|
KUŞATILMIŞ İKTİSAD VE HACZEDİLMİŞ SİYASET Dr. Lâtif Denizci (Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi)
GİRİŞ: TABLONUN RESMEDİLMESİ TCnin iktisadî ve siyasî vaziyetinin uzun uzun bir tahlili yapılabilirse de, şu anki makale mevzumuz açısından buna lüzum yoktur. ABDnin (ikinci defa) Iraka saldırı ve işgalini Richard Perlenin, Rumsfeldin, Makovskinin beyanatlarından öğreniyoruz ki, 1998-1999 senelerinde planlamışlar ve ABDnin mevzilenmesini o zamandan itibaren başlatmışlar. O günleri gözönüne getirirsek, Anadolunun bir cendereden geçtiği günler olduğunu görürüz. O günler; Siyonist 28 Şubatçıların, kesinlikle millici olmayan nasyonalist manasına ulusalcı güçler tarafından, uzlaşma ile tasfiye edildiği (daha doğru bir benzetme ile durdurulduğu), fakat varılan uzlaşma sebebiyle de KÖKTEN KURUTULAMADI⁄I için tekrar baş vermeye başladığı günlerdir. Direnen tek unsur, cezaevleri direnişinin tarihini tekrar yazdıran İBDA MİHRAKIdır. Neticede (Sabatayist-Kemalist ittifağı açısından) mağlubiyetten beter bir galibiyet ile cezaevi direnişi sayfası kapatılmış, 1999 KURTULUŞ YILIDIR! dövizi -sadece ve sadece- asılı bulunduğu gönderden indirilebilmiş fakat bütün vatan sathına yayılması ve gününü beklemesi süreci başla(-tıl-)mıştır. Bu arada, defterlerinin dürüleceğini anlayan Kemalist güçler, hükümet koltuğunda oturmaktadır. İşte iktisadî kuşatılmışlık ve haczedilmiş siyasî hal, daha doğrusu diz çöktürme ameliyesi bu noktadan sonra başlamaktadır. ABDnin Yakın Doğu yani Ortadoğu ile ilgilenmek için kurulmuş Vaşinton Enstitüsü (Winnep), devamlı toplantılar yapmakta, direktifler hazırlamakta ve gerek 28 Şubatın gerekse ulusalcıların liderlerini -Ecevitin tabiriyle- ulu mekanında toplamakta ve konuşmalar yaptırmaktadır. TCnin iktisadî hayatında mühim bir mevkii bulunan İstanbul Borsası, işte bugünlerde ehemmiyetli gelişmelere sahne olmaktaydı. Keza, döviz piyasası da... Başta City Bank, (Doçe Bank) olmak üzere, beynelmilel siyonizmin önde gelen bankaları operasyon başlatmışlar ve döviz kurlariyle oynamaya ve borsada vur-kaç eylemine girişmişlerdi. Neticede, iktisadî ve malî vaziyet tedirgin edici hal olmaktan çıkmış ve kortutucu bir vaziyete girmişti. Başbakan Ecevit de tam bugünlerde ABDde idi. Ulu mekanaa da gitmiş görüşmelerde bulunmuş ve daha yoldayken, yakından tanıdığı bir iktisatçının, ülkenin iktisadî vaziyetini idare etmek için Ankaraya geleceğini açıklamıştı. Gelecek olanın ismi de bir kaç gün sonra açıklandı: Kemal Derviş! Kemal Dervişli TCnin iktisadî vaziyetinin ne olduğunu sadece şunu yazarak anlatmak yeter: TCnin borçları, 55 milyar dolardan sadece bir sene içinde 175 milyar dolara çıktı! İktisadî halimizi düzeltmek için gelen adam, bizi iyice bitirmiş ve borç alma durumuna getirmişti; elbette borç alan, emir de alırdı! artık. Kemal Dervişin gayretli faaliyetleri netice vermiş ve ülke tamamen IMFnin eline geçirilmişti. Artık, birkaç yüz milyon dolar borç vermek için bile ülkenin açık pazar haline getirilmesine yönelik kanunların çıkarılması şart koşulmaktaydı. Kemal Dervişin, 15 günde 15 kanun sözü meşhur oldu. Seçimler gerçekleşti ve ülkeyi Siyonizme teslim eden hükümet halkın büyük çoğunluğunun kararı ile siyasî hayattan silindi. Hükümet AKPye geçti. AKPNİN HARBE KARŞI TAVIRLARI Hükümet, iktisadî kuşatılmışlık ve haczedilmiş siyasî haliyle AKPye devredildi. AKP seçim evveli ve sonrasında halkın pembe hayallere dalmasına yardımcı bir sürü sözler sarfetti ve sanki artık her şey güzelleşecek!miş intibahını yaydı. (3 Kasım Seçim Değerlendirmesi isimli makelemiz ile sitemizde yeralan siyasî makalelere bakabilirsiniz.) Fakat çok geçmeden, hükümetlerinin daha birinci ayında Kıbrıs ve Irak meseleriyle karşılaştılar. Kıbrıs ayrı bir mesele olmakla birlikte kısaca söylemek gerekirse, AKPnin buradaki siyaseti, ver kurtuldan başka bir mana ifade etmemektedir. Kıbrısdan daha da ehemmiyetli olan Irak meselesinde ise, AKPnin üç siyasî yolu takip ettiğini görmekteyiz. 1) Başını Recep Tayyip Erdoğanın (ve baş danışmanı Ömer Çelikin) çektiği siyasî akılcılar ki, Iraka ABD ile saldırıdan yana tavır koyanlar. 2) Başını Abdullah Gül ve TBMM Başkanı Bülent Arınçın çektiği, engelleyebilirsek engelleyebilelim, ama çok zor; öyleyse, stratejik ortak olarak maddî açıdan faydalanalım diyenler. 3) AKP içinde sayıları az olmakla birlikte Atilla Maraş, F. ünlü gibi milletvekillerinin içinde bulunduğu savaşa her şart altında hayır! diyenler. Sonuncu grub hariç, ikincilerin öne sürdüğü, birincilerin ise, siyasî maske olarak kullandıkları (çünkü onların niyetleri tamamen ABD ile harekettir.) bir ifade var: - Çok borcumuz var. Ve bu şartlar altında bu durumu ne kadar engelleyebiriz bilemiyoruz! İkidebir söyledikleri, devlet gerçeği ve menfaati lafı gibi bir terkible onlara şöyle cevab vermek mümkün: - Devlet makamı, bahane üretip, mazeretlere sığınma yeri değil, çare üretme yeridir. Bu noktada... Çökmüş iktisadı, kuşatılmış/haczedilmiş siyasetiyle TCnin anlaması ve MUTLAKA tatbik etmesi gereken siyaset, HARBE KESİNLİKLE HAYIR! siyaseti olmalıdır ve bundan KESİNLİKLE vazgeçilmemelidir. KUŞATILMIŞ BİR İKTİSADİ VAZİYET VE HACZEDİLMİŞ BİR SİYASET İLE GİRİLEBİLECEK BİR HARBİN, BU VAZİYETİ DE⁄İŞTİRECE⁄İNİ KİM SÖYLERSE, ONA SÖYLENECEK TEK ŞEY: VATAN HAİNİSİN! LAFINDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMAMALIDIR. Bu vaziyet, harbe girmenin değil, aksine harbe girmemeninin sebebi olarak kullanılmalı ve halkı yanına alıcı büyük bir proje gerçekleştirilip hemen harekete geçilmeli; Anadolu insanının büyük direnişi ile bu işin içinden asgari zayiat ile çıkılmalıdır. HARBE İŞTİRAK ETME VE ETMEMENİN MUHASEBESİ Şurasını unutmamak gerekir: Evet, bu harbe girmezsek eğer, zarar göreceğiz. İktisadî, siyasî vesaire... Fakat... Bu harbe girmekle bize gelecek olan zarar, girmemekle gelecek olan zarardan daha fazladır! Ama şunu iyice görmekteyiz ki, TC hükümeti ve iktidar sahibleri, bu fikirlerle uğraşmamakta, kendilerini tamamen harbe fiilen girmek veya üsleri açmak ve ABD askerlerini konuşlandırmak gibi dolaylı girmek arasındaki maliyet hesablamaları arasında gidib gelmektedir. Fikirleri şudur: Harbe gireceğiz ama nasıl?! Şu andaki siyasî manzara, fail kadar fiile yardımcı olan da aynı cürümü işlemiştir mantığınca, TC idarecileri, istediği kadar biz harbe girmeyeceğiz! dese de, milletlerarası hukuk doktrini açısından -Irak nazarında- TC, ABD ile beraber harbe girme hazırlığı yapmaktadır. BAŞINI STRATEJİK ORTAKÇI A. GÜL-B. ARINÇIN ÇEKTİ⁄İ KLİ⁄İN BULDU⁄U FORMÜL BUDUR: HARBE, YANİ SICAK ÇATIŞMAYA (HAREKÂT) GİRMEYECE⁄İZ; FAKAT MUHARİB UNSURLARI VE TÜM TECHİZATLARI KENDİ TOPRAKLARIMIZDAN NAKLİNİ SA⁄LAYACA⁄IZ!. HARBE İŞTE BÖYLE GİRECE⁄İZ! Çok borcumuz var; ne yazık ki emir alma durumundayız! AKPli -büyük masonlardan- Mehmet Dülgerin kullandığı bu ifade, harbe girmenin değil harbe girmemenin sebebi olarak kullanılacağı yerde, tam tersi faaliyette bulunuluyor ve sanki çok büyük pazarlıklar yapılıyormuş! havası da verilerek, ülkenin menfaatleri için herşey yapıldı izlenimi veriliyor ve koskoca bir devlet, üç kuruşluk kan parasına BA⁄LANARAK erketeliye soyunduruluyor! Evet, çok borcumuz var! Evet, kıpırdayacak halimiz yok! Evet, ne derlerse yapmak zorunda kalıyoruz! Ama bütün bunlar, bu borcumuzu daha da artıracak hatta o borucun esamesini bile okutturmayack bir vaziyeti ortaya çıkartabilecek bir harbe girmemizin bahanesi OLAMAZ! Dünyanın büyük devletleri bu harbden uzak durmaya gayret sarfederken, NATO ve AB, bu harb sebebiyle ÇATIR ÇATIR ÇATLAMAYA BAŞLAMIŞKEN, ülkenin idaresini eline geçiren yeni İTler (İT: İttihat ve Terakki Fırkası) eskileri gibi bir hayal içinde ve sonu belli korkunç bir maceraya ülkeyi sürüklemektedir. -Çok borcumuz var! Bu, bir bahane olamaz! Devlet, eğer Milletin bir teşkilatlanmasıysa, bu çok borç, borç olamaz! Atalarımızın sözüdür: - Borç, yiğidin kamçısıdır! Devletin toplam borcu 220 milyar dolar civarında. Buna faizler de dahil. Bu da şu demektir ki, Devletin kendi borcu (kaniçici faizler ve TÜSİADı MÜSİADı dahil kaymak tabakanın borçlarına olan kefillikleri hariç) 56-60 milyar dolardır. Türkiye, bölgenin (ve dünyanın) en jeopolitik ve jeostratejik ehemmiyeti haiz devletidir. Yeni bir cephe aç! Bölge devletlerine durumunu (zaten biliyorlar ya!) açıkça anlat! Uzun vadeli kredi talep et! Direnecek halimiz kalmadı; birbirimize destek olalım de! (Bunu, ABDye derken birşey söylemeyenlerin, bölge ülkelerine söylenmesine de birşey dememeleri lazım!) Bölgeye yabancı unsur sokmayalım; meselelerimizi birlikte halledelim de! Fransalmanya ve Rusya ile hatta Çin ile, bu bölge gücünü arkana alarak masaya otur! IMFyi ve Dünya Bankasını hududdan içeri sokma ve evrakları da Amerikan Express ile postala! Bütün bunları yaparken, halkına açık ol! Durumu açıkça anlat! Istırablı günlere hazır olmasını iste! Büyük bir ciddiyet içinde ısrarcı ve dirayetli bir siyaset ile ABDyle de masaya otur. Dinleme ve izleme üslerinin istikbali hakkında bir rapor takdim et ve dur artık! de! Bunları yapmak çok mu zor! Bekara karı boşamak kolaydır! derler; ama bu söz, bizi bağlamaz, çünkü biz evliyiz! O açıdan, bütün bunları yapmak gerçekten de KOLAY! Yeter ki istensin! İşte bütün bunlar, harbe girmemek için yapılması gerekenler; ve harbe girmemek için yapılması gerekenleri yaparken de başımıza bazı şeyler elbette getirilmeye çalışılacaktır. ABDnin en sevdiği tarzdır bu işler zaten. Sıkı bir izleme-hafiye teşkilatı ile de bütün bunları takip edecek ve bu işleri yapan faillerin boş vücut kütlelerini de kimseye sezdirmeden asıl müsebbibin kapısına bırakacaksın! Bir defa, iki defa, üç defa; bilesin ki dördüncüsü olamayacaktır. Millet olarak çok sıkıntı çekeceğiz. İstakoz, Danimarka peyniri, İsviçre çikolatası, İtalyan dondurması vesaire alışkanlıkları olanlar, bunların bıçak gibi bir anda kasilmesinden ötürü büyük sıkıntı!!! çekeceklerdir elbette ama, midye ve balık, kemik çorbası, tarhana, fasulya ile beslenen milletimizin kısm-ı azamisi için bu sıkıntı, biraz büyük olacaksa da katlanılabilir bir seviyede olacaktır. Hele, bölge devletleri ile işbirliği içine girilirse bu hali atlatmak daha da kolaylaşacaktır. Peki ya stratejik ortak ABD ile beraber (şu anki vaziyette olduğu gibi) Irakla harbe girilirse ne olacak?.. Kurulacak olan FEREDATİF IRAK KÜRDİSTANı ile belki de seneler sürecek bir çatışmaya, harcanacak milyarlarca cephane parasına, ölecek binlerce Anadolu insanına, kopartılacak ecdad toprağına; içeride yapılacak (28 Şubatçılarca listeleri hazırlanmış) müslüman kıyımına; daha da mühimi, Ankara-İç Anadolu çevresinde sıkıştırılmış TÜRK NÜFUSUN -güya- hakimiyetinde olacak F E D E R A T İ F T Ü R K İ Y Eye, en az iki kısma ayrılmış ve birisinde kurulacak EKÜMİNİK PATRİKin hakimiyetinde olan KONSTANTİNAPOLİSLEŞTİRİLMİŞ İ S T A N B U L E Y A L E T İ N E hazır olmaktan başka ne yapılabilir bu harbe girilirse!? Faraza veya ütopya veyahut delisaçması değil bu yazdıklarımız! Hele planın Ortadoğu kısmı hakkındaki bilgilerimizi yazsak... Sadece şunu yazsak yeter: SİYONLAŞTIRILMIŞ VE FİLİSTİNLİLERDEN TECRİD EDİLMİŞ BİR KUDÜS! İşte onun içindir ki, Irak Filistini, Filistin ise Irakı gözleyip durur ve birbirlerine destek olmaktan başka birşey yap(a)mazlar! DEVLET, MİLLETİN HİSLERİNE TERCÜMAN VE ALET OLMALI İktisadî kuşatılmışlık ve haczedilmiş siyasî hal, işte bu planın işleme konulabilmesi için gerekli olan unsurdu ve onu başardılar. Ama bunu başarmaları, planı da başarmaları manasına gelmez! - Çok borcumuz var! Bu, bahane olamaz! Devlet makamı, çözüm üretme yeridir; bahanelere sığınma ve teslim olma yeri değildir! VE, EN KÖTÜ ÇÖZÜM BİLE ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN, TESLİMİYETTEN DAHA İYİDİR! Türk Devletini idare eden Derin kısımdan Sabatayist unsur, stratejik ortağı ile birlikte ülkeyi, milleti ile birlikte korkunç (ve sonu belli) bir maceraya sürüklemektedir. Daha dünün Kasımpaşalı mahalle horozunun (ağzına bile yakışmıyor!) bin senelik Devlet tecrübesinden bahsetmesinden UTANAN, SIKILAN, ECDADINI SEVEN SAMİMİ VATANSEVER UNSUR NE YAPIYOR ACABA?.. MİLLET, HAZIR! EĞER BUGÜN HAREKETE GEÇMEYECEKSE O UNSUR, YARIN ÇOK GEÇ OLACAKTIR! Ve o zaman, Millet tek başına harekete geçtiğinde, (ki, emareleri ortada), bu unsura, diğer Sabatayist unsur gibi muamele yapmaktan başka bir faaliyeti ol(a)mayacaktır! 18 Şubat 2003
|