasına girmeye niyetlendiğini bildiriyor.
Bergama Ovacık Madeni bunların yanında oldukça küçük ve önemsiz kalıyor; yılda 3 ton, 8 yıllık işletme döneminde de toplam 24 ton altın eldesi umuluyor[3]. Üstelik Normandy’nin ülkemizde (Karadeniz bölgesindeki yılda en çok 1.86 ton üretim yapılabileceği umulan Mastra Yatağı dışında) ilerlemiş başka bir altın işleme projesi de yok.
Normandy, Bergama Ovacık altın işletmesini hazırlayan Eurogold’un üçte bir payını 1999 Mart ayında Inmet Mining Corp.’tan 43 milyon Kanada Doları’na devir almış ve şimdi bütününe sahip. Ovacık yatağı, dendiğine göre 1989’da bulunmuş. 1992 yılında ilk başvurular yapılmış. 1994’te yasal izinler alınmış ve tesisin yapımı 1997’de tamamlanmış. Normandy’nin web sayfasında, 1998 sonuna kadar 100 milyon dolar harcandığı; aynı ortamdaki bir tabloda ise yatırım tutarının 70 milyon dolar olduğu belirtiliyor.
Normandy, Avustralya’nın önemli bir madencilik grubu. Avustralya Borsası’nda Mayıs 2001 sonunda 56,686 kişide bulunan hisse senetleri ve 2.231 milyar Avustralya Doları anaparası var. Kağıtları 1 Avustralya Doları dolayında salınıyor. Payların %60 kadarını ANZ, National, Westpac Custodian ve Chase Manhattan aracı kurumları denetliyor. Büyük pay sahipleri arasında Franco-Nevada Madencilik Şirketi (%19.99), Maple Brown Abbott(%7.29) ve The Capital Group Companies (%5.99) yer alıyor.
Ayrıca, senetleri Kanada’da Toronto Borsası’nda da işlem görmekte. Son bir yıl içinde senetleri Avustralya’da da (+%20.4), Toronto’da da (+%2.7) prim yapmış.
Normandy, Avustralya Altın İndeksi içinde birinci; FT dünya Altın Madencileri İndeksinde de Anglo Gold, Newmont, Placer Dome gibi dünya devlerinin arkasından yedinci sırada yer alıyor.
Normandy’nin bu yılki performansı da pek kötü değil : Normandy Mt Leyshon Ltd 2001 yılında kâr payı dağıtamazken; Normandy NFM Ltd’in net kârını %24 arttırdığı bildiriliyor.
Bu yüzden midir, bugünlerde AngloGold’un Normandy’ye hisselerini 3 Eylül New York Borsası kapanış fiyatlarından almak üzere teklif verdiği haberi yayılıyor[4]. Bu fiyat Normandy’nin Avustralya fiyatlarından %29 yüksek ve çekici. Normandy şimdi düşünüyor.
Bütün bunlara karşın Normandy Grubu ülkemizde topu topu 24 altın çıkaracağı bir işletme için bunca zamandır uğraşıyor, ülkemizdeki halk direnişi dünyada dillendikçe şirket imajını yıpratıyor; yine de, silahşörlük yapıyor. Pek gönüllü olmasa gerek. Ancak, bir yandan firmanın ülkemizdeki inatçı yerli yönetici kadrosunun itkisi ile; ama bize göre daha çok, altın işletmecilerinin dünyanın neresinde olursa olsun bir yenilgi örneği yaşamaması, ülkemizde de Havran’dan sonra ikinci yenilginin yaşanmaması için öncülük görevini yüklenmiş, gibi.
Dünyada altın tüketiminin artması için 12 ülkeden 66 altın üreticisi şirketin kurduğu[5] ve Cenevre’de çalışan Dünya Altın Konseyi’nin reklam bütçelerini nasıl desteklediği ve nasıl promosyon kampanyaları örgütlediğine bakılınca, Normandy’nin ülkemizde kendi açısından sürüncemede kalan çabasının arkasında da böyle güçlü ve örgütlü bir desteğin bulunması, hiç şaşırtıcı olmamalı.
Neyse, Normandy’nin niyeti ne olursa olsun ülkemizde altın işletmeye soyunan başka yabancı şirketlerin, onun uğraşının sürekli bir işletme ile sonuçlanmasını dört gözle bekledikleri kuşkusuz. Bu doğal, çünkü özellikle bunların öne çıkan biri, Kanadalı bir şirket olan Eldorado[6] Gold Corp., hem Normandy kadar güçlü değil ve hem de Türkiye’deki olası işletmeler onun için yaşamsal bir önem taşıyor.
Gerçekten de küçük bir şirket olan Eldorado’nun, Türkiye’de işletmeye hazırladığı sahaların dışında yalnızca Brezilya’da bir altın işletmesi var, Sao Bento. 1986 yılında işletmeye alınan bu madeni Eldorado 1996 yılında Gencor Ltd’den devralmış. Cevher, yeraltı madenciliği ile çıkarılıyor. Burada kanıtlanmış ve olası rezerv toplamı 8.95 gram/ton tenörlü 3,238,900 ton cevher, yaklaşık 29 ton altın. Eldorado’nun bütününe sahip olduğu bu işletmenin ayrıca 7.8 ton görünür; 23.9 ton olası; ve 10.9 ton da olabilir kaynakları var[7]. Bir yandan da arama çalışmaları sürdürülüyor. Komşu sahanın sahibi AngloGold ile de ortak arama çalışmaları için Ortak Girişim oluşturulmuş. Sürekli olarak olumlu sonuçlar elde edildiği bilgisi veriliyor (borsaya).
Eldorado, Meksika’daki bir işletmesini, La Colorado’yu tükenmesinden 6 ay kadar önce, borçları ve 500.000 USD nakit karşılığında yerli ortaklarına devretmiş. Bundan da, son altı ayda ancak 779 kg altın üretilebilmiş. Meksika’daki bir başka işletmesi, La Trinidad Madeni de 1998 Ekim’inde tükenince, kapatma işlemlerine geçilmiş ve dendiğine göre ıslah işlemleri 2000 ortasında tamamlanıp Brezilya Hükümeti’nden kapanış belgesi alınmış.
Brezilya’daki Sao Bento işletmesi şimdilik sürecek gibi görünüyor. Şirketin bu işletmede geçen yılın son altı ayında üretebildiği altın miktarı 1767 kg. Bu yıl üretim koşullarında yapılan bazı değişiklikler nedeni ile üretimin biraz düşmesi bekleniyordu. Ancak, Brezilya’da süregiden kuraklıkla barajlarda su düzeyleri kaygı verici şekilde düşünce, Hükümet bu yıl içinde endüstri kuruluşlarından enerji tüketimlerini %20 düşürmelerini istemiş bulunuyor. Bu kesintinin ne kadar süreceği de belli değil. Sao Bento madeninin üretimi bir de bu nedenle kısıtlanınca, bu yılın ilk altı ayındaki üretim, 2000 yılının ilk altı ayındakine göre %4 düştü. Yıl sonuna kadar toplam üretimin 3 ton dolayında olması, beklenenden %15 eksik olması planlanmış. Birim toplam maliyet ise 283 USD/ons’tan 317 USD/ons’a yükseldi.
Yılın ikinci çeyreğinde şirketin net zararı 1 milyon dolara yakın. Bir önceki yılın aynı döneminde ise 88,000 USD kâr etmiş!
Şirketin Eylül 2000 sonunda 38,000,000 USD; yılbaşında ise 34,000,000 USD borcu vardı. İşler daha da kötüye gidince, büyük alacaklı (25,000,000 USD) olan NM Rothschild & Sons Ltd firmasının baskısı ile ödemeler hızlandırıldı ve Haziran sonunda 17,371,000 USD borç kaldı. Ancak, bunu sağlayabilmek için Eldorado elindeki önemli bir olanağı, gelecekteki üretimlerini Brezilya’daki piyasa fiyatlarından daha yüksek fiyatla peşin satma anlaşmalarını (hedging) bozdu ve önemli bir güvenceden yoksun kaldı.
Eldorado’nun borsada 316 milyon USD değerinde 102 milyon senedi var. Bunun 5,846,000 USD’lik bölümü geçen yılın sonunda ülkemizde, Türkiye’de sürdürülen arama çalışmalarının finansmanı için toplanmış. Buradaki bilgilerin çoğu da zaten, bu borçlanma kampanyası sırasında yayımladığı bir metinden alındı[8].
Son dönemdeki sıkıntıyı atlatabilmek için olsa gerek, Mayıs ayı başında Eldorado’nun ülkemizdeki alt şirketi (%100’üne sahip olduğu) Tüprag ile Koç Grubu’nun başarılı madencilik şirketi Demir Export arasında bir, yeni altın sahaları arama anlaşması imzalanınca, Eldorado’nun beklediği olmuş; son bir yıldır borsada değerini sürekli yitirerek % 40 düşen senetleri, birdenbire %40 değer kazanmış. Ne var ki, bu artış hepi topu 20 gün sürmüş ve yeniden eski düşüş eğrisine dönmüş. Bu yılın Şubat ayı başında 0.43 Kanada Doları olan hisseler şimdi (Ağustos 2001 ayı başında) 0.24 Kanada Doları. Toronto Borsasında bu dönemde metal sektörünün indeksi %10, altın işletmecisi şirketlerin indeksi ise %15 değer kazanırken, Eldorado’nun gidişi iyi değil.
Ülkemizdeki yabancı altıncılar arasında öne çıkıp, en önemli yeri tutan bu küçük ve zayıf Kanada şirketi 1992’de Bermuda’da “Eldorado Corporation Ltd” adı ile kurulmuş; Nisan 1996’da British Columbia’da “Eldorado Gold Corporation” adını almış; sonunda Haziran 1996’da Kanada yasalarına uyup yeniden şekillenmiş; ve Kasım 1996’da da HRC Development Corp. ile birleşip aynı adla çalışmayı sürdürmüş. 19 alt şirketi var. Avustralya, Virjin Adaları, Brezilya (burada karmaşık ilişkilerle 12 şirket kurulmuş), Hollanda Antilleri, Hollanda, Türkiye ve Kanada’da çalışan bu şirketlerden Tüprag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret Ltd Ş’nin hemen bütünü Eldorado’nun.
Şirketin %29.8’i Güney Afrika Johannesburg’da kurulu Gold Fields Ltd’nin.
Bu güçlü (!) altıncı şirketin bütün umudu ülkemizde. “Fırsat” (Opportunity) başlıklı 2000 yılı faaliyet raporlarında bundan başka bir şey yok. Rapor’un ülkemiz ile ilgili bölümü Ayasofya ve İstanbul Boğazı’nın fotoğrafı üzerine yerleştirilmiş olan bir özdeyişle açılıyor : “Eldorado gibi şirketler, bölgemize değerli deneyimlerini taşımakta ve halkımızın yararına uzun dönemli iş fırsatları yaratma ve geliştirmede yaşamsal bir rol oynamaktadır (Uşak Valisi Ayhan Çevik)”.
Tüprag 1986’da Alman Preussag tarafından Ankara’da kurulmuş; daha sonra İngiliz Preussag’a devredilmiş[9]. Eldorado, ülkemizde bu Tüprag’ı devir almış. Ancak, kendisi değil. Nedense, Tüprag’ın %99’u, Hollanda’da kurulu SG Resources B.V.’nin. Onun %100’ü ise, Hollanda Antilleri’nde kurulu Solcourt N.V.’nin. İşte bu son şirket, Eldorado Gold Corp.’un. Ve bu zincirin son halkası olan Tüprag’ın eli ile Türkiye’de 4 yerde altın işletmeye hazırlanılıyor, Eldorado : Havran-Küçükdere, İzmir-Efemçukuru, Eskişehir-Kaymaz ve Uşak-Eşme-Kışladağ.
Bunlardan en olumlu gelişeni Kışladağ.
Rezerv aşamasına gelmiş çalışma yalnızca Efemçukuru sahasında, Burada 13.14 gram/ton tenörlü 1,856,000 ton cevherden, 24.3 ton altından oluşan kanıtlanmış+olası rezerv bulunuyor. Burada ayrıca, 14.26 gram/ton tenörlü 26.6 ton altın eşdeğerli görünür ve olası; 12.15 gram/tenörlü 7.9 ton altın eşdeğerli olabilir kaynak var. 325 USD/ons altın fiyatı için 6 gram/ton tenör çalıştırılabilecek.
Uşak-Eşme-Kışladağ’da yılbaşındaki görünür kaynak olarak 1.3 gram/ton tenörlü 12.4 ton altın; olası kaynak olarak 1.19 gram/ton tenörlü 137.8 ton altın; ve olabilir kaynak olarak 1.03 gram/ton tenörlü 56.6 ton altın eşdeğerli cevher bulunduğu belirtiliyor. Burada 0.4 gram/ton’dan daha zengin cevher 275 USD/ons altın fiyatı koşullarında işletilebilecek.
Eskişehir Kaymaz’da 6.8 ton altın eşdeğerli 6.25 gram/ton tenörlü görünür+olası cevher kaynağı belirlenmiş. 350 USD/ons altın fiyatı için 2 gram/ton tenöre kadar çalıştırılabilecek.
Küçükdere’deki sahada ise belirlenen görünür+olası kaynak 6.43 gram/ton tenörlü 8.2 ton altın ve olabilir kaynak 0.9 ton altın.
Eldorado’nun küçük bir derdi var : “Belli kıyı bölgelerinde altın elde edilmesinde siyanür kullanılmasına ilişkin olarak Türkiye yargı kurumlarınca verilen kararlar ülkede altın madenciliğinin gelişmesini olumsuz etkilemiştir. Türk Hükümeti bu sorunu çözmek üzere girişimde bulunmuş ve altın madenciliğinde siyanür kullanımı ve yargı kararlarına ilişkin teknik konuları incelemek üzere özel bir komisyon kurdurmuştur. Komisyon, TÜBİTAK tarafından yayımlanan bir raporla bu konudaki olumlu görüşünü bildirmiştir. Bunun üzerine, Federal Hükümet madencilik etkinliklerinin yeniden başlatılması için çeşitli bakanlıkları harekete geçirmiştir.”[10] Ama, Eldorado Türkiye’de bu işi yapabileceğinden umutlu. Sayın valinin demecinden hoşnutlar. Halkla da iyi ilişkiler kurma yolunda olduklarını düşünüyorlar. Uşak’ta, Kışladağ köyüne su getirilmesine katkıda bulunmuşlar. Bu yıl da, “Kışladağ Maden Vakfı”nı kurup yapacaklarıyla, Kışladağ Projesi ile halk arasındaki ilişkileri güçlendireceklerini umuyorlar.
Eldorado’nun araştırma ve fizibilite çalışmaları ülkemizdeki başka altın arama projelerine göre daha hızlı ve daha ileri aşamalarda. Altın işletmeciliğinin önü açılırsa hayata ilk geçecek projeler olarak biraz daha çok bilgi edinmekte ve gelecekteki sorunları öngörmede yarar var.
Kışladağ Proje alanı Uşak’ın 30 km kadar GB’sında, Eşme ilçesinin KB’sında Kışladağ ve Sayacık Köylerinin çevresinde yer alan ve Ön İşletme Ruhsatı’ndan oluşan toplam 15,717 hektarlık alanı kaplıyor. 5 km’lik uzaklıklarda bir kaç küçük köy var.
Saha metamorfik şistlerden oluşan bir Temel’in üzerinde yer alan Tersiyer Volkanitlerinde bulunuyor. Sahadaki cevherleşme latitik sokulumlarla ilgili.
Araştırma sonunda iki alterasyon sahası belirlenmiş.
Gökgöz Tepe alterasyon alanı yaklaşık 12 km2 yer kaplıyor. Gökgöz’de cevherleşmenin çoğu, kaba porfirik ve şiddetle altere olmuş olan latitte yerleşmiş. İlk aşamada potasik fazda altere olan ortam daha sonra kuvars-turmalin ve ileri killeşme ile yeniden altere olmuş. Altın, turmalin-pirit, pirit ve kuvars-pirit damarları ve breşleşmelerle birlikte görülüyor ve esas olarak çinko ve molibden gibi bazı baz metaller de eşlik ediyor. Oksitlenme batıda birkaç metreden doğuda 40-50 m’ye kadar değişiyor. En yaygın oksit minerali limonit ve bununla çoğun çatlaklar boyunca ince kolloform yaygılar ve ayrışmış piritin çevresinde saçaklar biçiminde karşılaşılıyor. Arama çalışmaları burada yoğunlaştırılmış.
Sayacık alterasyon alanı, bunun 5 km GB’sında yer alıyor ve 6 km2 yer kaplıyor. Andezitik tüfler içinde 1.5 km’ye kadar orta-şiddetli silisleşme görülüyor. Tüfü kesen kuvars-barit damarcıkları gümüşlü cevher kapsıyor.
Uydu fotoğraflarından alterasyonların yerlerinin belirlenmesi, dere yataklarından tortul örnekleme ve jeokimya analizleri, jeofizik IP ölçümleri[11] ile yürütülen ilk çalışmalardan sonra Gökgöz Tepe’nin kuzey yamaçlarında bir anomali belirlenmiş. Bundan sonra, hendek açımı ve örnekleme ile sondajlar yapılmış. 1999 sonunda, Micon International Ltd’nin hazırladığı bir raporla 1.49 gr/t’luk 42.8 milyon ton görünür ve olası kaynak ve 1.35 gr/t’luk 31.1 milyon ton olabilir kaynak belirlenmiş. Bu aşamada, 750x500 m’lik bir alanda 250 m derine kadar cevherleşme saptanmış. 420 m derinlikli bir sondajın halen cevher içinde kalması bunun daha yaygın olabileceğini göstermiş. Doğu kesimde, sığda 3.0 gr/t tenörlü daha zengin ve eyer biçimli bir zonun varlığı belirlenmiş. 2000 yılında yapılan 7600 m sondajdan sonra Micon yeni bir değerlendirme yapmış ve ortalama 1.2 gr/t tenörlü 125.97 ton görünür ve olası cevher kaynağı belirlenmiş ve 0.4 gram/t’luk alt sınır seçilince 20.56 tonu oksitli ve 105.41 tonu sülfürlü altın elde edilebileceği, bunun da yığın liçi ile kazanımı olanağı ortaya çıkmış. 7-10 mm’ye kırıldığında yığın liçi ile altının oksitli kesimde %80’inin ve sülfürlü kesimde de %57’sinin kazanılabileceği anlaşılmış. Açık işletme ve yığın liçi ile ekonomik bir işletme yapılabileceği düşünülmüş.
İşletme birim maloluşunun 140-155 USD/ons olması bekleniyor.
Bu yılın ilk yarısında Kilborn Engineering Pasific tarafından tamamlanması beklenen önfizibilite aşamasından önce yapılan bir değerlendirmede 10 yıllık bir işletme ömrü içinde 10 milyon tonluk büyük bir işletmenin getirisinin, bunun üçte biri kadar bir ilk yatırım gerektirecek olan 3.3 milyon tonluk bir işletmeden dört kat daha çok olacağı hesaplanmış. İçsel dönüşüm oranı ise birbirine yakın, sırası ile %17 ve %21. Ancak, küçük bir işletme için açılacak açık ocağın sonradan geliştirilmesine elverişli olmayan bir cevher yatağı geometrisinin bulunduğu belirtiliyor. Önemli bir husus ta, 3.3 milyon tonluk bir işletmede 0.34 olan sıyırma oranının, 10 milyon tonluk bir işletme için 0.9’a yükselecek olması.
Her türlü ekonomik etkeni de göz önüne alacak olan ön fizibilite değerlendirmesinden sonra kararlaştırılacak olmakla birlikte, bu sahada 10 milyon ton dolayında cevherin çıkarılacağı büyük bir açık ocak açılması çok olası. Bu durumda 10 milyon ton kadar da örtü ve yan kaya çıkarılıp bir yerlerde depolanmayı gerektirecek.
Buna karşılık, Eldorado bugünkü ekonomik koşullarda daha az ilk yatırım gerektirmesi nedeni ile 3.3 milyon tonluk bir işletmeye daha yatkın görünüyor.
Mayıs ayı sonunda yapılan açıklamaya göre, 3.3 milyon tonluk bir işletme için önfizibilite çalışmasının ilk sonuçları olumlu. 11.5 yıl süreli bir işletme ile yılda 3.21 ton altın çıkarılması durumunda, 47.4 milyon dolar ilk yatırım ve 154 USD/ons işletme gideri koşullarında, 300 USD/ons altın fiyatına göre içsel dönüş oranının %21 ve net şimdiki değerin de 36.3 milyon dolar olacağı öngörülmüş. I. Faz işletmesi açık ocak, yükleyici ve kamyonla ocak içi taşıma, yığın liçi ile altın sıyırması ile günde 10,000 ton, yılda 2,400,000ton cevher çıkarılacak. 3 aşamalı bir kırıcı çevrimi, konveyörle taşıma ve geçici bir yığın liçi şiltesine radyal depolama yapılabileceği tasarlanmış. Dore, tesiste üretilecek. Değerlendirme, proje ekonomisinin metal fiyatlarına duyarlığının yüksek; ilk yatırım ve işletme giderlerinin oransal dağılımına daha az duyarlı olduğunu göstermiş.
Kışladağ’da 2001 Ocak başına kadar yapılan inceleme sondajları toplamı 16,000 m. Bu yıl eksikleri tamamlamak için 3500 m yeni karotlu sondaj ve derinliği araştırmak için de 1750 m ek sondaj yapılması programlanmış. Örneklemeye koşut olarak oksitli ya da sülfürlü örneklerin yığın liçine yatkınlığına ilişkin testler de yapılacak. Sayacık sahasında da bu yıl ek sondajlar yapılıyor.
ÇED çalışmasının sürdürüldüğü ve bu yılın sonunda tamamlanmasının planlandığı bildiriliyor. Asıl fizibilite çalışmasının 2002’de tamamlanması ve işletmenin 2003 sonunda başlatılması planlanmış. Çalışmaların sonunda hedeflenen 10-12 milyon onsluk, 300-370 ton’luk altın kaynağı ile dünyanın işletmeye alınmamış en büyük yataklarından olabileceğini umuyor, Eldorado. Eldorado’nun YK Başkanı Paul Wright, “Türkiye’nin bütününde, Normandy’nin Ovacık projesinde üretime başlamasını görmekle yüreklenmiş bulunuyoruz. Türkiye’deki işletme izni verilmesi düzeninin artık pek çok başka ülkedeki ile kıyaslanabilir olduğuna inanmaktayız.” diyor.
Burası şimdilik sakin.
Ama yine de Ege Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran Eşme İlçesi Katrancı Köyü’nde, köylülerle altın işletmesi girişimi konusunda konuştu diye göz altına alınıp, Üniversite’de hakkında soruşturma açılabiliyor.
Efemçukuru Proje alanı, İzmir’in 20 km GGB’sında, Efemçukuru Köyü’nün 2 km kuzeyinde yer alıyor.
İki Ön İşletme Ruhsatı 3,072 hektarı kapsıyor. Efemçukuru büyükçe, 500 nüfuslu bir köy. Bağcılığı ile ünlü. Buradan güneye yayılan drenaj alanı Seferihisar bölgesine açılıyor ve Ege’ye boşalıyor.
Cevherleşme, kabaca K-G uzanan ve riyolitik dayklardan sonra ve yer yer onların kullandığı çatlak zonlarını kullanan Kestane Beleni ve Kokarpınar damarlarında yerleşmiş. Damarlar 1 ile 15 m arasında değişen kalınlıklara sahip ve en az 300 m derine kadar sürüyor. Cevher, boşlukları doldurmuş olarak görülüyor. Çok aşamalı breşleşme, kuvars karbonat damarcıkları, laminalı yapılarla sık karşılaşılıyor. Cevherleşmeye eşlik eden alterasyon esas olarak damarlarda ve stokwork’ta rodonit ve rodokrozit, aksinit ve kuvars; yan kayada ise, klorit, serizit ve kaolenit içeriyor[12]. Birlikte karşılaşılan sülfürlü mineraller arasında pirit, pirotin, kalkopirit, sfalerit ve galen, bir de bunların oksitlenmiş türevleri var. Altının çoğu, kuvars ve karbonat içinde serbest daneler ya da sülfürlü mineraller içinde inklüzyonlar biçiminde çok ince (2.5-50 mikron) olarak görülmekte. 1992’de başlayan araştırma çalışmaları kapsamında, sondajlı aramalar 1997’de, ön fizibilite çalışması da 1999’da tamamlanmış. Görünür ve olası kaynak 1.87 tonx14.26 gr/ton ve olabilir kaynak 660,000 tonx11.99 gr/ton. Çıkarılabilir altın kaynağı 24.3 ton öngörülmüş.
Siyanürlü işletme konusundaki engeller nedeni ile siyanür kullanmadan, yeraltı madenciliği ve flotasyon süreçleri kullanılarak yapılacak bir işletme arayışına girilmiş. Çevreye etkiyi sınırlayabilmek için vadi tabanından başlayıp damarın ortalarına ulaşacak bir galeri ile yeraltı madenciliği yolu seçilmiş. Günde 800 ton, yılda 250,000 ton cevher çıkarılması, yılda 2.79 ton altın üretilmesi hedeflenmiş. Başlangıçta Alsancak Limanı’nda kurulacak ek tesisten Brezilya Sao Bento’ya taşınması tasarlanan flotasyon konsantresinin; bunun yerine Uşak, Kışladağ’a taşınması ile üretim maloluşunun 176 USD/ons’tan 148 USD/onsa inebileceği anlaşılmış. İşletmede bir susuzlaştırma uygulanarak pasanın yarı kuru olarak sahaya yayılması ya da yeraltı ocağına doldurulması düşünülmüş. Çevreye uyan bir tesis kurulmasının tasarlanmış olduğu savlanmakla birlikte bunun gerçekleşmesini sağlayacak ayrıntıları bilen yok. Önceleri İZSU’nun bu havzada yapmayı planladığı bir içme suyu sağlama barajı projesinden ötürü izin alınamıyordu. Bu projenin askıya alınması sağlanmış anlaşılan. Ancak, yine de tüm izinler henüz alınamamış. Burası da, şimdilik sakin.
Kaymaz Proje alanı Eskişehir’in 70 km doğusunda, Ankara-Eskişehir Karayolu’nun 2 km kuzeyinde yer alıyor. Üç km uzakta 3000 nüfuslu Kaymaz Köyü var. Ruhsat alanı 120 km2.
Cevherleşme, Kretase sonunda şiddetle metamorfize olmuş denizel tortullar ve ofiyolitlerin ardalanması içinde görülüyor. Ultramafik kesimler iyice serpentinleşmiş ve kıvrımlanmış. Bu istifin içine, KD’ya eğimli siller biçiminde Karakaya graniti sokulmuş. Mineralleşmenin epitermal nitelikte olduğu ve breşleşme ve silisleşmeyle birlikte görüldüğü belirtiliyor. Damdamca Tepe’de 180 m uzunluk, 45 m kalınlık ve 85 m derine kadar uzanan levhasal bir cevher yatağı görünmekte. Bu zon granit dokanağına koşut ve daha düşük bir cevher aylası ile sarılmış. Topkaya’da, küçük bir cevher kütlesi var. Damdamca Tepe’nin 1200 m kadar güneyindeki Kızılağıl Zonu’nda da silisleşmiş kalkşist ve mermerlerin içinde bir cevher kütlesi bulunuyor. Damdamca’nın 3500 m güneyinde Küçük Mermerlik Tepe Zonu da sepentinitlerin içinde yer alıyor. Bu sahada 12300 m sondaj tamamlanmış. Fizibilite çalışması 1997’de bitmiş. Açık maden işletmesi ve siyanür liçi ile altın eldesi planlanmış. Çıkarılabilir rezervler, 6.04 gr/ton altın tenörlü 973,000 ton olarak betimlenmiş. Yılda 150,000 ton cevher çıkarılması ve onsu 180 dolar işletme gideri ile 775 ton altın çıkarılabileceği hesaplanmış. 14 milyon dolarlık yatırım gerektiği öngörülmüş.
İnşaat ruhsatı dışında bütün izinler alınmış. Ancak, Çevre Bakanlığı’nın verdiği izinlere karşı açılmış olan davalar henüz sonuçlanmamış. Bunun sonucu bekleniyormuş!. Bu arada, kamuoyunda yalnızca Bergama altın işletmesi ile sınırlı sanılan Danıştay’ın yasaklama kararının aynı zamanda Kaymaz’ı da kapsadığını belirtmek gerek. Altın fiyatlarının düşüşünün Kaymaz Projesi’nin ekonomisini olumsuz etkilediğini belirten Eldorado gerekirse farklı seçenekleri yeniden irdelemeyi düşünüyor.
Edremit’in 10 km GD’sunda ve İzmir-Çanakkale Karayolu’nun 3 km güneyinde yer alan Küçükdere Sahası’nın yakınında 500 nüfuslu köy bulunuyor. Ruhsat alanı 140 km2.
Altın cevherleşmesi, alt Paleojen’de yerleşmiş andezitik porfir içinde, kuvars ve karbonat damarlarının içinde görülüyor. Beş damar zonu saptanmış. Her bir zonda damarlar bir ile 30m arasında kalınlıklı merceklerden oluşuyor. Damarlar makaslama zonlarıyla kesilmiş ve orta dereceli killeşme ile propilitik alterasyon zonu ile çevrelenmiş. Arama çalışmaları 1988 ve 1991’de yapılmış. 6.43 gram/ton tenörlü 1,414,000 ton cevher (9 ton altın) kaynağı belirlenmiş. Gencor Ltd 1992’de fizibilite çalışmasını yapmış. Açık işletme ve siyanür liçi ile günde 770 ton cevher işlenmesi seçilmiş. Bir Türk firmasının hazırladığı ÇED Raporu, şirkete göre olumlu bulunmuş. Yine de o günden bu yana bazı çevre sorunlarını gidermek için çalışmalar yapılıyormuş! Ancak, herkes biliyor ki, Tüprag henüz Preussag’ın iken yöre halkının ve Egeli aydınların direnişi ile sonuç alınmış ve Çevre Bakanlığı izni verilmemiş.
Altın fiyatlarındaki düşüş de bu projeyi olumsuz etkiliyormuş.
Eldorado, Türkiye’de bütün bu arama çalışmaları için çok değil, 1999 yılında yalnızca 90,000 USD ve 2000 yılında da 100,000 USD harcamış.
Ülkemizde altın işletmeciliği doğrultusunda çalışmalarını ilerletmiş olan bir başka çokuluslu şirket de yine Kanada merkezli, Cominco. Cominco aslında altın işletmeciliği yapmayan bir madenci şirket. Hiç altın işletmesi yok. Özellikle, çinko ve kurşun madenciliğinde önder. İşletmeleri genellikle ABD ve Kanada’da. Biraz da Peru ve Şili’de. Amerika anakarası dışında yalnızca ülkemizde arama çalışması var.
Ülkemizde de, Orta Anadolu’da büyükçe bir çinko sahasında Noranda Inc. ve Anadolu Madencilik Ltd. ile birlikte aramalarını sürdürüyor.
Artvin’in Kafkasör Yaylası’nda Hatila Milli Parkı’nda 250 hektarlık bir alanda Cominco’nun ruhsat sahasında da altın ve gümüş bulunmuş.
Cominco’nun,
Artvin’in dışında Rize, Gümüşhane ve Giresun’da da arama ruhsatları
olduğu bildiriliyor.
Cominco, Artvin Kafkasör Cerattepe’deki yatak için 4.2 ve 1.2 gram/ton altın içeren 6,700,000 ton Kanıtlanmış ve Olası Rezerv (17.04 ton altın) ile 3.8 ve 1.8 gram/ton altın içeren 5,400,000 ton Olabilir Kaynak (20.12 ton altın); ve Ağı Dağı’nda da 1.2 gram/ton altın içeren 11,300,000 ton Görünür ve Olası Kaynak (13.44 ton altın) bildiriyor, web sayfasında[13].
Cerattepe’de altının epitermal bir cevherleşme ile yerleştiği ve siyanür liçi ile altının tamamının ve gümüşün %50’sinin kazanılabileceği laboratuar deneyleri ile belirlenmiş[14].
Artvin’deki altın işletme girişimini özel kılan, öncelikle bu sahaların çok önemli bir Milli Park’ın sınırları içinde yer alışıdır. Hatila Vadisi Milli Parkı, 1989 yılında ilan edilmiş. Bu park alanı 250 m yükseltili Çoruh Nehri’nden 3,224 m yükseltili Kurt Dağı’na kadar yaklaşık 3,000 m’lik yükselti farkı gösteren derin bir su toplama havzasını kapsamaktadır[15]. Dik yamaçları yamaç molozlarıyla örtülü. Yağışlardan akışa geçen suyun büyük bölümü bu yamaç molozları içinde yitmekte ve vadi tabanlarından çıkmakta. Alt kesimlerde fıstık çamı ormanı yer alırken, Vadi’nin aşağı kesimlerini kızılağaç, kestane, kayın, gürgen, karaağaç, akçaağaç ve geniş yapraklı türlerden kurulu ormanlar kaplamakta. Vadinin 1,000-1,500 m yükseltileri arasında Çoruh meşesi, göknar ve ladin; daha yukarıda ladin, göknar, sarıçamdan oluşan karışık ve tektür ormanları yer alıyor. 2,000-2,200 m’den yukarıda orman üstü kır kuşağı görülüyor. Vadi bu ağaç ve çalı türleri ile çok zengin bir orman ekosistemini barındırdığından ötürü bir Milli Park olarak ayırt edilmişti.
Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin bir projesi[16] ile Trabzon ve Artvin ormanlarının büyük bölümünün insan müdahalesinin olmadığı ya da çok az olduğu ve içerdiği ağaçların büyük çoğunluğunun doğal olgunluğa eriştiği birincil ormanlık alanlar, Doğal Yaşlı Ormanlar (Old Growth Forests) olduğuna dikkat çekilmektedir. Buraları, biyolojik çeşitlilik, epifitik bitkilerin varlığı, kuş popülasyonunun zenginliği, erozyon denetimindeki etkileri ve özellikle de varolan nem düzeyinin bozulmasına neden olan yerel kesimlerden çok etkilenişleri ile özgündür. Bu çalışmaya göre, bu iki ildeki orman alanlarının yalnızca %12’sinin bu nitelikte olduğu belirtilmekte.
Öte yandan, bu bölge Bird Life International tarafından yapılan başka bir çalışma sonunda da endemik kuşlar açısından dünyada korumada öncelikli 217 alandan biri olarak duyurulmuş.
OGM amenejman verilerinden yola çıkan DHKD çalışmasına göre Artvin’de maden işletmesine konu seçilen alanlar baskın olarak bu tür zenginliklerimizle kaplıdır.
Altın işletme girişimleri başlatıldıktan sonra doğan tepkilerden ötürü Artvin Valiliği bu çalışmaları durduran bir karar almış; altıncı şirket de buna karşı yargıya başvurmuş. Başka nasıl başvurular yaptı ise etkili olduğu görülmüş ve Turizm Bakanlığı ile altıncı şirketin arasında yapılan bir toplantıda varılan uzlaşmaya göre, şirket davasından vaz geçmiş ve Bakanlık da 05.07.1994 tarihli Bakanlar Kurulu kararını hazırlayarak şirketin işletme yapacağını belirterek sınırlarını önerdiği Milli Park’ın kuzey ve güney kenarlarından iki önemli alanı Milli Park sınırları dışına çıkarmıştır![17] Bundan sonra, şirket arama ve sondaj çalışmalarını hızlandırmış. İÜ Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof Dr Doğan Kantarcı’nın derlediği bilgilere göre, işletme bir yandan bakır ve bir yandan da altın+gümüş için yapılacaktır. Bunun yanında, Hatila Havzasındaki altın işletmeciliği yalnızca Cerattepe ile sınırlı kalmayacak ve Milli Park alanı dışına çıkarılan iki büyük alanda 6 kadar yerde yürütülecektir. Cerattepe’deki açık işletme çukuru yaklaşık 50 m derinlikli dev bir çukur olarak kalacaktır. Asit maden drenajı ortaya çıkaracağı kuşkusuz olan bu çukurun ağaçlandırılacağı savı, bu topraksız ve asit ortamda beklenemeyecek bir avuntudur. Ülkemizin bu benzersiz ve cennet gibi orman alanının yalnızca Cerattepe işletme alanında yaklaşık 650 dönümlük bir yara açılmış olacaktır. Bu yara hiç yayılmayacak olsa bile. Yeşil Artvin Derneği’ne göre[18] yüzyıllık 96,000 ağaç yok olacaktır.
Ancak olumsuz etki bununla sınırlı kalmayacak, ne yazık ki. Yalnızca Cerattepe’de 7,500,000 m3 kadar örtü ve yan kaya hiç bir işlem uygulanmadan Sokran Dere Vadisi’nin yamaçlarına dökülecektir. Çok dik eğimli ve yamaç molozları ile örtülü bu yamaçların bu yük altında, hele ki şiddetli yağışların etkisi altında duraylı kalması beklenemez. Sürekli yamaç duraysızlaşmalarıyla bu gerecin önemli bir bölümü vadi aşağısına taşınacaktır, orman örtüsünü yıkıma uğratarak. Üstelik bu, bir yandan asit maden drenajı oluşturmaya çok yatkın olduğu ve oksijen ve su etkisi altında kalacağı için şiddetle asit sular oluşturup bu vadi ve bağlandığı akarsularda canlı yaşamı yok etmeye ve bir yandan da toprağın hızla yoksullaşmasına, yöredeki ormanın doğal yolla artımının da önünün kesilmesine neden olacaktır.
Öte yandan, cevher kırılıp öğütüldükten ve siyanürlü çözeltilerle altın ve gümüş kazanıldıktan sonra artıklar Gavut Dere’de yapılacak atık barajında depolanacaktır. Yeşil Artvin Derneği’nin verdiği bilgiye göre bu barajın gövde yüksekliği 70 m ve alanı 25 hektar olacak, içinde 3,500,000 m3 zehirli bulamaç depolanacaktır. Bu bulamaçta kalan siyanürün açığa çıkmaması için ortamın pH’ının 10-12 dolayında tutulması gerekecektir. Ancak, Prof Kantarcı orta ve doğu Avrupa’dan Karadenizi aşarak gelen kirli havadan ötürü sürekli asit yağışlar yaşandığını ve son iki onyıl içinde ölçülen yağmur ve kar tepkimelerinin 3.8-4.5 pH arasında değiştiğini bildirmektedir. Bu durumda, atık barajındaki su, üstten alta doğru gelişerek daha düşük pH’lı olacak ve artık siyanür gaza dönüşerek ortama yayılacaktır. Bu sürecin, baraj gövdesi ya da temeldeki kayanın asit drenajının etkisi ile de hızlanması beklenebilir. Sızıntı ve taşkın sakıncası da, dünyanın pek çok yerinde örnekleri yaşandığı şekilde önemli bir sakınca. Sınırları daraltılmış olan Milli Park’a 500 m, Kafkasör Turizm Merkezi’ne 1500 m uzaklıkta kurulacak bu atık barajı bütün bölge için önemli bir tehdit oluşturacak.
Prof. Kantarcı’nın dikkati çektiği bir başka tehlike de bu yöredeki ladin ormanlarında yaygın olan ve önemli kayıplar veren kabuk böceği zararlısının, işletme alanı ve çevresinde kesilmediği övünülerek dile getirilen ancak çarpmalarla zedelenen ağaçlardan ötürü bir salgın durumuna dönüşmesi tehlikesidir. Bu durum, pasa dökülen yamaçlar için daha da önemli bir tehlike yaratıyor.
Bu sahada, bakır işletmesi amacıyla açılmasına başlanılan galeriden çekilerek boşaltılacak yeraltı suyunun da asit niteliğinden ötürü işletmenin aşağısındaki vadi sisteminde önemli zararlar verebilecek.
Bu galeriden çıkan pasanın daha şimdiden yollar için stabilize gereci olarak kullanılması da asitli suların etkilerinin her yere bulaştırılmasına neden olacak bir uygulama olarak tüyler ürpertici. Asitli suyun yüzeysel akışla çevreye yayılması; ölü örtünün asitleşmesi; ölü örtü ve altındaki toprakta yaşayan bakterilerin yok oluşu; ölü örtünün ayrışamayıp keçeleşmesi; ormanın beslenmesinin kısıtlanması; artımın gerilemesi; kabuk böceği salgınının yaygınlaşması, altıncıların bugünden uygulamaya başladıkları vurdumduymazlıklarının sonucu olacak. Bunun en iyi örneği, sondajlardan çıkan artıkların üzerinde yıllardır bitki gelişememiş olması.
Prof Kantarcı, altın (hiç kuşkusuz bakırında ) işletmeciliğinin bu yörenin geleceğini nasıl etkileyeceğini daha kuzeydeki Murgul/Göktaş işletme alanı çevresinin bugünkü durumundan anlaşılabileceğini örnekleyerek göstermek istiyor : yaygın orman ölümü, toprak örtüsünün sıyrılması, ortamın topraksız bir kayalığa dönüşmesi, tarım alanlarının zarar görmesi. Burada, artık yamaçlarda teras tutturmak ve ağaçlandırma yapma şansı da yok.
1997 yılı sonlarında Kafkasör’de altın işletmesi girişimlerine karşı Yeşil Artvin Derneği’nin girişimleri ile 8,122 kınama imzası toplanmış bulunuyor. Yeşil Artvin Derneği, bu işletmenin yaşama geçmesi durumunda yitirilecek değerlerin ortaya konması doğrultusunda büyük bir çaba göstermiş ve halen gösteriyor. Derneğe göre, yitirilecek olan yalnızca değeri ölçülmez olan orman örtüsü olmayacaktır. “1995 yılı Ağustos ayı içinde yapılan küçük bir araştırmada, 12’si endemik (dünyada başka yerde olmayan) 200’e yakın bitki türü belirlenmiştir. Yaban hayvanları ise ayrıca büyük bir zenginlik ortaya koymaktadır.
16 Nisan 1998 günlü Sabah Gazetesi’nde çıkan bir habere göre, Bergama ile ilgili olarak alınan Danıştay kararından sonra Cominco aramalarını 2000 yılına değin ertelediğini bildirmiş. Haberde, “Cominco Madencilik firması, Bergama’da Eurogold’un yaşadıklarını, Artvin’de yaşamak istemedikleri için çalışmalarını 2 bin yılına kadar durdurma kararı aldıklarını belirterek şunları söylediler :
“Zaten dünya maden piyasasında fiyatlar da geriledi. Bu nedenle şirketimiz dünya ölçeğinde bir küçülmeye gitti. Türkiye’de Cominco Madencilik’te çalışanların sayısı 15’e kadar geriledi. Bu da işlerin kontrolünü ve ilişkileri sürdürmek için gerekli. 1998/99 yıllarında Artvin Cerattepe’de bir çalışma yapmama kararı almamızda bu da etken. Beklememiz gerekiyor. Artvin’deki altının Türkiye ve bölge için önemli olduğunu anlatamadan, halkın ve resmi makamların yüzde yüz iznini ve desteğini almadan bu işe girmek istemiyoruz. Halka rağmen bir şey yapmaya niyetimiz yok. Bunun işlemediğini Bergama’da gördük.” denmekte.
Bunların dışında, MTA Enstitüsü’nün de yaygın biçimde; ancak, arama ve rezerv belirleme düzeyinde altın çalışmaları yaptığı biliniyor; zaman zaman da, basında sevindirici (!) haberler yayımlanıyor.
Bergama Ovacık’ta altın işletmenin önündeki yasal ve hukuksal engeller ne kadar önemli belli değil mi? Hem ülkemizde altın işletmeye çokuluslu ya da yabancı şirketler için önemli; hem de, bundan büyük ölçüde ve açıkça olumsuz etkilenecek olan Anadolu halkı için.
Bütün dikkatler Bergama’ya yöneltilmiş. Oysa, öteki sahaların kiminde beklemeye geçilmiş ise de çoğunda sessiz sedasız çalışmalar sürdürülüyor. Ortaklar bulunuyor, dış borsalarda bu iş için paralar toplanıyor. O çalışmaların yürütüldüğü yörelerin milletvekilleri raporlar hazırlıyor, Başbakanlık tıkanan yolu açabilmek üzere yasaları değiştirmeye hazırlanıyor.
Neden, Normandy kendisini bu denli zora sokup direniyor; ve neden, kör olmadıkları kuşkusuz olan ülkemizi yönetenler onlara bu denli kolaylık sağlayabilmek için her kapıyı zorluyor? Bu konuda ilginç saptamalar ve yorumların yapıldığı bir değerlendirmeye bakmakta yarar var[19].
Ülkemizde ne kadar altın rezervi olduğu tartışılıyor[20]. Bu konuda bir kavram kargaşası yaratılıp karar vericiler, ülkeyi yönetenler yanıltılmaya ve ülkenin içine düşürüldüğü krizden çıkışın altın kaynaklarımızın işletilmesi olduğuna inandırılmaya çalışılıyor. Bunda başarılı oldukları, sayın Başbakan’ın son basın toplantısında kurtuluş için, imamlara TL’den yana hutbe verdirmenin yanında yasalarda değişiklikler yapılıp bu büyük kaynağımızı da değerlendirme yönünde adımlar atılacağı muştusunu vermesinden belli. Ancak, hazırlanılan altın işletmeciliğinin apaçık sakıncalarına, dünyanın dörtbir yanında olup bitenlere ilişkin bilgilerin ülkemizi yönetenlere ulaşamadığı da belli. Olsun, bunun yerine halkın bilinç ve kararlılığı, aydınların sorumluluk bilinci ve hukukun doğru yönde kullanılmasına güvenmek ve bunları harekete geçirmek daha güzel, daha onurlu.
Kanımızca öncelikle anımsanması gereken şey şu özdeyişte açık : “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır”.
[1] Eldorado (İspanyolca'da
“Altın Kaplı Adam”), bugünkü Bogota yakınlarında yaşamış bir
yerli kabilesinin efsanevi yöneticisi. Şölenlerde çıplak bedenini altın
tozuyla kapladığına; şölen bittikten sonra da tozu temizlemek için,
Guatavita Gölüne girdiğine inanılırdı. Kabile halkı da göle mücevher
ve altın atardı. İspanyol fatihlerinin (conquistador) bu öyküyü
1530’dan önce duymuş oldukları ve içlerinden birinin Omagua kentinde
Eldorado’yu ziyaret ettiği anlatılır. 1538’de, Peru’dan gelen İspanyollarla
Venezuela’dan gelen Almanlar, “Altın Kaplı Adam”ı aramak için
Bogota yaylalarında toplandılar. Aradıklarını bulamadılar, ama bölge
İspanyol yönetiminde kaldı.
Bu arayış Orinoco ve Amazon vadilerinin içlerine doğru
sürdükçe, Manoa ve Omagua gibi efsanevi kentlerle birlikte Eldorado,
masalsı bir altın ülke anlamını kazandı. Ülkeyi aramak için Gonzalo
Pizarro, Quito’dan Andlar’ı geçti (1539). Francisco de Orellana,
Amazon ve Napo ırmakları boyunca yelken açtı (1541-42). Gonzalo Jimenez
de Quesada ise Bogota’dan doğuya doğru keşfe çıktı (1569-72). Sir
Walter Raleigh, Orinoco düzlüklerinde Manoa’yı ararken (1595), İspanyollar
da o çevrede Omagua’yı arıyorlardı. 1603’te, Portekiz’li Pêro
Coelho de Sousa, Pernambuco’nun kuzeyindeki bölgeleri keşfetti ve altın
kent Eldorado bundan sonra yıllarca, Brezilya ve uyanlar’ı gösteren
haritalarda yer aldı.
Cibola, Quivira, Caesarlar Kenti ve Otro Meico gibi
Eldorado da, büyük zenginliklere sahip olduğuna inanılan mitolojik bölgelerden
biriydi. İspanyollar ve başka Avrupa’lılar, bu kentleri ararken Amerika
kıtasının büyük bölümünü keşfedip kısa sürede istila ettiler. Böylece,
Eldorado adı çabuk ve kolay zengin olunabilecek yerleri belirtmekte kullanılır
oldu. Latin Amerika ve ABD’de birçok kente bu ad verildi. (Ana Britannica
Genel Kültür Ansiklopedisi, sayfa 169)
[3] Gerçi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’nın hazırladığı “ TÜBİTAK YDABÇAĞ Ovacık Altın Madeni İşletmesinin Kimyasal Özelliklerinin ve Risk Belirlenmesi Raporunun Teknik İnceleme Sonuçları ve Değerlendirilmesi” başlıklı raporda da değindiği gibi değişik tarihli yazılı belgelerde yatağın işletme rezervinin 30 gram/ton ile 9.1 gram/ton arasında değişen tenörlerden söz edilmiş olması işletmede gerçekten ne kadar altın çıkarılacağı konusunu tartışmalı kılıyor; ama, yine de Ovacık’ın, Normandy için son şans olmadığı açık.
[4] World Gold Council daily gold market commentaries, 05-06 September 2001
[5] Yılmaz, S., 2001, Altının ekonomik ve hegemonik boyutları, Kimdaksi-Kimya Madenciliğine Karşı Sivil İnisiyatif, http://www.antimai.org/yazi/auecohego.htm
[6] “Eldorado” terimi ile ilgili ilginç bir tartışma, altın işletmeciliğine saldırgan bir heyecanla destek olan sayın Prof Dr M. Yılmaz Savaşçın’ın, gelirlerini “Barbaros Çocuk Köyü” için kullanılmak üzere “Türkiye Korumaya Muhtaç Çocuklar Vakfı, İzmir Şubesi”ne bıraktığını kapağına yazdığı; ancak, yazmadığı için yalnızca bilenlerin bildiği şekilde giderlerini iki altıncı şirketin karşıladığı son kitabı “Bütünsel Çevre Bilinci ve Çevre Yalanları, Aralık 2000” kitabında sergileniyor. Savaşçın, Prof İsmail Duman’ı bir konuşmasının adını “Çokuluslu Şirketlerin Yeni Eldorado’su Anadolu” koyduğu için Eldorado’nun anlamını bilmemekle ve pişkinlikle (?) suçlayıp Eldorado teriminin bu anlamda kullanılmasına istihza ile karşı çıkıyor. Ülkemize büyük bir ilgi duyan Kanada’lı şirketin asıl adının Tüprag değil de, Eldorado olduğu ile ilgilenmemiş olabilir, Savaşçın. Üzümün bağını sormamış olmalı. Herhalde, “World Gold Council”in Güney Amerika’da altın madenciliğinin önemi alt başlıklı bir yayınının adının “The New Eldorado” olduğundan da haberi yok.
[7] Rezerv ve kaynak kavram ve kategorileri için, http://www.geocities.com/siyanurlealtin/rezerv.html adresindeki bir önceki yazımıza, “Türkiye’nin Altın Rezervi Dünya’da İkinci mi?” bakılabilir.
[9] Mahmutoğulları, M., 2001, Ulaşılamayan Eldorado ve Kassandra’nın Çığlığı, http://www.antimai.org/ba/mmesut.htm
[10] Eldorado, Hükümet’imizi, Federal Hükümet olarak anıyor!
[11] Son dönemde çok heyecanlı bir altın işletmeciliği savunucusu görünümü sergileyen Prof Dr Ahmet Ercan, başkanı olduğu Jeofizik Mühendisleri Odası’nın yeni yayına giren “Doğanın Gizemi” dergisinin Ağustos 2001 sayısında kişisel mesleki başarılarına örnek olarak “Türkiye’nin en büyük altın yatağı Kışladağ’ı da ben buldum”, diyor. Bunu, Eldorado’yu aydınlatmak için not etmek gerekli.
[12] Oyman, T., Minareci, F. ve Pişkin, Ö., 2000, Ore Paragenesis of the Efemçukuru Mineralization, İzmir-Turkey, at Proc. Of IESCA-2000
[15] Kantarcı, D., 1995, Hatila Deresi Milli Parkı (Artvin) Havzasında Açılacak Maden İşletmesi Hakkında Ekoloji Açısından Görüş.
[16] WWF-DHKD, 1996, Doğu Karadeniz’in Doğal Yaşlı Ormanları, 24 s.
[17] Burada insan ister istemez durumu ABD’de Colorado Irmağı’nda Westwater Kanyonu Milli Parkındaki yakınındaki Pene Madencilik Şirketi’nin altın işletmesinin ABD Adalet Bakanlığı tarafından yasaklanmasını; üstelik bunun şirketin 16,850 USD maden hakkı için ödemiş olduğu ücretlerin geri ödenerek yapılmasını düşünüyor. Bu konuda High Country News, April 12, 1999 sayısından yararlanılabilir.
[18] YAD, 1995, Artvin’in altı da altın, üstü de, 6 syf.
[19] Yılmaz, S., 2001, Altında tahkim tuzağı, http://www.antimai.org/ba/symigatahkim.htm
[20] Bu konuyu http://www.geocities.com/siyanurlealtin/rezerv.html'de yer alan “Türkiye‘nin Altın Rezervi Dünyada İkinci İmiş!” başlıklı yazıda tartışmış idik.
|
© 2001, Tahir Öngür. |