Üşümesin diye


...Dışarıda,sulusepkenli bir mart akşamı var..Deli deli yağıyor kar..Yere düşer düşmez de eriyor.Tomurcuklar,şaşkınlık içinde büzülmeye çalışıyor,ince dalların ucunda..Yakışıksız bir hava!
...Çinçin dolmuşuna biniyorum.Tanımadığım birkaç kişi daha var.''Kucağıma otur.''diyor bir kadın,büyükçe bir çocuğa.Anlaşılan çocuğa para ödemek istemiyor.Neki dinlemiyor çocuk,boş bir koltuğa oturuyor,fiyakayla!Anası çekip çekiştiriyor durmadan.Bir yandan da görgülü kalmaya çalışarak,sert kaş - gözler ediyor çocuğa.
...''Ortayı üçleyin!''diyor sürücü,''Ne söz anlamaz adamlar var.''der gibilerden başını sallıyor.
...Ben öndeyim,şişman bir bayanla.El fireni dizimi kazıyıp duruyor!''Kapımız açık!''diye uyarıyor şişman bayanı sürücü.
...Şişman bayan,güçlükle kapıyı açıp kapıyorsa da kapı her kezinde,yarı yarıya dışarı taşmış omzuna çarptığından yerini pek bulmuyor.
...''Olmadı!''diyor sürücü.
...Kadın,bir daha,bir daha deniyor ama gene yerine oturmuyor kapı.Bu kez,sürücü uzanıyor,hızla çekiyor,''gümm!'',tamam.Ve şişman bayan,bir kapıyı kapatamamış olmanın utancı ile bozuk bozuk gülümsüyor!...
...Dolmuşun ön camı sulu karlarla kapandı kapanacak!Sürücü bir düğmeye basıyor,silecekler,yarım bir yay çizip duruveriyor.
...Dolmuşta bulunan kadınlara aldırmaksızın,hatırı sayılır bir küfürü boca ediyor sileceğe!Silecek,bunu anlmaş gibi kımıldamak istiyorsa da gücü yetmiyor ve sarkıyor aşağı doğru..
...Ve tam sırasıymış gibi,sürücü bir kaset koyuyor teybe.Az önce savurduğu küfür gibi bu şarkıları da ilk kez duyuyorum.Yanan,yakınan,birazda aygın baygın ancak oldukça kıvrak şeyler...Bol acılı bir Adana kebabı etkisi bırakıyor!
...Dışkapı'yı geçmek zor.Trafik arap saçı!Yüzlerce eski model,çıkık burunlu araba,dişsiz kaplanlar gibi ısırmadan birbirine hırlayıp duruyor.Sonunda yolumuzu buluyoruz ama şimdi de bir özel araba kesiyor önümüzü.
...''Acemi!Adam acemi!''diyor bizim dolmuştaki yolcular.
...''Eşşeğe binmesini bilmeyenler hep araba aldı.''diyor sürücü.
...Hepimiz gülüyoruz,sürücü esprisine güldüğümüz için,kasılıyor.Bent deresine doğru bitiyor kaset.Bu kez de bir türkü başlıyor radyoda...İşe bak ki en sevdiğim türkülerden biri bu.Belki kimsecikler bilmez ama ben beğenirim,bu kıyıda köşede kalmış ezgileri.Arada bir sorarım plakçılara bazı türküleri adını bile duymadıklarını söylerler.
...İlk kez,Bolu dağlarında,bir minübüsle giderken duymuştum.Sık sık yinelenen,''Vallah yarim ayrılık mı var?''dizesinden el değmemiş bir taşralı kızın,kuşku dolu öyküsünü çıkarmıştım.Açık açık soramayan..Sırtına düşürdüğü belikleriyle,körpe körpecik birşey..Yemin içerek soruyor durmadan:
...''Vallah,yarim ayrılık mı var?''
...Zar zor Ulus'tayım.
...Ulus,akşamsa uzayan dolmuş kuyrukları,koşuşan gecekeondu insanlarıdır.Arasıra,çok boyalı ,çok allı - dallı giysili,çok mini etekli bayanlar görürseniz aldanmayın,onlar da oralardan gelmiştir.Yüzünüze bakmadan ivedilikle geçip gidişleri utandıklarındandır.
...Soğuk çok.İyice sulandı kar şimdi.Eski meclisin önünde on,oniki yaşlarında bir çocuk..Bağırıp duruyor.Kara saçlarında sulu sepken damlaları.İlkin,''Onlara bişey olmaz.''denilen çocuklardan birisi gibi geldi.Gözleri çakır çakırdı ve kış geceleri,o çok yüksekte görülen donuk ayazlardan daha donuk bir bakışı vardı.Sulu sepkenin bile düzleştiremediği kıvırcık saçları,su içindeydi.Çapraz bacaklı tablanın üstünde üç beş simit kalmış kalmamıştı.
...Önünden geçerken bir daha bağırdı:
...''Simiiiit,ikisi ... lira''...Galmasın!
...Birkaç adım attım,atmadım...Kara,kıvırcık saçları düşleşti cocuğun,uzadı bir anda.Çökük sarı yüzü,pembeleşti,doldu.Derin bir mavi, sürdü çıkardı gözlerindeki çakırlığı.Fakat titriyordu gene sarsılarak.Oysa mantosu,atkısı,üstelik şemsiyesi vardı şimdi...
...Tut ki koştu ardımdan da kıskıvrak yakaladı yüreğimi.Tut ki yalıncak eli ellerimde..Ekmek parası denilen savaşın çelikleşmiş bakışıyla yaktı içimi tut ki...
...Ve tut ki Çankırı'da,salkım söğütler arasından batan güneşe doğru salladım onu...Yukarıda demirin demire sürtünmesiyle gıcırdadı salıncak.Uzun ve gür saçları uçuştu tek tek...
...Çocuk gülümsüyordu tut ki!Sulusepken çekip gitmişti,geldiği yere,çocuk gülerken,yüzü çokca çukurlaşıp da alt dudağının iki yanı çizgi çizgi uzayınca,anladım ki simitçiyi,yaşıtı olan çocukluğumla eş tutmuşum,bir anlığına...
...Oysa gene yağıyordu sulusepken.Hem de daha eğri eğri,daha delice.Evet,ıslanıyordu simitçi ve çakır gözlerini,iki gemici feneri gibi yakıp,her gelip geçenin yüzüne tutarak bağırıyordu...
...''Simiiiit...İkisi ... lira Galmasın!''
...Döndüm geri.''Kalmasın''diye değil,''Üşümesin''diye satın aldım simitlerini.
Bir an önce alıp başını gitmesi için tablasını toplayıp verdim eline..
...Çocuk yürüdü,ben yürüdüm aynı yönlerde...Deliboran dedikleri şekilde yağıyordu hala sulusepken.Eğri eğri,hızlı hızlı,gözlerine gözlerine...
...Pasaj girişindeki kasetçiden bir mevlüt yükseldi.Kalın,etkin,mistik bir ses.''Ol sadeften doğdu ol danesi''diyordu.Ve yarı karanlık sokakların kimsesiz çocukları,simit satıyordu..
...O sırada eski Meclisin panosunda donuk ışıklar altında bile pırıl pırıl bir yüz belirdi...Resimde saçları daha sarı,gözleri daha mavi ve bakışları daha hançer...O da benim gibi olup bitenleri izliyordu.Yanında bol sakallı,bol sarıklı,bol giysili bir adam.Belli ki''Kuvvacı''ymış bir zamanlar...Yıllardır,böyle yan yana durduklarından mıdır nedir,hiç konuşmuyorlardı..Her bir şeyi konuşup bitirmişlerdi belki de..1923'te çekilmiş resmin içinden,simit,filtreli sigara,çakmak taşı,peçete satan titrek sesli,ince boyunlu,sarı benizli çocuklara bakıp bakıp durdular...
...Ben,onların yerine ve yine onların çok sevdiği bir Rumeli türküsü tutturup yürüdüm:
...''Manastırın ortasında var bir havuz.''sözleri,dilimden su gibi aktı da,''Bu yurdun çocukları hepsi de yavuz.''dizesini bir türlü söyleyemedim...


sevgiyle nekri




.





.: Geri dönmek için tıklayın :.