|
HARBİN NETİCESİNİN DEĞERLENDİRMESİ: ANADOLU’DAN VE BÖLGEDEN TÜRK VE İSLAM’IN TASFİYE EDİLMEMESİ İÇİN "İSLAMCI BİRLEŞİK KOLLEKTİF CEPHE” İNŞAI TEK ÇAREDİR! Dr. Latif Denizci -Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi-
Siyonist kuvvetlerin Irak’a saldırısı şimdi hızlanarak ve orayı mihenk taşı olarak kullanıp başka bölgelere sarkma eğilimi göstererek devam ediyorsa da, harb manasına “bitti”... "Bitiş”, pek de beklenilen bir şekilde olmadığından hakiki “şok ve dehşet” işte bu noktada başladı. İslam alemindeki kimi çevrelere “kirli geçmişi” sebebiyle “ağziyle kuş tutsa” yaranamıycak bir mevkiide görülen Saddam Hüseyin, “Bağdat’ı Siyonistlere teslim etmekle”, “kirli geçmişine uygun” olarak hareket etmişti!.. Zaten “sevinç içinde” Saddam’ın “heykellerini” yıkan, deviren “Irak halkı” da “zalim bir diktatörden kurtuluşu” kutlamakta imişler. Harb’den, harb taktiklerinden, stratejiden anlamayan, harbi ancak evlerinde seyrettikleri "rambo filmlerinden" tanıyanların, “harbe ve neticelerine” dair yazdıklarına birebir cevab vermek, “ahmakça sual veya sözleri” muhatab almaktır ki, bunu zul addedediz. Fakat "Bağdat’ın düşüşünden” hemen sonra kesif bir propaganda ile “Saddam kaçtı, Saddam Irak’ı sattı” vesaire ibarelerinin televizyonlardan ve gazetelerden her gün ve her saat insanımıza pompalanma şiddeti, “psikolojik harb taktiği”nin bir büyük tatbikidir ki, buna sıradan bir insanının kanmaması -pek- mümkün değildir diye düşünüyoruz. Site yazarlarımızdan Mustafa Saka’nın “Ankara” isimli makalesi, bu kesif bombardımana karşı -yine “psikolojik harb” taktiği olarak ve merminin bir kavis çizdirilerek “düşmana” döndürülmesi noktasında- yazılmış bir cevabtır ki, bu babda söylenebilecek olanın söylenmesidir. "Harb değerendirmeleri” makalelerimizin birinde, harbin bitimi olarak, “Saddam Hüseyin’in öldürülmesi, Saddam Hüseyin’in ateşkes çağrısı, Saddam Hüseyin’in temsilcisinin ateşkes çağrısını” kaydetmiştik. Şu anda, mevcut ve meşru Irak Devleti-Hükümetini temsil eden hiç kimsenin ortada olmaması, harb hukuku ve milletlerarası hukuk kaidelerine göre, “harbin devam ettiğini” fakat tek taraflı bir “ateşkes” ilan edilmesinin anlaşılmasını mecburi kılmaktadır. Kaldı ki, bu tek taraflı ateşkes ilanı, heran her yerde bir saldırıya uğrayan Siyonist kuvvetler tarafından da daha ilan edilmemiştir. Bunun yerine, İŞBİRLİKÇİ BİR IRAK HÜKÜMETİ kurma yoluna girişilmiş ve devlet idaresinin teslim edileceği hainlerin ortaya çıkması beklenmektedir. Dolayısiyle; bu harb daha “bitmemiştir”. Eğer Saddam Hüseyin ölmüşse veya gerçekten de denildiği üzere “kaçtı ve Irak’ı sattıysa”, sadece Saddam üzerinde yapılmış değerlendirmeler “düşük” sayılabilir ama, “bu harbin bitmediği” gerçeğini asla ve kat’a değiştiremez. Irak halkı, onurlu, haysiyetli ve bağımsızlığına düşkün bir topluluktur; kendilerini yıllarca ambargo altında tutan ve ardından da binlerce füze ile bombalayan Siyonist güçlere karşı “direniş göstermemeleri” düşünülemez. Harb "bitmedi"; "beklemek" ve seyretmek lazım!. • Bu harbin ardından “beklenen” gelişmeler meydana gelmeye başladı. 1) TC’nin ehemmiyetinin münazarası. 2) Bölge devletlerine karşı taarruz planlarının açık edilmesi.(1) 3) "Eski tip" stratejinin bitişinin hala görülememesi. • Sitemizde yeralan kıymetli yazarlarımızın makelelerinde bu harbin TC’nin “kendi kalesine attığı gol” olduğu yolunda değerlendirmeleri okudunuz; ilgili yerlerde muhakkak okudu. Hele ki Sabatayist General Özkök’ün başında bulunduğu Genelkurmay, muhakkak okudu ve General Özkök’ün “Genelkurmay Başkanı” olarak başlarında bulunmalarından ötürü de muhakkak “utandı”... Özellikle, TRT’nin "devletin sesi" olma hüviyetiyle ekranlarına çıkardığı “stratejist”lerin harb evveliyle harbin gidişatını -özellikle daha birinci gün- “analiz” ettikleri konuşmaları arasındaki “dönüşleri” de herkes gördü. Ki, bu "dönüşler”, sadece TRT’ye ait değil, bütün medya “stratejistleri” ile general eskilerinin ekserisi bu hükmün içindedirler. Özellikle "Avrasya Stratejik Araştırmalar Vakfı-AVSAM”ın, ismi gelecekteki MHP Genel Başkanı olarak geçen, 27 Mayıs darbecisinin oğlu Başkanından tutun da en küçük “analistine” kadar ekrana çıkan “derin ve yüksek stratejistlerin”, bugüne kadar kurmuş oldukları “devlet stratejisi” YERLEYEKSAN oldu. Bunun yanında “Misak-ı Milli” siyaseti-anlayışı da, hem de insanlığın en adi soyu olan Sabatayistlere dahil Eser Karakaş tarafından “sorgulanmaya”, bu anlayışın “tüyleri diken diken ettiği”nin açıklanmasına kadar vardırıldı. "TC, milliyetçiliği ‘psikolojik’ olarak kabul etmişken, ‘ne mutlu türküm diyene!’ söziyle bunu da deklare etmişken; bu anlayışın içine türk, kürd, ermeni ve yahudi de girerken, TC içinde hala ‘Türkmenlerin soydaşımız’ olmasından bahsedip, bu meyanda Irak’a müdahalede bulunulmasını isteyenleri gördükçe tüylerim diken diken oluyor”, diyordu Eser Karakaş, “Zaman” gazetesindeki köşesinde... "Avrupa Birliği”nin “kızıl elma” olduğunu açıklayan ve aynı zamanda da “Avrasyaya bir model olarak” açılmamız gerektiğini söyleyen AVSAM’cılar (bunların ekserisi Kemalist olmaktadırlar.), şimdi “yeni bir stratejiden” bahsedip durmaktadırlar. Dediklerine göre, "TC’nin jeostratejik ve jeopolitik önemi yokolma durumuna gelmiştir.” Tabiatiyle de “yeni bir strateji” hazırlanmalı ve bu “yeni strateji”yle de hareket edilip “ABD’ye kul-köle” olunmalıdır. Uzun bir süredir üzerinde çalıştığımız ve bitme noktasına getirdiğimiz çalışmamızda daha detaylı olarak değindiğimiz bir meseledir: Kafası, batı standartlarında donanmış, kendi değerlerine ve toprağına bu “standartlar” eşliğinde “bakan” gazeteci, öğretim üyesi ve general eskilerini “stratejist” olarak kabul ederseniz, bundan başka bir netice elbette meydana gelmez. Stratejinin, "sevk-ül ceyş” olması, bunun ise “süvari” manasından “kıyafet”e kadar uzanan mana serisinin bulunması, bu ilim şubesinin birtakım hassasiyet ve doneler istediğini ortaya koyar. Bunun asgari şartı ise: DÜNYA GÖRÜŞÜ’dür!. Dünya görüşü olmayan insanların sarfedecekleri kelamlar-”analizler”, “mahvolduk, bittik, hemen kul köle olalım”dan başka bir manayı barındıramaz. • Manzaraya bir bakalım: Irak, Siyonist kuvvetlerce işgal edilmiş durumda. Aşağıda “İsrail” bulunmakta... Biraz yukarılara çıkalım, Gürcistan’da ve Türki Cumhuriyetlerde Siyonist kuvvetler mevcut. Afganistan’da, Pakistan’da yine büyük bir Siyonist kuvvet mevcut... Batı’ya, daha doğrusu batının doğusuna, Doğu Avrupa’ya bakalım, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan ile Polonya’da (Almanya’daki tesislerin taşınmaya başlandığı ülke) yine Siyonist kuvvetler mevcut... Batının batısı, yani Batı Avrupa’da da, İspanya, Portekiz ve İngiltere’de de Siyonist güçler mevcut... Hedefteki devletlere bakarsak, Suriye ve İran (TC’yi şimdi saymıyoruz!) bu tablo karşısında “kuşatılmış” durumda... Özellikle İran, aşağıdan ve yandan ve de üstten, Afganistan ile de sağ üstten tamamen kuşatılmış durumda. Suriye ise, hem aşağıdan hem yandan ve eğer TC, “bile bile lades” yaparsa yine, üstten de - Doğu Akdeniz ve Kıbrıs ile de denizden- “kuşatılmış” durumda... Evet, bu tabloya bakıldığında (ve eğer gelen haberler doğrulanır ve gerçekleşirse, İncirlik başta olmak üzere ABD tesislerinin Irak’a taşınması sözkonusu) Siyonist kuvvetlerin hava ve kara sahasına ihtiyaç duymadan bölge üzerinde gerekli “düzenlemeleri” yapma şartları mevcut. Keza, Yalım Eralp isimli emekli büyükelçinin dediğini kabul edersek, -“ABD, TC’siz Irak’ı yendiğine” göre-, “TC’NİN JEOSTRATEJİK GÜCÜ” BİTMİŞTİR, denilebilir. Manzara bu! • Yukarıda bahsettiklerimiz ise bu manzaranın “okunuş” şekillerinden biri; hem de “medya” destekli, yalan ve dolanın mezbul miktarda kullanıldığı bir “okuma” biçimi... Rahmetli Üstadımızın harika bir ifadesi vardır: "- Kıyı gözükürken, pusula ile limana girmek!" Manzaranın bu şekil “okunuşu”, bu manadır ancak! "Pusula"ya, birilerinin söylediği ifadelere bakmaya gerek yok; AÇIN HARİTAYI ve ANADOLU’YA BAKIN!.. Dikkat ediniz, "TC’ye bakın!” demiyoruz; “Anadolu’ya bakınız!” diyoruz! (Bunun hakkında aşağıda duracağız!) Avrupa’yı, Ortadoğu’yu, Asya’yı ve Afrika’yı TESİR ALTINA almak isteyen bir kuvvetin, Anadolu coğrafyasının TABİİ ŞİDDETİNE mutlak suretle ihtiyacı vardır. Eğer, milyonlarca senede gerçekleşen jeolojik değişiklikler -karaların birleşmesi, denizlerin başka yerlere taşınması vesaire- olmadiyse veya şu bir iki sene içinde gerçekleşmiyecek ise, ANADOLUNUN JEOPOLİTİK KUVVETİ VE ŞİDDETİ ASLA YOKOLMAYACAKTIR!. Anadolu coğrafyası kullanılmadan ne Avrasya’ya ne de Afro-Avrasya’ya bir tesirde bulunulabilir, iktisadi veya siyasi baskı yapılabilir!. Bu açıdan, - Mustafa gönüldaşın ifadesiyle- “analist” asla olmıyan fakat “anal”ist olan bu zatların Anadolu coğrafyasına dair ifadeleri, külliyen YANLIŞ VE KASITLIDIR!. Fakat, doğru olan bir tarafları vardır: Bu "manzara", Anadolu jeopolitiğini-jeostratejisini adeta “vizite ücreti” karşılığı kullandıran TC DEVLETİ açısından SIFIRLAN seviyesine getirilmiştir!. Artık, “vizite ücreti” dahi alamıyacak mevkiidedirler. (Allah’a hamd olsun!) TC’nin iktisadi olarak Sabatayist Kemal Derviş eliyle “kuşatılması”, bununla birlikte de siyasetine “haciz” konulmasının ardından, “vizite ücreti” karşılığı “evet!” dedirttikleri (“viziteyi” bile vermemek için şimdi kırk dereden su getiriyor bu “tecavüzcüler”.) Irak’a karşı “koalisyon ortaklığı”nın ardından TC’nin tamamen “tesfiyesi” gündeme gelmiştir; “haciz” işleminden sonra eğer “borçlar” ödenmezse -ki, öedeyebilecek hiçbir kudret kalmamıştır.- “şirket tasfiyesi” meydana gelir bilindiği üzere. (Bunun olacağına ve nasıl olacağına dair işaretlerin değerlendirmeleri sitemizde yeralan Mustafa Saka ile Doktor Hakkı Açıkalan’ın makalelerinde görebilirsiniz.) "Doststrateji" tarafından hazırlanan “3 Kasım Seçim Değerlendirmesi” isimli tahlili makaleye bakıldığında, bu (AKP) Hükümetin çok karışık bir devirde hükümete “getirildiğini” ve artık “sabotaj, suikast ve karanlık bir devirin açılacağını; paramileter güçlerin eşliğinde ‘istenilen düzenin inşaı için sınırlı iç savaş stratejisinin’ tatbikinin başlayacağını” kaleme almıştık. Keza, yine kaleme aldığımız makalelerimizde, “AKP hükümetini, “Kirenskiy hükümeti” olarak kabul ettiğimizi ve “tarihe bu kayıt altında geçeceğini” ifade etmiştik. Bütün bu yazdıklarımızı; “TC’nin jeopolitik ve jeostratejik gücünün yokolduğu” hususundaki -Siyonist mahreçli- haber ve ifadelerle birarada düşündüğümüzde, hakiki tasfiyenin Irak’tan çok, dünya siyasetini ve iktisadının “olmazsa olmaz koşulu” olan Anadolu coğrafyası üzerindeki “kuvvetler” üzerinde -öncelikle bunlardan bir tanesi olan ve “devlet” olarak teşkilatlanmış TC üzerinde- gerçekleşeceğini görmemek imkansız. Kuşatılmış iktisad ve haczedilmiş siyasetiyle Irak’a saldırının içine sokulan ve böylece de “tasfiye sürecini” kendi kendine başlatan TC’nin, “casus belli-harb sebebi” olarak kabul ettiği, “Misak-ı Milli”nin kapatılamamış kayıtları ve jeostratejik (emniyet) kaygularından kaynaklanan iki mühim noktada TÜRKÜRDÜĞÜNÜ YALAMASI, (Kıbrıs’ta “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin AB’ye alınması ile Türkmenlere karşı yapılan saldırılar ve iki hain kürt aşiretinin petrol bölgelerini kontrol altına alması ve “Federasyon”u açıkça ilan etmeleri) -deyim Mustafa Saka’ya aittir- “muvakkat devlet” olan TC’nin içindeki “muvakkat olmıyan” fakat TARİHİ DERİNLİĞİ KESİNLİKLE VAROLAN VATANSEVER UNSURLAR ile 80 senedir kör topal, baskı ve zulüm içinde sahib oldukları devletçiklerinin ellerinden gideceğini gören Kemalist kuvvetlerin DERİN VE TESİRLİ TEPKİSİYLE karşılanacaktır kuşkusuz. • Bu vetirede, gerçekten samimi vatansever unsurların, vatanı kuru bir toprak parçası olarak görmek gibi bir telakkileri yok ise, yapmaları gereken vazife önlerindedir. Hiç durmadan, "sıradaki!” çığlıklarının “TC’yi” (ve onun üzerinde İslam’ı) işaretlediğini görerek; hususen Kemalist dinazorlar ile İslamcı etiketine sahib kişi/kurumlara karşı girişilecek sabotaj ve suikastlerin başlamasını beklemeden, Siyonist kuvvetlerin ellerindeki büyük medya gücüyle kendilerine yönelik dezenformasyon tatbikatına cevab yetiştirmekten bitab hale düşmeden, HALKA VE HALKIN GÜCÜNE DAYANMALARI ve bunun yollarını düşünmeleri gerekmektedir. Artık görülmeli; “yeni amerikan yüzyılı” diye nitelenen vetire, Irak’a saldırı ile pratik ilk adımını atmıştır ve bunun 600 sene İslam’ın bayraktarlığını yapan TÜRK-ANADOLU İNSANINA düşün hissesi de, “UYGUN ADIM GERİYE MARŞ: ASYA’NIN BOZKIRLARI!” olduğu gerçeğini, Türkün, Anadolu’dan tasfiyesi olduğu gerçeğinin, İslam’ın Anadolu’dan Asya’nın bozkırlarına veya Arabistan’ın çöllerine “mostralık” olarak gömülmesi olduğu gerçeğini görmeleri, görülmesi gerekmektedir. Bu "kasırganın” önünde, beşeri ideolojiler veya ideoloji diye yutturulan lanet olası siyasi fikirler (Kemalizm!) ile durulamayıcağı; veya “daha demokratik olursak, evimize çeki düzen verirsek, “onlardan” olursak bize dokunmazlar!” mantığının; “demokrasinin bir gaye değil, vasıta olduğu”, tabiatiyle de “gaye” olan “Hıristiyan Yahudi Medeniyeti”ne dahil olmadıkça, istenildiği kadar “İslam demokrasisi... İslami muhafazakarlığı... “ vesaire şeklindeki “pansumanların” bu “kasırgayı” asla ve kat’a engelleyemeyeceğinin görülmesi gerekmektedir!. Bu HIRİSTİYAN YAHUDİ SALDIRISINA karşı yapılabilecek tek müdafaa şekli, İSLAM’A VE ÖNCÜSÜNE sarılmak; onun ÇATISI ALTINDA BİRLEŞMEKTİR! Kurtuluş, “insanca, insan haysiyetiyle yaşamak” için yapılması gereken tek şey, “pansuman çarelerle günü kurtarıcı” hareketlere girmek değil, belki o günü kurtarıcı çarelerin saldırının şiddetini arttırabileceğini de görüp, İSLAMCI BİRLEŞİK KOLLEKTİF CEPHEYİ inşa etmektir. Samimi vatansever askerinden, siviline kadar bütün "TÜRKİYELİ”lerin “medeniyet çatışmasına” dönüşen bu harbin mukadder neticesine karşı alacakları tek tavır budur. Gerisi zırva ve boş hayaldir!
15 Nisan 2003
Notlar: 1) NATO Başkomutanının ifadesine göre, “Suriye saldırı için, Irak’ın işgalinden en fazla 12 ay geçmesi” gerekmektedir. Kaldı ki, Rumfsfıld’ın hazırladığı “Suriye saldırı planı”, Buş tarafından “takviye edilmesi” kaydiyle iade edilmiş ama planın varlığı ortaya çıkmıştır.
[AKP Gnl. Bşk. ve Başbakan Erdoğan’ın, Irak için en iyi model Türkiye’dir; Türkiye bölgenin tek demokratik, laik müslüman ülkesidir beyanı, ahmaklığın değilse eğer, hainliğin zirvesi ifadelerdir. Ne modeli!.. Adam topyekün tasfiyeye geliyor!. Keza; Irak’ın inşaında en büyük hisseyi Türk işadamları alacaktır, ifadesi de, Sabancı’nın ifadesiye söylersek, “alacağın ancak ‘üçün biri’ olacaktır”dan başka bir cevabla karşılanamaz!. Hala bunları “müslüman”, “mim demokrat”, “islamcı demokrat” olarak gören saflar var mı bilemiyoruz!..] |