| Hücre
Proliferasyon Markerları
Genel bakış
|
||||
Bu bölümde hücre proliferasyon marker’larından sadece tanı amaçlı olarak kullanılanlar değil aynı zamanda deneysel amaçlar için kullanılanlardan da söz edilecektir. Bu nedenle bu marker’ların histolojik, patolojik, fizyolojik ve biokimyasal özellikleri birarada irdelenecektir.
AP2(Transkripsiyon Faktörü) memelilerdeki gelişim sürecinde, gelişim
ve morfogenezisin normal olması için gerekli bir faktördür.4
Örneğin retinanın gelişiminin erken dönemlerinde,
amacrine ve horizontal hücrelerin farklılaşması için bu
faktöre ihtiyaç vardır.5 Bu faktör insanda birçok meme
kanser hücreleri serilerinde tespit edilmiştir. Bununla birlikte, AP2a
ve g’ya benign meme epitelinde de rastlanmaktadır.
Bu iki tip protein ile ILGF-1(=insulin
benzeri büyüme faktörü-1) arasında bir ilişki olduğu
ortaya konmuştur.4 Bu ilişkinin AP2 proteinlerinin büyüme
faktör reseptörlerinin transkripsiyonunu
direkt olarak düzenlemek tarzında olduğu düşünülmektedir.
AP2 proteini kaybı insan melanomaları gelişiminde önemli bir
bulgu olarak dikkati çekmektedir.6
APC11(Anafaz İlerletici Faktör) RING finger proteinleri adı verilen ROC1 ve ROC2
proteinleri ile homolog olan bu protein, spesifik olarak APC2 ile etkileşmektedir.
ROC1 ve APC11 immun kompleksleri ve Cullin proteinleri potansiyel olarak çok
sayıda ubiquitin ligazları oluşumunu sağlamakta ve bu sayede
mitozun ilerleyişini gerçekleştirmektedir.7 Bunun yanında
ROC1, ROC2 ve APC11 proteinleri mitojenler tarafından uyarılma özelliğine
sahip olup bu uyarım sonucunda, konsantrasyonlarını hücre
siklusu sonuna dek devam ettirme eğilimindedirler.8APC2
spesifik olarak APC11 ve diğer APC subunitleriyle etkileşmektedir.
Cullin proteinleri ile ilişki içindedir.7
Ataxia
telengiectasia, nadir görülen bir hastalık olup ATM(Ataxia
Telengiectasia Mutated) geni eksikliği durumlarında ortaya çıkar
ve birçok sistemi etkileyen resesif genetik bir hastalıktır. ATM
yetersizliği olan vakalarda, farelerde, gametogenesisin leptonema (profaz1)
fazında durduğu tespit edilmiştir.9 Bu durumda çok az
miktarda hücre bir sonraki faza geçebilmektedir ve diğer hücreler
apoptosisle yıkılmaktadır. Yapılan çalışmalarda
ATM ile apoptosisde önemli bir gen olan p53 geni arasında önemli bir
etkileşim olduğu ortaya konmuştur.10 Bu tip durumlarda,
ATM antikorları, patoloji açısından mayozun monitorizasyonu amacıyla
etkin bir şekilde kullanılmaktadır.
BRCA-1, hücre siklusu ilerlemesinde, kalitatif ve kantitatif bakımdan sürekli
değişime uğrayan bir proteindir. Örneğin S fazı süresince
en yüksek düzeye ulaşan BRCA-1 konsantrasyonu G2/M fazına
dek yüksekliğini devam ettirir. G1 fazı öncesinde ise düşüş
görülür. BRCA-1’in genetik olarak olmamasının hem meme hem de
ovarian kanser riskinde belirgin olarak artışa neden olduğu ileri
sürülmektedir.11,12 BRCA-2 ise tümör
supresör genleri içinde gösterilmekte olup, meme kanseri durumlarında teşhise
yardımcı olmak amacıyla kullanılırlar. Heterozigot kaybı
görülen vakalarda %25 oranında sporadik meme tümörleri görüldüğü
bildirilmiştir.12 Düşükde olsa, ovarian kanser riski olan
vakalarda yine BRCA-2 tespiti tanıya katkı sağlayabilir. BRCA-2
yoğunluğunun hücrenin S ve G2/M fazlarında, diğer
dönemlere oranlara, daha yüksek olduğu tespit edilmiştir
CBP(CREB Bağlayan Protein)’in protein
kinaz tarafından CREB fosforilasyonunun cAMP ile ilgili genlerin ortaya çıkışını
uyardığı tespit edilmiştir. Diğer bir hücre
proliferasyon markerı olan p300 ile benzer yapıya sahiptir.
CD71(Transferrin Reseptör) hücre yüzeyi transferrin reseptörleri
karsinomalarda, sarkomalarda, lösemi ve lenfomalarda çok yaygın olarak
tespit edilebilmektedir.13,14,15 Bu reseptörlerin hem normal hem de
neoplastik hücrelerde, hücre çoğalması ile ilgili olmasından
dolayı, içinde meme kanserinin de bulunduğu, birçok kanserin
izlenmesinde kullanılması oldukça fayda sağlayabilecektir. Bu
teknikle, hastanın kliniğinin izlenmesi yanında, tedaviden alınan
cevabın monitorizasyonu sağlandığı için aynı
zamanda ileriye dönük tedavilere de zemin hazırlanmış
olacaktır.
Cullin’ler, insan Cullin genleri olan Cul 1,2,3,4a,4b ve 5 ailesi içinde yer alırlar.
Hücre siklusunun G1 fazında düzenleyici görev gören
proteinlerdir. Cullin-3 memeli hücrelerinde ubiquinizasyon ve S fazı
kontrolu için gerekli bir enzim olan cyclin E’yi etkilemek suretiyle hücre
siklusu ilerleyişini kontrol altında tutmaktadır.16
Cullin 4a, meme karsinomlarının ortaya çıkışında
ve düzenlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Yapılan bir çalışmada,
Cullin 4a’nın DNA tamirinde önem arz eden DDB(Damaged DNA Binding)
proteinleri ile benzer özellikler gösterdiği ortaya konmuştur.17
DNA-PKcs(DNA tamir enzimleri ve Apoptosis marker’ları)DNA
bağımlı protein kinazın katalitik subuniti olarak tanımlanmıştır.
Farklı tiplerinin olduğu bildirilmesine karşın bu tiplerin
ayrımları tam olarak yapılamamıştır. İn vivo
olarak çift zincirli DNA kollarında meydana gelen hasarları tamir
ettiği düşünülmektedir. DP-1
ve DP-2 (Transcription Factor)E2F ailesindeki faktörlerden bir olup, bu
ailenin diğer üyeleri gibi hücre büyümesi, hücre siklusuna giriş,
farklılaşma ve apoptosisde düzenleyici görev görürler.
Histone-H1 hayvan ve bitki hücrelerinde çekirdekte yer alan bir proteindir.
Normal ve malign hücrelerde noktamsı tarzda boyanma gösterir.
Ku proteinleri hücre sinyal sistemi, çoğalma, DNA tamiri, replikasyon,
transkripsiyonel aktivasyon ve apoptosisde önemli role sahip proteinlerdir.
Dystrophin Spectrin/a
aktinin ailesi içinde yer alır. Üçlü helix çubuk şekilli
proteinlerdir. İleri derecede azlığı veya yokluğu
durumunda, X’e bağlı resesif bir hastalık olan, Duchenne müsküler
distrofisi görülür.18,19
Ki67 çoğalan
hücrelerde görülen bir çekirdek proteinidir. Esas olarak G1,S, M
ve G2 fazında görülür. G0 fazında ise yoktur.
Hücre proliferasyonunun morfolojik özelliklerini iyi bir şekilde gösteren
protein olup, mitotik index ve tümör grade’lemesinde sıklıkla
kullanılır. Ayrıca
meme tümörlerinde Ki67 artışı tespiti prognoz ile yakın
ilişki içindedir. Örneğin Ki67 (ve PCNA) immunoreaktivitesi ile
estrojen-progesteron ekspresyonu arasında çok güçlü ama zıt yönde
bir ilişki olduğu ortaya konmuştur.20 Diğer
yandan proliferasyon oranı ile p53 geni anomalileri arasında aynı
yönde güçlü bir ilişki bulunduğu ve bunun yanında meme,
prostat, kolon, akciğer, karaciğer ve gastrik karsinomlarda, bazı
lenfoma ve sarkomalarda olduğu gibi artmış proliferasyon olduğu
ve bu vakalarda Ki67 veya PCNA kullanılmak suretiyle yapılan immünohistokimyasal
yöntemlerle kolayca tanı konulabildiği ve prognoz hakkında fikir
sahibi olunabildiği bilinmektedir.21,22 Thymidine işaretleme
veya flow cytometry gibi değişik metodlarla, bilhassa küçük tümörlerde,
prolifere olan hücrelerin benign veya malign olup olmadıkları
birbirlerinden ayırt edilememesine karşın bu hücre proliferasyon
proteinleriyle yapılan analizlerde bu ayrımın yapılabilmesi
en büyük avantajlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Mi(Microphthalmic. Melanositik ve Nonmelanositik)proteininin
2 tipi vardır. Kısa zincirli olan tipi melanositlerde görülür.
Uzun zincirli tipi ise osteoklastlarda ve sadece B16 melanoma hücrelerinde
bulunur. Ayrıca kalp ve mast hücrelerinde de bulunur. Pigmentasyonda, mast
hücreleri ve kemik dokusu gelişimlerinde etkindir. Mutasyonlarında
insanda Waardenburg
Sendromu Tip II görülür.23,24Farelerde ise deri, göz ve iç
kulakda pigmentasyon kaybı görülmektedir.25Bunun yanında
osteopetrozis ve NK(=Natural killer) hücreleri
ile mast hücrelerinde defektler görülebilmektedir.
NuMA(Nuclear Mitotic Apparatus Protein) çekirdek
içi proteinlerden olup, çekirdekte interfaz süresince tespit edilebilir.
Mitoz başladığında çekirdekten iki sentrozomal yapıya
doğru ve oradan da mitotik iğ kutuplarına göçer. Anafaz sonrasında
protein, tekrar şekillenen çekirdekte iğlerin bulunduğu kısıma
döner. Kromozom dağılımının ve/veya çekirdek şekillenmesinin
terminal fazı süresince mutlaka gereklidir. Son çalışmalarda
apoptosisde bu proteinin 2 ayrı parçaya bölündüğü ortaya konmuştur.26
Ayrıca kolorektal kanserlerde CEA(=Carcino Embryonic Antigen)’den daha
duyarlı olarak tanıya yardımcı olduğu bildirilmişse
de27 bu konuyla ilgili halen çok çelişkili yayınlar
bulunmaktadır.28 Bununla birlikte, bu proteinin gastrointestinal
sistemde görülen benign ve malign patolojilerde yükseldiği bir çok çalışmada
ortaya konmuştur. 27,28
PCNA(Proliferation Cell Nuclear Antigen=Cyclin) cyclin
olarak da bilinen bu proteinin miktarında artış çekirdekte geç
G1 fazında DNA sentezi başlamadan hemen önce olur. S fazında
yükseliş maksimuma ulaşır. G2 ve M fazlarında
ise düşüş gösterdikleri tespit edilmiştir. Bu protein de, Ki67
proteini gibi mitotik index belirlenmesi, tümör gradelenmesi ve hücrelerin
benign veya malign ayrımlarının yapılmasında, oldukça
yaygın olarak kullanılmaktadır.20,21,22
PCTAIRE2 cyclin dependent kinase(=cdk) ailesi içinde yer alır. Bu
proteinin kesin görevi henüz tespit edilememiştir. Ancak hücre
siklusunun S ve G2 fazlarında pik yaptığı
bilinmektedir.29Esas olarak farklılaşmasını
tamamlamış hücrelerde görülür. Özellikle beyinde ve testisde bol
miktarda bulunur.30 En yoğun olarak hippocampus ve bulbus
olfactorius’da yer alan nöronal tabakalarda bulunduğu tespit edilmesine
karşın astrositlerde hiç bulunmamaktadır. Testisde ise
spermatidler içinde bolca bulunmaktadır. Serin/Threonin kinaz olduğu
düşünülen PCTAIRE proteininin bu hücrelerde terminal dönemdeki farklılaşmada
düzenleyici olarak çok etkin oldukları ortaya konmuştur.30
RNP(RiboNucleoProtein) çekirdekteki ribonükleoprotein partikülleri içinde
oldukça bol miktarda bulunur. Doku veya içinde tümör hücrelerininde bulunduğu
(örneğin tiroid papiller karsinomu) hücre gruplarında prolifere olan
hücrelerin tanınmasında oldukça verimli bir şekilde kullanılmaktadır.31ROC1
ve ROC-2(RING Finger Protein)diğer bir hücre proliferasyon markerı
olan APC11’in homologudur. Anafaz uyarıcı kompleksin subunitidir.
Cullin’lerle etkileşim göstermektedir. S-100 proteini bu protein
grubunda kabul edilmektedir. Melanomalı hastalarda metastaz indikatörü
olarak kullanılmaktadır.32 CYFRA21-1, CEA ve NSE ise malign
ve benign hastalıkların ayrımında %87,5 sensitivitede ve
%85,5 spesifite ile kullanılmaktadır. Bu oran, küçük hücreli ve küçük
hücreli olmayan karsinomlarda sırasıyla %90,6 ve %91,1 oranlarına
dek yükselirken yassı hücreli karsinomada %76,8 ve adenokarsinomda %78,8
oranlarına kadar düşmektedir.33
Rb (=Retinoblastoma Supressor Protein), Rb(=Retinoblastoma)
geni ailesi üyelerindendir.34 Çekirdek fosfoproteini olup DNA’ya
bağlanma yeteneğine sahiptir. G1/S,G2 ve M
fazlarında yoğun olarak tespit edilebilmesine karşın erken G1
ve G0 fazlarında ortadan kaybolur. Tümör baskılayıcı
genler içinde gösterilmektedir. Hücre çoğalmasını, hücre
siklusunun ilerlemesini durdurmak ve hücre ölümünü uyarmak suretiyle en az
iki yolla engellediği ileri sürülmektedir.35,36 Neoplastik
olayın tersine işlemesini sağlamaktadır. Eksikliklerinde tümör
gelişimi olduğu tespit edilmiştir.
SMAD4/DPC4(Tumor Supressor Protein)TGF-b(=Tranforming
Growth Factor-b) sinyal iletim sisteminde esansiyel mediatörlerden
biridir. 7 tipi vardır ve hepside TGFb sinyal sisteminde yer almaktadır. SMAD-2
ve SMAD-4 farklı olarak insanda görülen kanserlerde tümor üzerine
supresor etki yapmaktadır. SMAD-4 normal kriptlerin farklılaşması
ve yüzey epitel hücrelerinin apoptosisinde
etkindir.57 Başta pankreatik ve kolorektal maligniteler olmak üzere,
tüm kanser türlerinde histogenetik değişikliklerin esas olarak bu
genin eksikliğine bağlı olduğu düşünülmektedir.37
TGF-b1’e
cevabın az olduğu meme kanseri vakalarında hem TbetaRII ve hemde
SMAD-4 yapımında azalma olduğu ortaya konmuştur.58
Normal gelişim sürecinde osteoblast ve kondroblast farklılaşmasında
da bu proteinler BMP(=Bone Morphogenetic
Factor) ile bir etkileşim içinde bulunmaktadır. BMP’ler tarafından
uyarılan osteoblast farklılaşması, esas olarak SMAD aracılı
yolak aracılığı ile olmasına karşın,
kondrojenik farklılaşma, SMAD bağımlı ve bağımsız
yolaklardan geçişle sağlanmaktadır.39
TR1/OPG/OCIF TR-1 (=Tumor Necrosis Factor reseptör benzeri protein-1) OPG (=Osteoprotogenin)
veya OCIF (=Osteoclastogenesis Inhibiting Factor) adlarını da almaktadır.
İsimlerinden de anlaşılacağı üzere esas olarak primer
osteoblastlarda, osteojenik sarkoma hücre serilerinde, primer fibroblastlarda,
lenfositlerde ve folliküler dendritik hücrelerde bulunmaktadır.
Osteoklastogenezisi inhibe ederken insan fibroblastlarının çoğalmasını
uyarır ve immun cevapta rol oynamaktadır.40,41,42
TR2/HVEM(=Herpes Virus Entry Mediator)TNF
benzeri protein-2 olarak bilinir. İnsanda bir çok dokuda ve hücre
serilerinde tespit edilebilmektedir. Periferik T ve B lenfositlerde ve
monositlerde nispeten yüksek oranlarda tespit edilir. Tümör nekroz faktör
ailesi içinde kabul edilir. Herpes virusa karşı reseptör görevi görmektedir.
Miks lenfosit aracılı çoğalmayı inhibe ettiği için T-lenfosit
uyarımında ekin olduğu düşünülmektedir.43,44
TopoisomeraseII-a DNA
sentezi ve transkripsiyonunda çok önemli göreve sahip bir protein olup,
transforme olan veya gelişimsel olarak düzenlenme görülen hücrelerde geç
S, G2 ve M fazına daha belirgin olarak tespit edilebilir. Ki67
isimli hücre proliferasyon marker’ından farkı, G1 fazında
bulunmamasıdır. Tümör hücrelerinin tedavisi amacıyla kullanılan
ilaçlara olan direncin tespitinde 16,45 ve
akciğerde küçük hücreli karsinomada yaşam süresinin ve ilacın
etkinliğinin tespitinde efektif bir şekilde kullanılmaktadır.45
Bcl-2a(Apoptosis ve
Folliküler Lenfoma Marker) onkoproteini, apoptosisi inhibe etmektedir. Yani hücrenin hayatiyetinin devamı için gereklidir.
Bcl-2 nin homologu olan Bax proteininin bcl-2 ile yarışarak hücre ölümünü
uyarıcı etki yaptığı ve bcl-Bax heterodimer
kompleksinin hücrenin yaşaması için gerekli sinyalleri uyardığı
bilinmektedir. Bcl-2 ve Bax, bir tümör baskılayıcı
protein olan p53’ün hedefi durumundadırlar.47
Birçok folliküler lenfomalarda, neoplastik germinal merkezlerde yüksek
oranda tespit edilebilmesine karşın normal ve hiperplastik germinal
merkezlerde yoktur.47 Bcl-6 esas olarak normal germinal merkez B hücreleri ve bu hücrelerle
ilgili lenfomalarda tespit edilmektedir. Non-Hodgkin lenfomalarda 3. kromozomda
kromozomun yeniden yapılanmasında da belirlenebilmektedir. Bcl-6’da
yeniden yapılanma diffüz büyük B hücreli lenfomaların %33-45’inde görülebilmektedir.
Folliküler lenfomalarda, diffüz büyük B hücreli lenfomalarda, Burkitt
lenfomalarda ve nodüler, lenfosit predominant Hodgkin hastalığında
immünohistokimyasal olarak tespit edilebilmektedir.47,48,49