Siyasî-polemik:

CENGİZ ÇANDAR’IN TELAŞESİ: ACZİYETİN, “KUŞATILMIŞLIĞIN” ALAMETİ

Yılmaz SOLAKBAŞI

DOĞU STRATEJİ VE TAHLİL MERKEZİ

Adı “pentagon yazarı”na çıkmış bulunan Cengiz Çandar’ın 23 Kasım 2003 tarihli (Ilıcaklar’ın Tercüman’ındaki) yazısı, çaresizliğin, acziyetin, tükenmişliğin ve korkunun alametlerini taşımaktadır.

Bir "stratejist", bir "taktisyen", bir "araştırmacı-yazar” olmaktan çok, belli bir din-fikire mensubiyet hisleriyle bürünmüş olarak yazılarını kaleme alan Çandar, “El-Kaide’nin taktik başarısı” isimli makalesinde, kendi ifadesiyle, "15 Kasım-20 Kasım uluslararası terörist taarruzu”nun sebeb ve failleri hakkında AKP ve basında çıkan haberleri “El-Kaide’nin taktik başarısı” olarak gördüğünü söylemektedir ki, bir manada haklıdır; çünkü burası, üzerinde yaşadığımız topraklar, 700 sene İslam’ın bayraktarlığını yapmış, 400 sene Hilafet kurumunu taşımanın şerefine nail olmuş ve müslümanlara hizmet etme vakar ve heybetini yaşamış insanların “hislerini”, Laik Oligarşinin 80 senelik (veya 200 senelik) PİÇLEŞTİRME AMELİYESİNE rağmen hala GENLERİNDEN ATAMADIKLARI insanların yaşadıkları bir ülke ve burada “salyangoz satılamaz!”

El-Kaide ismi altında teşkilatlanmış ve KÜRESEL SİYONİST VAHŞETE karşı KÜRESEL İSLAM TAARRUZUNU başlatmış bulunan BAĞIMSIZ HÜCRELER, ASIL HEDEFİN bu ülkede/Türkiye’de yaşayan, benliğinden şu veya bu şekilde uzak kaldırılmış insanlar değil, onları bu hal içinde yaşatan insanlar-devletler olduğunu açıkça deklare etmişlerdir. (Kaldı ki bunun böyle olduğu şuradan bellidir ki, seçilen mekanlar İsrail ve İngiliz hedefleridir; büyük alışveriş kurumlarına yapılan “ihbarlar” ise “asılsız” çıkmıştır; “hedef”, “Türkiye halkı” olsa idi, metro istasyonları, sinema salonları, Ramazan günü açık olan gece klübleri-biraheneler olurdu. Sivil halk kayıpları ise. hedef alınan şirket-kuruluşların binalarının halkla içiçe olmasından ötürüdür.)

Onun içindir ki, Sinagog saldırılarını değerlendiren tahlili makalemizde, “bu tip eylemlerin diğer müslüman ülkelerde -halk nezdinde- kaldırılabilir bir durumu varsa da bu ülke insanını hazmedebilme açısından ZORLAR” demiştik.

Fakat şurası da bir hakikatdir ki, “ilki” her zaman zor olmakla beraber, ikinci ve ardından GELECEK DİĞER SALDIRILAR, artık “bir müddet hayat tarzı” olarak kabul edilebilir seviyeye taşıyabilecektir insanımızı.

Bu ülke insanı, “bizim çocuklar harekete geçti” diye “Pentagoncuların” benimsediği ve taktik verdiği 12 Eylül faşist darbesini, “insanımız tarafından benimsensin!” diye KONTRGERİLLA TARAFINDAN ÖZELLİKLE PATLATILAN ve tamamen KÖR TERÖR FAALİYETİ olarak görülmesi gereken şiddet hareketlerini yaşadı da birşey olmadı, El-Kaide gibi KİME VE NİÇİN SALDIRDIĞINI açıkça deklare eden bir teşkilatın “faaliyet sahası” olarak görmeye başladığı ülkemizdeki saldırıları da hazmedebilir.

Kaldı ki, Çandar’ın asabileşmesine, agresifleşmesine sebeb olan husus da, “halka saldırı” değil, gazetelerde “EL-KAİDENİN BU SALDIRILARI YAPMAMIŞ OLMASININ, FAİL OLARAK CIA VE MOSSAD’IN İSMİNİN GEÇMİŞ OLMASI”dır zaten...

Sormak lazımdır, CIA ve MOSSAD bu işleri yapmaz mı, yapmadı mı?..

Agatha Kristi tarzı “bu cinayetten kim fayda sağlar; katil öncelikle odur!” yamuk muhakemesi, "special war-hususi tarz harb"in yüzlerce kitabını yazmış ABD-İsrail/CIA-MOSSAD karşısında hiçbir değer ifade etmemektedir.

"Ayaklandırmaları Bastırma Sanatı” isimli Kontrgerillanın “bestseller book”ını yazmış -siyonist bir yahudi olan- Henrih Kisincir’ın idaresi altındaki ABD, kendi kurum-ferdlerine de “erken doğum” maksadlı olarak binlerce defa saldırmıştır.

Kısaca, insanımızın bu saldırıların arkasında CIA-MOSSAD beynini aramalarının MADDİ KARİNELERİ -Çandar’ın- istemediği kadar çoktur.

Cengiz Çandar’ın yanıldığı veya özellikle, bilerek öyle göstermek istediği bir nokta daha vardır ki, El-Kaide’yi “uluslararası şebeke” olarak görüp, bir kısım teşkilatları da bunun "yerli acentaları” olarak göstermesindedir.

Bu, "yuppi mantığı”dır; her dediği “doğru” ya, bunu da o “mantık silsilesi” içinde “yediririm”, diye düşünüyor.

Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi’nin de bağlı olduğu İBDA FİKRİYATINI, "uluslararası terör şebekesinin yerli acentası” yapıveriyor hemen!..

Hep "mantıklı” giden Çandar, buraya bir delil getirmiyor, getiremeyeceğini biliyor ve çalakalem yazıyor, genlerine kadar işlemiş Yahudi mizaciyle!.

Bu mantık, elma ile armutun toplanması mantığıdır ve baştan yanlışdır.

El-Kaide, büyük bir teşkilat olduğunu, yaptığı saldırılar, üzerine büyük bir hışımla gelinmesine rağmen büyük bir askeri reflekse de sahib olduğunu ortaya koyan SİLAHLI BİR İSLAMİ TEŞKİLAT; şu anda başta Afganistan ve Ortadoğu olmak üzere Siyonizmin askeri işgali altında tutulan İSLAM BELDELERİNDE, onlara anladıkları dilden-tarzda cevab verebilme kapasitesine sahib büyük bir askeri teşkilat.

Fakat, dünyadaki bütün İslami teşkilatların “açmazı” onda da var: YIKMAK İÇİN BÜYÜK BİR GÜÇ, YAPMAK İÇİN MALZEMESİ EKSİK!

Bu nokta, DÜNYA GÖRÜŞÜ EKSİKLİĞİDİR ki, işte İBDA FİKRİYATINI bu tipden hareketlerden ayıran en büyük husus da budur.

İBDA, İslam’ın dünyaya hakimiyetinin “projesini” çizmiş ve bunun “nasıl ve niçini” kitablar boyunca anlatmış bir hareketdir.

Teorik bahislere girmek bu makalenin haddi değil ama kısaca söylemek gerekirse, İBDA’yı “El-Kaide” veya başka bir İslami teşkilat ile “bir” görmek veya “yerli acentası” olarak göstermek, eğer cehalet değilse, sinsi bir planın taktik ayağıdır.

Çandar yazısında, tıpkı diğer Oligarşi mensubları gibi, “YENİ BİR TEHDİT DEĞERLENDİRMESİNİ yerine getirmeden ve bütün “ulus”u buna hazırlamadan ve “seferber etmeden”, uluslararası çaptaki bu savaşta “Türkiye siperi” sağlam duramaz ve zorunlu “uluslararası işbirliği” de yapılamaz” demekte...

Çandar’a sormak lazım:

Bu "uluslararası savaş” ne?..

"Türkiye siperi" kim tarafından ilan edildi?..

"Yeni tehdit değerlendirmesi” nasıl olacak?..

Tüm "ulus", nasıl “seferber edilecek”?..

En son ifadesinden başlarsak, RAND CO. gibi ABD’nin ilk kurduğu “düşünce kurumları”ndan birinin (ki, Hava Kuvvetlerinin “askeri saldırı-işgal planlaması için kurulmuştur.) MAAŞLI ELEMANI olan Çandarın bu ifadeleri, evvelki yazılarımızda bahsettiğimiz, "BU SALDIRILAR MİSİLLEME SALDIRILARINI GÜNDEME GETİRECEKTİR” ifademizi doğrular cihettedir.

Toplumu germek, dağıtmak ve “netleştirmek” için (ki Çandar’ın hem vatandaşı hem de beslendiği ülkesi olan ABD’nin mütehassısı olduğu işdir bu), ülke topraklarında ön planda bulunan kişi-kurumlara karşı maddi/suikast-sabotaj ve manevi/basının kirli propagandasının başlatılacağının (veya en azından Çandar’ın temsil ettiği zihniyet tarafından bunun planlandığının) bir emaresidir bu ifadeler.

Böylece, tamamen İslam’a ve müslümanlara karşı bir savaş olduğu açıkca ortaya çıkmış bulunan “uluslararası savaş” dedikleri lanetli organizasyonun içine, "2 S" (Seve Seve veya S.ke S.ke) metoduyla bu "ulus"u çekmenin planlandığı açık edilmektedir.

Peki, bu "ulus" dedikleri nesnenin içinde kimler var?..

Türk var, peki Kürt, Çeçen, Boşnak, Arap, Çerkez vesaire ırklardan halkımız da var?..

Elbette olamaz; bütün bir "ulus"un cinnet geçirmesi demek olacağına göre bu, evvela yapılması gereken “yeni tehdit derecelendirilmesi” yapılması, bunun da yoğun bir propaganda ile halkımıza “yutturulması” (Kürt hareketinin “feerasyon... sürgün... eve dönüş yasası” ile “cepheden çekilmesi/çektirilmesi” boşuna değil) gerekir.

İşte, bu da AKP gibi ister “referansları İslam” veya ister “kökleri İslam” olan bir partinin hükümeti döneminde olsun, İÇ SAVAŞ demektir.

Çandar’ın “Türkiye siperi” dediği saha, kendisinin de yazılarında satır aralarında bahsettiği üzere “uluslararası savaşın olmazsa olmaz”ıdır.

İşte bütün mücadele de bunun için.

İBDA, “uluslararası şavaş”ta “Türkiye siperi”ni SİYONİZMİN YANINDA OLMAZ AMA KARŞISINDA OLUR” kılmaya çalışmaktadır ve böyle de -Allah’ın izniyle- olacaktır.

Bir noktaya temas etmemiz lazım...

Bu "tip" saldırılar ertesinde “gizli servisler” laflarının çokca kullanılmasının en büyük sebebi, “omurgasızlık-yumuşaklık”dır

Buna "rahatının kaçacağı telaşesi” demek de mümkün...

M. Aksoy ve T. Dursun’a yapılan saldırılardan sonra estirilen havayı hatırlayalım; insanlar, “liderler!!!”, ellerindeki gümüş yüzükleri bile çıkartacak “mevkiiye” gerilemiş veya geriletilmişlerdi.

"Evet, falanca teşkilat üstlendi ama o CIA’nın kullandığı taşeron bir örgütdür!”

CIA’nın, MOSSAD’ın falanca teşkilatı “taşeronlaştıracağı”, “sızacağı” veya “kulandığı” düşünülebiliyor da, falanca teşkilatın “CIA’ya sızabileceği” veya “CIA’yı kullanabileceği” niye akıllara gelmiyor; ihtimal olamaz mı hiç?..

Bugün köşe yazarlığı yaptıkları gazetelerinde “basının devlet içindeki gücünden” bahsedebilen zevat, basının/üç-beş patronun, koskoca bir devleti idare ettiğini söyleyen zevat, yanlış bilgi ve raporlarla devlet aygıtının aldatıldığını söyleyen zevat, bu ihtimali niye akıllarına getirmiyor?..

Osmanlı Devleti’nin “Uc Beyleri” veya “Akıncıları”, “Deli(l)lleri”, kimlerden müteşekkildi ve ne gibi faaliyetler göstermişti?..

Bir ahtapot gibi dünyayı saran “casusluk ve karşı taarruz ağı”na sahib ABD, en uçtaki “birim”inin içindeki “her insanı tam olarak denetleyebilecek” bir kapasiteye sahib midir?..

"Evet" cevabı, “casusluk” denilen nesnenin bir “hayal mahsulatı” olduğuna inananların zeka seviyesini gösteren bir alametdir!.

Bugün İsrail’de, tamamı Albay ve Binbaşılardan oluşan “şimdilik” 27 üst düzey asker”, sivilleri öldüren, müslümanları sebebsiz yöre katleden hava saldırılarına katılmayacaklarını ve bu saldırıların bir an önce durdurulması gerektiğini açıkça deklare ettilerse, düşünelim, eğer bu saldırılar devam ederse, onların HAMAS veya El-Kaide ile “işbirliği” yapmasını hatta İslam’la şereflenmesini kim engelleyebilir?..

Bunun "senaryosu yazılıp” da film haline getirilmiş hali şu anda hala CNBC-E isimli televizyon kanalında gösterilen "24" isimli dizide seyredilebilir.

"Arap terörist Salih Ali" ile "Mary-Meryem"in ABD’nin en büyük şehrinde “nükleer bomba patlatma teşebbüsü”, zevkle ve zevkleri canlandırarak seyredilebilir.

Yine Amerikalılar tarafından çekilmiş "KUŞATMA” isimli ve Denzel Washington ile Bruce Willis’in başrollerinde oynadığı film...

Nevyork’ta peşpeşe patlatılan “şehadet bombaları”... Etrafa sacılan ve gizli servisleri de şok eden “MAVİ boyalar”... (İslam “yeşil”dir ya, “mavi” nereden çıktı?” şoku) Kalburüstülerin gittikleri tiyotronun, FBI Merkezinin “şehadet mekanı” ilan edilerek “araba dalışı” ile uçurulması... Müslüman Arapların yaşadıkları Burukliy’nin -tesadüfe bakınız!- “sıkıyönetim ilanı ile “kuşatılması”... Arapların işkencelerden geçirilmesi, öldürülmesi... Kadın bir CIA ajanının soruşturmayı yönetmesi ve “hücreleri” araması... “Sonuncu” olduğu varsayılan “ücüncü hücre”nin bu kadın tarafından bulunması ve FBI’nın bu esnada baskın yapması ile CIA ajanı kadının vurulması... Gönül ilişkisi içine girmeye hazırlanan (D. Vasington) FBI Sorumlusunun, ölmeye başlamış kadının “Eski Ahid”den “beni Krallığına kabul et Tanrım” diye başlayan duayı okuması... FBI sorumlusunun -okumada- ona yardım etmesi.... Ve CIA ajanı, soruşturmayı yöneten, Ortadoğu’da bu “hücrelerin” eğitimini bilfiil veren bu kadının "İNŞAALLAH!” diyerek son nefesini vermesi ve FBI sorumlusunun ölü kadının suratından da daha mor suratı!..

CIA "sızmıyor”, CIA’YA SIZIYORLAR!.

İlişki, çitf taraflı tesiri gündeme getirir ki, 11 Eylül Saldırılarından sonra CIA ve FBI’nın “iç temizlik” yapmasının sebebi de budur işte!

Çandar’ın anlamadığı ve “topyekün savaş” ile “bitirmeye” çalıştıkları “savaş tarzı”, filmdeki CIA ajanı-sorumlusu (müslüman olarak ölen) kadının dilinden şu:

"Hiyerarşi yok, bağımsız yapılanmalar ve kendiliğinden harekete geçen hücereler var. Hangi hücrede kim var, kimsenin bilmediği bir örgütlenme... Normal bir insandır ama, beklediği zaman geldiğinden eylem yapar!”

Sormak gerek Çandar’a ve aynı zihniyettekilerine:

Bu tip teşkilatlanmanın KURUCUSU kim?..

Söylemek lazım yine Çandar’a:

Aynı masada oturduğun, en gizli sırları, planları paylaştığın insana bile güvenme, KİM olduğu belli olmaz!

23 Kasım 2003

www.sinamiorhan.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1