|
HARBİN 6 VE 7. GÜNÜ DEĞENLENDİRMESİ: KİMYASAL SALDIRIYA HAZIRLANIYORLAR Dr. Latif Denizci Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi
Baştan beri yazdığımız üzere, Irak müslüman askerî gücü, harbi, tek başına “düzenli ordu-nizamî harb” olarak karşılamamakta ve bunu “gayr-i nizamî harb” ile desteklemekte hatta bu ikincisine daha büyük bir ehemmiyet vermektedir., Bunun verimlerini de son iki günde (6 ve 7nci günde) ortaya koyduğu başarılı hamleler ile almaktadır. Şu satırları kaleme alırken CNN International’ın geçtiği bir haberde, “Amerikan birliklerinin Bağdat’ın güneyinde pusuya düşürüldüklerini” bildirmektedir ki, bu haberler ileriki safhalarda daha da görülecektir; belki “haber” olarak görülmese de çünkü, ABD, haberlere sansür uygulamaya başlamış ve kendi ülkesinde harb haberlerini vermemeye başlamaktadır, evet, haber olarak görülmese de, vukuat olarak çoğalacaktır. Harbin gidişatından Müslüman karafah da çok memnun olmalı ki, Irak Enformasyon Bakanı El-Sahaf, “Allah bin bereket versin!” demektedir. Aynı Bakan, “bu çömezler” ifadesini kullanarak, harb dersi vermekte ve bazı yerleri “niye bombaladıklarını” anlayamadıklarını açıklamaktadır. Gerçekten de, Irak’ı ikiye ve bazı yerlerde de üçe bölen nehirleri değişik yerlerden ve değişik köprülerden geçen ve üstelik geçtikleri bu köprüleri de tahrip eden Siyonist askeriyenin harb mantığını anlamak imkansız. Karşılarında nizamî ordu değil de gerilla-paramiliter güç olduğunu, bunların her an karşılarına çıkabileceklerini, nehirleri değişik yerlerden geçmenin, bu gerillaya “küçük lokmalar” vermek olduğunu dahi anlayamıyorlar. Şimdi bunu anlasalar da vakit çok geç zaten, “küçük lokmalar” halinde Irak’ın derinliklerine doğru ilerliyorlar. Bu vaziyet ise, “Hilalin kuşatması” için ne büyük bir fırsat veriyor bilseler... Harbin sıcak yerleri böyleyken, psikolojik harb veya enormatik harb cihetinde de Irak Müslüman Karargahı’nın önde gittiğini söylemek gerekiyor. Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa’da, Irak Müslüman Karargahı’nın bilgilerini görüntü ve haberleriyle tastikm eden “El-Cezire” televizyonunun şu yedi günde abone sayısını 4 milyon kişi-kurum olarak arttırması, başta İngiltere ve Avrupa kamuoyunun Vaşinton veya Londra veyahut Katar’dan yapılan açıklamalara inanmadıklarının bir delilidir. Harbin geldiği bu noktada , yani “süper gücün, hamamoğlanı haline dönüşünde”, birtakım korkunç hadiselerin gelmesini beklemek gerekiyor. Sionistlerin “Basra’yı askerî alan” ilan etmesi, orada çok korkunç hadiselerin meydana geleceginin işaretidir. Fakat bu sadece orayla sınırlı kalmayacak gibi... 7 günden beri ele geçtiği söylenen Umm Kasar’da, müslüman askerî gücün hala mayınlama faaliyetine devam ediyor olması, Necef ve Basra’da “isyan çıktı, şiiler ayaklandı” haberlerinin yalan çıkması, Kuveyt sınırına 1 kilometre mesafedeki Sayhaf kasabasında, yani hiçbir harb işaretinin olmadığı tamamen Siyonistlearin varolduğu bu bölgede dahi, Kuveyt’ten gelen yiyeceklerin dağıtılması esnasında halkın “Yaşasın Saddam!” diye slogan atması, Bağdat’ın hala “çökertilememesi!!!” ve en önemlisi, “Amerikan uniforması giyen insanlar veya sivil kıyafetli olanlar bize saldırıyor” açıklamaları, LİDERİNİN YANINDA SAVAŞAN IRAK HALKININ TOPYEKÜN İMHA EDİLMESİ aşamasını meydana çıkarmıştır. Katar’da yapılan basın toplantısında, bombalarının nasıl milimetrik hesablarla hedefi vurduğunu “uydu resimleri” ile gösteren Siyonist subaylar, bugün Bağdat’ta pazar yerine atılan bombanın sebeb-i hikmetini bir türlü açıklayamamakta ve “haberimiz yok!” demektedir. Zannımız odur ki, Siyonist güçler, topyekün halk direnişini kırabilmek, ezebilmek için, bu türden bombalamalara devam edecekleri gibi KİMYASAL SİLAH DA KULLANACAKLARDIR. Fakat dediğimiz gibi, eğer bunu yaparlarsa (ki, halkın üzerine bomba atmakla da bu suç işlemişlerdir.) KENDİ TOPRAKLARINDAKİ MİSİLLEMELERE DE HAZIR OLMALARI GEREKİR. • Harbin bu sefehati esnasında bir başka meseleye de temas etmek isteriz. Bu harbe “girsek de girmesek de zarar göreceğiz ama girersek tazmini kabildir” gibi alçakça, ikiyüzlüce ifadeler kullananların ne kadar yanıldıkları ortaya çıkmıştır. Bunların hesabına göre, Siyonist güçler, “Rambolariyle3 Iraklı “çapulcuları” ezip geçeçek, 48 saatte Bağdat’ı alacak ve Saddam’ı Guantanoma’ya götüreceklerdi. Şimdi ne düşüüyorlar acaba?.. Bu ülkedeki samimi vatansever unsurların İKAZLARIMIZ doğrultusunda gerçekleştiğine inandığımız direnişi olmasaydı, şimdi Siyonistlerin düştüğü tarajikomik manzaraya “mehmetçik” düşecek ve Anadolu4ya ceset torbaları içinde geri döneceklerdi. Şu son üç günkü “diplomatik trafiğe” baktığında bu ülke insanı ve elbette samimi vatansever unsurlar, YILLARDIR DUYMADIKLARI GURURU, ŞEREFİ VE KENDİNE GÜVENİ tattılar. Yalvaran değil, YALVARILAN MAKAMINDA olmanın zevkine vardılar. Kuzey’den Irak’a girmemesi için Ankara hükümetine dökmedikleri dil imzalatmadıkları kağıt kalmadı!. Atılan imzalara, söylenen beyanlara bile güvenemiyorlar, kağıt üstüne kağıt imzalatıyorlar. Çünkü BİTTİLER, ÇÜRÜMÜŞ VE KOF HALLERİ HERKES TARAFINDAN GÖRÜLDÜ. Ankara hükümetinin yapması gereken, bu fırsatı iyi değerlendirmesi ve verdiği (yalvaraka aldıkları diyelim...) söze uygun olarak Kuzey Irak’a şu konjonktür içinde asla bulaşmamasıdır. İki hain aşiretin korumasında bölgede dolaşan Siyonistler, hala “El-Ansar”ı aşamadılar ve orada da fedai eylemliliğiyle telef olup gidiyorlar zaten. Ve, o iki hain aşiret bu vaziyette asla hareket edemezler; eğer -farz-ı muhal- kıpırdarlarsa buna rağmen, gereken ne ise o yapılır. Ve bu noktada yapılan “gereken” de Siyonistlerin arzusu hilafına olacaktır zaten. Harbin geldiği bu noktada, Suudi Arabistan’ın “barış çağrıları” mevcut. Ona Rusya ve Çin ile en son da İran katıldı. Siyonist güç, “ahmak fil” misali bu “barış çağrısının” kendi faydasına olduğunu bile göremiyor, “hadi, hadi, zorlama artık, bu kadar rezil olduğun yeter!” manasına geldiğini bile görmüyor ve Irak’ın “derinliklerine” ilerliyor. Buna direnecektir. Ama harb meydanında alacağı karşılık ve “asimetrik harb unsurlarının” devreye -kendi topraklarında- girmesi sebebiyle en sonunda “barış masasına” oturacaktır. (Her zaman yapıldığı gibi, bu “barış” için yapılan ateşkesi de “güç toplamak”, mühimmat depolamak, istihbarat sağlamak maksadiyle yapacaktır. Yani orada da samimi olmayacaktır elbette.) Amerikan toplumu, hem Irak’tan hem de Afganistan’dan gelen “ceset torbalarına” ne kadar dayanacaktır?.. Siyonist askerler, kum fırtınasına, bir anda yeren biten “fedainin” açtığı kurşunlara ne kadar direnecektir?.. Harbe girmeyi, “en son teknoloji silahları yakından tanımak için bir fırsat” olarak gördüklerini açıklayan general eskileri (CNN’in danışmanı Baha Tüzümer, en heveslileri idi.) harbin bu safhasında, -ne kadar kölelik ve uşaklık yapsalar da “insanoğlu nankördür” misali, efendilerinin girdikleri bu trajikomik hal sebebiyle, efendim, stratejik hatalar çok ve bunlar da taktik hareketlerle iyileştirilemez, ne yazık ki, bunlar savaşı bilmiyorlar” gibi aşağılık ifadeler kullanıyorlar şimdi. Sayın general eskileri unutmuşa benziyorlar ama, onlara bu laları söyleten “askerî bilgiler”, Westpoint’teki, Kaliforniya’daki Amerikan Harb Akademilerinde “devşirme” olarak aldıkları askerî eğitim ile öğretildi. Onlar bu işi bilmiyorlarsa, siz hiç bilmiyorsunuz demektir. Sadece içeriye dönük, sadece darbe yapmak için beslenen bir ordunun “ense-göbek-kalça şişkini” general eskisi” olarak bu lafları söylemek, “düşmanına bile asil yaklaşan” islam ahlakı icabınca, bizim midemizi bulandırmaktan ve yıllarca bu adamların komuta ettiği bir Ordu’nun “koruması” altında blunmaktan utanç duymaktayız. Ama bu şunu gösteriyor, “DÜŞENİN DOSTU OLMAZ!” Gerçekten de böyle ve başta Suudi Arabeitan olmak üzere Arap ülkelerinde özler Türkiye’ye döndürülmüş durumdadır. Oradaki Türk vatandaşları, “TC’nin aldığı onurlu tavırdan ötürü kutlanmakta, herşey size bağlı artık” tebriklerini almaktadırlar. Gel gör ki, “onurlu tavrını” içi seni dışı bizi yakar mevzusudur. Bu mesele, Mevlana ile ona Şems’in falanca yerde olduğunu söyleyen arasındaki hediyeleşme hikayesi gibidir: Eğer Anadolu kıtası, namuslu, şerefli, ferasetli ve basiretli, İslam’a köküne kadar bağlı bir grubun elinde olsa, syreyleyin siz bu dünyada olacakları. O açıdan, General Özkök’ün, “Avrasya yeniden şekillenecek; mesele hangi ülke grubunda yer alacağımızdır!” ifadesinin cevabı, her ne kadar devşirme generallerin gözü, cümle aleme rezil olmuş Siyonist gruba dönükse de, ANADOLU LİDERLİĞİNDEKİ İSLAM ÜLKELERİ GRUBU cevabını vermekten ve bunu da -böyle şeyler açıkça konşulmaya başlandığına göre- MÜJDELEMEKTEN şeref duyarız. Evet; harbin 6 ve 7nci gününün muhasebesi böyle. İstikbal, çok hayırlı gelişmelere gebe!..
26 MART 2003 ÇARŞAMBA
|