- 29 -

12/18/2001 20:10

...ne sevinç ne de hüzün...ılık bir rüzgar sarıyordu,ufuklarını okyanusun...gök ne mavi ne de griydi o akşam...sıradışı çok şey renk
katıyordu göğe...rakseden heyecanlar,saklı duran çatışık fikirlerle gergef örüyordu şüphesiz...heyecanlar...umulmadık trenlere umulmadık yolcular bindirmekten hoşlanırlardı....
....genç adam durgundu...ve o anlaşılmazlığın çevrelediği bakışları,yine uzak uzak tırmalıyorlardı genç kadının gözlerini...kadın, içinde artaduracak garip değişim fırtınalarının başlangıcında olduğunu seziyordu...
"seni hiç görmesem,sesini hiç duymasam sana yüklediğim anlamlar değişmezdi güçlü prenses...içerdiklerim,senin madde varlığını arzulamıyor,düşlemiyor...bunu anlamalısın;yer de yaşanmış bir çok anlam, bu anlamla aynı değil muhakkak...sen, beni yaşanmış anlamlarla anlamaya çalışma...içerdiklerim arasında,henüz tartılarını dengeleyemediğim bedensel anlamlar vardır;bunu reddedemem...ancak bu temel anlam olmadı hiç...ve bu okyanus,inanılmazlıkları da hatırlatıyor bana;kasırgaları,tayfunları,gök kuşağını...Sen bunlardan olmayacaksın...inanılırlık artı tepkin olacak...varlığının tepkisi.yaşanmamışların içinden seçip alıverdiğimiz az şey"" ler "
içinde yürüyüp duran dost varlıkların,dost dokunuşlarına da aşk denemez...bu öpülmüş dudakları ya da yanakları anımsatsa bile..."
...genç kadın gülümsedi:
dost dokunuşlar,asla masum kalmaz,dedi.
...genç adam da gülümsedi:
masum kalacağını iddia etmedim,dedi."başlangıçların sıradanlığını
aşmaktan sözediyorum...fakat,masumiyet ayrık anlamlar da içerir...bu neyi amaçladığına bağlı prenses...en mükemmel dokunuşlar ve
hissedilen doruk hazlar da masumdur...ya da bir kol düğmesine dokunan parmak uçlarında yoğunlaşmış amaç asla masum olmayabilir..."




.: Geri dönmek için tıklayın :.