Aramızdaki boşluk
Içimden bile olsa, "inanmiyorum" diye bagirmasini beceremem. Öyle donup
kalmayi da bilemem. Üzerinde iri harflerle "Hotel des Etrangeres"
yazili
tabelanin altindaki kaldirimda öyle donup kalmayi isterdim tabii...
Karsiya geçip Serap'in yanina kosmak yerine gecenin karanliginda
kaybolmayi
isterdim.
Yillar önceydi. Serap'la birbirimize asiktik. Baskalarini teker teker
çevremizden uzaklastiran anti-sosyal iliskimiz gün gelmis, bizi
öldürmeye
baslamisti. Sancilar içinde, yavas yavas birbirimizden kopmaya
basladigimiz
dönemdi. Bir stadyum konserinde, onca samata içinde, sanki sarkinin
sözlerini tekrarlar gibi fisildamisti kulagima:
Uçagim yarin kakiyor
Çok sey söyleyebilirdim. Nasil yaptim, anlatmasi zor ama sustum, boyun
egdim. Çünkü bizi uzaklastiran sey askimizdi.
Bilen bilir; birbirinin gözlerine bakamayacak kadar yakinlasan
çiftlerin
içini kemirir durur uzak mesafelere duyduklari hasret!
Simdi yaslilarin yüksek agaçlarin gölgesinde dev bilyelerle oynayarak
ikinci çocukluk çaglarinin tadini çikardiklari, gençlerin güzel
tembelliklerle hizli çilginliklar arasinda salinip durduklari bu
Akdeniz
kasabasinda ne aradigimi sormayin.
Cuma aksaminin kalabaliginda, Arap gençleriyle kuzeyden gelen uzun
bacakli
sarisin kizlarin tek gecelik arkadasliklar kurma mekani olmasiyla ünlü
Che
Bar'in yanindaki sandviççilerin önünde gördüm onu. Serap'ti...
Olmayacak seydi!
Dedim ya, kaldirimda donup kalmadim. Arkasindan kararli adimlarla
sokuldum.
Insan nasil biraktigi yerden devam ediyormus gibi oluyor. Nasil ayni
parfümü
ariyor insan, nasil o kokuya dogru yillar öncesindeki gibi
çekilebiliyor.
Girtlagini hafifçe zorlayip, dudaklarini öne çikartarak "gazeuse"
dediginde
iyice emin oldum, sari saçlarin ardindaki yüzün Serap' a aitti.
Omuzlarindan
tutup çevirince, ilk olarak çocuklugunda karistigi bir sokak
kavgasindan
kalma yamuk burnunu, sonra da mavisi bana hep Ege'yi hatirlatan
gözlerini.
Kisa bir çiglik atti:
Aman Allahim!
Saatlerce gezdik kasabanin sokaklarinda. Gecenin nemiyle sirilsiklam
olmus
plaj sezlonlarina uzandik. Uzaktaki, sinema festivaliyle ünlü sehrin
üzerinde patlayan havai fisekleri seyrettik. Ara sira birbirini bulup
simsiki tutan ellerimiz tutusuyordu. Ve durmadan konustuk, anlattik.
Mektuplasmalarimizin solup tükenisinde kimin daha "suçlu" oldugu
konusunda bir türlü uzlasamadik.
Senegal isi ahsap oymalarin satildigi bir tezgahin önündeydik ki, Serap
birenbire dönüp "Hala asik miyiz birbirimize?" diye sordu. Garip sey,
sanki
karacigerimin orada bir yirtik açildi. Sonra yirtik büyüdü, bütün
karnim
yarildi gibi geldi bana. Kalbime kadar geldi aci...
Biliyorduk; birbirimizden geride kalan boslugu kimse dolduramamisti.
Arabasini park ettigi sokaga geldigimizde ikimiz de fakettik ki, bir
baska
bosluk daha var...
Sarilmistik. Ama ellerim sanki gövdesinin içinden geçiyordu. Belini
kavradigimda; kollarimin arasinda yoktu sanki. Dudaklari hava kabarcigi
gibiydi. Ayni seyleri o da yasadi. Öyle saniyorum. Oradan ve
birbirimizden
hizla uzaklasmaktan baska çare yoktu. Bu hissi tekrar tekrar deneme
dayanilacak bir sey degildi.
O kasabanin içlerine, ben otoyola dogru gittim. Simsiki kavradim
direksiyonu. Koltuguma gömüldüm. Gaza bastim, bastim, bastim...
Beni durduran motosikletli polisler asla bilemeyecekler ki, o günden
beri
saatte 90 km'yi hiç geçmedim. O günden beri usluyum, sessizim. Sadece
kimi
zamanlar, rüyamda yüksek "masmavi bir bosluga" düstügümü görüyorum.
Hasmet Babaoğlu
.: Geri dönmek için tıklayın :.