(Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi-D O S T Strateji©) tarafından hazırlanmıştır. 17 Şubat 2002 / S.O.

Karen Foog’un "E-Mail"lerinin Dinlenmesinin Arka-Plânı

ANADOLU ÜZERiNDE "BATICI" HESAPLAR

-Siyonistler de "Bizi" Dinliyor!-

Sinami ORHAN

HATIRLATMA

"İslâm’ın hâkimiyeti ve Siyonist Stratejiye Karşı Mücadele -musul üzerinden tahlil-” isimli makalemizde, Irak’a yapılması plânlanan Siyonist saldırıyı incelemiş ve “ne yapmalı?” sorusu üzerinde durmuştuk. İşte bu makalemizden hemen sonra meydana gelen bir hâdise, makalemizin mevzuusunu teşkil etmekte... Öncelikle şunu belirtelim ki, meydana gelen hâdisenin iki vechesi vardır ve biz bu makalemizde bunları inceleyeceğiz; fakat, şimdi bir evvelki makalemizde geçen ilgili kısmı hatırlatmak için iktibas edelim:

 

«- ASKERİYENİN ŞEREFLİLERİNE DÜŞEN BORÇ:

Bir asker için, vatanın ve korumakla mükellef olduğu insanların faydası öndedir. Düşünelim,; Irak’ın parçalanması nasıl bir harita ortaya çıkaracaktır? israil’in ”devlet stratejisi”nde, Irak’ın, hemen akabinde de, Suriye ve iran’ın parçalanması kayıtlıdır. Irak’ın parçalanması, tabiatıyla bir Kürdistan’ı meydana getireceği gibi, Suriye ve İran’daki Kürtler için de “çekim merkezi” olacaktır; bu arada TC’de bulunan Kürtlerin ne olacağını da herkes tahmin edebilir. Bu iş ”izin vermeyiz!” demekle olacak değildir! Irak parçalandıktan sonra bölgenin ”yugoslavyalaşması” eşyanın tabiatı geriğidir! izin vermeyiz diyenler, işte tam bu noktada; Irak’ın üzerine çullanılacağı bu dönemde NE YAPABİLİRLERSE YAPMALIDIR! Sonra vakit geçtir; sonra, ancak ”ayrılıkçı kürtlerle savaş” yapabilirsiniz!!! Bu savaşın ülkeye maliyetinin ne olacağını ise, onbeş senelik PKK mücadelesinden görebiliriz. O HALDE, ŞEREFLİ, NAMUSLU VE VATANSEVER ASKERLERİN, YAPMALARI GEREKEN OLDUKÇA BASİT!.. 1991’de nasıl İBDA önderliğinde muhteşem ve şanlı Cuma gösterileriyle Özal’ın Irak’a girmesi engellendiyse, AYNI TİP FAALİYETLERLE VE BUNA ASKERİ DESTEKLE aynısı yaplabilir. Bir DİRENİŞ CEPHESi ortaya konulabilir; VATANSEVER YAYINLARA, DERGİLERE, GAZETELERE, RADYOLARA, SİYONİZMLE VE EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİ YAPAN KLİĞİN EVRAKLARINI YOLLAMAK, PLÂNLARIN AFİŞE EDİLMESİNİ SAĞLAYABİLDİĞİ GİBİ, halk desteğini de yanına almayı gündeme getirir.

Bu işin artık şakası kalmadı; Buş, ”Haçlı Savaşı”ndan bahsederken, Ariel Şaron, “Armagedon’u başlattım” derken, ‘Alpaslan’ın fethettiği Anadolu’yu savunacak şerefli askerler de “özlerine dönerek” birşeyler yapmak zorundadırlar. İKİ TARAF VAR: YA ŞARON’UN PİÇİ OLACAKSINIZ VEYA ALPASLAN’IN YİĞİDİ! SEÇİM VE TERCİH SİZİNDİR...

Mesele, Irak’ın parçalanması veya Kürdistan değil; topyekün bir “doğu-batı hesaplaşması”dır. Irak değil, İslâm parçalanacak; “uydu Kürdistan”la birlikte “makineleşeceğiz” Onun içindir ki, Irak’ın ve Saddam’ın yanında yeralmalı, insan olma haysiyetimiz için mücadele etmeliyiz. Yeter artık! »

 

AB TEMSİLCİSİ’NE GİZLİ DİNLEME

Meydana gelen hâdise şu:

"Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi” Karen Fogg’a ait bazı “e-mail”ler, işçi Partisi Genel Başkan Doğu Perinçek tarafından basına açıklandı ve Temsilci, “casusluk ve TC’yi bölme için plânlar yapmakla” itham edildi. İşçi Partisi Genel Başkan Doğu Perinçek, “bir büyükelçinin, bulunduğu ülkenin vatandaşlarıyla kodlu ve şifreli haberleşme yürütemeyeceğini; yürütüyorsa, bunun bütün dünyada ‘casusluk faaliyeti’ olarak değerlendirileceğini, Karen Fogg’un ‘kodları’ ve ‘şifreleri’ açıklaması gerektiğini” ifâde etmiş ve ellerinde “Karen Fogg’a ait 7.785 adet e-mail’in bulunduğunu” ekleyerek, “gerekli gördükleri anda bunları da basına sunacaklarını” bildirmiştir.

Yukarıda iktibas ettiğimiz makalemizde; “şerefli ve namuslu vatansever askerlere düşen boç... vatansever yayınlara, dergilere, gazetelere, radyolara, siyonizmle ve emperyalizmle işbirliği yapan kliğin evraklarını yollamak, plânların afişe edilmesini sağlaya(bilir)” demiştik.

Bu mânâda AB Temsilcisi Karen Fogg’un "e-maill"lerinin açıklanması, bizim, gayet mantıklı ve vatansever olanların yapmaları gereken tek yolu işaretleyen “tavsiyemizin” askerî çevrelerden tasvib görüp, hemen de tatbik edilmesinin vesikasıdır, deme hakkına sahibiz.

Fakat...

Bahsettiğimiz gibi, bu hâdiseninin “iki vechesi” mevcuttur; buraya kadar yazdıklarımız ve olanlar ilk vechesidir... İkinci ve bize göre de en mühim vechesi ise, bu “dinlemeyi ve sızdırmayı” kimin, hangi tarafın yaptığıdır!..

"Sızdırılan yer”e bakarsak... İşçi Partisi ve Doğu Perinçek için, “sabıkası belli” demek bile abes; o artık “sabıkalı” olmaktan çıkıp, hakkında verilen “hükmün” acilen infazının gerçekleştirilmesi gereken bir noktadadır... Doğu Perinçek bugüne kadar bu vatanın ve insanlarının hayrına hiçbir işe girişmemiştir... 1970’lerde “sol”u parçalamış aklı başında ve “vatansever” sayılabilecek hareketleri “adres vererek ihbar etmiş” ve mahkemelerde de bu tavrını devam ettirmiştir. 1990’larda ise PKK ile ilişki kurmaya çalışmış, onu anti-İslâm çizgisine çekmeye çalışmış, PKK’nin içinde “ajan yetiştirmeye” başlamış ve sonunda da, hangi pis maksadlarla geldiği anlaşıldığı için ilişki kesilip, kendisinden uzaklaşılmıştır. “28 ŞUBAT SİYONİST KALKIŞMASI” esnasında da tamamen Siyonist çevreye tabi olmuş, bilfiil Çevik Bir ve Kemal Yavuz tarafından “yönlendirilmiştir.”

Perinçek’in bu "işlerle” meşguliyeti esnasında “Aydınlık” dergisinde yayınlanan yazılarda, “masonluk” aleyhine ve “dışişlerindeki dönme yığınağı” üzerine birçok yayınlar yapılmıştır. Kafa karışıklığını şuradan anlayın ki; tamamı mason ve Siyonist bir tıynetteki “28 Şubat’çılar”ca desteklenirken hem de bunları yapmaktadır!.. Genelkurmay içindeki “Avrupacı kanada” göre, “tam bir İsrail uşağı” olan Çevik Bir’le ilişkileri ise, “emekli” olmasından sonra resmen kopmuş ve ona karşı da cephe almıştır. Fakat anlaşıldığına göre, Çevik Bir takımı tarafından yine beslenmektedir. Son “Karen Fogg hâdisesi” bunun ispatçısı olmuştur!

 

SİYONİSTLERİN ATAĞI

KAREN FOGG’UN "E-MAİL”LERİNİ KAYDEDEN VE BUNU PERİNÇEK’E SIZDIRAN KESİM, HİÇ ŞÜPHESİZ, ASKERİYENİN İÇİNDE BULUNAN “ABD-İSRAİL YANLISI SİYONİST EKİB”TİR.

Bilindiği üzere, PKK’nin organizesi altında bir kısım TC vatandaşları, “Kürtçe eğitim” için dilekçe vermeye başlamışlardır. Emniyet Müdürlüğü istihbaret raporlarına göre, önümüzdeki dönemde bu “eylemlilik” sona erecek ve bir başka kalpanya açılacaktır. “Anadilim Kürtçe... Kürt tandaslı dernek ve vakıf kurabilme hakkı vesaire”... Bu meyanda, “Kürt işadamları Derneği... Kürt Gazetecileri Derneği... Kürt işadamları Odası vesaire...” Bu “kampanya”nın başlama zamanı ise çok mânâlı: Avrupa Birliği devletlerinin (başta Almanya ve Fransa) tüm tepkisine karşı, Irak’a karşı ABD-israil saldırısının an kadar kısa olduğu bugünler...

Irak’a yapılacak olan bir saldırı, ABD’nin “bölgeye” tamamen yerleşmesini ve kendisine “uydu müttefikler” oluşturmasına yarayacaktır. Suudî Arabistan’ın ve Kuveyt’in dahi, bu sefer ABD’ye “uzak” durmaları, hatta Suudî Arabistan’ın “askerleri çekmesini istemesi”, bu saldırıda ABD’yi “müttefiksiz” bırakabileceği gibi, bunun yanında “vurulması gereken hedefleri” de çoğaltabilir. Bu açıdan şu anda ABD’de, Irak’la birlikte Suudî Arabistan ve Suriye’nin de “hedefe” alınmasının konuşulması oldukça önemli.

ABD, dünyanın birçok devletinin, bölge ülkelerinin ve “mütteği” olması gereken Avrupalı devletlerin çoğunun karşı koymalarına rağmen, israil ile birlikte Irak’a nihai bir saldırı yapma aşamasında... Bu saldırıda “kilit ülke” ise, -CIA Başkanının ifâdesiyle- Türkiye Cumhuriyeti Devleti!.. CIA -eski- Başkanı R. James Woolsey’in, “The Washington Post” gazetesinde yeralan makalesinde bakın neler söyleniyor:

«- Irak’a karşı yüzbinlerce Amerikan askerîni ve onlarca müttefiğimizi seferber etmeden adım atamayacağımızı söyleyenler, Afganistan’da neler olup bittiğine bir baksın. Bakılacak bir yer de, bugün artık 1991’de çatıştığımızın gölgesi haline düşmüş olan Irak ordusu. ELBET YARDIMA İHTİYACIMIZ VAR; AMA BU NOKTADA BİR ÜLKE VAR KRİTİK ÖNEMDE: TÜRKİYE!.. Türk hükümeti Irak’ın bölünmesinden ve kuzey Irak’ta kurulabilecek ayrı bir Kürdistan’ın kendi Kürtleri üzerinde bir çekim etkisi yaratmasından korkuyor. BU SORUN, IRAK MUHALEFETİYLE ÜLKENİN GELECEKTEKİ SINIRLARINA GÜVENCE ALTINA ALINMASI YÖNÜNDE MESAİ YAPARAK, TÜRKİYE’YE KUZEY IRAK’A İSTİKRAR GARANTÖRLÜĞÜ VERİLEREK VE BURADAKİ PETROL KAYNAKLARINA GEÇİŞ İMKANI SAĞLAYARAK ÇÖZÜLEBİLİR.»

TC’nin kimilerine göre, "strateji satma" meselesi işte burada... Aynı şekilde Avrupa için de TC vazgeçilemez; ABD’nin aynı çıkarlarıyla... Karen Fogg’un “e-maill”lerinin basına sızdırılmasının mânâsı burada...

 

AVRUPA BİRLİĞİ VE PKK

PKK, bilindiği üzere “demokratik cumhuriyet” ifadesi altında “suret değiştirme” aşamasında... İsim değiştiriyor, kanuni parti haline gelmeye çalışıyor, silahlı mücadeleyi “şantaj” olarak bile kullanmaktan vazeçme noktasına geliyor. “Kürtçe eğitim kampanyası” da bunun tezahürü... PKK, yine bilindiği gibi; 1999’da Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkartılmasına kadar, bölgede birtakım siyasî denklemlerin üzerinde oturuyordu. Bu siyasî denklem, TC’de “28 Şubat”ın yapılma zorunluluğuna kadar sürdü; ve A. Öcalan, sonrasında, tamamen ABD hakimiyetinde bulunan bir ülkeden (Kenya), CIA-MOSSAD işbirliği ile alınıp TC’ye verildi. “PKK’nin siyasallaşması”, bu aşamadan sonra “kendiliğinden” hale geldi. Avrupa Devletleri, PKK’yi bir terör örgütü kategorisine almamakta direnmektedirler. “Sürgündeki Kürt Parlamentosu”a verdikleri destek, “Meclis Toplântıları”nı devletlerin “milli meclis salonları”nda yaptırmaları, “PKK Başkanlık Konseyi” ile girdikleri “siyasî ilişki” ve tabiî en son AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un basına sızdırılan “e-mail”leri, Avrupa devletleri(-nin bir kısmıyla-) ile PKK arasındaki “sıcak ilişkiyi” ortaya koymaktadır. Bahsi geçen “kampanyalar” veya “sivil itatsizlik eylemleri”nin de Avrupa Birliği “tandanslı” olduğu -artık!- su götürmez bir realite!..

 

"RÜZGAR GÜLÜ" TC

Bu noktada TC üzerinde oynanan oyunlar ise çok net... ABD-İsrail yanında Irak’a karşı saldırı plânlayan TC’ye karşı; bu saldırının, bölgede ABD hakimiyetini arttırıcı ve kendisinin ise “tesirsiz hale getirici” olacağını gören Avrupa Birliği, PKK’ye “yeşil ışık” yakmış ve “kilit ülke TC”ye bir “ihtar” çekmiştir. Tamamen diplomatik ataklar halinde olan bu vetirenin “avamcası”, “eğer, beni bölgeden uzaklaştırıcı bir faaliyete girişirsen, ben de senin içini oyarım!..” Bu “içini oyma”nın nasıl birşey olduğunu ise, 15 senelik silahlı mücadelenin TC’ye yapıp ettiklerinden anlamak kabildir. Keza; “Kürtçe eğitim”’ gibi, tamamen “insanî haklara” dayalı bu kampanyaya karşı TC’nin, halihazırdaki tatbikatıyla, “şiddet ve gözaltılarla” karşılık vermesi de, “demokrasi ve insan hakları” çizgisinden devamlı olarak “siyasî ve iktisadî baskı” görmesine sebeb olacaktır ki, bunun da ne demek olduğu, aynı 15 yıla bakılarak görülebilir. Avurpa Birmiği-Almanya’nın yaptığı bu hamleye karşı yapılan “kontratak”tır, Karen Foog’un “e-maill”lerinin sızdırılması!.. PKK’nin “kampanyalarının” başladığı, bunun “bir kısım Avrupa devletlerince desteklendiği” ve hele bu Avrupa devletlerinin “PKK’yi terör örgütü olarak kabul etmeye yanaşmadıklarının” konuşulduğu bir dönemde, kuşkusuz akıllı bir hamledir. Hele bir de bunu, “tamamen cazgır ve mankafa” bir grup eliyle basına sızdırmak, daha da kurnazca... Böylece; hem “suçu”, “kirli” bir gruba atmış hem de gerekli yerlere mesaj ulaştırılmıştır.

 

"PASiF" TC

Doğrusu TC gibi, tabiatıyla “Osmanlı misyonu” üzerinde olması gereken bir devletin, bu “misyon”dan uzaklaştırılıp, Osmanlı’nın son devrinde yaşanan “duyun-u umumiyye” halinden de beter ve rezil bir hale getirilmesi, insanî hisleri incitmektedir. Osmanlı Devleti o devir de bile, bütün baskılara rağmen bir takım “bağımsız” kararlar alabiliyordu.

Oysa şimdi; iktisad, IMF; iç siyaset “üç bin (siyonis uşağı) aile”; dış siyaset ise Amerika’ya havale edilmiştir. “Üç Beyinsiz”in elindeki “Siyonist Anasol-Mee Hükümeti” ise, bu “gerçek devlet”in icrasıdırlar sadece. İşin birbaşka vechesi ise; bu dinleme kayıtlarının Perinçek’e ulaştırıldığı gibi, anı şekilde bu “üç beyinsiz”e ve özellikle Genelkurmay Başkanlığına da ulaştırılmış olma ihtimalidir. Şimdi bu kurumlar “hayır bize ulaştırılmadı; haberimiz yok!” diyorlarsa, bu başka bir “fevkalede ayıptır” ki, anında bu kurumların başında bulunanların istifa etmeleri gerekir. Yok eğer, haberleri vardı da, hiçbirşey yapmadılarsa, - ki yapmadılar-, yine istifa etmeleri gerekir. Fakat bizim “siyaset geleneğimizde” böyle bir “istifa kurumu” mevcut olmadığından elbette bu sadece bir “dilek ve temenniden” ibaret kalacaktır.

 

SON FIRSAT

Yapılması gerekenleri biz çok açık bir biçimde yazdık; bunun yapılması gereken olduğu ise, ABD-İsrail grubunun yaptığı bu hamle ile meydanda...

Tekrarlıyoruz. Yapılması gereken çok basit. Milleti yanına çekmek, bu ülkenin, bu bölgenin kurtuluşu, bağımsızlığı ve Siyonizmden beratı için mücadele eden Müslümanların açtığı “cephe”de bir nefer olabilmenin tek şartı, yapılması gerekenin “asgarisini gösteren” tavsiyemize kulak vermektir.

«- Bir DİRENİŞ CEPHESİ ortaya konulabilir; VATANSEVER YAYINLARA, DERGİLERE, GAZETELERE, RADYOLARA, SİYONİZMLE VE EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİ YAPAN KLİĞİN EVRAKLARINI YOLLAMAK, PLÂNLARIN AFİŞE EDİLMESİNİ SAĞLAYABİLDİĞİ GİBİ, halk desteğini de yanına almayı gündeme getirir.

Bu işin artık şakası kalmadı; Buş, ”Haçlı Savaşı”ndan bahsederken, Ariel Şaron, ”Armagedon’u başlattım” derken, ‘Alpaslan’ın fethettiği Anadolu’yu savunacak şerefli askerler de ”özlerine dönerek” birşeyler yapmak zorundadırlar.

İKİ TARAF VAR: YA ŞARON’UN PİÇİ OLACAKSINIZ VEYA ALPASLAN’IN YİĞİDİ! SEÇİM VE TERCİH SİZİNDİR...»

Yoksa, bu iş, anlışanlı nutuklarla kurulan “Sarem”lerin veya “gizli mahfillerde” yapılan görüşmelerin bile kendilerine dönmelerine ve en küçük ahlakî zaafların bile (Menderes’i hatırlayın!) “deve haline” getirilip piyasaya sürülmesine kadar gidecektir.

Satrancta çok tutulur bir mantık vardır: En iyi savunma saldırıdır! Ve ölçüdür: “Düşmanın silahlarıyla silahlanınız!” Bir avuç siyonist ve işbirlikçisi, “cesur ve akıllı” ataklar yaparken ve bu atakların netice olarak neyi hedeflediği de ortadayken, hala oturup duranların, “vatanseverlik... bağımsızlık” gibi kavramları bırakın, “insan(î)” olup olmadıkları bile şüphelidir.

Artık zaman laf değil, iş zamanıdır! Dileriz ki bu sözler Siyonistlerden önce “birileri” tarafından dinlenir.

"Winnap"ların, “Avsam”ların, “Cfr”larin, “Sarem”lerin rüyaları dahi bizim hayallerimiz ve planlarımızın “kılı” olamaz!..

 

SON GELiŞMELER ÜZERiNE KÜÇÜK NOT:

Bu makale kaleme alınıp birtakım teknik işlemler akabinde servise konulmadan, yayınlanmadan önce, birtakım siyasî hâdiseler gerçekleşti.

Birincisi; Avrupa Birliği’nin “HADEP kapatılmasın” ve “Ermeni Soykırımını tanıma” kararları...

Basında buna “Fogg’un intikamı” denildi; haklı olarak...

İkincisi de, 5 Mart 2002 tarihinde MGK Genel Sekreteri General Özkılıç’ın, Avrupa Birliği’ni TC aleyhtarı faaliyetlere destek vermekle itham edip, “ABD gözardı edilmeden, Rusya ve İran’la ilişkiler geliştirilmeli” açıklaması...

Basında bu da “askerden gözdağı” olarak yeraldı; haklı olarak...

"Medyatik değerlendirmeler”, göze hitap eder... Esasta da bir kıymet ifade etmez. Bütün bu gelişmelerde söylenen ve yapılanlardan ziyade, “söylenip yapılması”nın ehemmiyetine dikkat çekmek isteriz. AB’nin ve Generalin açıklamaları bir “tavır”dır, doğru; fakat, eskiden bunlar “kapalı tapılar ardında” gerçekleştirilir ve sızdırılırsa da “yalanlanırdı”; şimdi ise “alanen” gerçekleştiriliyor... Mühim olan ve bizim yazdıklarımızın ve tavsiyelerimizin doğru ve tutarlılığını gösterici vechedir bu!.. Askerin bu tip açıklamalar (ve elbette bekleyin daha “beterleri” gelecek) yapmasının sebebi, “üst katmanlardaki” üçbuçuk soysuzun desteğini yanına almak değildir, diye düşünüyoruz. Bu tip açıklamaların artık, Avrupa Birliği yanında Amerika ve İsrail’i de kapsayıcı birşekilde “alenen” yapılmasına zemin hazırlayıcı halk zemini meydana çıkmıştır.

Bu yazdıklarımızla, Generalin sözlerine “tam destek” verdiğimiz zannetmeyin; açıklamanın yapılmasına dayanak noktası olan Prof. Erol Manisalı, bizim topyekûn reddettiğimiz Batı’nın bir ürünüdür; bir “Sabatavist” olmasından ötürü ırken Batılı (İspanyol yahudisi) olduğu gibi, fikren de Batıya karyı bir Batıcı=Kemalist’tir. Bunların Batı karşıtlığı, “çıkar çatışmasından” başka bir şey değildir; özde maddecidir. Bu topraklar onun için “sığınak”tan başka bir değer ifade etmez; fakat Batı’yı topyekün reddeden iBDA için bu topraklar “öz mal”dır.

Son söz olarak şunu söyleyelim ki; bu açıklamaların daha da “şiddetlilerini”, itham-hedef alanı Amerika ve israil’i de kapsayacak bir halde göreceğiz. Anadolu üzerinde “hesaplaşma” artmakta. Ve bir ülkenin “çelik çekirdeği” olması gereken Askerîye ÇATIR ÇATIR ÇATLAMAKTA!..

İşte bizim için, söylenenlerden ziyade bu hal mühim!. Haziran ortalarından itibaren (Ağustos YAŞ Toplantısı’na kadar) Askeri kesimde birtakım tasfiyeler, “kazaî ölümler” ve suikastler beklemek gerekir. Tıpkı, ’98 yılında olduğu gibi; fakat daha da şiddetlisi...

Çok az kaldı!

Sabır... Sabır... Sabır!..

Ve: Cür’et!.. Yine Cür’et!.. Daha fazla cür’et!..

Anadolu kurtulacaktır!. Anadolu ile de “bölge” ve dünya kurtulacaktır habislerden!..

BATI’YA KARŞI DOĞU-İSLAM’IN; İBDACI ANLAYIŞIN BAYRAĞI ALTINDA!..

 

www.sinamiorhan.up.to

 

1
Hosted by www.Geocities.ws

1