|
BATI MEDENİYETİNİN “DERİNLERİNE” BİR SONDAJ: “BÜYÜ” İLE “BİLİM”İN KOALİSYONUVE “TAPINAK”TAN DÜNYA HÂKİMİYETİNE SARKIŞ KISIM-II KABALA'NIN İÇYÜZÜ
Yahudilerin hak dinden saparak taptıkları buzağı heykeli, pek çok araştırmacıya göre, Eski Mısır'ın dininde yer alan Aphis adlı, “altından yapılma inek şeklindeki putların“ bir taklidiydi. “Exodus" kelimesi "ç ıkış" anlamına gelir ve aynı zamanda Tevrat'ın 2. kitabının başlığını oluşturur. Bu kitapta, İsrailoğulları'nın Hazret-i Musa önderliğinde Mısır'dan çıkarak Firavun zulmünden kurtulmaları anlatılır.Firavun, köle olarak çalıştırdığı İsrailoğulları'nı serbest bırakmaya yanaşmamış, ancak Allah'ın Hazret-i Musa'ya verdiği mucizeler ve Firavun kavmine gönderdiği felaketler karşısında zayıf düşmüş, İsrailoğulları da bu sayede toplanıp Mısır'dan bir gecede topluca göçe başlamışlardır. Ardından Firavun'un saldırısı gelmiş ve Allah Hazret-i Musa'ya verdiği mucizelerle İsrailoğulları'nı kurtarmıştır. Ancak Mısır'dan çıkış vakasını bize en doğru şekliyle anlatan kaynak, Kur’ân- ı Kerim'dir. Çünkü Tevrat, Hazret-i Musa'ya vahyedilmesinden sonra pek çok tahrifata uğramıştır. Nitekim Tevrat'ın beş kitabı (Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye) arasında pek çok çelişki bulunması buna dair önemli bir kanıttır.Bu beş kitabın sonuncusu olan Tesniye'nin sonlarında Hazret-i Musa'nın ölümü ve gömülmesinin anlatılması ise, bu kitapların Hazret-i Musa'nın vefatından sonra ilavelere uğratıldığının açık ve tartışılmaz bir ispatıdır. Kur’ân- ı Kerim'da ise İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışı, tüm diğer kıssalar gibi, en ufak bir çelişki bulunmadan, akla ve mantığa tamamen uygun şekilde anlatılır.
• BÖGÜREN BUZA⁄I HEYKEL İ
İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışı hakkında Kur’ân- ı Kerim'da açıklanan hakikatlerden biri, İsrailoğuları'nın, Hazret-i Musa vesilesiyle Firavun zulmünden kurtarılmış olmalarına rağmen, Allah'a ve dinine karşı isyankar davranmalarıdır. İsrailoğulları, Hazret-i Musa tarafından kendilerine tebliğ edilen tevhid dinini bir türlü kavrayamamış, sürekli olarak putperestliğe yönelik bir eğilim göstermişlerdir.Kur’ân- ı Kerim'da İsrailoğulları'nın bu garip eğilimi şöyle anlatılır:«- İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler de geçersizdir.»(Araf Suresi, 138-139)İsrailoğulları'nın bu sapkın eğilimi Hazret-i Musa'nın uyarılarına rağmen devam etmiş ve Hazret-i Musa'nın kendilerinden ayrılıp Tur Da ğı'na tek başına gitmesi üzerine iyice ortaya çıkmıştır.Samiri adlı kişi Hazret-i Musa'nın yokluğundan yararlanarak ortaya çıkmış, İsrailoğulları'nın putperest eğilimlerini körükleyerek, kavmi, bir buzağı heykeli yapıp ona tapınmaya ikna etmiştir: «- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça k ızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı." Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "ışte, sizin ilahınız ve Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.» (Taha Suresi, 86-88)Peki acaba neden İsrailoğulları'nda put yapıp ona tapınmak gibi garip bir eğilim vardır? Bu eğilimin kökeni nedir? Daha öncesinde böyle bir putperest inanca sahip olmayan bir toplumun bir anda aniden bir put yapmak ve ona tapınmak gibi son derece saçma bir eyleme girişmeyeceği açıktır. Bunu, ancak putperestliği tabiî karşılayan, bu saçma inancı benimsemiş insanlar yapabilir. Oysa İsrailoğulları, ataları olan Hazret-i İbrahim'den itibaren hep tek ilaha iman etmiş bir kavimdir." İsrailoğulları" ifadesi, Hazret-i İbrahim'in torunu olan Hazret-i Yakub'un oğullarını ve onlardan gelen Yahudi soyunu ifade eder. İsrailoğulları, ataları Hazret-i İbrahim, Hazret-i İshak ve Hazret-i Yakup'tan tek Allah'a iman etmeye dayalı tevhid inancını miras almış ve korumuşlardır.Hazret-i Yusuf 'la beraber Mısır'a girmişler, burada uzun zaman yaşamışlar, ama Mısır'ın putperest dinine rağmen tevhid inancını muhafaza etmişlerdir. Hazret-i Musa kendilerine geldiğinde de, İsrailoğulları'nın tek Allah'a iman eden bir kavim oldukları Kur’ân-ı Kerim'daki kıssalardan anlaşılmaktadır.Peki bu durumda İsrailoğulları'nın, hem de Hazret-i Musa tarafından kendilerine gösterilen pek çok mucizenin ardından, bir anda kolayca putperestliğe eğilim göstermelerinin nedeni ne olabilir? Bunun tek açıklaması, İsrailoğulları'nın, her ne kadar tevhid dini üzerine yaşayan bir toplum olsalar da, çevrelerindeki putperest kavimlerden etkilenmeleri, Allah'ın kendileri için seçtiği din yerine putperestliğe özenmeleridir. Konuyu tarihî kayıtların eşliğinde incelediğimizde, İsrailoğulları'nı etkileyen putperest kültürün, uzun devirler içinde yaşadıkları Eski M ısır olduğunu görürüz. Bizi bu sonuca götüren önemli bir gösterge, Hazret-i Musa Tur Dağı'nda iken İsrailoğulları'nın saparak tapındıkları "böğüren buzağı heykeli"nin, aslında Mısır'daki Hathor ve Aphis adlı putların bir taklidi oluşudur.Hıristiyan araştırmacı Richard Rives, Too Long in the Sun (Güne ş Altında Uzun Süre) adlı kitabında şöyle yazar:«- M ısır'ın boğa ve inek tanrıları, yani Hathor ve Aphis, güneşe tapınmanın sembolleriydiler. Bu putlara tapınılması, Mısır'ın güneşe tapınma konusundaki uzun tarihinin sadece bir parçasını oluşturuyordu. Sina Dağı'ndaki (İsrailoğulları'nın tapındığı) altın buzağı ise, orada kutlanan bayramın güneşe tapınmayla ilgili olduğunu gösterir.».21Mısır'ın putperest dininin İsrailoğulları üzerindeki etkisi pek çok değişik aşamada ortaya çıkmıştır. Başta da belirttiğimiz gibi, putperest bir kavimle karşılaştıklarında hemen bu sapkın inanca eğilim göstermiş ve âyette haber verildiği üzere, "Ey Musa, onlar ın ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap" demişlerdir. (Araf Suresi, 138-139) Hazret-i Musa'ya karşı söyledikleri, "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız" (Bakara Suresi, 55) şeklindeki söz de, Mısır'ın putperest dininde olduğu gibi "gözle görülen", yani maddi varlıklara (putlara) tapmak istediklerini göstermektedir.İsrailoğulları'nın burada özetlediğimiz Eski Mısır kaynaklı putperest eğilimi son derece önemlidir ve bize Tevrat'ın tahrifi ve Kabala'nın kökenleri konusunda önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu iki konuyu yakından incelediğimizde, her ikisinin de kaynağında Eski Mısır'ın putperest ve materyalist dininin izlerini görürüz.
• ESK İ MISIR'DAN KABALA'YA
SEF İROT, Kabala'nın pagan doktrininin en açık ifadelerinden biridir. Kabalacılar, yaratılışı sefirotla açıklamaya çalışırlar. İlahi kitaplarda bildirilen gerçeklere tamamen aykırı olan bu senoryo, pagan bir hurafedir.İsrailoğulları henüz Hazret-i Musa hayatta iken dahi Eski Mısır'da gördükleri putların benzerlerini yapıp onlara tapınmaya başlamışken, Hazret-i Musa'nın vefatının ardından daha ileri sapmalara kaymaları zor olmamıştır. Kuşkusuz tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama aralarından bazıları Mısır'ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası bu kültürün temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun büyücülerinin) doktrinlerini sürdürmüş, bu doktrinleri Yahudiliğin içine sokarak onu tahrif etmişlerdir. Eski M ısır'dan Yahudiliğe devrolunan doktrin, Kabala'dır.Kabala da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik bir doktrin olarak yayılmış ve yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile ilgilenmiştir. Kabala'nın dikkat çekici bir yönü ise, Tevrat'taki yaratılış anlatımından çok farklı bir anlatım içermesi, Eski Mısır'ın maddenin sürekliliğine dayalı materyalist görüşünü korumasıdır. Türk masonlarından Murat Özgen Ayfer bu konuda şunları yazmaktadır: «- Tevrat' ın ortaya çıkışından çok daha eski bir tarihte oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir. Kabala'nın en önemli bölümü, evrenin oluşturulmasına ilişkin kuramıdır. Bu kuram, teist dinlerde benimsenen yaratılış öyküsünden pek farklıdır. Kabala'ya göre, yaratılışın başlangıcında, "daireler" ya da "yörüngeler" anlamına gelen ve SEFİROT olarak anılan, hem özdeksel (maddi) hem de tinsel (manevi) nitelikli oluşumlar doğmuştur. Bunların toplam sayısı 32'dir; ilk onu Güneş Sistemi'ni, diğerleri ise uzaydaki öteki yıldız kümelerini temsil ederler. Kabala'nın bu özelliği, eski astrolojik inanç sistemleriyle yakın bir bağlantısının bulunduğunu ortaya koyar... Böylece Kabala, Yahudi dininden bir haylice uzaklaşır; Doğu'nun eski gizemci inanç sistemleriyle çok daha bağdaşır.» 22Eski Mısır'ın materyalist, büyüye dayalı ezoterik doktrinlerini devralan Yahudiler, Tevrat'ın bu konudaki yasaklamalarını tamamen göz ardı ederek, diğer putperest kavimlerin büyü ritüellerini de benimsemişler ve böylece Kabala Yahudili ğin içinde ama Tevrat'a muhalif bir mistik doktrin olarak gelişmiştir.İngiliz yazar Nesta H. Webster "Ancient Secret Tradition" (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde, bu konuyu şöyle açıklar: «- Büyücülük, bildi ğimiz kadarıyla, Filistin'in İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Musa Yasası'nda (Tevrat'ta) büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği, diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar. Aynı zamanda Yahudi Kabalası'nın spekülatif yönü, Perslerin büyücülüğünden, neo-Platonizm'den ve yeni Pisagorculuk'tan etkilendi. Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala'nın saf bir Yahudi kökenden gelmediği şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.» 23Kur’ân-ı Kerim 'da bu konuya işaret eden bir âyet bulunmaktadır. Allah, İsrailoğulları'nın, kendi dinlerinin dışındaki kaynaklardan şeytani büyü doktrinleri öğrendiklerini şöyle haber vermektedir:«- Ve onlar, Süleyman' ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi, ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. OYSA ONUNLA ALLAH'IN İZNİ OLMADIKÇA HİÇ KİMSEYE ZARAR VEREMEZLERDİ. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi.» (Bakara Suresi, 102)Âyette bazı Yahudilerin, ahirette kayba uğrayacaklarını bilmelerine rağmen, büyü öğrendikleri ve uyguladıkları haber verilmektedir. Yine âyetteki ifadeyle, söz konusu Yahudiler, bu şekilde Allah'ın kendilerine indirdiği şeriattan sapmış ve putperestlerin kültürüne (büyü doktrinlerine) özenerek "kendi nefislerini satmış", yani imandan vazgeçmişlerdir. Bu âyette haber verilen gerçek, Yahudi tarihindeki önemli bir mücadelenin de ana hatlarını göstermektedir. BU MÜCADELE, ALLAH'IN YAHUDİLERE GÖNDERDİ⁄İ PEYGAMBERLER VE BU PEYGAMBERLERE İTAAT EDEN MÜMİN YAHUDİLER İLE, ALLAH'IN EMİRLERİNE İSYAN EDEN, ÇEVRELERİNDEKİ PUTPEREST KAVİMLERE ÖZENEREK ALLAH'IN ŞERİATI YERİNE ONLARIN İNANÇ VE KÜLTÜRLERİNE E⁄İLİM GÖSTEREN SAPKIN YAHUDİLER ARASINDADIR.
• TEVRAT'A EKLENEN PAGAN Ö⁄RET İLER
İlginçtir ki, sapkın Yahudilerin suçları, bizzat Yahudilerin kutsal kitabı olan Eski Ahit'in içinde de kimi zaman belirtilir. Eski Ahit'in bir tür tarih kitabı niteliğindeki kısımlarından biri olan Nehemya'da, Yahudilerin işledikleri suçu itiraf edip tevbe edişleri şöyle anlatılır: «- Ve İsrail zürriyeti bütün ecnebilerden ayrıldılar ve durup suçlarını ve atalarının fesatlarını itiraf ettiler. Ve oldukları yerde ayağa kalktılar ve günün dörtte birinde Allahları RABBİN şeriat kitabından okudular; ve dörtte birinde suçlarını itiraf edip Allahları Rabbe secde kıldılar. Ve Yesua ve Bani, Kadmiel Sebanya, Bunni, Serebya, Bani ve Kenani, Levililer merdiveni üzerinde ayağa kalkıp yüksek sesle Allahları Rabbe feryat ettiler...(Dediler ki): Atalarımız... itaatsizlik ettiler ve sana karşı asi oldular ve senin şeriatini arkalarına attılar ve onları sana döndürmek için kendilerine karşı şehadet eden senin peygamberlerini öldürdüler ve büyük küfürler ettiler. Ve düşmanlarının eline onları verdin ve onları sıkıştırdılar; ve sıkıntıları vaktinde sana feryat ettiler ve sen göklerden işittin ve çok merhametlerine göre onlara kurtarıcılar verdin, bunlar da düşmanlarının elinden onları kurtardılar. Fakat rahat bulunca yine senin önünde kötülük ettiler, bundan dolayı düşmanlarının elinde onları bıraktın ve üzerlerinde saltanat sürdüler; fakat onlar dönüp sana feryat edince göklerden işittin; ve rahmetlerine göre çok kereler onları kurtardın, ve onları kendi şeriatine döndüresin diye onlara karşı şehadet ettin. Fakat azgınlık ettiler ve senin emirlerini dinlemediler, fakat hükümlerine karşı suçlu oldular -o hükümler ki, insan onu yapmakla yaşar-. Ve omuzlarını yükten kaçırıp enselerini sertleştirdiler ve dinlemediler... Fakat çok merhametlerinden ötürü onları büsbütün bitirmedin ve onları bırakmadın; çünkü sen lutfeden ve çok acıyan Allahsın. Ve şimdi, ey Allahımız, ahdi ve inâyeti koruyan büyük, kudretli ve heybetli Allah... Sen başımıza gelen herşeyde adilsin, çünkü hakikatle davrandın fakat biz kötülük ettik; ve kırallarımız, reislerimiz, kâhinlerimiz ve babalarımız senin şeriatini tutmadılar ve onlara karşı şehadet ettiğin emirlerini ve şehadetlerini dinlemediler. Ve kendi ülkelerinde, onlara verdiğin bol iyilik içinde ve önlerine koyduğun geniş ve semereli diyarda sana kulluk etmediler ve kötü işlerinden dönmediler.» (Nehemya, Bab 9, 1-35)Bu pasaj, Yahudilerin tekrar Allah'ın dinine dönmesini isteyen bir düşüncenin ifadesidir. Ancak Yahudi tarihi içinde giderek diğer taraf ağırlık kazanmış, Yahudi toplumuna hakim olmuş ve sonra da Yahudiliği tamamen ele geçirip tahrif etmiştir. Bu nedenle, Tevrat'ın ve diğer Eski Ahit kitaplarının içinde, üstteki gibi hak dine dönme yanlısı anlatımlar bulunduğu gibi, sapkın putperest (pagan) doktrinlerden aktarıldığı anlaşılan anlatımlar da vardır. Örneğin: Tevrat'ın ilk kitabında Allah'ın tüm evreni 6 gün içinde yoktan yarattığı anlatılır. Bu doğru bir bilgidir ve vahiy kaynaklıdır. Ama hemen ardından, Allah'ın 7. günde "dinlendiği" gibi tamamen hayal ürünü bir iddia ortaya atılır. Allah'a insanî bir sıfat atfetmeye yönelik bu sapkın fikir, pagan bir zihniyetin ifadesidir. Tevrat'ın diğer bazı kısımlarında, Allah'a imana uygun olmayan bir üslup vardır ve özellikle Allah'a birtakım uydurma insanî zaaflar atfetme eğilimi dikkati çekmektedir. (Allah'ı tenzih ederiz) Bu uydurma senaryolar, putperest kavimlerin kendi hayali tanrılarına atfettikleri insani zaaflara benzemektedir. Allah'a karşı uydurulan bu iftiraların birisi, İsrailoğulları'nın atası olan Hazret-i Yakub'un "Allah ile güre şip onu yenmesi" gibi son derece saçma bir senaryodur. İsrailoğulları'na üstün bir ırk payesi vermek için uydurulmuş olduğu aşikar olan bu senaryo, putperest kavimlerde yaygın olan "kabile asabiyetinin" (Kur’ân-ı Kerim'daki ifadeyle "öfkeli soy koruyuculuğunun") bir ifadesidir.Eski Ahit'te Allah'ı sanki sadece İsrailoğulları'nın ilahı gibi göstermeye yönelik bir eğilim vardır. Oysa kuşkusuz Allah tüm alemlerin ve tüm insanların İlahı ve Rabbidir. Eski Ahit'teki bu "milli din" fikri, her kabilenin kendine has bir ilaha tapındığı pagan kültüre uymaktadır. Eski Ahit'in bazı kitaplarında (örneğin Yeşu'da), Yahudi olmayan kavimlere karşı çok büyük vahşet buyrukları verilir. Kadın, çocuk ve yaşlı ayrımları yapılmadan kitle katliamları emredilir. Allah'ın adaletine tamamen aykırı olan bu acımasız vahşet, hayalî "savaş tanrı"larına inanan barbar pagan kavimlerin vahşet kültürünü andırmaktadır. Tevrat'a eklenen tüm bu pagan düşüncelerin kuşkusuz bir kaynağı olmalıdır. Birtakım Yahudilerin,Tevrat dışında itibar ettikleri, benimsedikleri ve korudukları bir gelenek olmalıdır ki, oradaki sapkın fikirleri Tevrat'a dahil ederek onu değiştirmiş olsunlar. İşte bu gelenek, asıl kökenleri Eski Mısır'daki rahiplere (Firavun rejiminin büyücülerine) uzanan, bir kısım Yahudiler tarafından oradan devralınıp korunan KABALA'dır. Kabala, Eski Mısır'ın ve sonra diğer putperest kültürlerin Yahudilik içine girip barınabileceği, gelişebileceği bir gelenek haline gelmiş ve Tevrat da söz konusu Kabala merkezli sapkın Yahudi doktrinine göre tahrif edilmiştir. Kabalac ılar, "Kabala'nın aslında Tevrat'ın gizli sırlarını açıklayan bir doktrin olduğunu" iddia etmişlerdir elbette, ama gerçekte Kabala, Yahudi tarihçi Theodore Reinach'ın ifade ettiği gibi "Yahudiliğin damarlarına giren ve onu tamamen ele geçiren gizli bir zehir"dir.24Nitekim Eski Mısır'ın materyalist "dünya görüşü"nün açık izlerini Kabala'da bulmak mümkündür.
• KABALA'NIN "YARATILI Ş KARŞITI" DOKTRİNİ
Allah, Tevrat'ın hak bir kitap olduğunu ve insanlara "hidâyet ve nur" getirdiğini Kur’ân- ı Kerim'da şöyle açıklar:«- Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidâyet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi)...» (Maide Suresi, 44)Kabala'nın evrenin ve canlıların kökeni hakkındaki doktrini, ilahî kitaplarda anlatılan yaratılış gerçeğine tamamen aykırı, hurafelerle dolu bir efsanedir. Dolayısıyla Tevrat, Allah'ın varlığı, birliği, sıfatları, diğer varlıkları ve insanı yaratışı, insanın yaratılış amacı, Allah'ın insana emrettiği ahlak gibi konularda, Kur’ân- ı Kerim'e tamamen paralel bilgiler ve hükümler içeren bir kitaptır. (Ama söz konusu gerçek Tevrat bugün elimizde değildir, elimizde insan eliyle bozulmuş, tahrif edilmiş bir "Muharref Tevrat" vardır.)Gerçek Tevrat'ta ve Kur’ân- ı Kerim'de ortak olan çok önemli bir nokta, Allah'ın "Yaratıcı" (Halîk) sıfatıdır. Allah, ezelden beridir var olan yegane Mutlak Varlıktır. Allah'tan başka herşey, O'nun yokluktan yarattığı mahluklardır. Tüm kainâtı, içindeki gök cisimlerini, cansız maddeleri, canlıları ve insanı, Allah yaratmış ve şekillendirmiştir. Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.Gerçek bu iken, "Yahudili ğin damarlarına giren ve onu tamamen ele geçiren gizli bir zehir" olan Kabala'da çok farklı bir anlatım vardır. Kabala'nın Allah ve yaratılış hakkındaki doktrini, Gerçek Tevrat'ta ve Kur’ân-ı Kerim'de bildirilen ve üstte kısaca açıkladığımız "yaratılış gerçeği"ne tamamen aykırıdır.Amerikalı araştırmacı Lance S. Owens, Kabala hakkındaki bir yazısında bu doktrinin varlığın kökeni hakkındaki senaryosunu şöyle anlatır: «- Kabalistik tecrübe, kutsallık hakkında çeşitli algılamaları doğurmuştur ki, bunların çoğu genel kabul edilen görüşten hayli uzaklaşmışlardır. İsrail'in inancının en temel taşı, "Tanrımız Birdir" şeklindeki beyandır. Ama Kabala, Tanrı'nın tamamen açıklanamaz bir teklik olarak en yüksek formda var olduğunu kabul etse de (ki buna Kabala dilinde Ein Sof, yani “Sonsuzluk” adı verilir), bu bilinemez tekliğin kaçınılmaz olarak birçok tanrısal forma dönüştüğünü iddia etmiştir: Yani çok sayıda tanrıya. Kabalistler bunlara "Sefirot" adını verirler, bu “Tanrı'nın yüzleri” veya “Tanrı’nın kapları” anlamına gelir. Tanrı'nın anlaşılamaz bir tek’likten bu çok’luğa geçişi, Kabalistlerin pek çok meditasyon ve spekülasyonuna neden olmuş bir sırdır. Açıkçası, bu “çok yüzlü Tanrı” imajı, çok tanrılı olmak suçlamalarını da beraberinde getirmiştir. Kabalistler bu suçlamaya karşı çıkmışlar, ama başarılı bir şekilde cevaplandıramamışlardır. Kabalistik teosofide İlahî Varlık sadece çoğul sayılmakla kalmaz, ama aynı zamanda Tanrı'nın ilk belirsiz yansımasında Erkek ve Dişi olarak ikili bir form aldığına inanılır. Bunlar kutsal Baba ve Anne'dir veya Kabala diliyle Hokhmah ve Binah. Kabalistler Hokhmah ve Binah arasındaki ilişkinin nasıl yeni formlar oluşturduğunu anlatmak için açıkça seksüel benzetmeler kullanmışlar.».25 Kabala'nın tam anlamıyla bir "hurafe" olan bu senaryosunun ilginç bir özelliği, insanı "yaratılmış" bir varlık saymaması, adeta insana bir tür ilahlık atfetmesidir. Lance S. Owens bu Kabala hurafesini de şöyle açıklar: «- Kabala'nın karmaşık Tanrı imajı aynı zamanda antropomorfik (Allah'a insani vasıflar atfeden) bir şekildedir. Bir Kabalastik yoruma göre Tanrı, Adam Kadmon'du; yani ilk ve örnek insan. (Bu inanca göre) insan, Tanrı ile kendi özünden gelen, yaratılmamış bir kıvılcım ve kompleks, organik bir form paylaşıyordu. Adam (Adem) ile Tanrı arasındaki bu garip Kabalistik özdeşleştirme, aynı zamanda Kabalistik bir şifre ile destekleniyordu: İbranice'de Adem ve Yehova (Yod he vav he harfleri) kelimelerinin sayısal değeri aynıydı; 45. Dolayısıyla Kabalistik yorumda, Yehova, Adem'e eşit sayılıyordu; Adem, Tanrıydı. Bu iddiayla birlikte, tüm insanlığın en yüksek realizasyonunda (kavrama, anlama/ D.S.) Tanrı gibi olduğu iddiası geliyordu.» 26 Pagan dinlerin hurafelerinden devşirilmiş olan bu uydurma senaryolar, Yahudiliğin dejenarasyonunun temelini oluşturdu. İnsanı ilahlaştırmaya kalkacak kadar akıl sınırlarının dışına çıkan Yahudi Kabalistler, söz konusu "insan"ın da sadece Yahudilerden ibaret olduğunu, diğer ırkların insan sayılmadığı iddiasını da senaryolarına eklediler. Bunun sonucunda, Allah'a itaat ve kulluk temeli üzerine kurulmuş bir din olan Yahudiliğin içinde, YAHUDİLERİN KİBİR HİSLERİNİ TATMİN ETMEYE YÖNELİK SAPKIN BİR DOKTRİN gelişmeye başladı. Tevrat'a rağmen Yahudiliğin içine sokulan Kabala, bir zaman sonra Tevrat'ı tahrif ederek kendi doktriini onun içine yerleştirmeye başladı. Kabala'nın sapkın doktriindeki bir diğer ilginç nokta, Eski Mısır'ın pagan doktriniyle paralellik göstermesiydi. Eski Mısırlılar, "maddenin hep var olduğuna" inanıyor, bir başka deyişle maddenin yoktan yaratıldığını reddediyorlardı. Kabala ise aynı reddiyeyi insan için yapıyor, insanın yaratılmadığını, kendi varlığının sorumlusu ve idarecisi olduğunu ileri sürüyordu. E ğer günümüzün terimleriyle konuşursak, Eski Mısır'ın doktrininin adı "materyalizm"di.Kabala'nın doktrini ise "seküler (din dışı) hümanizm". Ne ilginçtir ki, bugün bu iki kavram, son iki yüzyıldır dünyaya hakim olan kültürü de tarif eden kavramlardır. Acaba tarihin derinliklerinden Eski Mısır ve Kabala doktrinlerini günümüze taşıyan birileri mi olmuştur?
• TAPINAKÇILAR'DAN MASONLARA
Tap ınakçılar'dan söz ederken, bu garip Haçlı örgütünün Kudüs'te bulduğu bir "giz"den etkilendiğini ve bunun sonucunda Hıristiyanlıktan çıkarak “garip büyü ayinlerine” giriştiğini anlatmıştık. Başta belirttiğimiz gibi, konuyu inceleyen pek çok araştırmacının ortak görüşü, bu "giz"in Kabala ile ilişkili olduğudur.Örneğin okültizm (gizli ilimler) tarihinin ünlü uzmanlarından Fransız yazar Eliphas Lévi, Histoire de la Magie (Büyünün Tarihi) adlı kitabında, Tap ınakçılar'ın Kabala doktrini ile "inisiye edildiklerini", yani bu doktrin ile gizli bir biçimde eğitildiklerini detaylı kanıtlar göstererek anlatır.27Kabala ise, gösterdiğimiz gibi, kökenleri Eski Mısır rahiplerine uzanan, büyüye dayalı pagan bir doktrindir. Yahudiler Eski Mısır'dan devraldıkları bu doktrini, Ortadoğu'daki putperest kavimlerin büyü inançlarıyla da (Kur’ân-ı Kerim'daki Harut ve Marut ile ilgili Bakara Suresi 102. âyetinde haber verildiği gibi) karıştırarak bir gelenek şeklinde korumuşlar ve Tevrat'ı buna göre tahrif etmişlerdir. Böylece kökenleri Eski Mısır'dan gelen doktrin, Kabala üzerinden Tapınakçılar'a aktarılmıştır.Dünyaca ünlü İtalyan yazar Umberto Eco, Foucault Sarkac ı adlı romanında söz konusu gerçekleri bir roman akışı içinde aktarır.Umberto Eco, roman boyunca, canlandırdığı kahramanların ağzından Tap ınakçılar'ın Kabala'dan etkilendiklerini ve Kabalacıların, eski Mısır zamanındaki firavunlara uzanan bir "giz"e sahip olduklarını anlatır. Eco'ya göre, Eski Mısırlılar'ın sahip olduğu birtakım "giz"ler, Yahudi önde gelenleri tarafından öğrenilmiş ve sonra da bu Yahudiler tarafından Eski Ahit'in ilk beş kitabına (Muharref Tevrat) serpiştirilmiştir. Ancak üstü kapalı bir biçimde anlatılmış olan bu "giz" ancak Kabalacılar tarafından anlaşılabilmektedir. (Zaten daha sonra İspanya'da yazılacak ve Kabala'nın temeli haline gelecek olan Zohar, bu söz konusu beş kitabın "giz"lerini konu edinecektir)Umberto Eco, Kabalac ıların Eski Mısır'dan devraldıkları bu "giz"in Süleyman Tapınağı'nın geometrik ölçülerinden de okunduğunu söyledikten sonra, Tapınakçılar'ın bu gizi, o dönemde Kudüs'te bulunan Kabalacı hahamlardan öğrendiklerini yazar:" Gizi, Tap ınak'ın açıkça söylediği şeyi sezinleyenler, Filistin'de kalan bir avuç hahamdır yalnızca... Tapınakçılar da onlardan öğreniyorlar."28Tap ınakçılar Eski Mısır-Kabala doktrinini benimsemekle, doğal olarak, Avrupa'da hakim olan Hıristiyanlık temelli düzenin muhalifi haline gelmişlerdir. Bu muhalefette onlarla aynı safta olan bir diğer önemli güç ise Yahudilerdir.Tap ınakçılar'ın Fransa Kralı ve Papa'nın ortak kararıyla 1307 yılında tutuklanmalarının ardından, bu muhalefet yer altına inmiş, ama eskisinden daha radikal ve kararlı biçimde devam etmiştir.Daha önceden de belirttiğimiz gibi, Tap ınakçılar'ın önemli bir bölümü tutuklamalardan kurtulmuşlar, kendilerine güvenli bir yer bulabilmek içinse o dönemde Avrupa'da Papa otoritesini tanımayan tek krallık olan İskoçya'ya kaçmışlardır.İskoçya 'daki duvarcı loncalarına sızmışlar, zamanla bu loncaları ele geçirmişler, loncalar Tapınakçı gelenekle özdeşleşmiş ve böylece masonluğun kökeni İskoçya'da oluşmuştur. Nitekim hala günümüz masonluğunun temeli, "Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti"dir.14. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa tarihinin çeşitli aşamalarında Tap ınakçılar'ın -ve onlarla ilişki halindeki bazı Yahudilerin- izlerini görmek mümkündür; bununla alakalı bazı bilgileri detaylarına girmeden, şöyle belirtebiliriz:1- Fransa'daki Provins bölgesi, Tap ınakçılar'ın önemli sığınaklarından biriydi. Tutuklamalar sırasında pek çoğu burada saklanmıştı. Bölgenin diğer bir önemli özelliği ise, aynı zamanda Avrupa'nın en belirgin Kabala merkezi olmasıydı. Provins, sözlü bir gelenek halindeki Kabala'nın kitaba döküldüğü yer oldu.2- 1381 yılında İngiltere'de patlak veren Köylü Ayaklanmas ı, tarihçilerin kabulüne göre, bir tür "gizli organizasyon" tarafından körüklenmişti. Masonluk tarihini inceleyen uzmanlara göre, bu "gizli organizasyon" Tapınakçılar'dı. Ayaklanma basit bir sosyal patlamanın ötesinde, Katolik Kilisesi'ne yönelik planlı bir saldırıydı.3- Bu ayaklanmadan yarım asır sonra Bohemya bölgesinde John Huss adlı bir din adamının Katolik Kilisesi'ne karşı başlattığı muhalefetin ve ardından gelen ayaklanmanın da perde arkasında Tap ınakçılar vardı. Dahası Huss, Kabala ile çok yakından ilgilenmiş bir kişiydi. Doktrinlerini geliştirirken kendisinden etkilendiği en önemli isim olan Avigdor Ben Isaac Kara, Prag'daki Yahudi cemaatinin hahamlarından biri ve bir Kabalacıydı.Bu gibi örnekler, Tap ınakçılar ve Kabalacılar arasındaki oluşan ittifakın, Avrupa'da bir sosyal düzen değişikliği peşinde olduğunun işaretleriydi. Bu değişiklik, Hıristiyanlık temelinde yükselen Avrupa kültürünün değiştirilmesi, bunun yerine Kabala temelli bir kültür yerleştirilmesini öngörüyordu. Bu kültürel değişimin ardından ise, siyasi değişiklikler gelecekti. Fransız Devrimi, İtalyan Devrimi gibi...Netice olarak şunu söylemek hiç de zor ve hayalî değildir: Kabala ve Tap ınak Şovalyeleri Tarikatı, bugün Batı’nın içine girdiği siyasî, iktisadî, hukukî ve dinî şekillenmenin tam göbeğindede yeralmaktadır. Leonardo da Vinci’den Nostradomus’a, Newton’dan Benjamin Franklin’e, Robespier’den Garibaldi’ye, Luther’e, Kalvin’e kadar aklınıza gelen ne kadar “şöhretli” Batılı varsa hepsi ama hepsi istisnasız olarak Mason, tabiatiyle de Tapınak Şövalyesi’dir.Ülkemize gelirsek; Tap ınak Şovalyeleri, yüzünde tek bir zeka pırıltısı bile yansımayan “Yurt Partisi” Başkanı Saadettin Tantan’ın ağzına bile düştüğüne göre, ülkemizdeki “derin”liklerini görmemek imkansız!..S. Tantan, büyük ihtimalle bu Tarikatın nemenem bir şey olduğundan habersiz, bilmiyor, sağda-solda duyduğu bir takım şeyler üzerinden ve koltuğunda oturduğu -eski- makamından ötürü “bir şey biliyor!” imajı yayarak kendine çevre edinmeye çalışan bir “ahmak”!.. Bunun böyle olduğu şuradan belli ki, Tap ınakçılar’ın -güçlü- bir kolu olan “Bilderberg Grub”un üyesi, karısı da bir Yahudi olan Bülent Ecevit’i, 3 Kasım 2003 seçimleri öncesinde “milli güçlerin başı” olarak ilan etme ahmaklığını gösterdi.Keza Tap ınakçılar, bu ülkede “Cumhurbaşkanlığı” seviyesine kadar yükselmiş bir “gizli terörist teşkilat”tır: Ölmeden iki ay kadar önce Turgut Özal’ı tarikata kabul etmiş ve “liyakat madalyası” ile “onurlandırmışlardır”.Kısaca; Tap ınak Şovalyeleri Tarikatı, Batı medeniyetini bugünkü seviyesine getiren, onu da “Süleyman Tapınağı”ndaki “giz” için gerçekleştiren; o “giz” ile de “dünya hakimiyetini” gerçekleştireceğini uman bir gizli teşkilattır.Çok tehlikelidir. Ve hedeflerine de ulaşmak üzere son hamlelerini yapmaktadırlar. Karşılarında durabilmek için ise sadece kaba-maddî güç yetmez. “Bilgi” ve “silah” elbette bir kuvvet ve mukavemet gücünü içinde barındırırsa da, esasta yapılması gereken onların bizden çalıp, bize tekrar silah olarak yönlendirdiği, onlar ın “okültizm” bizim ise “bâtîn” dediğimiz “HALE” yönelmek TEK SİLAHTIR.Dikkat ediniz: Siyonizimin de, H ıristiyon-Siyonizmi’nin de, Tapınakçıların da peşlerinde koştukları “giz”in bulunduğu yer “SÜLEYMAN TAPINA⁄I”dır; burası ise Allah Resûlü’nün Mirac’a çıktıkları yerdir, yani Mescid-i Aksa, yani Beyt-i Mukaddes’dir.“Bizi, bizim silahla vuracaklar!” ...Mescid-i Aksa: Mim+sin+cim+dal+elif+kaf+sad+ye... 40+60+3+4+1+100+90+10= 308... “Tilki Günlü ğü” kitabının “En Büyük Aktör” levhasına bakılsa, “308”in “Arvasî”ye denk geldiği hemen görülecek ve “bizi, bizim silahla VURAMAYACAKLARI” ama çok uğraştıracakları ortaya çıkacaktır.“Arvasî”... İşte Tap ınak Şovalyeleri’nin bile peşinde dolaştıkları “giz”; sır...Veya, “güneşin batıdan” nasıl “doğacağının” başka fakat LATÎF bir anlatımı değil de nedir bu?!.
D İPNOTLAR
21 Richard Rives, Too Long in the Sun, Partakers Pub., 1996, s. 130-31 22 Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır?, ıstanbul, 1992, s. 298-299 23 Nesta Webster, Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924 24 Nesta Webster, Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924; Theodore Reinach, Histoire des IsraÈlites, s. 221, Salomon Reinach, Orpheus, s. 299 25 Lance S. Owens, Joseph Smith and Kabbalah: The Occult Connection,Dialogue: A Journal of Mormon Thought, Vol. 27, No. 3, Fall 1994, s. 117-194 26 Lance S. Owens, Joseph Smith and lah: The Occult Connection,Dialogue: A Journal of Mormon Thought, Vol. 27, No. 3, Fall 1994, s. 117-194 27 Eliphas LÈvi, Histoire de la Magie, p. 273; Nesta Webster, Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing Co. Ltd., London, 1924 28 Umberto Eco, Foucault Sarkacı, Çev. Şadan Karadeniz, 2.b., ıstanbul: Can Yayınları, s. 428
|