| Muhammet YILMAZER İsrail askerlerine karşı tüm öfke ve kinlerini yalnız ve yalnız minik avuçlarında gizledikleri taşları fırlatarak gösteren Filistinli çocukları gören Amerikalı gazeteci Keti'nin yaşadıkları içli bir öykü olarak kaleme alınmış.. İşte Filistinli Cihad er-Recbi'nin kaleminden Kati'nin öyküsü: "Yiğitlik hayallerini arayan bir çocuk, askerlerden birine yanaştı ve elindeki küçük taşı fırlattı üzerine. Gözleri parlıyordu çocuğun. Korkuya yer yoktu gözünün kıvrımlarında. Asker, çocuktan intikamını almak istediyse de çocuğun tezcanlılığı, askeri, kanını dökme ve nazenin kemiklerini kırma zevkinden mahrum bırakmıştı. Keti küçüğün bu cesur görüntüsünü kamerasına almış; vücudunu kurtarabilmesine de sevinmişti. Artık kafa derisini sadece Kızılderililer'in yüzmediğini anlıyordu Keti... Keti direnişçi çocuklara yetişip kendisini şaşkın bir şekilde izleyen çocuğun gözlerine baktı. Yavaşça yanına yaklaştı. Bir an olsun korkak veya tedirgin olduğunu hissetmemişti bile. Kana ve toz-toprağa bulanmış o küçük ellerinden tuttu ve bir öpücük kondurdu alnına... Küçük direnişçinin huzurunda ne kadar zayıf kaldığını hissettiren bir öpücüktü bu. Daima taktığı ve sahip olduğu en değerli şeyi olduğuna inandığı gerdanlığını çıkarıp küçüğün boynuna astı ve hüzünle baktı ona. Çocuk da, kendini Keti'nin gözlerinden kaçırdı, yere doğru eğildi, küçük bir taş alıp ona verdi. Onun da en değerli hediyesi buydu işte! Bu Batılı gazetecinin ne yapmak istediğini anlayamamıştı belki ama kendisine kırık taşların çokça bulunduğu mekanları gösteren annesinden çok farklı olmadığını hissetmişti. Keti taşı tuttu ve uzunca inceledi. Sonra elindeki değerli hediye ile tek başına uzaklaştı oradan. Çocuk gözleriyle onu izledi ve ardından o da taşlarına ve kanını arayan askerlere döndü. Öylece bakakaldı küçüğe, sanki gözlerinde saklamak ister gibiydi. Ok gibi koştu küçük. Küçük taşını attı ve diğer arkadaşları gibi Keti'nin anlayamadığı kelimelerle bağırdı. Anlayamıyordu ama, bu kelimelerin, onların gözlerinde ve ellerinde devrimler yaratan kelimelerin ta kendisi olduğunu biliyordu. Küçük "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diye bağırırken, askerlerden biri zırhlı aracıyla üzerine doğru yürüyordu. Kaçmaya çalıştı küçük, annesinin kucağını bulmaya çalıştı... Deli gibi koştu Keti. Ve dehşetle bağırdı: "Hayır... hayır... hayır". Fakat çığlıkları hiç kimsenin kulağına ulaşmamıştı. Zırhlı araç o küçük bedeni ezerek, bir türlü gerçekleşmeyen bir hayali gerçekleştirmişti; asker için... Keti kırgın vücudunu yere attı ve kanlara boyanmış cesedi kucaklayıverdi. Gerdanlık hâlâ boynundaydı ve çocuklar gibi gülümsüyordu. Bu bir çocuk yüzü. Niçin kanlara bulanır ki? Bu silahlı insanlara şu küçüğün taşından ne gibi bir tehlike gelirdi ki? Uyandırmaya çalıştı, yumuşacıktı küçük, niçin ölsündü? Mutlaka daha altı yaşını bile doldurmamıştı, niçin ölsündü ha? Keti önce, öfkeyle yere dökülen kanlara, daha sonra da hâlâ o değerli hediyeyi tutan eline baktı, bir an hüzün ve öfkeden aklını yitirmişcesine durdu. İşgal edilmiş topraklardaki çocukların taşıdığı o güçle bağırdı sonra: "Hayır... hayır... hayır." Ardından, küçüğün hediyesini fırlattı askere doğru. Bağırıyordu Keti, küçüklerle beraber yerden taş alıp askerlere atıyordu. Kocasının kanı ve küçüğün bedeni için intikam almaya başlıyordu artık... O bir Filistinli olmuştu... O da artık Filistinli'ydi..." |
||||||||||||||||||||||||||||||
İşgalcı İsrail Yönetiminin Terör Politikası O smanlı döneminde 400 yıl boyunca farklı din, dil ve kültürlere sahip halkların, huzur ve güvenlik içinde yaşadıkları Filistin topraklarında, yıllardır büyük bir kargaşa ve zulüm yaşanmaktadır. Bugün hala tüm acımasızlığı ile devam eden katliam ve kıyımlar, bölgenin İngiliz hakimiyetine girmesi ile başlamış ve bağımsız bir Yahudi Devleti'nin kurulması ile iyice hız kazanmıştır.Bölgede yaşanan olayların temelinde, Filistin topraklarının her üç din için de kutsal topraklar olarak görülmesi yatmaktadır. Ancak Siyonist görüşün savunucuları bu kudsiyeti barış ve huzur içinde muhafaza etmek yerine, diğer halkları yok etmeyi hedefleyen bir politika izlemişlerdir. Siyonist düşünceye göre Yahudiler Allah tarafından seçilmiş "üstün bir ırk"tır ve diğer tüm dünya halkları Yahudilere boyun eğmekle yükümlüdür. Siyonizm için "üstün ırk" inancı kadar "vaat edilmiş topraklar" inancı da son derece önemlidir. Bu inanca göre Yahudiler Allah'ın kendilerine vaat ettiği kutsal topraklarda yaşamalıdırlar. Nil'den Fırat'a kadar bir alanı içine alan bu kutsal toprakların merkezini ise başta Kudüs olmak üzere Filistin toprakları oluşturur. Siyonizme göre vaat edilmiş topraklarda yaşamak Yahudilerin en doğal hakkıdır ve buna engel olmak isteyenlere karşı her türlü şiddet ve baskı uygulanabilir. İşte günümüzde Filistin'de yaşanan adaletsizlik ve haksızlıkların, İsrail Devleti'nin Filistin halkına karşı uyguladığı şiddet ve baskı politikasının temelinde bu ırkçı inanç ve görüş yatmaktadır. Yahudiler için Filistin toprakları üzerinde bağımsız bir "Yahudi Devleti" kurulması kutsal bir misyondur. 1948 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilen bu misyonun sürekliliğinin korunması ise bir başka önemli hedeftir. İsrail Devleti'nin yöneticilerine göre bu sürekliliğin korunması ancak, Filistin topraklarında Yahudi nüfusunun artırılması ve Yahudilerin yaşadığı alanların genişletilmesi ile mümkündür. Bunun sağlanabilmesi için de Filistin halkı ya tamamen bu topraklardan sürülmeli ya da yok edilmelidir. İşte bu inançla İsrail Devleti 50 yılı aşkın bir süredir Filistin halkına karşı etnik bir soykırım yürütmektedir.
İsrail Hayfa Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan
Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection (İsrail Bağlantısı) adlı kitabında,
Gazze Şeridi'nde yaşayan Müslümanların içinde bulunduğu durumu ve İsrail'in
buradakilere bakış açısını şöyle dile getirmektedir:
Binlerce yıldır yaşadıkları yerlerden Yahudiler tarafından zorla sürülüp çıkarılan Filistinlilerin büyük bir çoğunluğu, halen mülteci kamplarında yaşamlarını sürdürüyor. Şu anda mülteci konumunda yaşayan Filistinlilerin sayısı 3.5 milyonu bulmaktadır. Bu kamplar sürekli olarak İsrail Devleti'nin tacizlerine, baskınlarına ve bombalı saldırılarına uğramaktadır. |
Mülteci kamplarındaki kötü koşullara daha yakından göz atabilmek
için Amerikan vatandaşı bir Filistinlinin bu kamplara yaptığı ziyaret sırasında
edindiği izlenimlere kısaca yer vermekte fayda vardır. Yasemin Subhi Ali isimli bu tıp
öğrencisinin, 1999 yılında Şatilla Kampı'na yaptığı ziyarete dair izlenimleri şu
şekildedir:
Yol boyunca sivil savaşın ve yıllarca süren İsrail işgalinin
neticesi yıkıntıları seyrettim. Kamp denilen yerin bir kapısı, bir girişi ve bir
çıkışı olacağını tahmin ediyordum. Oysa yoktu. Gerek de yoktu. Kamp ile
çevresindeki yerleşimler arasında, bu çevre de çok yaşanılır bir yer olmadığı
halde, öylesine bariz bir medeniyet ve şehirleşme farkı vardı ki, buranın
hedefimizdeki kamp olduğunu hemen anladım. Mülteci kampları ile alakalı duyduğum ve
çoğunu abartı zanettiğim bütün sefalet manzaraları gözlerimin önünde akıyordu.
Yol denen şey çöp, moloz, taş yığınları arasında manevra yapan birşeydi...
Bugün kalabalık dükkanlarla dolu olan caddenin ara sokaklarında kurşun izlerini,
barut yanıklarını sergileyen binalar ve biraz ötede kamp sakinlerinin bir anıt
dikmelerine bile izin verilmemiş olan bir mezarlık o kötü hatırayı (yaklaşık 2.000
Müslümanın katledildiği Sabra ve Şatilla katliamı) canlı tutuyordu.13
Sivil Halka Karşı Yürütülen Soykırım
İsrail Devleti'nin ideolojisinin temelini terör oluşturmaktadır. Bu terörden en çok
nasibini alan da doğal olarak bölgede yaşayan Müslüman halktır. Filistinli
Müslümanlar yaklaşık yarım asırdır, hiçbir gerekçe gösterilmeden evlerinden
çıkarılmakta, kurşunlanmakta, saldırıya uğramakta, evleri başlarına yıkılmakta,
tarlaları ve bahçeleri yok edilmekte, işkenceye ve şiddete maruz kalmaktadırlar.
Filistin topraklarında yaşanan manzara, bu ülkede İsrail Devleti tarafından her
yönüyle büyük bir soykırım yürütüldüğünü gözler önüne sermektedir.
Filistin'de saldırıya uğrayan, üzerlerine ateş açılan, bombardımana tutulan
çocukların, gençlerin ve kadınların ancak çok az bir kısmı dünya medyasına
yansımaktadır.
Nüfusunun %70'i gençlerden oluşan Filistin'de çocuklar da 1948'den bu yana işgal ile
birlikte göçü, sürgünü, gözaltıları, hapis ve katliamları yaşamaya
başladılar. Kendi topraklarında ikinci sınıf insan muamelesi gördüler. Tahammülü
zor koşullar altında mücadele etmeyi öğrendiler. Ariel Şaron'un Ekim 2000'deki
provokatif Mescid-i Aksa ziyaretiyle başlayan Aksa İntifadası'nda da hayatını
kaybedenlerin %50'sini 16 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyordu. Yaralıların
%60'ı 18 yaşın altındaydı. Çatışmaların halen yoğun olarak sürdüğü
bölgelerde ise her gün en az 5 çocuk ölmekte ve 10'un üzerinde çocuk da
yaralanmaktadır.
|
Aksa İntifadası'nda yaşanan insanlık dışı
manzaraları gazeteci-yazar Ruth Anderson, Filistin'de yayınlanan The Palestine
Chronicle'da şöyle aktarmaktadır:
Hiç kimse yeni evli bir Filistinlinin sadece protesto için sokağa
çıkıp, şehit olarak eşini dul bıraktığını duymadı bile. Kim Filistinli
gençlerin barbarca katledilmeden önce kollarının ya da kafataslarının
parçalandığından haberdar? Ya da hangi Amerikan vatandaşı, sekiz yaşındaki
küçük Filistinlinin İsrailli askerler tarafından kurşunlanarak öldürüldüğünü
biliyor? Yahudi yerleşimcilerin ellerindeki çeşitli silahları nereden temin ettiğini
ve Barak hükümeti tarafından cesaretlendirilerek, Filistin köylerini basıp,
tarlaları yerle bir ettiğini, Filistinli sivilleri katlettiğini kim anlatıyor?
Filistinli bebeklerin evlerinde uyurken hava bombardımanı sırasında öldüğünü ya
da güvenli bir yere götürülmeye çalışılırken İsrail askerleri tarafından
kurşun yağmuruna tutulduğunu bilen var mı? Herkes çok iyi biliyor ki bebekler taş
atamaz. Herkes bunu biliyor, sadece İsrailliler ve Amerikalılar nedense bilmiyor!"14
Filistin'de yaşanan tüm bu insanlık dışı manzaralara
karşı dönemin Başbakanı Ehud Barak'ın verdiği cevap ise İsrail Devleti'nin
anlayışını yansıtması bakımından oldukça dikkat çekicidir:
Bana Gazze'de, Batı Şeria'da ve diğer mıntıkalardaki
çatışmaların nasıl dineceğini sormayın. Filistinli kalabalıklara karşı her
türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Filistinlinin öldüğü beni alakadar etmez.
Benim için önemli olan halkımın emniyetidir.15
İsrail ordusunun generallerinden E. Eytan'ın verdiği cevap ise çok daha
düşündürücüdür:
Yaptığımız hiçbir şeye pişman değiliz. Biz halkımızın ve
askerlerimizin emniyeti için herşeyi kullanmaya hazırız. Filistinli göstericilere
karşı askerlere silah kullanma emri verilmiştir. Özellikle göğüs ve başlara
vurularak halkın kalbine korku verilmelidir.16
İsrailli yetkililerin yukarıdaki ifadeleri, zalimliklerinin de en açık
ifadelerindendir. Rakamlar İsrail askerlerinin kendilerine verilen bu emirleri eksiksiz
olarak yerine getirdiğini göstermektedir. Filistin Sağlık Örgütü'nün
hazırladığı rapora göre Aksa İntifadası'nda hayatını kaybeden 400'den fazla
kişinin %34'ü 18 yaşından küçüktür. Ancak asıl önemli olan, ölenlerin %47'sinin
gösterilere veya çatışmalara katılmamış kişiler olmasıdır. Batı Şeria'da
yaralananların %38'i gerçek kurşunlarla yaralanmıştır ve bunların da %75'i
vücudunun üst kısmından yaralanmıştır. Gazze Şeridi'nde ise yaralananların %40'ı
gerçek kurşunlardan yaralanmış ve bunların da %61'i vücudunun üst kısmından, yani
göğsünden vurulmuştur. Yaralıların toplam sayısı 10 bini geçmiştir. 1.500
kişide ise kalıcı sakatlıklar meydana gelmiştir. Bunun yanı sıra yaralıların
tedavi edildiği hastaneler de sık sık saldırıya uğramıştır. Toplam 1.450 kişi
gözaltına alınmıştır ve bu kişilerden 750'si hala İsrail hapisanelerinde
bulunmaktadır. Toplam 2.760 bina ağır hasar görmüştür. Bunlardan 773'ü sivil
Filistinlilerin evleridir ve bu evlerden 180'i tamamen yıkılmıştır. Hasar gören
binalar arasında 29 cami, 12 kilise ve 44 su deposu bulunmaktadır. 41 okul tamamen
kullanılamaz hale gelmiştir, hatta bu okullardan 4 tanesi İsrailliler tarafından
askeri depo olarak kullanılmaktadır. 30 okul binası ise İsrail askerleri tarafından
yakılmış, bu durum yaklaşık 400 bin dolarlık bir hasara neden olmuştur. Aksa
İntifadası'nın ilk iki ayında ise okuldan evlerine dönen 45 öğrenci
öldürülmüştür.17
Tüm bu rakamlar açık bir gerçeği göstermektedir: İsrail Devleti, Filistin halkına
karşı bilinçli ve sistemli bir yok etme politikası uygulamaktadır. Yukarıdaki
rakamlar İsrail askerlerinin silahlarını, güvenlik gerekçesi ile etkisiz hale getirme
amaçlı değil, öldürme ve sakat bırakma amaçlı kullandıklarını göstermektedir.
Hayatını kaybedenlerin ve sakat kalanların büyük çoğunluğu başından,
göğsünden veya arkadan vurulmuştur. Sadece etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir
askerin karşı tarafı başından ve göğsünden, üstelik de arkasını dönüp
kaçarken vurmayacağı açıktır.
Kuşkusuz Filistin topraklarında yaşanan olaylar ile ilgili verilebilecek çok fazla örnek, söylenecek çok söz, yapılacak çok yorum vardır. Ancak unutulmaması gereken gerçek, tüm bu yaşananlar karşısında vicdanlı insanların üzerine düşen sorumluluktur. Filistin'de yaşanan olaylar bir Arap-İsrail savaşından çok daha öte anlamlar ifade etmektedir. Herşeyden önce Filistin'de hakları ve toprakları zorla gaspedilmiş Müslüman halk, önemli bir hak arayışı içerisindedir. Söz konusu mücadelenin geçtiği topraklar tüm İslam alemi tarafından kutsal kabul edilen topraklardır. Aslında Filistin halkı da tüm Müslüman aleminin mülkü olan Kudüs topraklarını terk etmemek için direnmektedir. İşte bu yüzden Filistin topraklarında devam eden bu büyük zulme dayanak sağlayan ideolojilerle fikri mücadele etmek, bir çözüm yolu bulmak tüm iman edenlerin üzerine düşen bir sorumluluktur.
Aksa İntifadası'ndaki ölümlerin oranlarını ve vurulma noktalarını gösteren tablo. Bu tablodan İsrail askerlerinin özellikle gençleri ve çocukları hedef aldıkları, öldürmek amacıyla göğüs ve baş bölgelerine ateş ettikleri anlaşılıyor. |
Vicdan sahibi her insanın bu gerçeği düşünmesi ve bir
çıkış yolu bulmak için çaba sarf etmesi gerekmektedir. Bu çıkış yolu ise
-kitabın diğer bölümlerinde de ifade etttiğimiz gibi- Kuran ahlakının insanlar
arasında yaygın bir şekilde yaşanmasıdır. Gerek Filistin topraklarında gerekse
savaşların ve çatışmaların yaşandığı pek çok ülkede barış ve huzur ancak bu
yolla sağlanabilir. Çünkü Kuran ahlakının emrettiği adalet, yardımlaşma,
merhamet, sevgi, şefkat, fedakarlık, affedicilik gibi özellikler yeryüzüne hakim
olursa, bunun sonucunda kesin olarak adaletli, barış dolu ve güvenli bir ortam
oluşacaktır.
25 Şubat 1994 günü El Halil (Hebron) ketindeki İbrahim Camii'nde namaz kılan Müslümanlar fanatik bir Yahudi tarafından topluca tarandılar. 67 Müslüman olay yerinde şehit olurken, 300'den fazla kişi yaralandı. İsrail toplumundan büyük destek gören katliam organize bir hareketin ve planın sonucuydu. Alt iki resimde cami saldırısında hayatını yitiren insanlar görülmektedir. Filistin'de yaşananlara tam yarım asırdır tüm dünya şahit oluyor. Bu vahşet dolu zulüm her gün dünyanın dört bir yanındaki gazetelere konu oluyor ve milyarlarca insanın gözleri önünde cereyan ediyor. |
Allah "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu)
emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa
erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle tüm inananlara verilen
bu şerefli sorumluluğa dikkat çekmiştir. O halde tüm Müslümanların yapmaları
gereken, Allah'ın hoşnut olacağı ahlakı bizzat yaşamak, insanlara anlatmak, Kuran
ahlakını tüm dünyaya tebliğ etmektir.
Notlar:
9-
Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör
Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 276
10- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö.
Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya
Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
11- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö.
Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya
Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
12- Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection
: Who Israel Arms and Why, Pantheon Books,1987, s. 237-240
13- Zaman Gazetesi, 6 Mart 2001
14- Yeni Şafak Gazetesi, 31 Aralık 2000
15- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman
Gazetesi, 14 Ekim 2000
16- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman
Gazetesi, 14 Ekim 2000
17- Bu rakamlar Eylül 2000- 20 Mart 2001 tarihi
arasındaki dönemi kapsamaktadır. Kızıl Haç, BM gibi örgütlerin bölgede çalışma
yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek Filistin HDIP Enstitüsü tarafından
hazırlanmıştır -http://www.hdip.org