HARBİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜNÜN DEĞERLENDİRMESİ:

YALANLARIN ARDINDAKİ GERÇEK:

MÜSLÜMAN ASKERÎ GÜÇ GERİLLA TARZI HARB İLE

SİYONİSTLERE ZAYİAT VERDİRİYOR!

Dr. Latif Denizci

Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi

 

Siyonist saldırının üçüncü gününden gözüken, onlar açısından, kesif bir psikolojik harp ve kara-propagandanın dışında dişe dokunur bir gelişme olmadığıdır.

Televizyonlara çıkartılan bütün “stratejist” veya “general eskileri”nin tümü, meseleye Siyonist gücün tarafından veya onların göziyle bakmakta ve objektif bir değerlendirme yapmamaktadırlar.

Mesala, harbin ilk saatlerinden itibaren, “düştü... iki saat sonra elimizde... ele geçirdik... hayır, eski limanı ele geçirdik, yeni ve esas limanı ele geçiriyoruz... bayrağı çektik... arkadaşlar itiraz etti bayrağı indirdik.. tamamen ele geçirdik” türünden ifadelerin, hem de birinci elden, Merkezî Karargah’dan yapıldığı Umm’ul Kasr ve Fao yarımadasının hala ele geçirilemediği, “yüzde 85inin ele geçirildiği” açıklanmakta.

Bunu duyan NTV’deki bir General eskisinin “yorumu” ise harika:

“- Eh, yüzde 85’i ele geçirildiğine göre, bir iki saat sonra tamamı ele geçirilecek demektir.”

Bu zatın seneler boyunca vatanı korumakla mükellef silahlı kuvvetlerin bir idarecisi olduğunu düşünürsek, hem “eskilik” sınıfına atılmasının faydalı olduğunu hem de bu zatın vazife başındayken bir harbin başımıza gelmemesine sevinmemiz gerektiğini hemen söylemek gerekir.

Sayın General eskisi, üç gündür “alınıyor, alınacak, alındı; tüh be almamışız, ama alacağız!” demek zorunda kalan yani, -bir harb tekniği olan “hile”ye başvurması mazur olsa da- YALANA BAfiVURAN SİYONİST GÜÇLERİN teknik kapasitesinin “çöl ortamında” işlev kapasitesinin ne kadar küçülebileceği ve tamamen teknik güce dayalı bir ordunun, birebir mücadele esnasında, en küçük bir direniş karşısında yerinde mıhlanıp mıhlanamıyacağı meselesi üzerinde ne Siyonist güçlerin, ne de Irak’ın yanında yeralmadan “objektif tahlil” yapacağına, söylediği “biriki saat sonra teslim alınır!”, açıklaması ne kadar komik!..

Bunu şu şekilde açıklamak, bunama belirtileri başlamış General eskileri ile dolarla beslenen “stratejistlere” bir şey anlatır mı bilemeyiz:

“Üç büyükler” denilen takımların, kupa maçlarında ikinci lig takımlarından ikişer üçer tane yiyerek elenmeleri, “imaj” ve “üçüncü sınıf takım nasılsa” aldatıcı zihniyetine dayalı bir mücadeleye girişin tabii neticesidir. Dolayisiyle, rakibi küçümsemek gerçekleşiyor; rakib ise, “kaybedecek neyim var?” zihniyetiyle varını yoğunu ortaya koyarak mücadele edince de, olan oluyor.

fiu andaki durum, bu şekilde de açıklanamaz esasında; çünkü, Müslüman askerî güçler, “kaybedecek neyim var ki?” düşüncesinin yanında, senelerdir “Siyonizme büyük bir buğz” ile bilenmiş ve “gerilla harbi” tarzı içinde taktik geliştirmiş ve yetiştirilmişlerdir. Tabiatiyle iradeleri çok yüksek bir kapasitede ve “ölümü göze almış” mevkindeler. Ya Siyonist güçün askerleri?..

Fao’yu, Umm’ul Kasrı ele geçirebilirler, Basra’yı da birkaç gün içinde ele geçirebilirler, hatta pek bir direnişle karşılaşmadan da ilerleyebilirler.[Bunu dünkü değerlendirmemiz içinde de bahsetmiştik; hala çok uzaklarda kalmalarına Irak müslüman askerî komutası şaşmaktadır zannedersek.] Çünkü, Irak Müslüman askerî gücü “harb stratejisini” mevzii harbi-cephe tarzı üzerine inşa etmemiştir.

1991 harbinden çok büyük ders alınmıştır.

Televizyonlardan üç gündür izlediğimiz kesif propaganda ile kafalara kazınan, “Siyonist güçlerin Irak’ın Güney’inden Bağdat’a doğru, hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerledikleri” idir.

Sormak lazım:

Ne bekleniyordu ki?..

Kuveyt sınırından veya Ürdün sınırından itibaren adım adım bir direniş mi?..

İnsanların kendilerini bile bile hiç hesabsız öldürtmelerini mi?..

O bölgeler zaten BM Andlaşması gereğince “askerden arındırılmış bölge”; kim var ki dirensin!!!

Bunun yanında Güney’in sert tabiat koşullarının en sert şekilde cereyan ettigi bir dönem zaten bu aylar; yani, tabiî amillerden müteşekkil bir sed mevcut.

Keza; bu bölge 33üncü paralel hududu içinde olduğundan Irak müslüman askerî güçlerinin tam bir kontrolünün, tabiatiyle de direnişinin gerçekleşmesi beklenmemeli. Aynı mesele, Irak’ın kuzeyi içinde geçerli olacaktır. Orada da daha çok, vur-kaç tarzı ve pusu atmalar, bubi tuzakları ve sabatojlarla yürütülecek bir harb gerçekleşmesi beklenmelidir.

Hele havadan indirilecek olan Siyonist güçlerin, aşağıdan yapılacak bir kesif ateş altında durumlarının ne olacağının tahmin edilmesi gerekmektedir.

Bir de General eskileri ile “ünlü stratejistlerin”, bu yavaş ilerleme üzerine söyledikleri hoş bir ifade var:

“- Yoğun bir bombardıman yapılmamasının sebebi, Amerikanın sivil zayiatı azaltmak için için bombalamadan kaçınmasıdır. Yoksa, bir günde bu savaşı bitirebilir!”

Harbde dahi tatbik edilmesi mecburî birtakım kurallar, “harb hukuku” vardır; Cenevre ve Viyana Sözleşmeleri vardır, bunlara göre de, “meskun yerler bombalanamaz; tersi harb suçudur!” Temmuz 2002’den itibaren işlemeye başlayan “Milletlerarası Ceza Mahkemesi” ile Belçike Mahkemeleri, bu harbde işlenebilecek bu türden bir “suç sebebiyle” yapılacak bir başvuru ile ABD Başkanını bile muhakeme edebilir ki, şu andaki konjönktür gereği bunu da zevkle yaparlar zaten.

İşin bir de böyle bir “hukuki boyutu” var.

Bunun yanında, ikinci gecenin bitimine doğru B-52’lerin Londra’dan kalkıp, TC hava koridorunu kullanarak (eğer Genelkurmayın dediği doğruysa, o zaman da İsrail-Ürdün koridorundan geçerek) Irak’ın tamamını bombalamasını nasıl görmüyor bu zevat?!

Binlerce metre yukarıdan hesabsız atılan bombaların “akıllı bomba” olduğunu kimse söylemesin; açsın televizyonları seyretsin ve yıkılan evleri görsün, ölen sade vatandaşları görsünler.

Bu noktada şunu söylemek de gerekiyor ki, AKP hükümetinin “hava koridorunun açılması ve TSK’nın içeri girmemesi”ne karar vermesinden hemen sonra, özel bir birliğin Irak’ın kuzeyine girmesi çok önemli bir gelişmedir.

Özellikle bu kararı açıklayan AKP yetkilisiyle, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün suratlarının şekli, “olmadık işlerin pazara geldiğini” göstermektedir. Çok şeylerin beklenebileceği bir ortam meydana geliyor.

Bunun yanında, ABD Dışişleri Bakanı Pavıl’ın, “çocuklarımız ölüyor, hava koridorunu açın!” yalvarışı da, (isterse bu da bir “harb taktiği” olsun) harbin Siyonist güçler için ne gibi sürprizler sunduğunun bir itirafıdır.

Bunun yanında dünkü bahsettiğimiz “asimetrik harb” manzaralarının daha harbe dahil olmadığını, bunun işin rengini fazlasiyle değiştireceğini görmek gerekir.

[Fakat bu tür bir hareketin, Siyonist güçlerin Irak üzerinde kullanacağı, kimyasal, biyolojik veya nükleer bir bomba karşılığında ortaya çıkacağını tahmin ediyoruz. Eğer bu şekil bir hadise gerçekleşmezse, -veya büyük bir soykırım safhası gerçekleşmezse eğer- veyahut dünya kamuoyunun tepkisi patlama noktasına gelirse, yine bu tarz bir hareket gerçekleşme ihtimali içindedir. Siyonist güçlerin, yukarıda General eskilerinin bahsettiği “yüksek seviyeli bombalamadan” kaçınmalarının sebebi de esasında bir noktada budur; eğer böyle bir hareketde bulunurlarsa, biliyorlar ki, zaten harbe karşı olduklarını hergün yüzbinlerce insanın yaptığı gösterilerle ortaya koyan kendi toplumları, yanıbaşlarında patlayacak bir bomba sebebiyle ayaklanma safhasına bile gelebilir ki, bu, arka-cephenin çökmesi demek olacaktır. Yani, “yüksek seviyeli bombalamadan”, insanî (!) nedenlerle değil, toplumlarının tepkilerinden korktuklarından uzak duruyorlar. Bosna’daki Sırp katliamının, Anadolu’da muazzam 10 Nisan eylemleriyle bir anda kesilmesinin sebeb-i hikmetini düşünün ve bunu idrak edin.]

Harbin üçüncü gününden bakıldığında görülen bunlar.

Müslüman askerî güçün, cephe harbine girmeyeceği, şehir harbi yapılacağı, bu şekildeki bir taktik ile “ricat-düzenli geri çekiliş” gerçekleştirilip, her terkedilen yerin bubi tuzakları ile donatılıp, tahrib edileceği, petrol kuyularının kesinlikle tahrib edileceği, (çıkan duman ve gazın işgal güçlerinin ilerlemesini engellemesi, kısıtlaması sağlanacaktır) ve nihayetinde Bağdat’ta, yeni Hülagulara karşı sokak sokak, ev ev bir cehennemî şehir harbinin başlayacağını görmek ve harbin de işte bu noktada “esas” başlayacağını idrak etmek gerekiyor.

Irak’ta hala Güney ve Batı’dan bir tatminkar bir ilerlemenin olmaması, hele Batı’dan giriş için parasütçü birliklerin, “Irak’ın içlerine kadar ilerledikleri” iddia edilen Siyonist güçlerin ardına veya yanına değil de, hemen Ürdün sınırına indirilmeleri, eğer ilerlemişlerse bu güçler, “arkalarının sağlam olmadığının” gözle görülür bir itirafı olarak kabul edilmelidir.

Halkımızın, tek taraflı bir “bildirime” tabi tutulduğunu bilmesi ve Iraklı müslüman askerî temsilcilerin açıklamalarının verilmemesindeki harb hilesine kanmalarını salık veririz.

Bu harb, Irak müslüman askerî güçlerin komutanı Saddam Hüseyin’in öldürülmesine veya uygun şartlarda yapılacak “ateşkes müzakaresi çağrısına” kadar devam edecektir.

Bu böyle biline!.

22 Mart 2003

www.sinamiorhan.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1