MUHACİR ONLİNE |
![]()
Peygamberimizin Doğumu
Yuce Allah'in butun insanlara Son Peygamberi olan Hazret-i Muhammed(S.A.S) Efendimiz, Arabistan'da Mekke-i Mukerreme sehrinde miladin bes yuz yetmis birinci yilinda dunyayi sereflendirmislerdir.
Islam'in ilk yayildigi yer Arabistan'dir.Buraya Ceziretu'l-Arab (Arab yarimadasi) da denir. Burasi Asya Kita'sinin guney batisinda buyuk bir yarimadadir. Hicaz, Yemen, Umman, Hadremut, Necd bolgelerine ayrilir. Iste Mekke-i Mukerreme ile Medine-i Munevvere sehirleri,bu araziden olan Hicaz bolgesindedir.
Arabistan'da oturanlar, oteden beri Arab kabileleridir. Bunlar su dort kisma ayrilmistir:
1-Arab-i Baide: Bunlar Arabistan'nin en eski halkidir.Ad ve Semud kavimleri bunlardandir.Bunlarin tarihleri bilinmemektedir.Onlar sonup gitmislerdir.
2-Arab-i Aribe (Mutearribe): Bunlar Yemen'de hukumet kurmus olan Kahtan'a mensubdurlar. Kahtan'in asil dili, Suryani idi. Bunlarin evladi,Arab-i Baide'ye karistigindan,bu Arab-i Aribe turemis ve Arabca konusmaya baslamislardir. Curhum kabilesi bunlardandi.Bu Arablarin da nesilleri kesilip gitmislerdir.
3-Arab-i Mustaribe:Bunlar,Ismail Aleyhisselam'a mensubdurlar.Hazret=i Ismail'in evladi, Arab-i Aribe arasina karismis oldugundan,bu Arab-i Musta'ribe meydana gelmistir.Hazret-i Ismail'in asil dili,Ibrani iken,Curhum kabilesi arasinda yasamakla Arabca konusmus ve bu dili evladina iletmistir.
Arab-i Mustaribe, bircok kabilelere ayrilmistir.Peygamberimizin zamaninda Arabistan halki da bu Arab-i Mustaribe'den ibaretti.Bu kabilelerin en seckini Kureys kabilesidir.
4-Arab-i Musta'cime:Bunlar,Islamiyetin ortaya cikisindan sonra,Islamiyeti kabul edip Arablasmis olan kavimlerdir.Suriye,Irak,Misir ve Magrib halki bunlardandir.Bunlar da kendi dillerini birakarak Arabca konusmaya baslamislardir.
Peygamberimizin Mubarek Nesebleri Resul-u Ekrem (S.A.S.)Efendimiz,Kureys kabilesindendir.Hasim ailesinden gelmistir.Muhterem babasinin adi Abdullah,dedesinin adi Abdulmuttalib ve annesinin adi Amine'dir. Peygamber Efendimizin baba tarafindan mubarek nesbleri soyledir:
Hazret-i Muhammed (S.A.S.) Ibni Abdullah,Ibni Abdulmuttalib,Hasim,Abdi Menaf,Kusey,Hakim,Murre,Ka'b,Luey,Galib,Fihr,Malik,Nadir,Kinane,Huzeyme,Mudrike, Ilyas,Mudar,Nizar,Mead,Adnan.Adnan'da Ismail Aleyhisselam'in oglu "Kiyzar"in neslindendir. Adlarini yazdigimiz bu zatlardan her birinin evladi bircok kabilelere ayrilmistir.Malik'in oglu Fihr'in evladindan da Kureys kabilesi meydana gelmistir. Peygamber Efendimiz'in anne tarafindan yuksek nesebleri de soyledir:
Hazret-i Muhammed (S.A.S.) Ibni Amine,Binti Vehb,Ibni Abti Menaf,Ibni Zuhre,Ibni Hakim.
Buna gore, Peygamber Efendimiz'in babasi tarafindan mubarek nesebleriyle ana tarafindan nesebleri Murre oglu Hakim'de birlesiyor.
Kureys kabilesinin reisi bulunan Abdulmuttalib,Peygamber Efendimiz'in hem dedesi,hem de Kabe'nin Mutevellisi idi.(Kabe'nin idare ve ihtiyaclarini goruyordu.)Bunun,Ebu Talib,Ebu Leheb,Haris,Zubeyr,Hamza,Abbas,Abdullah ve digerleri olmak uzere on uc oglu vardi.Fakat bunlarda en ziyade Abdullah'i severdi.Cunku onda baska bir guzellik,baska bir nuraniyet vardi. Abdulmuttalib bu sevgili ogluna Beni Zuhre Reisi Vehb'in kizi olan ve Kureys kizlari icinde her yonden seckin bulunan Hazret-i Amine'yi nikahladi.Iste bu iki kutsal varliktan Peygamber Efendimiz dunyayya seref vermistir.
Abdullah Hazretleri,Peygamber Efendimiz'in dogusundan iki ay once bir ticaret kafilesi ile Medine-i Munevvere'ye gidip orada vefat etti.O zaman yirmi bes yasindaydi.Boylece Peygamber Efendimiz yetim kalmisti.
Çocuklugu ve Evlenmeleri
Peygamber Efendimizin cocukluk cagi, pek kutsal bir halde gecti. Daha dogar dogmaz birtakim mucizeler belirmis, kavim ve kabilesi arasinda bir bolluk vebereket meydana gelmisti. Kabe-i Muazzama icinde bulunan musriklere ait putlar, yuzleri uzere yere dusmus, atese tapanlarin atesleri sonmus, acaib ruyalar gorulmustu. Peygamber Efendimizin dedeleri arasinda evladdan evlada gecen bir nur vardi. Bu nur sonunda Peygamber Efendimize gecti ve onun mubarek yuzunde parlamaya basladi.
Mekke-i Mukerreme halki, yeni dogan cocuklari, havasi hos olan yerlerde yasayan ve dilleri pek acik olan asiretlerden birer sut anneye verirlerdi.Hazret-i Muhammed'i de Beni Sa'd kabilesinden Haris adindaki adamin karisi Halimeye verdiler. Halime, bu meleklerden daha guzel ve daha pak olan cocugu bagrina basti, yurduna alip goturdu. Onu dort yil besledi. Bu sure icinde Hazreti Muhammed'de gordugu ustun hallere ve yurdunda beliren berekete nihayet yoktu. Artik onu getirip annesi Amine'ye teslim etti. Hazret-i Amine de bu masum yavrusunu alip dayi cocuklari bulunan Neccar ogullarini ziyaret icin Medine-i Munevver'ye goturdu.Bir sure oarada kaldilar.Sonra Mekke'ye donerken,Hazret-i Amine Ebva denilen yerde yirmi yasinda iken vefat etti. Peygamber Efendimiz henuz alti yasinda iken annesini de kaybederek oksuz kalmis oldu. Ummu Eymen adindaki dadisi, kendisini alip Mekke'ye getirdi ve dedesi Abdulmuttalib'e teslim etti. Iki yil sonra da Abdulmuttalib vefat etti. Ondan sonra Peygamber Efendimiz, amcasi Ebu Talib'in yaninda kaldi.
Ebu Talib,kardesinin oglu Hazret-i Muhammed-i pek cok sever, pek ziyade korurdu.Ebu Talib bazen ticaret icin kafile ile Sam tarafina gidiyordu. Henuz on iki yasinda bulunan Hazreti Muhammed-i de beraber goturdu.Busra denilen yere kadar gittiler. Alis-verisi bitirip birkac gun sora geri donduler. Peygamber Efendimiz on yedi yasinda iken de, diger amcasi Zubeyr ile Yemen'e gidip az sonra donmuslerdi.
Hazret-i Peygamber Efendimiz artik Kureys arasinda buyuk bir seref ve san sahibi olmustu. Kendisine Muhammedu'l-Emin deniliyordu. Kureys kabilesinin pek serefli ailesinden Huveylid kizi Hadice adinda cok muhterem ve zengin bir hanim vardi. Daha genc iken dul kalmisti. Bazi adamlara sermaye vererek ticaret yaptiriyordu.
Peygamber Efendimize de sermaye verdi. Kolesi Meysere'yi de beraberine verip Sam tarafina gitmelerini istedi. Peygamber Efendimiz bu teklifi kabul ederek Busra'ya kadar gitti. Orada islerini gorup birkac gun icinde geri donduler.
Iste Peygamber Efendimizin gencligindeki seyahatleri bundan ibarettir. Bu seyahatler suresince kendisinden bazi mucizeler cikmis, kendisinin buyuklugunu bazi kimseler gorup anlamislardi. Fakat yazdigimiz gibi, bu yolculuklar uzuzn bir zaman devam etmedigi icin,Peygamber Efendimiz birtakim sahislarla gorusme imkanini bulamamisti.
Peygamber Efendimiz henuz yirmi bes yasinda idi. Hazret-i Hadice'de kirk yasini gecmisti. Pek yuksek bir ruha sahib olan ve cok serefli bir aileye mensub bulunan Hazret-i Hadice, Peygamber Efendimizin muhterem zevcesi olmak serefine her yonden layikti. Onun icin Peygamber Efendimiz Hazret-i Hadice ile evlenmis, o mubarek annemiz de ilk zevcesi olmak serefine kavusmustur.
Peygamber Efendimizin,cariyesi Mariye'den dogan Ibrahim adindaki oglundan baska, butun erkek ve kiz evladi Haticetu'l Kubra validemizden dunyaya gelmistir. Once Kasim adindaki oglu dogmus,bunun uzerine Hazret-i Peygambere kunye olarak Ebu'l-Kasim (Kasim'in Babasi) denilmistir. Sonra oglu Abdullah ile Zeyneb, Rukiye, Ummu Gulsum ve Fatimetu'z-Zehra adindaki kizlari dunyaya gelmistir. Kasim, Ibrahim ve Abdullah Hazretleri daha cocuk iken vefat etmislerdir. Peygamber Efendimizden sonra yalniz Fatma kaldi. O da alti ay gecmeden Peygamber Efendimizden sonra vefat etmistir. Boylece iki oglu Hazret-i Hasan ile Hazret-i Huseyin'i oksuz birakmistir. Yuce Allah hepsinden razi olsun.
Allah'in Vahyine Kavusmasi
Hazret-i Muhammed (S.A.S)Efendimiz,cocuklugundan beri ustun bir fazilet ve cok guzel bir ahlak icinde yasamisti.Kavminin cahilce yaptiklari islerden ve adetlerden tamamen uzakti.Kimseden bir sey okumamis ,bir sey yazmamisti.Kimse ile dini konulara ait bir sey konusmamisti.Onun uzerinde kimsenin hocalik hakki olamazdi.O, butun cihanin en buyuk hocasi ve en yuksek mursidi olmaya adaydi.Onu,Yuce Allah bir mucize olarak yaratmisti. Onun kalbine butun ilim ve hikmetleri dogrudan dogruya Cenabi Hak birakacakti.O, tam bir masumiyet icinde kirk yasina yaklasmisti.O sirada mubarek gozlerine melekler gorunur,"Ya Muhammed!" diye ortaliktan seslenirdi.Kendisine taslardan ve agaclardan selam sesleri gelirdi.Akli,zekasi, maddi manevi sagligi ustun bir sekilde mukemmeldi.
Hazret-i Muhammed (S.ve S.) Efendimiz tam kirk
yasina girince,peygamberlik serefine kavustu.Soyle ki:
Peygamber Efendimiz,Mekke halkindan bazi buyuklerin adetleri uzre kirk yaslarina yakin
yilda bir ay kadar gider,Hira daginda bir magarada bekleyip Yuce Allah'in kudret ve
azametini dusunur,oradan gecen yolculara yiyecek ve icecek verirdi.Tam kirk yasina
girince,once alti ay kadar ruyasinda gordugu seyler sabah aydinligi gibi acik olarak
meydana cikmaya basladi.Bu,Peygamberligin bir baslangici idi.Yuce Allah'in vahy suretiyle
verecegi hukumleri ve indirecegi Kuran'in ayetlerini kavrayabilmesi icin bir alistirma
demekti.Bu alti aydan sonra,yine Hira'da iken bir gun Melek Cibril-i Emin
geldi."Ikra"suresinin ilk ayetini getirdi.Kendisini peygamberlikle mujdeledi.
Peygamber Efendimiz,Kuran-i Kerimin inmeye baslamasi suretiyle tecelli eden ilahi vahyin dehsetinden titremis,kim bilir ne buyuk manevi haz ve heyecan icinde kalmisti.Hemen muhterem zevcesi Hadice'nin yanina giderek durumu anlatmis,boylece peygamberlige kavustugu gerceklesmisti.
Bundan sonra bir sure Ilahi vahy kesildi.Kuran-i Kerim'in ayetleri inmedi.Cok siddetli olan Allah'in vahyine guc kazanabilmek icin ve tam bir istek kazanmak icin boyle bir sure beklemeye gerek vardi.Rivayete gore bu sure uc yildir.Bundan sonra tekrar Cibril-i Emin gorundu.Kuran-i Kerim'in ayetlerini getirmeye basladi.Peygamber Efendimiz de,gerek kendi kavmini ve gerekse diger butun insanlari hak dine (Islama) cagirmaya gorevlendirilmis oldu.
Peygamber Efendimizin Allah tarafindan aldigi goreve,Nubuvvet,Risalet denildigi gibi,Bi'set veMeb'usiyet de denir.Onun icin Hazret-i Muhammed (S. Ve S.) ,Yuce Allah'in bir Nebisidir,bir Resuludur,bir Meb'usu'dur (elcisi ve peygamberidir).O butun peygamberlerin sonuncusu ve en faziletlisidir.
Peygamber Efendimize Allah tarafindan Kur'an ayetlerinin gelmesine"Nuzul-i Kur'an" denir.Bu ayetleri Cibril-i Emin'in getirilmesine de:"Inzal,Tenzil"denilir.Bu yonden Kur'an-i Kerim'e "Kitab-i Munzel"denilmektedir.
Islamin Cikisinda Arabistan'nin Genel Durumu
Peygamber Efendimizin dogdugu ve daha sonra peygamberlige kavusmakla Islam dinini her tarafa yaymaya basladigi zaman,butun dunya gibi,Arabistan'da buyuk bir cehalet ve sapiklik icinde bulunuyordu.Arablar o zaman degisik batil din ve mezheblere bagli idiler.Bir cogu yildizlara,agaclara,taslara ve heykellere tapmaktaydi.Hepsi de cahil idi.Aralarinda okur-yazar kimseler cok azdi.Medeniyetten yoksundular.Daginik bir halde yasarlardi.Bazi kabileler yeni dogan kiz cocuklarini diri diri topraga gomer de bundan aci bile duymazlardi.
Arabistan,onceleri boyle acikli bir cehalet ve gaflet icinde yasamakla beraber,Bedevilik sayesinde asil geleneklerini bir dereceye kadar koruyabilmislerdi.Yaradilis bakimindan zeki ve cesur idiler.Misafire hurmet eder,emaneti gozetirlerdi.Yalan soylemekten kacinirlardi.Ozellikle aralarinda guzel soz soylemek ve siir okumak sanati ileri bir duzeyde idi.Cok sairler ortaya cikmis,pek parlak kaside ve manzumeler soylenmis ve yazilmisti.Artik bunlar da,butun insanlik alemi gibi,Ilahi bir dine muhtactilar.Gercek bir din sayesinde yuksek ve temiz bir hayata kavusmaya muhtac idiler.Yuce Allah onlara lutfetti,Islam dini sayesinde bu ihtiyactan kurtuldular.
Cihanda misli gorulmemis bir yukseklige
kavustular.Az bir zaman icinde dunyanin dogusuna ve batisina hakim kesilerek butun
beseriyeti uyandirmaya calistilar.Hak ve hakikati,fazilet ve medeniyeti ogretmeye
koyuldular ve basari sagladilar.Islamiyetin yuksek esaslarina ve prensiplerine sarildikca
yukselisten yukselise,basaridan basariya kavustular.
İslamiyeti Ilk Kabul Edenler
Resul-i Ekrem Efendimiz kendisine peygamberlik gelince,ilk once cevresinde bulunan bazi kisileri ozel sekilde Islam dinine cagirdi.Bu daveti ilk once Hazret-i Hadice validemiz kabul edip Islamiyet serefine kavustu.Sonra Kureys'in buyuklerinden olan Ebu Bekir ile Peygamberimizin azadlisi Zeyd Ibni Harise ve Peygamberimizin amcasi Ebu Talib'in oglu olan 9-10 yaslarindaki Hazret-i Ali Islami kabul etmislerdi.Az sonra da Hazret-i Ebu bekir'in delaleti ile Osman Ibni Affan,Abdurrahman Ibni Avf,Sa'd Ibni Ebu Vakkas,Zubeyr Ibni Avvam,Talha Ibni Ubeydullah hazretleri Islamiyetle sereflendiler.
Peygamber Efendimiz,daha sonra insanlari acikca dine cagirmaya basladi.Herkese Yuce Allah'in birligini,varligini ve buyuklugunu anlatarak ondan baska hicbir seye tapilmamasini soyledi.Bunun uzerine gercegi anlayanlar musluman olmaya can atiyorlardi.Cehaletten kurtulup mutluluga eriyorlardi.Bir sure sonra Peygamberimizin amcalarindan Hazret-i Hamza Islamiyeti kabul etti.Bunda az sonra da Omer Ibni Hattab musluman olarak islam dininin yayilmasina calisti.Artik muslumanlarin sayisi gunden gune artiyordu.
Peygamber Efendimizi gorup de ona iman edenlere cogul olarak sahabe ve ashab denir.Bunun tekili "Sahabi"dir.Bu serefe kavusan hanimlara da "Sahabiyyat" denir ki,tekili "Sahabiyye"dir.
Ashab-i Kiramin en buyuklerinden olan Ebu Bekir,Omer,Osman ve Ali Hazretlerine "Hurefa-i Rasidin,Caryar-i Guzin" denir ki,bunlar Hazret-i Peygamberimizden sonra sirasiyla halifelik makamina gecmislerdir.Islam dinine pek cok hizmetler etmislerdir.Bu dort sahabi ile Abdurrahman Ibni Avf,Sa'd Ibni Vakkas,Zubeyr Ibni Avvam,Talha Ibni Ubeydullah,Said Ibni Zeyd,Ebu Ubeyde Ibni Cerrah Hazretlerine de Asere-i Mubessere (cennetle mujdelenen on kisi) denir ki,bunlar Hazret-i Peygamber tarafindan cennetle mujdelenmislerdir.
Peygamber Efendimizi gorup de ona iman
edenlerin hepsi de mubarak,mukaddes,her yonden saygi degerdirler.Onlarin deger ve
serefleri diger butun muslumanlardan daha yuksektir.Bu da Peygamber Efendimize kavusma
serefine erismelerinin ve Islam dinine hizmet etmenin bir neticesi,bir mukafatidir.Onun
icin biz o yuksek zatlarin hepsine istisnasiz hurmet ve sevgi besleriz.Onlarin arasinda
meydana gelmis bazi olaylar,birer ictihada ve hikmete dayandigindan biz o olaylari
kurcalamayiz.O olaylardan dolayi hic birine dil uzatamayiz. Peygamberin ve diger din
buyuklerinin bizlere emir ve ogutleri de bu sekildedir.
Ilk Muslumanlarin Cektikleri Eziyetler ve Habesistan'a Hicretleri ve Cember Icinde Kalmalari
Peygamber Efendimizi dogrulayip Islam dinini kabul eden ashab-i kiramdan bircoklari,bu ugurda pek cok eziyetler cekmis,bircok maddi mahrumiyetlere katlanmis,dinleri ugruna mallarini ve canlarini vermislerdir.Peygamber Efendimiz dahi bircok eziyetlere ugramis,hic bir peygamberin gormedigi eza ve cefaya ugrayarak bunlara sabretmis ve metanet gostermistir.Yuksek Peygamberlik gorevini en ustun bir sekilde calisarak yerine getirmistir.
Kolelerden ilk once musluman olan "Bilal-i Habesi" idi.Bu zat musluman olunca,gormedigi eziyet kalmamistir.Musrikler bu muhterem zatin boynuna ip takmislar ve onu cocuklarin eline vererek sokaklarda ve kizgin kumlarin uzerinde dolandirmislardir.Onu bayiltincaya kadar dogmeye devam etmislerdir.Fakat Hazreti Bilal:"Allah birdir,Allah birdir,"diyerek dininde direniyor,bu eziyetlere katlaniyordu.Sonra onu Ebu Bekir Hazretleri satin alarak azad etmisti.Dinindeki sebat ve metanetinin mukafatidir ki,onun mubarek ismi asirlardan beri butun Islam ummeti tarafindan saygi ile anilip durmaktadir.(Allah ondan razi olsun.)
Islamiyeti kabul edenlerden bir kismi da,gordukleri eziyet yuzunden vatanlarini terk ederek Habesistana hicrete mecbur kalmislardi.Soyle ki:Bunlardan ilk defa on bir erkek ile dort kadin, sonra seksen iki erkek ile yirmi kadin hicret etmistir.Peygamberimizin muhterem kizi Rukiye ile kocasi Hazret-i Osman da bu ilk hicret edenlerdendir. Habesistan hukumdari olan Necasi bu muhacirlere cok hurmet etmis,onlara yer gostermis ve sonra da Islamiyeti kabul etmisti.
Peygamberimize elcilik gorevi verildiginin yedinci senesi olmustu.Mekk'deki musrikler,muslumanlarin gunden gune artmakta olduklarini ve guclendiklerini gorerek onlara bir kat daha siddet kullanmaya basladilar.Peygamber Efendimizin mensub oldugu Beni Hasim (Hasim Ogullari) ile alisverisi kesmis,onlara yararli olan seyleri bildirmeye karar vermislerdi. Onlarin yoksulluk icinde yasamalari icin kendileri ile her turlu ilgiyi kesmek hususunda bir sozlesme yazip Kabe'nin bir duvarina asmislardi.Artik Hasim Ogullarindan gerek musluman ve gerekse musluman olmayanlar,"Sa'b-i Ebu Talib"denilen bir mahallede cember altina alinmis duruma sokulmuslardi.Son derece sikinti icnde vakit geciriyorlardi.Diger muslumanlar da gelip bu mahallede toplanmislardi.Fakat bu sozlesmenin basindaki "Bismikallahumme (Allah'imizin adi ile)"yazisindan baska butun yazilarini guvelerin yemis oldugunu,Peygamber Efendimiz bir mucize olarak haber vermisti.Onlar gidip baktilar,bu gercegi anlayinca biraz utandilar.Boylece musrikler Hasim Ogullarina karsi olan sozlesmelerini bozdular.Hasim Ogullari da,diger muslumanlar gibi,bu cemberden kurtulup biraz nefes aldilar.
Ebu TAlib ile Hazret-i Hadice'nin Vefatlari
Amcasi Ebu Talib,Peygamberimizi cok sever,pek ziyade korurdu.Efendimizin pek muhterem ve pek dogru sozlu bir zat oldugunu bilirdi.Fakat kavminin dedikodusundan cekinerek gorunuste iman etmis degildi.Kalbden iman etmis oldugu kendisine isnad edilen bazi siirlerinden anlasilmaktadir.Gercegi ancak Yuce Allah bilir.Seksen yasinda oldugu halde,Risaletin onuncu yilinda vefat etmistir.
Ebu Talib olumune yakin bir zamanda Kureys buyuklerini yanina cagirarak onlara soyle bir ogut vermis:"Ey Arab'in seckinleri!Kimsesizlere sevgi,fakirlere yardim ediniz.Namus ve fazileti gozetiniz.Daima birlik ve beraberlik icinde hareket edinizOzellikle Muhammedu'l Emin'e itaat edip onu gozetiniz.Iyi biliniz ki,Hazret-i Muhammed her sozunde dogrudur.O, Allah'in hidayetine basarisina kavusmustur.Butun Kureys oymaklari ve butun cevre insanlari onun emrine boyun egecek,onun cagrisina kosacaktir.Eger daha yasayacak olsaydim,her turlu zorluklara katlanarak ona yardima devam ederdim."
Ebu Talib'den uc gun sonra da"Hadicetu'l-Kubra" validemiz vefat etmistir.Bunlarin olumleri Peygamber Efendimizi cok duygulandirmisti.Peygamber Efendimiz Hazret-i Hadice'den cok memnundu.Onun uzerine baskasi ile evlenmemisti.Onun icin soyle buyurmustur:"Bana ondan daha hayirli bir zevce nasib olmadi.Beni kimseler dogrulamadigi bir zamanda o dogruladi.Bende herkes malini esirgerken,o mallarini bana harcadi.Benim dunyada bir dostum vardi;o da Hadice idi."
Peygamber Efendimiz Hazret-i Hadice'nin vefatindan sonra Zem'anin kizi "Sevde" validemizle,Hazret-i Ebu Bekir'in kizi "Aise-i Siddika" validemizle,daha sonra Hazret-i Omer'in kizi "Hafsa" validemizle,Hazret-i Ebu Sufyan'nin kizi "Ummu Habibe" validemizle evlenmistir.Yuce Allah hepsinden razi olsun.
Peygamberimizin Kabileleri Dine Daveti ve Akabe And'i
Mekke'deki musrikler, Ebu Talib'in ogutlerini dinlemediler. Onun olumunden sonra Hazret-i Peygambere daha ziyade dusmanlik ettiler. Eziyet etmeye kalkistilar. Peygamber Efendimiz de azadlisi olan Zeyd'le beraber Mekke'den cikip Taif'e gitti. Once civarda bulunan "Bakr ibni Vail" kabilesi ile "Kahtan" kabilelerinden birini dine davet etti; fakat bunlar daveti kabul etmediler. Sonra Taif'e vardilar. Orada "Beni Sakif " kabilesini dine cagirdi; onlar da kabul etmediler, uygunsuz sozler soylediler. Hazret-i Peygamber Mekke'ye dondu, Mekke'ye bir konaklik mesafede bulunan "Batni Nahle" vadisine gelince, bir gece orada kalip ibadetle mesgul oldu. "Errahman" suresini okurken cinlerden bir boluk gelip okunan ayetleri dinlediler ve Peygamber Efendimize iman ettiler. Duyduklarini gidip diger cinlere anlattilar. Bu bir gercektir. Bunu Kur'an-i Kerim bildirmektedir.
Peygamber Efendimiz yalniz insanlara degil, cinlere de peygamber gonderilmis bulunmaktadir. Bunun icindir ki, kendisine " Resulu's-Sakaleyn" (insanlarin ve cinlerin peygamberi) denilmistir. Meleklere de peygamber olarak gonderilmis bulundugunu soyleyenler vardir. Gercek su ki, onun varligi butun alemler ve yaratiklar icin Allah tarafindan bir rahmet olmustur.
Peygamber Efendimiz Taif'den Mekke'ye donunce, yine her turlu eziyetlere katlanarak halki Islam dinine cagirmaya davet etti. Her sene Hac mevsiminde civardan Meeke'ye gelen ve "Suk-i Ukaz" denilen panayirda toplanan kabilelerle gorusup onlari Islam dinine cagiriyordu.Bunlardan bir kismi daveti kabul ederek musluman olmus ve boylece islamiyet yavasca Arab yarimadasina yayilmaya baslamisti. Mekke musrikleri de, bu yayilmanin onune gecmek istiyorlardi. Peygamberimize iftira ediyor, ona sair, kahin, mecnun, sahir demek kustahliginde bulunuyorlardi. Ne garibdir ki, iclerinden "Velid ibni Mugire" gibi cin fikirli adamlar, Hazret-i Peygamber icin soyle diyorlardi:
"Biz Muhammed'e (S.ve S.) nasil kahin diyebiliriz ki, onun sozleri asla kahinin sozlerine benzemiyor. Biz ona nasil mecnun diyelim ki, onda asla cinnet alameti yoktur. Biz ona sair de diyemeyiz; cunku biz siirlerin butun kisimlarini biliriz. Onun sozleri bunlardan hic birine benzemiyor. Ona buyucu veya sihirbaz da diyemeyiz; cunku o ne okuyup ufluyor, ne dugum bagliyor,onun neresi sihirbaza benziyor? Dogrusu bu dediklerimizin hic biri ona yakismiyor."
Birtakim hayirsiz kisiler, peygamberlerde gorulen ilahi nurlari ve olgunluk hallerini anlamayip ondan yararlanamadiklari gibi, baskalarinin da yararlanmasina engel oluyorlardi. Fakat zavallilar bilmiyorlar ki, Yuce Allah'in gunesini kimse perdeleyemez. Allah'in gunesini kimse perdeleyemez. Allah'in nurunu kimse sonduremez. Boyle tehlikeli haraketlerde bulunanlar ve kotu kuruntu tasiyanlar yikilip giderler. Allah'in nuru yine anlayis sahibi muminlerin gonlunu aydinlatmaya devam edip gider. Dunya tarihi buna sahiddir.
Peygamberligin on birinci yili idi. Peygamber Efendimiz yine hac mevsiminde kabileleri dine davet ediyordu. Medine halkindan ve Hazrec kabilesinden bir topluluga "Akabe" denilen yerde rastgeldi.Kendilerine Islam dinini anlatti. Kalbleri duygulandiran ve akli dusunmeye goturen Kuran-i Kerim ayetlerinden bir miktar okudu. O muhterem topluluk da, Islamiyetin ne yuksek bir din oldugunu anlayarak Allah'in peygamberini dogruladilar ve iman ettiler.Bir yil sonra bunlardan bes kisi ile yine Medine halkindan diger yedi kisi gelip "Akabe" sismli yerde Hazret-i Peygamberle gorustuler. "Bundan sonra Yuce Allah'a ortak kosmayacaklarina, hirsizlik ve zina etmeyeceklerine, hic kimseye iftirada bulunmayacaklarina, kiz cocuklarini oldurmeyeceklerine" dair Hazret-i Peygambere soz verdiler, and ictiler. Iste bu sekilde yapilan sozlesmeye (and'a) "Birinci Akabe Bey'ati" denir.
Birinci Akabe Bey'atini yapan ashab-i kiram Medine'ye donduler, orada Islamiyeti yaymaya basladilar. Peygamberligin on ucuncu yilinda, Medine'deki Evs, ve Hazrec kabilelerinden yetmis uc erkek ile iki hanim yeniden geldiler. Ebu Eyyub El-Ensari de bunlarin arasinda idi. Peygamber Efendimizle Akabe denilen yerde bulustular ve Islamiyeti kabul ettiler.Ayrica Peygamber Efendimizi Medine'ye davet ettiler. Medine'ye seref verdikleri zaman da kendisini canlari gibi koruyacaklarini ve emirlerine uyacaklarini, muslumanlarin fakirlerine ve zayiflarina yardim edeceklerini yemin ederek kabullendiler ve buna soz verdiler, and ictiler. Iste bununla "Ikinci Akabe Bey'ati" meydana gelmistir.
İslamiyetin Medine'de Yayilmasi ve Muslumanlarin Oraya Hicreti
Medine'nin eski adi "Yesrib" idi. Oraya Yemen'in Ezd kabilesinden bir toplum gelip yerlesmislerdi. Bu toplumun baskani olan Haris olunce, Evs ve Hazrec adlarindaki iki oglunu birakmisti. O toplum da ikiye ayrildi. Bir kismi Evs'e, diger bir kismi da Hazrec'e baglandi. Boylece Medine'de Evs ve Hazrec adinda iki kabile turemis oldu. Daha sonra bunlarin arasina siddetli dusmanlik girdi. Daima birbirleriyle carpisip durulardi. Dunyayi verseler aralarini bulmak ve kalblerini birlestirmek mumkun degildi. Fakat ne zaman ki Islamiyet nurlari parlamaya basladi, haman o eski dusmanligi unuttular. Bu dusmanlik yerine bir sevgi ve bir kardeslik meydana geldi. Birbirine din bagi ile baglandilar ve birbirinin selametine, mutluluguna calistilar. Boylece ortak dusmanlari olan Yahudilere ustun geldiler.
Iste Islamiyet Medine'de bu iki kabile arasinda gunden gune hizla yayiliyordu. Ashab-i Kiram;dan "Umeyr oglu Mus'ab" bunlara Kuran-i Kerim'i ve Islam ahlakini ogretmek icin Medine'ye gonderilmisti. Sonra baskanlari olan "Sa'd ibni Muaz" ve "Useyyid ibni Hudayr" da musluman olunca, bu iki kabile arasinda Islam olma nimetine kavusmayan kalmamis gibiydi.
Mekke'deki muslumanlar, musriklerden cekilemeyecek derecede eziyet goruyorlardi. Ikinci Akabe Bey'atindan sonra, azar azar gizlice Medine'ye hicrete basladilar.
Medine-i Munevvere'ye hicret eden Ashab-i Kiram'a, Muhacirin (goc edenler) denir. Medine halkindan olan Ashab-i Kirama da Ensar (yardim edenler) denir. Bu zatlar muhacirlere cok buyuk yardimlarda bulunduklari icn kendilerine "Ensar" unvani verilmistir.
Peygamberimizin Medine'ye Hicreti ve Oradaki Bazi Calismalari
Peygamberligin on dorduncu yili idi. Mekke'deki muslumanlar Medine'ye hicret etmislerdi. Mekke sehrinde yalniz Hazret-i Peygamber ile aile halki ve Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ali kalmislardi.
Muslumanlarin boyle Medine'ye gidip orada bir kuvvet meydana getirmeleri, Mekke'deki gayrimuslimleri dusunduruyordu. Daru'n-Nedve denilen bir binada toplandilar. Muslumanlarin en buyuk dusmani olan Ebu Cehil adindaki sahsin sozune uydular. Hazret-i Peygamberi oldurmeye karar verdiler. Her kabileden bir sahis ayrilarak geceleyin Peygamberimizin evini kusattilar. Uyumasini bekliyorlardi, onu oldureceklerdi.
Iste o gece, Cilril-i Emin geldi, durumu Hazret-i Peygambere bildirdi ve Medine'ye hicret icin kendisine izin verildigini soyledi. Peygamberimiz kendi yatagina Hazret-i Ali'yi yatirdi. Yerden bir avuc toprak alip disarda bekleyen musriklerin uzerine sacti. Hic birisi gormeksizin aralarindan cikip gitti. O gece bir yerde kaldi. Gunduzun ogle vakti Hazret-i Ebu Bekir'in evine gitti ve beraberce hicret edeceklerini mujdeledi.
Rebiulevvel ayinin ilk gunleri idi. Peygamber Efendimiz Hazret-i Ebu Bekir ile geceleyin Mekke'den ciktilar. Mekke'ye bir saatlik uzaklikta bulunan "Sevr" dagina gittiler. Orada "Athal" denilen bir magarada saklandilar. O gece orada kaldilar. Mekke musrikleri bunu ogrenince, Hazret-i Peygamberin pesine dustuler. Her tarafi yokladilar. Oyle ki, bu magaranin yanina bile geldiler. Fakat magaranin kapisina orumcekler hemen aglarini ormus, guvercinler de oracikta yuva kurmuslardi. Orada kimsenin bulunamayacagini anlayarak geri donduler. Bu bir mucize idi.
Sonra Peygamber Efendimiz muhterem arkadasi ile magaradan cikti. Daha once, Abdullah ibni Ureykit adinda biri araciligi ile hazirlamis olduklari iki deveden birine Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ebu Bekir, digerine de Hazret-i Ebu Bekir'in oglu Abdullah ile "Amir ibni Fuheyre" binerek Medine tarafina yoneldiler. Yolda bircok ustun haller meydana geldi.
Hazret-i Peygamber (S.A.S) Efendimizin
Mekke'den cikmis oldugunu ogrenen musrikler, Peygamberi ve arkadasi Ebu Bekir-i yaklayip
getirecek kimselere yuz deve vereceklerini ilan etmislerdi. Bunu almak icin Beni Mudlic
asiretinden "Suraka" adinda biri Peygamberimizin arkasina dustu. Kudeyd denilen
yerde Peygamberimize yetisti. Fakat atinin ayaklari dizlerine kadar yere batti. Bundan
davranisinin kotu oldugunu anladi. Peygamberimizden guvenlik sozu istedi ve onu
Peygamberimizden aldi, bu sekilde kurtuldu. Mekke'nin fethinde de Islamiyeti kabul etti.
Beni Eslem kabilesinden "Bureydetu'bnu'l- Huseyb" adindaki biri de, yetmis kadar
atli ile Hazret-i Peygamberi yakalamak sevdasina dustu. Fakat Peygamberimize yetisince,
fikrini degistirdi. Kalbinde iman parlamaya basladi, beyaz sarigini cozdu:"Ey
Allah'in Resulu! Sizin boyle bayraksiz yurumenize gonlum razi olmuyor;izin veriniz de,
alemdariniz (sancaktariniz) olmak serefine kavusayim," dedi ve aldigi izin uzerine,
sarigini kargisinin ucuna bagladi. Medine'ye bir saat uzaklikta olan "Kuba"
koyune kadar Peygamberin yanindan ayrilmadi. Islamin ilk bayragi bu mubarek sariktir.
Peygamberimizin Medine'ye varacagini
Medineliler isitmisti. Her sabah Medine disina cikar, sicaklar basincaya kadar
beklerlerdi. Bir pazartesi gunu, Hazret-i Peygamber ile magara arkadasi Ebu Bekir'in
gelmekte olduklari goruldu. Hemen karsilamaya kostular ve Kuba koyunde onlarla bulustular.
Peygamber Efendimiz Kuba'da uc gun kaldi ve meshur Kuba mescidini yaptirdi. Islamda
yapilan ilk mescit budur.Sonra Hazret-i Ali arkadan yetisip Kuba'da Hazret-i Peygamberle
bulustu. Ashab-i Kiramdan meshur "Selman-i Farisi" de Kuba'ya gelip Islam dinini
kabul etti.
Peygamber Efendimiz, Rebiulevvel ayinin on altisina rastlayan bir cuma gunu idi ki, sabahleyin muslumanlardan yuz kisi ile Kuba'dan ayrilip Medine'ye yuruduler.Yolda "Ranuna" denilen derenin ust tarafina indiler. Peygamber Efendimiz orada cok acik ve guzel bir hutbe okuyup cuma namazini kildirdi. Hazret-i Peygamberin ilk kildirdigi cuma namazi budur.
Peygamber Efendimiz, o gun Medine'ye seref verdiler. O gun muslumanlar icin bayram olmustu. Her agizdan:"Ya Resulallah" Hos Geldiniz, " sesleri yukseliyordu. Her yuzde bir nese ve sevinc parliyordu. Guzel siirler okunuyordu. Ensar-i Kiramdan her biri: "Ya Resulallah! Benim evimi sereflendir," diye yalvariyordu. Fakat Peygamber Efendimiz, hic birinin gonlu kalmasin diye: "Devemi birakiniz, Yuce Allah tarafindan gorevlendirildigi tarafa gidiyor. Bakalim nerede duracak!" buyurdu. Deve de once "Malik Ibni Neccar"in evi onundeki bos arsaya coktu. Sonra kalkip Beni Neccar'dan "Halid Ebu Eyyup El-Ensari'nin evinin onunde coktu. Oradan da kalkip yine eski yerine donerek orada durdu. Peygamber Efendimiz; "Insallah konagimiz burasidir," diyerek Hazret-i Halid'in evini sereflendirdi. Yedi ay o evde oturdu.
Ensar-i Kiram (Medine'li Ashab) , her gun
Peygamberi ziyaret ederek nobetle yemek getirir ve hizmette bulunurlardi. O sure icinde,
adi gecen bos arsa on miskal altina satin alinarak uzerinde bir mescit bina edildi. Bugun
imana pek onem verilerek yapilmis olan Mescid-i Nebevi (Peygamberin Mescidi) iste aslen bu
mubarek mesciddir. Bunun cevresinde yapilmis olan odalar tamamlaninca Peygamber Efendimiz
bunlara tasindi. Mekke'de kalmis olan muminlerin annesi Hazret-i Sevde ile Peygamberimizin
diger aileleri Medine'ye getirildi. Artik Medine-i Munevvere bu mubarek muminlerin ikinci
yurdu olmustu.
Muslumanlar tarafindan kabul edilen "Hicri Tarih", Peygamber Efendimizin
Medin'ye hicret ettikleri yilin Muharrem ayindan baslar. Bu tarihten itibaren muslumanlar
icin pek parlak bir ilerleme ve acilma devresi baslamis oldu.
Mescid-i Nebevi yapildiktan sonra, Ashab-i Kiram toplanip bes vakit namazi cemaatle kilmaya baslamislardi. Fakat namaz vakitlerini ilan edip bildirmek gerekiyordu. Baska milletlerin ibadete cagri icin boru otturmek, can calmak, yuksek bir yerde ates yakmak gibi kabul etmis olduklari anlamsiz isaretler Islamiyete yakismazdi. Bir aralik Hazret-i Omer'in teklifi ile "Essalate Camiaten (topluca namaza) " diye seslenildi. Sonra Ensar-i Kiramdan Abdullah Ibni Zeyd'e ruyasinda bildigimiz sekilde ezan ogretildi. Hazret-i Omer de boyle bir ruya gordu. Peygamber Efendimiz bunu isitince: "Insallah bu ruya hakdir, namaza boyle cagrilmalidir," diye emretti. Sonra bu ruya, Allah'in vahyi ile de saglamlastirildi. Artik namaz vakitleri bu sekilde ilan edilir oldu.
Yeryuzunde namaz vakitleri degisik saat ve zamanlara rast geldigi icin, hic bir saat yoktur ki, orada Muhammed-i Ezan okunmasin. Bu sekilde Yuce Allah'in birligi ve buyuklugu, Peygamberimizin elciligi, namazin kurtulusa sebep oldugu butun insanlik alemine yuksek bir sesle ilan edilmis oluyor.
Peygamber Efendimizin ilk muezzini Bilal Habesi'dir. Ebu Mahzure Samure ile Amr Ibni Ummi Mektum ve Sa'du'l-Karaz da Peygamberimizin muezzinlerindendir.(Radiyallahu Teala Anhum.)
Peygamberimizin Cihada Baslamasi ve Baslica Dusmanlari
Bilindigi gibi Peygamber Efendimiz, butun alemlere rahmettir. O, insanlik alemini bir kardeslik duzeni uzere yasatmak ve yukseltmek isterdi. Cehalet karanliklari icinde kalmis insanlari hidayet nurlari ile aydinlatmaya calisirdi. Bunun icin kavmine cok guzel ogutler verdi. On uc senede cok yumusaklik ve tatlilik gosterdi. Ne yazik ki, onlardan bircoklari bu mutlu hayatin kiymetini bilemediler. Muslumanlarin canlarina saldirmaktan geri durmadilar. Sonunda onlari yurtlarindan cikmaya da mecbur biraktilar. Fakat bununla da yetinmediler. Diger Arab kabilelerini de muslumanlarin aleyhine kiskirttilar. Bazi sairleri alet kullanarak muslumanlarin sereflerine dil uzatmaktan cekinmediler. Artik ogut ve tatlilikla hareket etmek zamani gecmis, muslumanlar kuvvet bulmus, Islam fazilet ve medeniyetini butun dunyaya yaymak zamani gelmisti.
Hicretin birinci yili idi. Yuce Allah tarafindan cihad icin muslumanlara izin verildi. Islam dinini sondurmek isteyenlere karsi kuvvet kullanmasina musaade edildi. Bunun uzerine bircok savaslar yapildi, muslumanlara karsi birlikler gonderildi. Butun bunlar, Islam varligini koruma yolunda yapilmistir.
Peygamber Efendimizin bizzat bulundugu
savaslara "Gazve" denilmistir ki, bunun cogulu "Gazevat" dir. Ashab-i
Kiram'dan bir zatin kumandasi altinda savasa giden az bir kuvvete de "Seriyye"
adi verilmistir. Bir Seriyye, bes kisiden bes yuz kisiye kadar olan seckin askeri bir
birlik demektir.
Peygamberimizin gazveleri (savaslari) sayi olarak yirmi yedidir. Seriyyelerin sayisi da
kirk dort veya elli altidir. Biz bunlarin onemlileri hakkinda biraz bilgi verecegiz.
Peygamber Efendimizin karsisinda bulunan
baslica dusmanlara gelince, bunlar uc sinif idiler.
Birinci sinif: Mekke'de bulunup da henuz iman etmemis olan Kureys kabilesi idi. Bunlar
bastan beri muslumanlarin en buyuk dusmani kesilmislerdi. Peygamber Efendimiz Mekke'de
bulundugu sure icinde onlari tatlilikla ve hos bir sekilde ogutlerle yola getirmeye
calisti. Fakat bunlarin dusmanlik ve saldirilari hicretten sonra da devam ettiginden,
artik onlara karsi silah kullanmasina mecburiyet gorulmustur.
Ikinci sinif: Tarafsizlar idi. Bunlar, isin sonunu gozluyorlardi. Bunlarin bir kismi
muslumanlari severdi. Beni Huzaa gibi... Diger bir kismi da muslumanlarin ilerlemesini
istemezdi. Beni Bekr kabilesi gibi...
Ucuncu sini: Bunlar muslumanlarla sulh ve anlasma yapan Yahudi kabileleri idi. Beni
Kurayza, Beni Nadir, Beni Kaynuka kabileleri gibi...
Bunlar hicretin birinci yilinda Hazret-i
Peygamberle sozlesme yapmislardi. Muslumanlara asla saldirmayacaklardi. Buna karsilik da,
kendileri dini ayinlerini serbestce yapabilecekler, mal ve canlari korunmus olacakti.
Fakat bunlar verdikleri sozde durmadilar. Muslumanlarin aleyhinde bulunmuslardir.
Yukardaki uc siniftan baska bir de "Munafiklar Toplulugu" meydana cikmisti.
Bunlar gorunuste musluman idiler; fakat icerden muslumanligin aleyhinde bulunuyorlardi,
bozgunculuk cikariyorlardi. Hazrec kabilesinden Abdullah Ibni Ubeyy Ibni Selul" ve
Evs kabilesinden "Haris Ibni Suheyl" gibi...
Bir de, bazi sairler vardi. Bunlar onceden
kabilelerinin en buyuk adamlari sayiliyordu. Yazdiklari siirlerle insanlarin fikirlerine
hakim bulunurlardi. Bunlar cahiliyet duygusu ile muslumanlarin aleyhine siirler soylerler,
putperestligi overlerdi. "Ubeyyetu'bnu Ebi Salt" bunlardandir.
Bu gayrimuslim sairlere karsi, muslumanlarin da pek seckin sairleri vardi. Bunlar Islam
dinini savunurlar, gayrimuslim sairlere cevap verirlerdi. Ensar'dan "Hassan Ibni
Sabit, Ka'b Ibni Malik, Abdullah Ibni Revahe" gibi...
Muslumanlarin Ilk Sancaktari ve Ilk Seriyyesi
Mekke'de bulunan gayrimuslimler, muslumanlari bu mubarek yurdlarindan cikarmislar, mallarini ellerinden almislar, canlarina da dusman kesilmislerdi. Yuce Allah buna karsilik cihada izin vererek bunlarin mallarini, canlarini ve yurdlarini muslumanlara helal kilmistir.
Bunun icin hicretin ikinci yilinda, Mekkelilerin ticaret icin Sam'a gonderdikleri bir ticaret kervanina taaruz edilmesine karar verildi. Boyle yapilmakla, dusmanlarin muslumanlar aleyhindeki tecavuz haraketleri son bulacak, kuvvet ve cesaretleri de kirilacakti.
Peygamber Efendimiz altmis suvari ile bu kafileyi izlemeye cikti. "Beni Damre" kabilesinin yurduna kadar vardi. Fakat kafileye rastlanamadi. Beni Damre kabilesi ile karsilikli yardimlasma esasi uzerine bir sozlesme yapildi ve Medine'ye donuldu.
Bu sefer esnasinda, Peygamber Efendimizin amcasi Hazret-i Hamza sancaktar tayin edilmistir. Kendisine beyaz bir sancak verilmisti. Iste muslumanlarin ilk sancaktari Hazret-i Hamza'dir. Ilk sancagi da bu sancaktir.
Yine hicretin ikinci yili idi. Ebu Cehil'in idaresi altinda Sam'dan Mekke'ye bir Kureys kervani donmus bulunuyordu. Bunu vurmak uzere Hazret-i Hamza'nin kumandasi altinda otuz kisilik bir kuvvet hazirlandi. Bu kuvvet, uc yuz kisiden ibaret olan Kureys kafilesine ansizin rastgeldi. Aralarinda savas cikacagi sirada, iki tarafla da barisik bulunan "Cuheyne" kabilesinden Amr oglu Mecdi ortaya cikti, yatistirici sozlerle bunlarin arasini buldu ve anlastirdi. Islam birligi bir ganimet saglayamadi. Fakat kendisinden sayica on kat fazla olan bir dusmani korkutup anlasmaya mecbur etti. Bu bakimdan maneviyat yonunden buyuk bir basari kazanmis oldular.
Iste ilk Islam seriyyesi de bu otuz kisilik kuvvettir.
Birinci ve Ikinci Bedir Savaslari
Kureys kabilesinden bir seriyye (cete), medine civarina kadar sokulup muslumanlarin hayvanlarini vurmuslardi. peygamber efendimiz bunu ogrenince, Hazret-i Aliyi sancaktar tayin ederek muhacirlerden bir birlik ile bu ceteyi izlemeye cikti. Bedir denilen yere kadar gittiler. Fakat cete savusup gittiginden, geri donduler. Iste buna Birinci Bedir savasi denilmistir.
Ikinci bedir savasina gelince, bu da hicretin
yine ikinci yili Ramazan ayinda olmustur. Buna "Bedr-i Kubra" da denilir. Soyle
ki: Peygamber Efendimiz, Mekkelilere ait olup Samdan geri donmus bulunan bir ticaret
kafilesini elde etmek icin uc besyuz kisi ile Medine'den "Revha" denilen yere
cikmisti. Bu askerlerin 64 u muhacirlerdendi. Geri kalani daEnsar'dandi. Muslumanlarin ilk
ordusunu bunlar teskil ediyordu. Ticaret kafilesi bunu ogrenince, baska bir yola saparak
Mekkelilere haber gondermislerdi. mekkeliler dokuzyuzelli kisilik bir ordu ile kafileyi
kurtarmaya kostular. kafilenin bedirden savusup kurtulduklarini ogrendikleri halde, sadece
Ebe Cehil' in israri uzerine geri donmediler. Bedir'e kadar geldiler. Muslumanlarla
savasmak istiyorlardi. Peygamber Efendimiz dusmanin bu hareketini ogrendi. Ashabi ile
musavere (danisma) yapti. Kafileyi mi izleyelim, Kureys ordusuna karsi mi cikalim? yuce
Allah bunlardan birini bana va'd etmistir, buyurdu. ashabtan bazilari, biz boyle bir
kuvvetle savasacagimizi bilmiyorduk, yoksa daha hazirlikli olurduk, diyerek kafileyi
izlemek istediler. Fakat hazret-i peygamberin savas etmeye meyilli oldugunu anlayinca:
"Ya rasulallah! biz sana bagliyiz; sen ne tarafa yurursen, biz de seninle beraberiz.
Denizlere atilacak olsan biz de beraber atiliriz," seklindeki sozleri dinlerindeki
saglamligi ve Hazret-i P eygambere olan olan bagliliklarini isbat ettiler. Boylece Islam
ordusu Bedir'e dogru yurudu. Peygamber Efendimiz mubarek elleri ile: "Burasi
Kureys'ten falanin , surasi da falanin ve falanin oldurulecegi yerdir," diyerek
isaret etti. Sonra hep oyle oldu.
Dusman ordusu onceden Bedir suyunu tutmus oldugundan Islam ordusu susuz kalmisti. Yuce
Allah o gece muslumanlara tatli bir uyku verdi. Karsilarinda dusman yokmus gibi,
korkusuzca uyuyup yorgunluklarini giderdiler. Ertesi gun de yagmurlar yagdi, dereler akti.
Muslumanlar su sikintisindan kurtuldular. Bulunduklari yer savasa elverisli bir hale
geldi. Nihayet savas basladi. Dusman tarafindan atilan bir ok ile Hazret-i Omer'in
azadlisi olan Mihca sehit dustu. Peygamber Efendimiz, "Mihca sehidlerin
seyyididir," buyurmustur. Muslumanlardan savas meydaninda ilk sehid budur. Allah
ondan ve digerlerinden razi olsun... Peygamber Efendimiz: "Allah'im! Muslumanlara
zafer ver. Eger bugun bu Islam toplulugunu helak edersen, yeryuzunde sana ibadet edecek
kimse bulunmayacaktir," anlaminda dua etti ve yerden bir avuc ufacik taslar alarak,
"Yuzleri kara olsun" deyip dusmanlarin uzerine sacti Bu taslardan herbiri bir
mucize olarak musriklerden birinin gozune veya kulagina isabet etti. Sonunda dusman ordusu
fena bir halde bozuldu. Hain Ebu Cehil iki musluman genc tarafindan olduruldu. Dusmandan
yetmis kisi oldurulmus, yetmis kisi kadar da esir alinmisti. Muslumanlar ise, on dort
sehit vermislerdi. Dusmandan alinan esirlerin bir kismi para karsiliginda bir kismida
parasiz azad edilmisti. Bazilari da Ensar'dan on cocuga yazi ogretmek sarti ile azad
edilmisti. Esirleri oldurmeye peygamber efendimiz razi olmamisti.
Bedir savasinin Islam tarihinde onemi pek buyuktur. Bu savasa bircok melekler katilmis, muslumanlarin kuvvetini artirmislardi.
Bedir savasinda dusman ordusu' Islam kuvvetinin uc mislinden fazla idi. Fakat yine de Islam ordusuna yenildiler. Cunku dusmanlarin arasinda kavmiyet (irkcilik)duygusundan, cahilce bir gururdan baska bir bag yoktu. Muslumanlar ise dine ve insanliga hizmet etmek arzusunda idiler. Aralarinda din bagliligi vardi. Manevi kuvvetleri cok yuksek idi. Sehidlik rutbesinin cok yuksek olduguna inanmislardi. Baskumandanlari olan Hazreti Peygamber (S.A.V) Efendimizin her emrine itaat ediyorlardi. Din ugrunda can vermeyi mutluluk biliyorlardi. Iste bu duygularla parlak bir zafere ulastilar. Muslumanlar kuvvet buldu. Bircok kimse gelip Islami kabul etti. Bedir savasinda bulunan ashab-i kiram ile ozurlerinden dolayi bulunamayan sekiz kisiye Ashab-i Bedir denir ki, bunlarin hepsi uc yuz on uc sahabidir. Seckin ashab arasinda bunlarin dereceleri pek yuksektir. Yuce Allah onlarin hepsinden razi olsun.
Beni Kaynuka ve Uhud Savaslari
Peygamber Efendimiz, Medinenin "Aliye"denilen bolgesinde oturmakta olan Beni Kaynuka Yahudileri ile sozlesme yapmisti. Sonra bir muslumani haksiz yere oldurerek verdikleri sozu bozdular. Islamiyetin ilerlemesinden telasa dusmuslerdi. Muslumanlar arasinda gizlice bozgunculuk yapiyorlardi. Peygamber Efendimiz onlarin reislerini cagirarak ona soyle dedi: "Ey Kaynuka Ogullari! Benim gercek bir peygamber oldugumu biliyorsunuz. Bana iman ediniz ki, Kureys'in (Bedir'de) ugradigi felakete ugramayasiniz," Onlar da su cevabi vermislerdi: "Sen bizi Kureys gibi savas bilmezmi saniyorsun? biz savasa haziriz." Bunun uzerine Islam ordusu, hiretin ikinci yilinda onlarin cok saglam olan kalelerini onbes gun kusatti. Teslime mecbur oldular.ve aldiklari izin uzerine yedi yuz kisi olduklari halde Sam tarafina cikip gittiler. Kendilerinden alinan ganimet mallarinin beste biri ilk olarak Devlet Hazinesine yatirildi. Geri kalani da gaziler arasinda bolusuldu.
Uhud savasina gelince: Bu savas hicretin ucuncu
yilinda olmustur. Soyle ki: Mekke de bulunan gayri muslimler toplanmislar. Ucbin kisiden
ibaret bir ordu ile medineye yakin Uhud daginin civarina kadar gelmis ve yerlesmisler.
Bedir savasinin acisini cikarmak istemisler. Yanlarina on bes kadin da vardi. Peygamber
Efendimiz bu sirada bir ruya gormustu. Bu ruyasinda bir sigirin bogazlandigini, Zulfikar
adindaki kilicin ucu kirilip bir gedik acildigini ve arkasina saglam bir zirh giyip elini
o zirhin yakasina soktugunu gordu. Bu ruyayi tabir ederek: "Bogazlanan sigir,
ashabtan bazilarinin sehid olacagina, kilicindaki gedik de Ehl-i Beytimden birinin sehid
olacagina, saglam zirhta Medine'ye isarettir buyurdu. "Bunun icin Medineden
cikmayalim dusman saldirirsa, savunma yapalim," diye ogutledi. Medine'nin her tarafi
bina ve duvarlarla cevrilmis bir kale halinde bulundugundan bu sekilde hareket pek uygun
olacakti. Fakat Bedir savasinda bulunmamis gencler, bu defa dusmanla carpisarak cihad
serefine kavusmak istediler. Yuce Allah'in aslani olan Hz. Hamza'nin da Medine'de kapanip
kalmaya gonlu yatmiyordu. Bunun uzerine Peygamber Efendimiz Medine disina cikmaya karar
verdi ve ust uste iki tane zirh giydi, kilicini kusandi. Hz Peygamberin tavsiyesine aykiri
olarak fikir yurutenler pisman olup: "Ya Resulallah! Biz senin emrine bagliyiz, nasil
uygun gorursen oyle yapalim," dediler. Fakat Hazret-i Peygamber: "Silahini
kusandiktan sonra savas yapmadan geri donmek, bir peygambere yakismaz," buyurdu ve
bin kisiden ibaret bir kuvvetle sehir disina cikti. Munafiklarin basi olan Ubey Ibn-i
Selul'un oglu Abdullah: "Resulullah genclerin sozune uydu da sehir disina
cikti.," diyerek baslarinda bulundugu uc yuz munafikla geri dondu. Islam ordusundaki
kuvvetin sayisi yedi yuze indi. Nihayet iki ordu karsilasmisti. Peygamber Efendimiz,
ashabtan Cubeyr oglu Abdullah'hi elli ok atici ile bir derenin agzina gorevlendirdi.
Onlara su talimadi verdi: "Buradan dusmanin saldirisi beklenir. Sakin benden emir
almadikca ayrilmayiniz." savas sonunda dusman fena sekilde bozularak kacmaya yuz
tutmustu. Abdullah'in kumandasindaki erler, dusmanin tamamen bozulmus oldugunu sanarak
arkalarina dusmek ve ganimet mali almak istediler. Komutanlarinin emrini dinlemeyerek
dagildilar. Dusman bunu gorunce, o dereden islam ordusunun sol yanina saldirdi. Islam
ordusunda ansizin bir yenilgi bas gosterdi. Bu esnada Hazret-i Hamza ile daha bir cok
sahabi sehid olmustu. Peygamber Efendimiz savas meydaninda yalniz kalmisti. Yanlarinda
birkac kisi bulunuyordu. Mubarek dudagi yarilmis, bir disi kirilmis, zirhinin iki halkasi
kirilmis ve gullerden daha nazik olan vucuduna saplanmisti. Bir ara Peygamberimizin sehid
dustuguna dair bir haber yayilmisti. Bu esnada Hz Ali, Peygamberimize saldiran dusman
kuvvetlerini gei puskurtuyordu. Sa'd Ibni Ebi Vakkas da dusmana ok atip duruyordu. Ummu
Umare denilen "Nesibe" adindaki muhterem kadin da vucudu kanlar icinde kaldigi
halde savasa devam ediyordu. Hazreti Peygamberi dusmanlardan koruyordu. Peygamber
Efendimizin sehid edildigine dair yayilan haberden dolayi muslumanlar busbutun perisan
olmus, her biri kendi basinin caresine dusmus, merkezlerini kaybetmis yildizlar gibi
hareketlerini sasirarak dagilmislardi. Oysa ki Peygamber Efendimiz savas meydaninda Yuce
Allah'in korumasi ile ayak diretiyordu. Bu durumu ilk once ashabtan Ka'b Ibn-i Malik
gormustu. "Iste Resulullah! Hamd olsun sag ve selamette!" diye seslenmisti.
Bunun uzerine muslumanlar tekrar toplanmaya basladilar. Dusmanin saldirisini kirdilar.
Dusman daha fazla savasmaya cesaret edemeyip geri dondu. Yirmi iki kadar olu vermislerdi.
Muslumanlarin sehidleri ise, yetmis iki kadardi. Bu mubarek sehidler, birer, ikiser ve
ucer olarak gomuldu. Yuce Allah hepsinden razi olsun. Muslumanlar Uhud savasinda yenilgiye
ugrayarak uzgun bir sekilde Medine'ye donmuslerdi. Fakat bu savas onlar icin bir uyari
olmustu. Cunku iclerinden bir kismi, Hz Peygamberin arzusuna aykiri olarak sehirden disari
cikmak istemisti. Bir kismida korumakla gorevlendirildikleri yeri birakip ganimet pesine
dusmustu. Boylece savasin sonu da, Hazret-i Peygambere uymamanin ve verilen gorevi yerine
getirmemenin ne kadar tehlikeli bir sey oldugunu gosterdi. Gelecekte muslumanlar icin bir
ibret levhasi ve bir uyanma dersi oldu. Bir de savas sonunda gercek muslumanlar secilmis
oldu, munafik olanlar anlasildi. Dost dusman belirlendi.
Beni Nadir Hendek ve Beni Kurayza Savaslari
Beni Nadir Yahudileri, Medine’ye iki saat uzaklikta olan “Zuhre” koyunde otururlardi. Muslumanlarin aleyhinde calismamak uzere verdikleri sozu bozmaya basladilar. Uhud savasindan sonra da, fikirlerini busbutun bozdular. Yapilan uyarilari dinlemediler. Hicretin dorduncu yili Rebiulevvel ayinda, Hazret-i Peygamber tarafindan kaleleri on bes gun kusatildi. Aldiklari izin uzerine, bir kismi Hayber’e, bir kismi da Sam ve Filistine gittiler.
Hendek savasina gelince, bu da hicretin besinci yilinda olmustur. Soyle ki: Yahudilerin tesvikiyle, Kureys toplulugu diger bir takim kabileleri birlikleri icine alarak onbin kisiden fazla bir ordu ile Medine’ye dogru yuruduler.
Hazreti Peygamber (S.A.V) Efendimiz, ashab-i kiramla istisarede bulundu. Selman-i Farisi’nin tavsiyesi uzerine Medine sehrinin dusman gelecek yonune hendek kazdilar ve savunma durumuna gectiler. Hendek kazma isinda Peygamberimizde arkadaslari ile calisiyordu. Osirada buyuk bir kaya cikmis, calismaya engel olmustu. Durumu Peygamber Efendimize bildirdiler. Hazret-i Peygamber mubarek eline aldigi bir balyozu, “Bismillah” diyerek kayaya indirdi. Kayanin ucte birini kopardi. Kayadan bir kivilcim cikip Yemen tarafina sicradi. Peygamber Efendimiz: “Allahu Ekber, bana Yemen’in anahtarlari verildi. Su anda San’anin kapilarini goruyorum,” dedi. Sonra “Bismillah” diyerek bir daha vurdu. Kayanin bir parcasi daha koptu. Bu defa da cikan kivilcim’ Sam tarafina sicradi. Peygamber Efendimiz: “Allahu Ekber, bana Sam’in anahtarlari verildi. Sam’in kirmizi kosklerini goruyorum,” dedi. Bir daha vurunca kaya busbutun parcalandi. Bu defada cikan kivilcim Iran tarafina sicradi. Peygamber Efendimiz: “Allahu Ekber, bana Fars bolgesinin anahtarlari verildi. Medayin de Kisra’nin beyaz kosklerini goruyorum,” dedi. Sonra Selmani Farisi Hazretlerine soyle buyurdu: “Ey Selman! Bu fetihler benden sonra ummetime nasib olacaktir.” Dogrusu bu mujdeyi verdigi gibi oldu.
Diger taraftan munafiklarda: “Muhammed (S.A.V.) bize Kayser’in ve Kisranin hazinelerini va’d ediyor. Biz ise, Medine’nin disina cikamayip hendek kazmakla ugrasiyoruz,” diye mirildaniyorlardi.
Iki hafta icinde Hendek isleri bitmisti. Dusman da gorunmeye basladi. Fakat onlerine cikan hendegi gorunce sasirdilar O zamana kadar Arabistan’da boyle bir savas usulu gorulmemisti. Hendegi gecmek isteyenler, beri taraftan ok ve taslarla engelleniyorlardi. Hendegi atlayarak beri tarafa gecen ve bir boluk suvariye denk tutulan Amr Ibn-i Abdi Vud adinda bir dusman eri, muslumanlara meydan okumaya basladi. Benimle carpisacak er varsa karsima ciksin, dedi. Karsisina cikan Hazreti Ali (kerremellahu vechehu) tarafindan catisma sonunda olduruldu.
Kusatma on bes gun kadar uzadi. Mevsim soguktu. Dusmana usanc gelmeye baslamisti. Bir gece cikan siddetli bir firtina ile cadirlari alt ust oldu. Artik ertesi gun dagilip gittiler. Biraktiklari yiyecekleri ve develeri muslumanlar elde ederek kitlik sikintisindan kurtuldular. Bu hendek savasinda muslumanlar bes sehid vermislerdi. Dusmaninda dort eri olmustu.
Hendek savasinda, Necd diyarinda bulunan Gatfan ve Beni Eslem gibi bir cok kabileler dusmanla birlikte olmuslardi. Bunun icin bu savasa “Ahzab Savasi” da denilmistir. Bundan sonra artik meydan muslumanlara kalmisti.
Beni Kurayza savasina gelince: Bu da Yahudilerin hiyanetlerinden ileri gelimisti. Soyle ki: Medine’ye yakin bir koyde oturan “Beni Kurayza” Yahudileri, Hendek savasinda dusmanlarla birlesmis, onceden Hazreti Peygamberle yapmis olduklari sozlesmeyi bozmuslardi. Muslumanlari zor bir duruma sokmuslardi. Hazreti Peygamber henuz Hendek savasindan donerek muminler silahlarini birakmisti ki, Cibril-Emin geldi. Beni Kurayza uzerine yurunmesi icin Yuce Allah’dan emir getirdi. Peygamber Efendimiz tekrar silah kusandi. Uc bin kisilik bir ordu ile Beni Kurayza kalesini on bes gun kusatti. Kalede bulunanlar, Ashabtan Sa’d Ibni Muaz (radyallahu anh) Hazretlerinin vercegi hukme razi olacaklarini bildirdiler. Oda hukun verdi: Eli silah tutan erkekler olduruldu. Topraklari Ensar’in rizasi uzerine muhacirlere verildi. Beni Kurayza’nin haince olan sozlesmeyi bozma olayida boyle uygun bir ceza ile son buldu. Tarihin ibretli sayfalarina karisti.
|
MEKKE'DEN RESİMLER VEDA HUTBESİ HZ. EBUBEKR HZ ÖMER HZ. OSMAN HZ. ALİ PEYGAMBERİMİZİN HZ. ALİ 'YE NASİHATLERİ |