|
HIRİSTİYAN SİYONİST PLANINA KARŞI VATANSEVER ELBİRLİGİ -10 yıl gecikmiş bir ihtilal- Yılmaz SOLAKBAŞI Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi 27.10.2004
Belli bir süre tahlillerimizi neşretmeyi kestik ve etrafı “dinlemeye” aldık. Tabii bu arada, bizimle irtibata geçenler, bunun hangi maksatla yapıldığını anlayamadıklarından, başka manalar üretmeye ve o manalar sebebiyle de üzüntülerini bildirmeye çalıştılar. Oysa, bizim "kesmemizin" sebebi, ne faaliyetimize ara vermemiz ne de başka mevzulardır; “analiz” mahiyetinde ve neşredilmese de internet ortamında çeşitli forum ve grublarda faaliyetimize devam ettik onu da bildirelim. Üç senelik faalyetimiz süresince neşrettiğimiz tahlil raporları, Merkezimiz’deki stratejistlerin keskinliğini ve kesinliğini ortaya koymasına rağmen, bir müddet, “dinlemede” kalmak istedik ki, sürecin gidişatının raporlarımızı “uygun” olarak gittiğinin hem “sağlaması”nı yapalım hem de herkes görsün!. Burada tek tek raporlarımızdan iktibaslar yapıp, bunları sürecteki gelişmelerle birarada değerlendirmek gibi zahmete gimeyeceğiz; “en derin” yerlerden veya “askeriyenin/polisin içinden” beslenen, ama buna rağmen, AYKIRI KAFA olamadıklarından ve tabii ki İHTİLALCİ ANLAYIŞA SAHİB DE OLMADIKLARINDAN “kekeleyenlerin” veya “intihal” ile idare edenlerin (bakınız “strateji kurumları”) milletimizin önüne serdikleri içi boş veya “belli bir grubu kayıran” veyahut “belli bir grubu batıran analizleri”, içlerinde bulunan “yarım doğrular” ile belli bir keyfiyete sahip ise de, niyetleri gereği, çöpe atılmayı hakeden safsatalar olarak görülse yeridir. Yukarıda bahsettiğimiz bu hal ise İHTİLAL ORTAMIDIR; artık gazete köşelerine bile geçtiği üzre, Ankarada, İstanbulda ve belli bazı yerlerde, “belli derinliklerden” insanlar, (hatta aynı birimdeki ayrı insanlar) apayrı yerlerde dolaşmakta, karşı masada oturanın Ekibine karşı faaliyette bulunmak için, DOST VE MÜTTEFİK ARAMA gayretine düşmektedir. (Bunun için biçilmiş kaftan ise internet ortamıdır. Sesar’lar, Avsam’lar, Açık İstihbarat’lar, Atin’ler, 2023’ler, Yeşil’ler, Kuvayimilliye’ler, Ekonomistler, Türkistihbarat’lar, ve adını sayamadığımız niceleri, bu minvalde faaliyette bulunan “site-grublar”dır. Biraraya gelmesi hayal bile edilemeyecek olan kişi ve grublar, AYNI SAFTA toplanmaya çalış(ıl)makta ve görüntüde “milliyetçi ve vatansever” bir tablo ortaya koymaya uğruşsalarsa da, gayelerinin sadece “karşı ekibi ekarte” etme veya “çamur atma” olduğu gözlerden kaçmamaktadır; en üst “gaye” ise, biraz daha -fazladan!- hayat sürebilmek!!! Vatanımızın içine girdiği karanlık dehliz ve insanımıza hazırlamaya çalıştıkları hain son, bahsettiğimiz bu grubların (çoğunun) umurunda bile değildir; dertleri, kendi makamlarının biraz daha uzun sürmesi... Tahlil raporlarımızda üzerine basa basa, bir “İÇ SAVAŞ ÇIKARTILACAĞINDAN”, “BASKANLIK SİSTEMİNE” geçileceğinden bahsetmiş ve bunun OLMAZSA OLMAZ bir durum olduğundan, “BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ”nin istikbalinin, memleketimizdeki bu düzenlemelere bağlı olduğunu bildirmiştik. Tahlillerimizin doğrulandığını mennuniyetle siyaset sahnesindeki gelişmelerden takip ediyorsak da, bu iki teşebbüsün bu vatan toprakları üzerinde yaşayan insanlara nasıl bir istikbal vaadettiğini de gördüğümüzden (söylediğimizden), açıkcası, baştaki memnuniyetimiz üzüntüye dönüşmektedir. Merkezimiz’in gayesi, sadece "tesbit" değildir çünkü; gayesi, tesbit ve teşhis kadar TEDAVİ ÜZERİNDE DE BİR MUTABAAKAT MEYDANA GETİRMEKTİR. Bugünlerde gazete köşelerinde canlanıveren, “erken seçim dedikoduları”, olabilirlik ihtimali bir kenara, raporlarımızın bizce bir sağlamasıdır; konuşulanlara göre, AKP, AB toplantısından çıkacak olan “müsbet kararı” (yani “müzakere tarihi verilmesi kararı”) arkasına alacak, baskın bir seçim yapacak, “gücünü arttıracak” ve bu kuvvetle de “Başkanlık Seçimi”ne gidecek! (Özellikle Karamehmetler’in “Akşam” gazetesinde yazan yazarlar, bunu sıkça dillendirmeye başladılar ve arkasından da diğer gazeteler buna katılmaya başladılar.) AB’den müzakere tarihinin çıkması veya çıkmaması, gerçekten de bu memleket üzerindeki hesabları “hızlandıracaktır”; tesir altına alacaktır demiyoruz, çünkü bu barizdir. Eğer menfi bir karar/HAYIR çıkarsa, içinde Ulusalcılar (yani Kemalist-Sabatayist grub), Saadet Partisi, Büyük Türkiye Partisi, BBP-MHP, İşçi Partisi, Yaşar Nuri’nin Partisi (ve buna “teorik” olarak İmralı Partisi’ni de ekleyin), bu kitle, kendi planlarını tatbik etmede rahat hareket edebilecek, görünürde karşı oldukları ABD-İsrail-AKP siyasetine karşı kitle gösterileri ve hatta “milis çalışmaları” ile provakatif faaliyetlere uygun çalışma zemini bulabilecektir. Ellerine üstelik, “bu şeriatçı parti (AKP oluyor!) çağdaş medeniyete girmemek için elinden geleni yaptı, memleketimizi sömürgecilere peşkes çekmeye çalıştı!” propagandası da geçmiş olacağından, faaliyetleri tesirli bir hale gelebilecektir. AB kararı müsbet olduğunda/EVET ise, (yani 15 sene sonra “Üyelik olabilir!” kararı!) bu görünürde AKP’nin kozlarını güçlendiriyor gibi olsa da, bahsini ettiğimiz “kollektifliğin” eylemlerini daha da hızlandırması çok daha mümkündür. Artık geri dönülmesi imkansıza yakın bir sürece girildiğinden, bu “kollektiflik”, hayat alanlarının tükendiğini göreceğinden ve AKP de, “müzakere tarihi almanının gücünü”(!) elinde tutacağından, tabiatiyle iktidara geldiğinden beri beslediği medyanın desteğiyle “gücünü de artıracağından”, baskın seçimden ve Başkanlık seçiminden istediği neticeyi alarak çıkmanın mümkün olacağını görecektir. Bütün bu yazdıklarımız, siyaset sahnesindeki gelişmelere binaen olabilirlikleri muhtemel şıklar; fakat, bunları engelleyebilecek gelişmeler, hesabları altüst edici hadiseler, legal siyaset dışı olaylar her zamanki gibi mümkün... Kapıyı falanca girmek için açar da, içeriye başkaları dalar, mesela... Ve Türkiye siyaseti, bu konjektürel ortamda, böyle gelişmeleri doğurabilir. Bu minvalde, istikbale yönelik analizlerde dikkate alınması gereken canalıcı bazı noktalar var. DEVALÜASYON Artık memleketimizde yüksek nisbetli bir Devalüasyonun arefesinde olduğumuz çok açık bir şekilde görülmekte. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’in, önüne her mikrofon uzatıldığında (Bakanlık sahasını da ilgilendirdiğinden), “TL’nin aşırı değerli olduğunu” terennüm etmesi, bu nisbetin en az %25-28 arasında olması gerektiğini söylemesi, mutad bir hal olduğu gibi, bu senenin sonuna kadar bu nisbette bir devalüasyonun gerçekleştirileceğinin monuşulması, cari açığın “muhteşemliği” ortadayken alınacak bu kararın sadece iktisadi sahaları değil, siyasi sahaları da tesir altına alacağı konuşulmakta. Devalüasyon kararının malum AB Toplantısının hemen evvelinde veya hemen sonrasında alınabileceği yönünde kuvvetli belirtiler mevcut. PKK’NIN "VATANSEVERLİĞİ” Bunun yanında Kürt Hareketinin 99’dan beri girdiği süreç ve (bugün tıpkı Fazilet Partisinin uğradığı akibet gibi) PARCALANMIŞLIĞI, bu hareketin belli bir mikyasta gücünü azaltabilir olarak tahmin edilebilirse de, esasında, ŞİDDETİN DOZUNUN ARTABİLECEĞİ yönünde tahminlerde bulunmak daha münasib ve mantıklı olacaktır. Çünkü, bu hareket "legal" değil, SİLAHLI bir hareket idi ve “ayrılanlar”, geçmişlerini “inkar” ederek ve tekrarını engellemek için faaliyetde bulunmaya “and içerek” faaliyete geçmeye başlalar; bu ise, “ana grubu” legal siyasete çekmeye çalışan unsurları (A. Öcalan ve birtakım “Albaylar”) engelleyecek ve muhtemelen “iç çatışma” çıkacaktır. Üstelik "ana grubta" kalanlar, "ayrılanlar” gibi, ”görünürde cephe”de olanlar değil, gerillanın üzerinden siyaset yapmaya çalışan unsurlar olduğu için, bunların faaliyetlerinin, başta Cuma Bayık, Murat Karayılan ve Mustafa Karasu olmak üzere, “ateşle pişmiş” olanları İmralı’yı bile dinlemeyecek bir şekilde (nitekim öyle olduğuna dair işaretler de geliyor) “keskinleştirecektir.” İmralı’nın “Devleti, ABD ve İsrail’e böldürtmeyeceğiz; AKP’ye engel olacağız!” minvalindeki çalışmaları, O. Öcalan’ın başını çektiği “ayrılanlar” tarafından “STATÜKOCULUK” olarak değerlendirilmesi, KÜRDÜN KÜRDE, KÜRDÜN TÜRKE KIRDIRILMASININ sinyali olarak görülmelidir. Bizim, 10 senedir söylediğimiz PKK değerlendirilmeleri, (Kumandan Mirzabeyoğlu’nun 1990’daki “Kürt Meselesi” röportajına bakılabilir öncelikle) bugünkü acziyetin ta önceden görülerek işaretlenmesinden başka bir şey değildir. PKK tıkanmıştı siyaset alanı olarak, fikri bir altyapı olamadığından, kendini tekrarlamak ve “savaş makinasi” olmaktan başka bir manaya tekabül etmiyordu. Şimdi ise, ‘99’daki tutuklanmanın akabinde “parçalanma” aşamasına geçilmiş ve İmralıdaki Apo da, “siyasi tıkanıklığı” aşmak için “içeriden” müdahalelerde bulunmaya başlamıştı. 4 senede bulduğu ise, “KEMALİST AYDINLANMA”dan başka bir şey değil!. Kemalizmin 1920’lerdeki “karakteri” olan “maddede kurtuluşculuk” üzerine abanıyor ve oradan bir projeksiyonla (herkesin, bilhassa “yenilenlerin” yaptığı gibi!!!) kendine göre bir “Atatürk anlayışı” çiziyordu. Fakat bu “maddede kurtuluşçuluk”un, “manada yitirdikleri”ni hiç hesaba katmıyor ve örgüte bunu empoze etmeye çalışıyordu. Cephe insanı olmayan O. Öcalan ise, Irak işgalini ve Güney Kürdistan’daki gelişmeleri (akıllıca demesek bile kurnazca!) takip ettiğinden, önümüzdeki yüzyıl içerisinde ne bu topraklarda ne de Ortadoğu’da “Atatürkçü anlayışa” (ve tabii ki “böyle” bir PKK’ye!) yer olmadığını ve bu siyaseti takıp etmekte ısrarcı olurlara PKK’nin (ve tabii ki kendilerinin de!) hayatta kalamayacağını gördüklerinden “yeni bir parti” anlayışı ile ABD’ye alet olmaktan başka bir yol kalmadığını görmeye başlar!. Bunun "teorik" alt yapısını isteyen istediği gibi doldurabilme özgürlüğüne sahibse de, işin aslı ve özü budur! Osman Öcalan’ın başını çektiği grub, “ABD’ye ram olmuş” bir vaziyette faaliyette bulunurken, A. Öcalan’ın kontrol etmeye çalıştığı (ve esas aksiyon grubunu) “Ulusalcı” çizgiye çekmeye çalışmaktadır. ERKEN SEÇİM VE BASKANLIK SİSTEMİ Eylül ayı içerisinde meydana gelen -yapay- “Zina Krizi” evvelinde, Alman Başbakanı Shroder’in “TC’NİN ÜYELİĞİ 15 SENEDEN ÖNCE OLMAZ!” sözüne rağmen, milletimizin uyutulmasına devam edilmiştir. Bu öyle bir uyutmadır ki, dört gün içinde, hiç yok yere milletin cebinden 6 KATRİLYON LİRA ÇALDIRILMIŞ, karşılığında ise, “çok cesur bir siyasetçidir Tayyip bey!” lafından gayrı hiçbirşey elde edilememiştir. Alttan alta millete ise, "daha büyük isteklerin önüne geçmek için Tayyip bey bu şekilde zina meselesine asıldı!” gibi “büyüklere masallar!” söylenmeye başlanmıştır. Fakat bütün bunlara rağmen, (o övgü bir yana!) AB Komiseri Verhogen, “AB’NİN BÜTÇESİ 2013’E TADAR KAPALI; TC’NİN ÜYELİĞİ BUNDAN SONRASI İÇİN GEÇERLİDİR!” lafı gelmiş ve sanki bu laf söylenmemiş gibi de, millet “2005’de AB’ye üyeyiz!” masallariyle uyutulmaya çalışılmaktadır. AB’ye üyeliğin tarihi belli olduğuna göre, Kasım ayındaki Zirve’nin bir ehemmiyeti -bizim açımızdan- kalmamış olması gerekirken, hükümetin hala bu zirveye hazırlanmasının sebeb-i hikmeti ne ola?! Hep söylediğimiz gibi, R. T. Erdoğan, “İKİNCİ ÖZAL”dır; onun yaptıklarının aynını yapmakta ve onun yapamadıklarını yapmaya, eksik bıraktıklarını tamamlamaya çalışmaktadır. Özal, nasıl 80’lerin son kısmında AB’ye “üyelik” için müracaat etmiş ve gayet tabii olan cevabı alınca, İnönü gibi, “yeni bir dünya kurulur!” diyerek ABD’nin yörüngesine oturup, üstelik Irak-Ortadoğu meselesinde “şahinlik” yaparak akıl hocalığına oynamış ise, T. Erdoğan’ın “neticesi belli zirve”ye asılmasının sebebi de budur: "Biz uğraştık ama onlar bizi kabul etmediler; AB vazgeçilmez değildir ve yeni “ortaklıklar” çok daha karlıdır!” İşte böyle bir söze bu millet hazır olsun! (Kumandan Mirzabeyoğlu’nun “10 SENE GECİKMİŞ BİR İHTİLAL!” ifadesindeki derin manayı, sürece bakarak da görmek mümkündür.) Erdoğan, bal ve kaymakla beslediği Dağan-Sabah-Vatan grubunu arkasına alarak, AB Zirvesinden çıkacak olan kararı bir zafer olarak değil belki ama, ABD-İsrail yörüngesine oturmanın “kısa yolu” olarak kullanacak, kendini -tıpkı zina krizinde olduğu gibi- “ULUSALCI MUHAFAZAKAR” bir lider olarak algılatıp, halkın “takdirini” kazanmaya yönelecek ve tabii ki BOP için gerekli kanuni değişikliklerin yapılabilmesi için ERKEN SEÇİME yönelecektir. Bundan sonra RTErdoğan’ı ULUSALCI MUHAFAZAKAR LİDER profili içinde görmeye, hatta “yakın dostu Karamanlıs”in Yunanistan’ına “Kasımpaşalılık” yapmasına hazır olmalıyız! FAY BÜYÜK ÖLÇÜDE KIRILDI; SON BİR “TETİKLEME" KALDI Bütün bu gelişmeler kış aylarının ve özellikle de 2005 senesinin oldukça haraketli gececeğini göstermekte. Devalüasyon, erken seçim telaşı, milletin hazırlandırılması vesair derken, esasında -normal- TC Devleti’nin düşmanı olmayan (“bölücü” olmayan ve aksine bölünmesine karsı olduğunu açıkça deklare eden) PKK/İmralı’nın birtakım askeri faaliyetlerle sıkıştırılmasiyle büyük şehirlere de sarkabilecek askeri eylemleri gerçekleştirmesi, akabinde Şamanist-Turanist MHP’nin yanına aldığı İP-SP-BTP gibi partilerle "eylemlilik süreine" girmesi beklenebilir. İşte bu nokta, iplerin “kayganlaşabilme” ihtimali sebebiyle kolayca elden kaçmasına sebeb olabilecek bir ortamı hazırlayabilir. İç savaşta “taraf” olmaları beklenen PKK ve Ülkücü kesim, ya bu taraflıklarını hiç tahmin edilmeyecek bir şekilde kullanabilirlerse?! Aralarıdan akıllar çıkıp, bu “planın3 neye gittiğini idrak eder ve BİRLİKTE YÜRÜMENİN VATANIN HAYRINA OLDUĞUNA karar verirlerse?! Çünkü, bilinen bir şeydir ki, planlanın akabinde, “ihtilal önce çoçuiklarını yer!” misali, yoğun bir tutuklama kampanyası başlaması ve en evvelde bu Ülkücü ve Kürt milliyetçilerinin tutuklanması veya “enterne” edilmesi sözkonusu olabilir. Bu analizimize "hayal" diye bakabilecek olanlar çıkabilir; fakat, PKK ve Ülkücüler gibi “Lider merkezli” hareketlerin şu dört senede geldiği noktayı (parcalanmışlığı) gözönüne getirseler, tahlilimizin olabilirlik zemini olacağını görebileceklerdir. Kaldı ki, bu şekil bir gelişme, (evet, “kan”ın biraz fazla akmasına sebeb olabilecektir) fakat, memleketimizin HIRİSTİYAN-SİYONİST EMPERYALİZMİNİN TETİKÇİSİ olmasına engel olabilecek TEK çıkış yolu olduğunu da görebileceklerdir. İslamcı hareket, (liberalleşenler, dönüşenler, köpekleşenler hariç) böyle bir gelişme ile kendini toparlayacak ve elbette bu hakiki MÜDAFAA-YI HUKUK TEŞKİLATLANMASININ saflarına iltica edeceklerdir. Hayal değil!. Strateji kurumlarının, adı stratejist zatların anlamadıkları veya anlayamadıkları nokta da budur: Onlar, varolan planlar içinde “kendilerini” bir yere oturtup, “pay kapma” sevdası ile “analiz” yaparken, biz, OLANI KENDİMİZE DÖNÜŞTÜRMENİN VE PLANA KARŞI PLAN İLE hareket etmenin yolunu bulmaya çalışıyoruz. Açıkça yazmak gerekirse, bugün herkes “TERORİST”; AKP’ye karşı birkısım Generaller ve CHP’nin bir kısmı; bunlara karşı AKP ve Generallerin bir kısmı; bütün bunlara karşı Türkçü-Şaman-Ülkücü çeşitliliğindeki Milliyetçi hareket; bütün bunlara karşı legal ve illegal Kürt hareketi, ötekinin yapmaya kalktığını “yıkmaya” çalışan bir görünüm sergilemekte ve “hür olan internet ortamında” SİLAHLANMAKTAN bahsetmektedirler. Fakat bunların “silahlanma”larının nasıl birşey olduğunu yukarıda gösterdik. Biz İHTİLALCİYİZ!. Mevcutu -bütün yukarıdakiler- gibi elbette beğenmiyor ve değiştirmek için çaba sarfediyoruz. Onlar kadar tesir vasıtalarına (para, medya ve makam) sahib olamadığımızdan dolayı da MALİYETİ AZ BİR İHTİLAL olacaktır bizimki!.. Onlar planın içerisinde kendilerine bir pay kapmak için gerekirse şiddete başvuracaklarını açıkca söylerlerken, biz, bu planı kendimize nasıl çevirebiliriz derdiyle VE EN AZ KANLA halledebilmenin çaresini arıyoruz. Biz, açığız! Diplomatik lisan kullanmadığımızdan, sözlerimiz “keskin” gelebilir belki ama, bizim söylediklerimizle, “Ekim ayından itibaren, siyasi arenada ve toplumsal olaylarda hareketlilik olabilir” (bu sözü B. Dalan söylüyor) deme arasında ne fark var?! Ve açığız onun için de şunu rahatlıkla yazabiliyoruz: İki grubun ki özellikle AKP’nin yapacağı faaliyetler/provakasyonlar, bizim tezlerimizin ve saflarımızın artmasına sebeb olacaktır. Eğer hiçbir şey yapmazlar ise, hareketimiz TABİİ SEYRİNDE İLERLEYEREK muradına hasıl olacak. Kısaca, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi provakatif faaliyetde bulunurlarsa bulunsunlar, bizim ilerleyişimizi durduramayacaklar. 10 yıl gecikmiş bir ihtilale, süreci tahlil ederek hazırlandık! Bu vatanı böldürtmeyeceğiz; bu vatanı Siyonistlere peşkes çektirmeyeceğiz! Meydanlarda Kürdü ve Türküyle, tüm Vatanseverleriyle birlikte kolkola yürüyerek GÜMBÜR GÜMBÜR GELECEGİZ! BU İŞİN BAŞKA YOLU YOK! 20 EYLÜL 2004 |