Cemal SüreyaCemal Süreya

 "İkinci Yeni" şiirinin gözde şairi..Biçimsel kaygıyı ön planda tutarak,yeni bir ses ve imge evreni kurmasıyla dikkati çekti. Şiirde yeni anlatım olanaklarını denemesi, getirdiği ironik söylem poetikasının belirgin yanlarını oluşturdu. O, bunu, "soyut bir şiir" olarak nitelendirerek, şunları söylüyor: "Sanatlar, özellikle biçim sanatları soyutlaştıkça kişiliğin önemi, çünkü payı, artar. Daha doğrusu zaten olan kişiliğin sanatlar soyutlaştıkça daha çok farkına varırız. Diyeceğim soyut olmayan şiirler tam bir kişilik taşımasalar da durumu kurtarabilirler. Ama soyut şiirde öyle mi dersiniz. Değil, hem hiç değil. (...) Soyut şiirde şiir şairden önce gelir. Şiiri yaratan, besleyen bir o vardır. O şiiri ancak onunla çözebilirsiniz. Kişilik yeni şiir için her şeydir. Yeni şiir davranışında ancak şiirlerini kişiliklerine yaslayabilen şairler seslerini bugünden yarına duyurabilecek, öbürleri bunca gürültüler, kelime yağmaları, mısra talanları arasında toz olup gidecekler."(1)
O, bu düşüncelerini 1958'de dile getiriyordu. Şiirinin yaşı da 'yeni'ydi. Süreya, şiire ve yazıya adanan ömründe o çizginin sadık koruyucusu oldu.
1931'de Erzincan'da doğdu. Asıl adı Cemal Süreyya Seber'dir. O günlerden belleğinde kalan izler şunlardır: "Bugün anılarda Erzincan'dan büyük bir bahçenin içinde büyük bir ev kaldı. Hepsi o kadar... Bir de annemin gözlük taktığını anımsıyorum...Bi de bizim evin karşısında büyük bir ev vardı. O evde Perihan diye bir kız vardı... Zaten, onun yüzünden kızkardeşime Perihan adını koydum.Evet, ben koydum, ailede tek erkek çocuktum. Prens gibiydim. El üstünde tutulurdum."(2)
1938'de Dersim isyanı sonrasında ailece Bilecik'te oturmaya mecbur edildi. Bu göçün altıncı ayında annesini yitirdi. İlkokulu okumak için İstanbul'daki amcasının yanına geldi. Beyoğlu 37. İlkokulu'nda öğrenimine başladı: "İlkokula bir yıl geç başladım, İstanbul'da. Ama amcam evde bana her şeyi öğretmişti. Bunun iki temel etkisi oldu. Bir: O hızla sınıflarda hep önde gittim. İki: Tembel oldum. Hiç ödev yapmadım. O vakit okumaya verdim. Ve hep örnek öğrenci olarak gösterildim."(3)
Bu göç aile yaşamını altüst etmiştir: "Birden yoksullaştık. Babam şoförlük yapıyordu. Bu arada belirteyim, Türkiye'de en genç yaşta Sansaryan Han'a düşen yazar benim. 9-10 yaşlarındaydım. Babam İstanbul'a gelmişti. Oysa Bilecik'ten ayrılması yasaktı. Bir gece yakalandı. Önce karakola sonra geri Bilecik'e yollandık."(4)
Ailenin yoksullaşması zor günler yaşatır ona da. Bilecik Ortaokulu'nu bitirdi (1947). Parasız yatılı sınavını kazanarak lise öğrenimi için İstanbul'a geldi. O günlerin atmosferini şöyle dile getirecektir: "Sınavı kazandım. Zaten ömrümce parasız yatılı okudum. Ben oradan, o evden kaçtım ama, kardeşlerimin derdi hep içimdeydi. Bir gün -lisede, Haydarpaşa'daydım- Bilecik'e kardeşlerimi görmeye gittim. Gece vardım. Eve gitmeye çekindim. Cebimde bir lira vardı. Bir barda kaldım. Yorganın üzerine kar yağıyordu. Sabahı bekledim...Sabah, eve vardığımda kardeşlerim pencerenin parmaklıklarına tutunmuş içeride ağlıyorlardı, ben dışarıda. Ve beni içeri alamıyorlardı. Çünkü onlara eve kimseyi sokmayacaksınız, ağabeyinizi bile denmişti. Öyle bir baskı vardı üzerlerinde. Hayır eve giremezdim geri döndüm." (5) 1950 yılında Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi. Yükseköğrenimi için Ankara'ya gitti. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne yazıldı. Süreya, o günleri şöyle anar: "En güzel zamanımdı. Özgürdük. Bir tuhaftık. Sanat çevresinde yoğrulurduk. Şiir günleri yapılırdı. Ben şiirimi kimseye göstermezdim. Şiir günlerinde okunanları beğenmezdim. Fransızcayı kendi kendime öğrendim. Çeviriler yapardık. Cebimizden şiir kitapları eksik olmazdı... sabah Cebeci'den çıkar, sokakta okuya okuya yürüyerek Sıhhiye'ye, oradan Ulus'a, sonra Samanpazarı'ndan çember çizip tekrar Cebeci'ye dönerdim. Yürürken, okumadığım zaman yüksek sesle konuşurdum. Önceleri delilik sanırdım. Meğer değilmiş." (6)
1954'de buradaki öğrenimi bitirdi. Evledi. Ucuz yaşayabileceği bir yerde çalışmak istedi, Eskişehir vergi memurluğuna atandı. Altı ay sonra müfettişlik sınavını kazandı, İstanbul'a taşındı. Bir süre Paris'te kaldı. Dönüşünde Maliye Müfettiş Yardımcılığı yaptı (1955-58). 1957'de, babasını trafik kazasında kaybetti. Görevini Maliye Müfettişi olarak sürdürdü. 1965'te bu mesleğinden ayrılarak çevirmenlik yapmaya başladı. "Papirüs" dergisini çıkardı (1966-1970). Daha sonra Maliye Bakanlığı'nda görev alarak Ankara'ya yerleşti (1971). Bakanlığın Tetkik Kurulu'nda çalıştı, ardından 1.5 yıl sürecek Darphane Müdürlüğü görevini üstlendi (1975-76). Dönemin Maliye Bakanı tarafından görevinden alındı. Yeniden Maliye Müfettişliği'ne döndü. 1984'te emekli oldu. 9 Ocak 1990'da İstanbul'da öldü.

 

 

                                            
 

Ana sayfa Şiirler  Şairler Akrostiş    Şiir mizah meçhul şiirler   Resimli şiirler
  Fıkralar Resimler Hikayeler   Bilmedikleriniz    İlginç gerçekler  Lüzumsuz bilgiler      
Hosted by www.Geocities.ws

1