Geleceğe Umutla Bakabilmek
Ocak 2001
Bayramlar insanların sevinç, neşe, sevgi ve umutla dolduğu günlerdir.
İnsanlık tarihini incelediğimizde bütün toplumlarda ve dinlerde belli bayram
günlerinin olduğunu görürüz. Bu günler insanların üzerlerindeki yükü,
gönüllerindeki sıkıntıyı atarak rahatlama ve kalpleri umutla doldurarak yenilenme günleri
olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten de toplumların böyle rahatlama ve yenilenme
günlerine ihtiyaçları vardır. Çünkü zaman içinde yaşanan sıkıntılar, stresler,
acılar insanları yıpratmakta, toplumlarda birtakım problemlerin ortaya çıkmasına
sebep olmaktadır. Bayramlar hem bu sıkıntıların atılması, hem de toplumun fertleri
arasında ortaya çıkan problemlerin ortadan kaldırılarak yeniden kaynaşmanın
sağlanması açısından önemli bir vesile teşkil etmektedir. Bu açıdan bayram günleri
aynı zamanda kaynaşma ve dayanışma günleridir.
Bütün geçmiş dinlerde olduğu gibi İslam'da da inananların birbirleriyle kaynaşması, aralarındaki kardeşlik duygularını pekiştirmeleri, kırgınlıkları yok ederek yeniden sevgiye dayanan birliktelik kurabilmeleri ve daha başka amaçlar için iki önemli bayram belirlenmiştir. Mü'minler bu günlerde doğal olarak sevinç ve neşe içinde olmayı arzularlar ki bu onların haklarıdır. Aynı zamanda bayramın hikmetine uygun olan da budur. Fakat İslam ümmetinin son zamanlarda karşı karşıya olduğu durum sebebiyle mü'minlerin bayram sevinçlerinin hep buruk kaldığı, gerçek anlamda bir bayram yaşayamadıkları vurgulanmaktadır. Biz de idrak ettiğimiz mübarek Ramazan bayramı münasebetiyle İslam aleminin karşı karşıya olduğu durumdan söz etmek ve geleceğe umutla bakmanın önemine biraz dikkat çekmek istiyoruz.
Öncelikle şunu ifade edelim ki umut toplumların dinç ve heyecanlı kalabilmeleri için en önemli etkendir. Umut bir motivasyon aracıdır. Bu yüzden belli kitlelere yönelik psikolojik savaşı organize edenler öncelikle onlardaki umudu yok etmeye çalışırlar. Umudun yok edilmesi durumunda belirlenen hedeflere ulaşılması kuru bir hayalden ibaret olarak görülmeye başlanır. Bu açıdan psikolojik savaşta hedef seçilen kitleler eğer gerçekleştirmek istedikleri amaçları kuru bir hayal olarak görmeye başlarlarsa söz konusu savaş başarılı olmuş demektir. Bu itibarla dünya Müslümanlarının gelecek konusundaki umutlarını kaybetmemeleri, geleceğe her zaman umutla bakabilmeleri zorunludur. Bu inancın bir gereği olduğu gibi aynı zamanda aktif ve heyecanlı halde kalabilmenin de şartıdır. Bundan dolayı biz sürekli karamsar tablolar çizilmesini, sürekli Müslümanların mağduriyetlerinden söz edilmesini isabetli bulmuyoruz. Müslümanların sıkıntılarını, ızdıraplarını, maruz kaldıkları zulümleri elbette gündeme getirecek, bu zulümler karşısındaki duyarlılıkları canlı tutmak için gereken gayreti göstereceğiz. Ancak bu konudaki duyarlılıkların canlı tutulması asla umutların yok edilmesi, gelecek konusunda karamsarlıklara sebep olunması sonucuna götürmemelidir. Zulümler karşısındaki duyarlılıkların canlı tutulması için yürütülecek enformasyon çalışmalarının yanı sıra umutların canlı tutulması için de gereken enformasyon çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
Bugün İslam aleminin birçok yönden sıkıntılı olduğu bir gerçektir. İslam coğrafyasının birçok bölgesinde kan akıtılmaktadır. Günümüz dünyasına yön verenler çoğu zaman İslami oluşumlar karşısında ortak hareket edebildikleri halde mazlumların Müslüman olması durumunda haksızlıkların önlenmesi için herhangi bir çaba sarf etme ihtiyacı bile duymamaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında Müslümanlar "sahipsiz" olarak görünmektedirler. Değişik sebeplerden dolayı zulme ve haksızlığa uğratılanlar günümüz dünyasına hükmeden otoriteler arasında kendilerine bir sahip bulabildikleri halde İslami duyarlılıklarından ve Müslüman kimliklerinden dolayı zulme uğrayanlar çaldıkları bütün kapılardan geri çevrilmektedirler. Fakat bu durum asla umutsuzluğa sevk etmemelidir. Çünkü Allah'ın en son peygamberi Hz. Muhammed vasıtasıyla insanlığa tebliğ ettiği Yüce İslam dini ve onun mensupları asla sahipsiz değildirler. Bu yüce dinin ve mensuplarının sahibi Allah'tır. Önemli olan bu dinin mensuplarının ona gereği gibi sahip çıkabilmeleridir. Eğer bu dinin mensupları ona hakkıyla sahip çıkarlarsa Allah'ın da kendilerine sahip çıktığını görecek ve istikbale umutla bakabilmelerini sağlayacak oldukça önemli gelişmelerin yaşandığına şahit olacaklardır.
Aslında günümüz dünyasında Müslümanların içinde bulundukları şartların ortaya koyduğu tablo çok da karamsar olmayı gerektirecek bir tablo değildir. Her şeyden önce bugün İslam'ın insanlığın gündeminde birinci sıraya yerleşmiş olması geleceğe umutla bakabilmemiz için yeterli bir sebeptir. Çünkü İslam'ın gündemin birinci sırasına oturması insanlığın onunla daha çok haşir neşir olmasına vesile olacak ve insanlar bu yüce dini daha yakından tanıma ihtiyacı duyacaklardır. Onu daha yakından tanımaları ise, kendilerine birtakım yalan üretim merkezlerinin ulaştırdığı bilgilerin gerçeklerden çok uzak olduğunu anlamalarına vesile olacaktır. Nitekim çağımızda İslam karşıtı medya organlarının bütün aleyhte propagandalarına rağmen İslam'ın çağrısına kulak verenlerin sayısının hiç azalmaması bilakis artması, "ben Müslüman'ım" diyenler arasında da mensubu oldukları dinin kendilerine yüklediği yükümlülüklerin bilincine varanların hızla çoğalması bunu gösteriyor.
Bu konuda üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta da zulme karşı direnenlerin, direnme ihtiyacı duyanların gittikçe artmasıdır. Yakın geçmişe kadar İsrail bütün dünya kamuoyuna yenilmez bir güç olarak tanıtılıyor, çağdaş sömürgeci güçler tarafından İslam alemine karşı bir keskin kılıç olarak sürekli kullanılıyordu. Öyle ki Türkiye'deki İslami anlayış sahipleri arasında bile Batı'ya ve ABD'ye uzanmak için İsrail köprüsünü kullanmanın zorunlu olduğunu iddia edenler ortaya çıkmaya başlamıştı. Fakat Güney Lübnan'da bin kişilik bir milis gücü yenilmez olduğu iddia edilen işgalci gücü Lübnan topraklarından tamamen söküp atmayı başardı. İşgal altındaki Filistin topraklarında ömürlerinin baharındaki gençlerin attığı taşlar, bu taşlara tanklarla, roketlerle, füzelerle, toplarla ve modern silahlarla cevap veren Barak'ı köşeye sıkıştırarak istifa etmeye zorladı. Dünyanın dört bir yanından bir sürü faaliyetler yürütülerek Filistin topraklarına getirtilen yahudi göçmenler şimdi kendilerini güven içinde görmediklerinden dolayı bu toprakları terk etmeye başladılar. Değişik İslam ülkelerinde İsrail ve ABD ürünlerinin boykot edilmesi için oluşturulan dayanışma ciddi şekilde ses getirmeye, İsrail ekonomisini bayağı sıkıntıya sokmaya başladı. Bu dayanışma günden güne yaygınlaşıyor. İsrail'in uyguladığı zulüm ve vahşet her türlü modern silahtan yoksun bir şekilde, taşlarla direnen halkın direniş azmini kıramadı. O halk tam bir kararlılıkla direnişini sürdürürken İsrail vahşeti aynen Güney Lübnan'daki gibi sürekli kan kaybediyor. Bu vahşete yön verenler taşlı direnişin uzun süre devam etmesi durumunda kendisinin sağdan soldan göç ettirilen insanlar vasıtasıyla oluşturduğu yapay toplumda önemli sorunlar yaşanabileceğini düşünüyor. Bu yüzdendir ki siyonizm artık "Büyük İsrail" emelini unutma ihtiyacı duymaya başladı. Artık bizim insanımız Filistin'in işgalden kurtarılmasını bir hayal olarak görmeyi aklından çıkarırken siyonizm ideolojisine inananlar "Büyük İsrail" emelini kuru bir hayal olarak görmeye başladılar.
Aynı şey Çeçenistan'da yürütülen direniş açısından da söz konusudur. Çeçenistan topraklarında da direnişçiler kararlılıklarından bir şey kaybetmeden vatanlarını kurtarma mücadelelerini sürdürürken, işgal güçleri bir bıkkınlık ve bezginlik içine düşmüş görünüyorlar. Kırsal alanda sürekli kayıp verdiklerini gördüklerinden şimdi askeri güçlerini daha çok şehir merkezlerine toplama ihtiyacı duymaya başladılar. Ama böyle yapmaları onları rahatlatmadı. Çünkü vatanlarını işgalden kurtarma konusunda kararlı olan direnişçiler, onları şehir merkezlerinde de rahat bırakmayacaklarını, şehadete susamış mücahitlerin eylemlerinin onlara şehir merkezlerinde de önemli kayıplar verdireceğini hissettirdiler.
Sonuç olarak şunu ifade edelim ki İslam, bugün muhtelif sıkıntılarla karşı karşıya olan insanlığın önünde önemli bir alternatif olarak durmaktadır. Bu açıdan İslam yakın gelecekte inşallah insanlığın umudu olacaktır. Biz bu kutsal dinin mensupları olarak umutlarımızı her zaman canlı tutmalı, geleceğe her zaman umutla bakabilmeliyiz. İdrak ettiğimiz bayramın da bu açıdan bir yenilenme vesilesi ve yeniden dirilişe heyecan katan bir etken olmasını umuyor, tüm okuyucularımızın bayramlarını gönülden tebrik ediyorum.