EMPERYALİZMİN YENİ PLÂNI: KÜÇÜK SİTE DEVLETLER

Sinami Orhan

 

Televizyonlarda ve gazetelerde yayınlanan bol resimli ve gözüyaşlı “savaş magazini” haberlerinin arkasına bakarsanız, birtakım şeyleri görmek mümkün oluyor. İşte bunlardan birisi de, Sırpların “çekilme” kararı almalarından sonra daha da bir bilinmez-çözülmez hâle giren Kosova’da yaşananlar... Amerika’da, hükümet destekli “New York Times” gazetesinde çıkan bir haberde şöyle deniliyor:

«- CIA VE ASKERÎ İSTİHBARATIN, YOGOSLAVYA'YA HAVA SALDIRILARINA GİRİŞİLMESİ HÂLİNDE, MİLOSEVİÇ'İN İKİ MİLYONA YAKIN KOSOVALI ARNAVUTU BİR HAFTA İÇİNDE SINIRDIŞI EDECEĞİ HUSUSUNDA ABD VE NATO'YU AYLAR ÖNCESİNDEN UYARDIĞI ORTAYA ÇIKTI!»

(Milliyet, 2 Nisan 1999)

Bu ne demektir? Bu, bile bile, Kosova’daki müslümanların Ortodoks Sırp tarihî nefretine teslim edilmesi demektir. Neticede de öyle oldu. Kaçanlar kaçtı, kaçamayanlar ise “toplu mezarlara” gömüldüler. Ve bütün bunlar Sırplar ile onlara izin veren Amerika (ve onun işbirlikçi kolları olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve NATO) sayesinde oldu. Sırplar saldırdı, Kosovalılar direnişe başladı; NATO bombalamaya başladı, Sırplar daha da yerleşti, Kosovalılar göçe başladı. Buradaki tersliği görüyorsunuz değil mi?

İşin daha da vahim buudu, bir kısım “ukalâ-akıl satan müslümanların”, işin en başından beri Amerika’nın/NATO‘nun devreye girmesini istemeleridir. Maksad açık esasında; Amerika’yı “temize çıkarmak.” Irak’ta müslümanları ve mukaddes beldeleri bombalayan “Hıristiyandan”, Hıristiyana karşı Müslümanı koruyan mevkiine çıkarmak. Bu arada, Amerikan Başkanının İslâm’a bolca medhiye düzmesi de işin süslemesi oldu. Neticede, “Amerika o kadar kötü değilmiş; demek ki Irak’ta birşeyler var, hain Saddam olmasa, Amerika niye saldırsın; hem Saddam, Halepçe’de Kürtleri katletmedi mi...” anlayışını yerleştirmeye kalkışıyorlar.

Malûm daha önceki yazılarımızda Amerika’yı “kartondan dev” olarak isimlendirmiştik; Üstad Necib Fazıl'ın bir isimlendirmesi var ki, o daha çarpıcı: “Ahmak fil!” Görüntü esasında budur zaten Amerika açısından. Bütçesi devamlı açık veren, kültürel açıdan (Amerikada okuma-yazma nisbeti % 70’ler seviyesindedir) “cahil” ve elbette “Avrupa’dan sürülen ırz düşmanı, hırsız, katil sürüleri”nin “kökenlerini” oluşturduğu (işte, bir Amerikan kültürü olmadığının en güzel delili budur) seviyesiz ve elbette Sarı-Kırmızı-Beyaz-Siyah, İtalyan-Polonyalı-İrlandalı-Yunan-İngiliz “kökenlilerin” birbirlerine duydukları “müthiş nefret”le harmanlanmış bir halka sahib olan; bunun yanında ise, dahhameleşmiş bir teknoloji sayesinde “gözboyama”yı gerçekleştiren Amerika, kendi “iç problemler"iyle ilgileneceğine, “iç problemler"ini unutturmak ve bu iç problemlerine de çözüm bulabilmek için “dünya jandarmalığına”, daha doğrusu “efeliğine” yelteniyor. Amerika kıtasındaki petrol kendine yetmiyor, gıda kendine yetmiyor, pazar kendine yetmiyor, onun için dışarıya bakmaya mecbur kalıyor. Mecbur kaldıkça da bütçe açık veriyor, iç sorunlar depreşiyor. Böyle bir muamma hâlinde... Bu açıdan Amerika tam bir “kartondan dev”dir ve tam bir “ahmak fil”dir.

İşte bu Amerika, “Yeni Dünya Düzeni” denilen emperyalist plânları uygulamaya başladı. Bizim aylardan beridir üzerinde durduğumuz, “Siyonizm ve Emperyalizm ülkemizi; bu, ceddimizden -TC’ye değil!- bize emanet kalan son topraklarımızı da bölmeye, parçalamaya çalışıyor” meselesi, bu iradenin “böl ve yönet” uygulaması sayesinde bugün daha da net ortaya çıktı.

“Uydu Kürdistan” kurulacak diyorduk. A. Öcalanın da İmralı mahkemesinde söylediği üzere, “İngilizlerin bu topraklarda yüzyıl başından beri plânları var.” Bu noktada şunu yazalım hemen: A. Öcalanın mahkemede verdiği ifâdelere bakarak, “yalvarıyor... canını kurtarmak için özür diliyor... vs.” dememek lâzım. Çünkü, o, tâ 95’lerden beri bunları ifâde etmektedir. Ve kendisinin İmralı’ya getirilmesinin arkasında da, -“Med TV”de söylediği üzere,- “Talabani ve Barzani’yi Washington’da anlaştıran Amerika”nın olduğunu, onun İsrail ve “ana beyin” İngiltere ile işbirliği yaptığını görüyor. Mahkeme satıraralarından bunları da okuyor gören gözler. “Uydu Kürdistan”a A. Öcalan uzun bir süreden beri karşı çıkmaktaydı. Siyonist plânlara uygun olmadığından ötürü de, kendisinin ve PKK’nin tasfiye veya “ehlileştirilmesi-legalleştirilmesi-silahsızlandırılması” gerekmekteydi. Şimdi bütün plânlar bunun üzerinde. A. Öcalanın -eğer TC idarecileri akıllarını peynir ekmekle yememişlerse- kimse idam edileceğini de beklemesin. Onun ölümünün PKK’yi ve Kürt insanını daha da “kızdırması” bir yana, “PKK Başkanlık Konseyi Üyesi” Osman Öcalanın, “- Halkımız PKK’yi ‘pasif’ bulabilir; bunun için yeni bir örgütlenme içine girebilir ve biz de buna saygı duyarız” sözlerinde geçen -elbette İslâmcı- “daha aktif örgüt”ün KİM olduğunu bilmeleri buna en büyük engeldir. Ki, bu süreç başlamıştır! A. Öcalanın -“Başkanlık Konseyi”nin bütün itirazlarına rağmen- “neticesinin ne olacağını bile bile barış!” diye diretmesi, kendisinin PKK ve Kürt insanı tarafından -kimilerinin beklediği gibi- “hain” olarak değerlendirilmesi neticesiyle karşılanmasa da, -gerçekten de Yahudiler için Thedor Herzl ne ise Kürtler için de bir nevî A. Öcalan odur ve bu açıdan onun bu şekilde nitelenmesi muhaldir- “Tabiî Lider” olarak görülmesine ve “saygı” ile anılmasına yolaçacak zeminlere kaymaktadır, diye düşünüyoruz. Mevzuumuza dönersek...

Amerika’nın “böl ve yönet” politikası, bugün Ortadoğu ve Balkanlarda canlandırılmaya başlandı. Furkan Dergisi'nin Kasım 1998 sayısının 54. sayfasında yayınlanan 1982 tarihli bir iktibas metninin muhtevâsı üzerinde hızla çalışılıyor, Ortadoğu, “küçük devletler-site/etnik devletler” ovasına döndürülmeye başlanıyor. İşte Irak’ın üçe bölünmesi: Kuzeyde Sünnî Kürtler, Güneyde Şiîler, Bağdat çevresinde ise Sünni Arablar... Aynı şey Lübnan'da da var zaten; kezâ Ürdün ve Suriye için de aynısı düşünülüyor. Balkanlar’da da eski “Bağlantısızlar Blokunun Lideri” olan Yugoslavya Halk Cumhuriyeti, “Katolik Hırvatlar, Ortodoks Sırplar ve Müslüman Boşnaklar/Arnavutlar/Türkler" olarak parçalandı. Buna, Macarların ayrılması eklenmelidir...

Ortak noktayı gördünüz mü? “Etnik” veya “dinî” olarak birbirine “düşman-hasım” olan Devlet’çikler oluşturuluyor. Bunların birbiriyle olan “didişmelerine” - "dünya jandarması" olarak- “DUR!” diyecekler, müdahalede bulunacaklar. “Dost!” görünecekler. Böylece “Dünya efendiliğini” kabul ettirecekler... Hem onların birbirlerine olan hasımlıklarından ötürü “silahlanmalarını” sağlayacak, böylece kendi ürettikleri silahları satıp para kazanacaklar hem de fazla terslik yapanları -Sırbistan misâli- tepelerine binerek cezalandırıp, “mahzun ve masumların” (onlar da Boşnaklar, Kosovalılar ve bu senaryoya inanan saf müslümanlar) koruyucusu olacaklar. Ama kimsenin aklına gelmeyecek, bütün işlerin bu hâle gelmesinde ilk hamleyi o “dünya jandarmasının” yaptığı... Öyle olmadı mı? Bosna’ya ve Kosova’ya “kendi kaderinizi kendiniz tayin edebilirsiniz!” diyerek, “bağımsızlık” bayrağı açmalarını desteklemediler mi? Sonra da, kanlarının dökülmesine “izin” vermediler mi? Sonra da bir kurtarıcı gibi “müdahale” etmediler mi? Saf müslümanlar da “demek ki, Amerika o kadar kötü değil” düşüncesine düşmedi mi, “nerdesin NATO-ABD, Sırpları bombalasana!” demedi mi?.. İlk bağımsızlık ânlarında, hem Bosna hem de Kosova gerçekten de “bağımsız” idi, ama şimdi meselâ Kosova’nın “ancak ve ancak Özerk Bölge olabileceği” konuşuluyor. Peki o kadar kan niye döküldü?..

Evet, bütün bunları yapan Amerika-İsrail-İngiltere “Şeytan Üçlüsü...” Yâni Siyonizm: Emperyalizm... Ve bunların “askerî gücü” NATO ile, “domuzluklarını bir de millete kabul ettirme merkezi” olan BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI... Bunları reddetmeden, onlara tavır koymadan KURTULUŞ YOKTUR. İşte Amerika’ya, sanki ülkemizdeki 257 adet üssü yetmiyormuş gibi, Bandırma ve Balıkesir’de iki adet daha “aktif hava üssü” verildi. Bahane, “Kosova’daki savaş” idi. Hava saldırısı bitti; peki hâlâ ne diye duruyor o üsler orada? Şunu bilin ki, Kosova’daki savaş bitse bile Amerika o üslerini bırakmaz; sebebini açıkladık az yukarıda, çünkü, “site devletlerin birbiriyle kapışmaları”nı engelleme, daha doğrusu, tıpkı “mahallenin kabadayısı” gibi, “diklenenlere haddini bildirme” için o üslere ihtiyacı var. TC ise bunun için “ücretsiz hizmetli”... A. Öcalanın ve Kumandan Mirzabeyoğlu’nun tutuklanması sebebiyle “sevinç çığlıkları atan”, MGK Genel Sekreterlik Baş Danışmanı, ABD-Türkiye Dostluk Derneği Başkanı, 28 Şubat’ın “ideolog"u ve A. Ü. Öğretim Üyesi -yâni hiç de sıradan biri değil- Prof. Dr. Hasan Köni’nin de söylediği gibi, “- TC, BÖLGE ÜZERİNDE YAPILAN DOKUZ PLÂNDA DA BAŞROLDE” sözü, “ücretsiz hizmetli” lafının ne mânâlara geldiğini gösterdiği gibi, bizlere de yapmamız gerekenin ne olduğunu gösteriyor.

Eğer bu toprakların -işte Malatya, Sakarya, Ankara, İstanbul ortada- bize “cehennem” olmasını istemiyorsak; bize bu toprakları “ilâ-yı kelimetullah” için EMANET bırakan cedlerimizin karşısına şerefle çıkmak istiyorsak; “Osmanlı’nın mirasçısı biziz ve malımızı geri alacağız!” diyorsak; bizim üzerimizden Iraklı müslümanların bombalanmasını istemiyorsak; bu ülkenin bağımsızlığını ama gerçekten de bağımsızlığını ve ANTİ SİYONİST, ANTİ EMPERYALİST ÜS OLMASINI İSTİYORSAK, hangi cemaatten olursak olalım, hangi partiden olursak olalım, MGV’li, Ülkücü, Nizamcı, samimi Sosyalist ve Kürt vatanseverlerinin toplanacağı tek adres vardır: İBDA’NIN GÖKMAVİ BAYRAĞININ ALTI!...

Şiarımız şu olsun: BAĞIMSIZLIK VE KURTULUŞ İÇİN NATO VE BM’YE HAYIR! Ya buradaki Devlet, ya ötelerdeki “devlet”...

 

 www.sinamiorhan.up.to

 
Hosted by www.Geocities.ws

1