Sevgiliye mektuplar ( 1 , 2 , 3 , 4 , 5 , 6 )
SEVGİLİYE MEKTUPLAR
-1
Aramızda aşılmaz dağlar var.Hasret kokusu sinmiş dört duvar arasında, senin yanında olan ruhumu,seni, aşılmazlığı aşmış olduğumu düşünerek, nasırlı ellerimle sana sesleniyorum. Senin hiç bir zaman dayanamayacağın feryatlarım, sigaramın dumanıyla hasret kokan havaya karışırken bu cansız bedenlerde de bir sır olarak bütünleşiyor. İmkansız oldukça tutkulaşıyorsun yüreğimde, sana bir ömür boyu imkansızım olmanı söylerken, seni yazan nasırlı ellerimi uzattığımda, sen ellerimi ellerimden esirgemiş ve imkansız olmayı reddetmiştin. Şiirlere hayranlığını sevmiştim, şiirliğini ve sonradan mısralarında yerini sessizce alacağını bilmeden. Herkes güzelliği ne hayrandı bense senin çocukluğunun maskesinde gizlenen olgunluğunu aşıktım. Hayat denen bu sahnede sana verilen rolü ne kadar iyi oynuyordun. Dilin "yüreğe"değer verdiğimi söylüyordu, ruhun ise kalıplaşmış zarfların ve kısır duyguların arasında geziniyordu. Yalanların arasında doğruları arıyordun. Seni çok farklı yapan neydi biliyor musun benim yanımda ? hayır,güzelliğin değil canım, çocukluğundu. Ben asla bir bedende güzelliğe değer vermedim, zarfın ikinci planda geliyordu."Benim için her insanda olduğu gibi o zarfın içindeki mektup önemliydi. Seninde o mektubu yüreğinle ruhunu birleştirip okumanı çok isterdim. Arayışıma son verme kararını verdiğim anda, bir güz akşamında karsıma sen çıktın. Yüreğimde yasadığım aşkı artık bedenleştirmek istediğimde,buna layık olarak seni gördüm. Ama yine aşkı yüreğimde yaşamama sebep oldun ve imkansızlaşmayı reddederken aslında imkansızlaştığın farkında bile değildin. Karadeniz'e anlattım seni,seni sadece onunla paylaştım. Göz yaşlarım Karadeniz’in teninde hayat bulurken, Karadeniz feryat ediyordu kendisi kadar gerçek olan aşkların yitirilişine. Kaç akşam seni bekledim, seni paylaştığım Karadeniz’in sevgisine dalgalarıyla köpük köpük anlattığı sahilde, kaç yakamozlu geceyi seninle izlemek istedim ama sen yoktun. Gökyüzünde bir yıldız gibiydin benim için,elimi uzatsam tutacağım kadar yakın geliyordun oysa ki sen benim sevgimden yedi kat uzaktaydın. Gözlerin yaşama sevinci veriyordu bana,ama artık gözlerine bakmayı yasak etmiştim sırf aşkım yüzünden. Bu zulüm değildi ölümün ta kendisiydi. Yine yalnızım işte yalnızlığımın soğuğunda hayalinin sıcaklığına sarılıyorum. Seni yaşıyorum ve senli rüyalara hayalinle dalıyorum. Sana her şeyden üstün olan aşkımı sundum, ama sen zamanın değer verdiği yalancı aşkın zehrini, gözleri kamaştıran altın kadehlerden içiyorsun. Biliyor musun Aşkın seni ilk günden daha fazla aşkla seviyorum. Bir çığ gibi yüreğimde büyüyorsun....
-2
Bu, hasretini çektiğim memleketimde dördüncü günüm, senden ayrı düşeli ise tastamam on bir gün oldu.Ayrılığın hüznünden mi bilmem, duygular kendini çekti birden, artık eskisi gibi yazamıyorum. Oysa bir ömür, senin o güzel, yanar döner gözlerindeki umudu yazmak isterdim. Yazgım böyleymiş demek kaçış olacağı için, yazgım demiyorum. Hayalin yazgımı yaşadığım tek parçam. Nedendir bilmiyorum, senden ayrılalı hayalinin boynu bükük hep. Yanaklarında utanmışlığının kızıllığını taşıyor. Gözlerindeki umut ışığı sönmüş. Kaç zamandır, nedenini düşünüyorum. Sevdamı bozuk para gibi harcayışının, pişmanlığını mı yaşamaktasın hayalinde? Gözlerine baktığım zaman yaşama sevinci bulurdum. Hayalinin gözlerinde bile olsa bana güç verirdi. Şimdi, gözlerini kaçırmaktasın. Feryatlarım dilinde aha dönüştü. Senden, benden kopmamanı istemiştim. Sense kalem kırdın aşkıma karşı. Tek hayatta kalış sebebim olan hayalini de yanında götürdün, ruhum gibi. Bir kuş olma fırsatı verseler, hemen Diyar-ı İstanbul'a, yanına gelmek isterdim. Kurtuluşum sensin çünkü. Artık dayanamaz oldum, sensizliğin yüreğimde bıraktığı yaraların acısına. Yaralarımı sarmayacaksın biliyorum. Ama içimden bir ses, "Bekle" diyor. Beklemelere alışığım, ama belirsizlikleri beklemeye değil. Seni nasılda göresim geldi. Mahzun hayalinin yerine senin olmanı nasıl da istedim.
-3
Ben senli rüyalarda sensiz acıları yaşarken, sen Diyar-ı İstanbul'un ışıklı caddelerinde zevk-ü sefa içinde nasıl mutlu olabiliyorsun, anlamıyorum. İsyan ettiğimi sanma, isyan etseydim çare sizliğimi kabullenmiş olurdum. Ama çaresiz değilim, ben o yüceleştirdiğin değerlerle yaşayan biri hiç değilim, hayalin yetiyor bana, ben onunla da mutluyum. Ey! Biçare gönlümün sultanı, bu vefasızlık oyununu daha bitmeyecek mi? Ne kadar sürdüreceksin? Bir ömür, oyun oynayacak kadar uzun mu zannedersin? Zamansız aşklara açtığım gönül kapımı, senden sonra bütün aşklara kapattım. Gözlerim uykuya hasret, ben sana olan hasretliğimi yazmaktayım. Kalbim senin biliyorsun. Ve ben kalbimde yeşerme savaşı veren umudumla, sana mutluluğu sunmak için beklemekteyim. Her şeyimle senin yanında olduğumu sakın unutma. Hayata her zaman gülümse. Seni seviyorum.
-4
Her zamanki gibi, ömrümün takviminden bir yaprak daha kopararak tamamladım günümü. Yine geç kalktım, biraz evde oyalandım, bilgisayarda duygularımı temize çektim, bir şeyler yazdım, akşam yemeği için eve gitmedim. Bir dost geldi onunla manzarası hoş bir yerde birer bardak demli çay içtik, güzel günleri yad ettik, seni anlattım, sonra o da sevgisini sevgilisini, ayrılığın acısını paylaştı benimle. Uzun uzun aşktan ve vefasızlıktan konuştuk. Eve geç vakitte geldim. Biraz kitap okudum. Seni bir an olsun aklımdan çıkarmadım, çıkaramadım. Hatta dostla konuşurken bile “ Acaba şimdi ne yapıyor, iyi mi, mutlu mu? Keşke şu an onunla da paylaşsaydım bu güzellikleri. Diye düşünmekten kendimi alamadım. Sevgimi, sana olan tertemiz aşkımı ve aşkımın kağıtlarda hayat buluşunu anlattığım da, dostum hayretini gizleyemedi. Bense onu bile hayrete düşüren aşkımın kıymetini bilemeyişin ve vefasızlığının karalarını giyerek karşıma çıkışını düşündükçe hüzünlendim. Hatta hüzün bulutları gözlerime öylesine çöktü ki, bir an dokunsalar ağlayacak hale geldim. Sigaramdan sensizliğin üstüne bir nefes daha çektim. Gözlerinde gizlediğin sıcacık bakışını, çocuksu tavırlarının yanında ağır başlılığını özledim. Hata kimde diye düşündüm. Hata ikimizde de değildi. Sen zarfa değer verecek, zamanın değerlerine sımsıkı sarılacak, yalancı aşkları yaşayıp gerçekten ayıramayacak, güzelliğinin değerini kendince efsaneleştirecek şekilde el bebek gül bebek yetiştirilmiştin, bense aşkımın önüne bir bent gibi çekilen ve seçim olanağı sunulmayan bir zarfla biçimlendirilmiş, senin tam aksine olan bir yaşayışı kendime felsefe olarak seçerek yaşamaktayım. Suç bizde değil, suç bizi zamansız bir aşkla, zamansız bir mekanda karşılaştıran kaderde. Aslında insanlar kendi kaderini kendisi yaratır derim, ama bazı durumlarda çaresiz kalıyor insan, elinden gelen bir şey olmuyor, sadece önceden yazılan ve kendisinin bile haberdar olmadığı bir senaryoyu yaşamaktan başka bir şey yapamıyor. Kendisine düşen tel şey verilen rolü en iyi şekilde oynamak- bu arada aşk sahnesinde çok iyi bir oyuncusun- her şeyi biliyor zaten, söyleyeceklerini, yapacağı mimikleri bir bir sırası geldiğince yerine yerleştirerek sergiliyor. Hayat kadar aşkta çok ham olduğumu öğretti bana. Hayat gibi aşkı yaşayamadan da yapamıyorum. Bir de bu iki unsurun yanında vazgeçemediğim bir şey daha var o da sensin Aşkın. İnsanlara anı yaşamalarını, hayattan ve hayatın sunduğu isot zehiri acılardan bile zevk alabileceklerini ve umutlarını kaybetmemeleri gerektiğini söylüyorum. Bende umudumu yitirmedim. Seni bekliyorum, dönersen kapının aralık olduğunu göreceksin. Seni seviyorum.
-5
Zamanı algılamada zorluk çekiyorum. Herhalde zaman olgusunu yitirdiğimden olsa gerek. Artık yazılarıma tarih atmaktan vazgeçtim. Sen de biliyorsun ki ben sabahı olmayan gecelerin adamıyım. Sabahı olmayan gece olur mu? Diyeceksin bana. Senin en büyük hediyelerinden biri sabahı olmayan geceler. Ve ben o gecelerde seni, sensizliğimi yazıyorum. Odamdayım, eski kitapları karıştırdım, belki işime yarar bir şeyler bulurumda bulduklarımı paylaşmamın sonucunda başkalarının da işine yarar diye. Seni bu günlerde mısralaştıramayışıma üzülüyorum. Neden dem sakın. Sebebi yine sensin. Sakın seni " günah keçisi" ilan ettiğimi düşünme. Senden ayrılmanın ve seni üç ay göremeyecek olmanın acısıyla yazıyorum bazı şeyleri. Aşkımla küçük düştüğümü söyleyen ilk sensin biliyor musun? Söyleyecek bir kelime bulamıyorum. Senin ve güzelliğinin karşısında biçare kalıyorum. Hayallerimi, duygularımı ve kalbimi aldığından beri, elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi boynu bükük duruyorum. İnsanlar aşklarını ölümsüzleştirerek anlattıklarında " aşk bu insanı vezir de eder derbeder de " diyorum. Demekle kalsam keşke, doyumsuz bir şekilde yaşıyorum. Neden böyle yaptığına anlam veremiyorum. Seninle, sende olan her şeyimle benim benimle aramıza Çin seddinden uzun ve kalın duvarlar çektin. Sen bir tarafta kaldın, ben bir tarafta. Şimdi ise bendeki senle yaşıyorum, zamanın düstursuz akışına inat. Ne saat, ne ay , ne de habersiz geçip giden yıllarla ilgileniyorum. Gözlerimi açıyorum sen varsın, gözlerimi kapatıyorum sen. İnsanlar dünyanın senin çevrende dönmediğini söyleyip duruyorlar, senseni güneş olarak ifade ettiklerinden habersiz. Yalan değil elbet, ama benim aşkımın evreninde, sen bir güneş olarak yer aldığın için , sadece senin etrafında dönüyor dünyam. Güzelliğinin sana sunduğu berrak kibir göllerinde yıkanan bir insan olduğunu düşünmekten alıkoyuyor, sana karşı olan aşkım. Güzelsin, tamam kabulüm ama bu kadar da yükseklerden uçmana sebep değil. Neden bilmiyorum senden kopamıyorum. Karaya oturmuş gemiler gibiyim. Bir taraftan sende seni yaşadığıma seviniyorum, bir taraftan da denize olan özlemim hüzün veriyor bana. Deniz deyince seni anlattığım, ve seni paylaştığım Karadeniz’i de özledim. Karadenizde de benim için sen gizlisin. O zaman martılar getirirdi haberini bana, Karadeniz seni gördüğünün haberini verirdi yanına gidince. İstanbul’u kıskandığımı anlattım Karadeniz’e ayrılmadan önce. Nasılda sevinç içinde koşmuştun ona. Oysa böylesine bihaber olmasaydın aşkımdan, binlerce İstanbul da gizlenen mutluluk verecek şehirleri önüne sermeye hazır olduğumu görürdün. Canım burnumda tütüyorsun. Senin gülüşüne hasret kaldım. Seni seviyorum.
-6
Dün sabahı etmenin yorgunluğuna dayanamadı vücudum. Bir Çift Yürek adlı okumakta olduğum kitabın sahifelerini çevirirken gözlerimi kapadığım anda koştum senin yanına. Uyandığımda dışarıdan sesler geldiğini işitiyor fakat bir türlü anlamlandıramıyordum. Sonra elimi yüzümü yıkayıp, bir gün bakkaldan aldığım pudingi yapmaya başladım. Evdekilere pasta yapacağımı bir gün önceden söylemiştim. İşinin erbabı bir usta tavrıyla kollarımı sıvadım ve yaptım. Keşke o patayı beraber yapsaydık. Tadına bakarken boğazıma düğülüp kaldı. Bu gün yalnız başıma vakit geçirdim. Rüzgarın önünde savrulan sonbahar yaprakları gibiydim. Kah bir yerde oturup çay içtim, kah başka bir yerde oturup insanların koşuşturmasını sessizliğime bürünüp izledim. Sonra şiirlerle uğraştım. Dudaklarımdan sessizlik üstüne mısralar döküldü. Kağıt yoktu yanımda, kalemim olsa da. Yedi kat göğe karıştı mısralarım saba bir zaman ulaşmak için. Dün kayan yıldızı, bu gün toprağa verdiler. Uzun uzun ölümü düşündüm. Kendi ölümümü kabullenmiştim ama sevdiklerimi düşününce ölümün karanlık elbisesini giyecek olmalarını yakıştıramadım, korktum. Ölümün karanlık düşüncesinden aydınlığa doğru ilerlerken sevdiklerimden önce gitme düşüncesi yankılanıyordu beynimde. Canım şu an nasıl bir boşluğa düştüm bir bilsen. Hayaline tutunup sımsıkı sarılmasam yok olmanın eşiğine çoktan gelirdim. Yok olmak gün gibi aşikar elbet ama sana olan hasretimin yüreğimi yakışının verdiği acı yok oluşun başka bir boyutu demek zaten. Sensizlik bana ağır gelmeye başladı. Göz pınarlarımda yaş kalmadı ki sensizliğe ağlayıp ta biraz olsun yükümü hafifleteyim. Sakın yük deyince bana yük olduğunu düşünme, sen değilsin. Yük olan sensizliğim. Seni unutamıyorum . Zaten unutmak için zerre kadar çaba gösteresim de yok. Hançeri yüreğime saplayan ilk insan değilsin bu sevda yolunda, ama senden öncekiler sadece hançeri saplamakla kaldılar. Sense yüreğimi paramparça ettin. Bununla da yetinmedin duygularımı ve ruhumu aldın götürdün benden. Gözlerinin esiri oldum. Hasretinin tutsağıyım. Her şey güzel de, aşkın bu esaretliği yok ediyor beni. Ah! Aşkın, canım bu sıralar hasretliğinin ateşi üstüne su serpmek için, ölesiye özlediğim sesini duymak istiyorum. Seni arasam kızar mısın bana? Fazla değil, bir merhaba desen yeter. Aşkını çok gördün, bari bu isteğimi dar ağacına mahkum edilmiş bir insanın son arzusu niyetiyle kabul et, çok görme. Seni seviyorum.
.: Geri dönmek için tıklayın :.