ACZİYET VE İHÂNETİN İFÂDESİ: “SIKIYÖNETİM”

Yılmaz Solakbaşı

Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi

 

Ramazan ayı içerisinde, beş gün içinde dört büyük SALDIRININ gerçekleştirildiği İstanbul-Türkiye’de, ilk saldırılardan sonra arkalarına aldıkları MOSSAD’ın desteğiyle “havalanan” ve “polisimizin üç günde failleri bularak büyük başarı” gösterdiğini söyleyen etkili ve yetkili zatlar, failleri yakalamaları hakkında daha söyleyecek o kadar “destanımsı sözleri” varken gelen ve ilkinden büyük ikinci SALDIRI DALGASININ ardından “özlerine dönmüş” ve senelerdir “çaresizliğin klasik ifâde biçimi” olan kelamı sarfetmeye başlamışlardır:

“Terörle hiçbir zaman bir yere varılamaz! Bizi yıldıramayacaklar! Mesajları ne ise ayağımın altında çiğniyorum!”

Bu ifâdeleri ancak “Kasımpaşalı delikanlı ruhiyatı” olarak görebiliriz, görmeliyiz; yoksa, bir devlet adamının söyleyebileceği sözler değildir bunlar.

Bunun da sebebleri vardır elbette.

Birincisi, bu sözleri söyleyenler “hakiki bir devlet adamı” değillerdir; “hakiki devlet”in adamı olmadıkları gibi, varolan devlet idaresinde yeralabilecek bir “adam” da değillerdir.

İkincisi, söyleyecek sözleri yoktur.

Bu saldırılar, (dikkat ediniz, “eylem” dememekteyiz, bu “saldırı”dır.) şiddetini arttırarak devam ettirecektir ki, bu, kesin gibidir.

Irak harbinin en şiddetli olduğu günlerde, bir tane maytap dahi patlamadığını düşünürsek, bu saldırıların “bugünkü siyasi zeminde” meydana gelmiş olmasını, devam edeceğine dair bir işaret olarak görmek gerekmektedir.

Devlet istihbaratının bu saldırılarla birlikte çöktüğü değil, uzun zamandır zaten yok olduğunun bütün kesimlerce görülmüş olması da TC açısından bir başka zaaftır ki, “açık saha” olarak telakki edilmesi ve “fırsattan istifade etmek isteyecek servislerin” bundan sonra daha da rahat hareket etmesi tabii olacaktır.

Doğru dürüst bir iktisadi sistemi olmadığından, misal olarak -saldırıları aynı kişilerin yapmış olma ihtimali içinde!- bir anda en az iki-2 tonluk bir “gübre” alımının yapılıyor olmasının bile “anormal” olarak addedilemesi; veya “faillerin” geriye doğru gidilerek bu iki tonluk alımların yapıldığı “dükkana” ve oradan da “faturaya” ulaşılamaması, bunu tersine, “arabayı çaldırdığının ilânını da veren şahıs” ve çevresi üzerinde yoğunlaşarak bildik polis marifetleriyle (nasıl olduğu malum!) “faillere!!!” ulaşılması, sadece ve sadece bir GÖZBOYAMACILIKTIR.

Eğer o afişe edilen insanlar bu işleri yaptılarsa gerçekten, bunların bir bir delillerini getirmeleri gerekirken, bunların sadece “ölü olmaları” yeter delil olarak kabul edilmektedir.

“Ölü olmak” ne zamandır bir aleyhte delildir?

Arabayı onların “çaldıkları”, “gübreleri” onların aldıkları doğru mudur?..

Bunlar hala soru işaretleridir.

Fakat mevcut iktidar, “soru işaretlerini” çözemediğinden ve tam bir tıkanma yaşadığından ötürü, failler ve sebebler bir kenara bırakılmış, basın “emniyet müdürü basını hedef gösterdi!” haberiyle doldurulmuş ve böylece de “kabahat” kendilerinden uzaklaştırılmaya, acziyetlerinin örtülmesine çalışılarak halk basbayağı OYALANDIRILMAYA çalışılmıştır.

İktidar sahibleri inanıyoruz ki, bugünlerde bir “milli futbol zaferi olsa!” beklentisi içindedirler; böylece halkın “zafer sarhoşluğu” içinde afyonlandırılması daha kolay olacaktır çünkü!

MGK toplantısı öncesi, belirli çevrelerin (ki, gazeteci Tuncay Özkan, bunların basındaki sesidir) zaten kağıt üstünde varolan “hürriyetleri” de kısıtlayıcı tedbirlerin alınmasını istemesi, bu saldırıların Oligarklar tarafından kendi maksatları doğrultusunda kullanılmak istendiğinin işaretidir. (Saldırıları yapanlar ayrı, neticesinde ortaya çıkan havayı kullanmak isteyenler ayrı, değerlendirilmesi içinde tabii ki.)

“Türkiye’nin “tehdit sıralaması” acilen değiştirilmedir.” diyenlerle, “sıkıyönetim ilân edilmeli” diyenler, saldırıları kendi iğrenç emelleri doğrultusunda kullanmak isteyen mihraktır.

Kimdir bunlar?..

Bunlar, “28 Şubatçı”, Kemalist-Sabatayist Laik Oligarşidir.

Eğer bunların istedikleri gerçekleşmiş ve “sıkıyönetim” ilân edilmiş olsa idi, AKP’nin karşısında bir raunt öne geçmiş olacaklardı.

Birinci olarak, “sıkıyönetim” ilânı demek, Avrupa Birliği hayallerinin hayalden de atılması manasına gelmektedir.

İkinci olarak, iki saldırı ile “pes etmek” demektir ki, saldırıları gerçekleştiren teşkilatın yapmaya çalıştığıdır.

Üçüncü olarak, içeride Müslümanlara karşı büyük bir operasyonun başlatılması demektir.

AKP, buna karşı çıkarak, bütün bu seçeneklere karşı “şimdilik” direnç göstermiştir.

Fakat nereye kadar?..

Siyasetin laçkalaştığı, polis ve askerin çeşitli kutuplara bölündüğü bu tipden vakitlerde, böylesine büyük saldırılar, mukabil saldırıları veya “FIRSATÇI SALDIRILARI” doğurabilir.

Onun içindir ki, AKP’nin aldığı bu direnç kararı “günlük” bir karardır, günü kurtarmıştır fakat “yarın(-lar)” hala soru işareti olarak ortada durmaktadır.

Bunun için AKP’nin alması gereken GERÇEK kararlar mevcuttur ki, bu alacağı kararlar, ülke içinde lafta değil gerçekte bir “birlik ve beraberlik” havası oluşturacak ve GERÇEK KUVVA-YI MİLLİYE HAREKETİ, siyasi havanın iyice kızışacağı ortada olan bir vasatta memleket içinde ılık bir iklim oluşturacaktır. (Bunları, alınması gereken “kararları”, çok kısa bir süre önce, Dr. Hakkı Açıkalın, “Gündem ve Gelişmeler” başlığı altında kaleme almıştı, sitemizde yeralan yazısından takip edebilirsiniz.)

Öncelikle, TOPYEKÜN, KISITLAMASIZ, BÜTÜN SİYASÎ(!) SUÇLULAR CEZAEVLERİNDEN ÇIKARTILACAK, ÇIKARTILMALI.

Ayrımsız “GENEL AF”...

MÜTEFEKKİR SALİH MİRZABEYOĞLU, HEMEN -BİR ŞEKİLDE- TAHLİYE EDİLECEK, EDİLMELİ.

DEVLET İDARESİNDE MÜSLÜMANLARA YETKİ VERİLECEK, VERİLMELİ.

IMF ve Dünya Bankası’na “Defol!” emri verilecek, VERİLMELİ!

ABD ve AB’ye “kapı gösterilecek!”, GÖSTERİLMELİ.

Başta TÜSİAD ve TESEV olmak üzere, TOBB, TİSK, DİSK, HAK-İŞ, TMMO, TİB gibi, “batı”dan beslenen veya onların istediklerinin tercümanı olan kurumlar KAPATILACAK ve idarecileri ile belli başlı üyeleri gözetim altına alınacak, ALINMALI.

“Banka hortumcuları”, hemen tutuklanacak ve bütün malları kamulaştırılacak, KAMULAŞTIRILMALI.

Kolluk kuvvetleri içinde büyük bir temizlik faaliyeti gerçekleştirilecek, GERÇEKLEŞTİRİLMELİ.

Bütün bunların sebebleri bir bir anında halka anlatılacaktır.

Halkın içinden çıkmış, halk tarafından benimsenen, gerçekten vatansever MÜSLÜMAN VEYA LAİK AMA SAMİMİ VATANSEVERLER tiplerden bir MECLİS OLUŞTURULACAK.

Direnç görüldüğünde gerekirse büyük şehirlerin büyük meydanlarında her gün büyük gösteriler yapılacak ve halk diri tutulup, bunun bir GERÇEK KURTULUŞ SAVAŞI olduğu, kazanılamadığı takdirde Türklüğün de, Arablığın da, Kürtlüğün de, İslâmlığın da yokolacağı binlerce kez tekrar edilecektir.

Eğer bu kararlar, bu şekilde alınmazsa, UEFA’nın verdigi son “sportif olmayan tamamen siyasi karar” ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yapılacak bütün “organizasyonlarını” iptal etme kararı ile ortaya çıktığı üzere, bu ülkenin ve insanlarının ABD-İsrail-İngiltere kutbu ile AB kutbunun, “birbirlerine çekme veya “yar etmeme” mantığı güderek ilân ettikleri “SAVAŞ/HAREKAT ALANI” olması ve DAHA BİRÇOK BOMBALARIN DA PATLAMASI sözkonusu olacaktır.

Ülkeyi, insanımızı kurtaracak tek karar, bahsettiğimiz kararların BİR AN ÖNCA TATBİKATA GEÇİRİLMESİ olacaktır.

Bu ülkede, “nüfuz casusluğu”ndan dem vurup sonradan o “casusların” adamı olarak “sıkıyönetim”den bahsetmek, HALKA İHANETTİR; fakat halkın hisleri doğrultusunda, yukarıda yazdığımız kayd-u şart altındaki bir “sıkıyönetim”, halka hizmet olacaktır.

Şurası unutulmamalı ki, bu ülkede -menfi gördüğümüz şekildeki-sıkıyönetimler hiçbir işi halledememişlerdir; birilerinin daha da zengin olmasına, ülkenin Siyonizme daha da bağlanmasına, bu ülkenin düşünen, vatansever insanlarının da zindanlara tıkılmasına, ipe gönderilmesine vesile olmuştur.

Ve en mühimi, artık devir o eski devirler değildir; bilinmelidir ki, “sıkıyönetim”, ilân edenlerin bu halk tarafından sıkıştırılmasını sağlayacak bir şekilde, hakiki vatanseverler tarafından da kullanılabilir, kullanılacaktır. Ve biz, bu şekil alınacak bir sıkıyönetim kararını ASLA KABUL ETMEYECEGİZ. Yukarıda bahsettiğimiz manada bir karar alacak gerçek vatanseverlerin ise yanındayız.

Türkiyenin önündeki “kurtuluş”, verdiğimiz bu reçeteden geçmektedir.

Eninde sonunda bu reçete tatbik edilmek zorunda kalınacaktır ki, bizim isteğimiz, daha fazla acı çekilmesine izin verilmeden bu kararın tatbikidir.

Yoksa siz, iktisadın “güllük gülistanlık” olduğuna, AB’ye “gireceğimize”, hele Liradan altı sıfır atmakla herşeyin hallolacağına mı inanıyorsunuz?

Bilinmeli ki, adamların derdi, “Liradan sıfır atmak” değil, TÜRK’Ü ANADOLU’DAN ATMAK, İSLÂM’I DA ÇÖLE HAPSETMEK!..

AKP de, onun karşısında yeralan Laik Oligarşi de birbirlerinin tersinden bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Halkımızın istediği ise, DEDİĞİMİZDİR.

Kim bombaladı’dan daha ziyade, bu bombaların verdigi “mesajın” okunmasına kafa yormak gerekir!..

DOST STRATEJİ, uyarıyor.

 

27 Kasım 2003

www.sinamiorhan.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1