Kapının hafifçe aralanmasıyla başını çevirdi. Zeynep elinde evrakla odasına giriyordu. Geldiğini fark etmemişti. Hazırlıksız yakalanmıştı. Henüz onu görmeye hazır değildi. O andaki yüzünün ne hale geldiğini bilemiyordu. Heyecan kelimesi acaba hissettiklerini anlatmaya yeterlimiydi? Hiç sanmıyordu. Bu çok daha farklı ve fazlası bir şeydi. Yüreğine aniden bir şey batırılmış gibiydi, ve bütün kanı vücudunda tüm hızıyla yayılıyordu. Elleri ve ayakları titremeye başlamıştı. Konuşabilseydi sesinin de titreyeceğinden emindi.
Zeynep yüzünde geniş ve pırıl pırıl bir gülümsemeyle yanına geldi. Bu sefer kapıyı ardından kapatmıştı. Çoğu zaman aralık bırakır öyle girerdi. Yanlış anlaşılmayı bile göze almışlardı. İkisi de konuşmadan birbirlerine baktılar. Yine aynı konuşma tekrar etti aralarında.
- Neler oluyor bize?
Bilmiyorum dedi Zeynep. Bildiğim tek şey kendimi daha önce hiç böyle hissetmediğim. Doğru olmadığını biliyorum. Ama şimdi bunu düşünecek durumda değilim. Ne, neden, nasıl oldu kendimi sorgulamadım. Yaşıyorum ve şu anda bu duygu çok hoşuma gidiyor.
- Ben de öyle dedi. Bende aynı şeyleri hissediyorum. Ne dersin bu akşam mesaiden sonra bir yerde oturalımmı?
- Hem çay içeriz, hem de konuşuruz.
- Tamam dedi Zeynep. Şimdi ben çıkayım. Dikkat çekmek istemiyorum.
Yine gülümsedi. Tanrım gülünce ne kadar güzel oluyordu. Gözlerinin içi parlıyor, yüzü aydınlanıyordu. Yürekleri yine kuş gibi çırpınmaya başlamıştı her ikisinin de. Bu çok açık belli oluyordu.
Akşamı neredeyse iple çektiler. Özellikle herkesin çıkmasını beklemişlerdi. İşleri ağırdan alarak en son ikisi birlikte çıkmışlardı. Dairenin bekçisinin görmesine aldırmayarak ikisi birlikte arabaya bindiler. O kadar doğal hareket ediyorlardı ki, dışardan gören onları evli bir çift sanabilirdi. Şehrin dışında yer alan bir kır çay bahçesine gittiler.
Çaylarını içerken birerde sigara yakmışlardı. Aslında ikisi de tedirgin olmuşlardı aniden. Söze nereden başlayacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşıyorlardı. Şu ana kadar hiçbir kadınla oturup sohbet etmemişti ki. Ne söylenir, duygular nasıl açıklanır hiçbir fikri yoktu. İçinden geçenleri olduğu gibi söylemeye karar verdi. Onu ilk gördüğü anda neler hissettiğinden başladı. Anlattıkça Zeynep yine geniş bir gülümsemeyle dinliyordu. Hiç yorum yapmıyordu. Arada sırada söylediği sadece onaylama sözcükleriydi. Evet.... Aynen.... Bende gibi.
_ Şu ana kadar kendimi bildiğim sürece hiç böylesi duyguları yaşamadım. Bu kadar yoğun hissetmedim. Hiçbir kadına karşı bu kadar korumasız hissetmedim kendimi. Eşime saygı duyuyorum. Çocuklarımı da çok seviyorum. Sana geleceğe dair en ufak bir söz veremem.
Ama seni seviyorum. Sana aşığım. Bu kadar açık söylemek doğrumu bilmiyorum ama Seni çok seviyorum...
Bu arada kaç tane sigara içtiğinin farkında bile değildi. Zeynep sessizce dinliyordu.
- Evet dedi. Söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sende fikrini söyle. Her ne yanıt verirsen ver anlayışla karşılayacağımı da bil.
- Yalnız yaşıyorum diye başladı söze Zeynep. Ailem başka bir şehirde. Arada sırada gelir beni ziyaret ederler. Okul yıllarında birisine deliler gibi aşık olmuştum. Onu çok sevmiştim. Okul bitesiye kadar onunla birlikteydik. Ama okulu bitip kendi memleketine gittikten sonra ilişkimiz zayıfladı. En son ettiği telefonla da ilişkimizi bitirdi. O ne isterse yapmaya hazırdım. Ama o istemedi. Yıkıldım. Yıllarca etkisinden kurtulamadım. O yüzden de başka bir ilişkiye sıcak bakmadım. Ailem evlenmemi istedi. Ama ben istemedim. Uzak bir şehirde iş bulmaya çalıştım. Niyetim onların bana yaptıkları bu baskıdan kurtulmaktı. Başarılı da oldum. Buraya gelmeden önce de başka bir şehirdeydim. Sanırım sicilimden sende okudun. Şimdi burası. Gelelim sana karşı neler hissettiğime. Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Yüzündeki ifadeyi, beni dinlermiş gibi yapıp aslında dinlemediğini. Bu beni çok etkiledi biliyor musun? Bana her anlamda bakan oldu. Bunu hissediyordum. Ama hiç senin gibi saf ve temiz bakan olmamıştı. Çocuk gibi heyecanlanman, odaya her girişimde telaşından ellerini ne yapacağını bilememen bana çok sıcak geldi. Sende bu duyguyu zaten hissetmiştim. Sadece zamana ihtiyacın olduğunu biliyordum. Ve bu arada bende kendimi irdeledim. Bende sana karşı boş değilim bilesin. Her ikimizde çocuk değiliz. Senin evli olduğunu biliyorum. Eşinden ayrılmanı da isteyecek değilim. Hayatına asla müdahale edemem. Şu anda yaşadıklarımız şimdilik bize yeter diye düşünüyorum. Mantıklı düşünecek durumda değilim. Bu ilişkinin geçmişi yok. Geleceğinin olmasını da bekleyemeyiz. Zamana bırakmak en doğrusu olacak sanırım. Başkalarına çevrendekilere acı vermek istemiyorum. Tek düşüncem bu.
- Evet dedi. Benim de düşündüğüm bu. Nereye kadar gideriz ve nasıl saklarız bilemiyorum. Eşime ve çocuklarıma acı çektirmek istemiyorum. Ama bu duygudan da senden de vazgeçemem. Bırakalım olumsuz düşünceleri de şu anı yaşayalım. Anlaştık mı ? dedi.
Zaten ondan sonrası konuşacak şeyleri kalmamış sadece birlikte olmalarının güzelliğini yaşamaya başlamışlardı. Hava iyiden iyiye kararmış. hafifte serinlik çıkmıştı. Zeynep’in üzerinde hırka yoktu. Biraz üşümüştü. Kalkmaya karar verdiler. Arabaya bindiklerinde yine çizilmiş bir hedefleri yoktu. Ama her ikisi de biliyordu ki birlikte idiler ve çok mutluydular. Havanın kışa dönerken ki hafif serinliğini ve rüzgarını içlerinde duydular.
Zeynep’in evine geldiklerinde iyice akşam saati olmuştu.
- Üşüdük baya . İçeri girip bir kahve içmek istermisin?
- Tabii olabilir. Aslında onun yaşadığı yeri görmek, daha yakından tanımak ve onu evin içinde
hayal etmek istiyordu.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hayal etmek. Son zamanlarda yaptığı en önemli şey buydu. Ne zaman yalnız kalsa sadece hayal ediyordu. Ama bu hayallerini gerçekleştirmek için en ufak bir girişimde bulunmuyordu. Ona engel olan neydi onu da bilmiyordu. Korkuları mıydı? Şu ana kadar hiç bunu düşünmemişti. Yalnız kalmaktan mı, yoksa yitirmekten mi korkuyordu bilemiyordu.
Havalar iyice soğumaya başlamıştı. Kışın kasvetli yüzü kendisini göstermişti. Tıpkı şimdiye kadar kendi yaşamındaki hiç bitmeyen kışlar gibi.
Kendisini Zeynep ile olan ilişkisine o kadar kaptırmıştı ki, etrafının anlaması umurunda bile değildi. Artık işten çıktıktan sonra çoğu zaman birlikte evine gidiyorlardı. İş yerinde çoktan dedikodular başlamıştı. Ama aldırmıyordu her ikisi de. Eve geç gelmeye başlaması eşinin dikkatini çekmiş, bir gün sormuştu.
- Hayırdır, bu aralarda işleriniz çok galiba, sürekli mesaiye kalıyorsun.
- Evet bazen yetiştiremiyorum.
Aynen kendisi gibi eşi de pek inanmamıştı buna. Ama sesini de çıkartmamıştı. Ara sıra da arkadaşlarına uğradığını söylüyordu. Şimdilik bir sorun yok gibiydi.
Fakat onu üzen bu değildi. Son birkaç haftadır Zeynep’te gördüğü uzaklaşma belirgin olmaya başlamıştı. İlişkilerinin başlaması 2 ayı tamamlamıştı. Bu süre zarfında her ikisi de çok mutlu idiler. Değişen neydi bilmiyordu. Ama artık Zeynep eskisi gibi sudan bahanelerle odasına gelmiyor, bazen öğle yemeğinde diğer arkadaşlarıyla birlikte oluyordu. İlk günlerde bunun doğal olduğunu düşünmüştü. Ama bu olanlar gittikçe sıklaşmaya başlayınca kafasında soru işaretleri oluşmaya başladı. Eksik olan neydi? En son gün onun evine gitmek istediğini söyleyince Zeynep istememişti. Nedenini sorduğunda başım ağrıyor, erkenden yatacağım demişti. Oysa eskiden hiç böyle bir sorunu olmazdı. Hatta başım ağrıyor dediğinde ona birkaç kez masaj bile yapmıştı. Bu da Zeynep’in çok hoşuna gitmişti. Yine yaparım dedi. Ama Zeynep çoktan yanından ayrılmıştı bile.
İçi içini kemirerek eve gitti. Kafasında soru işaretleri vardı. Birlikte çıktıkları yolda tek başına kalmış gibi hissediyordu kendisini. Bir açıklaması olmalıydı bunun. Yoksa bitiyor muydu? Bu kadar yoğun yaşanan aşk nasıl biterdi? Üstelik bu kadar kısa bir zamanda. Karar verdi. Mutlaka konuşacaktı. Bu belirsizliğe daha fazla dayanamayacaktı. O akşam kendinde değildi. Bütün mutluluğu sanki sabun köpüğü gibi sönmüştü. İçinde bir yerlerde bir yaranın kanamaya başladığını hissetti.
Ertesi gün büroya gittiğinde kesin kararlıydı. Zeynep’in dahili numarasını çevirdi.
- Seninle konuşmak istiyorum. Şimdi ben çıkıyorum, sende biraz sonra çık arabada bekliyorum dedi.
Bu kadar kararlı konuşmasına kendisi de şaşırmıştı. Zeynep itiraz etmemişti. Arabaya bindiğinde birçok duyguyu aynı anda yaşıyordu. Merak, endişe, korku, acı. Sigarasını henüz atmıştı ki, Zeynep arabaya bindi. Hiç konuşmadan hareket ettiler. Ne olduğunu bile sormamıştı.
Masaya oturduklarında söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Zeynep’te umursamaz bir tavır görünce yarası daha bir kanamaya başladı.
- Neler oluyor?
- Ne gibi dedi Zeynep
- Neler oluyor diye tekrarladı. Yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?
- Hayır hiçbir şey yok. Her şey yolunda.
- Peki bu son zamanlardaki tavırların ne böyle. Eskisi kadar sık görüşmüyoruz. Bana vakit ayırmıyorsun neden?
Cevabını beklediği o kısacak an, hayatında yer eden en uzun zamanlardan birisiydi.
- Sen bulduğundan fazlasını istiyorsun dedi Zeynep.
Hiçbir cevap onu bu kadar şaşırtamazdı. Uzun bir süre ne diyeceğini bilemedi. Düşündü. Acaba gereğinden fazla bir şey mi istemişti. Kendine göre önemli olanlar Zeynep’e göre olmayabilirdi. Ona anlayış göstermesi gerekirdi belki de. Onu çok seviyordu. Her an yanında olmasını istiyordu. Belki bu sıkıcı gelmiş olabilirdi ona. Düşündü. Çok mu üzerine gitmişti acaba? Ama birlikte olmayı, müsait oldukları bütün saatleri birlikte geçirmek isteyen yine kendisiydi. Fazla bir şey istediğini sanmıyordu. Son günlerde onunla ilgili özel bir şeyi mi unutmuştu acaba?
Hiçbir sorusuna yanıt bulamadı kafasında.
Zeynep izninle geç oldu eve gitmek istiyorum, kendimi pek iyi hissetmiyorum dediğinde şaşkınlığı ve üzüntüsü iyice arttı.
- Seni bırakayım .
- Hayır kendim giderim.
Ve birden kalkarak uzaklaştı.
Neye uğradığını şaşırmıştı. Bunları yaşıyor olamazdı. Karşısındaki Zeynep onun Zeynep i olamazdı. İlişkilerindeki bütün detayları oturup yeni baştan düşündü. Hiç hata yaptığını sanmıyordu. Ona çok değer vermiş ve bunu açıkça göstermişti. Sürekli onun hoşlanacağı minik hediyeler almıştı. Mazeretleri de Zeynep’i hep güldürmüştü. Dans edişimizin 15. Günü. Ya da tanışmamızın 5. Haftası gibi. Onu mutlu etmek hoşuna gidiyordu. Bütün gün görüştükleri yetmiyormuş gibi, ona gidemediği zaman telefonuna mesaj çekiyordu. Eşinden gizli mesajlaşmak çok hoşuna gidiyordu. Hatta zaman zaman balkona çıkarak onu arıyordu. Durumunu söylediğinde Zeynep çok gülüyordu. Şimdi bütün bu güzellikler bitiyor muydu yani.
Kafası eskisinden daha da çok karışmış olarak kalktı. Yolda yürüyordu ama kendisinde değildi. Yanından geçen arkadaşı seslenmese onu görmeyecekti bile. Ayak üstü sohbet etmişti ama ne konuştuğunu hatırlamıyordu. Hasta mısın? Diye sormuştu arkadaşı.
Belki zamana ihtiyacı vardır. İlişkiyi değerlendiriyor olabilir ona zaman tanımalıyım diye düşündü. Kendisini ikna etmeye çalışıyordu. Zira bu duygu onu çok berbat yapmıştı. Midesi ekşiyor, başı ağrıyor, kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Zeynep’in evinin telefonunu çevirdi. Bu düşüncesini ona söyleyecekti. Telefon uzun uzun çaldığı halde yanıt alamadı. Merak etmişti. Kendini iyi hissetmediğini, eve gidip dinleneceğini söylemişti oysa. Uyuyor olabilir diye düşündü. Cep telefonuna mesaj bırakayım kalkınca arasın dedi. Ama o da kapalıydı. İyice meraklanmıştı. Akşamı böyle geçiremezdi. Mutlaka gidip bakmalıydı. Telaş ile Zeynep’in evinin önüne geldi. Hava iyice kararmıştı. Normalde ışığının yanması gerekiyordu, ama yanmıyordu. Ev bomboştu. Yine de kapının zilini çaldı. Uzun uzun çaldı. Ne bir ses ne bir kıpırtı gelmişti içerden. Artık merakı geçmiş endişeye dönüşmüştü. . İlaç alarak uyuduysa duymuyor olabilirdi. Tekrar tekrar çaldı zili. Üstelik telefonu da çaldırıyordu. Telefonun sesini dışardan duymuştu. Emindi artık evde değildi. Evin önünden berbat bir duyguyla ayrıldı. Yolun karşısına geçmişti ki, uzaktan gelen iki kişiyi gördü. Biri Zeynep ti. Uzaktan tanımıştı onu. Nerede olursa olsun tanırdı. Siluetini, gözlerini, yürüyüşünü her şeyini beynine kazımıştı. Kendisini alamadı bekledi. Fakat ikisi de onu görmemişlerdi. Yanında abisinin olmadığından emin olduğu başka bir erkek vardı. Kardeşi olabilir mi acaba diye düşündü. Bekledi kapının önünde vedalaştılar, üstelik uzun ve samimi bir veda olmuştu. Erkek ayrıldı ve uzaklaştı. Zeynep te eve girdi.
Uzun bir süre olduğu yerde kalakaldı. Ne yapacağını bilmeden, ne düşüneceğini bilmeden. Bütün uzuvları uyuşmuştu. Ayakları onu taşıyamıyordu. Yüreği kontrolsüzce atıyor, beyni uğulduyordu. Zorlukla karşıya geçti. Kapının zilini çaldı. Zeynep kapıyı açtığında şaşkınlıkla bakıyordu ona. Hiç bir şey söylemeden içeriye girdi. Kendini koltuğa bıraktı. Nereden başlayacağını, ne soracağını bilemiyordu. Tek bir kelime çıktı ağzından.
- Kimdi?
- Sen beni mi takip ediyorsun dedi Zeynep hiddetle.
- Hayır. Takip etmiyorum. Sadece seni merak etmiştim. Evde olacağını söylemiştin ama telefonun cevap vermiyordu. Cep telefonun da kapalıydı. Endişelendim ve telefon ettim yanıt alamadım. Cebin de kapalıydı ve eve gelip seni görmek istedim. Görüyorum ki durumun iyi.
- Kimdi?
- Arkadaşım dedi Zeynep. Arkadaşım. Onunla birlikteydim.
- Neden bana yalan söyledin? Neden eve gelip yatacağını söyledin?
- Bak dedi Zeynep. Yaptıklarım beni ilgilendirir. Bana hesap sormaya hakkın yok. Dilediğimle, dilediğim zaman çıkabilirim. Bunu sen belirleyemezsin. Kaldı ki senden izin almak zorunda değilim. Benim hayatıma müdahale edemezsin, bana karışamazsın. Beni kısıtlamandan nefret ediyorum dedi.
- Seni çok seviyorum ve kıskanıyorum diyebilmişti sadece.
- Kıskanacaksan beni sevme dedi Zeynep. Kıskanılmak istemiyorum.
Tanrım ne kadar acımasızdı. Yüzünün o anda ne hale geldiğini bilemiyordu. Ama Zeynep’in bakışlarından pek de iyi görünmediğini tahmin edebiliyordu. O anda orada kalmayı, ona hiçbir şey yokmuş gibi sarılmayı deli gibi istiyordu. Az önceki olayların hiç yaşanmamış olmasını, gördüklerini görmemiş, duyduklarını duymamış olmayı istiyordu. Garip bir tünel içinde gibi hissediyordu kendisini. Uzun, karanlık, boğucu bir tünel. Çıkış noktasını görüyordu, ama o kadar sıkılmasına, bunalmasına rağmen çıkmak istemiyordu. Zira biliyordu ki oradan çıkarsa bir daha dönemezdi. Şu anda olanlar kesinlikle bir kabus olmalıydı. Az sonra uykudan uyanacak, ve kabus bitecekti.
- Kahve yaptım, içmeni ve kendini toparlamanı istiyorum dedi Zeynep.
Çok boş baktığını biliyordu. İçinde kocaman bir balon şişirilmiş gibi hissediyordu. Patladığı anda neler olabileceğini kendisi bile kestiremiyordu. Çok yabancı olduğu duyguları yaşıyordu. Bu duyguların onu nereye sürükleyeceğini bilemiyordu.
- Bitti mi? Dedi zayıf ve kısık bir sesle.
Hiçbir şey demeden bakmıştı sadece Zeynep. Ne evet, ne hayır diyebilmişti. Sessizce yerinden kalktı. Kahvesine dokunmamıştı bile. Sokak kapısını usulca kapattı ve çıktı. Serin havanın onu kendisine getireceğini sanmıştı. Bir sigara yaktı. Yürüyordu karanlık sokaklarda. Ama yere basan ayakları değildi. Hiçbir uzvu kendisinin değildi şu anda. Bütün vücudunda hissettiği tek şey dayanılmaz bir acıydı. Sanki yüreği kocaman olmuş, bütün vücudunu kaplamış ve acısı da her yerine ulaşmıştı. Her hücresi, her zerresi acıyordu. Buna katlanamayacağını hissetti. Şimdi intihar edenlerin neler hissettiğini çok iyi anlıyordu. Şu ana kadar bu duyguyu bilmediği için hep eleştirmişti. Ama şu anda biliyordu.
Nereye gittiğini bilmeden yürüdü, saatlerce. Ne vaktin ne de yerin farkındaydı. Sokaktaki insanlar merakla yüzüne bakıyorlardı. Ancak o zaman fark etti ağladığını. Hayatında ilk kez ağlıyordu. Hayatının ilklerini onunla yaşamıştı hep. İlk aşkını, ilk beğenisini, ilk çılgınlığını ve ilk ağlamasını. Bu durumda eve de gidemezdi, karanlık ve boş caddelerde de dolaşamazdı. Evinin önüne geldiğinde eşinin hala yatmadığını gördü, Işıklar yanıyordu. Şimdi bir yığın soru soracaktı kendisine. Buna dayanamazdı işte. Arabasına binip bir sigara daha yaktı. Şu anda hiçbir şeyin önemi yoktu. Saatin, mekanın ve hatta hayatın. Kendisinden korktu ilk kez. Hayat ne kadar anlamsızdı. Hiçbir önemi yoktu. Motoru çalıştırdı. Yanındaki boş koltuğa baktı. Orada Zeynep’in oturduğunu düşündü. Gidiyoruz dedi. Seninle bütün acılardan kaçıyoruz.
Ondan sonrasını hatırlamıyordu. Hatırladığı tek şey büyük bir gürültü, ve korkunç dayanılmaz bir acı.
Gözlerini açamıyordu. Hissettiği tek şey bütün vücudunun külçe gibi olduğuydu. Yanında birilerinin olduğunu biliyordu. Kısık sesle konuşmalardan bunu anlamıştı. Kendisine ne olduğunu hala anlayamamıştı. Neredeydi?
Yanındakiler kimlerdi. Eşinin sesini ayırt edebiliyordu. Sesler yeniden uzaklaşmıştı. Derin bir uykuya dalmıştı tekrar. Kendisine geldiğinde bilinci yavaş yavaş yerine geliyordu. Yoğun bir sessizlik vardı odada. Gözlerini açmaya zorladı. Nerede olduğunu anlamak istiyordu. O zaman kıpırdayamadığını fark etti. Başını bile oynatamıyordu. Etrafına baktığında bir hastane odasında olduğunu gördü. Masanın üstünde çiçekler duruyordu. Dışardan birkaç ayak sesinin ve mırıldanmaların haricinde hiçbir ses gelmiyordu. Saatin kaç olduğunu anlamaya çalıştı Ama başaramadı. Kendisine neler olduğunu düşünmeye çalıştı. En son hatırladığı arabasına bindiği idi. Ondan sonrası tıpkı rüya gibi gelişmişti. Yola çıktığını, ve gaz pedalına deli gibi bastığını da hatırladı.
Uyandığında sabah olmuştu. Yine saat tahmini yaptı ama beceremedi. Dışardan gelen ayak sesleri arttığına göre herkes ayaklanmıştı. Kapısı usulca açıldı. İçeriye giren doktor onun uyandığını görünce tebessümle yanına yaklaştı.
- Günaydın. Uyanmışsınız, sevindim
- Ne oldu bana doktor bey ?
- Bir kaza geçirdiniz dedi doktor. Ama ucuz atlatmışsınız. Şimdi siz bana anlatacaksınız neler olduğunu. Zira yaptığınız hiç normal bir kaza değil.
- Bilmiyorum dedi. Adeta fısıldarcasına. Neler olduğunu hiç hatırlamıyorum
- Oldukça dalgın olmalısınız, o arabadan sağ çıkmanız da büyük şans. Neyse şimdi iyisiniz, ama bir hafta kadar burada kalacaksınız. Sizi sağlığınıza kavuşturmadan göndermeyeceğiz .
Muayenesini yaptıktan sonra gitti doktor. Az sonra kapı yine aralandı ve odaya eşi girdi. Yüzünde endişe ifadesi vardı. Onu uyanık ve yatakta oturur görünce gülümsedi.
- Geçmiş olsun canım, kendine gelmene çok sevindim. Bizi ne kadar korkuttuğunu biliyor musun?
- Özür dilerim. Ne yaptığımı bilmiyordum. Nasıl oldu bende anlayamadım.
- Evden çıktığında endişeli olduğunu fark etmiştim. Uzun süre gelmeyince çok merak ettim. Daha sonra kaza haberin geldi. Ve tam 2 günden beri kendine gelmeni bekliyoruz. Bizi korkuttun. Neler olduğunu anlatabilecek misin?
- Bilmiyorum. Ne olduğunu bilmiyorum. Hatırladığım tek şey büyük bir acıydı.
Ama bir şeyin farkındaydı. Hissettiği fiziksel acı, yüreğinin acısının yanında hiç kalırdı. Kendine geldiğinden beri aynı burukluğu bütün şiddetiyle yeniden hissetmeye başlamıştı. Eşinin kendisine endişeli gözlerle baktığını bile fark etmemişti. Merak ettiği tek şey Zeynep olayı duymuş muydu? Bunu açıkça soramazdı. Mutlaka duymuş olmalıydı. Eğer duydu ise gelmiş miydi, merak etmişmiş miydi? Bütün bu sorularla kafası meşgul iken, eşinin konuşmaları arasında duyduğu bir isim aniden onu heyecanlandırdı.
- Hele Zeynep diyordu eşi, kız o kadar endişe etti ki, ben bile şaşırdım. Nerede ise başından hiç ayrılmayacaktı.
Bunu duyduktan sonra içini yeniden ani bir ateş bastı. Bu tarifi imkansız bir duygu idi. Bir yürek hem bu kadar yoğun sevgiyi, hem de bu kadar büyük bir öfkeyi nasıl kaldırabiliyordu? Seviyordu, hiç kimseyi sevmediği kadar. Öfkeleniyordu, kendisine bu kadar büyük acı çektirmeye hakkı yoktu. Bu kadar duyarsız kalıp, onu yarı yolda bırakmaya hiç hakkı yoktu. Elbette ilişkilerinin sonu yoktu. Bunu başından konuşmuşlardı. Ama bu kadar çabuk ve anlamsız biteceğini ise hiç düşünmemişti. Kafası yine karmakarışıktı. Ne düşüneceğini bilemiyordu.
- Sen beni dinlemiyorsun dedi eşi.
- Pardon dedi, özür dilerim, düşünüyordum.
Bu arada kapıdan mesai arkadaşları girdiler. Ellerinde kocaman bir buketle ona geçmiş olsuna gelmişlerdi. Büyük gurubun içinden bir kişi ilgilendiriyordu onu. Hepsi iyi dileklerini ilettiler. Her biri onu neşelendirmek için espriler yapıyorlardı. Hepsini dinler gibi görünüyordu ama gözü ve aklı bir tek kişideydi. Geldiğinden bu yana hiç konuşmamıştı. Ona bakmamaya çalışıyordu. Ama varlığını bilmek, konuşmasa bile orada, yanında olduğunu bilmek her şeye rağmen ona yetiyordu. Büyük gürültünün arasında bir tek onun sesini duymak istiyordu.
Kalkmak istediklerinde içi burkuldu. Aslında herkesin gitmesini bir tek Zeynep’in kalmasını istiyordu. İmkansızdı ama öyle istiyordu. İçinde yine kasırgalar kopmaya başlamıştı. Kısacık, saliseler kadar kısacık bir an göz göze geldiler.
O an onun gözlerindeki endişeyi gördü. Belki suçluluk duygusu idi bu, bilemiyordu.
Eşi ben sizi geçireyim dedi. Tam kapıdan çıkarlarken en sona Zeynep kaldı. Kendisinin bile şaşırdığı bir atakla, son anda,
- Haa Zeynep hanım, size geçen gün yarım kalan şu konuyu soracaktım. Hani bir evrakla ilgili dedi.
- Nasıl halledebildiniz mi?
- Evet ama sanırım problem var. İsterseniz iyileştikten sonra konuşalım.
- Hayır dedi şimdi bana izah edebilirsiniz, vereceğim talimatla bugün o işi kapatın dedi.
Eşi ne olduğunu anlamamıştı ama diğer arkadaşlarını uğurlamak için o da çıkmak zorunda kalmıştı. Yalnız kalmışlardı nihayet.
- Üzgünüm dedi Zeynep yalnızca. Üzgünüm böyle olmasını istememiştim. Bunu nasıl yaptın, inanamıyorum.
- Bilerek ve isteyerek yapmadım dedi. Bir kazaydı.
O anda dayanılmaz bir istekle elini tutmak istedi. Ellerini uzattı. Kısa bir tereddütten sonra Zeynep yatağın yanına yaklaştı.
Yeniden o korkunç elektriklenmeyi hissetti. O anda yalnızca elini tutmak değil, ona sarılmak, onu koklamak, onu göğsüne bastırmak istemişti. Yeniden saçlarını okşamak, onu hissetmek istemişti. Zamanı ve mekanı unutacak kadar yoğunlaşmıştı yeniden. Yine hiçbir şeyin önemi yoktu. Bu duygular içinde tuttu elini. Bu yoğunlukta baktı gözlerine.
Ve yine kaybolup gitmek istedi zamanın içinde.
Ellerini çekti Zeynep. Gözlerinde anlayamadığı ifade vardı yine. Var mıydı, yok muydu? Bilmiyordu.
- Gitmeliyim dedi,
Arkasına hiç bakmadan kapıdan çıktı ve gitti. Yeniden o büyük acıyı hissetmişti. Terk edilmenin acısı. Buna daha ne kadar dayanabilecekti hiç bilmiyordu.
İki gün sonra hastaneden çıkabileceğini söylediler. Bir süre de evde dinlenmesi gerekiyordu. Kendisini birazcık iyi hissettiğinde, işe gitmeden duramayacağını biliyordu.
Eve geldikten sonra her zaman yaptığı şeyi yaptı yine. Düşündü. Uzun uzun. Bütün detayları ile. Ne yaşamıştı ve ne olmuştu. Şimdi neredeydi ve ne yapması gerekiyordu. Elinde olmadan ağlıyordu.
Yüreğinin patlamaya hazır bir volkan gibi kaynıyor olması, beyninin tüm hücrelerinin bu duygularla dolu olması. Yeryüzündeki başka hiçbir şeyi düşünemeyecek kadar , hiçbir duyguyu tadamayacak kadar onunla dolu olmak. Bunca doğuş içinde yitişi hissetmek. Bunca tazelik arasında yaşlılığı hissetmek. Ve işin en kötüsü bunun ne olduğunu bilmemek. Beyin patlatırcasına düşünmek ama bir sonuca ulaşamamak. Mantık, duygu. .Bunların hiçbirinin bu duyguyu ve hissi açıklamaya yeterli olmaması. Kelimeye dökememesi. Sadece kendisini dolu dolu yaşatması. İliklerine kadar hissettirmesi. Bütün hücrelerine, damarlarına tüm uzuvlarına ondan izinsiz girip, onu sarıp sarmalaması. Kontrolsüzce. Hiç bir müdahale kabul etmeden hem de. Yapabildiği tek şey ağlamak.
Ağlamak acaba bu duyguların hücrelerden temizlenişi mi?.Nasıl girdiğini bilmediği yerden, gözyaşlarıyla çıkmayı planlıyor olması mı?Sanmıyordu eğer öyle olsaydı milyon kere ağlamadan sonra elbet boşalırdı. Bırakırdı, terk ederdi. Hayır bitmiyordu. Her seferinden daha güçlenmiş olarak geri geliyor, daha bir sıkı sarmalıyor. daha bir hırsla dolduruyordu boşalttığı yerleri. Bir dahaki boşalıma kadar........
BEŞİNCİ BÖLÜM
Aradan geçen günler boyunca gittikçe bunaldığını hissetti. Böyle bir sonuca varamayacaktı. Ani bir kararla eşini yanına çağırdı.
- Seninle konuşmak istiyorum dedi.
- Hayırdır, kötü bir şey yok değil mi?
- Bilmiyorum sanırım kötü, ama bunu sana söylemek zorundayım. Günlerdir düşünüyorum ve işin içinden çıkamıyorum. Beni rahatsız etmeye başladı.
- Dinliyorum dedi eşi.
- Ben aşık oldum. Biliyorum böyle bir şeye hakkım olmadığını düşüneceksin. Ama oldu. Günlerdir kendimi rahatsız ve huzursuz hissediyorum. Bunu senden saklamamam gerektiğini düşünüyorum. Bana kızacağını, kırılacağını da biliyorum. İnan senin bu konuda hiçbir suçun yok. Bu yalnızca benden kaynaklanan bir eksiklik. Pişman değilim ama seninde bilmeni istedim. . Başka birinden duyman doğru olmayacaktı. Bitti. Bunu bil.
Eşinin o andaki yüz ifadesini görmemek için hayatının büyük bir bölümünü feda edebilirdi. Ama bu şansı yoktu. Ve o anı hiç istemese de yaşamak zorundaydı.
İlk önce şaşkınlıkla irileşen gözlerini ve sapsarı olan yüz rengini görmemek mümkün değildi. Buna neden olan kendisiydi. Altından kalkması gereken de yine oydu.
O anda eşinin bağırıp çağırmasını, kızmasını, hatta kırıp dökmesini istiyordu. Böyle bir tepki alsaydı rahatlayacaktı. Fakat bunların hiçbirini yapmadı. Tepkisiz kalarak en büyük cezayı vermek istemişti büyük ihtimalle. Onu o anda çözemedi. Odadan büyük bir sükunetle çıkan eşinin ardından baktı yalnızca. Yanına gitmeyi istedi. Ama biliyordu ki
Şu anda hiçbir faydası olmayacaktı. Çaresiz gelişmeleri bekleyecekti.
Bir hafta, cehennem gibi gelen tam bir hafta sonra beklediği patlama gerçekleşti. Eşinin sorduğu bir tek soru neden olmuştu buna.
- Neden?
- Bilmiyorum, nedeni yok. Yalnızca etkilendim. Ama ilişkimiz bitti.
Ve ondan sonrası başlamıştı. Boşalım. Ağlama, şiddetle geçirilen sinir krizi, suçlama. Olumsuz duygular ve düşünceler tüm açıklığı ile kusulmuştu
Kendini savunacak ve suçlamalara itiraz edecek durumda değildi. Haklı bir neden de gösteremiyordu. Yalnızca anlaşılmayı istiyordu. Hayatına dair her şeyi kaybettiğini hissediyordu. Daha fazla dayanamadı. Ceketini aldığı gibi dışarıya fırladı. Uzaklaşmak istedi. Bunu şiddetle istedi. Kapının büyük bir gürültüyle kapanmasına bile aldırmadı.
ALTINCI BÖLÜM
Otel odasında oturduğu yatağın üstünde tüm olanları yeniden yaşamak onu yeniden etkilemişti. Gerçekten hala evlimiydi? Baş ağrısı dayanamayacağı kadar artmıştı. İlaç alması gerekiyordu. Oldukça zor toparlanarak odadan çıktı. Aşağı indiğinde gecenin bir yarısı garip bir halde gelen müşteriye kuşku dolu gözlerle baktı görevli. Onun tedirginliğini anladığı için otel parasını ödedi, sonra dışarıya çıktı. Soğuk havanın etkisiyle kendisine geldi. Yakında bir eczane olmalıydı. Aç karına iki ağrı kesici aldı. Ve acıktığını o zaman hissetti.
Nerede olduğunu bilmiyordu belki ama, ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyordu. Evden çıkarken o karışıklıkta cep telefonunu almayı unutmuştu. Kart alıp bir yerden eve telefon etmesi gerekiyordu. Eşinin durumunu merak ediyordu.
Telefon uzun uzun çaldığı halde açan olmamıştı. Tahmin ettiği gibi eşi annesine gitmiş olmalıydı. Haklıydı.
Ani bir kararla taksiye bindi.
- Otogara gidiyoruz
- Tamam dedi şoför.
Gece karmakarışık duygularla indiği otogara bu kez kararlı olarak girdi. Otobüse bindiğinde kafasındaki düşüncelerin iyice oturduğunun farkındaydı. Boşluk gitmiş yerine ne yapacağını bilmenin kararlılığı gelmişti. Suçlu değildi. Bunu biliyordu. Kabulü zordu ama imkansız değildi.
Eve geldiğinde eşini göremeyeceğini biliyordu. Hemen giyecek dolaplarına baktı. Giysileri duruyordu. Demek ki uzun süreliğine gitmemişti. Buna sevindi. Dönüş ihtimali vardı. Ona biraz zaman tanıması gerekecekti.
Pencereleri açtı. Serin ve temiz hava içeriye doldu. Son zamanlarda hiç olmadığı şekilde kendini iyi hissetti. İşyerine telefon edip, birkaç gün gelemeyeceğini söyledi. Kendisi için, ilk kez yalnızca kendisi için bir kahve yaptı.
Kısa geçmişini anılara gömmeye hazırdı. Yaşaması gerekiyordu yaşamıştı.
Bulutlardan kurtulan güneş bütün sıcaklığıyla ortalığı ısıtıyordu. İçindeki acıya rağmen kendisini mutlu hissetti.
Yeni bir yaşama hazırdı.
Gülümsedi.............
.: Bir yürek adlı yazısını okumak için tıklayın :.