Güzel ölüm
...İnce ince çiseleyen yağmur,içli bir ağıt sesi gibi yüreğime işliyordu..Mis gibi toprak kokan bu temiz havayı derin derin teneffüs etmek,huzur veren rahatlığın tadını çıkarmak için kısa adımlarla yürüyüp;eve dönüşümü mümkün olduğu kadar geciktirmeye çalışıyordum..Az sonra gök gürledi,şimşek çaktı ve şiddetli bir yağmur başladı..Adımlarımı sıklaştırıp ara sokaklara daldım..Daha önce hiç girmediğim bir sokakta;sıkıntılı,endişeli etrafa bakınıyordum..Sığınabileceğim bir yer yoktu.Yağmurdan sırılsıklamdım.Şemsiyemi almamak gibi bir tedbirsizliği yaptığım için kendi kendime hayıflanıyordum..Kaçamak bakışlarla etraftan medet umarken,gözlerim sol tarafta çakılıp kaldı.Hastalara verilen serumun doping tesiri gibi birden canlandım.Gözlerime inanamayarak tekrar okudum.Yanlışım yoktu.Paslı,teneke levhada''Kitapçı''yazıyordu..
...Kaldırımın hizasında başlayan kare şeklindeki küçük vitrinden içerisi görünmüyordu.Üç basamak ağağıya indim.Bodrum gibi bir yere benziyordu.Yağmurdan kurtulabilme ümidiyle,kapalı olabileceği ihtimalini bile düşünmedim.Boyaları dökülmüş tahta kapı,zorlanarak,gıcırtıyla açıldı..
...İçeri girince buz gibi soğuk hava ciğerlerime doldu.Küflü bir koku vardı.Sıkıntı veren sessizlik ve karanlıkta;yaşlı bir adam masasının gerisinde büzülmüş,kalın çerçeveli gözlüklerinin arkasından bakıyordu.Hastalıklı,perişan bir hali vardı.Selam verdim.Zayıf bir ses tonuyla aldı.Sanki konuşmadı da bir sinek vızıltısı duyuldu..
...Gözlüklerini çıkarıp gözlerini oğuşturarak uzun uzun baktı.Yaslı,üzgün görünen yüz ifadesi durgun suların üzerine vuran uzun gölge gibiydi.Bakışlarından rahatsız oldum..
...Kitap alacağımı söyleyip raftaki kitaplara doğru yürüdüm.Naylon poşette,ağzı zımbalı kitaplardaki tozu görünce,böyle elverişsiz bir yerde bulunmasının normal olduğunu düşündüm.İnsanın sıkıntıdan patlayacağı bir yerdi.İçindeki her şey olduğu gibi bırakılmış el değmeyeli yıllar olmuş gibi karışıktı.Yaşlı adam hareketsiz,donuk bakışlı;uzun süredir yerinden kalkmamış,masanın başında bir hayalet gibi kalmıştı..
...İçime bir sıkıntı çöktü.Yağmur şiddetli yağmasa çoktan gitmiş olurdum.Beğendiğim kitapları seçerek masaya bıraktım.İlk kez yakından göz göze geldik.Bakışlarından kızgınlık mı,yoksa yalvaran bir ifade mi olduğunu anlayamadım.Birbirini tutmayan bakışlarını gizlemek ister gibi acemice bir tavır takındı.Kitapları önüne çekip fiyatını yazıyor,sonra tekrar alıp bakıyor;neden bilmiyorum istemediği bir işi yapıyormuş gibi kendisini zorluyordu.Dikkatle bakınca üzgün bir hali olduğunu anladım..
...Baştan ayağa ürperdim.Kendimi bu durumdan kurtarmak için:
- Çok tenha bir yerde değil misiniz?Burayı kim bulabilir ki?diye sordum.
- Kitap tutkunları için mühim değil,dedi.Onlar arar,bulurlar.Gür,etkileyici sesin bu zayıf bedenden nasıl çıktığına şaşırarak baktım.Masanın üzerinde ne işe yaradığı belli olmayan kağıtları önüme çekerek bakıyordum.Şiire benziyordu yazılanlar.Paketi uzatmıştı,okuyamadım.Çok ucuz olan kitapların ücretini şaşırarak(daha çok memnuniyetle)ödedim..
...Oturduğu yerin arkasındaki tahta rafta dizili kitaplar ilgimi çekti.Diğerlerine nazaran bakımlı ve düzenliydi.Ortasındaki kırıklar okunduğunu gösteriyordu.Farketti.İçinden seçtiği bir kitabı çıkarıp uzattı.
- Bu da benden olsun.
...Teşekkür edip aldım.Tek kelime etmeden gözleri dolu dolu baktı,eliyle veda etti.Çıkıp gitmemi bekliyor gibi sırtını dönüp kitaplarla oyalandı..
...Elimde kitaplar kalakaldım.Kendimi terkedilmiş gibi biraz mahçup hissettim.İçimden biraz daha kalıp konuşmak geçiyordu..
...Tam bir muammaydı.Çaresiz iyi günler dileyip ayrıldım..
...O günden sonra kitapların ucuz oluşu,yakın ilgisi yüzünden sık sık uğrayıp kitap alıyordum..Beni gördükçe yüzüne huzur dolu bir ifade yayılıyordu.Biraz daha yakından tanımaya başlayınca kitapları yok pahasına veya hediye olarak verdiğini,bunu elinden geldiği kadar büyük bir incelikle ve hissettirmemeye çalışarak yaptığını anladım..
...Bana verdiği kitaplarda önemli yerlerin altı çizilmiş,kitap hakkındaki görüşler kısa notlar halinde yazılmıştı.Kitabı kimin okuduğunu,bana bunları niçin verdiğini falan sordum.Tatmin edici cevap alamadım.Konuyu değiştiriyor veya dalgınlaşıyor,ağzını bıçak açmıyordu.Bu konuda konuşmak istemediği anlaşılıyordu.Üstelemedim..
...Beni konuşturur dinlerdi.Bazen(genellikle hafta sonları)dükkanı bana bırakır namaza giderdi.Zaten pek müşteri gelmezdi.Kitap satmaktan çok oyalandığı belliydi..
...Benim gibi tesadüfen yolu düşenler hariç,uğrayanların çoğuna kitapları bedava veriyordu.Dışarıdan gören biri olsa kitapçı değil de kütüphane olduğunu sanırdı.Kitapları niye dağıttığını sordum:
- İmkanı olmayanlar kitabın hasretini çekmesinler.Küçük de olsa birer kütüphane kursunlar ki,daha çok okumak,araştırmak,kendini yetiştirmek için gelecekte kuracakları kütüphaneye bir yardımım olsun.Herkesin bir kütüphanesi olmalı.Cehalet,ömür boyu süren bir hastalıktır.Okuyarak tedavi edilen bir hastalık.Bunun için yapıyorum.Öldükten sonra hayır dua eden çıkar elbette.Elimden başka bir şey gelmiyor..
- Kitaplardan para kazanmadığınıza göre,geçiminizi neyle sağlıyorsunuz?
- Birikmiş bir kaç kuruşum var.Bundan sonra para benim neyime gerek.Başımı sokacak evim var.Bir dilim ekmek bir bardak su bile yeter bana..
...Masa başında otururken sıradan bir ihtiyar gibi görünmesine rağmen;konuşmasıyla,yaptıklarıyla,hayat seviyesinin parlak oluşuyla,insanın içine sinmeyen hiç bir şey yapmazdı.Aklıma takılan kitapların tozlu oluşu ve nemli bir yerde nasıl bıraktığıydı.Sık sık gitmeye başlayınca bunun sebebini de anladım.Tavandan dökülen toprak yüzünden devamlı tozlu olurdu.Başka yere taşınacak kadar parası olmadığı için mecburen burada kaldığını söyleyince,hayranlığım daha da arttı.Az da olsa kazandıklarıyla daha rahat yaşamak yerine;başkalarının rahatlığını düşünüyor,onların geleceği için çalışıyordu..
...Boş zamanlarımda yalnız kalmaması için yanına gider,hep masa başında oturur bulurdum.İlk zamanlar dakikalarca karşılıklı
susar,bundan zevk alırdık.O beni izler,ben görmemezlikten gelirdim.Sıkılmamam için bana kitap verir,ona okurdum.Böylece bir araya gelmek için mazeretimiz olmuştu.''Artık okuyamıyorum.'' derdi.''Sen okuyunca zevkle dinliyorum.''Sevinirdim tabi.İyi bir dinleyiciydi.Okuduklarımı başını sallayarak dikkatlice dinler,tahlil eder,eleştirirdi.Kuvvetli hafızası,zengin kültürü olduğu hemen belli oluyordu..
...İhtiyarı(ismini bilmiyorum)ilk kez masanın başında ayakta gördüm.Üzerinde dar yakalı bir gömlek;kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.Beni görünce gülümseyerek baktı.Ya da ben öyle sandım.Abdest almıştı.Beni göz hapsinde tutarak:
- İnsanlar çift yaratılmış dedi.Anlamayarak baktım.
...Çekmeceden çıkardığı bir resmi masasının üzerine bıraktı.Elime alıp baktım.Solgun, uçları sararmış bir resim.Siyah uzun saçlar,çıkık elmacık kemikleri,düzgün ağız,düzgün kaşlar,süzgün bakış...
- Ama bu ben..Nasıl olur?Bu...Bu benim sanki!..
- Ne kadar benziyor değil mi?
- Bu kimin resmi?
- Kızımdı.
- Ne oldu?
- Öldü.
...Derin bir sessizlik çöktü.Acıya alışan ihtiyarın yüzü hep aynı.Ben üzülerek resim ile ihtiyara bakıyordum.İhtiyar devam etti..
- Birbirinize çok benziyorsunuz.Seni ilk gördüğüm zaman kızımı düşünüyordum.İçimden geçenleri hayalimde canlandırırken içeri girdin.Öldüğünü bilmesem seni kızım sanacaktım.Seçtiğin kitaplar onun okuduğu,beğendiği kitaplardı.Tesadüf ancak bu kadar olurdu..
- Nasıl öldü?
- Kanserdi.Edebiyat fakültesine gidiyordu.Güzel şiirler yazardı.En büyük ideali şair olmaktı.Yaşasa olurdu da.Çocukluğundan beri iflah olmadı zaten.Ameliyat ile uru alındı.İşe yaramadı.İyi sonuç vermemesine rağmen yeni bir ümitle bütün tedavi yollarını denedik,kurtulmadı.
- Üzüldüm.
...Soğuk,kuru bir kelimeden başka birşey söyleyemedim.İfade şeklim kulaklarıma pek tatsız gelmişti.Fakat konuşamadım.Hani insan bağırmak ister de sesi çıkmaz ya,öyle kalakaldım..
...O ise etraftaki kitaplarla birlikte taş gibi hareketsizdi.Göz ucuyla onu izliyordum.Aramızda uzun bir sessizlik oldu.Ne yapacağını bilemeden aranıyordu.Bu acı hatıradan kurtulmak için çabalıyordu.Ben masaya çakılmış otururken bakışlarımız buluştu.
- Ben namazı kılıp geleyim,diye çıkıp gitti..
...Resmi elime alıp baktım.Aynada aksime bakar gibiydim.Bu kadar benzerlik nasıl olurdu?Kızını bende gören ihtiyar kimbilir ne kadar acı çekmiştir?..
...Bu sırrı öğrenmem ona karşı daha anlayışlı olmamı sağladı.İlgisinin sebebini bildiğim için ona göre davranıyordum.İhtiyarla iyi anlaşıyorduk.Ben okuyorum o dinliyor;o anlatıyor ben dinliyordum.Bir gün kızının şiirlerini de okuttu.Benim şiirlerime ne kadar benziyordu..İlk gittiğimde merak ettiğim kağıtlardı.Masanın üzerinde ilgimi çekmişti..Şiirleri tek tek okuttu.
...Ezbere bildiği şiirleri içinden okuyarak eşlik ederken bana öyle bir bakışı vardı ki;o anlamlı,derin bakıştaki ifadeyi hiç bir objektif tespit edemezdi..Nemli gözlerinin her hareketimi kontrol edişi bir annenin çocuğuna şevkatle bakışı kadar tatlıydı..
...Ne ben onsuz,ne o bensiz yapabiliyorduk artık..Biraz geciksem dışarda bekler bulurdum.Her gidişimde elim kitapla dolu ayrılıyordum.Bana kitap verirken öyle memnun oluyordu ki..!
...İlk kez öldüğünü öğrendiğim zaman elim boş döndüm.Kur'an okurken masasının başında kalbi durmuş..''Kimsesi olmadığı için son Kur'an'ını bile kendisi okudu.Öleceğini anlamıştı herhalde.Allah kimseyi yalnız bırakmasın.''dedi ölü bulan komşusu.Boğazıma tıkanan hıçkırıklarla;ellerim boş,kalbim dolu,ağlayarak döndüm.Kimsesi olmadığı için oralara gidesim gelmiyordu..
...İhtiyar sayesinde büyük bir kitaplığım iyi bir okuma alışkanlığım olmuştu.Ne çok şey anlatmıştı bana...Odamda her gece onu hayalleyerek kitap okuyordum.Beni dinlediğini sanarak rahatlıyordum.Bir an için öldüğünü bir tarafa bırakarak,karşımdaymış gibi mırıldandım..
- Geceleri senin için kitap okuyorum anlıyor musun?Her gün dua ediyorum dinliyor musun?
...Bir gün fazlaca üzüldüğümü gören manevi annem:
- Kızım neden mezarını ziyaret etmiyorsun?Ona karşı son vazifeni yerine getirmedin.Bu kadar hakkına karşılık senden bunu bekler..
...Haklıydı.İhtiyar da böyle istememişmiydi?Üzüntüden hiç aklıma gelmemişti.
...Ertesi gün oraya gittiğimde sokaklar boş,küçük kitapçı dükkanı harabe gibi geldi bana.Ruhum daralmıştı.Komşularından ismini ve mezarının yerini öğrenip hemen oradan ayrıldım..
...Kızıyla yan yana yatıyordu.Ürpererek mezar taşını okudum.''Mehmet Taşkın ruhuna fatiha.''yazıyordu.Gözyaşlarımla dua ettim.İçim korkuya benzer duygularla dolu mezar başında kalakalmıştım..Başka ziyaretçiler de geldiler.Bazılarını tanıyordum.Onlara da kitap veriyordu.İçin için,derin bir acı ve buruk bir sevinç karışımı duygularla onlara baktım ve ihtiyar kitapçıyı düşündüm:Öldükten sonra bile bu kadar gencin kalbinde yaşayan ihtiyara ne mutlu!..
...Güzel ölüm dedikleri bu olsa gerek...
sevgiyle nekri
.: Geri dönmek için tıklayın :.