GENERAL ÖZKÖK’ÜN AÇIKLAMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ:

TC, ASKERÎ VE SİYASÎ NOKTADA TAM BİR TIKANMA HALİNDEDİR!

Dr. Lâtîf Denizci

-Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi-

 

(Mevzu: TSK Genelkurmay Başkanı General Özkök’ün açıklamaları ve “Notlar” halinde, AKP Hükümeti’nin açıkladığı “bütçe tasarısı” ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın davranışlarının bir değerlendirmesi ile, TC’nin, Devlet, Hükümet ve askerî yetkililerine “Irak stratejisi” hakkında mukaddime babında bir sual ile, İskenderun Limanı’ndaki ABD askerî birliklerinin kanunî mevkilerinin milletlerarası hukuk ve TC hukuku açısından nasıl görülmesi gerektiği...)

5 Mart 2003 günü Genelkurmay Başkanı Özkök tarafından yapılan açıklamalar, ABD’nin Irak’a karşı plânladığı harbin TC ve Anadolu insanının istikbali bakımından ne derece ehemmiyetli ve milletin verdiği “Irak’la Harbe Hayır!” kararının kesinlikle doğru bir hareket olduğunu ortaya koydu.

Önce...

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Ankara’ya ziyareti esnasında protokol kurallarını da yıkarak Kıbrıs meselesini ilk önce Genelkurmay Başkanını ziyaret ederek onunla (askerle) görüşmesi ne kadar çarpıcı ve TC siyasetinde askerî kanadın sözünün evvel geldiğini, bu nokta-i nazar itibariyle ülkemizdeki -mevcut bulunduğu söylenen- “demokrasi, halk iradesi” denilen nesnenin “derecesini” ortaya koyması bakımından ehemmiyetli ise de, ondan da evvel, Genelkurmay Başkanı’nın, kendisine “Kıbrıs meselesi” hakkında “görüş teatisinde bulunmak” maksadiyle gelmiş, yaşlı, hasta ve yorgun bir Cumhurbaşkanını, hem de konuştukları mesele ile alakasız bir mevzu olan Irak meselesinde, daha evvelden almış olduğu (veya dikte ettirilen) “TSK görüşlerini” açıklamak için 40 dakika yanında tutması; daha doğrusu, Denktaş’ın meselesini ehemmiyetsiz bir iş kabiline ve Denktaş’ı da “dekor” olarak görülmeye indirircesine, alelacele böyle bir açıklamada bulunması daha ehemmiyetlidir.

Keza; General Özkök’ün; “MGK’da niye hükümete tezkere meselesinde bir tavsiyesi olmadı; asker suskun mu?” sualine verdiği, “MGK’da eğer bir tavsiye kararı alınmış olsa idi, ertesi gün yapılacak Meclis oylamasında milletvekillerine bir baskı olurdu!” cevabı da, mühim bir itirafdır.

Bilindiği üzere, Millî Güvenlik Kurulu, “karar almaz” ancak “hükümete tavsiye metni” hazırlar ve bugüne kadar söylendiği gibi, hükümetler de bu tavsiyeyi tatbik edib etmemekte hürdürler. Fakat şimdi görülüyor ve en yüksek seviyenin itirafı ile anlaşılıyor ki, MGK kararları “uyulması lüzumlu olan” kararlar ve “baksı unsuru” imiş! Bu itirafla da yine “demokrasinin derecesini” anlamış oluyoruz!..

Bu cevabın arkasında saklanan gerçek ise, daha sonra bahsedeceğimiz ifadedesinde geçen bir cümlesi sebebiyledir ki, o da, tezkerenin bütün mesuliyetini AKP Hükümetine ve Meclis’e atıp, “ordunun yıpratılmasına” engel olma gayesidir.

Fakat şunu hemen ilave edelim, hükümet koltuğunda falanca değil de filanca parti oturuyor olsaydı da, bu plân engellenemezdi; AKP’nin yerinde CHP veya eski koalisyon partileri de olsa, MGK yine aynı tutumu sergileyecekti kuşkusuz; çünkü “iş”, “ordu”ya dayanacaktır bu meselede nihayetde ve onun “yıpratılmaması” ve mesuliyetin “siyasîlere atılması”, bugüne kadarki TC tarihinde çokça görülmüş bir gelenektir.

•

General Özkök’ün “TSK’nin görüşlerini bildiren” açıklamalarının en mühim kısmı ise şudur:

“- Meseleyi basit bir tarzda anlatırsak, bu savaşa girmemizle uğrayacağımız zarar, girmemekle uğrayacağımız zararın aynıdır. Fakat, savaşa belirttiğimiz tarzda girmiş olursak, uğrayacağımız zararın tanzimi sözkonusu iken, diğer seçenekte bu mevzubahis değildir.”

Bu açıklama, bizim baştan beri söylediklerimizle aynı fakat eksikdir.

Öncelikle şunu tekrar belirtelim ki, bu harbe iştirak etmemizle birlikte uğrayacağımız maddî ve manevî zarar, girmemekle uğrayacağımız maddî ve manevî zararla aynı olabilir fakat daha fazla olması ihtimali çok daha yüksektir. Hem ülkemiz hududlarını bu harbe dair HER UNSURA KAPALI TUTARSAK, elverirki bu harb OLMAYABİLİRDE!..

Çünkü, Irak meselesinin başından beri (Aralık ayı ortaları itibariyle) ABD’nin, hükümetin iki tezkere halinde hazırladığı hususlarda büyük bir baskı ve tehdidi mevzubahisti ve eğer bu hususlarda kendisine yardım edilmezse, “TC’yi dışlayan B Plânı”nı devreye sokacağından bahsediliyordu.

Hatırlarsak, tezkere meseleleri için önce 18 şubat 2003 tarihi ortaya atıldı “bu, son tarihdir, vaktimiz kalmadı!” dedi ABD devlet temsilcileri, sonra bu olmayınca “21 şubat” için böyle dedi, tezkere reddedilince yani normal şartlarda artık otomatikman “Kuzey Cephesi seçeneğini TC’siz olarak şekilendiren B Plânı”nı devreye sokması gerekirken, utanmaz bir tavır içerisinde tekrar Hariciye Bakanlığına gelip, tezkere hususunun tekrar ele alınması gerektiğini ve “vakitlerinin kalmadığını” söyleyebildi.

Bu şunu ortaya koymaktadır: ABD’nin “B Plânı” diye bir şeyi yoktur! Yaptığı basit bir şantaj ve tehdidden ibarettir ve kuşattığı iktasadı ve haczetiği siyaseti ile TC’nin bu tezkereleri muhakkak çıkaracağına inanmaktadır.

[Bizim, “B Plânı yoktur!” sözü, bunun muhakkak olmadığı manasına değil, “kabul edilebilir bir seçenek; göze alınabilir bir tercih” olmadığı noktasındadır ki, bunları bildirmiştik.]

General Özkök’ün açıklamalarını yaptığı saatten birkaç saat sonra ABD Başkanı W. Bush ile “Irak harbi plânını” görüşen, Irak’a yapılacak saldırının “beyni” Merkez Karargah Komutanı General Tomy Franks, bu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, “Eğer tezkere çıkmazsa, asker ve gemilerin nereye konuşlanacağını gizli tutmaktayız!” açıklamasını yaptı. Bu açıklama da, (niye “gizli” tutuyorsunuz; eğer bu durum o kadar ehemmiyetli ise, TC ile alakalı meselelerin de gizli tutulması gerekirdi.) “B Planı”nın OLMADIĞINI, TERCİH EDİLEMEDİĞİNİ ortaya koymaktan başka bir mana ifade etmez!

Hülasa, TC yoksa, harb de yok!.Veya, “B plânı” tatbikiyle ABD’ye bol miktarda “asker cesedi” postalama işlemi var!.

 

•

 

Bunun yanında, General Özkök’ün, “savaşa girersek zararımız tanzim edilecek” ifadesinin de üzerinde kısaca durmak gerekir. Sormak lazım, zararın tanzim edileceğine dair garantiniz ne?.. “Mutabakat zaptı” denilirse eğer, bu zabıt ile rapt edilen andlaşma, “iki tezkere” için sözkonusu idi ama ABD Büyükelçisi’nin yaptığı açıklamaya göre, “andlaşma olmazsa para da yok!” imiş. Yani, ABD, ilk tezkereyi, üslerin ve limanların ABD’nin kullanımına açılmasını (ki, bu tezkere bile ABD için yeterlidir ve eğer kabul edilmeyen tezkere Meclis’e geldiğinde yine aynı netice alınırsa, bu tezkere “en geniş şekilde yorumlanarak” Kuzey Cephesi için kulylanılabilir.) “andlaşmadan” saymadığını açıklayarak, Irak’ı işgal ettiği zaman TC’ye karşı tatbik edeceği tavrın işaretini vermişken, neye güvenerek ve bunu da “savaşa girmenin bahenesi” kılarak “zararlarımız tanzim edilecek” deniliyor, akıl ile anlaşılabilir değil.

Ve ABD hangi “zararı” tanzim edecek?.. Görüldüğü kadariyle iş sadece “para” üzerinde dönüyor; sadece turizm sektörünün 7 milyar dolar zararı olacak ve onun verdiği para, “ilk kurşun atıldığı” anda bu sektörde meydana gelecek zararı engelemez ki, bırakın tabii olarak içine gireceği “durgunluk”un zararını telafi etsin... Döviz, borsa ve bankalar ile, şirketlerin içine gireceği “ödeme krizi” ise konuşmaya bile değmez!.

ABD, “Barzani-Talebani Kürdistanı/”İsrail Kürdistanı” kurdurmayacağım; eğer bu işe tevessül ederlerse birlikte engelleriz ve gerekirse sen engellersin!” sözü verdi mi, işte ESAS MESELE!.

Vermedi!

Vermediği gibi, ABD’nin Ortadoğu siyasetini oluşturan (ABD’deki en mühim Siyonist teşkilatlardan AIPAC’ın bir yan kolu olan) “Vaşinton Enstitüsü”nün mesul müdürü Alan Makovski’nin ağzından, “Musul, Kürdistan’ın başkenti olsun mu?” diyerek, Musul’u “başkent” olarak, muhayyel Kürdistan’a hediye bile etti.

Vermediğine en büyük delil de, General Özkök’ün bu açıklamaları yaptığı günden birkaç gün önce Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani yanlılarının “TC Bayrağı yakma” hadiseleridir.

ABD Özel Harekat Timlerinin kontrolünde yapılan bu gösteriler, ABD’nin TC’ye karşı yaptığı, “eğer, tezkereyi çıkartmazsan bugün bayrağını yaktırıyorum, yarın da Kürdistan’ı kurdururum!” tehdididir.

Buna verilecek cevab, yeni bir tezkereyi Meclis’e sürmek değil, milletin iradesini paylaşan Meclis’teki 93 şerefli ve vatansever adamın arkasında durmak ve “Millet cevabını vermiştir ve gerekirse istikbâlde de daha başka nasıl cevab verileceğini gösterir!” demekten başka birşey olmamalıdır.

 

•

 

General Özkök’ün “TSK’nın görüşlerini” açıklamasında söylediği bir cümle mühimdir ki, o da bu harbe TC’nin müdahil veya şerik olması halinde TSK’nın üstlendiği vazifeyi çizmektedir.

Hatırlanacağı gibi, tezkerelerin Meclis’de kabul edilmesi için “siyonist işbirlikçisi medya”da, önce bir “Kürdistan” hayali teşkil edilmiş ve bunun engellenmesi için de Ordu’nun muhakkak Kuzey Irak’ta olması gerektiği defalarca yazılıp çizilmişti. (TSK’nın zaten orada olduğunu gözlerden uzak tutarak.) Bunlara ve tabiî ki “üst düzey askerî bir yetkiliye” dayandırılarak yazılan yazılara göre, “Musul-Kerkük’ün TC için stratejik ehemmiyeti vardı, buraların Kürtlerin eline geçmesinin muhakkak engellenemesi gerekmekteydi ve TSK işte bu tezkerelerden alacağı kuvvetle ilerleyecek ve Kuzey Irak’ta kontrolü sağlayacak ve petrol bölgelerinin yabancı unsurların eline geçmesini engelleyecek ve hatta Irak’ın toprak bütünlüğünü bozucu oluşumları da yokedecekti!.”

Biz ise TSK’nın değil bir adım ilerlemesi, “harekât plânı içerisine dahi alınmayacağını” ve kendisine verilebilecek görevin ancak ve ancak “mültecilerin yiyecek, giyecek ve tuvalet ihtiyaçlarını tanzim etmek” olacağını ısrarla ifade etmiştik.

Bunu yazmamızın sebebi ise, (içi seni yakar dışı beni, kabilinden) TSK’nın “hareket ve harekât kabiliyetini” (harb kapasitesini) tahmin etmekle beraber, ABD’nin Ortadoğu üzerine kurduğu plânları da de-şifre etmemizdir.

Nitekim bunun böyle olduğu General Özkök’ün açıklamalarında geçen, “eğer TSK o topraklarda olursa, mültecilerin acılarını azaltacak faaliyetlerde bulunacakdı” ifadesiyle kesinleşti.

şunu söylemek gerekirse, İbda’nın verdiği fikrî ve siyasî meleke ile Irak meselesi üzerinde kaleme aldığımız ve websitemizde yazan değişik yazar arkadaşlara ait olan stratejik tahlil ve tetkiklerimizin askerî açıdan hedefi onikiden vurucu bir doğruluk payına sahib olduğu, TSK’nın en tepesindeki zatın ifadeleriyle doğrulandığı gibi; makalelerimizin, “harbe girmemizle uğrayacağımız zarar, girmemekle uğrayacağımız zararın aynısıdır” ifadesiyle, siyasî açıdan da kabul edilebilirliğini ortaya koymaktadır.

 

•

 

Bu açıklamaların bir diğer vechesi de, General Özkök’ün, “hükümetle aynı görüşteyiz” ifadesinin siyasî cenahta meydana getirdiği aks-i seda...

Bu aks-i sedalardan en ahlaksızca olanı kuşkusuz, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat’ın söyledikleridir. “Sayın Genelkurmay Başkanımızın tezkerenin kabul edilmemesi meselesindeki tereddütlerini, bunun ülkemize vereceği zarar hususundaki sözlerini aynen katılıyoruz” diyen D. M. Fırat, tezkerenin ikinci defa geleceğinin işaretini de vermiş ve “Partimize il örgütlerimizden “niye bir daha Meclis’e getirmiyorsunuz bu tezkereyi?” diye destekler yağıyor. Hiç kimse de zaten çıkıp bize “tezkereyi kabul etmediğiniz için teşekkür ederiz!” de, demedi!” sözlerini söyleme cür’etini gösterebilmiştir..,

Bu zatın ifadelerini, muhatab alıp cevab vermeyi bile zul addedmekle birlikte sadece şunu söylesek kafidir zannedersek: Kimse de sana çıkap “sen ne ahlâklı insansın!” demediğine göde durduk yere, bu senin ahlâksız olduğunu (mu?) gösterir!..

 

•

 

General Özkök’ün “TSK’nın görüşlerini bildirir” açıklamasında, açıklanmayan bir husus vardır: Irak meselesi hususunda TSK’nın sadece ve sadece kendi görüş ve stratejisi gereği aldığı bir karar, çizdiği bir taktik hat mecut mudur?..Bu sualin aynısı TC Devleti için de geçerli olmakla birlikte, asker noktasında General’in açıklaması, açıklamadan ziyade açıklamama (açıklayamama, değil!) olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bahsettiğimiz gibi, ne Devlet’in ne hükümetin böyle bir BAĞIMSIZ İRADESİYLE ALDIĞI KARARI OLMADIĞI gibi aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de böyle bir “hür iradesi” ile aldığı kararı yoktur.

•

General Özkök’ün “TSK’nın görüşlerini bildiren” açıklaması, sitemizde neşredilen makalelerin, ehemmiyetini ve zıd cephe tarafından da tasdik edildiğini göstermekten başka bir manayı barındırmamaktır..

Hele, Tayyip Erdoğan’ın söylediği üzere, “bize yeni bir stratejik derinlik ve perspektif kazandırdı” gibi ifadeler, “perspektif”den, “strateji”den, “derinlikten” ve “stratejik derinlik”ten hem kendisinin hem de, başta da belirttiğimiz üzere, “TSK’nın görüşlerini” açıklayan bu konuşmanın, Rauf Denktaş’ı yanındaki koltukda 45 dakika bekletmek pahasına yapılmış olması, zat-ı askeriyenin de (istisnalar kaideleri bozmaz!) pek bir şey anlamadığını ortaya koyar.

Zaten işin özü ve aslı da buradadır.

Teazkere krizi TC’nin içine girdiği krizi, “siyasî tıkanmışlığı” bir heykel katılığında ortaya koymaktadır.

TC’nin mevcut siyasî ve askerî “kafası”yla bu “kriz”in (tıkanıklığın) aşılma ihtimali de yoktur ve bazı beyinsizlerin “stratejik derinlik” dediği esasta “parya ruhiyatı”ndan başka birşey olarak görülemeyen hal de BUNA BİR KESİN ÇÖZÜM BULUNMAZSA “ilelebed payidar kalacaktır!”

Hep söylediğimiz gibi, çözümün adresi belli. Gerçek ve samimi vatanseverleri BEKLİYOR!

 

5 Mart 2003

 

 

NOTLAR:

 

1) CNN Türk isimli televizyonunun “askerî danışmanı” ünvanlı iki emekli general, Baha Tüzüner ile ş. Demir, yaptıkları açıklamalar ile bir hayli dikkat çekiyorlar. Bu zevatın, daha evvelden ekranlarda hiç gözümmezken birden bire ortaya çıkmaları, oradan “sebeblendiklerini” ortaya koyduğu gibi, aynı zaman da, televizyon üzerinden “28 şubatçı Siyonistlerin” manipülasyn faaliyetlerinin hızlanarak devam ettiğini göstermektedir.

Hele, Baha Tüzüner’in tezkerenin Meclis’de 93 şerefli adamın direnişi ile kabul edilmemesi üzerine, “şimdi, yeni silahları tanıma, kullanma imkanımız kalmadı!” gibi HAYVAN SOYUNA yakışır açıklamaları zihinlere kazındı.

 

2) Açıklanan 2003 senesi bütçe tasarısında, yeni vergilerin “bir defaya mahsus” tahdidiyle konulması, personel giderlerinin çok küçük nisbette -geçen seneye nisbetle- arttırılması, “yeşil kart”ın kaldırılması, emekli ve Bağ-kur’lulara “süprizlerin” olması ve bütün bunların da “barışın bedeli!” olarak takdim edilmesi, “pragmatizmin” sadece Amerikalılara ait bir meslek değil onlarla içli dışlı olan AKP’li ismi müslümanlara ait bir tabiat olduğunu da ortaya koydu.

Bordro mahkumlarını soyulacak tavuk olarak gören, seçim meydanlarında verdikleri sözlerin hiçbirini tutmayacaklarını, bütçe tasarısiyle ortaya koyan BU HÜKÜMET, HALKIN DEĞİL, 3000 AİLE’NİN HÜKÜMETİ OLDUĞUNU göstermiştir.

Ortada ne harb var ne de barış ve o halde tabiatiyle bütçenin “normal” olarak hazırlanması ve seçim meydanlarında verilen sözlerle tanzimi gerekmekteyken, General Özkök’ün ifadesiyle, “savaşa yüzde yüz nisbetinde karşı olan anadolu insanına”, düşman-işgalci bir idarenin bile yapmayacağı, kullanmayacağı garazkarane “barışın bedeli!” ifadesi, tarihe geçmiştir. UNUTULMAYACAKTIR.

Sormak gerekir, Siz, 3 Kasım seçimleri için meydanlarda “baba horoz” misali dayı dayı dolaşır ve “yüksekten atma”yı “yüksek strateji” olarak görürken, hadi siz göremediniz, çok kıymetli ve çok çok sayın “siyasî danışmanlarınız” da mı, Irak meselesinin seçimlerin ardından önünüze geleeğini, göremedi, bilmiyordu?.. “Bilmiyorduk” cevabı, sizin hiçbirşeyden anlamadığınızı, sırf “kişisel ve siyasî ihtiras”la hareket ettiğinizin, “biliyorduk ama...” diye başlayan cümleler ise, bile bile, göz göre göre HALKA YALAN SÖYLEDİĞİNİZİN delilidir.

Sahi, şu sizin “stratejik derinlik” sahibi baş veya başsız “danışmanlarınız”, bu hususlarda ne buyuruyorlar? Seslerini hiç duyamıyoruz da!.. Yoksa, bütün mukaddes kitablarda geçen, Kehf Sûresi’nde ise ibretli olarak anlatılan “Talud-Calud kıssası”nda bahsi geçen “su içme vakası”nı -müslüman olanlar için söylüyoruz- hatırlayanınız var mı?..

Ve yine sahi, şu AKP hükümetinin kuruluşundan bugüne, Halk için, yani bizim için yaptığı TEK BİR şEYİ gördük mü?.. “Harb” bahanesine sarılamazlar, sebebini bir üstte anlattık. Varsa yoksa Tayyip Erdoğan’ın “milletvekilliği ve başbakanlığı”... Allah aşkına, kurban derilerini de “ehl-i iman hükümet vakt-i zamanında” ayyaşlara kaptırdık, “başörtüsü”nü “başka bahara” attık, Tayyip’in başörtülü kızlarının manken gibi süzülerek “tahsil hayatları” için ABD’ye gidişlerini gördük; varsa eğer bir tane, ailesi ve 3000 Aile haricindeki bir aile yani biz yani Halk için yaptığı birşey birileri söylesin bize!..

 

3) Sadece bir mukaddime babında sormak ve söylemek isteriz ki, TC devleti ve hükümeti ile askerî yetkilileri, hangi aklî dayanak ve tercihler ile, Henry Kissinger’in tabiriyle “NATO’nun ve BM’nin çatladığı”, Avrupa Birliği’nin üçe bölündüğü, dünyanın umumi olarak iki kutba ayrıldığı Irak meselesinde, diğer seçenekleri bir kenara alelacele atarak, milleti ve devleti “alternatifsizliğe” mahkum ederek, dünyanın istikbalini ilgilendiren, iki dünya harbinden de ehemmiyetli meselede, sadece ve sadece “terör örgütünün kökünü kazımak” gibi komik, anlamsız, 1000 senelik bir devlet tecrübesi ve hakimiyet ustalığına sahib bir milleti dünya nezdinde küçük düşürücü “ABD’nin kuyrukçusu” bir strateji neden tercih ettiklerini tutarlı, makul bir şekilde açıklayabilirler mi?.

 

4) İsmet İnönü isimli zatın devr-i iktidarını “Tek Parti iktidarı” diye “demokratik demokratik” tenkid edenlerin danışmanlığında devr-i Tayyip saltanatını sürenler, onun devleti harbe sokmamak için (hem de “bir” bile koymadan “üç” almanın gün gibi ortada olduğu bir zamanda) ortaya koyduğu tavırı, “barışın bedeli!” diye halka ödetmeye çalışırlarken, tezkerenin Meclis’de kabul edilmemesiyle derhal yüzgeri edilmesi ve “denize dökülmeleri” gereken İskenderun Limanı’ndaki Amerikan askerlerini ne yapmayı düşünüyorlar acaba?..

Hele, milletlerarası hukuk nokta-i nazarından, hiçbir resmî belgeye dayanmayan bu hal, “İşGAL” kavramı dışında birşeyle karşılanamazken, Bay Tayyip’in emirleriyle bir de Mersin limanının, “taşıdıkları sağlık malzemelerinin bozulma tehlikesi” YALANI ile (bize mi sordunuz getirirken, atın çöpe!) Amerikan savaş -nakliye gemilerine açılması ve şu satırları yazarken “live” spotuyla televizyonlarda geçen “İskenderun Limanı’ndaki ABD askeri araç ve askerlerin Mardin Kızıltepe’ye doğru yola çıktıkları” haberi, bu işgâl’in, hükümetin ve askerî sorumluların gözetiminde yapılan bir VATAN HAİNLİĞİ olduğunu ortaya koymuyor mu?..

Buna kim dur diyecek?..

HALK!.. VE HALKIN GÜCÜ!..

 

5-6. 3. 2003

www.sinamiorhan.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1