Kim bilebilir olmayanın gerçek olmadığını
...Gözlerini açtı yaşama,kalktı pencereyi açtı.Bembeyazdı.Koştu dışarı çıktı.Alabildiğine beyaz,kocaman bir kağıt gibi.Arkasını döndü evi yoktu,uçsuz bucaksız boşluk,ne yer var ne de gök.Nasıl olur dün hepsi buradaydı.Tam buradaydı oturduğu sokak.Bundan bile emin olamadı,sadece korktu.Olduğu yere çömeldi,aşağıya baktı.Sonsuzluğa uzanır gibiydi baktığı yer,boşlukta duruyordu.Ve hayal etmeyle başladı işe,yapacak başka bir şeyi yoktu.''Bir kedim olsaydı''dedi,bir kedisi oldu.Baktı uzaklara''Bunun bir sonu olmalı''dedi ve en uzağa bir yere ufuk çizgisini koydu.Böyle boş olmamalıydı ufuklar.Güneşin doğuşunu hayal etti.''Masmavi bir gökyüzü''dedi''Bir de zemin olmalı''.Artık ayakları yere basıyordu.
...Sonra düşündü,yaşayacak bir oda bir de kalem istedi.Odaya girdi,bir masa çizdi.Bir ucuna umutlarını koydu,bir ucuna sevgiyi,bir kenarına neşesini,bir kenarına masalları ve en ortaya gerçekleri koydu.Durdu baktı ne kadar zaman geçti,bir ömür mü,bir an mı?...Zamanı hayal etmemişti.Arkasını döndü son bir kez baktı masaya.İşin içinden çıkamadı,odayı terketti.
...Koskoca bir deniz çizdi ve koskoca bir ada.Bir tarafına bahar dalları çizdi,öbür tarafına güz yapraklarını. Ve ikisinin ortasına oturup sonsuzluğu düşündü;gerçekten sonsuzluk var mıydı?Yoksa gidip de görmediği yerleri,anlayamadığı kavramları,sonuca varamadığı düşünceleri sonsuz mu sanıyordu?Ve hiçbir şeyin olanaksız olmadığını anladı.
...Kendisine baktı çırılçıplaktı.Aklına masanın üzerinde bıraktığı gerçekler geldi.Gerçek ne kadar gerçekti?''Bir şeyin gerçek olması için var olması lazım''dedi.Kendisine dokundu tenini hissetti,''Ben gerçeğim''dedi.Sonra durdu peki ya düşünceler?''Onlara dokunamam,onları göremem.O zaman düşünceler gerçek değil mi?''Bunu kabul edemedi.Ve başladığı noktaya geri döndü.Gerçek ne kadar gerçek?Dokunma tam bir yanıt değildi.''Ya gördüklerim''dedi.''Deniz mavi,deniz gerçekten mavi mi?Kediler siyah beyaz görüyor,onlara göre gerçek bu.Nerden bilebilirim gördüklerimin gerçek olduğunu?''diye düşündü.Bu konuda duyularına güvenemeyeceğini anladı.Ya düşünceler,''Düşünerek gerçeklere ulaşabilir miyim?''dedi.Ve aklında bir soru oluştu;düşünerek yarattığı bu dünyası gerçek miydi?Daha önce yaşadığı dünyayı düşündü.Orada gerçek olan yaşam bir tek oradaydı.Ama şimdi burada yaşıyordu.Karar veremedi.''Düşüncelerim beni yanıltabilir mi bu konuda?''Düşündü ki önce duyumsuyor,sonra düşünüyor ve en sonunda algılıyordu.Ama soru cevaplanmamıştı,algıladıkları gerçek miydi?Var olan her şey gerçek miydi?''Ben buradayım,ben gerçeksem algıladıklarım da gerçektir''dedi.''Peki ben gerçekten var mıyım?diye düşündü.Aklına Descartes'in sözleri geldi''Bir tek şüphe ettiğimden şüphe edemem,şüphe ediyorsam düşünüyorum,düşünüyorum o halde varım,ben varsam algıladığım dış dünya var.''Rahatladığını hissetti.Ama bir an sürdü.Düşünce gerçek miydi?''Ben gerçekten varsam düşünce de var''dedi.Descartes düşünmeyi varlığın bir kanıtı olarak sunmuştu.Bu kanıt ona yeterli gelmedi.Çünkü bu da Descartes'in düşüncesiydi.İnsanın her düşündüğü gerçek miydi?''Ben de her insanın görünmez bir yanı olduğunu düşünebilirim ''dedi.''Peki kim her insanın görünmez bir yanı olup olmadığını kanıtlayabilir?''diye kendi kendine sordu.Gerçeğin gerçekliği konusunda neye güvenebileceğine karar veremedi.Kendisine bir elbise çizdi.Güneşin doğuşuna baktı.Arkasını döndü önüne geceyi çizdi.Geceye doğru yürüdü..
...''Kendi dünyam''dedi içinden.''Ama kim gerçek olduğunu söyleyebilir?Ve bir başkası gelip bozmasın diye,bir yerlere kilitli bir kapı koydu.Aklına savaşlar geldi.İnsanların birbirini öldürmesi doğru değildi.Ama kimileri kendini savunmak için öldürmeyi doğru buluyordu.Mutlak bir doğru var mıydı?''Benim doğru bildiğimi,birbaşkası yanlış bilebilir''dedi.''Benim doğrularım bana göre doğru,başkalarına göre yanlışsa doğru gerçekten var mı?''diye düşündü.Sonra aklına bilim geldi.Bilimsel doğrular kanıtlanmış doğrulardı.Ama birden aklına atom geldi,maddenin yapı taşları.''Yıllar önce atomun dünyanın en küçük yapı taşları olduğu ve atomun bölünemez olduğu bilimsel bir gerçekti.Ama atom parçalandı.O zaman dünün doğrusu bu günün yanlışı olmaya mahkumdur''dedi.Hiç bir zaman bir doğru ve bilgi olmayacağına karar verdi.
...Odasına gitti her şey bıraktığı gibiydi.Masasının yanına bir yatak çizdi.Sonra yattı uyudu.Çok sonra uyandı sabahı çizdi.Odadan çıktı gitti.Bir bahçe çizdi,bahçeye çiçekler koydu,solmasınlar diye bir hortum ve musluk çizdi.Çiçeklerini suladı.Deniz kenarına gitti.Denize ''dalga''lar,sahile kayalıklar çizdi.Bahçesine döndü.Çiçeklerden biri solmuştu.Çok mu zaman geçmişti?Ölümü düşündü.Var olan her şey yok olabilir miydi?Ölüm bir son muydu?Bir şeyin bittiği yerde başka bir şeyin başladığını düşündü.O zaman son diye bir şey var mıydı?Solan çiçeği sildi,yerine yeni bir çiçek çizdi.Bir insan.Böylece sorularını onunla paylaşacak,çıkış yolları arayacaklardı birlikte.Arkadaşına dünyasını anlattı.Arkadaşı ondan korktu.Arkadaşına; sadece bazı konuları tartışmak istediğini söyledi.Ama arkadaşı onun zaten her şeyi bildiğini,kendisinin onunla yarışamayacağını,kimi şeylerin gizli kalması gerektiğini söyledi.Çizdiği insandan sıkıldı.Yeni bir insan çizdi.Ona da dünyasını anlattı.Yeni çizdiği insan bu dünyanın kendisinin olduğunu söyledi ve onun çizdiği her şeyi sildi.Çiçeklerin yerine akıl çizdi ve onu sulaması gerektiğini söyledi.''ilk çizdiğim insan aptalmış ''diye düşündü..İkinci çizdiği insanı ise anlamaya çalıştı..Tam o sırada uyandı.''Rüyaymış''dedi.''Ama kim bilebilirdi rüya sandığımızın hayat,hayat bildiğimizin rüya olmadığını?Ve kim bilebilir öldüğümüz zaman birisinin gelip bize günaydın demiyeceğini?''...
...Yataktan kalktı.Perdeyi açtı,her yer bembeyazdı....
- / - @ sevgiyle nekri
- / - / - @ - / - @
.: Geri dönmek için tıklayın :.