Sizi sevebilir miyim ?

Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?
Üretim değil, üretime nispet, tüketim dünyası bu!
Ne bulursak tüketiyoruz. Çünkü üretim sağda kalıyor, tüketimin sollayan zevkinin yanında.
Bakınız... Dünya bile içeriğini yavaş yavaş tüketmiyor mu?
Ama asıl tüketilen dünyanın ta kendisi değil mi? Dünya bunun farkında mı peki?
Elbette... Durup durupta doğal afetlerle kafa tutması nedendir dersiniz?
Tabii ki farkında. Bir ev sahibi düşünün. Sizi üzerinde yaşatıyor.
Üstelik verebildiğiniz önemli bir katkıda yok denebilecek kadar az ona!
Tam tersi, onun size bahşettikleriyle geçinmektesiniz.
Buna can mı dayanır? Buna dünya mı dayanır?

Dünyaya bugüne kadar veremediğimiz karşılıklar için boğazımıza kadar borçluyuz.
Şimdi geriye dönüp bizi affet desek ne kadar affeder bilemeyeceğim.
Hatta bunun hesabını da yapamayacağım. Çünkü bireysel sorumluluğumu saygısızlıkla yapılandırarak ağır bir taşa dönüştürmüş, sonrada altında ezilmeye mahkum etmişim kendimi.
Şimdi ellerimle hazırladığım bu atmosfersizlikte nasıl, bir yudum nefes için "hava da hava" diye bağırıp çırpınabilirim ki?
Kim duyar beni, aldatılmış benliğimdeki koyu gerçek; bensizliğimden başka.

Şayet benim bir "ben" im olsaydı, sorumluluklarımın farkında olur, hiç bir saygısızlıkta da bulunmazdım elbet. Acaba saygısızlıkların cümlesinin kökünü eşelediğinizde karşınıza çıkan kemirilmiş sorumluluklar mı ``haşere` sorumsuzluklardan muzdarip?

Saygım, sevgim, ilgim yaşadığımız dünya üzerine kurulu dünyalardan bir tek kendi dünyamda soluklanmaya mecbur edilmiş...
Yani uçsuz bucaksız bir kumsalda, küçücük bir kum tanesi kadar hükmüm.
İsyan etsemde, o sahilde, çığlıkları beni aşan martıların sesinde bile kaybolabilir iniltilerim, ilahi insanlar, yanıbaşınızdayken bile duyamadınız ya, artık hiç duyamazsınız!

Yarattığım dünyanın sınırları, kişisel hesaplaşmalarımla, düşünce tırmanışlarımla, gece’den önce kararmış gökyüzünde, bir hüzme ışık olup yol gösteren küçük ama özgür bir bulutun kendi beyazlığında mavi tutkularımı basamak basamak yükseltmesi ile derinleşebilir (di) ancak.

Şimdi ``Bizler ne’yiz?` kaygısına düştüm...

Görünürde...
Görünmezlikte...
Göremediklerimizde...

Hepimiz kendi dünyamız dışında kalan - sözde özlediğimiz - dünyalar için uçurumlar, uzaklıklar, yoksulluklar, yalnızlıklar ve çözümsüz problemler yaratarak dolandırıyor olabilir miyiz hayatlarımızı birbirine? Yaratmak... Üretmek... Sanki tükenişleri, üreterek beslemekteyiz!

Sanki tüketmeyi üretmek için, üretimleri tüketmekteyiz!
Ne içinden çıkılmaz ``acınası` bir durum bu.
Biz, bize neler (!) ettiğimizin farkına varamayan yaratılmışlardanız...
Amansız tüketimin başlangıç noktasında buluşmuşuz hep.
Göz göre göre, yürek yaka yaka harcadıklarımızla doyurmuşuz sancılarımızı...
Yalnızlığımıza garanti belgesi olarak sunmuşuz sevgisizliğimizi...
İşte biz böyle böyle yaşlandırmışız dünyayı... Artık çok kibarız!
Daha doğrusu ``ben` kibarlık budalası olacağım bundan böyle.
Öyle ya, biz bize özgür ve sınırsız sevgileri değil, müsaadeli sevgileri, obraca; danışıklı dönüşüklü sevgileri vacip görüyoruz saman altından su yürüterek! "Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? " denilesi devirler yaşanacak artık!...
Buz gibi...
Dünyayı da kendimiz gibi sevgisizliğe mahkum ettik. Sevmek acizlik ve korku oldu...
Sevilmek şımarıklık ve kandırmaca. Peki ya "sevgiyi kullanma"? .in !
Ya, bir hayvanla aşık atacak kadar masum ve gerçek sevgiyi beslemek, büyütmek ve sunmak? out !

Öyle ya, daha başka nasıl izah edilebilir ki sevdiğimiz için cezalandırılmamız?
Bugüne kadar kaç kişi var ki, sevdiği için zulüm görmeyen, ya da görmüşcesine kederlere davetiye çıkarttıp kendine hayatı zehir etmeyen?!
Azdır sanırım. Ellerimdeki parmak sayısı kadar az! Bir eksik ya da bir fazla farketmez.
Azdır işte. Az..az...azzzz.

Sevemediğim için, sevdiğim halde küçük düşürüldüğüm için, sevgiyi göz göre göre tükettiğim için utanç duyuyorum diyebilmeli sevgisizler takımı!

Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?
Neden?
Neden olacak, korkuyorum!
Korkuyor musun?
Evet ya, korkuyorum.
Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek.
Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak. Şımaracaksın.
Beğenmez olacaksın artık beni.
Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde.
Çünkü bilinç altı atacaksın beni önceden programladığın bir yere.
Sesine, görüntüne, ellerine, gülümseyişine hatta nefesine bile mahkum edilmiş olacağım...ve adına ``Aşk` diyeceksin hemen, daha ben ne olduğumu bile bilemeden. Öyle değil mi?
Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir.
Şimdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum!
Hor göreceksin. Bekleteceksin. Aramayacaksın.
Menfaatlerin ön plana çıkacak.
Şayet menfaatlerinide sevmezsem beni sileceksin.
Yalan mı? Sileceksin işte!

Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım.
Yahu ben bir seven’im. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan.
Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adıdır Sevgi...
Şimdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin?
Aklım almıyor. Zeka seviyemde. İnsanlığımda. Yüreğimde.

Yok! `Seni seviyorum` cümlesini çok sarfetme eskir!
Yok! Herkese ``seni seviyorum` deme, sadece aşik olunca kullan!
Yok! ``Seni seviyorum` demeden önce binbir hokkabazlık yap ve şirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, süründür, aklını başına getirt, mahvet!
Neden?
Çünkü, bu makbul..
Kaç....sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır...

İyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım?
Kaçarak daha mı makbul olacağım? Kaçarsam daha mı kıymetim anlaşılacak?
Sevmek utanç verici birşey mi ki kaçmam gerek?!
Anlayamıyorum...
Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir.
Onun dev aynasında kendisini yeniden devleşmesine ne gerek var ki?
Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini...
Yok ama yok!
Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez...
Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri...
Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim.
Artık cenaze törenleri iki türlü yapılmalı. Biri bedenler için,
Diğeri zorla öldürülen sevgiler için!...
Ne demiş Yılmaz Erdoğan, " Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim "
Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk...
Neden?
Çünkü ihtimaller hayallerimizdir. Sevmekse hayatın bir gerçeği.
Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez.
Hatta ``seni seviyorum` dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle `` beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım `` der...

Teşekkür etmek?! Beni sevdigin için...

Evet ya... Bir onurdur, bir ödüldür, bir şerefdir sevmek ve sevilmek.
Özgürlügümüzdür. Cesaretimizdir. Insanligimizdir. Ayricaligimizdir.
Ama ne yazik ki birde bütün bunlari farkinda olamayişimizdir sevmek...
Korkuyorum. Hep sevdigim için cezalandirildim.
Artik ``seni seviyorum` derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim...
Bir çiçek gibi... Bir hayvan gibi... Bir dağ manzarası gibi... Bir su damlacığı gibi...
Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan...

Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahdan arındırılmışlığı var.
Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar... Sadece dinlerler... Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler.

Onlara "Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? " demeniz gerekmez.
Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca... Saymadan...
Ne güzeldir huzurla sevebilmek. Ne güzeldir bir çiçeğin kokusu, bir kuşun sesi, bir manzaranın görüntüsü, bir sıcacık bakışla ödüllendirilmek.

Bizim için ödül demek, elle tutulabilen bir şeydir.
Bir nesne. Öznesiz.
Özne biziz...ama nesneye muhtaç.
Özne özneyi sevemez mi?
Nesnesiz öznelik olamaz mı? Nesne özneyi sevemez mi?
Ben severken bedenimi unutmak istiyorum.
Sadece elimde kalbim olsun. Bir kısa bir uzun vuruşlarla atıp dursun.
Tek armağanım bu olsun verebildiğim bir sevgiliye.
Bundan kutsalı? Daha ne olsun!
Anlasın artık beni anlasın. Sevmek istiyorum Utanmadan, korkmadan, reddedilmeden, küçük görülmeden sevmek...

Ve sevgimi ifade edecek her türlü çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum.
Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum...
Bir insanı sevebilme yeteneğimin bulaşıcı olmasını istiyorum.
Ve bu mükemmel hastalık tüm dünyaya bulaşsın istiyorum.
İnim inim inlesin mutluluktan insanlar. Sevilmekten ölebilsinler belki de!
Sevgisizlikten değil!...
Sevgi üretilsin.
Sevgi ile herşey topraktan fışkırır gibi fışkırsın istiyorum.
Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? diye sormayı değil, bugün sana ``seni seviyorum` demeyi atladım galiba beni affet diye hesap soran bir yüreğe ifade vermek istiyorum mutlu mutlu gülümseyerek.
..
Hey sen...Okuyucum.
Sen de bir ben'sin... Ben de bir sen'im...
Yok birbirimizden farkımız ama...
Şayet isyanlarımla beni, bende kendini, kendinde dünyayı hissedebildiysen eğer hiç görmediğin bir yüz, duymadığın bir ses, ``Ne farkeder ki?` dedirtebildiyse sana amaç hayatını yaşadığın yüreğini ortaya koymaksa, sevmekte cömertsen, göstermekte cesur.
Öyleyse soruyorum şimdi sana.

İki küçük kum tanesi
sevgi ile
bir fırtına yaratabilir (di) mi?

Ben’ce :
Sevdiğiniz ve sevildiğiniz her günü bir teşekkürle ödüllendiriniz...

Nedret Türer

.: Geri dönmek için tıklayın :.