Serbestiye'nin Programı
İlk Söz
Kırmanc-Zazaların Ülkesi Türklerin boyunduruğu altındadır. Dilimiz, kültürümüz ve kimliğimiz kayboluş sürecindedir. Kırmanc-Zaza kökenli bir grup insan bu gidişin önünü almak için bir araya geldik. Ve bunun için Komê Serbestiya Ma Dımıli-Kırmanc-Zazay örgütünü kurduk ("Dımıli-Kırmanc-Zazaların Özgürlüğünün Örgütü" ).
Örgütümüzün kısa adı "Serbestiye" dir (Özgürlük).
***
Komê Serbestiya Ma Dımıli-Kırmanc-Zazay vatanımızın özgürlüğü ve yabancı boyunduruğundan kurtuluşu için çalışır, demokratik ve çoğulcu bir sistem ister.
Serbestiye demokrat ve yurtsever bir kuruluştur. Örgütümüz halkımızın özgürlük ve demokrasi için vermiş olduğu mücadeleye sahip çıkar. Çalışmamızda ademi merkeziyetçiliği kendimize kılavuz ediniyoruz. Kişi kendi isteğiyle örgütümüze katılır, kendi isteğiyle de ayrılır.
Bizde kişi sadece doğru bulduğu kararı uygular. Biz fikir ve vicdan özgürlüğünü işin teminatı olarak görüyoruz. Insanın emir almadan, zor olmaksızın, iç rahatlığıyla daha iyi çalışacağına inanıyoruz.
Bizde fikirde birlik-teklik zorunluluğu yoktur. Herkes fikrinde özgürdür. Toplum yaşamında gerçek-doğru bir ve tek değildir, olamaz.
Biz Türk Devletinin boyunduruğunu ve yeni bir boyunduruk istemiyoruz; komşularımızla yanyana, iç rahatlığı ve tolerans ile, eşitçe, barış içinde ve demokrasi ortamında yaşamak istiyoruz. Bu ya otonomi ya federasyon ya da konfederasyon ile olur. Ancak komşularımız bunu istemezse, biz de bağımsız bir idare kurarız.
Serbestiye kendi halkının özgürlüğü için mücadele eden, halkların eşitliğini, demokrasiyi, dostluğu isteyen, haklarımızı ve kimliğimizi tanıyan kurum ve kuruluşlar ile beraber çalışır. Kürdistan ve Türkiye'de özgürlük ve demokrasi için çalışanları kendi dostları olarak görür.
Halkımız Anadolu, Mezopotamya, Iran coğrafyasının kadim halklarından biridir. Halkımız çok sayıda istilaya-soykırıma maruz kalmasına, çok zorbalıklar görmesine, sürekli katledilmesine rağmen, yine de 5 milyondan fazla nüfusuyla ayaktadır. Baba ve dedelerimiz, anne ve nenelerimiz dilimizi, kültürü- müzü ve kimliğimizi koruyup bugüne ulaştırdılar.
16. yüzyılda Osmanlı Devleti Kürtlerin ağa ve beylerini yanına alıp onlarla birlikte ülkemizi kuşattı ve halkımızı parça parça boyunduruk altına almaya başladı. Ama halkımız her zaman bu zalimlerin zulümüne karşı koydu ve Dersim'in özgürlüğünü 1938'e kadar korudu.
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşını kaybedince, onun egemenliği altındaki halklar başkaldırdılar ve özgürlüklerini istediler. Bunlardan Kırmanc-Zazalar, Ermeniler, Rumlar ve Kürtler ulusal hakları için dövüştüler.
Önce Ermenileri katlettiler, kalanlarını da ülkeden kovdular. Ermeni Soykırımında Kürt ağa ve beyleri Türklerin aleti oldular ve Ermenileri birlikte yok ettiler; ama halkımız elinden geldiğince Ermenileri korudu.
Rumları da katlettiler, kalanlarını da ülkeden kov- dular.
Halkımız 1920-21'de Koçgiri'de özgürlüğü için başkaldırdı, Kemalistlere karşı cephe açtı ve Kırmanciye'nin özgürlüğünü istedi. Koçgiri bu savaşı kaybetti, Türk Devleti halkımızı kan-revan içinde bıraktı, Alişer Bey ve arkadaşları Merkez-Dersim'e geri çekildiler.
1925'de ise Şeyh Said'in öncülüğünde güney Zazaları başkaldırdılar ve ulusal haklarını talep ettiler. Türk Devleti burada da halkımızı katletti. Hêni, Piran, Palu, Çewlıg (Bingöl) ve Xarpêt'i (Elazığ) harabeye çevirdi, köyleri yaktı, halkımızı sürgün etti. Şeyh Said ve arkadaşlarını Diyarbakır'da astı. Bundan sonra sıra yine Dersim'e geldi. Türk ordusu 1926'da Batı Dersim'e saldırdı, 1930'da da Pılemuriye'ye (Pülümür) hücum etti. Halkımız Türk askerini geri püskürttü. Türk ordusu bu kez de toplumumuzu boyunduruk altına almayı başaramadı. Bunun üzerine Türk Devleti hile, kurnazlık ve kalleşliğe başvurdu. 1935'de "Tunceli Kanunu"nu çıkararak, Merkez- Dersim'in adını değiştirip "Tunceli" yaptı. 1937'de ordu dört bir yandan Merkez-Dersim'e saldırdı, küçük - büyük eline geçen herkesi kırıp geçirdi. Köylerimizi ve ormanlarımızı yaktı. Seyid Rıza ve Dersim'in ileri gelenlerini Xarpêt'de (Elazığ) astı. 70 bin civarında insan katledildi. Böylece Kırmanciye Katliamını da 1938'de tamamladı. Halkımız Türkiye'nin dört bir yanına sürgün edildi. Ancak Kırmanciye'nin bazı yiğitleri 1945 yılına kadar dağlarda direndiler.
Devlet toplumumuzun asimilasyonu için seferber oldu. Derin bir sessizlik oluştu. 1960'dan sonra toplumumuz yavaş yavaş kendine geldi, Türk ve Kürt Solu`nun içinde yer aldı. Ama Türk Solu ve Kürt Hareketleri de bizi asimile ederek, yok etmek iste- diler.
1980'den sonra aydınlarımız uyandılar, dilimiz ve kültürümüz üzerine çalışıp kimliklerini dile getirdiler. Işte Komê Serbestiya Ma Dımıli-Kırmanc-Zazay bunun ürünüdür.
Kırmanc-Zaza Ülkesi kimlik bakımından renkli ve alacadır. Kendi ana dilinde halkımızın bir kesimi kendini Kırmanc , bir kesimi Zaza, bir kesimi Dımıli, diğer bir kesimi ise "Ma" ("Biz") olarak adlandırıyor; bunların tümü bizim isimlerimizdir. Biz bu isimlerin tümüne sahip çıkıyoruz.
Halkımızın Merkez-Dersim ve çevresinde yaşayan kesimi kendisini Kırmanc , yurdunu Kırmanciye, dilini Kırmancki, inancını da "Yitiqatê Kırmanciye" (Kırmanciye Inancı) olarak adlandırıyor. Bu kesimden bazıları da kendini sadece "Alevi", dilini "Zonê Ma" ("Bizim Dilimiz"), yurdunu da "Welatê Ma" ("Bizim Ülkemiz") olarak adlandırıyorlar.
Halkımızın Müslüman kesiminde ise, bir kısım kendini Dımıli, bir kısım Zaza, dilini Dımılki (Dımılice), Zazaki (Zazaca), yurdunu ise "Welatê Ma" ("Bizim Ülkemiz") olarak adlandırıyor. Kendisini Dımıli olarak adlandıran kesimin çoğunluğu Zaza ve Zazaca'yı da kimliğini ve dilini ifade etmek için kullanır.
Halkımızın tümü ülkesini "Welatê Kırmanc-Zazay" ("Kırmanc-Zaza Ülkesi") olarak adlandırıyor. Serbestiye kimliğimizi ifade etmede, halkımızın kendi tanımlamalarını olduğu gibi kabul eder. Biz bu renklilik ve farklılığın ortadan kalkmasını istemiyoruz.
Ülkemizde dilimizin dışında Kürtçe (Kırdaski) ve Türkçe de konuşulur; bir zamanlar Ermenice de konuşulurdu. Ülkemiz, üstünde yaşayan herkesin ülkesidir. Ama bu yerli nüfusumuzun kovulup yabancıların yerleştirildiği durumlar için geçerli değildir.
Ülkemizden bazıları iş için başka ülkelere göç ettiler, bazıları zorla sürgün edildi, bazıları da savaş yüzünden ülkeyi terkettiler. Bugün halkımızın oldukça büyük bir bölümü batıda yaşıyor. Biz, nerede olursa olsun, halkımıza sahip çıkacağız.
Söz, karar ve yönetimin halkımızın elinde olmasını istiyoruz. Başkalarının halkımız adına, bizsiz yaptığı anlaşmalar hükümsüzdür, bunları kabul etmiyoruz.
Ülkemizde, hangi sınıf ve tabakadan olursa olsun, her kim ki yabancı güçlerin boyunduruğuna karşı çıkarsa onlarla birlikte çalışacağız.
Zoru ve zorbalığı reddiyoruz. Biz iş ve çalışmalarımızı zor kullanmadan, barışçı yollarlarla yapacağız. Ama nefsi müdaafadan da kaçınmayacağız.
Biz toplumumuzla birlikte çalışacağız, ondan ayrı ve gizli çalışmayacağız.
Biz yarınımızı bugünden kuracağız, yıkılmış ve yıkılacak olanın yerine yapılması gerekeni bugünden yapacağız.
Biz çoğulcu parlamenter-demokratik bir sistem istiyoruz. Siyasi sistemimizin temeli hukuk olmalıdır. Inançta, ideolojide ve partide tekçiliği istemiyoruz, zaten böyle bir şey olamaz, yoktur da; kimin adına olursa olsun her türlü diktatörlüğü reddediyoruz. Ülkemizde yönetim halkın oyuyla gelecek, halkın oyuyla gidecektir.
Ülke idaresinde ademi merkeziyetciliği istiyoruz. Dil ve kültür özelliklerine göre her yerde otonom idare olmalıdır.
Laik bir toplum istiyoruz; inanç insanın kişisel vicdan sorunudur.
Militarizmi reddediyoruz. Ama halkımız ve ülkemizin korunması için iyi bir yol da bulunmalıdır.
Bütün dillerin eşitliğini istiyoruz, her kes dilini kullanmakta özgür olmalıdır. Dilimizin ve edebiyatı- mızın geliştirlmesi için çalışmamız gerekir.
Sosyal bir toplum istiyoruz. Bu toplum da herkesin eğitim ve öğretimi, sağlığı, iş ve geçimi garanti altına alınmalıdır.
Erkek ve kadın eşitliğinin, çocuk haklarının garanti altına alınmasını istiyoruz.
Doğanın ve hayvanların korunması teminat altına alınmalıdır.
Biz istiyoruz ki, toplum kendi kendini beslesin, ama öte yandan da nefsine hakim olsun; bu bize yeter. Doğayı tahrip ve yok eden sanayi ve teknolojiyi istemiyoruz.
Köyleri muhafaza edip koruyacağız; şehirlerin büyütülmesini istemiyoruz.
Son Söz
Yukarıda söylenenler sadece bizim istemlerimizdir. Küçük-büyük bütün Kırmanc-Zazalara duyuruyoruz. Yaşamlarını nasıl sürdürmek istediklerine elbette onlar kendileri karar vereceklerdir.