HARBİN DÖRD VE BEŞİNCİ GÜNÜNÜN DEĞERLENDİRMESİ:

MÜSLÜMAN ASKERÎ GÜCÜN BAŞARISI:

AMERİKA, “HAMAM OĞLANI”NA DÖNDÜRÜLDÜ; KARİZMA, YERLEBİR EDİLDİ!

Dr. Latif Denizci

-Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi-

 

İki gün önce yaptığımız ve “harbin üçüncü gününün değerlendirmesi” başlığını taşıyan makalemizin başlığı, “YALANLARIN ARDINDAKİ GERÇEK: MÜSLÜMAN ASKERÎ GÜÇ, GERİLLA TARZI HARB İLE SİYONİST GÜÇLERE ZAYİAT VERDİRİYOR!” idi.

Okunduğunda; “asimetrik harb” ile “gerilla tarzı” mücadelenin gündeme gelmesi gerektiğinden bahsettiğimizi ve bunların özellikle “gerilla tarzı harb”in Irak Müslüman Askerî Gücü tarafından harbin başından itibaren tatbik edildiğini, özel olarak sabotaj ve suikast parelelinde kullanılan “asimetrik harb”in ise çok yakında başlayabileceğini kaleme almıştık.

Matbuat aleminin tabiriyle söylemek gerekirse, daha yazdığımız değerlendirmenin mürekkebi kurumadan “asimetrik harb” tatbikatları hem de hiç beklenilmeyen bir tarzda zuhur etti.

Önce 101inci Tümen Komuta Çadırı’na el bombaları ve hafif makinalı silahlarla saldırı gerçekleşti. Ardından Katar’daki Siyonist Merkez Karagahı’na “500 fit yükseğe çıkan dumanlarla” anlaşılacağı üzere bir sabotaj gerçekleştirildi. Bunlar açıklanan, basının gözü önünde olduğundan gizlenemeyen sabatojlar.

Kuveyt’teki sabotaj-suikast veya daha doğrusu “fedai tarzı eylemi” yapanın, ABD’Lİ MÜSLÜMAN BİR ASKER olduğunun açıklanması ise, gerçekten de tam bir sürpriz idi.

Bunun yanında “gerillacılığın” nimeti olarak sokak harbi-çatışması ve vurkaç eylemliliği sebebiyle de, Siyonist güç için çok ehemmiyetli bir “giriş” olan Umm Kasr hala (meşhur 45inci Birimin) tarihe geçen ve senelerce anlatılacak bir direniş ile savunulması devam etmekte.

Dün, Siyonist güçlere ait uçakların düşürülmesi ve ardından pilotların esir edilmesi ve daha evvelden ele geçirilen Siyonist güçlere ait esirlerin basına gösterilmesiyle geçti.

Bugün ise, az önce, Irak Enformasyon Bakanı tarafından, “72 yaşındaki bir çiftçinin, mavzeri ile bir Apaçi tipi helikopteri düşürdüğü ve mürettebatı esir aldığı” açıklandı.

Bütün bunlar, Irak Müslüman Askerî Gücünün ve Irak halkının moralini müthiş bir derecede yükseltmiş, aynı zamanda da Siyonistlerin de moralini ve harb etme azmini kırdığı kuşkusuzdur.

Fakat, bir Arap sözü gereği, “harb bazen mağlubiyet, bazen de galibiyetdir”; bu meyanda, “ateşkes” ilan edilmeden hiçbir başarı, kesin bir başarı olarak görülemez; fakat bu tip başarılar, büyük bir moral destek verir.

Harbin beşinci gününden görünen manzara ise şudur:

Müslüman askerî güç, düzenli ordu harbine şu safhada asla girmeyeceğini, harbi “vur-kaç” ve sokak harbi şeklinde devam ettireceğini, bunun yanında sadece “üniformalı” değil, topyekün bir halk harbi verdiklerini ortaya koymaktadır.

Onlar yüksek teknolojik aletler karşısında, insan iradesine bağlı, basit, belki ilkel ama korkunç tesirli bir mücadele yürütmektedir ki, bu mücadele tarzından daha ziyade mücadele azmi ve irade, tek başına karşısındaki düşmanı titretmektedir.

Siyonist güç ise, tamamen teknik gücüne güvenmekte ve hala binlerce fit yukarıdan “akıllı bombalar!!!” atarak ve böylece kadın ve çocuk zaiyatı verdirerek, karşısındakinin daha da bir kenetlenmesine sebeb olmaktadır, nerede kaldı, yılgınlık ve “isyan”...

Televizyonlarda gösterilen esir görüntüleri ile vurulmuş uçak, tank ve askerlerinin kanlı cesetleri, de-moralize olmuş bir orduyu ferdî becerilerini ortaya koyarak harbetmekten uzak tuttuğundan, anlaşıldığı kadariyle yoğun bombardımana ve hatta belki de kimyasal veya biyolojik başlık taşıyan bombaları kullanmasına sebeb olacaktır.

Özellikle Bağdat, nefes aldırmamacasına uçak ve füzelerle bombalanacak ve belki de topçu ateşine tutulacaktır.

 

TÜRK HARB TAKTİĞİ: HİLAL’İN KUŞATMASI

 

Topçu ateşi dedik.

Topçu ateşi açabilmeleri için ise belli bir mesafeye gelmeleri gerekmektedir ki, zannedersek Müslüman Askerî Güç Karargahı buna izin verecektir.

Şimdi Irak içindeki manzara şöyle, harita üzerinde:

Siyonist güce bağlı birlikler (tümenler) şehirlerde rastladıkları direniş sebebiyle oralara girememekte ve şehir dışında ve zaten savunma tertibatı pek alınmamış çöl arazisinde ilerleyerek Irak’ın içlerine doğru yönelmektedir. Kerbela’ya kadar hatta Bağdat’a yakın bir yere kadar yaklaşmış durumdadırlar.

Fakat, şehirlerden, kasabalardan ve hatta tek tek evlerden bile açılan ateş sonucu mıhlanıp kalmakta ve de-morilize edilmektedirler.

Bu manzara esasında Türklerin tatbik ettiği eski ve tesirli bir harb taktiğine çoık benzemektedir. Bu taktiğin ismi “Hilal Kuşatması”dır.

Düşman küçük bir birlik ile karşılaşır, sıcak temas sağlanır, bu birlik çatışa çatışa ve küçük birimlere ayrılarak, çevreden de tekrar saldırarak bu büyük düşman kütlesinin ilerlerken ince ince dağılmasını sağlar. Tabii, bu küçük harb birlikleri de geri çekilir ve peşindeki düşman birliğini daha da derinliğe çeker. Çekilen yer de ise ihtiyat kuvvetleriyle birleşen bu küçük birlik, kendisinden biraz fazla (ama yorgun, bitkin, de-moralize) olan düşman birliğine saldırır ve onu imha eder. Ardından da en öndeki birliğin peşinde ilerleyen düşman ana kütlesine karşı -görüntü itibariyle tam bir hilal çizgisi oluşmuştur- her bir taraftan bu hilal kapatılarak ve öndeki küçük birlikte ilerideki büyük birlikle birleşip geriye dönerek saldırmasiyle düşman imha edilir.

Zannedersek, Müslüman askerî karargahı, bu taktiğin bir versiyonunu tatbik etmektedir. İlerideki büyük güç ise, “Bağdat”...

Evet, onun içindir ki, ilk günden beri yaptığımız değerlendirmelerde “esas harbin Bağdat’ta olacağını” yazmaktayız. Bağdat, kendisine yapılan ana saldırıya direnecek ve hiç beklenilmeyen bir anda da karşılık verecek, diye düşünüyoruz.

Bu plana göre, Siyonist güçün imha olmamak için tek bir çaresi var ki bu, “yüz geri Katar” vaziyetidir. Eğer, daha derinlere giderse, -şimdiki hal bile yeter- korkarız ki, sadece 200 bin kişilik bir “üniformalı kitle” ile savaşmadıklarını, karşılarında topyekün bir halkın olduğunu anlayamadan Irak’ın çöllerinde telef olup gideceklerdir.

Bu, Müslüman Askerî Karargahın, yapmaktan başka bir çaresi olmadığı bir plan..

Bahsettiğimiz gibi, Siyonist güç ise, tamamen teknik olarak ilerlemekte ve çekildiği tuzağı görmemektedir; bahsettiğimiz gibi artık görse de faydası yok.

Eğer bu sıcak çatışmanın dışında, bahsettiğimiz sabotoj ve suikast hadiseleri de devam ederse, netice gerçekten kötü olacaktır onlar açısından.

Bunun dışında, Şanlıurfa’ya düşen iki Tomokavk füzesi meselesi, öyle kolaylıkla geçiştirilecek bir hadise değildir.

Bu, Kuzey Cephesini açamayan ve aksine TSK’nın Irak’a girerek Kürtleri kıpırdamasına engel olan hareketine karşı verilmiş bir gözdağından başka birşey değildir. Yani, “STRATEJİK ORTAK”ın attığı korkunç bir kazık!.

Bunun yanında, bu Tomokavk füzelerinin Akdeniz’den fırlatıldığı ve Türk hava sahasını kullanarak Irak’taki hedefine ulaşan füze sürüsünden kopan iki füze olduğu açıklandı. Bu durumda enteresandır.

Meclis’de kabul edilen “tezkere”de, “hava sahasının açılması” kararı, uçak geçişleriyle alakalıdır, füzelerle değil. Demek ki, “mutabakat zaptı”nda, bu “izinin” nasıl kulllanılacağına dar geniş tefsirler mevcut. Bu tefsiri ise, başta Hariciye olmak üzere idareyi elinde tutan Sabatayist-Siyonist kişeler vasıtasiyle alakası vardır kuşkusuz. Bu çok hain bir iş idi; ama bu hadiseden sonra hava sahası bu füzelere de “yasaklandı”.

Siyonist gücün Anadolu topraklarını terketmesi de çok manalıdır. Kuzey Cephesinin istedikleri gibi açılmaması, gerçekten samimi ve vatansever unsurların direnişi ve Irak’ın güneyinde girdikleri zor durumu halletmeden hiçbir harekatın başarılı olamıyacağını görmeleri sebebiyle, defolup gittiler.

İşte bizim baştan beri söylediğimiz durum da buydu.

Madem ki ABD harb istiyor, buyursun dedik; biz asla ve asla karışmamalıyız, dedik. Kara sahamız kullanılmamakta ve hava sahası da bu gidişle görülmekte ki çok çok istisnai durumlarda kullanılacaktır artık.

Kuzey cephesini açamayan bir saldırının ise alacağı neticeyi de yazmıştık; isteyenler baksınlar websitemizde yazılmış değerli arkadaşlarımıza ait makalelere veyahut hiç uğraşmasınlar, bugünkü harb toblosuna baksınlar. Dediğimiz bu idi.

Siyonist güç, Kuzey ve Güney’den “isyanlar çıkartarak” ilerlmemeyi iki günde de netice almayı planlıyordu. Gördük, Güney’de destanlar yazılıyor, hem de isyan edecekleri umulan Şii bölgelerinde; aynı şey hiç kuşkunuz olmasın Kuzey’de de olacak. İki hain aşirete karşı diğer Kürt grublarının mücadelesi gerçekleşecektir ve bunlar imha edileceklerdir. Fakat bu riski gördüklerinden kıpırdayamamaktadırlar.

Şu anda TSK’nın içeride bulunan küçük bir birimi bile onları korkutmuştur; keza, “görüşmeler bitti!” diyen Siyonist gücün temsilcisi Halilzad da bugün tekrar Ankara’ya gelmiş ve “Kuzey Irak meselesini görüşeceklerini” yani, “aman ha, ne olur, sakın ha girmeyin!” diyeceği bir toplantı yapacaktır.

Harbin bu noktadaki hali, tüm dünya siyasetini değiştirecek bir hal haline almıştır artık. Şu saatten sonra Siyonist güç, -diyelim ki- kazansa bile, “karizma bitmiştir”, bu ise, “güney” veya “üçüncü dünya ülkeleri” diye tesmiye edilen devletlerin YENİ BİR DÜNYA HAYALİ kurmalarına sebeb olacaktır. ABD’nin ve İngiltere’nin “karizması”, harb öncesinden çok farklıdır; artık bütün ülkeler, bu iki ülkenin harp kapasitesini görmüş ve gerekli notları almışlarıdr. Hiç birine artık bundan sonra kolay kolay diş geçirmek mümkün olmayacakmtır.

Fakat buna rağmen, “ABD ezer geçer” diyen “stratejist parçaları” ile General eskileri mevcut. Bunları CNN veya NTV’de ama en çok da TRT-1’de “Savaş İzleme Birimi” altında görürsünüz. Seyredin, gerçekten de bu dinazorları veya “İslama muhalefet olsun da ne olursa olsun!” zihniyetine sahib ahmakları; hadiseleri tevil etmelerinin zevkine doyum olmuyor, diyelim.

İşte harbin beşinci gününden görülen manzara bu.

Müslüman askerî güç, destanlar yazarak, kadını erkeği, genci yaşlısiyle harbediyor. Siyonistler durdu denilecek bir hızla ve büyük zaiyatlarla ilerliyorlar.

İran ve Suriye orduları Irak sınırında alarm vaziyetinde emir bekliyorlar. Şimdi bir düşünelim, Necef’de veya Kerbela’da, Şii müslümanların bir çok din büyüklerinin kabirleri olduğu gibi, peygamber Torununun da kabr-i şerileri orada. Bir şaiya çıksa “Kabr-i şerif vuruldu!” diye... Ve bu tehlike mevcut, yani ol mübareklerin kabirleri bomba tehdidi altındadılar. İşte o zaman harbin nasıl yön ve rota değiştirdiğini göreceğiz hep birlikte ve “asimetrik harb unsurlarının” nasıl dünyanın dört bir yanında zuhur edeceğini de.. (Filistin’in hala devreye girmediğine dikkat çekeriz.)

Müslüman askerler, halk destanlar yazıyor. Bu mücadele göstermektedir ki, mühimmatları bitene kadar, elleri kolları bağlana kadar devam edeceklerdir. Siyonist güç, işte ancak ve ancak bunu başarırsa işgali gerçekleştirebilir.

Bunu yapamıyacağına göre, Irak’ın heryerine yayılsalar ve her tarafı bombalasalar bile “vur-kaç eylemleri” ile “fedai eylemleri”nden kurtulamayacaklarıdır.,

Zaten, bir tane bile “fedai eylemi” görülmemesi daha, harbin Müslüman askerî güç zaviyesinde, ilk safhalarında olduğunu göstermektedir.

Şunu artık herkes bilmeli:

Irak halkı topyekün ve Lideri Saddam Hüseyin’in emri doğrultusunda tarihte benzeri az görülmüş bir destan yazıyor!

Allah, Peygamber, Evliya, Şüheda, Gaziun, Abdal, 40’lar, 7’ler yanlarındadırlar.

Buna iman ediyoruz.

Yoksa, Amerika, artık “hamam oğlanı” pozisyonundan başka bir kelime ile tarif edilemeyecek bu hale düşer miydi?..

 

24 Mart 2003

www.sinamiorhan.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1