Nur dağından ağrısı dinmiş bir başın sevdası


...El sallayan insanlar arasından yavaş yavaş sıyrılan otobüs,sanki çok geç kalmış da,geciktiği yeni aklına düşer gibi birden fırladı.
......
...Anbean hatırladığı o günü iki yıl sonra yeniden yaşıyordu.Otobüs birden kudurmuşçasına fırlamasaydı belki birkaç saniye daha görecekti.Ama,olsun şimdi,annesi kardeşleri hep aynı telaş içerisinde onu beklemekteydiler.İki yıl önce gittiği bu yollardan geriye dönüyordu.Biraz daha değişmiş olduğunu hissederek.Otobüsteki sarsılmalar ara sıra düşüncelerini kesiyor sonra yeniden dalıyordu.Birden kucağında açık bulunan kitabı hatırladı.Zaten ince olan bu kitabın yirmi saattir kucağında olduğunu düşününce bitirememiş olduğuna şaştı.Kitabı kapatıp çantasına koydu.Herhangi bir şarkının dizesini mırıldanır gibi kitabın adını mırıldandı:''Kar yağar gül üstüne.''Niye böyle hep hüzün dolu isimler bulunur bu kitaplara?Niye hep gül mevsiminde karlar yağdırılır?Kendince uzadı gitti eleştirileri...
- Nazlı'nın gül mevsiminde kar yağmayacak,dedi seslice.
...Artık kilometreleri ezbere biliyordu.Yinede tabelaya baktı.
...''İskenderun 19 km - Hatay 111 km''yazısını okudu.Neleri özlememişti ki.İki yıldır telefon sesi duymamıştı odasında.Telefonda Nazlı'sı ona hiç''Merhaba Nazmi''dememişti.Ya annesi,''Canım oğlum''deyişini ve daha neleri neleri...Yol boyunca niye teybi açmıyor diye kızdığı şoför nihayet bir kaset koydu.
...''Yıllar var ben hangi kapıyı çalsam,sonu ayrılık,sonu yalnızlık,sonu pişmanlık.''
...Şarkıyı Nazmi'de biliyordu.O da usuldan mırıldandı.
......
...Evleri yola yakındı.Onca evin arasından evlerini aradı.Bir noktada karar kıldı gözlerine.Bir ses,muavinindi bu:
- Denizciler'de inecekler geçmiş olsun.
...''Sağol''sesleri arasında bir düşten ayrılır gibi,hafif baş ağrısıyla silkindi ve ayağa kalktı.Yanındakine:
- Müsadenizle inebilir miyim,dedi.Adam dizlerini içeri çekti.Evraklarını koyduğu çantasını ve deri kabanını unutmuş gibi telaşla aldı.Yanında oturan adama:
- Size iyi yolculuklar Beyfendi,deyip aşağı indi.Şimdi yanında bagajı,ayaklarının ucunda Akdeniz,püfür püfür nemli bir rüzgarla başbaşaydı.Sanki kravatını çözmüş,gömleğinin bütün düğmelerini açmış gibi bir his uyanmıştı içinde.Üşüyor muydu ne?Kollarını omuzlarında birleştirdi.Yanından bir araba korna çalarak yolu geçip kendi mahallelerine döndü,ama gitmedi.Tanıdık bir ses:
- Haydi Hocam gidelim,dedi,az sonra adam da yanına gelip Nazmi'ye:
- Hoş geldin,dedi.Nazmi gülümsedi ve cevap verdi.Bagajlarını da alıp birlikte arabaya yerleştiler.Adam sürekli konuşmakta hal,hatır sormaktaydı.Nazmi ona kısa cevaplarla ve gülümsemelerle karşılık verdi.
......
...Durdukları iki katlı ev kendi evleriydi.Kapıda duran arabanın,birini getirdiğini gören herkes dışarıya fırlamış,gözlerinden okunan sevinçli bir telaşla Nazmi'ye sarılmışlardı.Annesinin gözleri yine buğuluydu:
- Oğlum hoşgeldin,diyordu.Taa bin yıl öteden,öylesine derinden diyordu ki...İçinden:''Annem,canım annem''dedi,yutkundu.
...Assubay kıyafetiyle genç bir asker ona yaklaştı ve:
- Hoş geldin,dedi.Demek bu alt kata taşınan yeni kiracılarıydı.Birden içi ısınıverdi ona:
- Hoş bulduk,dedi.
......
Yirmi,yirmi iki saatlik yolu geride bırakalı neredeyse bir ay olacaktı.Kalbi dudaklarının ucundaydı.Bir şeyler söylemek istiyordu.Nazlı'ya dair,ama utanıyordu.
......
...Karar verildi,Nazlı'yı istemeye ikinci kez gidilecekti.Telefon edildi,ama Recai Bey yalnızca Nazmi'yi istemişti.Çaresizdi utansa da,sıkılsa da gidecekti.Knedine yüzlerce defa sorular sordu.He seferinde aldığı cevap hep aynıydı.''Nazlı'yı seviyordu.''
......
Bir cumartesi günüydü.Deniz kıyısına inmişti.Birazdan Nazlı'sına gidecekti.Şimdi cesarete öylesine ihtiyacı vardı ki.Koyu mavi, yarı bulanık haliyle Akdeniz'i seyretmeye başlamıştı.Biran ''Madam Bovary''yi hatırladı.O da denizden bir şeyler umuyordu kendisi gibi.''Saçmalık bu''diye düşündü içinden,yola çıktı.Az sonra Yazar - Tur gelip durdu ayakucunda.Bu kısa otobüsleri de hiç sevmiyordu,ama yine de bindi.
- Entep mi ağabey?
- He ya gülüm entep!(muavin çocuk gülümsedi anladı ki kendisini taklit ediyorum)
- Yer yok ağabey,buraye otur,dedi ve arka kapının kenarına oturttu Nazmi'yi..
......
Nazmi çok geçmeden başını cama dayadı.Belli ki,Nazlı'sını düşünüyordu.
- Ağabey ücret lütfen!
...Uyandı,parayı uzattı,yine cama yaslandı.Nazlı ile olan umutlarını yeni baştan filizlendirdi.Gülüşünü bir kez daha seyretti camlarda.Ve daha neleri hatırlamadı ki...Son parayla birbirlerine ısmarladıkları yemekleri,iliklerine işleyen yağmur gezmelerini..Hafiften bir gülücük goncalandı dudaklarında.An oldu Nazlı'sına kıyas aradı;Rus Roman kahramanlarını bir bir dizdi camlara.Şehla gözlü,Yekaterina Moslova'yı,zarif ve pür taze haliyle.Anne Karenina'yı,yoktu Nazlı'sına benzer...Bir an sabah dişlerini fırçalayıp fırçalamadığı geldi aklına,tekrar güldü.Yanında oturanların kendisine garipseyerek baktıklarını hissedince duraladı.Yaramaz öğrencilere takındığı ciddi tavrı takındı.Yüzündeki ciddiyeti bir ağırlık gibi hissetti.Recai Bey'le neler konuşacağını düşündü.Düşünsel bir izdihamla çınladı kulakları.Zaten hep böyle olurdu,karmakarışık olunca duyguları,başındaki ağrının çığlık çığlığa bağırdığını hissetti...Zayıf mıyım,diye düşündü.Yine kendisi cevap verdi:
- Hayır güçlü ve iradeliyim.
......
- Recai Atılgan
...Yazıyı okudu,anlık bir tereddütten sonra dokundu kapıya.Kapı beklemeksizin açılınca telaşlandı.Gözlerini yerden kaldırabilseydi kapıyı açanın Nazlı olduğunu görecekti.
- Hoş geldin Nazmi,diyen ses son dört yılının en tanıdık sesiydi.Duyulmaktan korkarcasına usuldan cevap verdi:
- Hoş bulduk...Elindeki paketi atarcasına Nazlı'sının avuçlarına bıraktı.Yemin törenlerindeki iki öğretmen ciddiyetinde salona döndüler,Nazlı:
- Baba,Nazmi geldi,deyip kaçarcasına odadan çıktı.
- Hoş geldin Nazmi!
- Hoş bulduk efendim.Recai Bey Nazmi'ye yer gösterdi.Nazmi,Recai Bey'in de öğretmen olduğunu hatırlayınca bir an rahatladı..
......
...Salonda konuşmalar yer yer kızgınlık belirtileri gösteriri gibi çoğalıyordu.Nazlı iyice kulak kesildi.Konuşan Nazmi'ydi:
- Recai Bey,ben buraya tartışmaya ve ya fikri bir münakaşaya gelmedim.Ailelerimiz birbirlerini istemiyor olabilirler.Kızınızın adına beni istememenizi anlayamıyorum.
...Gittikçe yapaylaşan nezaket,pazarlık havasındaki konuşmalar uzayıp gitti...Nazmi doğruldu ayakları uyuşmuştu.
- Müsadenizle gitmek istiyorum,dedi ve cevap beklemeden kapıya doğru yöneldi.Nazlı'yla biran bile olsa konuşmak çıldırasıya bir arzuydu,ama bu kızgınlıkla imkansızdı.
...Artan bir kızgınlıkla,sigarayı bıraktığına ilk kez pişman oldu.N'olurdu küçücük elleriyle ilk kardeleni kendisine sunan öğrencisinin avuçlarına ağlasaydı..Mezuniyet Balosu'nda Nazlı'ya verdiği söz geldi aklına:''Yaşantımın her anında sana ait bir pay olacak''demişti.Şimdi o payı alınıyordu yaşantısından.
- Rüzgar esmekte,Nazmi'nin taralı saçlarında bir toz tabakası oluşturmaktaydı.Binmedi belediye otobüsüne.Yürüyecekti otogara kadar.
......
...Simsar bağırtılarına aldırdığı yoktu Nazmi'nin.Ağırdı,yanıktı,hiç olmadığı kadar hantaldı.Aynı hantallıkla yanindakine bir''Merhaba''bile demeden çöktü otobüsün koltuğuna.Her seferinde korktuğu Nur Dağı'ndan ve Kanlı Geçit'ten geriye dönecekti...Düşünüyordu.
...Merhaba bile demediği adam söyleniyordu:
- Bu adam deli midir?Böyle araba sürülür mü?
...Ellerini alıp gögüslerine daldı,türlü hayallerle geride bıraktı Nur Dağı'nı.Kanlı Geçit'te ise ne başında ağrısı,ne de sevdası Nazlı kalmıştı.
...Bir kez daha kana bulanmıştı Kanlı Geçit...


- / - /@ sevgiyle nekri
- - / - @ - / - @







.: Geri dönmek için tıklayın :.