Üç tekerlekli taşıyıcı


...Yaşlı bir insanın öksürüklerini andırır homurtularla asfaltın kenarından gidiyordu üç tekerlekli taşıyıcı..Yeni doğan günün ışıltısı yer yer altın gibi şeritler oluşturuyordu sağda solda..Şoför mahallindeki sürücünün ağırçekim hareketleri uykuyu üzerinden atamadığını gösteriyordu..Yeni sardığı kaçak tütünü ağzının sol kenarına iliştirip ateşledi ve çamlı bir ormanın havasını solurcasına dumanı ciğerlerine çekti..Kör şafakta yollarda oluşuna,paraya,parasızlığa okkalı küfürler savurdu..Kışın ayazını,yazın tozunu sinesinde biriktiren yıllara meydan okumaktan yorulmuştu artık..Hanidir kesmeye bile üşendiği sakallarına ak düşmüş,şakakları kırarmıştı..Sürdüğü araç bile yollara ezbere giderken''sen fazlalıksın üstümde''diyordu sanki..Asker postalının içindeki ayakları üşüdükçe omuzlarını kavrayan rengini yitirmiş kaputuna daha sıkı sığınıyordu..Hırlayan motorun gürültüsünü bazı bazı ismini anımsayamadığı türkülerin melodisine benzetiyordu..Üç tekerlekli taka yine bir türkünün nağmeleriyle kasabanın yolunda ilerliyordu,birazdan araba boşalacak,yeni müşterileri beklemek üzere kuyruğa girecekti..Gece yarılarına kadar aynı yolu demirdelen bu ayazda kaç kez gidip gelecekti kimbilir?..
...Annesini hiç anımsamıyordu..Onun ölümünden sonra kendisiyle beraber dört kız kardeşini de değişik ailelerin yanına evlatlık vermişti babası..Kız kardeşlerini hayal meyal anımsıyordu..Aradan yıllar geçip de eli iş tutmaya başladığı zaman babası ortaya çıkmıştı..Babasına karşı içinde sevgi yoktu..Öfke de yoktu..Hiç tatmadığı o şefkatin dilini öğrenmemişti çünkü..Besleme olarak büyümüş,kendi gücüyle hayatın ökseli bahçelerinden yemişler toplamıştı..Evlenmiş,çocukları olmuş üstelik şimdi altında homurdanan üç ayaklı takanın sahibiydi..Düşünceleriyse dönüp dolaşıp sahipsiz olduğunu fısıldıyordu..
...Bir beslemenin okumak nesine gerekfelsefesiyle,gücünün de üstünde ekmek parası peşinde koşturulmuştu..Köşebaşlarında seyyar satıcılık,tarla bekçiliği,sinema makinistliği gibi karın tokluğuna yapmadığı iş kalmamıştı..Bir kaç kez mapusa düşmüş,her keresinde ucuz kurtulmuştu..Kimsesizliğin yarattığı eziklik kinle besleniyordu ilk gençlik yıllarında..Toplum onu dışladıkça ya da o böyle duyumsadıkça kini öfkeye dönüşüyordu..Başkaldırıları ölümüneydi..Zaman yürüdükçe haksızlığın paslı zincirlerini yalnız başına kıramayacağını anladı..Bir ırmağın yatağını belirlemesi gibi o da içine döndü..Gençlik yıllarında genişlettiği kıyıları birer korunağıydılar bugünlerde..
...Yine bileğine güçlüydü,yine manda yürekliydi lakin yokluğun,yoksulluğun,mapusluğun ne demek olduğunu biliyordu..Bu güne kadar namerde el açmamışken bundan böyle de açmamalıydı..Dört kızını ve karısını kimselere muhtaç etmemeliydi..Üç tekerlekli ekmek teknesiyle uzayıp kısalmadan geçinip gidiyordu..Bir de allah yatağa düşürmesindi..Yoksullar için hastalığın en kötü mapusluk olduğunu öğrenmişti..
...Dört kızının dördünü de yaşamak kadar seviyordu..Eve erken dönebildiği zamanlar,evi bayram yerine çeviren çocukların oyunlarına dalar giderdi..Yaşayamadığı,doyasıya gülemediği kendi çocukluğuna özlemdi bu demler..Odanın bir köşesindeki sobanın yanına,yer minderine oturur saatlerce kendi iç alemine dalardı..Karısı,onun bu huyunu bildiği için sessiz sedasız iş görürdü evin içinde..Onun yanında çocuklara bağıramaz,sövemez,dövemezdi..Ne kadar gürültü ederlerse etsinler dokunulmazlıkları vardı babaları evdeyken..O yeni sardığı tütünün dumanlarını ciğerlerine çekerken bütün yorgunluğunu unutur,çocuklarını ve karısını düşünürdü..Ev halkının içten içe duyumsadığı pırıl pırıl bir huzurun kaynağıydı sanki..Karısının ''er''kanı taşıdığına inanırdı..Az mı yollarını gözlemişti mapusane günlerinin.''aman Mehmet,kulunum,kölenim''diye azmı ayaklarına kapanmıştı, kavgalardan uzak kalması için..O da biliyordu artık yorgun bir ırmak olduğunu,kıyılarının daraldığını..Ne kadar bileğine güvenirse güvensin,ne kadar yumruk yumruk kabarırsa kabarsın yüreği,yeni yetmelerden çekindiğini hissediyordu..Anlayamadığı,hiç bir zaman anlayamayacağı birşeyler vardı bu yeni yetmelerde;yürek,yumruk,akıl işi değildi bunların kavgası..Bozuldu mu kafaları bir köşebaşı duldasında soğuk namlıyı dayıyorlardı adamın ense köküne..Silahın bakkallarda bile satıldığı bir ülkenin dramıydı bu..Kim vurduya giden onbinlerce insanı geçirdi aklından,silah tacirlerine lanet okudu..
...Tan ağarırken başlayıp gecenin yarısına kadar çalışıyordu..Çalışmak,yalnız çalışmaktı onun işi..Uykudan arda kalan zamanları üç tekerli takanın üzerinde akıp gidiyordu..Ne kadar zaman geçmişti ki durağa gireli,işte yine dolmuştu müşteriler..Kendisinin direksiyona geçmesini bekliyorlardı..Çömelip de sırtını dayadığı duvardan ayrılıp araca doğru yürürken parmak aralarının yanmasıyla sigarasının bittiğini anladı..Savurup attı pöçüğü..Şöför malline geçip oturdu..Bir iki marşa bastıktan sonra öksürür gibi çalışmaya başladı motor..Sonra kendi ritmini buldu..Kendi kahrını ve evinin geçim yükünü omuzlayan bu üç tekerliyi seviyordu..
...Son günlerde karısını bir iki kez doktora götürmüş hesapta olmayan harcamalar yapmıştı..Bir köşeye ayırdığı üç beş kuruş tükenmişti böylece,oysa aracın aksayan aksamlarını yenilemeyi düşünüyordu..Hayatı haram kılanlara bir küfür daha savurdu..Müşterilerine ''hadi inin araçtan''dese,kimden alabilirdi onların vereceği parayı..
...Homurdanan motorun sesini dinleyerek kasabanın ana caddesinden ağır ağır ilerliyordu..Ara sıra yolcu adaylarının elleri havaya kalkıyor müşteri olduklarını anlatmaya çalışıyorlardı..''insanlar amma da hareketli''diye düşündü..Kimi üç kağıt peşinde birin üstüne beş katmaya çalışırken,kimi de günlük ekmeğini nasıl kazanacağının ince hesabını yapıyordu..Okuyamamıştı ama okumuş hainleri çok görmüştü..Diplomalı hainlerin acımasızlığı daha iğrenç geliyordu ona..
...Üç tekerli taşıyıcı ana yola çıkmış tek düzey çalışmasıyla ilerliyordu..Asfaltın sağında solunda güdük ağaçcıklar vardı..''ev için bir araba odun toplamak gerek''diye geçirdi içinden..Günün bitmesini,çocuklarının arasında olmayı ne kadar arzuluyordu şimdi..Oysa akşama çok vardı ama o yine de aracı evin önüne çekmeye karar verdi ve bu seferin sonunda bu düşünceyle rahatladı,yol bitmiş gibi geldi..Araçtaki müşterileri daha bir sevdi..Üç tekerliye gaz vererek biraz zorladı,hızını arttırdı..Sağından solundan akın akın geçip gidiyorlardı arabalar..Kamyon sürücülerinin yerine koydu kendini bir an;tedirgin oldu..Bu düşünceyi dağıtmak için dudaklarındaki kaçak tütün dolu sigaradan derin bir nefes çekti..Uzun süre bırakmadı dumamını..Evi,çocukları,sobanın yanındaki minderi içini ısıtan birer hayaldi şimdi..O, bu hayalleri yakalarcasına abandı direksiyona..''yaşlanıyorum artık''diye geçirdi aklından..Gözleri tütünün dumanıyla sulandı,yandı..Koca dağlar gibi kamyonlar geçiyordu yanından..Nasıl da sarsılıyordu arada kalan havanın basıncıyla üç tekerli taka..Motor yine bir dağ türküsü tutturmuştu..O da ismini bilmediği bu türküye eşlik ediyordu iç sesiyle..
...Kanatları alacalı kuşlar havalanıyordu tarlalardan kümeler halinde..Bir delice,küçük bir serçeyi sıkıştırmış gagalıyordu..Hayatın devranını düşünüyordu ki,sarı renkli bir kamyonun göğsünde aniden patladı dünya,başı sol omuzunun üzerine düştü..Açık gözlerine alnından kan sızıyordu..
...Delice,serçeyi gagalamaktan vazgeçmiş bulutlara doğru yükseliyordu...


sevgiyle nekri








.: Geri dönmek için tıklayın :.