BAĞDAT’IN DÜŞÜŞÜNÜN 1NCİ YILI: MÜBAREK IRAK İNTİFADASINI SELAMLIYORUZ!

-tarafımız ne şu ne bu sadece İSLAM!-

Yılmaz SOLAKBAŞI

Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi

9 Nisan 2004

 

Bugün 9 Nisan 2004; tam bir sene önce bugün Bağdat, küçük (ve hatta yok sayılabilecek) bir direnişin ardından “düşmüş” ve Irak İslam Devleti Başkanı Saddam Hüseyin, BAAS’ın önde gelenleri ve koskoca Irak Ordusu “sır olmuştu”.

Ne ortada Saddam vardı, ne bir BAAS’lı ne Ordu ne de silahlar...

Bağdat’ın düşmesiyle birlikte ülke genelinde “sabotaj ve suikast" eylemleri başlamış, işgalci Siyonist güçler harp esnasında verdikleri (ve açıkladıkları) kayıpların fazlasını bu eylemler ile vermeye devam etmişlerdi.

Neticede Saddam, "bir komplo ve ihanet" ile tutsak edilerek ve böylece de "Irak’taki direnişin bittiği” ilan edilmişken işgal kuvvetlerince, bu hadise tam tersi bir netice vermiş ve isyan daha da şiddetlenmişti

Amerikan Dış İlişkiler Komitesi-CFR’nin geçen sene sonu açıkladığı “rapor”da, "IRAK’IN ÜÇ BÖLGEYE PARÇALANMASI" karar altına alınmış, ülkenin, Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere bölüneceği resmen açıklanmış ve bunun için de gerekli “operasyonlar” yapılmışken, İsrail ajanları ve Irak’taki yahudiler (özellikle Kürt yahudileri) sünni ve şii ulema ile bu grubların mabetlerine ve mübarek saydıkları günlerde toplu halde bulundukları yerlere karşı “bombalı saldırılar” gerçekleştirmiş (Kerbela günü gerçekleşen ve yüzlerce Şii müslümanın ölümüyle neticelenen lanetli saldırı mesela) ve böylece grubların birbirine “saldırmaları” tabiatiyle de bu üç grubun "ayrı devletçikler-bölgeler” halinde yaşamalarının “resmen” ilanı (milletlerarası camianın da bu durumu kabul etmeleri!) için çaba harcanırken, Irak halkı bütün bu planları boşa çıkartıcı bir MUKADDES FAALİYETE girişmiş bulunmaktadır.

Nisan’ın ilk günleriyle başlayan hadiseler, işgalci Siyonistlerin hiç ummadıkları bir neticeyi ortaya koydu ve Irak’ın “üç bölgeye parçalanması planı”nı boşa çıkarttı.

Genç Şii lideri Mukteda es-Sadrın bir temsilcisinin işgal güçlerince esir edilmesinin akabinde “bir cinayeti itiraf ettirilmesi" ile başlayan, bir gazetesinin kapatılmasiyle devam eden hadise, bugün IRAK İNTİFADASI olarak tarihe ALTIN HARFLERLE geçen hadiselerin zemini teşkil etmiştir.

Eskiden sadece "sünni üçgen" olarak bilinen Felluce, Ramada ve Bakuba’da devam eden direniş, bugün Şii bölgelerini de sarmış ve Irak’ın neredeyse heryerinde İNTİFADA baslamıştır. Bağdat, Basra, Musul, Felluce, Ramadi, Bakuba, Necef, Kut, Kerbela, İŞGALCİLERE KARŞI TOPYEKÜN BİR DİRENİŞİN ALTIN HARFLERLE YAZILDIĞI yerler haline gelmiştir.

Irak bir anda işgalcilere heryerde yapılan tuzakların, saldırıların, kaçırmaların mekanı oldu.

Bütün bu direniş esnasında Felluce ve Necef en başta olan yerler; Felluce, adeta işgalcileri “felc” etti, Necef, bu felcetmeye sırt verdi.

Felluce, Ramadi, Necef, Kut işgal güçlerince dünyadan “izale” edildi; şehirlere havadan uçaklar, helikopterle, karadan da toplarla, tanklarla saldırıyorlar. Şu ana kadar (4 günlük) 300 civarında şehid var, yaralı sayısı binlerle ifade ediliyor ki, şehid ve yaralıların ekseriyeti kadın ve çocuklardan müteşekkil.

Siyonist ordunun başı Bush, “özgürlüğe hasret olanları kurtaracağız bu barbarların elinden” diyor, hadiseler üzerine; evet, hakiki “özgür-hür” olan sadece Allah’a KUL OLAN ise, BÜTÜN IRAK “ÖZGÜRLÜĞE HASRET" ve "barbarların” elinden kurtulmak için AYAĞA KALKTI.

Hadiselerin gelişimi üzerine, “komplo teorisyenleri”, açıtlar ağızlarını, “kan üzerine” sergilediler hakiki yüzlerini...

"Bu hadiseyi esasında ABD kışkırtmış; Haziran’da yönetimi devretmek istemiyor çünkü... Bu savaş, Şiilerin kendi aralarındaki bir savaş; Sistani ile Sadr’ın iktidar kavgası...”

Lanet olsun bunlara; hem de adı müslüman olarak bunları söyliyenlere lanet olsun!

Görmüyor musunuz; Bağdat’tan yürüyüş başladı, Felluce’ye doğru,Şİİ VE SÜNNİ HALK YARDIMA GİDİYOR...

Görmüyor musunuz, Şİİ, SÜNNİ YOK, SADECE MÜSLÜMAN VAR!, diye haykırıyorlar!.

Irak halkı, birinci dünya harbi esnasında da, ingilizlere kök söktürmüş, özellikle Şii bölgelerinde fetvalar neşredilmişti. Kürt bölgelerinden tertip edilen süvariler ta Yemen4e kadar gitmiş ve harbetmişlerdi.

Bağdat’ın düşüsünün 1. yılında, işte yine aynı şeylerin tekrarını; kahraman Irak halkının işgalcilere karşı ayağa kalkışını görüyoruz.

Elbette bu isyanın hemen bir netice vermesini beklemiyoruz; belki napalmler, kimyasal ve biyolojik silahlarla şu anlık olmak üzere kapatabilirler; ama kadın, erkek, yaşlı, genç, şii, sünni Iraklıların bu işgalcilere karşı, onları kovana kadar mücadele etme azmini kapatamazlar.

CAMİLERİN BOMBALANDIĞI BİR ÜLKE İNSANI, ÖLÜMÜNE KADAR GİDER.

TC’den de asker gönderilmesinin istenmesi sözkonusu...

Hernekadar Dışişleri Bakanı “yok öyle bir şey!” dese de, siyasi, hukuki ve iktisadi olarak kuşatılmış bir ülke olan ve en son Kıbrıs meselesinde olduğu gibi ABD’nin dediği dışında birşey yapamayan TC’nin, bu isteğe karşı çıkamayacağı aşikar.

Göndermesi, buraya tabutların geri gelmesi demek olacaktır; tek çaresi, bizim daha evvelden teklif ettiğimiz faaliyete girişmesidir: Git ve örgütle!.

Bunu elbette açık açık yapacak değil; nasıl yapılacağı kendilerine kalmış.

Irak’taki bu son durum, "vahdet" meselesinin de nerelerede ortaya çıkacağını ortaya koydu. Bizdeki “modernistlerin” “mezhebi birlik” olarak ortaya koydukları bu “vahdet” meselesi, halk tarafından -olabilecek tek noktada- mükemmel bir şekilde resmedilmiş ve EYLEMDE BİRLİK noktasında, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun -ta 1. Körfez Harbi’nde sloganik olarak ortaya koyduğu- “TARAFIMIZ NE ŞU NE BU SADECE İSLAM!” ilkesinin hayata geçirilmesi halinde neler olabileceğini dünyanın gözü önüne koymuştur.

Irak’taki hadiseler üzerine fazla söze hacet yok; Allah, yardımcıları olsun.

İş, bu katliamın işgalcilere nasıl fatura edileceğinde...

Burada bir sinagog bombalandı, herkesin ağzında “mukaddes yerlere saldırıyorlar!” lafları çıktı; Irak’ta, hem de artık “açık hedef” olarak resmen ilan edilmiş bir şekilde Camilere ve Türbelere saldırılar gerçekleştirilirken, en evvel İslam topraklarındaki Sinagog ve Kiliselerin güvenliğinden artık kim emin olabilir?..

Sonra, başta ABD olmak üzere, İspanya, İtalya, ingiltere topraklarında BÜYÜK SALDIRILARI kim engelleyebilir...

Artık korku sarmıştır işgalcileri...

Hem bu "kendinden zuhur" tarzı (Cephe’leşme) teşkilatlanmanın eserleri olan bombalamalardan hem de Şii-Sünni birlikteliklerinden...

Irak’ta ocak kızıştı; bu tüm dünyada, başta ülkemizde, ocağın kızışacağının bir delilidir.

Irak intifadasını selamlıyoruz.

www.sinamiorhan.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1