Zaman hayata eşit
Allah saklasın! Ya başka bir hayat mümkünse?
Zaman, harcanmadığında biriken bir şey değil yazık ki! Üstelik harcandığında
da hakikaten biten bir şey. Zaman hayata eşit çünkü. Maalesef öyle...
Maalesef! İyi yıllar!
Biri alıp başını gitmeye, artık "emniyetli" hayatına bir son verip iç
sularının yönüne göre akmaya karar verdiğinde niye etraftaki herkes büyük
bir paniğe kapılır? Herkes niye "Hayatının hatasını yaptığını" söyler biri
sıradanlığın kalabalık otobanından çıkıp denenmemiş yollara sapmaya
kalktığında?
Çünkü insanlar korkarlar. Korkularına "göre" kurdukları hayatlarını
sıkıntıyla sürdürüp durdururken başka bir ihtimalin mümkün olduğunu bilseler
artık onlar da bu riski göze almak zorunda kalacakları için bayat
hayatlarını onaylayıp hep birlikte "Başka hayat zaten olamaz. Doğrusu bu!"
derler. Demek mecburiyetindedirler.
Bu yüzden bu yılbaşı yine insanlar, tıkız bir gayretkeşlikle, ince
hesapların dar ruh halleriyle eğlence yerlerinde rezervasyonlar yaptırıp
sıkıntılı hayatlarını "sıfırlamış" gibi yapacaklar. Yeni "enerjilerle" bir
önceki gün bıraktıkları hayatlarına, bir önceki gün bıraktıkları yerden
devam edecekler.
Her şeyin bedeli var mıdır?
Muhteşem şarkı "Firuze"de der ki ;
Her şeyin bedeli var / Güzelliğinin de / Bir gün gelir ödenir / Öder
Hepimizin kafasında son derece bu topraklara ait olan bir fikir olarak
var galiba. "Gençliğinde çok çalış ki, yaşlılığında rahat edesin" adlı bir
nine dizi tembihi! Oysa belki de öyle olmayacak. Biz bu çok onaylanmış, çok
doğru, çok başarılı, çok kontrollü hayatları yaşayıp duracağız. Sonra bir
gün yaşlandığımızda yine "rahat" etmeyeceğiz. İçimizde silik gibi görünen
oysa devasa bir makine gibi çalışıp duran bir mekanizma bu sanki. Şöyle
sanıyoruz gibi ;
Sonunda biri gelecek. "Çok tebrik ediyoruz sizi!" diyecek, "Bugüne
kadar canınızın istediklerini değil, yapmanız gerekenleri yaptınız. Bu
sebepten sizi şimdi ödüllendiriyor ve harcanmış zamanlarınızı geri
veriyoruz!"
Oysa zaman, harcanmadığında biriken bir şey değil yazık ki!
Üstelik harcandığında da hakikaten biten bir şey zaman.
Zaman hayata eşit çünkü. Maalesef öyle... Maalesef!
Direksiyon bu yıl kırılır mı?
Yani belki şimdi, tam şimdi, tam da canımızın çektiği gibi bir hayata
başlasak sonunda kimsenin de tam olarak ne olduğunu bilmediği ama çok
korktuğu o bedelleri ödemek zorunda kalmayacağız. Belki şimdi bugün "Arkadaş
ben tango öğrenmeye Arjantin’e gidiyorum" desek, yıllar sonra bir zebella
çıkıp "Ho ho ho! Canının istediğini yaptığın için şimdi ıstıraplar
içerisinde bir yaşlılık geçireceksin!" diye bağırmayacak.
Belki de zaten mühim olan bizden kalan hikâyenin fiyakalı olması. Hayat
geçecek çünkü, bitecek, beden çözülecek. Geriye sadece çok küçük bir hikâye
kalacak. Üstelik bugün mecburiyetler, yükümlülükler, "doğrular" diye diye
yaşadıklarınız o kadar şık bir hikâye olmayacak. Belki bütün bu hayattan,
yaptığınız bunca şeyin arasından herkesin "Aman yarappi! Çok yanlış!" dediği
ne varsa o kalacak. Bir rakı masasında biri sizi anarken "Çok başarılı bir
şahsiyetti" demeyecek herhalde. Ama bir gün alıp başınızı gitmişseniz
muhtemelen kadehler bu şık hareketinize kalkacak.
İnsanoğlu zamanı sıfırlamak için zaman içinde anlar seçer. Yılbaşı gibi
doğum günü gibi, evlilik yıldönümü gibi, şu gibi bu gibi... Bu anlar, suni
olsalar da hayat üzerine düşünmek için hiç yoktan iyi bahanelerdir. Belki de
bu yılbaşı bunlara bakmak lazım. Bu yıl için fiyakalı bir "hata" düşünmek
lazım. Etraftakilerin yüzleri sizin için endişelenirken gülüp geçip, bir
kere olsun direksiyonu kırıp otobandan çıkmak lazım...
.: Geri dönmek için tıklayın :.