CESARET ÜZERİNE

Yıllar önce Stanford Hastanesi’nde gönüllü olarak çalıştığım zaman, çok ciddi ve az rastlanan bir
hastalığa yakalanmış Liza adında bir kız tanıdım. İyileşmesi için tek yol vardı, beş yaşındaki erkek
kardeşinden kan nakli yapılması gerekiyordu. Erkek kardeşi aynı hastalığın üstesinden gelmişti ve
vücudunda hastalığı yenebilecek antikorlar oluşmuştu. Doktor bu durumu Liza’nın erkek
kardeşine açıkladı ve ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu. Küçük çocuk bir an
tereddüt etti ve derin bir nefes aldıktan sonra, “Evet, eğer Liza kurtulacaksa veririm” dedi.

Kan nakli yapılırken, küçük çocuk ablasının yanındaki yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına
renk geldikçe bizlerle birlikte gülümsüyordu. Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme
kayboldu. Başını kaldırıp doktora baktıktan sonra titreyen bir sesle, “Hemen mi öleceğim ?” diye
sordu.

Yaşı çok küçük olduğu için, doktorun sözlerini yanlış anlamıştı ve kanının tümünü ablasına
vereceğini sanıyordu.

DİKKAT


Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla
rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti...

Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harward gibi üniversitede ne işleri olabilirdi ?
Adam yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı. Rektörün o gün onlara
ayıracak saniyesi yoktu. Yaşlı kadın çekingen bir tavırla,"Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa
bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü. Saatler geçti, yaşlı
çift pes etmedi. Sonunda sekreter dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika
görüşseniz.Yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya calıştı. Anlaşılan çare yoktu. Genç
rektör isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterinin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten
taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret
etmek !.. Olacak şey miydi bu ? Suratı asılmış sinirleri gerilmişti.

Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harward`da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada
kaybetmişlerdi. Oğulları burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere,
bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi.
"Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harward`da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek
olsak, burası mezarlığa döner..."

"Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın. "Anıt değil... Belki Harward`a bir bina
yaptırabiliriz".

Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak,"Bina mı ?" diyerek tekrarladı, "Siz bir
binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz ? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon
dolardan fazlasına çıktı..."

Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaktan kurtulabilirdi. Yaşlı kadın
sessizce kocasına döndü. "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş ? Peki, biz
niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde ?"

Rektörün yüzü karmakarışıktı. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve Bayan Leland Stanford dışarı
çıktılar. Doğu California`ya, Palo Alto`ya geldiler. Ve Harward`ın artık umursamadığı oğulları
için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.
Amerika`nin en önemli üniversitelerinden birini... STANFORD`u...

SEVGİ ADACIKLARI


Eski İspanyol haritacıların sevgilileri harita çizilirken,"Benim için de bir ada çiz " derlermiş.
İspanyol haritacısı da sevgilisi için gerçekte olmayan bir ada çizermiş . Eski İspanyol haritalarında
böyle "Sevgiliye armağan adacıklar" olurmuş . Kristof Kolomb bir deniz seferinde,haritadan
anlayan bir İspanyol'a gemide suların azaldığını, haritada görülen şu adacıkta içme suyu bulunup
bulunmadığını sorunca İspanyol gülümsemiş "Efendim, o adanın var olduğunu sanmıyorum. Onu
çizen haritacı sevgilisine çizmiştir" demiş ve gerçek ortaya çıkmış. Akşit Göktürk' ün "Edebiyatta
Ada" yapıtını okuduğumda çok gülmüştüm. Sevgilisinden"Haritada bir ada" isteyen İspanyol
kadını da, ona adayı armağan eden İspanyol haritacısı da ne güzel bir şey yapmışlar. İngiliz Kralı
Edward da sevdiği kadına bir "Krallık" armağan etmiştir de nice kadını heyecandan titretmiştir.
Bayan Simpson için krallığından vazgeçmesi zamanının Leyla-Mecnun öyküsünü yaşatmıştır .
Çizecek haritası olmayanlar, vazgeçecek krallığı olmayanlar ne yapsın ? Bütün bunlar sembol
değil mi ? Haftalardır görmediğimiz bir dosta bir kart göndermek aklımızdan bile geçmez. "Aynı
kentteyiz, nasıl olsa yakınız" diye düşünürüz ... Oysa değilizdir. İnsan insanı kaybediyor. Ve
bulamıyor. Aynı kentte olsa da .Aynı semtte olsa da... Aynı evde olsa da ... Sonra da soruyoruz ...
"Neyim var, ne oluyor, eksiklik ne ?" Eksilen insan. Ve kendimiz. Bir haritaya bir ada çizip de
"Bu senin adan" demeyi unutuyoruz. Oysa herkesin bir adası olabilir. Denizler öyle büyük ki.
Duyguları unutuyoruz ... Düşünceleri, sevgiyi, sözleri, dokunuşları, davranışları, dostluğu
unutuyoruz... Kendimizi beklemeye alıştırıyoruz ... Sonra da neyi beklediğimizi unutuyoruz...
Eksiliyoruz. Neden eksildiğimizi bilmeden...

SONBAHARI SEVİN


Biraz geciktik değil mi ? Çok beklediniz mi ? Başımıza gelenleri bir bilseydiniz böyle kızmazdınız.
Tam sizle buluşmaya geliyorduk ki, köşede sonbaharı gördük. Bakışakalmışız öylece... Zamanın
nasıl geçtiğini anlayamadık. Sonuçta geldik işte, elimizde bir tutam gazel... Mavinin
sararmayacağını umarak ama bir yandan da sarıyı severek geldik. Merhaba!...

Etrafınızdaki insanlar var ya, yer, gök, deniz, yağmur var ya, martı, serçe, balık var ya, umut var
ya, aşk var ya... İşte onların hepsi sizin için. Çıkın karışın kalabalığa, özgürlüğün dile pelesenk
edilecek soğuk bir kavramdan çok, hayatın içinde ve size bir ıslık mesafesinde olan muzip bir
arkadaş olduğunu unutmadan, payınıza düşen sarı yaprağı toplayın sokaklardan.

Sonbaharı sevin, yağmuru sevin, az biraz soğuğu sevin... Hava yeni aydınlanmışken ağzınızdan
buharlar çıkartarak, tanımadığınız bir insana "günaydın" demeyi sevin. Hüznü sevin ama asla
mızmız olmayın. Naifliği abartmayın; kızmayı, sinirlenmeyi, yeri gelmişse kavga etmeyi ihmal
etmeyin.

En son ne zaman pencerenizden yaşadığınız kente alıcı gözüyle baktınız ?

Hadi pencerenize gidin...

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1