ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK
VE BARIŞ İSTİYORUZ
Kırmanc-Zaza
halkının etnik-demokratik hareketi Serbestiye 1996 yılının
Kasım ayında kuruldu. Serbestiyenin kuruluşu Kırmanc-Zaza
aydınları ve halkımız arasında sevinçle karşılandı.
Halkımızın dostları da Kırmanc-Zazaların demokratik
hareketinin oluşmasını etnik-demokratik hakların alınması
ve özgürlüğün kazanılması yolunda önemli bir adım olarak
değerlendirdiler.
Serbestiye
uzun yılların baskı ve inkar politikalarının, asimilasyon
süreçlerinin sonunda kuruldu. Öncelikle Türk sömürgeciliği, son yıllarda
da Kürt milliyetçiliği halkımızı asimile etmek, onu kendi
öz değerlerine yabancılaştırmak için hiç de küçümsenmi-yecek
etkide bulundu. Kırmanc-Zaza halkı nerdeyse yok olmak-la, ortak
belleğini kaybetmekle yüz yüze gelmişti. Bu tehlike halen bitmiş
değildir. Türk sömürgeciliği ve onun bağlaşıkları
inkar politikalarıyla, siyasal şiddetle ülkemize hakim oldular.
Fakat dilimizi, kültürümüzü, etnik kimliğimizi tamamen ortadan kaldıramadılar.
Dilimiz yazılı alana, basın-yayın, eğitim-öğretim
alanına sokulmadı. Yasaklandı. Ama yine de köylerde, şehirlerde
konuşuldu, sözlü kültür aracılığıyla yaşamını
sürdürdü, asimilasyona karşı direndi.
Kürt
ulusal güçleri ile T.C. arasında süren savaştan sonra ise durum
önemli ölçüde değişti. Savaş ülkemize de taşırıldı.
Kırmanc-Zaza gençlerinin bir bölümü etnik-demokratik haklarımızın
dile gelmediği bu savaşta Kürtlerden yana tavır koydular. Kürtlerin
etnik hakları için mücadelesi haklı bir mücadeledir. T.C. Kürt ülkesini,
dilini, kültürünü inkar etmekte, karşı çıkışları
kanla bastırmaktadır. Şüphesiz ezilen bir halkın mücadelesini
desteklemek gereklidir. Ancak, bir halkın aydınları, gençleri
kendi halkının davasına gözlerini kapatarak, başka bir
halkın destekçiliğiyle yetinemezler. Kırmanc-Zaza Ülkesi, dili,
kültürü, her türlü ulusal varlığı inkar edilmektedir. Aydınlarımıza,
gençlerimize düşen öncelikli görev, ülkemizin, dilimizin, kültürümüzün
özgürlüğü için mücadele etmektir. Ezilen halklar kendi örgütlülüklerini
yarattıkları ve birbirlerinin ulusal-demokratik haklarına saygı
gösterdikleri oranda daha sağlıklı ve güçlü ittifaklar
kurabilirler.
Ama
bizim aydınlarımız ve gençlerimizin bir bölümü kendi ulusal
varlıklarını inkar temelinde Kürtlerin mücadelesini destekler
duruma düştüler. Bunların bir bölümü giderek kendi halkına,
kültürüne adeta düşman hale geldiler. Bunların konumu ile, Kırmanc-Zaza
kimliğini inkar ederek Türk milliyetçiliğine hizmet edenler ve Türk
resmi ideolojisinin propagandasını yapanlar arasında fazla
bir fark yoktur. Ötekiler ise yetersiz de olsa Kırmanc-Zaza kimliğini
dile getirmek istediklerinde, Kürt milliyetçileri tarafından engellendiler.
Elbette bağımsız kimliğini oluşturmamış,
siyasette, örgütte başkalarının eklentisi haline gelmiş
olanlar bir anlamda kendi sonlarını da hazırlamış
olurlar.
Kürt
ulusal güçleri ve T.C. arasında süren savaş sonucunda başta
Dersim köyleri olmak üzere, köylerimizin büyük bir bölümü boşaltıldı.
T.C. adeta bir taşla iki kuş vurdu. Kürtlere karşı savaşı
bahane ederek Kırmanc-Zaza ülkesini de insansızlaştırdı.
Halkımızın üzerinde işkence ve terörü sistemli hale getirdi.
Köylerimizde hayvancılık, tarım, ticaret, kısaca sivil
yaşamın neredeyse tamamı durma noktasına geldi. Ülkemiz
bir baştan öbür başa askeri kışlaya dönüştürüldü.
Kürt
ulusal güçleri ve yer yer Türk sol güçleri de halkımıza karşı
zaman zaman şiddete baş vurup kendilerine boyun eğmeye zorladılar.
Zorla
asker ve vergi topladılar. Itiraz edenleri ise devrime karşı
geliyor, ulusal kurtuluşa karşı geliyor diyerek bastırdılar.
Ulusal-demokratik temsilini oluşturmamış ülkemiz, Türk ve Kürt
sol güçlerinin çeşitli teori ve eylemlerini pratiğe geçirdiği
deneme tahtasına, siyasal laboratuvara çevrildi.
Ağır baskılar,
sürgün, Kırmanc-Zaza gençleri ve aydınlarının bazılarının
Türk ve Kürt asimilasyonunun taşıyıcıları ve savunucuları
haline gelmelerinin sonucu dilimiz ve kültürümüz kaybolmakla yüz yüze geldi.
Halkımız Türk ve Kürt milliyetçiliği arasında sıkışıp
çıkmaza girdi.
Serbestiye kuruluş sürecinde
Türk ve Kürt sol güçlerinin olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirdi.
Yapabildiği kadarıyla diğer halkların tecrübelerini de
inceledi. Bugüne kadar denenmiş yolların çoğunun halka yabancı,
yenilikçilik adına inkarcı, yıkıcı ve tasfiyeci,
kurtarıcılık adına yeni bir diktatörlük süreci olduğunu
gördü. Halkların tarihini ve birikimkini, esas olarak da halkımızın
tarihini, birikimini ve kültürünü dikkate aldı. Proğramını
da bunun üzerine şekillendirdi.
Serbestiye temel doğrultusunu
özgürlük, eşitlik ve barış üzerine oluşturdu. Geçen dönem
bu istemin sadece halkımızın değil, birlikte yaşadığımız
halkların da temel isteği olduğunu gösterdi.
T.C. ve muhalefet şiddetin
esiri durumuna gelmiştir
T.C. ve onun güdümündeki
güçler mevcut konumlarını korumak için askeri şiddetin dışında
bir yol bulamamaktadırlar. Bu yol ise Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan
bu yana denenen bir yoldur. Sonunu hepimiz görüyoruz. Şiddetin esiri
haline gelen Türkiyede tüm siyasi partiler, parlemento rolünü yitirmiş,
en büyük parti ordu olmuştur.
Artık her ay düztenli
toplanan MGK tüm siyasi yaşamı düzenlemekte, her kurum ve çevreyi
hazırola geçirmektedir. Buna itiraz edenlere ise Türk ordusunun geleneksel
sopası gösterilmekte, açıkça darbe alternatifi gündeme getirilmektedir.
Halihazırda T.C. 12 Eylülün darbe anayasası ile yöneltilmektedir.
Bu anlamda 12 Eylül kurumlaşmıştır. Türk devlet çekirdeği
veya son günlerin ifadesi ile derin devlet, mevcut durumu esasta koruyan,
ama bazı yeni değişiklikler yapmak isteyen politikalara da
kapalıdır. T.C.nin askeri şiddet ve inkarla bastırdığı
ağır çelişkiler herhangi bir esnemeye ve reforma müsade etmemektedir.
Türkiyede Susurluk ismiyle
anılan süreç açıkça gösterdi ki, T.C. tam bir mafya devleti haline
gelmiştir. Gelinen yerde mevcut yasalar dahi lüks duruma düşmüştür.
Terörü ve mafyatik ilişkileri uluslararası arenaya taşıyan
T.C. en büyük illegal suç örgütü haline gelmiştir. Susurluk raporları
diye ortaya çıkartılan sınırlı sayıdaki belge
dahi bu durumu göstermeye yetmiştir.
Susurluk
sürecini ortaya çıkaran nedir? Bu soruya verilecek doğru cevap belki
de çözüme giden yolun kapısını aralayabilir: Bu süreç T.C.nin
kuruluşuyla başlamış, son 15 yıllık dönemde
doruk noktasına ulaşmıştır.
Temel
sorunlar çözülmeden, bir-iki makyaj fırçasıyla bu pisliğin
üstü örtülemez. Zaza, Kürt, Ermeni, Asuri-Süryani ve öteki halk-ların,
Alevi, Yezidi ve Hıristiyan inançlarının özgürlüğü ve
eşitlik temelinde temsili sağlanmadığı müddetçe Türkiye
Cumhuriyetinin gayri meşru yapısı korunmuş olacaktır.
Türkiye
Solu uzun yıllar Alevi sorununu görmezlikten geldi. Sessizlikleriyle
ve açıktan onaylarıyla kemalist sahte laikliğin propagandasını
yaptılar. Alevi uyanışı ve hareketliliği denetim
dışına çıkıp kendi kanalına girme
Serbestiye
geleneksel ittifak ve birlik anlayışlarını savunmuyor.
Ittifak ve birliklerde kontrol altına almayı, yedeklemeyi, kendi
ihtiyaçlarını dayatan benmerkezci anlayışı red ediyor.
Ittifak ve birlikler her kesimin kendi özgül taleplerinden vazgeçmeden, kendi
gerçekliğini unutmadan, birlikte bir şeyler yapabilmek demektir.
Örnek olsun, Türkiye sol hareketi Kürtleri, Alevileri, çevre hareketlerini,
kadın ve gençlik hareketlerini, geniş kitlelerin demokrasi taleplerini
sözde işçi sınıfı adına kendi hareketinin yedekleri
olarak görmektedir. Bu açıkça söyleniyor. Böyle olunca herhangi bir birlik
veya ittifakta, bu güçlerin istemleri ikinci planda kalmaktadır. Türkiye
sol güçleri ötekileri yedekleyerek, onların taleplerini hasır altı
ederek hegomanyasını kurmayı amaçlamaktadır. Aynı
şey Kürt hareketi için de geçerlidir. Kürt ulusal hareketi Alevileri,
Türk sol güçlerini, barış ve demokrasi hareketlerini yedekleyip
onları kendi çizgisine çekmek istemektedir. Bunu yapamadığı
yerde ise ağır suçlamalar başlamakta ve hatta şiddete
başvurulmaktadır.
Herkes
kısa ve uzun vadeli amaçlarını açıkça belirtmelidir. Birlikte
mücadelemiz, barış içinde yaşamamız ancak etnik-demokratik
haklarımıza saygı gösterilmesini, karşılıklı
olarak tanınmayı şart koşar.
Serbestiye
Türkiye sol hareketinin Kırmanc-Zaza sorununda izlediği inkarcı
politikayı gözden geçirmeye çağırıyor. Ki, Türkiye sol
güçleri içinde kadro ve kitle olarak Kırmanc-Zaza halkının
bir kesimi bulunmaktadır. En azından bu kesim kendini sorgulamalıdır.
Sosyalistliğin de, demokratlığın da ilk koşulu, kişinin
kendi halkının gerçekliğini görmesidir.
Halkımız
ismi dahi kabul edilmeyen, ülkesi işgal altında, dili ve kültürü
yok olmakla yüz yüze, büyük bir kısmı ülkesinden göçertilmiş
durumdayken, enternasyonalizm maskesi takınılarak görmedim-duymadım-bilmiyorum
siyaseti izleyenler, sosyalist de,
demokrat da olamazlar. Bunlar hayal ülkesinde yaşamadıklarına
göre tavırlarını sorgulamalı, asimilasyon ve yok oluş
sürecine ortaklık yapmamalıdırlar. Tarih önünde bunun vebali
ağırdır.
Kürt
ulusal hareketi sömürgecilerden alınmış borç politikaları
red etmelidir
Içinden
geçmekte olduğumuz süreç Kürtler açısından da oldukça vahimdir.
Kürt halkı da köyleri boşaltılarak ülkesinden göçertilmiş,
askeri şiddetle etnik talepleri bastırılmak istenmektedir.
Kürt ulusal güçlerinin T.C.ye karşı yürüttükleri mücadele genelde
tüm halkların yararınadır. Çünkü inkar ve imha rejimi zayıflamaktadır.
Kürt
ulusal güçlerine bir kez daha Kırmanc-Zaza sorununda izledikleri inkarcı
ve asimilasyoncu politikayı terk etme çağrısı yapıyoruz.
Dilimize ve ülkemize yönelik fetih politikalarından vaz geçilmelidir.
Bu çizgi iki halkın da mücadelesine zarar vermekte, T.C.nin işini
kolaylaştırmaktadır. Tüm halkların içinden kişiliksiz
şahsiyetler çıkmıştır. Kırmanc-Zaza halkından
devşirilen bir iki yarı-aydınla halkımızın inkarı,
dilimizin asimile edilmesi, ülkemize sahip çıkılması politikasının
sonucu çıkmazdır. Kişiliksiz Kürtlerin T.C.ye yaptıkları
hizmetin bir benzerini, bizden çıkan kişiliksizler Kürt güçlerine
yapıyor. Bu durum iki halkın arasında yeni sorunlar açıyor.
Kırmanc-Zazalar örgütlenmiş, ulusal-demokratik istemlerini proğramlaştırmıştır.
Kürtler ve Kırmanc-Zazalar arasında sağlıklı birlik,
dostluk, dayanışma isteniliyorsa, kişiliksiz şahsiyetlerin
kışkırtıcı siyaseti red edilmeli, halklarımız
arasında eşitliğe ve karşılıklı güvene
dayanan ilişkiler kurulmalıdır.
Kürt
hareketinin lehçe teorisi mücadele ettiği rejimin
kopya-sıdır. Aynı süreci Zazaca üzerinde tekrarlamanın
imkanı da yoktur. Koşullar değişmiş, asimilasyon
süreçleri deşifre edilmiştir. Bu konuda kavram kargaşalığı
yaratmak da bir sonuç vermiye-cektir. Kırmanc terimine sarılarak
Kürtlüğe geçiş yapamazsınız. Eğer tek başına
Kırmanc terimi size yeterli ise, halkımızın bir kesiminin
kendini adlandırmada kullandığı Dımıli, Ma,
Zaza adlandırmasını ne yapacaksınız? Kaldıki
kendini Kırmanc olarak adlandıran halk kesimimiz, aynı zamanda
kendini Dımıli olarak da adlandırmaktadır. Halkımız
komşuları, öteki halklar ve araştırmacılar tarafından
Zaza olarak adlandırılmaktadır. Halkımızın bir bölümü kendine
Kırmanc derken, Kürtlere Khurr/Khurrmanc ya da Kırdas diyerek kendini
Kürtlerden ayırmaktadır. Bir dönem Türkiyede Kürt ismi yasaktı.
Aslında
halen öyledir. Kürt geçen her yerde, bölücülük suçlaması getiriliyor
ve ceza süreçleri işletiliyordu. Şimdi sıra Zazalardadır.
Kürt basınında Zaza sözü tehlikeli bir sözcük olarak görülmektedir.
Zaza, Zazaca geçen her cümle, her türkü, her konuşma düzeltilmek istenmekte,
Zaza, Zazaca sansüre takılmaktadır.
Türk milliyetçileri Kürtlerin,
Zazaların Türklüğünü ispatlamak için bu yolu denedi. Isim benzerlikleri,
folklordaki bazı geçişleri, yer ve aşiret adlarını
kullandı. Ancak, artık bu yalana bir-iki fanatik inkarcı ve
milliyetçinin dışında kimse inanmıyor. Sizin böylesi çürük
silahlarla Zazacayı, halkımızın ulusal varlığını
inkar etmeniz de mümkün değildir.
Biz halkımızın
kendisini değişik isimlerle adlandırmasını yadsımıyoruz.
Bu durum nerdeyse bütün halkların tarihinde vardır. Nitekim, Asur-Süryani
halkıda kendi içinde farklı isimlendirmeleri barındırmakta,
bunun sonucu olarak Asur-Süryani ismi birlikte kullanılmaktadır.
Halkımızın kendini yer yer farklı adlandırığını
bilen ve bunu red etmeyen Serbestiye, Dımıli, Kırmanc ve Zaza
isimlendirmesinin halk gerçekliğimizin, tarihimizin, kültürümüzün bir
parçası olduğunu bilince çıkararak, bu tanımların
tümüne sahip çıkmaktadır. Bu farklı tanımlamalardan her
biri tek başına tüm halkımızı kapsamadığı
için, ortak adlandırmada Kırmanc-Zaza ismini bu nedenle kullanmaktadır.
Bu aynı zamanda kültürel tekleşmeye, merkeziyetçiliğe tavır
almak anlamına geliyor. Ancak uluslararası arenada ve komşularımız
tarafından halkımız en yaygın biçimiyle Zaza olarak adlandırılmaktadır.
Kürt hareketi içinde mücadele
eden bazı iyi niyetli kesimler şimdi zor durumdayız, T.C.yi
yıkalım, sonra Kürtler ve Zazalar kendi aralarında anlaşırlar
söylemiyle kendini kandırmaktadır. Kemalistler de zor dönemlerinde
Kürtlere karşı aynı yolu izlediler, hatta Atatürk kendisi,
Bu memleket yalnız Türklerin değildir. Kürtlerin, Çerkezlerin,
Lazlarındır demişti. Devletini kurar kurmaz bu sözlerini unutmakla
kalmadı, öteki halkları fiziki olarak da tasviye etmek istedi.
Çünkü Zazalar, Kürtler, Çerkezler,
Lazlar örgütlenmemişlerdi. Her şey Türk milliyetçilerinin elindeydi.
Fırsatı bulduklarında da inkar ve imha ettiler.
Eğer, gelecekte Kürtlerin
ve Zazaların eşitliği savunuluyorsa, bugünden her iki halk
örgütlenmeli, talepleri ile gündeme gelmelidir. Kürtler, Zazaları da
Kürt, hem de gerçek Kürt gördüklerine göre, iktidara geldiklerinde bu sözlerinde
duracak, Zazaları Kürtleştirmek için asimilasyona baş vuracaklardır.
Karşı çıkanlara ne yapacaklarını bugünden belli ediyorlar.
O halde yalana-dolana, dolambaçlı
yollara girmeye, kuşku, güvensizlik, belirsizlik yaratmaya gerek yoktur.
Halkımız her alanda örgütlenmeli, kurumlarını yaratmalı,
özgürlüğe giden yolu açmalıdır. Bu mücadele Kürtlerin de yararınadır.
Kırmanc-Zaza ve Kürt halkı ağır baskı ve zulüm altındadır. T.C. her türlü yolu deneyerek işgal rejimini
ayakta tutmaya çalışıyor.
Halkların arasında
ki güvensizlikler, güçlerin parçalanması rejime yarayacaktır. Kırmanc-Zazalar,
Kürtler, Asur-Süryaniler demokratik bir ittifak yaratırlarsa, bu Türk,
Arap, Laz, Çerkez halklarına da güven verecek, onlar için umut olacaktır.
Serbestiye halkları
birbirine yabancılaştıran milliyetçiliğe karşı
mücadelesini sürdürecektir. Biz umut ediyoruz ki Kürt sosyalistleri, demokratları
tarihten doğru dersler çıkartacak, halklarımız arasındaki
güvensizlik derinleşmiyecektir.
Alevi Hareketi Tarih ve Güncelliği Birleştirmelidir
Türkiye Cumhuriyeti daha
kurulma aşamasındayken Osmanlının Alevi karşıtı
siyasetini devr almıştır. 1920de Koçgiride Dersim-Alevi direnişini
kanla bastırmış, Osmanlının takipçisi olacağını
göstermiştir. Koçgiri katliamında yalnızca Dersimli Aleviler
değil, bazı Türk Alevileri de katledilmiştir. Daha sonra bu
çizgi Iç-Dersimde devam ettirilmiş, 1937-38de onbinlerce insan katledilmiş,
onbinlercesi sürgün edilmiştir. Alevilere ait tekke ve cem evleri kapatılmıştır.
Maraş, Çorum, Sivas katliamı devletin bilgisi ve koruması altında
yapılmıştır. Sivasta 37 Alevi aydını ve sanatçısı
yakılırken, Türk ordusu seyretmiş, adeta yakanların işini
bitirmesini beklemiştir.
T.C. kendini laik olarak
adlandırmasına rağmen, Islam öteki dinlerin karşısında
ayrıcalıklıdır. Devlet, Diyanet aracılığıyla
Islamı herkese, Alevilere, Hıristiyanlara, Yezidilere dayatmaktadır.
Alevilerden, Hıristiyanlardan, Yezidilerden alınan vergilerle, Diyanet
bütçesi oluşturulmaktadır. Okullarda Islamı öğrenmek mecburidir.
Böyle bir devlet laik değildir, laiklik bir maskedir.
Şimdi devletin yıllarca
beslediği şeriatçı akım denetim dışına
çıkıyor diye, devlet laiklik ipine sarılıyor. Bunun öncülüğünü
ise Türk ordusu yapıyor. Halbuki, din derslerinin mecbur kılınması,
tarikatların güçlenmesi ordunun direkt yönetimde olduğu 12 Eylül
döneminde olmuştur. T.C. Zaza, Kürt ulusalcılığına,
sol uyanışa karşı şeriatçı Islamı beslemiş,
büyütmüştür. Şimdi yıl-larca beslenen bu akım tek başına
iktidara gelmek istemektedir. T.C.nin korkusu bundandır.
Aleviler sahte laikliği
iyi tanımalıdırlar. Alevi katliamcısı bir devletin
ne laiklikte sözü olabilir, ne de şeriata karşı demokratik
bir tavır alabilir. Bazı alevi örgütlerinin, Aleviliği Türklükten
ibaret görmesi de büyük bir yanılgıdır. Bu hem alevi felsefesine
ve hem de gerçeğe terstir. Türkiyede Alevilerin büyük çoğunluğu
Zazadır. Ayrıca diğer halkların bir kısmı da
Alevidir. Aleviler, T.C.nin Dersim-Zaza ve diğer Alevilere karşı
izlediği ulusal inkar ve imha siyasetine karşı sessiz durmamalıdırlar.
Aleviliğin kutsal beşiği Dersim askeri işgal altındadır.
Düzgün Bava, Sultan Bava, Jêle, Çewres Asparu(Kırklar) bombalanmakta,
Alevilerin kutsal yerleri ziyaret etmeleri yasaklanmaktadır. Yüzlerce
Alevi köyü boşaltılmıştır. Zazaca, Kürtçe alevi deyişleri
ve cemleri, kendi dillerinde ibadet yapmaları yasaktır. Aleviler
bunu biliyor.
Devletin sahte laiklik propagandası
açığa çıkarılmalı, Alevi özgürlüğünün demokrasi
mücadelesine, Zaza, Kürt, Asur-Süryani halkının özgürleşmesine
bağlı olduğu bilince çıkartılmalıdır. Eğer
T.C. bugün Alevilerin bir bölümüne yanaşmak istiyorsa, bu mecbur kaldığındandır.
Kırmanc-Zaza, Kürt direnişi bastırılınca hoş
görülen Alevilik yine zulme uğrayacak, yasaklanacaktır. Söylemeye
gerek yok, Dersim-Zaza aleviliği şu anda da yasaktır.
Aleviler Osmanlı ve
T.C. döneminde ağır baskılar gördüler. Toplu kıyımdan
geçirildiler. Tarih bilinçlerinin güçlü olması gerekiyor. Özgürlüğe
giden yol tüm muhalefet güçlerinin karşılıklı güven temelinde,
demokratik birliği ve direnişinden geçmektedir. Alevi hareketi bu
direnişin bir parçası olmaya devam etmelidir. Aleviliğin çıkarı
buradadır.
Kırmanc-Zaza alevileri
de kendini diğer alevilerinin gölgesinden kurtarmalıdır. Ülkesi,
dili özgür olmayan bir halkın, dini de özgür değildir. Kerbelada
Ehli Beyti katleden anlayış, bugün kendini T.C.de devam ettirmektedir.
Dersim köylüleri bir lokma ekmeğe muhtaç duruma getirilmiştir. Dersimde
her şey karneye bağlanmış, ambargo her yerde şehir
ve kasaba merkezlerinde dahi sıkıca uygulanmaktadır.
Dersim aleviliğinin
direnişi tarihe, toprağa, geleneğe bağlılıktan
gelmektedir. Dersim alevi önderleri Sey Rıza, Uşênê Seydi dilimize,
kültürümüze bağlıydılar. Inancı ve ülkeyi bir arada koruyorlardı.
Böyle olduğu için Elazığ Buğday Meydanında kemalist
yönetim tarafından öteki Dersim önderleri ile birlikte asıldılar.
Şimdi onların çocukları, torunları ülkeden, dilden, tarihten
kopartılmış sahte Aleviliği reddetmelidirler. Ayrıca
Dersim-Aleviliğinin özgünlüğü korunmalıdır.
T.C. bu kadar gözü kara bir
şekilde şiddet politikasında ısrar ederken biraz da ABD
ve Batılı ülkelerin tutarsız siyasetine güvenmektedir. Devletlerin
dostluk ve barış siyaseti çıkarlar üzerine kuruludur. Kosovada
küçük çapta çatışmaları müdahale etmeye gerekçe gösterenler,
T.C.nin binlerce insanı katletmesini, 3000den fazla köyü boşaltmasını,
eleştiriyle geçiştiriyorlar. Ancak bu siyaset uzun süre devam edemez. T.C.
kendileri için de tehlikeli hale geldiğinde, onu gözden çıkarmaktan
geri durmayacaklardır. Yanısıra, T.C.nin ABDni, Rusyayı,
Avrupa ülkelerinin hepsini birden tatmin etmesi mümkün görünmemektedir. Ulusal
talepleri bastırmak için verilen her taviz bir başka tavizin ve
bağımlılığın kapısını aralamaktadır.
Bu yol da uzun dönemde T.C.yi parçalanmaktan kurtaramayacaktır.
Barışı sağlamak
mümkündür
Türkiyenin bölünüp-parçalanması
tehlikesini bir paranoyaya çevirenler, korktukları sonu görmek istemiyorlarsa,
sömürgeci Türk hakimiyetini sorgulamalı, halkların eşitçe temsil
edildiği bir birliğe giden sürecin önü açmalıdırlar.
Bunun için ilk adım
olarak Kırmanc-Zaza Ülkesi ve Kürdistanda yürütülen savaş durdurulmalı,
göç ettirilen Kırmanc-Zazalar, Kürtler, Asur-Süryaniler köylerine dönmeli,
devlet verdiği zararları ödemelidir. Zazaca, Kürtçe, Asurca ve öteki
diller üzerindeki yasaklar kalkmalıdır. Cezaevlerindeki tüm siyasi
tutuklular koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır.
Özel tim, Kontr-gerilla,
koruculuk gibi örgütlenmeler dağıtılmalıdır. Kırmanc-Zaza,
Kürt, Asur-Süryani ve öteki ulusal kimliklerin inkarına son verilmeli,
örgütlenme ve mücadelenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Bütün dini inanışlar serbest olmalı, Diyanet Işleri Başkanlığı
kaldırılmalı, devlet hiç bir dine ayrıcalık tanımamalıdır.
Atılacak bu adımlar
kalıcı barışa giden yolu kısaltacaktır. Bu süreçte
halkların demokratik temsilcileri bir araya gelmeli, eşitlik ve
özgürlük temelinde birarada yaşamanın koşullarını
oluşturmalıdırlar. Barış siyaseti, sadece savaşın
olmadığı bir dönemin kazanılması olarak anlaşılmamalıdır.
Savaşın sona
ermesi elbette iyidir. Ancak, şiddeti üreten rejimin gayri meşru
varlığıdır. Fasit bir daire gibi aynı noktaya gelinmek
istenilmiyorsa, adil bir barışa ihtiyaç vardır. Her şeyden
öce Anadolu, Kırmanc-Zaza Ülkesi ve Kürdistanda tüm halkları inkar
eden, türkleştiren sömürgeci yapı son bulmalıdır.
Türkiyede
sistem acil ve zorunlu bir değişime ihtiyaç duymaktadır. Kültürel
ve etnik çeşitlilik ve zenginlik yaşamın her alanına yansımalı,
anayasada yer almalıdır. Her kesin kendini ser-bestce ifade edebileceği
bir düzene geçmek için sivil ve resmi komisyonlar oluşturmalıdır.
Bu yolda çözüm olabilecek federas-yon, otonomi, eyalet, kanton ve benzeri
yerel yönetim modellerine ilişkin öneriler hazırlanıp kamuoyuna
sunulmalıdır.
Bunun
dışındaki her yol çıkmazı daha da derinleştirecek,
bu durum bütün tarafların zararına olacaktır. T.C. Kırmanc-Zazaları,
Kürtleri, Asur-Süryanileri ve öteki halkları Ermeniler gibi ortadan kaldıramaz.
Ne bugünkü uluslararası siyaset ve ne de halklarımızın
mücadelesi buna izin vermeyecektir.
Biz
Kırmanc-Zazalar tüm komşularımızla barış ve
eşitlik temelinde birarada yaşamaktan yanayız. Bu imkan hala
vardır. Öncelikle Türk aydınları, demokratları gerici-inkarcı
milliyetçiliğe karşı seslerini yükseltmeli, Türk halkını
da çemberine alan faşizmi red etmelidirler. Çete devleti, Türk halkına
da layık değildir.
Kürt
hareketi de zaaflarını görmeli, öncelikle Kırmanc-Zaza sorununda
izlediği milliyetçi çizgiyi red etmeli, halklarımızın
birlikte mücadelesinin önünü tıkayan siyasetleri terk etmelidir. Kürt
halkı son yüzyılda aydınlarının ve egemenlerinin
izlediği hatalar yüzünden ağır bedeller ödedi. Aynı hataları
tekrarlamak, rejime karşı mücadele cephesini parçalamak, telafisi
mümkün olmayacak zararlara yol açacaktır. Kırmanc-Zaza hareketi
Kürt sosyalist ve demokratlarından tutarlı tavır takınmalarını
samimiyetle bekliyor.
Kırmanc-Zaza
hareketi de durgunluğu kırmalı, ulusal ve uluslararası
alanda aktif mücadele etmelidir. Ülkemizin işgali, halkımızın
sürgüne ve soykırıma tabi tutulması Birleşmiş Milletler,
Avrupa Parlementosu gibi uluslararası kurumların gündemine taşınmalıdır.
Kırmanc-Zaza
aydınları üzerlerine serpilen ölü toprağını savurmalı,
halkı ve ülkesi için onurluca mücadele etmelidirler. Serbestiye ulusal-demokratik
örgütlenmemizde önemli bir adım olmakla birlikte yeterli değildir.
Halkımız her alanda örgütlenmeli, sivil temsil kurumlarını
oluşturmalıdır. Aydınlar, kadınlar, gençler, emekçiler,
sanatçılar, Kırmanc-Zaza halkının tüm kesimleri demokratik
birliklerini oluşturmalı, ulusal-demokratik temsil, içte ve dışta
sağlanmalıdır. Içimizden
devşirilip dilimize, kültürümüze, tüm ulusal değerlerimize adeta
düşman hale getirilen inkarcılar teşhir edilmelidirler.
Özgürlük, eşitlik
ve barış için her alanda mücadele etmeli, sömürgeci köleliği
kırmalıyız.