Minik kuş

Goklerde ozgurce ucan, maviyi delice seven bir kustu.
O gun de mavi denizin uzerinde, goklerde, beyaz bulutlar arasında kanat cirparak dolasıyordu....
O da ne? Yureginde birden bir sızı duydu, sicacik bir seyler minicik yureginden akıyordu...Alcaldı indi yere, nefes nefeseydi. Evet kanıyordu yuregi, bir şeyler olmustu minik kusa....
Ucmak istedi, kanatları tutmuyordu...
Kimdi yaralayan?anlayamadı minik kus.
Habersizceydi....
Kımıldamayamadan durdu oylece...
Gunler, aylar gecti, yureginin kanaması durdu,
yarası kabuk bagladı...Sonra o kabuklar da iyilesti,
yok oldu.Yok oldu da, bir bosluk kalmıstı....
Yarasını zaman iyilestirmisti de izler silinmiyor, boslugu duruyordu...
Özledigi maviliklere ucmak istedi.
Yerden biraz yukseldi, kanatları tutmadı, dustu.
Tekrar denedi, cok az yükselebildi ancak...
Olmuyordu eskisi gibi...

Kimdi O'nu yaralayan, nedeni neydi?
Anlayamamiş, bilememisti....

Bekleyecekti minik kus sabırla,
umutluydu,
boslugunu dolduracak,
izlerini silecek,
O'nu ozledigi maviliklerin
enginligine tasıyacak
birisi olacakti yasamda.

Mar.02

Adı Yazgı'ydı.

Tabi ki bu O'nun seçimi değildi. Hangimiz seçebildik ki ?
Dünyaya gelme konusunda seçim hakkımız olmadığı gibi...
Geçmişti yılları sessizce.
Gülmüş, ağlamış, sevmiş, sevilmiş, üzülmüş, mutlanmış,
beklemiş, ayrılmış, terketmiş, terkedilmişti zaman zaman...
Yorgun hissediyordu kendini, dinlenmeliydi...
Etrafı insanlarla doluydu, hepsine gülümserdi bir şey olmamışca..
Çelişkiler içerisindeydi.Her zaman sevmek isterdi eskiden.
Ya şimdi, şimdi ?????
Başaramıyorum diye düşündü, beceremiyorum...
Nasıl böyle olmuştu???
Ne kadar da kolaydı bir zamanlar O'nun için sevgi.
Kendi kendine gülümsedi...
Yaşamı neden, niçinlerle sorgulamak istemiyordu.
Unutmayı istemediği gibi...
Yaşanmıştı işte isteği dışında...
Geriye dönmek ister misin? diye biri çıksa, sorsa Yazgı'ya
asla diyeceği kesindi. O yollardan tekrar geçmeye gücü yoktu.

Bir zamanlar tanımıştı birini ilkbaharda.
İlginçliği çekmişti Yazgı'yı..
Kendine çok güvenen, her şeyi bildiğini düşünen,
bunu da açıkca belli eden biriydi.
Kafasını taktı O'na, haddini bildirmeliydi.
Bu düşüncelerle yaklaşmıştı.
Ama anlatamıyordu bir türlü, O, O'nun dediklerine inanmıyordu.
Tartşa, tartışa geçti günler.
Geçen süre içerisinde ikisinin de içindeki boşlukta
oluşmuştu sevgi kırıntıları...
O'nu görmeden, O'nunla tartışmadan olmuyordu Yazgı'nın yaşamı...
Açıldılar birbirlerine o gün...
Evet seviyorlardı delice sözde..
O derdi "seni inatçı, seni çok seviyorum"
Yazgı cavaplardı:
seni ukala adam, seni çokkk un içinden de çok seviyorum
Ne demekti "çok" un içinden çok sevmek?
O an oluşan sözcüktü işte.
İkisi de düşünür gülerdi bu söze.
İyi biriydi aslında, eksiği Yazgı'yı tanımamış olmasıydı.
Kendince haklıydı, olumsuz çok şey göstermişti yaşam O'na.
Geçen bahar günleri sevgileri dönüştü aşka...
Gece O'nu düşlüyor, sabah O'nu görmek için bahaneler arıyordu.
Gördüğünde yüreği yerinden çıkarca çarpıyordu..
Her yer, her şey O'nu anımsatıyordu sanki..
Göremeyince özlemi arttıkça, artardı..
Koşmak, kollarına atılmak,
kokusunu doya doya içine çekmek isterdi...
Yaşam sanki sadece "O" olmuştu.
Hiç bir şey umurunda değildi...

Aşk bu ya arttıkça
bencillik, kıskançlık da getirdi beraberinde.
O, Yazgı' yı kıskanıyordu delice....
Öyle ki bu kıskançlıklar suçlamalara yönelmeye başladı...
Geçmişte yaşadıklarından mı bilinmez, Yazgı'nın bir gün O'nu
terkedeceği düşüncesiyle çıldırıyordu.
Yazın gelmesi, sıcağın artmasına tezat,
O'nun sözleri Yazgı'nın içini ürpertiyor, üşütüyordu...
Bu Yazgı'nın sevdiği miydi????
Sevgi bu olamazdı, sevgide emek vardı tabi ki, ama güven şarttı.
Kuruntular, acabalar, " ne derler " , arttıkça arttı...
Tabuları aşamıyordu "O" işte...
Eskiler O'nu bırakmıyordu bir türlü..
Her an beyninde oynaşıyordu, devamlı kıyaslamalar,
nedenler, niçinler....
Yazgı ne yaparsa yapsın O'na güven veremedi ...
O'na göre özgürlüğüne düşkündü.
Bunu yıllarca hiç düşünmemişti Yazgı.
Özgürlüğü herkes isterdi, ama bencilce değil.
Yazgı'ya ağır geldi bu sevda...
Seviyordu gerçekten, ama gururluydu, yapmadıkları için
suçlanması...Her şey için sorgulanması.... Uzaklaştırıyordu
O'ndan Yazgı'yı...
Baharı aşmışlar, yazı bitiriyorlardı tartışa, tartışa..
Geliyordu Sonbahar...

Yazgı sevmezdi "Sonbahar" sözcüğünü...
O'na göre baharın sonu olamazdı. Her "son" hüzün demekti,
oysa sonbaharları çok severdi.
Hiç biri de son değildi.
Her yazdan sonra gelecekti ikincibahar...
İkincibahardı gelen....
Bir ikinci baharda sallanıyordu sevdası...
Dolmamıştı bile sevgiyle sevda tası.
Ama bitmesi gerekti, ikisi için de...
Çelişkilerle, acabalarla gitmezdi bu sevda.
Gene "O terkedeceksin beni biliyorum" dediğinde,
Yazgı "bu gerek, bitmeli" diyebildi, yüreği titreyerek.
Kara gözleri doldu, pişman değildi.
Kaybetmek hiç değildi,
Vazgeçiyordu sevdadan Yazgı...
Üç mevsim yaşadığı aşkını o gün yaşlarla bitirdi....


Gülümsedi Yazgı yıllar sonra.
Güzeldi sevdayı yaşamak, her şeye rağmen güzeldi
sevgi sözcüklerini duymak....
Ama maalesef ölümsüz aşk olmuyordu Yazgı'da...
Suçlu da yoktu aslında,
böyle gelmiş, böyle gidecekti...

11.09.2002

.: Geri dönmek için tıklayın :.