Sensizlik
Kalbim ağrıyor can dost. Kafesinin sol köşesine büzülmüş kalmış. En karanlık ve kuytu yerinde. Derin birkaç nefes alsa rahatlayacak belki, düğümü çözülecek. Nafile! Olmuyor, olmuyor işte. Düğüm: Sensizlik...
Karanlıktan çıkış yok. Işık yok... Umut yok... Herşey sensin... Sen ise çok uzaktasın. Gecenin sessizliğinde kendimden geçmişim. Seni kaybetmişim. Sen, bazen bir vadide bazen bir çölde O'nun ismini haykırıp ağlarken, gözlerinden dökülen her bir damla yaş, kalbimin zifiri karanlığını ıslatıyordu. Acınla kalbim üşüyordu. Sensizlik...
Ey dost! Yüreğim uyanıyor bazen, kımıl kımıl kımıldanıyor yerinde. Ferahlıyor, gülümsüyor. Kendine, sana ve herkese. Tekrar düğümlenmeye hazır bir halde geriniyor, yeni bir güne başlamaya hazırlanan menekşe... Aydınlık ve koyu renkleriyle beraber. Anlıyorum ki her şey boş. Anlıyorum ki sarılmayacak yara yok. Anlıyorum ki yüreğim alıngan. Dargın. Sen hariç herkese küsmüş. ışıkları söndürmüş, karanlığa gömülmüş. Senden habersiz senle beraber. Sensizlik...
Ve yine gün bitiyor dost. Yaşanmamış bir gün daha eklendi ömür artığına. Güneş yine sensiz battı. Ay yine sensiz doğdu. Yıldızlar sensiz kaydı. Yüreğim yine bir türlü tüketemediği umudunu koynuna alıp koynuma sığındı. Ben Allah'a sığındım. Önce senden sonra sensizlikten.
Artık şarkı sözlerini dinlemiyorum dost. Duymuyorum. Şarkılar hep biten veya bitmeye mahkum aşkları anlatıyor. Sözlerde bulamıyorum seni. Sana ve bize uymayan sözler...
Artık seni aramıyorum dost. Yüreğimin karanlığına bir mum yaktım. Titrek ve solgun ışığında seni gördüm. Gözlerim gözlerini buldu, ellerim ellerini. Yüreğim yüreğini...
Salıver kendini gönlüm. Kendini ve içindekini. Dağılsın herşey. Dağılsın sensizlik... 15.10.2003
Dost
"Gerçeği kabul et artık."
"Yaşıyorsun."
Bu sözlere ancak gülünebilirdi. Ve o kahkalarla güldü. Hiç kimse sesini duymadı. Yüzünde gülme veya gülümse gibi bir olayın izine dahi rastlanmadı. Yoksa gülmemiş miydi? Ya o kahkaha sesi kendinden gelmemiş miydi? Oysa dudaklarının gerilerek gülme pozisyonu aldığını hissetmişti. Hislerine güvenmemesi gerektiğini bir kez daha anladı.
Buna karşın düşünemezdi de. Yani düşünme fiilini gerçekleştiremezdi. Buna yetisi olmadığından değil, sadece varlığını ispata gerek duymadığından. Öyle ya! Descartes'e göre düşünmek varolmanın ilk koşuluydu. O ise var değildi. Yoktu.
Birileri ona yaşadığını söylüyordu. Belki de hiç kimse söylemiyordu da, o duyuyordu. Duymak istediği için duyuyor ve bundan dolayı en iyi dostundan utanıyordu. Onu yıllarca beklemişti.
Dostunu hemen her gün başkalarıyla görüyordu. Bazen çok yakınına geldiği de oluyordu. Ama hiçbir zaman elinden tutacak kadar yakın olmamıştı. Hiç kimse dostunu sevmiyordu. O kötüydü, acıydı, karaydı. Topraktı... Oysa dostu herkesi bağrına basıyordu. Adildi. Fark gözetmiyordu. Kendisini sevenleri sevmiyordu yalnızca.
Böylece sevginin de karşılıksız olabileceğini öğrendi. Vazgeçmedi. Sabırla bekleyecekti. Çünkü bir gün gelecekti. İstese de, istemese de. Belki bir gün, artık onu istemediği bir anda çıkagelecekti. Varsın gelsindi.
O yoktu ki...
Yoksa var mıydı? Vardı da karaborsaya düştüğü için mi yok deniyordu? Ne olduğunu bile bilmiyordu. Yani olup olmadığını...
Var olmak mümkün müydü?
Uzak durun benden.
Sizlerden kendime sığınıyorum.
Kendimden de Allah'a.
Hiçliğe Dair
Hiç...
Hiç...
Nedir hiç? Varlık mı? Yokluk mu? Eksiklik mi? Fazlalık mı? Hiç işte. Hiç hiçtir. Ama o nedir?
Herkesin bir hiç’i var.
Hayat hiçtir. Sevgiler hiçtir. Dertler hiçtir. “Bir hiç için bu kadar üzülmeye değmez.” Sevgilin hiçtir. “Ölüm nedir ki? Hiç” kitaplar hiç. Duygu mu, gözyaşı ha! Hiç canım, hiç.
Bu hiç çok önemli bir şey olsa gerek. Herşeyim hiç. Gördüğüm, duyduğum, hissettiğim her şey hiç. Olur mu canım? Hiç böyle şey olur mu? Bak kalbimi hissetmiyorum. Hiç olmuş. Böbreklerim, ciğerlerim de yok. O koca bağırsaklar bile hiç olmuş. İçim dışım hiç olmuş.
Yok bu böyle olmayacak. Bu hiç’i tükürmeliyim bir yere. Atmalıyım evrenimin çok uzaklarına. Ama evren de hiç. Ben hiçsem herşey hiçtir. Benim hiçliğim var ya benim hiçliğim. Öyle işte...
Hey gidi koca hiç hey! Zihnimde büyüyemeyeceksin daha fazla. Buna izin vermeyeceğim. Gör bak ne yapacağım sana.
Yere uzanmışım boylu boyunca iki binanın ortasına. Bir ölü gibi. Evet bir ölüyüm ben. Gazete kağıtlarıyla örtmüşler beni. İnsanlar gelip geçiyor yanımdan yöremden. Bir kız geçiyor yanımdan umarsızca. Saçlarını arkasına savuruyor beni görünce “hıh” diyerek. Eteğinin rüzgarıyla yüzümdeki açılıyor. Solgun yüzüm görünüyor. Gözlerim açık, göğe dalgın. Kız dönüp bakmıyor bile. Bir delikanlı eğiliyor, acıdı besbelli. Gözlerimi kapamaya çalışıyor, ama nafile. Kolay mı? Daha yeni görmeye başlamışım ben. Hiç değil gördüğüm, mavi... gazeteyi örtüyor tekrar.
Başucumdaki yazıya bakıyor, dudakları acıyla büzülüyor. Belli belirsiz bir gülümseme, yüzüne hiç yakışmayan acı bir kıvrım. Boğazında düğümlenen bir hiç. Ne hiç’i canım. Dersine geç kalacak şimdi bir Hiç uğruna.
Bütün fakülte görüyor yerde yatan bedenimi. Bir kamyon çarpmış bana. Başım kaldırıma gelmiş. Kanlar sızıyor gazetenin altından kıpkırmızı. Görünmüyor. Herkes basıyor kanlarıma. Fakültenin her basamağı kanlı ayakkabı izleri. Kimse görmüyor.
Parmağımdan kan damlıyor. Başucuma götürüyorum parmağımı ve seni yazıyorum.
HİÇ...
Herkesin kanına akıyorsun benim kanımla. Ve sen aktıkça ben kendimi buluyorum. Ben oluyorum sensizlikte.
İnsanlar yürümüyor artık. Ölü bedenime bakıp hiçliği görüyorlar. Ben hiç değilim artık. Gazetelerden sıyrılıp kalkıyorum. Kendim olarak. Hiçliği onlara bırakarak.
29.05.2001
SisLiVadi Anasayfa