|
Yaşamı
Çağdaş Türk şiirinde kendine özgü bir yer edinen Özdemir Asaf; poetik
yolculuğunu akımların, dönemlerin uzağında tuttu. Yaşama şiirin diliyle
baktı, yaşamdan yeni bir şiir dili yarattı. Etkileyici bir duyarlık ve
düşünce evreni kurması şiirinin çekim odağını oluşturdu. Bir bakıma, o,
düşüncenin şiirini yazdı. "Benden az bilenlerin önünde onların öğretmeni,
bilgin'iyim. Konusunu iyice bildiklerini bildiklerim karşısında iyi, suskun
bir öğrenci, dikkatli bir dinleyiciyim." sözleri, denilebir ki; onun poetik
yolculuğunun da kılavuzu oldu. Asıl adı Halit Özdemir Arun olan Özdemir Asaf
11 Haziran 1923'te Ankara'da doğdu. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü
Galatasaray Lisesi'nde yaptı (1930-1941). Kabataş Lisesi'nden mezun oldu
(1942). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne (1943-44), İktisat
Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam etti (1945-47). Yükseköğrenimini
yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı (1943-48). "Zaman" ve "Tanin"
gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. 1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak
matbaacılık yaşamına girdi. 1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.
1954'te Amerika, 1959 ve 1967'lerde Avrupa gezilerine çıktı. 29 Ocak 1981'de
akciğer kanserinden İstanbul'da öldü.

Edebi yaşamı
İlk şiiri "Servetifünun-Uyanış" dergisinde yayımlandı (1940). Bunu
"Varlık", "Yenilik", "Amaç", "Yirminci Asır", "Büyük Doğu", "Kaynak",
"Edebiyat Dünyası", "Şadırvan" (1940-49) dergilerinde çıkan şiirleri izledi.
Sonraki yıllarda "Yeditepe", "Küçük Dergi", "Seçilmiş Hikayeler", "Dost",
"Türkçe", "Türk Dili" ve "Vatan"da yazdı. Oktay Akbal, Özdemir Asaf'ın
1943'ten 1981'e değin süren şiir serüveninin ilk yıllarına tanıklığını şöyle
dile getirir: "Yedigün dergisinin şiir sayfısında şiirleri çıkmış, 'Özdemir
Özdem' ya da 'Özdemir Yasaman' imzasıyla. Gerçek soyadı 'Arun'. Ama 'r'leri
söyleyemiyor. Aruğ oluyor! En iyisi soyadını kullanmamak... O sıralarda
Servetifünun dergisinde yönetici benim. Cavit evlenmiş, Adana'ya gitmiş,
Türk Sözü'ne müdür. Ben yirmi yaşındayım. Elli yıllık tarihsel derginin baş
sorumlusuyum. İsteğim, gençlere yer açmak, yeni arkadaşları tanıtmak,
Servetifünun'da bir yazın kuşağı oluşmasını sağlamak. Özdemir her gün
geliyor. İktisatta öğrenci. Her gelişinde paltosunun kocaman ceplerinden
yiyecekler çıkarıyor. Hep şemsiyesi elinde. Kadıköy vapurunda yaşlı
yazarlarla birlikte, Salih Zeki Aktay, Rıza Tevfik vb. yol arkadaşları.
Adını beğenmedik. Böyle şair adı olmaz dedik. O mu bu mu, derken babasının
adını öğrendim; Asaf'tı. İşte 'Özdemir Asaf' böyle çıktı ortaya, daha
doğrusu şiir, yazın dünyasına. Değişik bir duyarlığı vardı. Zekice
buluşları, duyguları derinliğine yaşaması, dizelerde vermesi..." (1)
Sanatı
İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş
özelliği göze çarpar. İnsan-toplum ilişkilerine yönelik temaları konu
edinerek düşünselöz'ün ön plana çıktığı bir şiir evreni kurdu. Duygu ve
düşünce yoğunluğu şiirinin önemli yanını oluşturdu. Bunun yanı sıra alay ve
ironi şiirinin ana izleklerinden oldu. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve
bireysel yanlarını sen-ben ikileminde verdi. Şiirindeki sevgi, ayrılık, ölüm
temaları; son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzlukların
tedirginliklerine bıraktı. Şiirin belli bir görüşü yansıtması bir iletisinin
olması ereğinden yola çıktı. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın
işlevi konusundaki görüşlerini dile getirdi. Batı şiiri ve geleneksel Türk
şiirinden yararlanarak vardığı bileşim; şiirini zenginleştiren, gelişkin
kılan bir öğe oldu. Özdemir Asaf, sanata bakışını ve şiirinin kaynaklarını
şu sözleriyle dile getirir: "Sanatta etkili olmayı amaçlarımdan biri
sayarım. Bu yolda araçlarımdan biri, üzerinizde etki yapmak istediğim siz
seslendiğim insanlarsınız. Yani amacım sesimi iletmek olan okuyucular, şiir
severler. Hiç çelişki yok bunda. Benim yaşam deneyim, sizlerin
deneylerinizden yararlanarak zenginleşiyor da ondan. Bu yüzden gözüm-kulağım
sizde. Kısacası her boyutu her anlamıyla, işçilik benden, gerçeklerin çoğu
sizden diyorum. O yüzden zengin bir kaynağım var, şiirimi besleyen." (2)
Doğan Hızlan, onun şiirini değerlendirirken, şu yanlarının altını çizer:
"Şiiri salt şiir olarak almıyordu Özdemir Asaf. Şiirin, bir düşünceyi, bir
bildiriyi, belli bir dünya görüşünü yansıtmasını amaçlardı. Her şiirin
ardında bir yaşam felsefesinin olmasını dilerdi. Şiire düşünceyi yüklemek,
onla bir düşünceyi vermek, bazı şiirlerinin ana ilkesiydi. (...)Gelişkin bir
düzeyde şiire başladı, onu sürdürdü. Şiir işçiliğini hep sakladı, kolay bir
iş yaparmış gibi davrandı. Tekdüze mutlulukların, uydurma tedirginliklerin
şairi olmadı hiçbir zaman. Yaşamıyla ve şiirle her an hesaplaştı." (3)
Şiirlerinde yaşamın tanıklığı, insanın iç gerçekliğinin bu tanıklıkla
çatışan, dönüşen durumları imgesel yoğunlukla yer etti. Öyle ki, yakaladığı
ironiyi düşünsel düzlemde anlamsal kıldı. Dönülen, düşünülen, yeniden
üretilen bir imge evreniyle donattı şiirini. "Otobiyografi" denemesinde
şunları söyler: "Yaşadığımı şiirlerimde en kesin sandığım biçimlerde, en
kısa olduğuna inandığım ölçülerde verdim, veriyorum, vereceğim. Şiirim
nasıl, yaşamalarım eşit ölmeleriminin şiiri ise..Romanın da ölmelerim eşit
yaşamımın romanı. Ölmelerim derken çoğulu kullandım, yaşamım derken değil.
Öyle de ondan. Yaşamımı çoğul il ne büyütebilir ne de çoğaltabilirim. O ne
ise o idi. Ama onun içindeki parçaların hepsi biraz ölmekti benim için." (4)
Dizelerini bir simyacı gibi kurdu. Her bir şiiriiyle yeni bir düşünce
ufkunun kapısını araladı. Jak Deleon'un imlemesiyle; "Düşlemci değil,
gözlemcidir: gözle gözün değdiği nesnenin, bakışla olgunun arasındaki asal
bağlantının adı 'şiir'dir Özdemir Asaf için."(5)

|