ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK VE BARIŞ İSTİYORUZ

Kırmanc-Zaza halkının etnik-demokratik hareketi Serbestiye 1996 yılının Kasım ayında kuruldu. Serbestiye’nin kuruluşu Kırmanc-Zaza aydınları ve halkımız arasında sevinçle karşılandı. Halkımızın dostları da Kırmanc-Zazaların demokratik hareketinin oluşmasını etnik-demokratik hakların alınması ve özgürlüğün kazanılması yolunda önemli bir adım olarak değerlendirdiler.

Serbestiye uzun yılların baskı ve inkar politikalarının, asimilasyon süreçlerinin sonunda kuruldu. Öncelikle Türk sömürgeciliği, son yıllarda da Kürt milliyetçiliği halkımızı asimile etmek, onu kendi öz değerlerine yabancılaştırmak için hiç de küçümsenmi-yecek etkide bulundu. Kırmanc-Zaza halkı nerdeyse yok olmak-la, ortak belleğini kaybetmekle yüz yüze gelmişti. Bu tehlike halen bitmiş değildir. Türk sömürgeciliği ve onun bağlaşıkları inkar politikalarıyla, siyasal şiddetle ülkemize hakim oldular. Fakat dilimizi, kültürümüzü, etnik kimliğimizi tamamen ortadan kaldıramadılar. Dilimiz yazılı alana, basın-yayın, eğitim-öğretim alanına sokulmadı. Yasaklandı. Ama yine de köylerde, şehirlerde konuşuldu, sözlü kültür aracılığıyla yaşamını sürdürdü, asimilasyona karşı direndi.

Kürt ulusal güçleri ile T.C. arasında süren savaştan sonra ise durum önemli ölçüde değişti. Savaş ülkemize de taşırıldı. Kırmanc-Zaza gençlerinin bir bölümü etnik-demokratik haklarımızın dile gelmediği bu savaşta Kürtlerden yana tavır koydular. Kürtlerin etnik hakları için mücadelesi haklı bir mücadeledir. T.C. Kürt ülkesini, dilini, kültürünü inkar etmekte, karşı çıkışları kanla bastırmaktadır. Şüphesiz ezilen bir halkın mücadelesini desteklemek gereklidir. Ancak, bir halkın aydınları, gençleri kendi halkının davasına gözlerini kapatarak, başka bir halkın destekçiliğiyle yetinemezler. Kırmanc-Zaza Ülkesi, dili, kültürü, her türlü ulusal varlığı inkar edilmektedir. Aydınlarımıza, gençlerimize düşen öncelikli görev, ülkemizin, dilimizin, kültürümüzün özgürlüğü için mücadele etmektir. Ezilen halklar kendi örgütlülüklerini yarattıkları ve birbirlerinin ulusal-demokratik haklarına saygı gösterdikleri oranda  daha sağlıklı ve güçlü ittifaklar kurabilirler.

Ama bizim aydınlarımız ve gençlerimizin bir bölümü kendi ulusal varlıklarını inkar temelinde Kürtlerin mücadelesini destekler duruma düştüler. Bunların bir bölümü giderek kendi halkına, kültürüne adeta düşman hale geldiler. Bunların konumu ile, Kırmanc-Zaza kimliğini inkar ederek Türk milliyetçiliğine hizmet edenler ve Türk resmi ideolojisinin propagandasını yapanlar arasında fazla bir fark yoktur. Ötekiler ise yetersiz de olsa Kırmanc-Zaza kimliğini dile getirmek istediklerinde, Kürt milliyetçileri tarafından engellendiler. Elbette bağımsız kimliğini oluşturmamış, siyasette, örgütte başkalarının eklentisi haline gelmiş olanlar bir anlamda kendi sonlarını da hazırlamış olurlar.

Kürt ulusal güçleri ve T.C. arasında süren savaş sonucunda başta Dersim köyleri olmak üzere, köylerimizin büyük bir bölümü boşaltıldı. T.C. adeta bir taşla iki kuş vurdu. Kürtlere karşı savaşı bahane ederek Kırmanc-Zaza ülkesini de insansızlaştırdı. Halkımızın üzerinde işkence ve terörü sistemli hale getirdi. Köylerimizde hayvancılık, tarım, ticaret, kısaca sivil yaşamın neredeyse tamamı durma noktasına geldi. Ülkemiz bir baştan öbür başa askeri kışlaya dönüştürüldü.

Kürt ulusal güçleri ve yer yer Türk sol güçleri de halkımıza karşı zaman zaman şiddete baş vurup kendilerine boyun eğmeye zorladılar. Zorla asker ve vergi topladılar. Itiraz edenleri ise “devrime karşı geliyor”, “ulusal kurtuluşa karşı geliyor” diyerek bastırdılar. Ulusal-demokratik temsilini oluşturmamış ülkemiz, Türk ve Kürt sol güçlerinin çeşitli teori ve eylemlerini pratiğe geçirdiği deneme tahtasına, siyasal laboratuvara çevrildi.

Ağır baskılar, sürgün, Kırmanc-Zaza gençleri ve aydınlarının bazılarının Türk ve Kürt asimilasyonunun taşıyıcıları ve savunucuları haline gelmelerinin sonucu dilimiz ve kültürümüz kaybolmakla yüz yüze geldi. Halkımız Türk ve Kürt milliyetçiliği arasında sıkışıp çıkmaza girdi.

 Kırmanc-Zazaların böylesi bir süreçte eşitlik-özgürlük ve barış şiarını yükseltmeleri, dilini ve kültürünü korumak, yaymak, geliştirmek için örgütlenmeleri büyük önem taşıyor. Çünkü halkımızın bir bölümü korkuyla sindirilmiş durumda, bir bölümü de kendi ulusal davasına karşı güçlerin içinde yer alıyor. Geriye kalanlar ise dağınıktılar, şiddete ve asimilasyona karşı direnmeye çalışıyorlardı. Serbestiye dağınıklığa, umutsuzluğa karşı bir itiraz, bir alternatif olarak doğdu.

Serbestiye kuruluş sürecinde Türk ve Kürt sol güçlerinin olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirdi. Yapabildiği kadarıyla diğer halkların tecrübelerini de inceledi. Bugüne kadar denenmiş yolların çoğunun halka yabancı, yenilikçilik adına inkarcı, yıkıcı ve tasfiyeci, kurtarıcılık adına yeni bir diktatörlük süreci olduğunu gördü. Halkların tarihini ve birikimkini, esas olarak da halkımızın tarihini, birikimini ve kültürünü dikkate aldı. Proğramını da bunun üzerine şekillendirdi.

Serbestiye temel doğrultusunu özgürlük, eşitlik ve barış üzerine oluşturdu. Geçen dönem bu istemin sadece halkımızın değil, birlikte yaşadığımız halkların da temel isteği olduğunu gösterdi.

T.C. ve muhalefet şiddetin esiri durumuna gelmiştir

Geleneksel sol ve sağ siyaset çıkmaz içindedir. Mevcut sorunları çözmek bir yana, daha da ağırlaştırmaktadır.

T.C. ve onun güdümündeki güçler mevcut konumlarını korumak için askeri şiddetin dışında bir yol bulamamaktadırlar. Bu yol ise Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan bu yana denenen bir yoldur. Sonunu hepimiz görüyoruz. Şiddetin esiri haline gelen Türkiye’de tüm siyasi partiler, parlemento rolünü yitirmiş, en büyük parti ordu olmuştur.

Artık her ay düztenli toplanan MGK tüm siyasi yaşamı düzenlemekte, her kurum ve çevreyi hazırola geçirmektedir. Buna itiraz edenlere ise Türk ordusunun geleneksel sopası gösterilmekte, açıkça darbe alternatifi gündeme getirilmektedir. Halihazırda T.C. 12 Eylül’ün darbe anayasası ile yöneltilmektedir. Bu anlamda 12 Eylül kurumlaşmıştır. Türk devlet çekirdeği veya son günlerin ifadesi ile derin devlet, mevcut durumu esasta koruyan, ama bazı yeni değişiklikler yapmak isteyen politikalara da kapalıdır. T.C.’nin askeri şiddet ve inkarla bastırdığı ağır çelişkiler herhangi bir esnemeye ve reforma müsade etmemektedir.

Türkiye’de Susurluk ismiyle anılan süreç açıkça gösterdi ki, T.C. tam bir mafya devleti haline gelmiştir. Gelinen yerde mevcut yasalar dahi lüks duruma düşmüştür. Terörü ve mafyatik ilişkileri uluslararası arenaya taşıyan T.C. en büyük illegal suç örgütü haline gelmiştir. Susurluk raporları diye ortaya çıkartılan sınırlı sayıdaki belge dahi bu durumu göstermeye yetmiştir.

Susurluk raporlarında ve basında yürütülen tartışmalarda da sorunun özü ya örtülmüş ya da buna teğet geçilmiştir. Kırmanc-Zaza Ülkesi’nde, Kürdistan’da işlenen binlerce cinayet hasır altı edilmiştir. Devletin yaktığı köyler, sürgün ettiği 2-3 milyon insan yok sayılmıştır. T.C. ve onun güdümündekiler çok laf etmiş, fakat sonuçta olumlu hiç bir adım atmamışlardır. Adeta laf kalabalığı arasında kitlelerin ve uluslararası demokratik güçlerin tepkisi yatıştırılmıştır. Kontr-gerillanın cinayetlerine bir süre ara veren devlet, Akın Birdal’a düzenlenen cinayet girişimiyle yeniden aynı yola gireceğinin işaretini vermiştir. Aslında aynı yoldan hiç çıkmamıştır. Kırmanc-Zaza Ülkesi’nde, Kürdistan’da “teröre karşı mücadele” maskesiyle cinayetler devam ettirilmektedir.

Susurluk sürecini ortaya çıkaran nedir? Bu soruya verilecek doğru cevap belki de çözüme giden yolun kapısını aralayabilir: Bu süreç T.C.’nin kuruluşuyla başlamış, son 15 yıllık dönemde doruk noktasına ulaşmıştır.

Temel sorunlar çözülmeden, bir-iki makyaj fırçasıyla bu pisliğin üstü örtülemez. Zaza, Kürt, Ermeni, Asuri-Süryani ve öteki halk-ların, Alevi, Yezidi ve Hıristiyan inançlarının özgürlüğü ve eşitlik temelinde temsili sağlanmadığı müddetçe Türkiye Cumhuriyeti’nin gayri meşru yapısı korunmuş olacaktır.

Türkiye solu rejime alternatif olamıyor

T.C.’ye muhalefet eden genel sol yelpaze ise farklılıklarına rağmen statükocudur. Kalkınma ve ilerleme teorilerinin dışına çıkamamaktadır. Türkiye coğrafyasındaki ulusal, kültürel farklılık-ları kavramaktan uzaktır. Hatta bazıları T.C. siyasetinin sol versiyonu görünümündedir. Tüm iyi niyetli çabalara ve çıkışlara rağmen kemalist elbiseyi çıkartmamaktadır. Nispeten kemalizmin tesirinden kurtulanlar ise Kürt milliyetçiliğinin dümen suyuna girmişlerdir. Milliyetçilik ve statükoculuk bu güçlerde irsi hastalığa dönüşmüştür.

Türkiye Sol’u uzun yıllar Alevi sorununu görmezlikten geldi. Sessizlikleriyle ve açıktan onaylarıyla kemalist sahte laikliğin propagandasını yaptılar. Alevi uyanışı ve hareketliliği denetim dışına çıkıp kendi kanalına girme eğilimi gösterince, hiç bir şey olmamış gibi Alevi yürüyüşlerinde, cem evlerinde arzı endam eylediler. Ama Alevilerin temel taleplerini, sosyal-ulusal sorunlarını kavramaktan uzaktırlar. Daha çok Alevi hareketini kontrol edip T.C.’ye karşı mücadelelerinde yedeklemek istemektedirler.

Kürt sorununda uzun yıllar ulusların kaderlerini tayin hakkını tekrarlayıp durdular. Kürtlerin örgütlenme çabalarını milliyetçilik olarak nitelediler. Kemalizmin ’emperyalizm Türkiye’yi bölmek istiyor’ anlayışının dışına çıkamadılar. Kürt hareketini kontrol edemez duruma gelince de ilkesiz yedekler haline geldiler. Kimileri ise T.C.’ye karşı güçlü bir muhalefet örgütleyememenin de verdiği eziklikle, Kürt ulusal hareketinin eleştirisiz propagandacıları konumuna düştüler. Kürt hareketinin haklı taleplerini desteklemek yerine, siyasal ömürlerini uzatmak için ilkesiz yedekler olarak artçı durumuna düştüler. Gerçekte ise Kürt hareketine, ezilen halkların hareketine verilecek en iyi destek rejime karşı mücadeleyi örgütlemek, Türk halkını çevreleyen şovenizm çemberini kırmaktır.

Kırmanc-Zaza sorununda büyük çoğunluğu sustu. Halâ da susmaya devam ediyor. Şimdilik Kırmanc-Zaza sorununu sessizlik-le geçiştirmek istiyorlar. Bunların siyaseti, sessiz ölüm siyasetidir. Bazıları ise üstünde hareket ettikleri son toprağın da kayacağı endişesiyle, ‘mezhepçilik yapıyorlar’, ‘Kürt hareketini bölüyorlar’, ‘böyle bir sorun yok’ gibi ipe sapa gelmez tezleri ileri sürdüler. Kimileri ise Kürt milliyetçiliğinin abonesi durumundadır. Ilerde duruma göre tavırlarını değiştirebilirler. Ama, halklar en çok zor dönemlerinde desteğe, birlikte hareket etmeye ihtiyaç duyar. Kırmanc-Zaza hareketi Türk solunun 1925 ve 1937-38’deki suç ortaklığını unutmuş değil. Bugünkü sessizlik güvensizliği daha da pekiştiriyor.

Genel olarak sol hareket kitlelerin sivil eylemine de yabancıdır. Sivil hareketi ’kendiliğinden hareket’ olarak niteleyip küçümsemektedir. Kitlelerin sivil hareketini kavramaya, birlikte hareket etmeye, siyaseti halkın temel ihtiyaçlarından çıkarmaya yabancıdırlar. Kendilerini kurtarıcı, halkı da kurtarılmaya muhtaç zavallılar olarak görmek bunların ortak hastalığıdır. Sivil hareketleri kontrol etmekte birbirleriyle yarışırlar. En son geniş kitlelerin Susurluk’ta ifadesini bulan sivil direniş eyleminin de önemini kavramamış, yer yer grup rekabetine dönüştürmüşlerdir. Öte yandan Türkiye gibi ülkelerde güçlü merkezi yapı sağı ve solu da etkilemiş, kitle eyleminin, sivil hareketin önünü tıkamıştır. Solun merkezci geleneği ve yapısı, kurtarıcı misyonu kitlelerin sivil insiyatifini geciktirmektedir

Geleneksel siyasetler sorgulanmalıdır

Serbestiye geleneksel ittifak ve birlik anlayışlarını savunmuyor. Ittifak ve birliklerde kontrol altına almayı, yedeklemeyi, kendi ihtiyaçlarını dayatan benmerkezci anlayışı red ediyor. Ittifak ve birlikler her kesimin kendi özgül taleplerinden vazgeçmeden, kendi gerçekliğini unutmadan, birlikte bir şeyler yapabilmek demektir. Örnek olsun, Türkiye sol hareketi Kürtleri, Alevileri, çevre hareketlerini, kadın ve gençlik hareketlerini, geniş kitlelerin demokrasi taleplerini sözde işçi sınıfı adına kendi hareketinin yedekleri olarak görmektedir. Bu açıkça söyleniyor. Böyle olunca herhangi bir birlik veya ittifakta, bu güçlerin istemleri ikinci planda kalmaktadır. Türkiye sol güçleri ötekileri yedekleyerek, onların taleplerini hasır altı ederek hegomanyasını kurmayı amaçlamaktadır. Aynı şey Kürt hareketi için de geçerlidir. Kürt ulusal hareketi Alevileri, Türk sol güçlerini, barış ve demokrasi hareketlerini yedekleyip onları kendi çizgisine çekmek istemektedir. Bunu yapamadığı yerde ise ağır suçlamalar başlamakta ve hatta şiddete başvurulmaktadır.

Serbestiye Kırmanc-Zazalar, Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Asur-Süryaniler, Lazlar, diğer halklar ve Türkiye  demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesini savunmaktadırlar. Ancak her kesim kendi talepleri, gerçeği ile alana çıkmalıdır. Kimse kimsenin yedeği değildir. Birlikte hareketimiz eşitlik ve özgürlük temelinde beraber yaşamamızı da örgütlemelidir. Bugün birlikte hareket etmeyi taktik ilan edenler, bu demektir ki taktik yapmaya ihtiyaçları kalmadıkları zaman beraber hareket ettikleri güçleri kontrol altına alıp kendilerini dayatacaklardır. Bu birlik değil, güçlü olanın ötekilere hak tanımamasıdır.

Herkes kısa ve uzun vadeli amaçlarını açıkça belirtmelidir. Birlikte mücadelemiz, barış içinde yaşamamız ancak etnik-demokratik haklarımıza saygı gösterilmesini, karşılıklı olarak tanınmayı şart koşar.

 Kırmanc-Zaza sorununda sessizlik rejime hizmet ediyor

Serbestiye Türkiye sol hareketi’nin Kırmanc-Zaza sorununda izlediği inkarcı politikayı gözden geçirmeye çağırıyor. Ki, Türkiye sol güçleri içinde kadro ve kitle olarak Kırmanc-Zaza halkının bir kesimi bulunmaktadır. En azından bu kesim kendini sorgulamalıdır. Sosyalistliğin de, demokratlığın da ilk koşulu, kişinin kendi halkının gerçekliğini görmesidir.

Halkımız ismi dahi kabul edilmeyen, ülkesi işgal altında, dili ve kültürü yok olmakla yüz yüze, büyük bir kısmı ülkesinden göçertilmiş durumdayken, enternasyonalizm maskesi takınılarak ‘görmedim-duymadım-bilmiyorum’ siyaseti izleyenler, sosyalist  de, demokrat da olamazlar. Bunlar hayal ülkesinde yaşamadıklarına göre tavırlarını sorgulamalı, asimilasyon ve yok oluş sürecine ortaklık yapmamalıdırlar. Tarih önünde bunun vebali ağırdır.

Kürt ulusal hareketi sömürgecilerden alınmış borç politikaları red etmelidir

Içinden geçmekte olduğumuz süreç Kürtler açısından da oldukça vahimdir. Kürt halkı da köyleri boşaltılarak ülkesinden göçertilmiş, askeri şiddetle etnik talepleri bastırılmak istenmektedir. Kürt ulusal güçlerinin T.C.’ye karşı yürüttükleri mücadele genelde tüm halkların yararınadır. Çünkü inkar ve imha rejimi zayıflamaktadır.

Kürt ulusal güçlerine bir kez daha Kırmanc-Zaza sorununda izledikleri inkarcı ve asimilasyoncu politikayı terk etme çağrısı yapıyoruz. Dilimize ve ülkemize yönelik fetih politikalarından vaz geçilmelidir. Bu çizgi iki halkın da mücadelesine zarar vermekte, T.C.’nin işini kolaylaştırmaktadır. Tüm halkların içinden kişiliksiz şahsiyetler çıkmıştır. Kırmanc-Zaza halkından devşirilen bir iki yarı-aydınla halkımızın inkarı, dilimizin asimile edilmesi, ülkemize sahip çıkılması politikasının sonucu çıkmazdır. Kişiliksiz Kürtlerin T.C.’ye yaptıkları hizmetin bir benzerini, bizden çıkan kişiliksizler Kürt güçlerine yapıyor. Bu durum iki halkın arasında yeni sorunlar açıyor. Kırmanc-Zazalar örgütlenmiş, ulusal-demokratik istemlerini proğramlaştırmıştır. Kürtler ve Kırmanc-Zazalar arasında sağlıklı birlik, dostluk, dayanışma isteniliyorsa, kişiliksiz şahsiyetlerin kışkırtıcı siyaseti red edilmeli, halklarımız arasında eşitliğe ve karşılıklı güvene dayanan ilişkiler kurulmalıdır.

Kürt hareketinin “lehçe teorisi” mücadele ettiği rejimin  kopya-sıdır. Aynı süreci Zazaca üzerinde tekrarlamanın imkanı da yoktur. Koşullar değişmiş, asimilasyon süreçleri deşifre edilmiştir. Bu konuda kavram kargaşalığı yaratmak da bir sonuç vermiye-cektir. Kırmanc terimine sarılarak Kürtlüğe geçiş yapamazsınız. Eğer tek başına Kırmanc terimi size yeterli ise, halkımızın bir kesiminin kendini adlandırmada kullandığı Dımıli, Ma, Zaza adlandırmasını ne yapacaksınız? Kaldıki kendini Kırmanc olarak adlandıran halk kesimimiz, aynı zamanda kendini Dımıli olarak da adlandırmaktadır. Halkımız komşuları, öteki halklar ve araştırmacılar tarafından Zaza olarak adlandırılmaktadır.  Halkımızın bir bölümü kendine Kırmanc derken, Kürtlere Khurr/Khurrmanc ya da Kırdas diyerek kendini Kürtlerden ayırmaktadır. Bir dönem Türkiye’de Kürt ismi yasaktı. Aslında halen öyledir. Kürt geçen her yerde, bölücülük suçlaması getiriliyor ve ceza süreçleri işletiliyordu. Şimdi sıra Zazalardadır. Kürt basınında Zaza sözü tehlikeli bir sözcük olarak görülmektedir. Zaza, Zazaca geçen her cümle, her türkü, her konuşma düzeltilmek istenmekte, Zaza, Zazaca sansüre takılmaktadır.

Türk milliyetçileri Kürtlerin, Zazaların Türklüğünü ispatlamak için bu yolu denedi. Isim benzerlikleri, folklordaki bazı geçişleri, yer ve aşiret adlarını kullandı. Ancak, artık bu yalana bir-iki fanatik inkarcı ve milliyetçinin dışında kimse inanmıyor. Sizin böylesi çürük silahlarla Zazaca’yı, halkımızın ulusal varlığını inkar etmeniz de mümkün değildir.

Biz halkımızın kendisini değişik isimlerle adlandırmasını yadsımıyoruz. Bu durum nerdeyse bütün halkların tarihinde vardır. Nitekim, Asur-Süryani halkıda kendi içinde farklı isimlendirmeleri barındırmakta, bunun sonucu olarak Asur-Süryani ismi birlikte kullanılmaktadır. Halkımızın kendini yer yer farklı adlandırığını bilen ve bunu red etmeyen Serbestiye, Dımıli, Kırmanc ve Zaza isimlendirmesinin halk gerçekliğimizin, tarihimizin, kültürümüzün bir parçası olduğunu bilince çıkararak, bu tanımların tümüne sahip çıkmaktadır. Bu farklı tanımlamalardan her biri tek başına tüm halkımızı kapsamadığı için, ortak adlandırmada Kırmanc-Zaza ismini bu nedenle kullanmaktadır. Bu aynı zamanda kültürel tekleşmeye, merkeziyetçiliğe tavır almak anlamına geliyor. Ancak uluslararası arenada ve komşularımız tarafından halkımız en yaygın biçimiyle Zaza olarak adlandırılmaktadır.

Kürt hareketi içinde mücadele eden bazı iyi niyetli kesimler ‘şimdi zor durumdayız, T.C.’yi yıkalım, sonra Kürtler ve Zazalar kendi aralarında anlaşırlar’ söylemiyle kendini kandırmaktadır. Kemalistler de zor dönemlerinde Kürtlere karşı aynı yolu izlediler, hatta Atatürk kendisi, ’Bu memleket yalnız Türklerin değildir. Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazlarındır’ demişti. Devletini kurar kurmaz bu sözlerini unutmakla kalmadı, öteki halkları fiziki olarak da tasviye etmek istedi.

Çünkü Zazalar, Kürtler, Çerkezler, Lazlar örgütlenmemişlerdi. Her şey Türk milliyetçilerinin elindeydi. Fırsatı bulduklarında da inkar ve imha ettiler.

Eğer, gelecekte Kürtlerin ve Zazaların eşitliği savunuluyorsa, bugünden her iki halk örgütlenmeli, talepleri ile gündeme gelmelidir. Kürtler, Zazaları da Kürt, hem de gerçek Kürt gördüklerine göre, iktidara geldiklerinde bu sözlerinde duracak, Zazaları Kürtleştirmek için asimilasyona baş vuracaklardır. Karşı çıkanlara ne yapacaklarını bugünden belli ediyorlar.

O halde yalana-dolana, dolambaçlı yollara girmeye, kuşku, güvensizlik, belirsizlik yaratmaya gerek yoktur. Halkımız her alanda örgütlenmeli, kurumlarını yaratmalı, özgürlüğe giden yolu açmalıdır. Bu mücadele Kürtlerin de yararınadır. Kırmanc-Zaza ve Kürt halkı ağır baskı ve zulüm altındadır.  T.C. her türlü yolu deneyerek işgal rejimini ayakta tutmaya çalışıyor.

Halkların arasında ki güvensizlikler, güçlerin parçalanması rejime yarayacaktır. Kırmanc-Zazalar, Kürtler, Asur-Süryaniler demokratik bir ittifak yaratırlarsa, bu Türk, Arap, Laz, Çerkez halklarına da güven verecek, onlar için umut olacaktır.

Serbestiye halkları birbirine yabancılaştıran milliyetçiliğe karşı mücadelesini sürdürecektir. Biz umut ediyoruz ki Kürt sosyalistleri, demokratları tarihten doğru dersler çıkartacak, halklarımız arasındaki güvensizlik derinleşmiyecektir.

            

                Alevi Hareketi Tarih ve Güncelliği Birleştirmelidir

Türkiye Cumhuriyeti daha kurulma aşamasındayken Osmanlının Alevi karşıtı siyasetini devr almıştır. 1920’de Koçgiri’de Dersim-Alevi direnişini kanla bastırmış, Osmanlının takipçisi olacağını göstermiştir. Koçgiri katliamında yalnızca Dersimli Aleviler değil, bazı Türk Alevileri de katledilmiştir. Daha sonra bu çizgi Iç-Dersim’de devam ettirilmiş, 1937-38’de onbinlerce insan katledilmiş, onbinlercesi sürgün edilmiştir. Alevilere ait tekke ve cem evleri kapatılmıştır. Maraş, Çorum, Sivas katliamı devletin bilgisi ve koruması altında yapılmıştır. Sivas’ta 37 Alevi aydını ve sanatçısı yakılırken, Türk ordusu seyretmiş, adeta yakanların işini bitirmesini beklemiştir.

T.C. kendini laik olarak adlandırmasına rağmen, Islam öteki dinlerin karşısında ayrıcalıklıdır. Devlet, Diyanet aracılığıyla Islamı herkese, Alevilere, Hıristiyanlara, Yezidilere dayatmaktadır. Alevilerden, Hıristiyanlardan, Yezidilerden alınan vergilerle, Diyanet bütçesi oluşturulmaktadır. Okullarda Islamı öğrenmek mecburidir. Böyle bir devlet laik değildir, laiklik bir maskedir.

Şimdi devletin yıllarca beslediği şeriatçı akım denetim dışına çıkıyor diye, devlet laiklik ipine sarılıyor. Bunun öncülüğünü ise Türk ordusu yapıyor. Halbuki, din derslerinin mecbur kılınması, tarikatların güçlenmesi ordunun direkt yönetimde olduğu 12 Eylül döneminde olmuştur. T.C. Zaza, Kürt ulusalcılığına, sol uyanışa karşı şeriatçı Islamı beslemiş, büyütmüştür. Şimdi yıl-larca beslenen bu akım tek başına iktidara gelmek istemektedir. T.C.’nin korkusu bundandır.

Aleviler sahte laikliği iyi tanımalıdırlar. Alevi katliamcısı bir devletin ne laiklikte sözü olabilir, ne de şeriata karşı demokratik bir tavır alabilir. Bazı alevi örgütlerinin, Aleviliği Türklükten ibaret görmesi de büyük bir yanılgıdır. Bu hem alevi felsefesine ve hem de gerçeğe terstir. Türkiye’de Alevilerin büyük çoğunluğu Zazadır. Ayrıca diğer halkların bir kısmı da Alevidir. Aleviler, T.C.’nin Dersim-Zaza ve diğer Alevilere karşı izlediği ulusal inkar ve imha siyasetine karşı sessiz durmamalıdırlar. Aleviliğin kutsal beşiği Dersim askeri işgal altındadır. Düzgün Bava, Sultan Bava,  Jêle, Çewres Asparu(Kırklar) bombalanmakta, Alevilerin kutsal yerleri ziyaret etmeleri yasaklanmaktadır. Yüzlerce Alevi köyü boşaltılmıştır. Zazaca, Kürtçe alevi deyişleri ve cemleri, kendi dillerinde ibadet yapmaları yasaktır. Aleviler bunu biliyor.

Devletin sahte laiklik propagandası açığa çıkarılmalı, Alevi özgürlüğünün demokrasi mücadelesine, Zaza, Kürt, Asur-Süryani halkının özgürleşmesine bağlı olduğu bilince çıkartılmalıdır. Eğer T.C. bugün Alevilerin bir bölümüne yanaşmak istiyorsa, bu mecbur kaldığındandır. Kırmanc-Zaza, Kürt direnişi bastırılınca hoş görülen Alevilik yine zulme uğrayacak, yasaklanacaktır. Söylemeye gerek yok, Dersim-Zaza aleviliği şu anda da yasaktır.

Aleviler Osmanlı ve T.C. döneminde ağır baskılar gördüler. Toplu kıyımdan geçirildiler. Tarih bilinçlerinin güçlü olması gerekiyor. Özgürlüğe giden yol tüm muhalefet güçlerinin karşılıklı güven temelinde, demokratik birliği ve direnişinden geçmektedir. Alevi hareketi bu direnişin bir parçası olmaya devam etmelidir. Aleviliğin çıkarı buradadır.

Kırmanc-Zaza alevileri de kendini diğer alevilerinin gölgesinden kurtarmalıdır. Ülkesi, dili özgür olmayan bir halkın, dini de özgür değildir. Kerbela’da Ehli Beyti katleden anlayış, bugün kendini T.C.’de devam ettirmektedir. Dersim köylüleri bir lokma ekmeğe muhtaç duruma getirilmiştir. Dersim’de her şey karneye bağlanmış, ambargo her yerde şehir ve kasaba merkezlerinde dahi sıkıca uygulanmaktadır.

Dersim aleviliğinin direnişi tarihe, toprağa, geleneğe bağlılıktan gelmektedir. Dersim alevi önderleri Sey Rıza, Uşênê Seydi dilimize, kültürümüze bağlıydılar. Inancı ve ülkeyi bir arada koruyorlardı. Böyle olduğu için Elazığ Buğday Meydanı’nda kemalist yönetim tarafından öteki Dersim önderleri ile birlikte asıldılar. Şimdi onların çocukları, torunları ülkeden, dilden, tarihten kopartılmış sahte Aleviliği reddetmelidirler. Ayrıca Dersim-Aleviliğinin özgünlüğü korunmalıdır.

Inkar ve imha siyaseti T.C.’yi kurtarmaz

Türk rejiminin yürüttüğü imha ve inkar süreci çıkmazdadır. Bundan askeri şiddeti tırmandırarak çıkması mümkün değildir. Aksine bu sorunları daha da derinleşmektedir. Türk rejimi Ermeni sürgününden daha büyük bir sürgünü gerçekleştirmesine rağmen, Kırmanc-Zaza, Kürt, Asur-Süryani halkının mücadelesini, tüm zaaflarına rağmen Türkiye demokrasi güçlerinin mücadelesini ortadan kaldıramıyacaktır. Bu yolda yürümekle T.C. Yugoslavya’nın geçtiği sürece doğru ilerlemektedir.

T.C. bu kadar gözü kara bir şekilde şiddet politikasında ısrar ederken biraz da ABD ve Batılı ülkelerin tutarsız siyasetine güvenmektedir. Devletlerin dostluk ve barış siyaseti çıkarlar üzerine kuruludur. Kosova’da küçük çapta çatışmaları müdahale etmeye gerekçe gösterenler, T.C.’nin binlerce insanı katletmesini, 3000’den fazla köyü boşaltmasını, ’eleştiri’yle  geçiştiriyorlar. Ancak bu siyaset uzun süre devam edemez. T.C. kendileri için de tehlikeli hale geldiğinde, onu gözden çıkarmaktan geri durmayacaklardır. Yanısıra, T.C.’nin ABD’ni, Rusya’yı, Avrupa ülkelerinin hepsini birden tatmin etmesi mümkün görünmemektedir. Ulusal talepleri bastırmak için verilen her taviz bir başka tavizin ve bağımlılığın kapısını aralamaktadır. Bu yol da uzun dönemde T.C.’yi parçalanmaktan kurtaramayacaktır.

Barışı sağlamak mümkündür

Türkiye’nin bölünüp-parçalanması tehlikesini bir paranoyaya çevirenler, korktukları sonu görmek istemiyorlarsa, sömürgeci Türk hakimiyetini sorgulamalı, halkların eşitçe temsil edildiği bir birliğe giden sürecin önü açmalıdırlar.

Bunun için ilk adım olarak Kırmanc-Zaza Ülkesi ve Kürdistan’da yürütülen savaş durdurulmalı, göç ettirilen Kırmanc-Zazalar, Kürtler, Asur-Süryaniler köylerine dönmeli, devlet verdiği zararları ödemelidir. Zazaca, Kürtçe, Asurca ve öteki diller üzerindeki yasaklar kalkmalıdır. Cezaevlerindeki tüm siyasi tutuklular koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır.

Özel tim, Kontr-gerilla, koruculuk gibi örgütlenmeler dağıtılmalıdır. Kırmanc-Zaza, Kürt, Asur-Süryani ve öteki ulusal kimliklerin inkarına son verilmeli, örgütlenme ve mücadelenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bütün dini inanışlar serbest olmalı, Diyanet Işleri Başkanlığı kaldırılmalı, devlet hiç bir dine ayrıcalık tanımamalıdır.

Atılacak bu adımlar kalıcı barışa giden yolu kısaltacaktır. Bu süreçte halkların demokratik temsilcileri bir araya gelmeli, eşitlik ve özgürlük temelinde birarada yaşamanın koşullarını oluşturmalıdırlar. Barış siyaseti, sadece savaşın olmadığı bir dönemin kazanılması olarak anlaşılmamalıdır. Savaşın sona ermesi elbette iyidir. Ancak, şiddeti üreten rejimin gayri meşru varlığıdır. Fasit bir daire gibi aynı noktaya gelinmek istenilmiyorsa, adil bir barışa ihtiyaç vardır. Her şeyden öce Anadolu, Kırmanc-Zaza Ülkesi ve Kürdistan’da tüm halkları inkar eden, türkleştiren sömürgeci yapı son bulmalıdır.

Türkiye’de sistem acil ve zorunlu bir değişime ihtiyaç duymaktadır. Kültürel ve etnik çeşitlilik ve zenginlik yaşamın her alanına yansımalı, anayasada yer almalıdır. Her kesin kendini ser-bestce ifade edebileceği bir düzene geçmek için sivil ve resmi komisyonlar oluşturmalıdır. Bu yolda çözüm olabilecek federas-yon, otonomi, eyalet, kanton ve benzeri yerel yönetim modellerine ilişkin öneriler hazırlanıp kamuoyuna sunulmalıdır.

Bunun dışındaki her yol çıkmazı daha da derinleştirecek, bu durum bütün tarafların zararına olacaktır. T.C. Kırmanc-Zazaları, Kürtleri, Asur-Süryanileri ve öteki halkları Ermeniler gibi ortadan kaldıramaz. Ne bugünkü uluslararası siyaset ve ne de halklarımızın mücadelesi buna izin vermeyecektir.

Biz Kırmanc-Zazalar tüm komşularımızla barış ve eşitlik temelinde birarada yaşamaktan yanayız. Bu imkan hala vardır. Öncelikle Türk aydınları, demokratları gerici-inkarcı milliyetçiliğe karşı seslerini yükseltmeli, Türk halkını da çemberine alan faşizmi red etmelidirler. Çete devleti, Türk halkına da layık değildir.

Kürt hareketi de zaaflarını görmeli, öncelikle Kırmanc-Zaza sorununda izlediği milliyetçi çizgiyi red etmeli, halklarımızın birlikte mücadelesinin önünü tıkayan siyasetleri terk etmelidir. Kürt halkı son yüzyılda aydınlarının ve egemenlerinin izlediği hatalar yüzünden ağır bedeller ödedi. Aynı hataları tekrarlamak, rejime karşı mücadele cephesini parçalamak, telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açacaktır. Kırmanc-Zaza hareketi Kürt sosyalist ve demokratlarından tutarlı tavır takınmalarını samimiyetle bekliyor.

Kırmanc-Zaza hareketi de durgunluğu kırmalı, ulusal ve uluslararası alanda aktif mücadele etmelidir. Ülkemizin işgali, halkımızın sürgüne ve soykırıma tabi tutulması Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlementosu gibi uluslararası kurumların gündemine taşınmalıdır.

Kırmanc-Zaza aydınları üzerlerine serpilen ölü toprağını savurmalı, halkı ve ülkesi için onurluca mücadele etmelidirler. Serbestiye ulusal-demokratik örgütlenmemizde önemli bir adım olmakla birlikte yeterli değildir. Halkımız her alanda örgütlenmeli, sivil temsil kurumlarını oluşturmalıdır. Aydınlar, kadınlar, gençler, emekçiler, sanatçılar, Kırmanc-Zaza halkının tüm kesimleri demokratik birliklerini oluşturmalı, ulusal-demokratik temsil, içte ve dışta sağlanmalıdır.  Içimizden devşirilip dilimize, kültürümüze, tüm ulusal değerlerimize adeta düşman hale getirilen inkarcılar teşhir edilmelidirler.

Özgürlük, eşitlik ve barış için her alanda mücadele etmeli, sömürgeci köleliği kırmalıyız.

Hosted by www.Geocities.ws

1