Sorun Neredeydi?

 

Sorun Neredeydi?

May 18 2002 at 10:51 AM Mantik  (no login)

from IP address 172.153.16.67

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Orta Dogu ve ozellikle Turk ve Osmanli tarihi konusunda uzman unlu tarihci Bernard Lewis "What Went Wrong" (Yanlis Giden Neydi?) adli kitabinda Islam Uygarliginin bir zamanlar her alanda caginin en ileri uygarligiyken zamanla nasil Bati'nin, hatta gunumuzde Bati'li olmayan diger pek cok uygarligin da gerisine dustugunu inceliyor.

 

Kitap Islam-Bati iliskilerini Orta Cag'dan itibaren tarihsel bir bicimde ele alip ozetliyor. Kulturler arasinda fark yaratan noktalarla ilgili gozlemler yapiyor ve Islam dunyasinin geri kalisinin olasi sebeplerini belirliyor.

 

Kitabin ilk ilginc gozlemi, Islam dunyasinin bilimde, askeri gucte ve siyasette en ileri oldugu donemlerden itaberen, kuzeybatisinda yeralan Avrupa'yi geri, ilkel, barbar ve kafir gordugu icin ilgilenmemis, bu kulturle savas haricinde yakin iliskilere girmemis, o ulkelerde daimi elciler bulundurmamis, diplomatik mesaj gonderme haricinde o ulkeleri ziyarete gitmemis, o ulkelerden kitaplar cevirmemis ve genel olarak Avrupa ulkeleriyle ilgilenmemis olmasi olarak yapiliyor. Bunun aksine, Hristiyan Bati'nin Islam dunyasi hakkinda ilk zamanlardan beri bilgileri var. Hacli seferlerinden donenlerin anlattiklari, ticaret icin doguya giden tuccarlarin tecrubeleri, esir dusup sonradan ulkelerine donen Batililarin anlattiklari ve Batili devletlerin ilk zamanlardan beri, ve zaman icinde daha belirgin bir sekilde olmak uzere Islam ulkelerinde temsilciler, devamli orada kalan ve yasayan elciler, vs. bulundurmus olmalari, ayrica Arapca'dan Avrupa dillerine kitaplar cevrilmis olmasi, vs. gibi sebeplerle Islam dunyasi Avrupa'da basindan beri cok daha iyi taniniyor.

 

Kitapta dikkat ceken birbaska konu ise yeniliklerin, "icat"larin, Islam'in ustun oldugu Osmanli'nin en guclu donemlerinde (yukselme devri) bile Bati tarafindan yapiliyor ve Islam dunyasinin bunlara -eger bir askeri degeri yoksa- onem vermiyor olmasi idi. Ornegin top teknolojisi Bati'dan alinip kopyalanmis bir teknolojiydi. Fakat ornegin zaman olcumunde mekanik saatlerin kullanilmasi 16. yuzyilda Bati'da yayginken, Osmanli'da henuz baslamamisti. Bunun bir ornegi 1554 yilinda Ogier Ghiselin de Busbecq adinda Avrupa'li bir elcinin Osmanli'larin baskentine gittigi yolculukta basindan gecenler anlattigi bir mektupta gorulebilir. Busbecq, sabahlari cok defa gokyuzundeki Ay'in parlakligi yuzunden aldanan Turk rehberler tarafindan erken (gece yarisini biraz gece) uyandirildiklarini anlatir. Uyandirma tabi ki sabah namazi vaktini isaret eden ezan seklindedir ve yuksek kulelere cikilarak avazi ciktigi kadar bagirmak suretiyle yapilan bu cok ilginc islemi mektubunda uzun uzun anlatir. Sabahlari yanlis saatte rahatsiz edilme problemi yuzunden, Turk rehberlere elinde mekanik bir saati oldugunu ve uygun bir saatte herkesi uyandirma isini kendisinin ustlenebilecegini soyler. Turk rehberlerin, gunesin dogmasina cok mu yoksa az mi zaman kaldigi gibi sorularla birkac kez kendisini test ettiklerini, fakat her seferinde yanilmadan dogru bilgi verince guvenmeye basladiklarini anlatir.

 

Ayni kisi baska bir mektubunda, hicbir milletin baskalarinin yaptigi faydali icatlar karsisinda Turk'ler kadar ilgisiz davranmadigini, ornegin top gibi bazi icatlari kopyalamis olmalarina ragmen, basilmis kitap ve saat gibi gunluk hayatin diger alanlarinda faydali olan icatlarla ilgilenmediklerini anlatir. Eger saat kullanilmaya baslanirsa, muezzinlerin islerinden olacaklari gibi gerekceleri Turk'lerden duydugunu belirtir.

 

Matbaa'nin zaten Osmanli'ya benzer gerekcelerle 300 yil gec sokuldugu bilinir.

 

Birbaska ornek, Galata'da 1577'de kurulan buyuk gozlemevinin kaderinde gorulebilir. Bu gozlemevi Danimarka'li Astronom Tycho Brahe'nin unlu gozlemeviyle, hem kullanilan techizat, hem de icinde calisan personel acisindan karsilastirilabilecek kalitede olmasina ragmen, birinde o donemin en onemli bilimsel buluslari yapilirken, digeri Bas Muftu'nun onerisi ve Padisah'in emriyle bir grup yeniceri tarafindan kapatilmistir.

 

Iki kultur arasindaki birbaska ilginc fark, kadin haklari konusundadir. 1665'te Evliya Celebi'nin Viyana'ya yaptigi seyahatten anlattigi bir bolumde, Imparator'un yolda bir kadinla karsilastiginda atini durdurup kadinin gecmesine izin verdigini, kadinin da Imparatoru selamladigini, bunun uzerine Imparator'un sapkasini cikarip kadina saygi gosterisinde bulundugunu anlatir. Gavur'larin memleketinde kadinlarin lafinin dinlendigini, bunu da buyuk ihtimalle Meryem Ana'ya duyduklari saygi yuzunden oldugunu soyler Evliya Celebi.

 

Kitapta yapilan gozlemlere gore, Osmanli ve genel olarak islam dunyasi, ancak savas alaninda cok net ve belirgin yenilgiler almaya basladiktan sonra Bati'da neler olup bittigini merak etmeye ve farkli olan, Islam'a da aykiri dusmeyen seyleri kopyalamaya calismistir. Kolayca kopyalanan ilk seyler genellikle yeni silahlar ve savas ile ilgili yenilikler olmus, daha sonra ekonomik ve politik alanlarda bazi taklitler baslamistir. Ornegin Fransiz Devrimi ilk gerceklestiginde, bunu anti-hristiyan bir hareket gibi gorup, icinde dogrudan Islam'a aykiri bir yon bulmadiklari icin, Bati'nin sirlarini cozme surecinde bunu bir imkan olarak algilamislar ve bu yuzden Fransiz devriminden ozellikle Osmanli'da oldukca etkilenilmistir. 18. yuzyilin sonu ve 19. yuzyildan itibaren pek cok bati kaynakli kitap Osmanlica'ya cevrilmis ve basilmis, batililar pek cok alanda taklit edilmeye baslanmistir. Ornegin 1828'de askerlere batililarinkine benzer uniformalar giydirilmeye baslanmasi gibi.

 

Lewis kitabinda, Turk'lerin Diplomasi alaninda, Askeri, Ekonomik ve Egitim alanlarinda amacladiklari kopyalamalari cok hizli ve basarili bir sekilde yaptiklarini, fakat buna ragmen aradaki farki bir turlu kapatamadiklarini ve neden Bati'ya bir turlu yetisemediklerini bir turlu cozemediklerini anlatiyor.

 

Bu arayisin gunumuze dek ve gunumuzde de devam ettigini, onceleri kotu gidisin altinda yatan sebepler icin sadece "Bunu bize kim yapti?" sorusunun soruldugunu, zaman icinde bu soru yerine, veya bu soruya ek olarak, "Biz nerede hata yaptik?" denmeye baslandigini ve bununla birlikte "Nasil duzeltebiliriz?" sorularinin da soruldugunu anlatiyor Lewis.

 

Sucu disarida arama egiliminin bir ornegini, 13. yuzyildaki Mogol saldirilarinin Islam uygarliginin zayiflamasi ve duraganlasmasina sebep gosterilmesi olarak dile getiriyor. Araplar, sucu kendilerini yuzyillarca yoneten Turk'lere, Turk'ler ise Arap mirasinin omuzlarindaki yuku sebebiyle Turk milletinin gercek potansiyelinin ortaya koyulamadigini soyleyerek Arap'lara yikiyorlar. Iran'lilar da benzer sekilde hem Arap'lar, hem Turk'ler, hem de Mogol'lari sorumlu tutuyor.

 

Lewis'e gore, 19. ve 20. yuzyillarda baska bir gunah kecisi ortaya cikti: Bati Emperyalizmi. Bati kulturunun ekonomik ve kulturel alanda Islam toplumlarinin icine sizdigi ve problemlerden Bati emperyalizminin sorumlu tutulmasi gerektigi cok dile getirilen bir tez oldu. Birbaska egilim ise herseyden yahudileri suclamak idi.

 

Bazen birbaska iddia olarak, olay Islam dunyasinin geri kalisi degil, Bati dunyasinin bilimsel, teknolojik ve politik devrimlerle one gecisi olarak ifade edildi. Fakat buna karsilik "Peki neden bu gelismeler zamaninda daha zengin, daha gelismis ve daha aydin olan Islam dunyasi tarafindan gerceklestirilmedi?" sorusuyla bu dusuncenin de gecersizligi gosterilebilir Lewis'e gore.

 

Birbaska sebep olarak cografi kesifler ve yeni bulunan topraklarin Bati tarafindan somurulmesi gosterilmistir, fakat Lewis burada da "Peki ornegin Amerika'nin kesfi neden Atlantik'teki bir musluman limanindan kalkan bir gemi tarafindan degil de Ispanya tarafindan gerceklestirilmistir?" diye soruyor. Nitekim, kaynaklara gore, daha eski zamanlarda bu tur yolculuklara kalkisilmistir Islam dunyasinda.

 

Bati ve Dogu uygarligi arasindaki farklari pek cok baska faktorlerde arayan fikirlerden de bahsediyor Lewis. Ornegin kuzenler arasindaki evlilikler, kecilerin agac dallarini yiyerek ve otlari kopararak bir zamanlar verimli olan topraklari cole cevirmesi ve degerli metallerin bitmesiyle ayni zamana denk gelen cografi kesiflerle Avrupa'nin baska kitalardan gelen metalleri kullanmasi, vs gibi.

 

Bir ilginc fikir, Dogu dunyasinda tekerlekli araclarin kullaniminin nadirligi konusunda dile getiriliyor. Eski zamanlardan beri yapilan gozlemler, Bati dunyasina giden Dogu'lularin tekerlekli araclar ve bunlarin gectigi genis yollardan bahsetmesi, Dogu'ya giden Bati'lilarin ise ozel olarak tekerlegin yoklugu veya nadirliginden bahsetmeleri, ilginc bir nokta olarak dile getiriliyor. Fakat bunun sebepten ziyade bir sonuc oldugunu dile getiren Lewis, modern zamanlarda genis yollar ve her turlu tasitla donatilan Dogu'nun hala Bati'ya yetisme konusunda problemler yasadiginin altini ciziyor.

 

Birbaska aciklamanin feminist kanattan geldigini ve Dogu ile Bati arasindaki gelisim farkinin kadin haklari konusunda arandigini dile getiriyor. Bu fikre gore, Islam'in kadinlari ikinci sinif vatandasa indirgeyen uygulamalari, toplumun mevcut insan potansiyelinin sadece yarisindan etkili olarak yararlanmasina yol aciyor ve insanin gelisiminde cok onemli olan ilk birkac yillik egitimi verecek olan annelerin cahil kalmasi sebebiyle toplumun iyi yetistirilememesi ve bu tur bir egitimden cikan bireylerin ileride ya kibirli ve agresif, ya da pasif ve cekingen olacaklari, dolayisiyla ozgur ve acik bir toplum olusturmalarinin zorlasacagi dile getiriliyor.

 

Tum bunlar haricinde, en yaygin olarak iki fikrin taraftar topladigini, bunlardan birinin "Problem'in kokeninde gercek Islam'in ilahi ve dogru yolundan sapilmasi oldugu" fikri, digerinin ise "Islam'in 1000 yil once belki ilerici ve yaratici olan fikir ve uygulamalarinin, gunumuzde artik cagdisi kaldigi" ve sorumlularin bunu gormemekte direnen "Islam'in inatci din adamlari" oldugu fikri oldugunu soyluyor.

 

Batili bir gozlemci olarak ise bu konudaki kendi aciklamasinin basitce "Ozgurluk eksikligi" oldugununu ifade ediyor. Cozumun ise, zihinlerin doktrinlerden ve kisitlamalardan kurtarilmasi, sorgulama ve ozgurce konusma hakkinin elde edilmesi, kadinin erkek baskisindan, ekonomi ve yonetimin bozuk ve curumus yoneticilerden, devletin ise despot rejimlerden kurtarilmasi, kisaca "ozgurluk" oldugunu soyluyor.

 

Bu konularda ben kendi fikirlerimi kisaca ozetlemeden once, forum katilanlarinin fikirlerini almak istiyorum. Sizce neden geri kaldik? Sorun neredeydi?

     

 

knz

(no login)

195.174.105.180 Re: Sorun Neredeydi? May 18 2002, 4:46 PM 

 

Geçenlerde kendisi de birateist olan Mine G Kırıkkanat

yazmıştı,

 

 

"kadınlar hiçbir sanat sevmez,

Hiçbir sanatla özleştirilemezler ve sanatsal dehası yoktur. "jEAN jacques Rousseau demiş bunu.

 

Batı da aristo'lardan başlayarak gelen bir kadın düşmanlığı hep oldu. dinlerde bu ortamlarda gelişti,

ve hiç birşeyi değiştiremediler. Mesala lord Byron ; kimbilir ne kadar lirik ne kadar kibar bir beydi ,

o da kadının yeteneklerinin toplumsal hayattan uzak

tutulması gerektiğini savunur. Fakat ironiye bakın ki,

onun kızı sahte bir isimle matemetik kitabı yazmıştır.

Dünyada bir kadına ait ilk matemetik kitabıdır.

 

Farkımız belki şuydu, biz de hiçbir zaman LORD Byronun

kızı olmadı. Bunun sebebini bulursak , sorunu çözeriz.

Gazali'nin kızı nerdeydi? Muhtemelen kocasından cezalandırılmak üzere dayak yiyordu ve bunu kendisine

yapılan bir hak görüyordu. Bugün üç tane kadın suudi arabaistanda ehliyet hakkı için yanyana gelemiyor.

Fakat gelmeleri lazım. Batı da kadınlar çok mücadele

ettiler. ABD 'de tıp fakültesine ilk kez başvuran hanımın başından geçenleri bizimkiler hiç yaşamadılar.

 

Bugün yapılan tek mücdale kafayı sıkı sıkı sarıp, neden çengelli iğne ile tutaramıyoruz davası.

onu da , erkekler izin veriyor diye miting alanına sürüyorlar. Sadece erkeklerin izin verdiği alanda mücadele edebiliyorlar.

 

Erkeklerin ARİSTODAN BERİ kadına düşmanca tavır takınmalarında(sistem olarak) haklı nedenleri var.

 

Kadınlar erkeklerden ilgi duymadıklarında onlara

sadık olmuyorlar,erkeklerde bir kadından çabuk sıkılıp başkasına gidiyorlar . Kadının sadık kalmayıp,yalan söylemesi durumda başkasının çocuğunu erkeklere kakalıyabilirler.

 

Tabiatın , kadınlara kendi çocuğunu bilme hakkını verip, bunu erkeklere vermemsinin bedelini kadınlar

fazlasıyla ödedi. Batı da ödedi.

Fakat zannetiler ki, toplum hataından kopartmakla kadını yeteneklerini soyutlamakla zina önlenebilir ?

Bu yanlış hesaptı. Aksine bastırılan yeteneklerin nerden vuracağı belli olmazdı.

 

Riski göze almayan bir toplum olduk. Riske girmektense toplumun yarısını(bayan nüfüsü) feda ettik. Riske girmedik, keşifler yapmadık.

Riske girmedik dinimizi sorgulamadık.

Sorgulamayı bilmeyince bilim gelişmedi.

din de dondu. Bugün savunamaz hale düştük.

üstatlar, imamı azamlar, bediüzzamanlar gibi

hep sıfatlarla oyalandık. evet efendim sepet efendim dedik. Büyüklerin hep ellerinden öptük.sadeliği ve müztevaziliği düşünce hayatına sokamadık.

 

 

 

 

 

 

  

 

cengizhan

(no login)

195.142.48.179 Mantik May 18 2002, 8:49 PM 

 

Bu fikirlerin bir coguna katilmak mümkün tabiiki,

 

Fakat bana göre bunlari da eklemek gerekir,

 

Islam Dünyasi ve bilhassa osmanlinin yaptigi en büyük yanlislik, Askeri

Üstünlügün yeterli olabilecegini düsünmesidir.

 

Ekonomi ve bilim alaninda yapilacak yeniliklerle askeri gücünü

destekleme fikrinin gelismemesidir.

 

Osmanli, Ekonomide ve bilimde kullanabilecegi insan kapasitesini

maalesef sadece askeri güc olarak harcanmistir. Ekonomide sadece

tarladaki kadinlar kalmistir ki; bunu askerlikten muaf Ecnebi

Vatandaslarinin ekonomik üstünlügünden de anliyoruz.

 

Maalesef gercekte Islama göre yanlis olan " BIR LOKMA BIR HIRKA "

seklinde sark mentalitesi de buna eklenince, ticaret ve ekonomideki

gelisme bundan da nasibini almistir.

 

Dogu insanlarinin önünde herzaman onlar icin düsünen ve onlar icin en

iyisini yapan bir "LIDER, BASBUG, HAN, SEYH, TARIKAT LIDERI, SAH, vs "

gibi liderler olmustur.

Fakat Bati bu bagimliliktan Fransiz devriminin de büyük etikisi ile

bizden önce kurtulmustur.

 

Nitekim Sanayi devrimleri de bu dönemden sonra olmustur.

 

En Dramatik olani ise, Sanayi devrimi ile olmustur ki, Bati Askeri

üstünlügü ile kazandiklarini (Örnek Ingiltere : Afrikadan getirdigi

köleleri fabrikalarinda calistirmistir) ekonomiye aktarmalarini

bilmislerdir, Uluslararasi ticaret olayi basladiktan sonra, Islam

dünyasi zaten firsati kacirmistir.

 

Taklit iste ondan sonra baslamistir.

 

Fakat is isten gecmistir. !!

 

Fakat nedenleri iyi arastirip ogrenmek tabiiki gereklidir fakat önemli

olan benzer hatalari tekrarlamamaktir.

 

Neden hala Türkiye milyona yakin bir askeri beslemek zorunda kaliyorda?

avrupa, Yüzyillardan beri düsman yasadigi ülkelerle sinirlari kaldirip

askeri güce ihtiyaci olmadan kaynaklarini Insanlarin refahina

yönlendiriyor. ?

 

Neden hala demokrasi tam algilayamiyor, sadece Parti Baskanina bir SEYH

gibi bakiyoruz. ?

 

Ayni hatalari tekrarlamiyoruz mu ?

 

Daha bir cok seyler daha eklenebilir tabii

Benim Görüslerim de bunlardir.

 

Selamlar,

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.134.176 islam ve geri kalmışlık May 19 2002, 11:33 PM 

 

sevgili dost,iyi bir konu ve bence üzerinde çok durulması gerek.Bernard Lewis in görüşleri genel olarak doğru saptamalar ancak benimde katıldığım daha farklı görüşler var.Bilim hiçbir zaman "gerçek anlamda" islam dünyasının kapısını çalmadı,Asyalı birkaç isme bakıp bunu islam dünyasına genellemek ciddi yanılgı olur.Konuya objektif bakıp, bilimin tarih içndeki yerine zoom yaparsak,daha doğru saptamalar yapabiliriz.

 

MÖ 600 yıllarında yani islamdan 1200 sene önce Yunan uygarlığı bu günkü üniversitelerin işlevine görece benzer bilimsel araştırmalar yapan Academia,Lyceum,Museum gibi sstemli düşünce ve bilim üreten enstitüler kuruyorlardı,yine aynı dönemde Anadolunun cennet köşesi Milet'te Thales(hani şu geometride hala kullandığımız bağıntıyı bulan),Anaxsimenes,Anaxsimender,doğayı ilk kez mitoslar ve din dışında "nedensellik"içinde sorgulamaya başlamışlardı bile.Bu uygarlığın dışında kalanlar daha kıçlarını taharetlemeyi bile keşfedemedikleri halde onlar merkezi ısıtmalı genel hamamlar yapmış,ve bu hamamlara su transfer edecek olan sarnıçları mükemmel bir şekilde tasarlamışlardı bile.

Peki o çağda bilimsel düşünce çıtayı neden bukadar yükseltmişti?

 

Çok basit, çünkü Yunanlılar denize açılan,merkezi olmayan ekonomiye sahip,yerleşik şehir devletlerde yaşayan,her ne kadar mitoslara dayalı “popüler” bir inanç dünyaları olsa da “organize olmuş bir din hiyerarşileri” yoktu.ve bilim sıradan insanların işiydi..Daha sonraları Tarihsel zorunluluklar nedeni ile kıyısından bilimle tanışan İslam dünyasında ise bilim tamamen din adamlarının tekeline geçecektir.Bütün bu koşullar Yunan uygarlığı içinde düşüncenin özgürce dile getirilmesini olanaklı kıldı.,buna bağlı olarak felsefi düşünceler de özgürce tartışılıyordu.Kültürlerinde “yaradılış efsanesi” gibi bir dayatılmış saplantıları yoktu,beyinler tutsak değil özgürdü.Her türlü düşünce sınırsız tartışılabilmekteydi.Bilim bir anlamda “başlangıç” hakkında teoriler üreterek din gibi safsatalara yönelmeyi işlevsiz kılmıştır.

Böyle bir dönemde Mataryalizmin temelini atan Demokritus ve Leucippus,Atom kavramını ilk kez dile getirerek “madde”nin temel yapıtaşı olduğunu ve madde tarafından şekillendirilmeyi temel felsefe olarak kabul ettiler.

 

MÖ 400 de Atina,entelektüel aktivitenin merkezi haline geldiğinde,Muhammedin tanrısı Aristonun rahle-i tedrisine bağdaş kurmamıştı henüz.

Aristo,günümüzde hala,bilimsel düşüncede ana sistematik olan,”tüme varım-tümden gelim” yöntemini insanlığa armağan ederek bilimin ivme kazanmasına en büyük katkılardan birininde bulunmuştur.Bu yöntemle doğanın araştırılması önce gözlemlerden genel prensiplerin çıkarılması(tüme varım),daha sonra genel prensiplere dayanarak gözlemlerin açıklanmasını içermektedir.(tümden gelim).Bu yöntemin en akıllı ve en cesur uygulayıcısılarından biri ne acıdır ki 2300 yıl sonra Darvin olmuştur.

 

Evet ,Anadolu’yu da içine alan bu coğrafyadaki bilimsel ışığın yükselmesindeki hız, ne din adamlarının dumanlı vaadinden, ne de Fetullahın ışık evlerinin nurundandır.Tam aksine hiçbir doğmaya fikse olmamış beyinlerin tartışarak ortaklaşa ürettikleri beyinsel enerjiden başka bir şey değildir.Ne acıdır ki Aristonun öğrencisi olan Büyük İskender(Atatürkün hemşehrisi hi ha ho!) emperyalist ve yayılmacı maceraya atılmasıyla kitle savaşları çığ gibi büyümüş ,alev İyonya’dan Hindistana kadar olan bölgeyi sarmıştır.ve o güzelim bilim yuvaları yerlerini askeri lejyonlara terk etmiştir.Dünya devletlerinin güç dengelerinin değişmesi,Yunan uygarlığının hızla çöküşünü kaçınılmaz kılarken savaşçı Romanın yükselişini hızlandırmıştır.

Roma bilimi direk olarak karşısına almasa da ,Yunan uygarlığı kadar destek vermemiştir.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilim adamı kabul edilen Archimedes gibi bir devin ,işgalci bir Romalı asker tarafından bilinçsizce,hemde çok önemli bir problemi çözmeye uğraşırken katledilmesi bilim dünyasının en kara günlerinden biri olmuş ve bilimsel ivmeyi en az iki bin yıl duraksatmıştır.

Asıl felaket bundan sonra başlamış,Romanın yayılmacı politikaları ve kıtalar ötesi işgalleri,bitmez tükenmez savaşlara yol açmış ve bunun sonucu olarak insanlık kitlesel açlık ve kitlesel hastalıklarla tanışmıştır.Bütün bunlar olurken,yüz yıllardır kulaktan kulağa dolaşmakta olan Sümer mitolojisi efsane olmaktan çıkmış ön Asya ve Hindistanda türedi meczupların, halka arabesk makamından teselli dağıtacagı ortamı hazırlamıştır.Savaşlardan ,açlıktan ve salgın hastalıklardan yılan halklar,umarsızlıkla bu meczuplara itibar etmiş ve onların birer tanrısal kahraman olmalarına olanak vermiştir.İnsanlık tarihinin bu evresinde bilimin b si bile unutulmuş,yunan uygarlığının son kalıntıları da Mısıra ve Kuzey Afrikaya sığınmış yanlarında götürdükleri değerli bilgileri bu topraklara hediye etmişlerdir.

 

 

Yarın İslam dünyasının bilimle tanışması

 

 

Sevgiler..

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 benim fikirlerim May 20 2002, 7:37 PM 

 

Arkadaslara yorumlari icin tesekkur ederim. Benim fikrime gore, Lewis pek cok ilginc noktayi gozlemlemis olsa da, geri kalisla ilgili olarak son dile getirdigi ozgurlukle ilgili kendi fikri haric, genellikle bu konuda kafa yormus Islam dunyasindan kisilerin fikirlerini dile getirmistir. (Bu kisilerin Islam dunyasindan olmasi dogal, cunku baska kim bu konuda uzun uzun kafa yorar ki?) Ayrica Lewis, Islam dunyasina karsi kirici olmamak icin kendisini bazi noktalarda kibar davranmak zorunda hissetmis ve ornegin Islam'in eski zamanlardaki ileriligini fazla abartmis ve bu konuya gereginden fazla deginmistir bana gore.

 

Bu yuzden de bu dile getirilen fikirlerin bana gore bir kismi gecerli, bir kismi daha temel baska sorunlarin sonucu olan noktalar, ki dolayisiyla gecerli ama gercek problem olmayan noktalar, bir kismi ise tamamen gecersiz, sorunu alakasiz yerlerde arayan fikirler.

 

Ornegin kecilerin agac dallarini yiyerek topraklari coraklastirdigi fikri, sorunu nerede arayacagini bilemeyen kesimin sucu kendi uzerlerinden ve Islam'in ustunden atma cabalarinin urunu olan bir yorum. Sorunu Mogollar'da, Turk'lerde veya Yahudilerde, vs. arayan fikirler de oyle. 1000 yil onceki Mogol yenilgileri Islam dunyasindaki bugunku geriligi aciklamaz. Keciler fikri ise sacmaligin ta kendisi.

 

Bati'nin yeni kesfedilen kitalari somurmesi, tekerlegin Dogu'da Bati'ya gore az kullanimi, vs. gibi fikirler ise, gercek sebep degil, onlarin sonucu olan bazi noktalar bana gore. Nitekim Lewis'in de sordugu gibi, Neden Atlantik'e kiyisi olan Fas'in bir limanindan degil, Hristiyan Ispanya'sinin limanlarindan ayrilmistir Amerika'yi bulan gemiler?

 

Islam'in Bati'yi tanimak icin yeterince caba harcamamasi, savas haricinde iliski kurmamasi, vs biraz gercek sebebe yaklasan noktalar. Cunku bu Dogu'lularin zihinlerindeki bazi sartlanmalarin gostergesi. Bu dunyada yanlis dine ve inanca sahip bir toplumdan ogrenilecek birsey bulunmadigi, vs. gibi fikirler yuzunden. Kadin haklari konusu da oyle. Gercekten topluma buyuk etkisi ve zarari olmus ve kokeninde dunyanin anlasilmasiyla ilgili sorgulanmaz ve Tanrisal gercek bilgilere sahip olundugu inancindan kaynaklanan fikir ve uygulamalar bunlar da.

 

Lewis'in yaptigi bir tespit, hem Hristiyanlik hem de Yahudilik'te dini getiren kisilerin ilk zamanlarda gucleri bulunmayan, hatta idam edilmis, vs. kisiler olmalari ve yandaslarinin ancak zamanla taraftar topladigi, Islam'da ise, basindan itibaren dini getiren kisiyle yoneticilerin ayni kisiler olmasi sebebiyle, Islam'in hem yonetim hem de toplum hayatina cok siki bir sekilde girmis bir inanc oldugu yonunde. Dolayisiyla, Hristiyan'likta ornegin, ayri gelismis bir ruhban sinifi ve onlarin bagli oldugu bir kurum olan kiliseyi devlet yonetiminden ayirmak (laiklik) daha kolay bir islemdi. Islam'da ise Hristiyan'liktaki "Kilise"nin karsiligi olan bagimsiz bir dinsel yapilanma olmadigindan ve din adamlari basindan beri devletin ve toplum yapisinin icine islemis oldugundan, dini devlet islerinden ayirmak cok zor olmustu. Ki bu hala da boyledir. Fakat Islam'da bir Ruhban sinifi olmadigina katilmiyor Lewis. Durumun bastan bu oldugunu, fakat zaman icinde isler karmasiklastikca, dini konularda uzman bir din adamlari sinifinin (Ulema) Hristiyan'liga benzer bir bicimde ortaya ciktigini soyluyor.

 

Bu noktalar gercege daha fazla yaklasiyor bence. Islam'in Bati'yi tanimak ve icatlarindan, vs. yararlanmak icin fazla motivasyon hissetmemis olmasi, bu icatlari kendilerinin gelistirmemis olmasi, kadin haklari konusunun Islam toplumlarindaki zararli etkisi ve Islam dunyasinda dini devlet yonetimi ve gunluk hayatla, egitimle, vs ilgili karar alma mekanizmalarindan cikarmanin zorlugu bana gore tumuyle Islam dininin yapisi ve ozelliklerinden kaynaklaniyor. Tum dinlerde ortak olan birtakim ozellikler (dogmatiklik, degismeye karsi direnc, totaliterlik, vs) Islam'da daha guclu bir bicimde kendini toplum hayatinin icine empoze etti. Yani Islam'in zayifligi bir bakima gucunden kaynaklaniyordu. 1000 yil oncesinin zihniyeti ve dunya gorusu acisindan belki o zamanlarda toplum hayati ve yonetim acisindan faydalar saglamis olabilir, fakat insan yapisi olan, ilahi olmayan, yanlis olan birseyin, bu derece derin bir bicimde toplum yasantisina girmesi, o toplumun da sonunu hazirlamistir. Yuzyillardir ne kadar silkelesek de Islam'i ustumuzden atamiyoruz. O derece nufuz etmis, o derece yapismis toplum yasantisinin her noktasina.

 

Dini gunluk hayattan atma noktasinda Islam dunyasindaki diger ornekler arasinda en basarili olmus Islam ulkesi olan Turkiye'nin, diger Islam ulkelerine nazaran ustunlugu ise bunun bir kaniti bence. Fakat Turkiye'de de din hala gereginden cok daha fazla toplum yasantisindadir. Icimize islemistir. Fikirsel duraganligimizin ve ozgurluge karsi direncimizin kokenindeki temel etkendir. Bundan ne kadar kurtulabilirsek, ulkemiz o kadar ilerleyecektir.

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 ek May 31 2002, 11:20 PM 

 

Yillardir bu konularda kafa yorarim. Neden geri kaldik? Bati'ya niye bir turlu yetisemiyoruz? Nerede hata yapildi ve nerede hala yapiyoruz diye. Sonucta, isin icinde ozgurluk (ozellikle zihinlerin ozgurlugu), bilimsel dusunme becerisi, cagdas egitim, vs. pek cok nokta var ama butun hepsi donup dolasip bir noktada dugumleniyor benim ulastigim sonuca gore. O da islam dininin etkisi.

 

Bati dinsizlesmedi, ama dini halkina tam olarak reddettirmeden diskalifiye etmenin, etkisizlestirip toplum yasantisindan cikarmanin yolunu buldu. Ondan sonra bilimi, teknolojiyi gelistirdiler, ondan sonra bu gunlere geldiler. Bana gore batiyi gelistiren en onemli etken dinsizliktir. Ille ateizm degil. Ama deizm, panteizm, vs. gibi dusunce bicimlerinin hem halk, hem aydinlar, hem de bilim adamlari arasinda yayginlasmasidir.

 

Bati'da hala insanlarin buyuk cogunun Tanri'ya inandigini soylerler. Dogrudur bu, ama incelendiginde, bu ulkelerde Tanri'ya inandigini soyleyen cogu kisinin Tanri'yi farkli bir sekilde tanimladigini gorursunuz. Teizm'in "kisi tanri"sina degil, deizmin ya da panteizmin tanrilarina inanirlar cogu kisi. Bu Tanri, bilinen anlamda vahiy gonderemez. Bu yuzden vahiy konusu ve kutsal kitaplarin Tanri sozu olup olmadigi konusu ilginc bir nokta batinin inanclilarinda. Bati'nin ancak fundamentalistleri ayni bizim islamdaki sekliyle bir Tanri ve vahiy bilgisine inaniyor. Digerlerinin cogu "evrenin bir ilk sebebi" ya da "ilk devindiricisi" anlaminda bir Tanri fikrine inaniyorlar, ya da evrenin kendisine, "butunune" Tanri diyorlar, ama is vahiy konusuna gelince ya acikca vahyi reddediyorlar, ya da vahiyi de reddetmeden bilimsel bakis acilarini devam ettirmenin bir yolunu ariyor, vahyi peygamberlerin zihnine dogan bir ilham, vs. gibi goruyorlar ornegin. Sonucta kutsal kitaplarin insan yapisi oldugunu kabul ediyor, fakat bunlari yazanlarin bazi seyleri asmis, ve bir ust bilinc duzeyine ulasmis bilge kisiler oldugunu dusunuyor ve ilahi, tanrisal sozler edilecekse, o kisilerin sozunun Tanri'ya bizlerinkinden daha yakin olacagindan yola cikarak, hem Tanri'nin, hem vahyin, hem de dini inancin aslinda seklini degistiriyorlar. Orjinal seklinden uzaklastirip, farkli bir bicime donusturuyorlar.

 

Fakat bunu bile, sadece Pazar gunleri kiliseye gittiklerinde yaptiklari icin, ve diger zamanlarda tum kararlarini ve yaptiklari her seyi akil ve sagduyu temeline dayanarak "bilimsel" bakis acisindan yaptiklari icin, onlarin cogunun "Tanri" inancinin bizim bahsettigimiz teist tanri inanciyla aslinda bir ilgisi kalmiyor.

 

Kisacasi, Bati'nin sirri buradadir bana gore. Dinsizliklerindedir. Dini reddetmenin guclugu yuzunden, dini degistirerek etkisini yok etme basarilari yuzundendir.

 

Bizim ise secenegimiz ya daha once basarili oldugu gorulmus bu yoldan gitmek, ve dolayisiyla Fazil veya Yasar Nuri'ninki gibi, ya da diger acik fikirli kuran islamcilarininki gibi fikilerin yayginlasmasini saglamaya calismak, ya da artik bu devirde buna gerek yok, dogrudan sonuca gelebiliriz diyerek, Amerika'yi yeniden kesfetmenin alemi olmadigi icin, insanlardan dogrudan dinsiz olmalarini istemek, vs. gibi bir yol izleyebiliriz.

 

Yetiskin kiside ikinci yol islemeyecegi icin bu yolu gencler ve cocuklarda kullanmali, yetiskinlerde ise ilimli islam propagandasi yapmaliyiz aydinlar olarak diye dusunuyorum.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.180.51 Re: Sorun Neredeydi? June 12 2002, 10:37 PM 

 

Yarın dedim ama üzerinden kaç gün geçti bilmiyorum,yüzeysel değinmek istemediğimden ciddi yazmak istiyordum,bende Mantık gibi bu konuyu çok önemsiyorum.

B.Lewis in “yanlış giden neydi” sorusunu hiçbir zaman sormadım,aklıma bile gelmedi bu soru ,şimdi de sormayacağım,çünki bu soruyu sormayı anlamlı bulmuyorum,Bu konuda yetkin bilim tarihçilerinden birisi olan Prf.Cemal Yıldırımın yıllar önce Bilim Tarihi diye bir kitabını okumuştum.Yıldırım; Yunan uygarlığının Roma karşısında yok olması ve Hıristiyanlığın yükselmesi ile birlikte bu bilgi denizinin doğu kültürüne akması,ve bilimden bi haber olan bu toplumların bu bilgili insanlara kucak açmalarına neden olmuş ve bunların eserlerini tercüme etmeye koyulmuşlar ve bu noktada da kalmışlar şeklindeki görüşü aklımı başıma getirmişti.

O gün bu gündür bu konularda bir çok yayın okudum ve bu benimsediğim fikrimi değiştirecek bir tez e ulaşamadım.

Bir konuyu incelerken olaya derinlemesine değilde yüzeysel bakarsak yanılırız.yıllarca koltuklarımızın arasına sıkıştırdığımız karpuzlarla yapay olarak şişinip “bir zamanlar İslam dünyasının elinde olan bilim”diye başlayan ve içtenlikle kendimizin bile inanmadığımız nutukları bir tarafa atıp olguya tarih ve kronoloji disiplini ile bakarsak hem aklımız başımıza gelir hem de oturup,bizi daha çok ilgilendiren “peki ne yapmalıyız”ın yanıtını bulabiliriz.

 

Milattan önce Apollon tapınağında ikamet eden Tanrıyı,Atmosfer dışında bir yere oturtan insan oğlu,Tanrının gölgesinin Dünyaya düşeceğini ve bu gölgenin altında ikibin yıl karanlıkta kalacağını hesaba katmamıştı.

 

İsa dan 450,Muhammetten 1000i aşkın yıl önce Sokratesin aklını kurcalayan bir söz vardı

 

“GNOTHİ SEAUTON” kendini bil

 

o dönemdeki Apollon tapınağının alınlığında koca harflerle kazılarak yazılmış bir sözcükmüş bu.

Osmanlı devleti kurulduğu sıralarda (1299) bu gün önünden binlerce insanın geçtiği Ayasofya tapınağı 800 yaşında idi,ve Defli tapınağının üstüdeki yazı ise 1800 yaşında

 

Tanrının gölgesi ile karanlıkta kalan insanoğlu iki bin sene ne kendini bilme,ne de kendini tanıma fırsatı bulabildi.

Bu karanlıktan yaralanmak isteyen egemen güçler iki bin yıl bilim ve felsefeyi bir kenara itip kan ve yağma üzerine kurulu bir rant ekonomisi geliştirmişti.oysa aklın yarattığı bilim,cesaretin çoğalttığı şehitlerle nereye kadar dengelenebilirdi ki?

 

Marx,tarihin sürekli çıkar çatışmalarıyla sentezlerinden oluşan ve durmadan değişen dinamik bir yaşam tablosu olduğunu söyler.

Onun için de şöyle der;

“Geçmişte ne olmuşsa,başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur”.

Marxın bu yaklaşımı tüm dünyada yaşayanları tek bir toplum olarak gördüğünüzde ve bu toplumun tarih içindeki eylemleriyle değişimini bin yıllık zaman dilimlerine bölerek incelendiğinde doğrudur.Ama Dünyadaki yaşayanları diller,dinler,ırklar,sınırlar,bayraklar,ayrımına göre incelersen çok daha farklı tablolar çıkar ortaya.

.İnsan aklıyla toplum aklının,yine kendi öz çıkarlarına göre çok daha olumlu kullanımı olası iken bunun neden öyle kullanılmadığını gördüğünde Mantığın sorduğu sorunun yanıtı çıkar ortaya,”başka türlü olamayacağı için”,çünki dinin zehirli atmosferi yeni yeni düşünlerin

filizlenmesini önlüyor ve o umut yüklü tazecik filizleri tıpkı asit yağmurları gibi gelişemeden zehirleyip kurutuyordu..

Ne İslam tarihi,ne de onun uzantısı olan bizim Osmanlı tarihi bu açıdan hiç incelenmedi,ve sürekli bir övünme düzlemine maya yapıldı..sanki geçmişte çok iyiyken giderek kötüleşmişiz gibi,.oysa Muhammet ten son padişah Vahdetine kadar tüm egemenlerin,”sonsuz” olan irade özgürlüğü,”akıl” aydınlığına gerek duymuyordu,böyle olunca da belgelere ve matematiğe dayalı mantık ölçülerine göre değil,söylencelere ve çıkara dayalı uydurulmuş fetvalara göre en olmayacak kararları alıp uygulamaya kalkılıyor sonunda da ortalık amaçsız bir mezbahaya dönüyordu.bu toplumsal kararların dayanak noktasının safsatalara dayandırılması hem birey hem toplum iskeletinin bel kemiğini çarpıtıyordu..

.son analizde “üretim” dinamosunu gazlamak yerine,”yağma ve sömürü” kolaycılığına zamk gibi yapışıldığı için bilim bırakınız gelişmeyi yaşama şansı bile bulamıyordu

Düşünün ki koca Osmanlı imparatorluğunun hiçbir zaman bir ticaret filosu bile olmamıştır.bu yüzdende “kar-zarar” bilinci asla gelişememiştir.İslam egemenleri,sınırsız iradelerini kullanırken,aklına estiği gibi davranma özgürlüğüne sahiptir.Bu özgürlüğün kullanımını,titiz bir”kar-zarar”hesabının rantabilitesi üstüne oturtmaya gerek görmemektedir.Savaşların kaç paraya ve kaç kişiye mal olacağı,karşılığında ne getirip ne götüreceği gibi makro ölçülerde bir değerlendirme yapma alışkanlığı yoktur,.yine bu alışkanlıkla kadroların oluşumunda ,değerlilerle,başarılıların ön plana çıkarak kadirlerinin bilinmesi gibi kendiliğinden çalışması gerekli bir eleme bile yoktur.egemenin iradesi mutlaktır bu irade önünde değerli ve değersiz eşittir,ne suçlu için mahkemeye gerek vardır ne de törensel infaz alayına.,cellatın yağlı kemendine egemenin alt ve üst dudağı kadar yakınsınızdır.hesaba ve akla dayanmayan bir yaşam biçimi içinde ne bilimin nede ticaretin gelişmesi beklenemez di.

Oysa daha Osmanlının kurulmaya başlandığı günlerde sıradan bir tacir olan Marco Polo Avrupa ile Asya arasında mekik dokuyor.Moğol ve Çin imparatorlarının çadırından çıkmıyordu.işte bu yüzdendir ki şimdilerde üretsek bile dış satımda istenilen ölçeği yakalayamayışımız ta o günlere dayanır.İslam egemenlerinin bol bol insan harcayarak başarı kazanma çabaları ,sadece kahramanlık edebiyatının pompalanmasıyla sürdürülüyor ve bununla yetiniliyordu.Akılla, pompalanmış kahramanlık edebiyatının dengelenemeyeceği fikrine alışık olmayan beyinleri yüzündendir ki bu coğrafyada ne bir Bacon,çıkabildi ne de bir Descartes,bu boşluğun hepimizi saran sıkıntılarını da kahramanlık övünmeleriyle pansumanlamak,temelde hiçbir işe yaramadı,ezberlenmiş kalıpsal övgüleri peşpeşe sıralayanların kolayca alkışlanmalarını sağlamak dışında.

 

İslam aleminin Dünyadaki yerini saptamak için en pratik yol Dünyayı tanımaktır.

Ateş, Muhammetten 500 000 yıl önce keşfedildi.

Dikiş iğnesiyle düğme ise 160 000 yıl önce

İlk yazıyı taş üstüne Sümerliler yazdılar muhammetten 4000 yıl önce ama ne yazık ki kuranı yazanlar onu taş üstüne bile yazıp ölümsüzleştirmeyi(!)akıl edemediler.

Sümerlerden 500 yıl sonra mısırlılarda yazdılar,

Taş üstüne ilk yazılmış Türk yazıtı ise isadan 732 yıl sonradır(kureyşlilerden daha akıllı olduğumuz o günden belliymiş)

Bizim tarihimiz sanıldığı gibi çok eski değildir ,tam aksine çok yeni bir tarihtir,bizden daha genç bir toplum var o da Amerikadır,

Demirci körüğü Osmanlının kuruluşundan 3000 yıl önce keşfedildi eski Mısırda

Taş köprü yine Osmanlıdan 2000 yıl önce yapıldı Romada

Su değirmeni 1500 yıl önce Romada

Matbaanın icadı da İstanbulun alınışından 17 yıl öncedir.

Görülüyorki tarih ,şişirilmiş zaferler ve saklanılan bozgunlardan ibaret değilmiş.

İnsanlık yaşamını direk etkileyen bilimsel ve teknolojik çabaların da tarihte önemli yeri varmış.

Sanatsal çabalarında…600 yıllık Osmanlı-islam kültürü içinde evrensel düzleme oturtacak ne bir ressam,ne de bir müzisyen çıkmıştır.en övünülecek bestekar olabilecek olan Dede efendi evrensel olmaktan çok uzak olmayı bırakınız,kendi toplumumuzda bile 100 de5 kişi tarafından tanınması olası değildir,sanatçı sınıfına sokulabilecek birkaç mimar ve minyatür sanatkarları ise ya Yahudi ya da ermeni devşirmesidir(mimar Sinan gibi),çünki Osmanlı yaşam biçiminde bu tür uğraşlar” hizmet” işi kabul edilmekte ve azınlıklara bırakılmakta idi.Cumhuriyetin kuruluş döneminde yurdu terk eden azınlıklar giderken bilgi ve deneyimleri ile birlikte gittiklerinden Türk ulusu yıllarca bunların yokluğunu çekmiş,onların çırakları olan birkaç Müslüman çocuğa muhtaç olmuşlardır.

“Bir zamanlar bilim bizim elimizdeydi” şişinmesi kaydıraksız bir masturbasyondan ibarettir.çünki---- bilgi asla yok olmaz---insan yok olur bilgi kalır.bilgiyi nasıl yok edebilirsiniz ki? Bu konuya verilecek en gerçekçi örnek Alman ve Japon mucizesi dediğimiz,olağan üstü kalkınma modelidir.Birincisi bizim zavallı bir yaklaşımla “mucize” dediğimiz şey mucize falan olmayıp “bilgi”nin ta kendisidir.bilim evreninde mucize falan yoktur,mucize olması olanaksız olananın olmasıdır ki böyle salakcca bir durum kabullenilemez,burada gerçekleşen durum,eski bilgilerin daha akılcı, daha yararlı ve daha hırslı kullanılmasından ibarettir.ikinci evrensel savaşta yerle bir olan Almanya sanki savaş öncesi çok geriymişte 15 senede Allah yürü ya kulum demiş gibi kalkınmışmış.olurmu böyle saçmalık adamlar Dünyaya tek başlarına kafa tutacak düzeyde sanayileşmiş,bilim toplumu olmuşlardı bile o yıllarda,bilgi yok olmaz ve olmadı da ,çabucak toparlandılar.Japonlar da öyle Amerikan donanmasının üzerine arı sürüsü gibi akın akın savaş uçağı gönderen,Mançuryadan,Avustralyaya kadar olan bölgeyi işgal eden millet,bu işleri mucize ile değil,bilim ve teknolojinin mayası olan bilgi ile yapıyordu,ve Atom bombası ile yerle bir edilip bir anda milyonlarca insanını kaybeden Japonya belleğindeki bilgileri yok etmemişti,çünki bilgi yok edilemez,ama belleğinizde bilgi zaten yoksa,bizim gibi yapacak tek şey maziye dönüp dönüp iç çekerek avunmak ve şişinmektir yalancıktan da olsa..

 

Yavuz selim Yunus paşaya kızıpta vurdurduğu kellesini üç gün elinde taşıdığı günlerde ,matbaa bulunalı 81 yıl olmuş,Massachusett teki ünlüHarward üniversitesinin kuruluş çalışmalarına başlanmıştı ve İtalyada ilk gözlüğün yapıldığı 250 yıl olmuştu bile.

1600 lü yıllara gelindiğinde bizimkiler şeyhülislamlık makamı için birbirinin ayağının altına karpuz kabuğu koymaya çalışırlarken,Hollanda da mikroskop icat edilmiş,Galileo teleskobu bulmuş,Kepler gezegenlerdeki hareketlerin belirli bir yasaya uyduğunu kanıtlamış,İngilterede ise kurşun kalem çoktan icat edilmişti bile..

 

 

sevgilerle..

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.137.118.222 ali oktay June 13 2002, 8:04 AM 

 

Iki yazinda da verdigin bilgiler cok guzel. Islam dunyasinda "Bir zamanlar bilim bizden sorulurdu, bu sonradan bozuldu" yaklasiminin sebebi zaten acik.

 

Ama anlasildigi kadariyla, Hristiyan dunyasindan bir uzman olan Bernard Lewis'in de benzer yaklasimda bulunmasi, olsa olsa iyi niyetinden ve kibarligindan kaynaklaniyor. Batili bir tarihci olarak butun bir uygarligi kucumsemek istemiyor, bir zamanlar ileri bir uygarligimiz olduguna vurgu yaparak, bir bakima gururumuzu kurtariyor.

 

Gerci islam uygarligindaki bilimin kokeninin eski yunandan aktarilan ve korunan bilgiler oldugunu kitabinda da soyluyor.

 

Bu donem, batinin karanlik cagda oldugu doneme denk geliyor ve aslinda cok surmuyor. Bu donemin sebepleri ve nelere dayandigi ise yukarida verdigin bilgilerden sonra daha acik hale geliyor.

 

  

 

knz

(no login)

195.174.105.180 farklı olan neydi ? June 13 2002, 9:14 AM 

 

sorun dinin kendisi olabilir tabi.

 

benim ki bir başka bakış açısı;

sebep coğrafya sonuç bedevilik.

 

Henüz iman sizin kaplerinize inmedi diyor.

onlari düşman ilan etmiyor.

çünkü kimse o düşmanla başedemez.

sadece onları kontrol edeceğiniz ip uçları veriyor.

onlara da siz namaz kılın, oruç tutun diyor.

 

ozamanlar peygamber de ödün vermek zorunda kalıyor.

sonrası gelmiyor,..

dışardan gelenler dini bedevilikten öğreniyor.

aksine onlar da bedevileşiyor.

çöl rüzgarları dünyayı kavuruyor.

eeee çölün adaleti

siz sulak yerlerde yetişeceksiniz.

Çöle borç ödemiyeeksniz.

çık çık..

olmaz öyle şey.

 

ve 21. yy ,,hala iman kalplere inmiyor.

bu imanın ne olduğunu sorarsanız, bedevilerin tarifi

ile cevap vermeye alışmışız.

bedeviler artik deveye değil ,super arabalara biniyor.

ama farketmiyor. evet çölün rüzgarını hissediyorsunuz.

hem de yanı başınızda. çöl intikamını böyle alır.

bugün çöl için ne yaptın ?

 

nasıl yazı ama

 

  

 

utarid

(no login)

212.252.6.203 Sorun neredeydi! June 13 2002, 1:43 PM 

 

Uff yazlar cok uzun!

 

Zamanim olursa ben de katilirim.

 

Simdilik Byes.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.180.39 Re: Sorun Neredeydi? June 13 2002, 7:20 PM 

 

Bu gün Ulusal takım Çini yendi ve tur atladı kutlarım,Lise yıllarımda basketbol oynadım(Yıldız milli)ama futbolla pek ilgili olduğumu söyleyemem,ama bu günki tur'a çok sevindiğimi söyleyemem,çünki başkalarının başarısızlığı üzerine kurulmuş başarılari içim almıyor.

bu günkÜ Hürriyette spor sayfasında bir haber vardı,İsveçin tur sevinci 238 milyara patlamış İsveç'e

nasılmı?maç nedeniyle ekonominin iki saat durgunluk göstermesi(stop etmesi değil) İsveç ekonomisine 238 milyara patlamış,ve ekonomi profesörü diyorki daha sıkı çalışıp bu açığı kapatmak zorundayız.

 

ne demiştik? müslümanlar kar-zarar hesabı bilmezler...

 

merak ediyorum,acaba bizim televole profesörleri(hemde tümü de ekonomist) böyle bir hesap yaptılar mı?

gözümle görsem inanmam...

 

Her Ramazan ayında hep bunu düşünmüşümdür..

acaba bu işten erken kaytarmalar,oruç nedeniyle düşen performans,gereksiz yere artan tüketim,ve buna bağlı onlarca olumsuz gelişme bize kaça patlıyor diye...

bunları memurları düşünerek söyledim,oysa endüstri kesiminde tam üç saat erken paydos yapılyor Ramazan ayında..

 

şimdi kağıdı kalemi ele alın ve hesap edin,

 

birde bunu tüm islam alemine vurun,

 

işte yanlış giden neydi sorusunun bir yanıtı.

 

kar-zarar hesabı yapmanın tam zamanı....

 

  

 

knz

(no login)

195.174.105.180 Re: Sorun Neredeydi? June 14 2002, 8:29 AM 

 

ultraid internet kafeler 1 milyon olmuş.

dediğin gibi sıcak biryandan.

Nasıl bir çözüm bulabiliriz bilmiyorum.

Nasıl sebep olduk bunlara.

yani konunun başlığı kafalara güm.

 

*bedevilerle ilgili , iman sizin henüz kalplerinize

inmedi ayetinin numarası neydi ? hatırlayan var mı ?

 

ilahi ali, kaybeden koskoca ÇİN.

ekonomisi iyi , ımf ye muhtaç değil.

Bizim morale ihtiyacımız vardı.

 

en azından bu bir başlangıç olabilir.

yoksa sen şirketinde maçı seyretirmedin mi ?

despot patron yani

Matematik zordur. hele hele sosyal matematik

isveçe 288 milyar zarara patlar ,

fakat Türkiyede o günkü iş günü kaybı , parasal

kazanç olabilir. dedim ya tuhaf şey matemetik.

 

 

 

 

 

  

 

utarid

(no login)

212.252.6.203 Sorun Burada! June 14 2002, 4:05 PM 

 

Selamlar.

 

(KNZ bakalim bu yazi bana kaca malolcak :P Dedigin gibi saati bir milyon:) )

 

Hatırlıyo musunuz bundan bir yil önce esnaf eylemleri olmustu. Herkes hükümeti ve IMF yi pretesto icin sokaklara dökülmüstü.

 

O esnada Mesut Yılmazin bir sözü dikkatimi cekti.

-Halki dinsiz biraktik..

 

Baslarda "ne alaka" demistim. Daha sonra sunu anladim.

 

Arjantinde de benzer bir kriz olmustu ve halk gösterileri eyleme dönüstürmüstü. Bunu basarisiz olan yöneticilerin tutuklanip hapse atilmasi takip etti. Arjantindeki gösteri ve yagmalar halen sürüyo.

 

Bu bana fransiz ihtilalini hatırlatti. Fransizlarin bu ihtilali butun avrupa yönetimlerinin gözünü korkuttu. Adeta ayagini denk aldirdi. Avrupa bugunki gelismislik seviyesini adeta bu ihtilale borcludur. Etkileri günümüzde bile hala sürmektedir..

 

Yavuz Sultan Selim zamaninda da Anadoluda buna benzer yönetim bozukluklarin kaynaklanan BABALİLER isyani olmustu. Yönetim tarafindan kanli bir sekilde bastirirlmisti. Ve ayaklanmalara kılıf bulunmakta da gecikilmedi. Babaililer Islama aykiri bir mezhep olarak damgalanip nitelendi. Dinsizlikle suclaip toplumdan dıslandilar. Yönetimden hatalarindan kaynaklanan haksizlik, su istimal ve ekonomik cöküntü neden bu yönde cözüm üretilmektense "Dine Aykiri bir mezhebin" isyanı olarak kabul edilmisti?

 

Bizim Türkiyede ve Arap ülkelerinde Islamin sadece bir yönü kabul ediliyor. O yön de yönetim-bürokrasi ve askeri sinifin isine geliyor. Halkin gelismeyi tesvik edici itici gücü islamin tasavvufi yorumuyla engelleniyor.

 

Bu yorum aynen sunu gerektirir. Basina bir bela, musibet ve aclik gelirse icine kapanicaksin. Diceksin ki "Allahim buna da sukur, daha kötüsü de olabilirdi. Allah vatana millete padisaha (ya da Ankaraya) zeval vermesin. Tam bir "Tuza bandim ekmegimi" edebiyati.. Kadercilik..

 

Halbuki zamaninda Fransada (Kralice "ekmek bulamiyoruz, acız" diyen halka "öyleyse pasta yeyin" diyodu) ve günümüzde Arjantinde olan olaylar halkin -baslarda yıkıcı olmasina ragmen- gelismeyi itici gucünü temsil ediyo. "Bas bas paralari Leylaya bir daha mi gelicez dünyaya" diyen halk iyi yasamak istiyor. Gözü acık. Dinle ya da diger seylerle uyusturulmamis. Kendisini sömürtmüyor. Sıkıysa sömür, sıkıysa istismar et. Ayaklaniyor.. Ya da secim sandiginda verdigi cevap cok net ve yönetenler icin cok aci oluyor.

 

Islam ülkelerinde ise durum böyle degil. Marxin dedigi "din halkin afyonudur" ve Makyevelli'nin dedigi "Din zeki devlet adamlarinca halki kolayca itaat altina alip sömürmek amacıyla icat edilmis bir faaliyetler toplulugudur." Dikkat edin bu tarifler tam bir sömürü ve istismar dininin tarifleri.

 

Buna da yol acan dinin tasavvufi yorumu. Resmen kadercilik.. Cekil inzivaya, dua et Allah'a. Daha kötüsü de olabilirdi.. Bu da gecer.. Halbuki durum böyle degil.. K.Kerim demiyoru mu: "Bir toplum kendi durumunu degistirmesse Allah kesinlikle buna müdehale etmez. Kendisini degistirip duzeltmedikce Allah mevcut durumu degistirip duzeltmez!"

 

Ilk zamanlar böyle degildi. Peygamberimiz ve sahabe devrinde gelisen olaylar bunun tam tersiydi. "Bir hata yaparsam ne yaparsiniz" diyen Hz.Ömer'e cikıp normal bir vatandas: "Seni kılıclarimizla düzeltiriz ya Ömer!" diyebiliyodu. Dikkat edilirise ilk dönem Islam toplumu kanli savaslara sahne olmustur. Ama bu durumu ateistler kötüye yorup hatali buluyo. Bence hic de böyle degil. Peygamberimizin amacinin ne oldugunu en iyi sekilde bilen ilk müslümanlari dünyaya ve dünya nimetlerine de düskündüler (ki bence böyle olmali) ve kesinlikle koyun gibi güdülmüyorlardi. Gercegi ariyorlar ve ne pahasina olursa olsun savunuyorlardi. Peygamberimiz degil miydi "Hic ölmüyecek kadar dünya icin calisin, yarin ölecekmis gibi ahiret icin..")

 

K.Kerim "tatil" diye bir kavrami kabul etmez. Kendisini nitelerken "O her zaman bir olus icindedir" der. Müslümanin görevi degil mi "Allah'in kemal sıfatlariyla bezenmeye calismak?".

 

K.Kerim Cuma tatilinden bile bahsetmez. Cuma namazi kilin der ardindan hemen Allahin sizin icin verdigi rızkı aramak calismak icin dagilin der. Yahudileri cezalandirmak icin "cumartesi gününün tatil yapildigindan bahseder" ve bu konuda onlarla dalga gecer.

 

Ali Oktayin bahsettigi oruc konusuna gelince. K.Kerim yolculuk esnasinda (90 km) ve herhangi bir agir is ya da calisma durumunda oruc tutmayi mekruh görür. Kesinlikle müsade etmez. Hz.Peygamber bir sefer sırasinda herkezin gözü önünde orucunu bozmus, bozmayanlari da kınamistir. Savmi Visal (iki gün yemeden ya da sahur yapmadan oruc tutmak) kesinlikle yasaklanmistir. Peygamberimiz uzun süreli oruc tutanlari, günlük islerini ihmal edenleri kınamistir.

 

Osmanli devleti geri kaldigini savaslarda aldigi yenilgilerle somut olarak anlamaya basladi. Ve gelismeyi, modernlesmeyi halka indirgeyemedi. Modernlesme faaliyetleri hep tabansiz ve temelsiz kaldi.

 

Günümüz Türkiyesinde de ayni. Ataturkün amaci dini kesin bir sekilde red degildi. Gelismeyi halka indirmek ve o kahrolasi Afyon dininin önünü kesmekti. Bir insani afyon müptelaligindan hemen vazgeciremessiniz. Ancak tıbbi yöntemlerle daha az bagimlilik yapan baska yöntemlerle bunun önünü kesebilirsiniz. Aksi durum halki öldürür. İsi cıkmaza sokar. Zaten realiteye aykiridir.

 

Ateizm le bu olmaz. Gerilim dogurur. Simdi diceksiniz ki her dogumdan önce sancı olur. Maksat sancisiz olmasi degil, bebegin saglam sekilde dogmasidir. Cocugu almak care degil. Ateizmin sezeryenini bulmaniz lazim. Ama 6 aylik bir cocuga sezeryen de yapilmaz ki kardesim.

 

KNZ care nedir? Care tepki degildir. Kuru gürültü hic degildir. Dinin ne oldugunu tam bir sekilde tesbit etmektir. Senin de dedigin Din cok buyuk bir güctür. Sihirli degnektir.

 

Bu degnegi Ankara egemenlerin elinden almak lazim. Peygamber zihniyetindeki gercek kullanicisina vermek lazim. Gercek dini, arı dini, sahih sünnet ve Kuran dinini insanlara ögretmek lazim...

 

ISLAM KESINLIKLE GELISMEYE ENGEL DEGIL!

 

Byes..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.181.168 utarit June 15 2002, 9:28 PM 

 

görüşlerine büyük oranda katılıyorum ve olumlu yaklaşımlar olarak niteliyorum,akılcı ve bağnazlıktan uzak,bu perspektifteki inançlı arkadaşlara saygı duyuyorum,ateizmle ilgili görüşlerin tam doğru değil,çünki ateizmin sezaryen bir operasyon tavsiyesi yok,çünki ateizm bireysel bir yaklaşımdır,ateistsinizdir ya da değilsinizdir,ateist toplum bir ütopyadır,çekinecek yada hedef yapılacak bir anlayış değildir,ayrıca ben kişisel olarak renkli insanlardan oluşan toplumda yaşamayı monotip toplumlara tercih ederim,çok kültürlülük gerçekten enfes birşeydir.bizim yaptığımız olgulara bilimsel bakış açısını egemen kılmaktır,onun dışında insanların neye inanıp inanmadıkları hiç umurumuzda değildir,ve karşı tarafında bize böyle yaklaşması dileğimizdir.inanan arkadaşların inançlarını sonuna kadar yaşamalarını dilerim ama bir şartla inanmayan insanların özgürlüklerini,eğitimlerini,öğrenimlerini biçimlendirmemek koşulu ile.ateizm nasıl bireysel bir yaklaşım ise teizmin de bireysel düzlemde kalması en temel arzumuzdur.

 

sevgiler..

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.181.168 knz June 15 2002, 10:00 PM 

 

maçı seyredemedim,akşam haberlerde sadece golleri seyrettim çok kaliteli gollerdi,elbette çok sevindim ama benim söylediğim çok farkl bir şey,o kadar kontrolsüz ve hesapsız yönetiliyoruz ki beni çok korkutuyor,İsveç örneği çok önemliydi çünki İsveç ekonomik sıkıntıları ve toplumsal açmazları olmayan bir refah toplumu buna rağmen adamların yaklaşımı inanılmaz,ama biz ne yapıyoruz? dünkü gazeteler yazıyordu maçsırasında Çin heyeti ile toplantı yapan bizim hıyar bakanımız Çinli bakandan rica etmiş toplantıyı erteleyelim maçtan sonra devam edelim diye,ama aldığı yanıt-o sadece bir spor müsabakası biz devlet işimize bakalım - şeklinde olmuş, ne acı bir durum ve çok utandırıcı bir yanıt.

 

Ayrıca Milli takımın maç öncesi namaza durması da inanılmaz ve yakışıksız bir durum,demek Şaban Şükür ve taifesi artık Allahtan medet umuyor zavallılar.

 

 

  

 

SAYGIN

(no login)

195.175.211.230 Bende İsterim June 15 2002, 10:06 PM 

 

Ali Oktay Çok kültürlü bir toplum tabii ki güzel, bir toplumun birden fazla kütürel özelliklere sahip olması aslında diğer toplumlarında isteği olmalıdır. Bence insanlar farklı kültürden de olsa bir arada yaşamalılar.Bu o yere büyük bir zenginlik katacaktır. Fakat bazı nedenlerden ötürü örneğin gelişmişlik düzeyi, inanç farklılığı, tarihsel vb. nedenlerden ötürü bu biraz zor görünüyor.Ama olmaz demiyorum umarımki olur fakat bir zaman gerekiyor.İnsanlığın gelimeşi kolay bir iş değildir.

 

  

 

utarid

(no login)

194.27.53.4 Dogru tesbit.. June 17 2002, 1:53 PM 

 

Ali Oktay!

 

"ben kişisel olarak renkli insanlardan oluşan toplumda yaşamayı monotip toplumlara tercih ederim,çok kültürlülük gerçekten enfes birşeydir"

 

İste aradıgım cümle.. Bence bircok seyin çözümü bu cümlede sakli. Muhtesem bir ifade!

 

Gelisebilmek, yerinde sayıp durmamak cözümü olan problemleri saglam bir bilgi birikimiyle, dogru yöntemlerle, dogru kisilerle tartısmayi gerektirir.

 

Dikkat ediyorum da zihinsel enerjimizi cözümü tamemen imkansiz, her türlü subjektif yorumlara acik kolayca ideolojiklestirilebilen, tepkisel-ayrımcı-yıkıcı konulari sloganvari bir sekilde polemike edip duruyoruz. Sonunda da bir arpa boyu yol alamiyoruz.

 

Bosu bosuna enerji israfi. Zihinleri gerekli, öncelikli konulari tartismaya güdümlemek lazim.

 

Bundan dolayi yukardaki sözüne aynen katılıyorum. Bizim bu asıl bu konuyu tartismamiz lazim..

 

Byes..

 

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1