|
SİNAGOG SALDIRILARININ MÂNÂSI ÜZERİNE Dr. Latif DENİZCİ Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi
VUKUAT 15 Kasım 2003 cumartesi günü İstanbul’da iki saldırı gerçekleştirildi. Birinci saldırı, Kuledibi’nde bulunan “Neva Şalom Sinagogu”na, ikinci saldırı ise Şişli’de bulunan “Beyt İsrail Sinagogu”na karşı gerçekleştirildi. Saldırılar, “Şabat”a denk getirilmiş ve sabahın erken saatlerinde yapılmıştır. İki saldırıda toplam 25 kişi öldürüldü, 303 insan da yaralandı. Yaralananların ve ölenlerin çoğunluğunu çevrede işyerleri bulunan esnaf ile sokakta geçmekte bulunan -dinleri müslüman olan, ki Allah ölen müminlere rahmet etsin- insanlar teşkil etmektedir. Saldırıların arkasından, daha ne olduğu ve kim/ler tarafından yapıldığı yönünde elde hiçbir KESİN KARİNE olmadan, vukuatın faailleri olarak hemen Müslümanlar gösterilmiş ve bugüne kadar da süren (ve hala da sürecek gibi gözüken) kesif bir propaganda başlatılmıştır. Bir kısım Müslüman teşkilatların ismi hemen ortaya atılmış ve bunların üzerinden de “İslam” hakkında çeşitli yorumlarda bulunulmuş ve elbette Yahudilerin “tarih boyunca uğradıkları katliamlardan” bahsedilip “antisemitizime lanet!” okunmuştur.
GELİŞMELER Saldırıların hemen sonrasında, bugüne kadar ismini devamlı örttükleri ve Müslüman gazete sahiblerinin de devamlı olarak “yükseklerden isminize ambargo var!” diyerek doğruladıkları, bırakın varlığını ismini dahi unutturmaya çalıştıkları “İBDA-C” ismi, sabahın o erken saatlerinde hem de devletin resmi haber ajansı tarafından “servise konulmuş” ve fail olarak afişe edilmiştir. Vukuatın olduğu günün yarısına doğru ise birden bire durum “değişmeye başlamış” ve İçişleri Bakanı A. Aksu tarafından yapılan, “bu iş Türkiye’den bir örgütün yapamıyacağı kadar büyük!” açıklamasiyle aynı teşkilatın ismine tekrar bir AMBARGO konulmaya başlanmıştır. Fail olarak, bu defa da "El-Kaide" teşkilatının ismi öne çıkarılmış ve “tarzı ona benziyor!” denmeye başlanmıştır. İsrail Dışişleri Bakanı, MOSSAD Başkanı ve koyu siyonist ZAKA teşkilatının, hadisenin olduğu gün İstanbul’a gelmesi ve MOSSAD Başkanı’nın “bir çanta belgeyi Türk Emniyetine teslim ettiği”nin ortaya çıkmasiyle, hadise daha da çetrefilleşmiştir. Dikkati çeken nokta, İsrail’li yetkililer vukuatın müsebbibi olarak “İBDA-C”yi devamlı “birinci” veya “ikinci” sırada göstermeye devam ederlerken, TC Emniyeti ve MİT’inin bu teşkilatın ismini ilk saatlarden sonra ağzına almamasıdır. Müslüman yazarlardan bazıları da, “hadiseyi İBDA-C’ye yüklemeye çalıştılar ama İBDA-C kendi sitesinden bunu hemen şiddetle yalanladı!” (mesela, Milli Gazete. 17 Kasım 2003. A. Haydar Haksal) diye yazmaya ve bu ifadeyi de “Müslümanlar otururlar ve böyle patlamalarla ilgilenmezler!” demeye getirdiler. TC Emniyeti’nin hadisenin üzerinden iki-üç geçmeden 5 kişiyi gözaltına alıp (şu anda tutuklandıkları bildirildi.) fail ve şerik olarak da 4 kişiyi resimleriyle ifşa etmeleri, eylemleri gerçekleştiren teşkilat olarak da ismi pek duyulmayan ve Müslümanlar arasında da “nahoş” bir izlenim uyandıran “Tekfir Teşkilatı”nı göstermeleri, polisiye bir başarı olarak gözükse de, böylesine BÜYÜK BİR EYLEM de bu “başarı!” çok su kaldıracağa benzemekedir.
TAHLİL 1: KİM YAPTI İhtihar veya “fedai saldırıları” Türkiye üzerinde görülmemiş bir eylem tipi değildir. Özellikle sol ve Kürt eylemciler geçmişte bu tipden eylemleri gerçekleştirmişler ve siyasi bir tahlil yapıldığında görüleceği üzere, ASIL BÜYÜK İNTİHAR SALDIRILARI ŞU ANDAN SONRA -özellikle bu teşkilatlar tarafınca- artacaktır demek mümkündür. O halde, gazete sayfalarında tartışılan veya gevelenen “bu tip saldırılar bizim değil El Kaide’nin tarzı” ifadeleri YANLIŞ tahlile sebeb olabileceği gibi belki de KASITLI OLARAK yapılmaktadır. Bu saldırıları illa “El-Kaide”nin “tarzı” gibi göstermeye çalışanlara, “o halde niye TNT veya C4 kullanılmadı da buranın teşkilatlarının beğenerek kullandıkları “potoz” kullanıldığı?” sualini sormak gerekir. Bir diğer itiraz noktası olarak da “El-Kaide’nin ikinci adamı Zevahiri’nin bir ay kadar önce -İran’da- yaptığı konuşmadan hareketle, “tehdit edilen ülkeler listesinde Türkiye yoktu!” açıklamasıdır; yani, eğer bu teşkilat yapsa idi, TC’yi de sıralardı, denmek isteniyor. Böylesine "derin ve ince analiz" (!) yapanlara hala gazetelerde rastlamak, Türkiye’nin niye "geri kaldığının” en büyük işareti olması gerek. Bunlar demek istiyorlar ki, El-Kaide, "ben seni öpücem!" demeliydi ama "mızıkçılık yaptı!” "Tehdit edilen ülkeler" listesinde olmamak hiçbir zaman bu "bestseller list"e girmemek demek midir?.. Bir diğer itiraz noktası da, El Kaide’nin şimdiye kadar hiçbir Yahudi ve İsrail kurumuna saldırmadığı cihetinden... Bugüne kadar saldırılmamak, ömrübillah saldırılmayacağının garantisi mi demektir; her zaman bir “ilk” vardır ve “büyük şok” da oradadır. Görüleceği üzere, vukuatın faili olarak her ne kadar isimler ve bir teşkilat “resmen” açıklanmış olsa da GERÇEK FAİL hakkında büyük bir şüphe ortada durmaktadır ve bu sual ÖLÜMCÜL HALDE kulaklarda yankılanmaktadır: KİM YAPTI?.. "İBDA-C üstlendi” haberinin hemen servisten çekilip üzerinin örtülmesinin akabinde, “İBDA-C eylemi şiddetle kınadı!” cihetinden de bir haber yayınlanmıştır. Oysa, bildiğimiz kadariyle, İBDA bağlısı genç sanatkar ve akademisyenlerin verimlerini sergilediği “Akademyaya Doğru Sitesi Editörü” imzasiyle ve ASLA YALANLAMA DEĞİL VE ANCAK AÇIKLAMA olarak değerlendirilebilecek bir basın bildirisi kaleme alınmıştır. Bu bildiride de, "İBDA-C” adında TOPYEKÜN BİR TEŞKİLATIN OLMADIĞI vurgulanmış, bu hadiselerin İBDA bağlıları üzerine saldırılmasının bir “aleti” olarak kullanılmaması ve eğer yapılacak ise, kamuoyunun bunu “böyle” anlaması gerektiği işlenmiş ve kamuoyuna duyurulmuştur. Bir başka “tosun yazarcık” da, “eylemi üyelerinin tamamına yakını cezaevinde olan bir örgüte yıkmaya çalıştılar ama olmadı!” diyerek, güya, “bize” “iyilik!” yapmakta: Adamlar zaten bitmişler, içerideler nereden böyle birşey yapacaklar!!! Bunlar, "ahmak tabaka"dandırlar; İBDA’nın gücünün “kelle sayısı” ile doğru orantılı olmadığını (herhangi bir hareketin gücünün dahi bu meyanda kelle sayısiyle doğru orantılı olmadığı ortadadır; yoksa, daha evvelden içinde bulunduğu ve yere göğe sığdıramadığı “milli hareketlerinin kelle sayısının” 2 milyonken, esen bir rüzgarla unufak olduğunu ve şimdi içinde bulunduğu “aydınlık ve kalkınmacı hareketin” ise “sabun köpüğü” olduğunu kabul etmesi gerekir.) GÜCÜNÜN, FİKRİNDE VE TESİRİNDE olduğunu bilmeyenlere buradan söylemek isteriz ki, İBDA BİR “ÇATI”DIR Kİ, O ÇATI’NIN ALTINA KİMLERİN GİRECEĞİ VE GİRDİĞİNİ İSİM İSİM DEĞİL ANCAK YAPILANLARİYLE GÖRÜRSÜNÜZ!. Gözden kaçan bir nokta da, bu vukuatın faili niye “ilk elden” Müslümanlar cenahında aranıyor da DAHA BAŞKA TARAFLARA bakılmadığıdır. Eylem sonrasında aklı başında olanların ortak görüşü, bunun “Türkiye’yi istikrarsızlaştırma sürecinin” -büyük bir- ilk adımı olduğu yönündedir ki, ÖYLEDİR. Peki daha iki hafta kadar önce "ORDU GÖREVE!" naralariyle yürüyenler, daha bir hafta önce "KARŞI DEVRİME KARŞI SONUNA KADAR MÜCADELE ETMELİYİZ!” diyenler ve bunların “zehirlediği” gençlik teşkilatları başkanlarının iki ay kadar önce söyledikleri “OLUK GİBİ KAN AKACAK VE AKITACAĞIZ!” açıklamaları ortadayken, bunların teorisyenliğini de “Ordu içindeki genç subaylardan bir kısmını tesir altında tutan” YALÇIN KÜÇÜK ile “defteri kirli” Doğu Perinçek yaparken, hülasa böyle DEHŞETENGİZ AÇIKLAMALAR ortadayken, niye Müslümanların üzerine geliniyor?..
TAHLİL 2: SEBEB Hadiseyi sadece iki sinagogun önünde patlatılan arabalarla gerçekleştirilmiş “terör saldırısı” olarak görmek BÜYÜK HATADIR ve yanlış neticelere varmanın da yolunu açar. Şu anda BAŞTA Ortadoğuda olmak üzere HARİTALARIN ÇİZİLECEĞİ büyük bir “operasyon” yapılmaktadır. ABD-İngiltere-İsrail, Irak’ı işgal etmiş ve iktisadi mahsulatı ayrı olmak kaydiyle İSRAİLİN SONSUZA KADAR GÜVENLİK İÇİNDE YAŞAYACAĞI bir saha oluşturmanın ilk adımını atmıştır. Bunun ikinci adımı olarak da, BAHAR AYLARINDA Suriye’ye yapılacak (Lübnan’ı saymaya gerek yok!) işgal harekatıdır. Anadolu ve çevresini gösteren bir haritayı gözümüzün önüne getirelim: Üstümüzde, ikisadi olarak diz çökmüş bir Rusyanın, siyasi misyonda KESİN İTAAT karşılığı bu pozisyondan kurtarılması ve Kuzey Kafkaslarda “Anti-İslam setti” inşaını; ayrıca başta Gürcistan olmak üzere “Türki Cumhuriyetler”de de ABD askeri üslerini görmekteyiz. Bunun hemen doğusunda ve güneyinde Afganistan mevcuttur ki, ABD’nin “yarı işgali” halindedir. Hemen aşağımızda yani güneyimizde ise, (Ortadoğu) işgal edilmiş bir Irak, “yarı işgal halde” Suudi Arabistan ve tam işgal halinde Katar... Balkanlara doğru baktığımızda, başta Romanya, Bulgaristan olmak üzere çoğu devletde de ABD askeri üsleri konuşlandırılmış durumda. Biraz yukarıya doğru çıktığımızda Avrupa’daki “yeni üs” olarak Polonya’yı (hem Almanya’ya hem de Rusya’ya karşı bir blok) görmekteyiz. Haritadan gördüğümüz bu: TC’nin, daha doğrusu Anadolu’nun dört bir yanı KUŞATILMIŞ ve sanki bir İŞARETİ bekler haldedir. O işaret nedir bu kuşatmayı yapanlarca?.. İtalya’daki “medya devi” Berluskoni’nin “Forza İtaly” partisi ile Cem Cengiz Uzan’ın “Genç Partisi” arasında bir “bağ-münasebet” kurulmaya çalışılsa da bizce esas “münasebet” AKP-Adalet ve Kalkınma Partisi’yle kurulmalıdır. Berluskoni, "medya pohpohlaması” ile Babakanlığa kadar uzanmış ve ABD’nin “Noe-con”ları (yani Hiristiyan Siyonist ve Siyonistleri) yanında nasıl saf tutmuş ise, AKP de, daha altı ay evveline kadar “takunyalı” diye hafife aldıkları istihza ettikleri köşelerinden bu sefer “allama pullama” vazifelerini deruhte eden gazeteciler/medya tarafından “pohpohlanmış”, buna Müslüman “gazeteciler” de katılmış ve hem Müslümanlar hem de “vatandaşlar” için bir “umut” olarak lanse edilmiş ve işte zirveye oturmuştur. AKP’nin şimdi geldiği yer, “klasik beyin yıkama operasyonları”ndan sadece biridir; o kadar... İcraatlarına bakıldığında, kendinden evvelkilerden HİÇBİR FARKI olmadığı hemen ortadadır ki, ABD tarafından “tayin edilen” -CHP’li- Kemal Derviş tarafından bile de övülmektedir. Müslümanların “standart sıkıntıları” meselesinde HİÇBİRŞEY YAPMAMIŞTIR; aksine “ertelemiştir”; eğer bu partinin -mesela “başörtüsü” meselesinde, “imamhatipler” meselesinde- yaptıklarını bir CHP, bir ANAP yapsa idi, Müslüman gazeteciler ve halkın tavrı elbette ÇOK BAŞKA olacaktı ama bunlar “müslümanların içinden” olduklarından itirazlar “pek fazla” ol-a-mamaktadır. İşte AKP’nin “iktidara getirilme operasyonu” da böyle bir netice elde etmek içindir. Bu, "RAND CO." tarafından 1990’ların başından beri tatbik edilmeye çalışılan bir “teori”dir; ilk tatbikçisi de Özal idi ve onun “zamansız ölümü!” ile tatbikat yarıda kalmıştı. AKP ve Tayyip Erdoğan, bu “yarım kalan işi” tamamlamak için SÖZVERMİŞTİR. "Yarım kalan iş”, TC’de SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİDİR. Hazırlanan “İller Yasası” ile yerel idarelerin “güçlendirilmesinin” sağlandığı söylense de EYALET SİSTEMİNE geçisin teknik alt yapısı hazırlanmıştır. Yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi de bu aşamadan sonra yapılmayacak ve BAŞKANLIK SEÇİMİ gerçekleştirilecektir. Elbette ki "Başkan”, Tayyip Erdoğan olacaktır. Gerek AB’nin gerekse ABD’nin "planlamaları” içerisinde olmazsa olmaz olan tek madde Türkiye’dir ve bu ülke insanının başına gelenler de işte “jeopolitik-jeostratejik kıymeti müthiş” bu topraklar sebebiyledir. Daha evvel yazdığımız tahlillerde söylediklerimizi “somutlaştırırsak”, “çevremizde”, “esas merkez”in Kudüs, diğerlerinin de Ankara ve Erivah olacağı ÜÇ MERKEZ üzerinden idare edilecek bir FEDERATİF DEVLET İNŞA edilmeye çalışılıyor. Bunun "kağıt üzerindeki” merkezi ANKARA olacaktır ki, bunun için işte TC’DE SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ MECBURİDİR ve BUNUN İÇİNDİR Kİ, “NEO-CON”LAR TAM-TOPYEKÜN İŞGAL İÇİN “İŞARET” BEKLEMEKTEDİRLER. BU İŞARET, TC’DEKİ BU DEĞİŞİKLİKLERİN YAPILMASIDIR. Askeri hazırlıklar işte bunun için... Fakat içeride, "gitmemeye niyetli" unsurlar mevcut; AKP’nin "kendilerinin ölümü!" olduğunu görüp, kendi oligarşilerini devam ettirme çabası içinde olanlar var ki, bunlar az yukarıda bahsettiğimiz “Ordu Göreve” pankartı altında yürüyen, HALKTAN KOPUK, BİR AVUÇ AMA TESİRLİ MAKAMLARDA BULUNANLARDIR. Bunların “çabukça tasfiyesi” için BÜYÜK BİR KIŞKIRTMA olan Kerkük’teki “çuvallama” hadisesi yapılmış ama ABD’nin beklediği tepkiyi vermemişlerdir. Fakat, artık İKİ TARAF için de vakit “az”; “Neo-Con” denilen Hıristiyan Siyonist-Siyonistler, onca hazırlığı ve milyarlarca dolarlık masrafı, buradaki “oligark”ların “keyiflerini beklemek için” yapmamışlardır; ki onlar için de vakit azaldı, bahsettiğimiz gibi AKP “gereken kanunları” hazırlıyor ve teker teker Meclis’ten -zorluklar çıksa da- geçiriyor. Süre, 2005’de doluyor; ama bunun evveli de 2004 Martı’nda yapılacak olan “yerel seçimler”... Eğer AKP, bu “yerel seçimler”de ezici bir ekseriyet kazanırsa ki şu andaki tablo onu gösteriyor, Kemalist/Sabatayist Laik Oligarşi’nin hayat damarları tamamen kesilmiş olacaktır. Bu arada şunu da hemen ifade etmek lazım. "28 Şubatçılar” tarafından tasfiye edileceği açıklanmış bulunan ANAP, DYP VE DSP, şu anda güçten tamamen düşürülmüştür; üstelik Meclis’e açılacak olan “yolsuzluk soruşurmaları” ile de bunların halkın gözünden tamamen silinmesi sağlanacaktır. Bu arada ortaya "fırlayan” Genç Parti ise, "medyatik şov” yapmış ve bu partilerin silinmesinde büyük bir rol oynamıştır; elbette şimdi onun hakkında “yolsuzluk raporları” hazırlanmış ve o da güçten düşürülmüş ve böylece HALKIN GÖZÜNDE TEMİZ, LEKESİZ AKP HARİCİNDE hiçbir parti bırakılmamıştır; bu büyük bir “operasyondur”... İşte İstanbul’un göbeğinde birbiri peşisıra sinagogların önünde patlatılan arabaların değerlendirilmesi, ancak böyle bir “geniş bakış” ve siyasi tahlil neticesinde yapılırsa, doğruya yakın neticeler elde edilebilir.
TAHLİL 3: KİM YAPTI? Müslüman teşkilatlar -içerideki veya dışarıdaki veyahut işbirliği halinde- bu eylemi gerçekleştirmiş olabilirler; bu bir ihtimal... Tüm dünya üzerinde "Anti Amerikan ve Anti Siyonist Savaş” silahlı veya sivil olarak verilirken, sade İslam ülkelerinde değil, Ortodoks ve Katolik ülkelerde de Sinagoglar ve Yahudi firmaları ile mezarlıkları saldırıya uğrarken, “dünyanın merkezi” olan topraklarda bu savaşa bir “KATKI”nın olmaması beklenemez. Fakat, diğer İslam ülkelerindeki insanlar böyle bir saldırı neticesi çıkan tabloyu (ölenlerin çoğunun müslüman olması) “kaldırabilirse de”, Türkiye gibi senelerce İslam aleminin liderliğini yapmış Osmanlı Devleti’nin “mirası üzerinde kurulmuş” bir devlet içinde ve tabiatiyle de o mirasın getirdiği ayrıcalıklar içinde yaşanan bir ülkede, Siyonistlere karşı yapılabilecek bir saldırıya (geçmişte Filistinli fedailerin yaptığı gibi) müsbet veya en azından menfi olmayan tepkiler verilmesi ihtimal dahili içinde düşünülüp, aynı ihtimal şıklarından biri olarak da -Siyonistlerden çok Müslümanların ölümüne sebeb olan bir “eylem”-, burası insanının “kaldırabilme sınırları”nın zorlanması olarak anlaşılmalıdır. Şuna eminiz ki, Sinagogların önünde patlamalar olduğunu duyan bütün Müslümanlar “Irak’ta, Filistin’de yaptıklarınızın karşılığı işte lanetliler!” demiş fakat ölenlerin çoğunun Müslüman olduğunun açıklanmasiyle de üzüntüye düşmüşlerdir; bu üzüntü elbette, “Filistinde vahşet yapmasalar, onlara saldırılmayacak ve burada arkadaşım ölmeyecekti!” manasınadır ekseriyetle. Kısaca, bu eylemi, İslamcıların yapmış olması bir (ve büyük) ihtimaldir. İkinci ihtimal bu eylemleri “gizli servislerin gerçekleştirmiş” olmasıdır ki, akla gelen CIA ve MOSSAD’dır. O zaman açıklanan “müslüman teşkilat ismi” koca bir yalandır. Maksat, Ortadoğu’da “terörle mücadele” ismi altında İslama karşı verilen Siyonist savaşa TC’yi de çekmek, onun “iradesini kırmak”tır. Bu bir "mantık çıkarımı”dır fakat unutulan birşey vardır: TC’yi şu anda elde tutan AKP’nin bu “terörle mücadele”ye kayıtsız şartsız bir desteği mevcuttur ve ortak olmak için “tezkere” bile çıkarmıştır!. Gizli servislerin yaptığı ihtimali içinde değerlendirmeye devam edersek, eylemden maksadın “Türkiyeyi istikrarsızlaştırma” olduğu “çıkarsamasında” da bulunabiliriz; fakat bu da hatalı olabilir, çünkü, ÜÇ ŞEYTAN tarafından ŞU ANDA en fazla istenilmeyen şey, Türkiye’deki “istikrarsız ortam”dır ki, onun için onca uğraş vermişler ve “AKP’nin tek parti iktidarını” sağlayıp “demokratik demokratik” istedikleri kanunları çıkartmaya çalışmaktadırlar. Eylemi yapabilecek olanların üçüncüsü ise, “Ordu Göreve”cilerdir!. ÜÇ ŞEYTAN’ın tam aksine bu grubun başlıca amacı “istikrarsızlaştırma”dır. Daha evvelki tahlil raporlarımızda Kasım ayına dikkat çekmiştik ve bu grubun birtakım aktiviteler içerisine girebileceğinden bahsetmiştik. "Oluk oluk kan akacak, 12 Eylül evveli yanında hafif kalacak!” gibi barbarca ifadeleri açıkça söyleyen ve Ordu içinde de küçük bir grubun desteğine sahib bulunan (“Susurluk’ta deşifre olan Albay’ın kontrolünde bu iş gerçekleştirilmektedir.) bu grub, Mart 2003’ten önce “gerekli hamleleri” yaparak, toplumda bir kaos, iktisadda bir “belirsizlik” oluşturup mali sıkıntı oluşturmaya çalışıyor ve böylece de AKP’nin önünü Mart seçimlerinde birazcık da olsa kesmeyi hedefliyor, olabilir. Ancak bu, İLK HAMLELERİ olarak düşünülmelidir. İşte Sinagog saldırılarını neden yapabilecekleri açık olan üç grub; demek ki sadece ve sadece Müslümanların üzerine gitmek manasızdır. Fakat ne hikmetse, ne Yalçın Küçük’ün, ne Nur Sertel’in, ne Doğu Perinçek’in, ne “emekli albay”ın, “toplumu kamplara bölen ve eyleme çağıran” bu açıklamaları ardından sigaya çekilmesi düşünülmemekte, “elde var bir!” denilerek hemen Müslümanların üzerine gidilmektedir.
NETİCE: SUİKASTLER ÇAĞI BAŞLADI; İÇ SAVAŞA ADIM ADIM Merkezimiz, İbda dünya görüşü etrafında ülkemize ve dünyaya bakmaya ve hadiseleri tefsir etmeye çalışan, tabiatiyle de İbda’nın İKTİDARA YÜRÜMESİNE karınca misali de olsa “katkı” vermeye çalışan bir teşkilat... Merkezimizin "belirgin karakteri" ANTİSİYONİST OLMASI ve bunun da YAYGINLAŞTIRILMASIDIR. Çünkü, Siyonist hareketin, sadece Müslümanlara değil, kendileri dışındaki tüm insanlara karşı vereceği tek şey, ya zindan, ya ölüm ya sefalettir. Siyonist hareket, Anadolu’yu kendi planları içerisinde “yoğurma” çabası içindedir ve bunda da “tesirlidir”. Tesirli olması, tesirli yerlerde -mevki ve makam ile maddi güç- olmasından kaynaklanmaktadır. Halk desteği yoktur. “3000 AİLE” ile sınırlı bir desteğe sahibtir. Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi, bu “3000 AİLE”nin planlarını deşifre etmekte ve legal bir siyasi faaliyet yürütmektedir. Bu meyanda da "İÇ SAVAŞ TEZİNİ” ortaya atmış ve devamlı olarak da bunu vurgulamıştır. Sinagog saldırıları Merkezimizin üzerinde devamlı durduğu ve kamuoyuna malettiği bu “İÇ SAVAŞ TEZİ”nin en belirgin-bariz misalidir. Onun içindir ki, saldırıları yorumlayan ve El Kaide’in ve içerideki bir örgütün “niçin yapmayacağı, yapamıyacağı” üzerinde laflar geveleyen Siyonist, (RAND’ın adamı) ve Sabbataist Cengiz Çandar, bütün -mantıksız- ihtimalleri sıraladıktan sonra, “İNŞAALLAH EL KAİDE YAPMIŞTIR; TÜRKİYE’NİN İSTİKBALİ İÇİN EL KAİDE’NİN YAPMIŞ OLMASINI TEMENNİ EDERİM!” demek acziyetini göstermektedir. Evet, ya gerçekten de "El Kaide" veya "resmen açıklanan Tekfir” yapmayıp da BAŞKASI yaptıysa?.. İşte bunun içindir ki, bu “ölümcül sual” kulaklarda yankılanıyor dedik : Kim Yaptı?.. Gizli servisleri ihtimal dışına çıkartmak mantıklıdır ki o zaman yukarıdaki iki şık ortada kalıyor: Kemalist/Sabatayist Laik Oligarşi veya Anadolulu İslamcılar! İkinciler yaptı ise, eğer bu çapta bir eylemi gerçekleştirebilecek bir “kapasiteye” geldiler ise hem Kemalistler hem de ÜÇ ŞEYTAN açısından durum vahimdir. Yok, Kemalist Sabatayist Oligarşi mensubları yaptı ise durum yine ciddidir ve “başka” şeyler de beklemek gerekir. Bu vasatın, HERŞEYİN, HERYERDEN BEKLENEBİLECEĞİ bir iklimi meydana getireceği ise şüphesizdir. O halde, bu tip saldırıları, sabotajları ve hatta KENDİLERİNİN ÖLÜMÜ olabilecek olanlara karşı SUİKASTLERİ bile beklemek gerekmektedir. "İtlerin dalaşı” başladı; kesinlikle hiçbir tarafın yanında değiliz; “TARAFIMIZ SADECE İSLAM”. Hülasa: Sinagoglar bahane!.. BUZ GİBİ BİR KIŞA HAZIR OLUNUZ!. 19 KASIM 2003
Ekler: 1)CEPHE= SALİH DEMIRCI http://www.akademyayadogru.org/makdostcephe.htm 2)SÜLEYMANİYE’DE BORDO BERELİLERE SALDIRI: "YENİÇERİ ARTIKLARININ” İHANETİ VE İÇ SAVAŞ HAZIRLIĞI Yılmaz SOLAKBAŞI; http://www.akademyayadogru.org/makdostyilmaz1.htm 3) BEKLEDİGİMİZ. ANADOLU DEPREMİ GELİYOR.. S. ORHAN http://www.akademyayadogru.org/maksindeprem.htm
|