- 125 -

03.12.2002


...sofra'nın kıyısında duran,kokuların ayırdedilmesi hususunu pek önemsemez...kokulara vurgun olan sofradan uzakta olandır...ilki,artık gerçeğin kapısındadır ve gerçeğin algı sırasını bırakmıştır duyularından öteye...hazmetmek için,tatmak istemektedir...ve artık sonsuzluk nimetlerinin sıralandığı yerdir, sofra...kimi akla göre bir ödül;kimi göze göre ise "musa"nın kavmine ikrama vesile olduğu gök sofrasıdır bu...tadından tek tad alınır gibi...ancak,sonsuzluğun alındığı tek tat...tek gerçek...
...sofra'dan uzakta olanın,her gün,her an gördüğü rüyalar vardır...gerçeğin kokusunu aramaktaysa o,kokular her karış yaşanmışlıkta burnuna takılır ,sıra sıra...bir çocuk safiyetinde,bir yaşlı çaresizliğinde,bir bilge derinliğinde,bir cahil döngüsünde...yağmur'un, fırtına'nın tek yoğunluklu olmayan sarsıntılarında...uğultularda ya da gökkuşağının sihirli görkeminde...yedi yıl kuraklık ve yedi yıl bolluk denen eski zamanın değişmeyen renginde...belki de yedi kere yaşamaktadır yaşadıklarını...her an sorgudadır,sofra'nın uzağındaki...
...sofrada olanın sofradan nimetlendiği de sık vaki değildir...bu biline...eğer,hayatın kendi şartları,hayatı ihtiva etmeseydi ;sofradaki tüm tatları tatmaktan vazgeçmeye neden bulamayacaktı...tereddütleri olmayacaktı...tereddütlere sebebiyet veren,peygamberlere nasip olan masuniyet idi...o şeytan'dan masuniyetini kurtaramazdı kolayca...ve hayat,masuniyeti hediye etmemişti yaşadığı müddetçe...



.: Geri dönmek için tıklayın :.