Şeriat ve Türkiye

Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ

December 4 2002 at 1:12 PM ali oktay  (no login)

from IP address 195.175.135.136

 

 

Türkiye neden şeriat devleti olamaz.

 

 

Türkiye asla bir şeriat devleti olamaz. Bu kesin yargıya nasıl varabiliyoruz. Yada doğru mudur bu yargı.bunu irdelemeye geçmezden önce şeriat devleti nasıl olunur önce buna bakmak gereklidir.ki işimizi kolaylaştırıp bir şablon hazırlayalım ve bakalım bizim ülkemiz bu şablonun sınırları ile örtüşecekmi.

 

Şeriat devleti tanımı tıpkı islam ve islam devleti tanımları gibi tam karşılığı olmayan yada bu konuda uzlaşısı bulunmayan lastik gibi herkesin kendi açısına göre çekiştirdiği daha doğru bir açınımla kendine yonttuğu bir kavram.

 

Bu yazıda Dünyadaki islam şeriatı ile yönetilen ülkeleri tek tek ele almanın hem çok yer kaplayacağı hemde izleyiciyi çok sıkacağını gözeterek hem bu forumda hem de kamuoyunda diğerleri kadar iyi tanınmayan Sudan örneği ile yetineceğim. Okuyucudan isteğim yazıyı okurken Sudanın geçmişi ve bu günü ile birlikte sosyal yapısı ,ekonomik düzeyi,kültür ve eğitim düzeyi,bağımsızlık bilinci gibi durumunu ülkemiz ile kıyaslayarak bakmalarıdır.görülecektir ki hiçbir ortak payda mevcut değildir.ama islam şeriatı ile yönetilen diğer ülkelerle Sudan karşılaştırıldığında ortak olmayan payda azınlıktadır.Buraya kadar tamam diyelim ama burada bırakırsak çok yanılırız çünki şeriat bir amaç değil bir araçtır.bunu ıskalarsak şeriatı bir matah yerine koymuş ve muhatap almış sayılırız.ve en önemlisi asıl gerçeği gözden kaçırmış oluruz.şeriat bir araçtır.

 

 

 

  Respond to this message   

 

Author Reply

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 4 2002, 1:15 PM 

 

 

 

İslam şeriatının kıskacındaki ülke Sudan.

 

Afrika'nın en büyük devleti olan Sudan Cumhuriyeti, İngilizlerin terk etmesinin ardından dinsel bir kan gölü haline gelen ikinci ülke oldu.

1890'lardan beri, kendini "Korunan Kutsal Kişi" ilan eden Mehdi, korkunç dinsel savaşlara neden olunca, İngilizler Sudan yönetimine el koyup tekrar barışı sağladılar. Sonunda, Britanya, kuzeyin Müslüman Arapları ile güneyin Hıristiyanları ve Animist kabileleri arasında sokacak savaşın sahnesini hazırlayıp, 1956'da ülkeyi özgür bırakmayı kabul etti.

Güneydekiler, kuzeydeki çoğunluğun İslam kurallarını yerine getirmeleri için onlara baskı yapmasından korktular. İngilizler daha çekilmeden önce isyan hareketlerine başladılar. Bu hareketler, 17 yıl süren ve tahmini olarak 500 bin kişinin ölümüyle ve 750 bin kişinin evsiz kalmasıyla sonuçlanan bir kutsal savaşa dönüştü. Sonunda 1972'de anlaşmaya varılabildi.

Daha sonra 1983'de, başkan Cafer Muhammed el-Nimeyri tüm ülkeyi hırsızların ellerinin ya da ayaklarının kesilmesi, evlilik dışı ilişkilerin taşlanarak öldürmeyle cezalandırılması ve diğer suçluların kırbaçlanması gibi hükümleri geçerli kılan sert bir şeriat sistemiyle yönetmeye kalkınca, her şey tekrar başladı.

Ondan sonraki 18 ay boyunca 400 hırsızın cezası kutsal kılıçlarla uygulandı. Kötürüm bırakılmış insanlar acınacak halde, tozlu yollarda dilencilik yapmaya başladılar. Uluslar arası tepki arttı. Amerika, Sudan'ın İslam yasalarını Hıristiyanlara dayatmalarının bir insan hakları suçu olduğunu ve organ kesmenin zalim ve insanlık dışı bir ceza biçimi olduğunu belirtti.

Bazı Müslümanlar dahi olayları protesto etti. Cumhuriyet Kardeşleri adlı tarikatın başı olan Mahmud Muhammed Taha, şeriatın kaldırılması çağrısında bulundu. Ama dinsizlikle suçlandı ve ilahiler söyleyen 2 bin insanın önünde asıldı. Tarikatı yasaklandı.

Şeriat cezaları gülünç cezalara daneden oldu. Kadın iççamaşırı ile yakalanan birisi bu çamaşırları giyerek üç ay boyunca bu kılıkta dolaşmaya mahkum edildi.Organ kesme günlerinin gazetelerde reklamları çıktı ve Hartum'daki Kober hapishanesine büyük insan kalabalıkları geldi. Hapishanedekiler kesilmiş elleri ve kollarıyla direklerin ucunda sallanırken, toplanan kalabalıklar çılgın ilahiler söyledi.kesilen eller açık artırmalarda satıldı.yada aç köpeklere ikram edildi.zina suçlaması ile tutuklanan kadınların vaginaları kızdırılmış demirle dağlandı ve recmedildi. Alkol taşımanın cezası kırbaçlanmaydı ve ziyaret için gelmiş bir İtalyan rahip kutsal şarap taşıdığı için hırpalandı.

Yaşam her yönüyle etkileniyordu. Yol üzerine kurulmuş barikatlardaki İslami polis devriyeleri zina yapanları bulmak için arabaları durdurdular. Tutuklanma tehlikesine karşı evli çiftler evlilik belgelerini sürekli taşıdılar. Yetişkin kızlarıyla yolculuk eden bazı adamlar zina suçlamasından korunabilmek için kızlarının doğum belgelerini yanlarında taşıdılar. Görüldüğü gibi İslam ve onun gönüllü kölelerinin aklı ,Dünyanın hangi bölgelerinde olurlarsa olsunlar hep bacak arasında.

 

1985'de Nimeyri düşürüldü ve yerine, tarihteki Mehdi'nin torunlarının torunlarından olan Sadık-el-Mehdi geçti. Yeni Mehdi şeriatı kaldıracağına söz verdi ama hükümetteki aşırı dinci Müslümanlar bunu reddettiler. İç savaş daha da kötüleşti. 1988'de Mehdi, elden çıkmış olan güney bölgesine yapılan yiyecek ilaç yardımının durmasını istedi. Yardım için çalışanların tahminlerine göre 250 bin güney Sudan'lı 1988'de açlıktan öldü.

1989'da Mehdi görevden düşürüldü ve kabinesiyle birlikte hapse atıldı. Yeni lider Ömer El Beşir şeriatın kaldırılacağına söz verdi ve savaşın artık durmasını istedi.

24 yıl içinde bir biri ardına gelen dinsel savaşlar, Sudan'da bir milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı.

 

ULUSLARARASI Hıristiyan Dayanışması (CSI) adlı yardım grubu, Sudan'da, büyük bölümü çocuk olmak üzere binin üzerinde Afrikalı'yı kölelikten kurtardığını bildirdi. Kuruluş, Birleşmiş Milletler'den bu ülkedeki çocuk köleliği hakkında soruşturma başlatmasını istedi.

Yardım örgütü, Sudan'ın kuzeyindeki Bahr - el - Gazal'a 8 - 13 Ocak tarihleri arasında yapılan ziyaret sırasında, köle başına 50 dolar ödenerek, bin 50 kölenin esaretten kurtarıldığını bildirdi.

CSI tarafından yapılan basın açıklamasında, kurtarılan kölelerle yapılan görüşmede, kölelerin fiziksel ve psikolojik işkenceye uğradıklarının saptandığı, bunlar arasında, ölüm tehditleri, kadınların cinsel organlarının kesilmesi, boyunlarının yarılması, kırbaçlama ve dövme ile zorla çalıştırma olduğu belirtildi. CSI, bunun Sudan tarihinde, bir anda kurtarılan en büyük sayıdaki köle olduğunu savunarak, örgütün 1995'ten bu yana 5 bin 66 köleyi özgürlüğüne kavuşturduğunu bildirdi.

Adam kaçırmanın yaygın olduğu Sudan'da, iç savaştan bu yana özellikle Hıristiyanlara yönelik kötü muamelenin yaygınlaştığı belirtiliyor. Sudan'ın güneyinde 1983 yılında, Hıristiyanlar ile diğer dinlerden olanların da tabi bulundukları katı şeriat kuralları uygulanmaya başlamıştı.

Sudan silahlı kuvvetlerinin, sistematik olarak Hıristiyan ve animistleri köleleştirerek, "cihat" savaşında kullandığı öne sürülüyor.

 

Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Sudan'a uluslararası yardım programları çerçevesinde önemli miktarda yardım yapılıyor. Ve Sudan bu yardımlarla ayakta kalabiliyor.İslam şeriatının kutsal dehşeti ile yok olma noktasına gelen halk artık sadece yaşama savaşı veriyor.

 

 

Türkiyede çıkan ŞeriatçıVahdet dergisinin yorumu.

· ABD, İslami değerlere öncelik veren Sudan'ı köşeye sıkıştırabilmek için değişik yollara başvurdu. Son zamanlarda özellikle Fransa ve Çin'in bu ülkeyle yakın ilişki içine girmesini göz önünde bulundurarak tutumunu biraz yumuşattıysa da ülkedeki yönetimi yıpratma amacına yönelik oyunlarından vazgeçmiş değil. Güney Sudan meselesinin kesin çözüme kavuşturulamamasının temel sebebi de ABD'nin Güney'deki ayrılıkçı teröristlere verdiği destektir.

 

İşte bizim şeriatçının Sudan şeriatına verdiği sudan yanıt. İslami değerlere öncelik veriyormuş,kesilen eller,taşlanan kafalarmış meğer islami değerler.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 4 2002, 1:18 PM 

 

Şimdi Sudanın geçmişine ve bu gününe baktığımızda ne görüyoruz,

 

 

1-Sudan ulusal bağımsızlık bilinci ile tanışmamış.hala dış güçlerin oyuncağı konumunda.

2-monarşi ile yönetile gelmiş ve hala teokratik monarşi var.

3-demokratik kitle örgütlerinin bulunmaması.halkın tamamı ile örgütsüz olması

4-ulusal burjuvazisinin olmaması(.sermaye olmayınca sanayi yok ve işçi sınıfı oluşmamış.yani halkın kaybedecek işi bile yok umut bile hayal.yani Allaha sığınmaktan başka umarı bırakılmamış).

5-bağımsız yapılanmış ve dejenerasyona kapalı bir ordusu yok.(en önemlisi)

6-bağımsız medyası yok (halk Dünyadan yalıtılmış)

7-çağdaş olmayı bırakın çağdışı bile olsa bir eğitim ağına sahip değil.

8-Aydınların yetişebileceği tek yer olan üniversiteleri çok yetersiz ,sindirilmiş hatta yok edilmiş.bütün bilimdalları İslam potasında eritilmiş.

9-yerfıstığı dışında dişe dokunur bir ihraç ürünü yok.

10-etnik bölünmüşlük jilet gibi keskin.

11-islami bir coğrafya ile iç içe

12-bulunduğu siyasal coğrafya istikrarsız

 

peki Türkiye böylemi?

 

1-Türkiyede çok ezici bir çoğunlukta bağımsızlık bilinci oluşmuş

2-türkiyede çoğulcu Cumhuriyete alternatif bir rejim çoğunluğun düşünmediği bir istem.ötesi daha da demokratikleşme çabaları var.

3-halkın demokratik örgütlenmesi yetersiz olmasına karşın demokratik siyasal partilerinin olması bile başlı başına bir örgütlenmedir.daha çok aydın örgütleri olan meslek odalarının etkinliği küçümsenemez.80 ihtilalinin en faşizan günlerinde ****aya meydan okuma niteliğinde olan “aydınlar dilekçesi”unutulmamalıdır.işçi ve işadamı örgütleri oldukça etkin.anti şeriatçı illegal sol örgütler bile tek başına şeriat karşısında bir güç.

4-ulusal burjuvazi önemli bir güç haline gelmiş .bu güç işçi sınıfının gücü ile birleştiğinde hiçbir güç karşı duramaz.

5-en önemli unsur olan ordu gerek ideolojisi gerekse örgütlenmesiyle anti-şeriatçı yapıda.ve tek tehdit unsuru olan silahı elinde bulunduruyor.dejenerasyona kapalı.modern ve çağdaş.

6-çok güçlü bir anti-şeriatçı medyası ve sermaye birikimi var.bir aylık bir propaganda ile %7 oy almayı tek başına bir kanalın nasıl başardığını herkes gördü.

7-eğitim ağı kıyaslanmayacak kadar köklü,okuma yazma oranı çok yüksek ve laik bir eğitim sistemine sahip.

8-üniversiteler evrensel boyutta ve çok etkin.kadrolar ilerici ve kararlı.

9-şeriatçı ülkelerinsanayisi ile kıyalanmayacak kadar iyi durumda. Endüstri ürünleri ihrac ediyor.dev organize sanayi alanlarına sahip,örgütlü ve etkin.

10-çok keskin bir etnik bölünmüşlük yok.

11-sadece bir komşusunda şeriat var.o da dejenere olmuş durumda.

12-bulunduğu coğrafya daha istikrarlı sayılabilir,AB ile komşu.Rusya köklü ve güçlü bir ülke,İran ve Suriye istkrarlı,Irak istikrarlı olmasına rağmen dış güçlerin kontrolu altında.bir istikrar içinde.

 

Görüldüğü gibi Türkiye hiçte benzer paydalara sahip değil.ama unutmamalıki şeriat gibi radikal tehlikeler hiçbir zaman tabandan gelen istemler değildir.dünya politikasını belirleyen beş büyük ülkenin çıkarlarına hizmet etmek için kullandıkları bir enstrümandan başka bir şey değildir.

Eğer Türkmen petrolünü güney denizine ulaştırmak istiyorsanız bu zor değil yolunuzun üstündeki Afganistanda bir ayrılık çıkarır halkı böler savaş çıkarır ve askeri indirirsiniz.yada azeri petrolünü ak denize indirmek istiyorsanız yolunuz üzerindeki Çeçeni meçeni örgütler bölgede savaş çıkarır ve müdahale zemini hazırlarsınız olur biter.Suud ailesi gibi domalmaz da Saddam gibi kafa tutarsanız hemen etnik ayrılımları kullanır böler parçalar ve el koyarsınız.Endonezya gibi taa Dünyanın öbür ucunda bile olsanız fark etmez stratejik önemdeki yer altı kaynaklarınız varsa zaten orada mutlak bir müslüman vardır hemen kışkırtırsınız örgütlersiniz,müslüman yoksa etnitiseyi dürtüklersiniz.bunlar artık çocuk oyuncağı.Türkiye bu oyunlara çoktan uyandı.dış ülkelerde bu enstrümanları kullanmaya bile başladı,büyüdü de darbeler bile yapıyor abisi. Türkiyeyi olduğundan güçsüz gösterme çabaları amaçlıdır.onun bir güç haline gelmesini istemeyenlerin tezgahladığı istikrar bozucu senaryolar artık bilinmektedir. Bu senaryoların tezhahçılarına değinmeden şeriat tehlikesinin boyutunu kestirmek çok sağlıklı olmaz.

 

 

İslam şeriatı düpedüz terörizmdir.yada daha doğru bir söylemle terörizmin örgütleyicisi İslam şeriatıdır.Bu terörizm biçimi ideolojik bir amacı gütse de aslında sömürü düzeninin bir stratejisinden ibarettir.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 4 2002, 1:27 PM 

 

Tarih, binlerce yıldan bu yana din adına gerçekleştiren terör örnekleri ile doludur. Siyasallaştırılmış din olgusu, beraberinde kan davasına dönüşmüş dinsel çatışmaları da getirmektedir. Dinle devletin yüzyıllardır egemenlik çatışmasına sahne olan, kanlı engizisyon deneyiminden sonra siyasal-toplumsal uzlaşmanın sağlandığı hristiyanlıkta bile, Kuzey İrlanda örneğinde görüldüğü gibi, mezhepsel terör olayları henüz sonlanmış değildir. küçücük ilk okul öğrencileini bombalayacak kadar gözleri dönmüş dincilerin katliamları hala bellektedir.ister islami olsun isterse haçlı olsun şeriat uygulamaları terörizmdir.Terörizm, hiç şüphesiz bir ideoloji değil, başlıbaşına bir stratejidir. Tarih boyunca terörün gerekçelerine bakıldığında, ekonomik, ideolojik, etnik, siyasal ya da toplumsal gerekçeler kadar, dinsel gerekçelerin de ağırlık taşıdığı görülmektedir. Klasik bir tanımla, “mevcut sisteme karşı silahlı başkaldırı” olarak nitelendirilen terör hareketleri, yeni dünya düzeninde, ülkesel ve de bölgesel sınırları, etnik ve son yirmi beş seneden beri dinsel farklılıkları aşarak küreselleşmiştir.

 

Batılı stratejistler ve yetkililer tarafından kolaycılık yönüyle “İslamcı Terör” ya da “İslami Terör” olarak nitelendirilen sözkonusu saldırıların doğru ve gerçekçi analizini yapmadan “çözüm” üretmek olanaksızdır. Saldırının mağduru, uluslararası adalet sürecini işletmeden, hem yargıç ve hem de cellat işlevini üstlenmeye kalkıştığında, sorunlar daha da içinden çıkılmaz hale gelecektir. Afganistan’dan sonra Irak’a mı, Sudan’a mı operasyon yapılsın tezcanlılığı, stratejik çıkar hesapları uğruna yaşama geçirilirse; bunun adı terörizmle mücadele değil, olsa olsa terörle mücadele ardına gizlenmiş emperyalist egemenlik savaşımı olacaktır. Diğer taraftan, siyasal islamcı teröristler tarafından gerçekleştirilen kanlı eylemlerin gerekçeleri incelendiğinde, terörü yaratan nedenler de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Hiç şüphe yok ki, bu nedenlerin en önemlilerinden biri, müslüman ülkelerdeki “cihat” öngörülü irticai eğitimin hala etkinliğini korumasıdır; unutulmamalıdırki şeriatın proteini cehalettir.diğeri ise, islâm inancındaki “cihat” kurumunun, bizzat terörün mağduru A.B.D. başta olmak üzere, Batılı ülkeler tarafından kendi siyasal çıkarları doğrultusunda kullanılıp, istismar edilme olgusudur. Türkiye, her iki neden açısından da tarihsel mağduriyete sahip ülke konumundadır.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 4 2002, 1:31 PM 

 

İnsanlık tarihinden bu yana var olan terörizm olgusuna, soğuk savaş döneminde, yoğun bir ideolojik içerik kazandırılmıştır. Terör, başlangıçta “düşük yoğunluktaki çatışmalar” biçiminde algılanırken, daha sonra devletlerarası ilişkilerde “psikolojik savaşın etkili bir unsuru” olarak kabul görmüştür. Terörün nedenleri arasında, ülke ya da bölgenin ideolojik-etnik-dinsel-ekonomik-toplumsal sorunları (iç dinamikler) kadar, uluslararası ilişkilerdeki güç politikaları da (dış dinamikler) sayılmaya başlanmıştır. Örneğin, soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği, hedef ülkelere rejim ihraç amacıyla, bu ülkelerdeki yasal ya da yasadışı komünist örgütlere adeta sınırsız lojistik destek sağlamıştır. Buna karşılık, başta A.B.D. olmak üzere Batılı ülkeler de, “anti-komünist” örgütlere benzer ölçüde destek verirken; diğer taraftan, “yeşil kuşak” stratejisi çerçevesinde, ateizme düşman olan İslamiyeti siyasallaştırarak, Sovyet yayılmacılığının önünde dinsel bir set oluşturma çabası içine girmişlerdir. İşte, İslamiyetin Batı elinde etkin anti-komünist bir “silah” olarak kullanılması, bu talihsiz döneme rastlamaktadır.Kaldı ki, İslamiyetin Batılılar tarafından kullanılması, oryantalist (şarkiyat) merkezlerin açılıp, oryantalist politikaların uygulanmaya başladığı 19. yüzyılın başlarına kadar gitmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nu zayıflatmanın ve de parçalamanın tek yolunun etnik ve dinsel farklılıklarının belirginleşmesine yolaçmaktan geçtiğine inanan İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler, sözkonusu merkezlerde yetiştirdikleri doğubilimcileri, istihbaratçı, diplomat, arkeolog, misyoner gibi farklı kimliklerle Osmanlı ülkesine göndermişlerdir .Aynı taktik PKK nın örgütlendirilmesinde de kullanılmış ve ne yazıkki devletimiz "turist"olarak gördüğü bu ajanlara tüm uyarılara rağmen dikkat etmemiştir.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 ingilterenin rolü December 4 2002, 1:33 PM 

 

I. Dünya Savaşi’nda Almanya’nin Osmanli Devleti ile ittifak antlaşmasi karşiliginda istedigi koşullarin başinda “Cihad-i Ekber” çagrisinin yapilmasi, bir başka ifadeyle, Ingiltere’nin sömürgelerindeki müslümanlarin ayaklanmaya çagirilmasi gelirken; Ingiltere de, Arap uzmani Lawrance, Kürt uzmani Nowel, Islâmiyet uzmani Frew gibi dogubilimci kökenli istihbaratçilari ile en etkili biçimde karşilik vermiştir . Hilafet döneminde bile, 31 Mart Vak’asi gibi irticai terör eylemlerini yönlendiren ve yöneten Ingiltere, Cumhuriyet döneminde de, Şeyh Sait ayaklanmasi başta olmak üzere çok sayida şeriatçi-bölücü nitelikli ayaklanmada önemli rol oynamiştir. Islam Dünyasini sürekli egemenligi altinda tutabilmek için, çagdaşlaşma ve batililaşma karşiti olan şeriat yanlilarina destek veren Ingiltere, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, köhne hilafet kurumunun kaldirilmasina en sert tepki veren ülkelerin başinda yeralmiştir. Egemenligi altindaki müslümanlar arasinda ulusal bilincin ortaya çikmasini önlemek için en kati şeriatçi kesimlerle işbirligi yapan Ingiltere, mezhepler, tarikat ya da cemaatler arasinda olasi birleşmenin önüne geçmek için de bunlarin şeyhlerini maaşa baglamiştir . Bugün, Ingiltere’de MI5 ve MI6’nin kontrol ve güdümünde faaliyetlerini yasal olarak sürdüren siyasal islamci örgüt sayisi, 200’ün üzerindedir . Buna karşilik, müslümanlara yönelik son irkçi saldirilara verilen münferit tepkilerin haricinde, Ingiltere topraklarinda bir tek siyasal islamci terör olayina rastlanmamiştir. Ingiltere, Vahhabilerin yanisira, Arap ve Türk nakşibendilerinin (Iskenderpaşa, Kibrisi vd. cemaatler) önemli bir kismini, Ismailiye mezhebinin tamamini ve ayrica da nurcular, fethullahçilar, kadiriler ve benzeri tarikat ve cemaatlerin bir kismini kontrolü altinda tutmaktadir. Büyük Britanya Uluslar Toplulugu’na bagli ülkelerdeki siyasal islamcilari da kontrolü altinda bulunduran Ingiltere, bu örgütler konusunda, ABD ile tam bir uyum ve işbirligi sergilemektedir.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Almanyanın rolü December 4 2002, 1:36 PM 

 

1970’li yıllardan itibaren dünya politikasında başa oynayan Almanya, hedef ülkelerin tamamında, bir yandan olağan diplomatik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan da kendi siyasal partilerine bağlı vakıfları bu ülkelerde kullanmak suretiyle, aktif-müdahaleci bir dışpolitika konsepti geliştirmiştir . Almanya, ayrıca, hedef ülkelerdeki mevcut yönetimlerin muhaliflerine de destek politikasını bir adım daha ileri götürerek, orta ve uzun vadede kontrolü elde tutmak ve pazarlıkta güçlü olmak için terör örgütlerine bile parasal ve hukuksal yardımda bulunmaktan kaçınmamıştır. IRA, ETA gibi Batılı terör örgütleri ile temastan kaçınan Almanya, Türkiye gibi NATO üyesi bir müttefiğin yanısıra, üçüncü dünya ülkelerinin tamamında faaliyet göstermekte olan terör örgütlerine ve radikal yapılanmalara kendi topraklarında “örgütlenme” hakkını tanımıştır. Uluslararası terör örgütlerinden Almanya’da irtibat büroları mevcut olanlar arasında: Hamas, Hizbullah, Ebu Seyyaf, Uluslararası İslam Cephesi, GIA, Müslüman Kardeşler, Hizb-üt Tahrir, Polisario, FIS, MIRA, CDU, LMCR, NFSL, UDF vd. bulunmaktadır. A.B.D. Başkanı Bush’un, 24 Eylül 2001’de bizzat ilân ettiği “terörle savaş listesi”nde bulunan 12 örgütün, Almanya’da temsilciliklere sahip bulunduğu dikkate alınacak olursa, bağlantı çok daha iyi anlaşılacaktır. İşte, bu gerçeği yakından bilen FBI, 11 Eylül saldırısından sonra, saldırıya katılan Almanya bağlantılı 13 terörist ile ilgili olarak bu ülkeden yardım isteyeceği yerde, özellikle Hamburg’da özel operasyonlar düzenlemeyi yeğlemiştir .

Almanya, üçüncü dünya ülkelerine ait terör örgütleri ile böylesine içli-dışlı bir işbirliği sergilerken, bilerek ya da bilmeyerek çokuluslu bir küresel şeriatçı ağın (network) oluşmasına da katkıda bulunmuştur. Bugün için bu ağın en önemli mağduru A.B.D.’dir; ancak, yarın mağdurun -Türkiye dışında- hangi devlet olacağı belli değildir. Türkiye, yukarıda da ifade edildiği gibi, sürekli mağdur ülke konumundadır ve M.İ.T.’nın F.B.I. gibi Alman topraklarında doğrudan operasyon düzenleme gücü ve yetkinliği bulunmamaktadır . Almanya, kendi topraklarında yaşayan yaklaşık 2.5 milyon Türk vatandaşını, sistematik bir biçimde alt kültür kimliklerini önplana çıkarmak; inanç farklılıklarını belirginleştirmek ve dolayısıyla ulusal kimliklerini unutturup, Türk Devletine karşı yabancılaştırmayı hedefleyen politikalarını, 1980’lerden itibaren Türkiye’ye yönelik olarak da uygulamaktadır. Acıdır ki, Türk Devletinin, kendi topraklarında bile, Alman istihbaratçılarının bu yöndeki faaliyetlerini engelleme iradesinden yoksun olduğu görülmektedir. Almanya, PKK, DHKP-C, TKP-ML, TKEP gibi çok sayıda marksist terör örgütünün yanısıra, Tevhid (Selam), Tekfir, Akabe, Mücahede, Fecr, AFİD (Kaplancılar), Yeryüzü, Burç (Tohum), Malatyalılar (Şafak), Hizbullah, Vasat, Hizbullahi Davet, Hizbullahi Vahdet, Yıldız, Ekin, Yöneliş (Hak Söz), Hizb-üt-Tahrir, Vehhabi, Ceyşullah, Selefi gibi adlar kullanan radikal islamcı örgütlere de lojistik destek sağlamaktadır. Örneğin, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın ölüm emrini veren Hizbullah liderlerinden İsa Altsoy, Alman BND Örgütünün koruması altındadır ve Türkiye’nin iade talepleri her defasında sonuçsuz kalmaktadır . Aynı şekilde, Sivas’ta 37 Türk aydınının yakılmasından birinci derecede sorumlu 6 kışkırtıcı cinayet zanlısı, Alman Dış İstihbarat Servisi BND elemanları tarafından Esenboğa üzerinden Almanya’ya kaçırılmışlardır . Almanya, bu suçluları da Türkiye’ye teslim etmemektedir. Şüphesiz, bu olumsuz işbirliği örneklerini çoğaltmak olanaklıdır.

Keza, sünni ve şafiilerin agirlikta oldugu IMGT (Islam Toplumu Milli Görüş Teşkilâti), Almanya’nin Şeyhülislamlik tahsis ettigi; Almanca din derslerini vermeyi öngördügü, 27.000’i aşkin -her ay muntazaman aidat ödeyen- üyeye, sadece Almanya’da 100.000’in üzerinde militan taraftara, tüm Avrupa’da yüzlerce binaya ve camiye, kuran kurslarina, okullara, büyük şirketlere, medya kuruluşlarina ve binlerce personele sahip dev bir şeriatçi örgüttür . Almanya, Türkiye’ye karşi “cihat” ilân eden Kaplancilarin örgütü olan “Anadolu Federe Islam Devleti”ne başlangiçta halifelik tahsis ederek uzun yillar boyu hukuksal bir dokunulmazlik ve örgütsel ayricalik saglamişsa da, daha sonra kontrolden çikan El-Kaide baglantili bu örgütü, ancak 11 Eylül terör eyleminden sonra gerçekleşen A.B.D. baskilari sonucu kapatmiştir . Ayni şekilde, Alman Devleti’ne hiç sorun çikarmaksizin koşulsuz baglilikla hizmet eden Süleymancilar ise, bu ülkede “Islam Kültür Merkezleri Birligi” (IKMB) adini taşiyan, çok şubeli dev bir örgüte sahiptirler. Kisaca, Türkiye’de ne kadar mezhep, tarikat, cemaat ya da köktenci yapilanma varsa, bunlarin tamaminin uzantilarini Almanya’da da görmek olasıdır.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Fransanın rolü December 4 2002, 1:37 PM 

 

 

Fransa, eski sömürgelerinde yaşayan müslümanlarin terör gruplari ile ilgilenmektedir. Bu açidan, nakşibendi Araplarin örgütlerinin yanisira, Orta Dogu’daki şii örgütleri de, Fransiz Devleti’nin ilgi ve uzmanlik alani içine girmektedir. Siyasal islamci terör örgütleri ile ilişkide, nasil ki Ingiltere’nin Diş Istihbarat Servisi olan MI6, CIA ile paslaşiyorsa, Fransiz Diş Istihbarat Örgütü olan DGSE de, BND ile ortak hareket etmektedir. AB ülkeleri içinde Almanya’nin kabul edilir bir agirliga sahip olmasi, şeriatçi oluşumlarin tüm AB ülkelerinde de ayni biçimde örgütlenmelerini ve serbest dolaşimini kolaylaştirmaktadir

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 as solist ABD nin rolü December 4 2002, 1:41 PM 

 

 

A.B.D.’nin şeriatçi yapilanmalarla yogun ilgisi, “soguk savaş” dönemi ile başlamaktadir. Sovyetler Birligi’nin sicak denizlere inme stratejisini engellemek amaciyla, Türkiye, Iran, Irak, Afganistan ve Pakistan gibi müslüman ülkelerde anti-komünist bir blok oluşturmayi hedefleyen A.B.D., bu blogun aktif unsurlari olarak da, ateizme dogal müttefik gördügü siyasal islamcilari desteklemiştir. Vahhabiler, nakşibendiler, şiiler başta olmak üzere, tüm Arap ülkeleri ile Iran, Endonezya, Malezya, Afganistan ve Pakistan gibi islam ülkelerindeki mezhep, tarikat ve cemaatlerin dinsel önderlerin (şeyh, işan, ayetullah, imam, aga vb.) önemli bir kismini yönlendirip yönetecek güce ulaşmiştir. Ingiltere’de mevcut tüm islamci örgütlerin uzantilarina kendi ülkesinde izin veren A.B.D. yönetimi, hatirlanacagi üzere, özellikle Afganistan’da ve Çeçenistan’da, Rus işgalci güçlerine karşi direniş gösteren mücahitlere -terörist egitimi de dahil- her türlü askeri egitim hizmeti ve de sinirsiz denilebilecek ölçüde lojistik destek sunmuştur. Usame Bin Ladin başta olmak üzere, El-Kaide örgütü militanlarinin büyük bir bölümünün CIA uzmanlarinca egitilip yetiştirildikleri, dünya kamuoyunca da bilinmesine karşin, A.B.D. sinirlari içinde hiçbir siyasal islamci terör örgütüne hayat hakki tanimamiştir.

A.B.D., İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Marshall yardımları bahanesiyle girdiği Türkiye’de ise, siyasal islamcı kesimden öncü işbirlikçi olarak nurcuları seçmiştir. Öncelikle, Türkiye’nin İstihbarat Servisi M.A.H. personelinin maaşlarını karşılayacak ölçüde güvenlikte zaaf yaratan C.I.A., bu suretle, gizli faaliyet sürdüren nurcuların T.B.M.M.’ne girmelerini; laiklik karşıtı örgütlenmelerini açıktan açığa gerçekleştirmelerini sağlamıştır. Ayrıca Said Nursi’nin en çok etkili olduğu İsparta ve Burdur yöresinden seçilmiş bir grup “nur talebesi”, yükseköğrenim görmek üzere A.B.D.’ne götürülmüştür. 1950’li yıllarda, “Risale-i Nur”ları ingilizceye çevirerek yayınlayan ve bu ülkede bir cemaat oluşturan gruptan kimileri, daha sonra Türkiye’ye dönerek, ülkenin kaderini elinde bulunduran mevkilere kadar yükseltilmişlerdir. 12 Eylül sonrasında, Y.Ö.K. ve M.E.B. marifetiyle A.B.D.’ne gönderilen “seçilmiş” onbinlerce master ve doktora öğrencisinin katılımıyla, bu ülkedeki Türkiye kökenli tarikat ve cemaatler, daha da eğitimli insan gücüne sahip olmuşlardır. Şimdilerde, Türkiye’nin laik hukuk sistemine karşı olan tüm siyasal islamcı yapılanmalar, lisans ve lisansüstü eğitimin yanısıra, hatta İmam-Hatip eğitimi almak isteyen gençlerini A.B.D.’ne göndermekte adeta yarış etmektedirler. Sayısal çokluk, etkinlik ve faaliyet yoğunluğu ayıraç olarak kabul edildiğinde, en büyük cemaati fethullahçılar oluştururken, onları süleymancılar ve nakşibendiler izlemektedir. Bu ülkenin istihbarat birimlerinin kontrolü, yönlendirme ve yönetimi altındaki siyasal islamcı tarikat ve cemaatlerin toplam mürit sayısının, yaklaşık 35.000 olduğu önesürülmektedir.

Küreselleşme sürecinde, uluslararasi sermayenin koşulsuz dolaşimini öngören A.B.D., bunun önündeki en büyük engel gördügü ulus-devletler yerine, din esasina dayali çok hukuklu ya da siyasal bölünmeyle oluşmuş güçsüz-küçük etnik devletleri yeglemektedir. Bu tercih, Yugoslavya ve Irak’ta yaşama geçirilmiştir. A.B.D., Avrupa ülkeleri -özellikle de Almanya- için “Scientology”, Uzak Dogu için “Moon”, “Falun-Gong”, Rusya Federasyonu ve Orta Avrupa ülkeleri (CIS) için “Krişna”, “Bahai”, “Yehova Şahitleri” gibi tarikatlari pazarlayan A.B.D., Türkiye için de fethullahçiligi “iktidar modeli” olarak kabul ettirme gayretkeşligi içindedir. Bütün bu ülkelerden sadece Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya, A.B.D. tarafindan kendilerine biçilen tarikatlari yasaklayarak siyasal kararlilik sergilemişlerdir. Türkiye’de ise, hükumetin ve de muhalefetin degil, Türk Silahli Kuvvetleri’nin kararliligi sayesinde, fethullah cemaatinin şeyhi A.B.D.’ne siginmak zorunda birakilmiştir. D.G.M.’de yargilanmasina karşin, sözkonusu tarikat şeyhi, yaklaşik dört yildir, A.B.D.’de zorunlu anjin, şeker ve kalp tedavisi görmektedir. A.B.D.’nin çikarlarina koşulsuz hizmetleri nedeniyle öncelikli koruma programina dahil edilen fethullahçilarin şeyhi, tüm dünyaya dagilmiş olan cemaatini buradan yönetmeye devam etmektedir. Ilkokulu dişaridan bitirmiş sözkonusu şeyh için A.B.D.’nde C.I.A. ile organik ilişki içindeki Georgetown Üniversitesi’nde geçtigimiz yil içinde uluslararasi bir sempozyum düzenlenmiştir . Kendileri adina Kafkaslarda, Orta Asya’da, Türkiye’de, Balkanlarda ve diger ülkelerde “gelecegin A.B.D. yanlisi yöneticilerini” yetiştiren ve devşiren fethullahçilari onore etmekten ve destek saglamaktan geri durmayan A.B.D. yönetimi, Türkiye’de şeriatçiligi yargi karari ile tescillenmiş kimi eski belediye başkanlarinin, yargi karari ile kapatilmiş siyasal parti yöneticilerinin haklarini aramada, dogrudan diplomatlarini kullanmaktadir. 11 Eylül terör saldirisindan sonra, gözaltina aldigi 30’u aşkin Türk vatandaşini hala serbest birakmayan; uluslararasi tepkiler gelinceye kadar Küba’daki Guantanomo Askeri Kampindaki El-Kaide mensubu esirleri Cenevre Sözleşmesi’ne aykiri koşullarda tutan; Usame Bin Ladin hakkindaki ölüm kararini yargi yerine Başkan Bush’a veren; terörle mücadele programinda pekçok insan haklari ihlalini yaşama geçiren ve tüm bunlari ülkenin güvenligi adina yaptigini iddia eden A.B.D., bundan sonra Türkiye’nin güvenligine ve egemenlik haklarina da ayni duyarliligi gösterecek midir? diye saftirik bir soru sormaktan kendimi alamıyorum.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 4 2002, 1:51 PM 

 

A.B.D. siyasal islamcılar konusu başta olmak üzere, sürdürdüğü çifte standarda dayalı politikalardan vazgeçmek zorundadır. Usame Bin Laden’i ve militanlarını, 1981-1989 yılları arasında, kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda ve yönetimi altında, Sovyet Ordusu’na karşı verdiği savaşımdan dolayı “demokrasi kahramanı mücahitler” olarak takdim eden A.B.D., 11 Eylül sonrası aynı kişileri “bir numaralı insanlık suçluları” ilân etmişse, ortada kabul edilemez bir çifte standart var, demektir.

A.B.D.’nin bildiği ama anlamak istemediği bir başka gerçek, siyasal islamcılar arasında “ılımlı” ya da “radikal” ayırımının yapılamayacağıdır. Terörist, nasıl ideolojisi, dini ya da milliyetinden dolayı mazur görülemeyecekse, siyasal islamcının da, “ılımlı”lık gerekçesiyle mazur görülmemesi, destek verilmemesi gerekmektedir. Örneğin, Fethullah Gülen!.. Usame Bin Ladin, A.B.D. için ne kadar önemliyse, Fethullah Gülen de, daha farklı nedenlerden dolayı Türkiye için o kadar önemlidir. Türkiye’de yasal takibattan kaçan işadamı, eski parlamenter Cavit Çağlar’ı hastalık beyanına rağmen Türkiye’ye iade edip de, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bunca yıldır yargılanan Fethullah Gülen’i iade etmeyen A.B.D. yönetiminin samimiyetinden ve dürüstlüğünden söz etmek, çelişki yaratmaktadır.

Usame Bin Laden, yaklaşik 6.000 A.B.D. vatandaşinin ölümünden sorumlu tutulmaktadir.

Fethullah Gülen ise, küçük yaşta ailelerinden koparilan ve mürit olarak devletine ve rejimine düşman olarak yetiştirilen yüzbinlerce Türk gencinin kaybedilmesinden sorumludur. Başka ülkelerin çikarlarina hizmet etmekten; dünyanin her yerinde ingilizce egitim veren okullarin açilmasi için milyarlarca dolarin Türkiye’den yasadişi yöntemlerle yurtdişina çikarilmasina azmettirmekten; Atatürk ilke ve devrimlerinden nefret eden sözde bir “altin nesil” yetiştirmeye ideologluk-şeyhlik yapmaktan; Türk Silahli Kuvvetleri’ne ve Emniyet Genel Müdürlügü’ne mürit sokmaya çalişmaktan; kendi deyimi ile “ öncelikle adliyede, mülkiyede, maarifte” ve diger devlet kurum ve kuruluşlarinda laiklik karşiti kadrolaşmadan sorumludur. Fethullah Gülen, sadece zihinsel tasallutta bulundugu yüzbinlerce Türk çocugunun ve de ailelerinin insan haklarini ihlâl etmekle yetinmemiş ihlâlin boyutlarini, Türk Devleti’nin egemenlik haklarini, bagimsizligini ve güvenligini kapsayacak ölçülere çekmiştir.

Tüm bu açılardan bakıldığında, A.B.D.’nin, terörle mücadele kapsamında Irak’a yapılacak askeri müdahale için Türkiye’den adeta karşılıksız yardım-fedakârlık talep etmesi; El-Kaide bağlantılı Türk şirketlerinin hesaplarının dondurulmasını istemesi, samimi ve inandırıcı olmamaktadır.

Diğer taraftan, A.B.D.’nin talepleri doğrultusunda dünyanın çok farklı ülkelerinde 200’e yakın ingilizce eğitim veren okul açan fethullahçılar son yıllarda Almanya ile de işbirliğine gitmişlerdir. Sadece Almanya’da almanca eğitim veren okulların sayısı, 100’e yaklaşmıştır. Fethullahçılar, diğer AB ülkelerinde de ingilizce eğitim veren okul açmaya devam etmektedirler. Görüldüğü üzere, Türkiye, yurtdışında milyonlarca vatandaşının en temel gereksinimleri arasında yeralan Türkçe eğitim veren bir tek okul bile açamazken, açmasına izin verilmezken; fethullahçılar, “yurtdışında 1000 okul” hedefine koşarak yaklaşmaktadırlar. Dün, kendi cemaatini ve de devletini A.B.D.’ne pazarlayan fethullahçılar, bugün Almanya ve İngiltere ile sıkı bir işbirliği sergilemekte; deyim yerindeyse uluslararası oynamaktadırlar.

Eğer, hala Usame Bin Laden katı, Fethullah Gülen “ılımlı” diyenler varsa, onlara bizzat Fethullah Gülen’in şu sözleriyle karşılık vermek yeterlidir:

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 Cihad bir hayır kapısıdır; December 4 2002, 1:54 PM 

 

"""" o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehid olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünya, hem ukba nimetlerine kavuşacaktır. İşte bu cihadda bir de böyle bereket var.... Cihad sözcüğü; içinde bulunulan asır ve şartlara göre değişkenlik arz eden geniş kapsamlı bir kelimedir. Gün olur, mal-mülk her şey feda edilerek bu vazife yerine getirilir, zaman gelir, yollar gider bir can pazarına ulaşılır ve can alınır verilir".

“Cihad, bir mümin’in uğruna canını feda edebileceği en tatlı bir mefkûre ve en yüksek bir idealdir. Zira mümin, kendi teri içinde boğulma veya kendi kanıyla abdest alma gibi bir payeyi ancak cihadla elde edebilir”.“

"Sürekli ittikaya kendisini salmış, kaptırmış, arayışına girmiş, yakalamış dahasını arayan, takvanın dahasını arayan derinlerden derin kutsiler... Hz. Muhammed Mustafa'nın askerleri, Cindullah; Allah ordusu... HİZBUL-LAH; Allah cemaati, tabiri caizse Allah Partisi... Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi....Rüyalarınıza girerler. Hayal alemlerine girdiğiniz zaman sizi yakalarlar. Misali levhalarla her yerde sizi kovalarlar. Her köşe başinda karşiniza çikarlar. Bazen kendinizi tam onlarin içinde görürsünüz, onlarla beraber kiliç çaliyorsunuz....Duygu ve düşünce birligine vardiginiz zaman, siz ayni ordunun erleri haline gelirsiniz. Ve ben bunu size anlatmaya çalişiyorum. Allah'in askeri olduktan sonra kutsiler ordusu olduktan sonra, Allah'in kulu olduktan sonra, Hz. Muhammed'in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onlari ayiramaz".

 

"İç ve dış mihraklar, ellerindeki terör alternatiflerini daima muhafaza edeceklerdir. Bunlardan birisi yıpranıp işlemez hale gelince, bir başkası öne sürülecektir. Nitekim dün, çeşit çeşit isimler altında nice örgütler vardı ve bunlar anarşiyi komünizm adına körüklüyorlardı. Şimdilerde PKK ve benzeri illegal örgütler de etnik grupları harekete geçirme çabasındalar. YARININ TÜRKİYE'SİNİ BEKLEYEN EN KORKUNÇ TERÖR VESİLESİ İSE, MEZHEP DUYGUSUNA YENİK DÜŞENLER OLACAĞA BENZER. BU YENİ TEHLİKE, TERÖR ADINA PKK'DAN ELLİ KAT DAHA FAZLA BİR POTANSİYEL GÜCE SAHİPTİR" .

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.136 dostlar December 4 2002, 1:56 PM 

 

pt gününden sonra devam edeceğim.

 

  

 

Gökşah TAŞYÜREK

(no login)

217.131.193.144 Olamaz çünkü.. December 6 2002, 9:56 PM 

 

Evet Türkiye'de bu konu yıllardır baş ağrısı yapıldı. Kendisini "Kemalist" sanan ancak Mustafa Kemal'in onları gördüğünde yüzüne tükürecek olan insanlar bunu zorla bize dayadılar. Evet Türkiye'ye şeriat getirilemez çünkü Şeriat Türkiye'de zaten var. Var olan bişr şey getirilemez güncellenebilir ancak.

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

195.175.57.60 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 8 2002, 11:55 AM 

 

Ali Oktay, yazını okudum ancak bu yazı bence başlıktaki konuyu açıklamıyor. Bu konudaki düşüncelerim değişmedi... Konuyla ilgili yazdıkların eksik, yanlış yada istisnai şeyler. Yazının çoğu da zaten konuyla ilgisi olmayan şeyler.

 

Mesela bir örnek vereyim, "Türkiyedeki eğitim laiktir" demişsin. Bu lafı nasıl ediyorsun anlamıyorum?.. Türkiyede din dersleri zorunluyken ve o ders tamamen "islami" yada "dini" bir bakış açısını zorla empoze ediyorken buna nasıl "laik" diyebilirsin??... Fen bilimleri, fizik, biyoloji dersleri okutuluyor diye mi "laik"?..... Bu çok yanlış, kesinlikle laik/bilimsel bir eğitim yoktur. Bunun lafı bile edilmez.

 

Senin demek istediğini anlıyorum. İslam ülkelerindeki gibi tamamen din üzerine kurulu bir eğitim verilmiyor, bu yüzden "laiktir" diyorsun... Ama bence laiklik bu değildir. (Hatta "bence" değil sahiden de bu değildir.)

 

...

 

"Unutmamalıki şeriat gibi radikal tehlikeler hiçbir zaman tabandan gelen istemler değildir.dünya politikasını belirleyen beş büyük ülkenin çıkarlarına hizmet etmek için kullandıkları bir enstrümandan başka bir şey değildir"

 

Bu cümleni okuyunca da tek duygu hissettim: acıma!.... Yanlış anlama "sana acıyorum" manasında demiyorum, ama insanların bu konuyu kavrama konusundaki çaresizliklerine acıdım.

 

Bu kadar büyük, çok açılı, kökeni derin ve karmaşık bir konuyu "5 ülkenin gizli planı" olarak "açıklayan" kişi, bana göre, canlıları "içinde ruh var" diyerek "açıklayan" kişiyle çok benzer bir çaresizlik içindedir.

 

Tamam dediklerin yanlış değil. Ancak şeriat, "5 ülkenin kullandıkları bir enstrumandan" BAŞKA DA BİRŞEYDİR...

 

Her neyse... Aslında birşeyler tartışacaksak önce TANIMLARI ortaya koymalıyız! Farklı tanımlarla tartışamayız. (Ancak kör dövüşü yapmış oluruz)... "Şeriat" nedir? "Laiklik" nasıl birşeydir?... Önce bunları konuşmalıyız.

 

  

 

babil

(no login)

80.128.244.68 türkiye neden ºeriat devleti olamaz.? December 8 2002, 12:03 PM 

 

 

Evet,

 

Türkiye,öyle bir devletki,hem ªERİAT,hem LAİK,hem SOSYALİST dünyada nekadar idare varsa hepsinin karıºımı bir idare ile idare edilmektedir.

 

Din devleti(ºeriat ) in adamlarının uydurdugu kurallarla idare edilir.Kitapba pek yanaºılmaz.

 

Lail devlet e din camaatlere bırakılır.Din adamlarının parasınıda camaatler öder.Bizm Laiklar dine dinde Laiklara öyle bir yapıºmıºlarki onları ayırmak mümkün deyil.

 

Ülkenin geçmiºteki ünlü kiºilerini övme okadar had safhadadırki dersin bura Türkiye deyilde kuzey Kore.

 

Öğle birbirine karıºmiºki Arap saçı halttetmiº.Ayırmak için bir Atatürk daha gerek.

 

Acaiplige bakınki.Anıt kabri yaptıranlar Atarürkün resmini paralardan atıp kendi resimlerini basanlar.

 

Ne demiº atalarımız ,YA SEV YADA DÖV .

 

Ecaip bir ülkedir ,ºu bizim Türkiye.

 

Babilli

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.171.141 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 8 2002, 2:18 PM 

 

Kanımca dünya üzerinde her devletin “koşullar oluştuğunda” şeriat ile yönetilme olasılığı teorik olarak vardır. Ve bu teorik olasık hiçbiryerde 0 değildir.Dolayısıyla her devlet için pratik olmasada teorik olarak böyle bir ihtimal mevcuttur. İslami açıdan böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi olasılığı Türkiyede “pratik olarak” mevcutmudur? Bence mevcuttur.

Uzun uzun 1919 ile 2002 arası dönemi irdelemek gereksiz herkes aşağı yukarı bir fikir sahibi. Ben yalnızca 1950 sonrasında olanları irdelemek istiyorum.

1950 yılından sonra Türkiyedeki süreci iç dinamiklerle beraber dış dinamiklerde etkilemeye başlamış ve 2. dünya savaşı- yayılan SSCB ve karşısında ABD nin yeşil kuşak projesiyle birlikte Atatürkle başlayan süreç birden tersine dönmüştür. ABD anti-komünizm için yeşil kuşak projesiyle dünyanın her yerinde köktendinci akımlara destek vermiştir. Din, bu tarihten sonra, yeniden ve siyasi taraf olarak olarak ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuştur. Bu yıllardan sonra seçimi kazanmak ve hükümete gelebilmek adına siyasal partiler doğal olarak dini de yanlarına almışlardır. Kazanmak ve yönetmek için bunun yapılması doğaldır ve yapılmıştırda. Yine bu yıllardan sonra dünyada yükselen sol dalga Türkiyede de etkisini gösermiş ve bu dalgayı Türkiyede göğüslemek adına iktidar sahipleri milliyetçi ve islamcı akımları kullanmışlardır. 1960lar ile 80 ler arasındaki durumu Cevdet Sunay’ın İsmet İnönüye yazdığı mektuptaki bir cümle çok güzel açıklıyor “Ülke yönetimini anarşi yuvası olan laik okullardan gelecek gençlere değil, imam hatip okullarından yetişecek kadrolara teslim edeceğiz”.

İlk icraat olarak Türkçe okunan ezan yeniden Arapça okunması sağlanmış Her ilçeye bir imam-hatip okulu açılması uygulaması başlatılmıştır. Daha sonra imam ve hatip sıkıntısını gidermek üzere açılan bu okullara normal lise statüsü verilmiştir.Bu süreç 12 Eylülden sonra hızlanarak devam etmiştir. Bu dönemde din toplumun yapıştırıcı harcı olarak görülerek etkin bir güç haline getirilmiştir.

Seçmeli olan din dersleri ilk ve orta öğretimde zorunlu hale getirilmiş, yeni imam-hatip okulları, İlahiyat Fakülteleri, Yüksek İslam Enstitüleri açılmıştır. Yine bu yıllarda Faisal Finans'a, Al Baraka'ya, İslam Kalkınma Bankası'na çalışma izni verilmiştir.Ki bu yıllardan sonra bir yeşil sermayeden bahsedilir olmuştur.

-1982'ye kadar sadece bir tane İlahiyat Fakültesi mevcuttur. 1982'den sonra hızla artarak sayı 21'e çıkarılmıştır

-1983'te 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası'nda değişikliğe gidilerek İmam Hatip Lisesi mezunlarına tüm Fakülte ve yüksekokullara girme hakkı tanınmıştır. Böylece İmam Hatip Lisesi mezunlarına bürokrasinin tüm kapıları açılmıştır.

-Klasik İmam Hatip Liseleri'ne Anadolu İmam Hatip Liseleri eklenmiştir. Buralarda genel politika olduğu üzere İngilizce eğitim verilmiştir.

- İmam ihtiyacının karşılanması için açıldığı iddia edilen İmam Hatip Liselerindeki öğrenci sayısındaki artış (1983-90 arası) %50'dir

- İmamlık yapması mümkün olmayan kız öğrencilerin de İmam Hatip Okulu ve liselerine alınması serbest bırakılmıştır

-1997 rakamlarıyla 107'si Anadolu İmam Hatip Lisesi, 36'sı çok programlı İmam Hatip Lisesi ve 2'si de süper İmam Hatip Lisesi olmak üzere toplam İmam Hatip Lisesi sayısı 610'dur. Öğretmen sayısı 20 bin, öğrenci sayısı 512 bindir

-1983-95 arası 72 İmam Hatip Okulu açılmış, öğrenci sayısındaki artış ise %105'dir

 

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.171.141 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 8 2002, 2:25 PM 

 

Bir web sitesinde Mehmet Kutlular (http://www.geocities.com/ibnurrefik/10fethullahi02.htm)

-1981'de Devletin göndermiş olduğu resmi bir kişi dedi ki: "Gelin biz sizinle beraber çalışmak istiyoruz." Nedir o beraber çalışmak dediğiniz şey? "Atatürk aleyharlığından vaz geçeceksiniz. Dersleri kaldıracaksınız. Yurt dışında da Milli Görüş ve Süleymancılara karşı beraber olalım, devlet imkanlarını da sizin emrinize tahsis edeceğiz."

-Fethullah Hoca kendisini 1970'te Mehdi ve Hz.İsa biliyordu. Onun için ayrıldık. Ayrıca Hoca hiç bir zaman ben Nurcuyum falan dememiştir. Risaleleri okuyor v okutuyorlar ama Üstadın tarzına zıd bir yapıları var. Bir de Fethullah Hocanın devlete talib olma meselesi var. Bunun için 12 Eylül de teröristlerle beraber aranıyordu. Özal Fethullah Hocayı Devletle barıştırdı. Ayrıldıktan sonra hiç bir münasebetimiz olmadı. Zaten Hoca'da Milliyetçilik anlayışı da var.

Bana gelenler Fethullah Hocaya da gitmiş olmalılar. Yoksa yurt dışında bunca okul açabilir miydi? O okullara müsaade ederler miydi? Fethullah Hoca bir açıklamasında "MGK fetva makamıdır" diyerek 28 Şubata adeta olur demiştir. Zaten Sistem Hoca'yı Refah ve Erbakan'a karşı kullandı. Hoca da stratejik bir hatayla onların oyunlarına alet oldu. Sonra da sıra kendisine gelince çekti ABD'ye gitti...

 

Şeklinde bir açıklama varki bu dönemle ilgili devlet ve islami çizginin arasındaki bağı bence çok güzel gözler önüne seriyor.M. Kutlular'ın söyledikleri gayet açıktır. İslamcılar kullanılmaya müsaittirler ve kullanılmışlardır. Palazlandıran da, işi bitince tırpanlayan da devlettir.

 

Bu koşullar altında 28 Şubat a gelinmiş ve bu süreçte Refah Partisi Doğru Yol ile yaptıkları koalisyon sonucu ülkeyi yönetmeye çalışırken, daha önceki söylemleri –batı karşıtlığı, amerikan karşıtlığı, siyonizm karşıtlığı, faiz karşıtlığı olmasına rağmen- ve tüm söylemlerini yalayıp yutup uslu uslu tüm İsraille anlaşmalara bile imza atarken ne olmuşsa bir türlü iktidara sahip olanlara yaranamamış ve hükümetten uzaklaştırılmıştır. Bu süreçle ilgili olarak "Bu bir süreçtir. Yani Cumhuriyet'in kurulmasıyla başlamış, devam eden bir süreçtir. Devam da edecektir. Bu böyle gidecek.İrtica ne zaman palazlansa bu süreç kendini gösterir... İrtica tehdidi bin yıl sürse 28 Şubat süreci de bin yıl devam edecektir. Bitmiş değildir.” açıklaması yapılmıştır.

Harp Akademileri Komutanlığı'nın hazırladığı söylenen bir kitapta "İslami tehlike" ile ilgili olarak şu saptamada bulunuluyor:

"Asıl tehlike, geleceğin seçmen ve yöneticilerinin din eğitimiyle yetiştirilme ve yönlendirilmeleri, gelir dağılımındaki dengesizliğin irticai faaliyetlere etkisi, irticanın hortlaması için elverişli ortam yaratmasıdır. (...)"

Kendi hesaplarına göre, yılda 52 bin mezun veren (ihtiyacın 2 bin ile 2.500 arasında olduğu iddia ediliyor) İmam Hatip Lisesi, kurslar vb. engellenmediğinde; "2000'li yıllarda 6-7 milyon oya ulaşacak olan irticai kesim tek başına iktidar" olacaktır.

Ne kadar doğru bir öngörü olduğu sanırım bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu saptamada benim görebildiğim tek yanlış nokta iktidar kelimesidir. Bu kelimenin yerine hükümet kelimesi sanırım daha bir oturuyor cümledeki yerine. Çünkü hükümet ve iktidar kelimeleri aslında aynı anlama gelmezler ve bu bence hep yapılan bir hatadır. Hükümet olmak başka birşeydir iktidar olmak bir başka şeydir ve iktidar halkı yönetme gücüne sahip olmak anlamını taşır. Devleti yönetmek için gereken ekonomik-siyasi ve askeri gücün her üçünüde elinde bulunduran iktidarı elinde bulundurabilir ancak.

Genelkurmay’ın bastırmasıyla şeriata karşı açılan savaş, hükümetler ve Meclis tarafından sürekli geri plana itilmeye çalışılmış, bazen göstermelik uygulamalar yapılmış ve en azından karşı tarikatları hedef alıp, kendi yandaşlarını koruyacak biçimde sürdürülmüştür. Ecevit bile, şeriat kötüdür ama Fethullah Hoca’nın şeriatı iyidir diyen bir korumacılık yapmaktadır. Böyle olunca 28 Şubat süreci denen süreç miadı dolan Hizbullah İBDA-C gibi örgütlerin tasfiyesinden başka bir işe yaramamış görünüyor. Yani bu süreçte ben islami çizginin tümden hedef alınmadığını ama gelişmesinin artık durdurulması gerektiğini düşündüklerini algılıyorum. Bu amaçla islami çizgide silaha başvuran örgütler direk hedef alınarak yerle bir edilirken ılımlı çizgide olanlara ise bir “hooopp” denmiştir. Öteden beri bir arabaya benzetilen Türkiye’nin bu kez sağ tekeri çok fazla ileri gitmiştir ve sol teker çok geride kalmıştır (ne yazıkki bizim araba bir türlü sağ tekeriyle sol tekeri aynı hizada yolda bir türlü düz gidemiyor) ve sağ tekere bir balans ayarı yapılmıştır. Bu ikazı sağ teker dikkate alarak hemen söylem değişikliğine girmiş anti batıcı anti amerikancı söylem hemen bırakılmış eski söylemden kıytırık bir anti-siyonizm söylemi geriye kalmıştır. Tabi nasıl anti-siyonist olunupta anti-amerikancı olunmaz oda bir başka konu. Yıllardır dillerinden düşürmedikleri türban söylemini ve davasını ise bir başka bahara ertelemişlerdir. 28 şubattan hemen sonrasında Türban konusunda artık çıkış yapılmaması gerektiğini çünkü bu sorunun çözümünün bu koşullarda mümkün olmadığını okuduğumu hatırlıyorum yanlış hatırlamıyorsam. Yeni şafak gazetesinde öncelikli tehlikenin irtica olmadığı ve nedenleri irdelenmiş asıl öncelikli tehlikeler konusunda seçenekler sunulmuştur.

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.171.141 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 8 2002, 2:28 PM 

 

Uluslararası arenada ise Sovyetler Birliği dağıldığı ve Sosyalist blok çöküp kapitalist rejimi seçtikleri bir kısmıda AB ye girme yolunda olduklarından ötürü ABD nin yeşil kuşak projesi boşa çıkmış görünüyor. Bir anda anti-komünist mücadele veren mücahidlerin karşısındaki cephe boşalmış ve mücahidler ellerinde silahları ile “ Bu silahları şimdi kime karşı kullanacağız” bocalamasına girmişlerdir. Kısa bir bocalamadan sonra yeni hedef olarak ellerinde bir tek İsrailin kaldığını görüp bir kısmı İsraile yönelsede diğer bir kısmı kendi kendilerine savaşmaya başlamışlardır. Kendi kendileriyle savaşıda bitirince dönüp Amerika nın ikiz kulelerini hedef almışlardır. ABD ise bu durumda hiç hoşnut olmamış ve daha radikal islami çizgide silahlı savaşanların karşısına bu kez ılımlı İslami çizgiyi çıkarıp ılımlı islami çizgide olanları desteklemeye başlamıştır. Ve Çeçenistan dışındaki bölgelerde bir zamanlar silahlandırdığı ve lojistik destek sağladığı silahlı islami grupların kendisine zarar vereceğini düşünerek demokratikleşme paketi hazırlamaktadır. Bununla birlikte görünen 1. dünya savaşında cetvelle çizilen sınırları beğenmeyerek bu sınırları yeniden şekillendirmeyi ve daha girintili çıkıntılı yapmayı düşünmektedir. Yeniden çizmeyi düşündüğü sınırlar islami coğrafyanın merkezini oluşturmakta ve bundan sonra bu bölgede oluşacak gelişmeler Türkiyedenin bir şeriat devleti olup olamayacağı sorusunuda çok fazla ilgilendirmektedir. Çünkü 1950 lerden beri bilinçli takip edilen politika sonucu Türkiye 220 milyar dolar kadar borçlandırılmış ve dış dinamiklerin etkisine çok fazla açık hale getirilmiştir. Bu kadar borcun döndürülebilirliği IMF ve ABD nin iki dudağı arasında olup dilediği hükümeti krize sokabilir ve dilediğini kolayca krizden çıkarabilir. Dolayısıyla bugün için Türkiyenin geleceğinde dış dinamikler çok daha fazla etki sahibidirler. Ancak iç dinamikler şeriat taraftarları açısından henüz uygun değildir. Öncelikle ekonomik ve siyasi olarak yeterli güce sahip değildirler. Mevcut ekonomik pastadan İslamcılar daha fazla pay istemektedirler ve bunun sonucu olarak hükümete gelebilmişlerdir ancak AKP nin hükümet tek başına hükümet olduğu şu anda bile alabildiği oy oranı yüzde 35 dir. Yinede 2005 yılı için raporda yapılan tespit haklıysa siyasi açıdan şeriat devleti amacına çokta uzak olmadıkları ortadadır.

Sonuç olarak,

Din olgusu her zaman insanların hayatlarında olacaktır ve islam öteki dünyada bir kurtuluş ve cennet yaşamı bu dünyada ise kendine göre bir dayanışma, kardeşlik ilişkisini insanlara sunmaktadır. Bunun sonucu olarak insanlar için her zaman bir çekiciliği olacak ve toplum hayatında bir yeri olacaktır. Doğası gereği ise her zaman bir iktidar amacı, toplumu islam kurallarıyla yönetme isteği var olacaktır. Ama bu amaç koşullara bağlı olarak bazen gizli bazen açık bazen itibar görerek bazende itilip kakılarak süregidecektir. Bugünkü Türkiye koşullarında ise bence Türkiyede bir şeriat devleti kurulma olasılığı gözardı edilecek boyutta küçük değildir. Bugünkü imam-hatip lisesi sayısı, devlet içinde Diyanetin rolü, tarikat-siyasetçi ilişkisi (ki şu anda böyle bir ilişkiye gerek kalmamış ve direk olarak partilerini kurup geçmişte ilişkide olmak zorunda oldukları siyasetçileri aşağı almışlardır.) sebebiyle vardır. Buna ek olarak devletin şeriat ve irtica ile mücadelesinde bir süreklilik yoktur. Ayrıca bu yapılanmayı tamamen yok etmek gibi bir derdide yoktur ve kökünü kurutma anlamında bir düşünce ve pratik olmamıştır. Yapılan şey yalnızca kontrol etmek ve her zaman kontrol edilebilir seviyede olmasını sağlamaktır. 28 Şubatta bu kontrol edilebilirliğin dışına taştıklarını gördükleri için hafif bir tırpanlama olarak değerlendirilmelidir bence. Geçmişte gerçekçi bir yaklaşımla devlet islamcı çizgiyi kullanma ihtiyacı duyduğunda islamcı çizgi buna hayır dememiştir ve bunun karşılığındada devletin olanaklarını kullanarak gelişmişlerdir. Garip olan ise geçmişte SSCB ye karşı desteklediği islamcılar dönüp Amerikanın başına bela olduğu gibi Türkiye özelinde desteklenen islamcılarda dönüp destekleyen, besleyen merkez sağ partileri yemiş ve baraj altında bırakmıştır. Uluslararası alanda ise bugünkü koşullarda eğer Amerika ılımlı islamcıları destekleme ve radikallerle mücadele kararı aldıysa (Çeçenistan özeli hariç) ki Fetlullah Gülenin ABD deki sığınma ve kalan günlerini orada geçirmesi bunu gösteriyor ABD nin strateji uzmanlarına Türkiyenin kendi durumunu anlatarak onları bu genel stratejiden caydırma olasılığı yoktur. Bu genel çerçeve içersinde Türkiyedeki ılımlı islamcıları yani yeni söylemiyle AKP ve çizgisini desteklemeleri olasılığı yüksektir. Bu anlamda AB süreci eğer gerçekleşirse Ordunun biraz daha devre dışı kalabileceğide göz önüne alınarak şeriatçı akımların Türkiyede dahada güçlenme olasılığının ılımlı islam şemsiyesi altında varolabileceğini düşünüyorum.

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.171.141 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 8 2002, 2:31 PM 

 

Türkiyede gelişen islami çizginin motoru imam hatip liseleridir. Eğer bu liselerin sayısında ciddi bir azaltılma yapılmaz ve-veya çeşitli düzenlemelerle önü kesilmezse Türkiyede bir şeriat tehdidi devamlı surette olacaktır. Yine Türkiyede şeriatçı bir tehdidin karşısında “doğal” temel direnç noktalarından biri alevilerdir. Bu kesime yönelik sürdürülen inançlarını görmezden gelme, vergilerini alarak yerleşim bölgelerine cami inşa etme ve asimile etme, sünnileştirme çalışmaları ile şeriat tehdidinin önündeki engellerden biri zayıflatılmaktadır. Ve üçüncü bir nokta ise Türkiyede Diyanet kurumunun kuruluş amacı artık geçersizdir ve Diyanet amacına hizmet etmemekte tersine bir işlev görmektedir. Bu kuruma devletten aktarılan gelirler kesilerek bu kurumdan hizmet alanların gönüllü bağışlarına terkedilmelidir. Ve son olarak Milli Eğitimde zorunlu din dersleri işkencesi artık bitirilmelidir.

Nihayette iktidarlar dünya üzerinde ancak zorla, güçle ve ancak kan dökerek alınıp verilmektedir. Türkiyede de iktidarı elinde tutanlar ellerindeki iktidarı “ aaa bakın ya ne çok oy almışlar iktidarı bunlara verelim” diyecek değildirler. Ancak gelecekte oluşabilecek şartları düşünerek iktidarı ele geçirebilecek kadar güçlenme ihtimalleride göz önüne alınmalıdır. Türkiye bu sürece devletin kendi eliyle taşınmıştır halbuki islami tez devleti kuran tezin aslında antitezidir ve bu bir çelişkidir. Devlet sivil kuvvetler vs.pompalaması ile geçmişte törpülediği kesimleri şimdi kendi yanında aktif mücadeleye çağırmaktadır ama kendi yarattığı çelişkiyi kendi çözmelidir. Çünkü devlet tüm vatandaşlarından vergi alarak bunu Diyanet adlı bir kuruma aktarmakta ve burda sünni islam anlayışı tüm vatandaşlara zorunlu olarak pompalamaktadır. Laik olduğu savunulan devlet bazı vatandaşlarının köylerine yerleşim bölgelerine istemedikleri ve kullanmadıkları halde camiler inşa etmekte ve imamlar görevlendirmektedir. Okullarında din ve ahlak bilgisi adı altında islam eğitimini zorunlu kılmaktadır. Devlet bu ülkedeki aydınların yazarların ölüm tehditleri almasını göz ardı etmekte öldürüldüklerinde katillerini yakalamamakta. Devlet bu ülkede kendisine vergi vatandaşlarının diri diri yakılmasına, evlerinin işaretlenip toplu halde saldırıya uğramalarına bilse seyirci kalmaktadır. Açılan davalar uzamakta, sonuçta ise kıytırık kıytırık cezalarla kapanması seyredilmektedir. Ve bizden istenen bu sistemin laiklik adı altında korunması için sivil insiyatiftir. Açıkçası Türkiye laik filanda değildir ve dinler inançlar arasında tarafsız filanda değildir ama buda yetmemektedir ve bir bez parçası için işkence diye kıyametler koparılmaktadır diğer yanda çocuklarımıza devletin okullarında yıllarca sünni islam anlayışı zorla okutulmakta dualar ezberletilmekte namazlar kıldırılmakta, aykırı düşünenler yazanlar takır takır vurulmakta yakılmakta ve bunun adına laiklik denilerek en azından buna razı olmamız korumamız istenmektedir.

Merhum Alparslan Türkeş 12 Eylülde bir söz söylemişti. “ Biz hapishanedeyiz ama fikirlerimiz iktidarda”. Şu andaki durum ona benziyor. Henüz Türkiyedeki iktidarı islamcılar devralıp şeriatı ilan etmediler ama fikirleri iktidarda aslında. 28 Şubat kararları mostralık kararlar gibi ortada duruyor ama uygulama yok.

 

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

195.175.57.183 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 9 2002, 12:14 AM 

 

Bu konuda yapılan en temel hata şu: "Hangi şeriat" denerek öteki şeriat ülkelerine bakılıyor. Onlarla türkiye arasında kıyaslama yapılıyor.

 

İşte bu çok yanlış!

 

"Hangi şeriat" sorusunun yanıtı "Sudan Şeriatı", "İran Şeriatı" yada "Afganistan Şeriatı" değildir, "TÜRKİYE ŞERİATI"dır!

 

...

 

Şeriatçıların arzusu zaten türkiyeyi öteki şeriat ülkelerinden biri gibi yapmak değildir. Onlar yeryüzünde gerçek bir islami şeriat ülkesinin bulunmadığını düşünürler, islamcı ülkeleri beğenmezler, hiçbirini "ideal" görmezler.

 

Bizim bahsettiğimiz şeriat, şuranın buranın değil TÜRKİYENİN şeriatıdır.

 

Türkiye mutlaka şeriat devleti olacaktır. Çünkü türkiyedeki insanlarda en ufak bir laiklik bilinci yoktur ve türkiye demokratik bir ülkedir.

 

Bir müslümanın, yaşadığı ülkede "daha çok islam" olmasını istememesi mümkün değildir, saçmadır. Eğer insanlar "elhamdülillah müslüman" olduklarını söylüyorlarsa, sorunların çözümü olarak da islamı göreceklerdir. İslamın herşeyi çözeceğini, "daha iyi" insanlar ve daha iyi bir yaşam getireceğini düşüneceklerdir. Bu aşırı olsun olmasın her müslüman için geçerlidir.

 

Türkiye şeriat devleti olmaktadır. Çünkü:

 

1-Bu konuda bilinçli ve azimli insanlar vardır.

2-Bu konuda bilinçsiz ve fikren savunmasız geniş kitleler vardır. (Müslümanlar)

3-Bu konunun aksi yönde (laik) bir bilince sahip olan insanlar yoktur. (Yada gözardı edilecek kadar azdır.)

 

1. söylediğim şeriatçılar,

2. söylediğim müslümanlar,

3. söylediğim de bizler gibi bilinçli laik ateistlerdir.

 

"Şeriat" deyince öyle bambaşka çok acayip birşey anlamayın. Şeriat dediğimiz şey, bu insanların hepsinin "elhamdülillah" oldukları, gurur duydukları ve en çok değer verdikleri şey üzerine kurulu bir ülkedir. Hiçbir müslümanın şeriat yoluna itiraz etmesi için bir gerekçesi olamaz. Hiçbir müslüman "şeriat olmasın" diyemez, ancak "iyi bir şeriat olsun" der o kadar. (Ki zaten şeriatçılara "lazım" olan da bu kadardır. İlerleyen aşamalarda ona fikrini ("iyi"nin ne olduğunu) sormayacaklardır.)

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.96 Galilei December 11 2002, 10:05 PM 

 

Eleştirilerinde haklısın,konunun dağınık bir şekilde ele alındığının farkındayım,ama bunun kaçınılmaz olduğunun da.Türkiye ile şeriat tehlikesini bir arada değerlendirirken,şeriatın kökü dışarıda olan bir organizasyon olduğunu unutmamamız gerekir.salt Türkiye bağlamında irdelenecek bir yaklaşım yanıltıcı olur ve eksik kalır.bu yüzden Dünyadaki uygulamalarına bakmakta yarar gördüm.Türkiye ve şeriat konusunu irdelerken söylenen her söz spekülasyondan öteye gitmeyecektir.çünki Türkiye geçmişten günümüze çok ciddi bir şeriat deneyimi yada girişimi yaşamamıştır.dış destekli ve aslında dini mi yoksa milli mi olduğu pek te net olmayan birkaç gerici ayaklanma anında ulusal güçlerce bastırılmış ve bu tür girişimlerin neye mal olacağı gösterilmiştir.üstelik bu tür tepkiler Türkiyenin halifelik döneminin ertesinde en güçsüz bir dönemde verilmiştir.O dönemde kurumlaşmış ve oturmuş reflektif örgütler bulunmamasına rağmen başarı ile püskürtülmüştür.Bu gün durum çok farklıdır.çok kararlı ve bilinçli anti-şeriatçı örgütlenmeler ve daha önemlisi kültürel birikim vardır.kaldı ki Osmanlının yediyüz yıllık uygulamalarında bile şeriatla simgeleşen olaylara rastlanılmaması,bunun salt şeriatın kestiği parmak acımaz sınırında kalması,yedi yüz yıl boyunca sadece iki kez el kesme olayına rastlanması(eldeki verilere göre) islam-şeriatının Anadolunun bünyesi ile doku uyuşmazlığının geçmişten gelen bir örneğidir.Şeriat tehlikesi dış etmenler göz ardı edilerek ele alınamaz,bırakınız şeriatı demokratik talepler bile dış baskılar sonucu gündeme girebilmektedir.uyum yasalarına(AB) ilişkin istemler bu ülkede iki yüz yıldır tartışılan ancak baskı ve yıldırmalarla bastırılan demokratik istemler olmasına karşın bu gün AB normlarının temeli kabul edildiğinden sağcısı solcusu dincisi ile birlikte bu uyum yasalarını bir çırpıda çıkarmak için yarış eder hale gelinmiştir.Barış derneği üyelerinin karşılaştığı faşizan baskılar unutulmamalıdır.idamın kalkmasını istemek vatana ihanetle eş anlamlıyken bu yasa bir gecede AB nin yüzüsuyuna çıkarılmıştır.işte bu yüzden şeriat istemleri de dış kaynaklardan beslenen istemlerdir.bu halk salak mı ki şeriatı istesin? Şeriatı kendi çıkarına kullanabilecek bir kast,bir sosyal katman da yoktur bu ülkede,birkaç kendini bilmez maşa ortaya çıksa da kitle hareketine asla ulaşamamıştır,bunun böyle olduğu kendilerince de malum olduğundan bunu bir “ütopya” olarak kullanıp bu durumdan yararlanmaktan ötesini kendileri bile görememektedirler.Yıllardan beri Nurculuğun bayraktarlığını yapan YeniAsya gurubu ve başı Kutlular yıllardan beri bir arpa yolu kat edemediği gibi kendi zavallı kızını bile inandıramamış ama konumunu otuz seneden beri saf müritleri sayesinde korumuştur.Bu ülke şeriata yaklaşabileceği en uç noktaya Refah döneminde yaklaşmıştır..Gerek Dünya konjoktörünün çekim gücü(yeşil kuşak)gerek İran şeriatının desteği gerek suudi sermayesi ve gerekse politik güçleri onları hayal bile edemeyecekleri bir noktaya sürüklemiş ancak halkın en güçlü anti şeriatçı örgütü olan ordusu tarafından bir fiske ile birdaha gelmemek üzere uzaklaştırılmıştır.Bu kadar uygun ortamı asla bir arada bulmak olanaklı değildir.kendi bünyelerinden çıkan yeni oluşum bırakınız şeriatçı olmayı İslami bir parti olmadığı konusunda yemin billah etmekte şeriatı ağzına bile almaktan korkmaktadır.bu korkuda haksız da değildir.iktidara gelirken bütün hesapları AB üyeliğine imza atma şerefi üzerine kurulu olan bu parti,daha kesin sonuçlar bile alınmadan AB ile temaslara başlamış bir an önce bu üyelik sözünü alarak bu başarının ardına yamayacakları türban beziyle hem bu konuyu oldu bittiye getireceklerini hemde AB için bir şantaj malzemesi yapacaklarını hesap etmeleri aslında hesap konusunu kenar mahalle bakaklı.kadar bile bilmediklerini ortaya çıkarmıştır.Erdoğanın Dönem başkanı ile son görüşmeye giderken sarfettiği “ben iyi bir tüccarım” şeklindeki inanılmaz gafı ve cahilce ve diplomasiye yakışmayan jargonu Danimarkada suratında şaklayınca uğradığı bozgun tıpkı kendini bir bok sanan kenar mahalle bitiriminin bir centilmen tarafından tokatlandığında yaşadığı bozguna benzemiş ve yine diplomasiye yakışmayan şuursuz tehditsel söylemlerle sonlanmıştır.AB bir uygarlık forumudur.o forumda yer tutabilmek için taşra kurnazlığına değil gerçek anlamda uygarlık normlarına uymak gerekmektedir.Uygarlık projesini tamamlamadan birkaç kişinin duygularını okşamak uğruna geriye atılacak her adım batı uygarlığı tarafından püskürtülecektir

 

Türkiye şeriatı nasıl bir şeydir.yada nasıl bir şey olduğu düşünülebilir.bunlar spekülatiftir,halk neden durduk yere şeriat istesin.ben diğer ülkeleri örnek verirken onlarla ortak hiçbir nedenimizin olmadığını vurgulamak istedim,AKP din temelli bir parti olmadığını neden özellikle vurguladı? aksi halde hiçbir şansı olmazdı da ondan.

 

 

 

 

 

.İranı örnek göstermedim çünki İranla gerek islam anlayışı gerek dinin sınıfsal yapısı gerek kültürel yapı bakımından pek ortak yanmızın bulunmayışı iyi birörnek oluşturmayacaktı.ayrıca İranın yirmi yıl boyunca ve Türkiyenin kaos ortamına rağmen tüm çabaları etkili olamamış şeriat ihracı gerçekleşememiştir.bundan sonraki çabalar daha da etkisiz olacaktır.

Türkiyede şeriat istemcilerini organize edecek teokratik bir katman bulunmamaktadır.İrandaki molla örgütünün etkinliği akıllara durgunluk verecek düzeydedir.ve yerel örgütlenmeler içindeki etkinliği çok duyarlı dengelere dayanır.daha açık bir deyişle benim kentimin ayetullahı senin kentinin ayetullahını döver şeklindeki bu denge halk arasında güç dengesi gibi algılansa da ayetullahlar arası çıkar dengesinden başka bir şey değildir.bizde böyle abuk bir akıldışı örgütlenme bir yana böyle ayetullah falan gibi kastlar yoktur.lokomotif görevini kim üstlenecektir? şeriat gökten inecek bir hediye paketi değildir.Kaldı ki Türkiyede din adına eyleme dönüşen tek olgu türban sorunudur.o da bu yeni hükümet tarafından MGK nın talimatları doğrultusunda çözülecektir.Yeni meclis başkanının bayram oturumlarında "smokin" giymesi uygarlaşma yolunda ciddi adımlar atacaklarının göstergesi sayılmalıdır.

 

""Bu kadar büyük, çok açılı, kökeni derin ve karmaşık bir konuyu "5 ülkenin gizli planı" olarak "açıklayan" kişi, bana göre, canlıları "içinde ruh var" diyerek "açıklayan" kişiyle çok benzer bir çaresizlik içindedir.""

 

 

Bu katı eleştirine şaşırdım doğrusu,

 

Bu kadar büyük ve çok açılı olduğunu söyleyen benim zaten ve bu açılarıda elverdiğince koyduğumu sanıyorum,ama köklerinin derin olduğunu kabul edemem çünkü bu öncelikle diyalektiğe aykırı olur.Şeriat tehlikesi gittikçe çoğalan değil gittikçe azalan bir olgudur.Siyasi manupülasyonlar tekbaşına belirleyici değildir.eğitim ve yaşam kalitesinin artması şeriata karşı başlı başına bir önlem sayılmalıdır.yoksulluk ,cehalet ve umarsızlıkla beslenen şeriat dışarıdan uzatılan koltuk deynekleri olmaksızın ayakta duramaz..kökeni derin ama çürümüştür artık.

 

Beş ülkenin etkisini küçümsemeni anlamak olanaksız.şu son gelişmeler bile göstermiştirki Almanya ve Fransanın bizi AB içinde görmekteki çekimserlikleri hatta bunu kabullenenememeleri gerek Hizbullah gerekse PKK nın sabıkalı destekçileri olmaları ile bağlantılı ele alındığında olayları açıklamaya yeterlidir diye düşünüyorum.kendi içinde beş milyonunu barındırdığı yetmiş milyonluk bir pazarı ve ucuz iş gücünü kaybetmeye gönlü razı olmayan Almanya, İranla ve Irakla ilişkilerinde olduğu gibi sinsi bir politika güderek bu ülkelerdeki istikrarsızlıkları körükleyerek hem ticaretini artırmakta hemde siyasal bir güç odağı olduğunu tüm Dünyaya ilan etmektedir.Şuanda İranın tek batılı müttefiki Almanyadır.bu konuda yazacak çok şey vardır benim kısaca değinmem dikkatleri işin global boyutuna çekmek amacını gütmektedir.zaten geriye de başka bir şey kalmamaktadır,tarihsel kökler deyip çekilmeni değil açıklama getirmeni beklerdim.

Asıl şeriatı asma kütüğü gibi su verdikçe filizlenen bir şey olarak aılgılamak çaresizlik olarak görülmelidir.

Bu ülkenin tasarımcıları onu şeriata bağışıklı olarak tasarlamışlardır.bu yaşadığımız coğrafyada görülmüş bir şey değildir.Hüseyinlerin O’nun adını yazarken bile özellikle küçük harf kullanmaya özenmeleri bu tasarımın etkisinin günümüzdeki karanlıkta pırıldayan gözkamaştırıcı yakamozlarıdır.asıl çaresizlik budur.

Ardında NATO nun ikinci büyük,Avrupanın en büyük,Dünyanın ilk beşinde olan bir ordunun azim ve kararlılığı olan bir destek varken nasıl çaresizlik olur bu.Benzer hiçbir ülkede bulunmayan antikorlara sahip olmak yada bunu vurgulamakla çaresizliğin ne ilgisi var anlayamadım.üstelik bu konuda umutsuzluk içinde olanlar değilde güven içinde olanların çaresizlikle suçlanmasındaki mantık nerede.

Dünyada hiçbir islam ülkesinde,hiçbir kuvvet cami yapımını sınırlayıp izne bağlayamıyacağı gibi,Cuma hutbelerini tek merkezli hale getiremez.ama bizim ülkemizde bunlar yapılabilir ve cemaat kuzu kuzu uyar.

sonra Türkiyedeki otuz milyon alevi şeriatın karşısında etten bir kale gibidir.bu insanlar hem organize hem de bilinçlidirler.demokratik kitle örgütlerini nasıl yok sayarsın.tüm meslek odaları akademik kuruluşların tümü,işçi sendikaları dev birer güçtür.bir avuç çapulcunun lafı mı olur.salt ateistleri anti şeriatçı saymak çok yanlıştır.sağdan hatta ilahiyatçı kesimden azımsanmayacak kadar güç vardır.Merkez sağ tamamen anti şeriatçıdır.ülkücülerin büyük kesimi de şeriat karşıtıdır.

 

şeriatın ve laikliğin tanımını herkes kendi anlayışı doğrultusunda açıklayabilir,bu bizi herhangi bir noktaya getirmez.Toktamış hoca ile Dilipak arasındaki diyaloglarda olduğu gibi körün fili tarifi örneğindeki gibi ucube tanımlar çıkabilir.ben en yalın tanımlara ve siyasal realiteye bakarım,benim için şeriat=islam,Laisizm=akıl dır.ayrıntılara gerek yoktur.ayrıntılar paçayı kurtarmaya yönelik çabalardan ibarettir.Atatürkün akılcılık yerine laiklik kelimesini yeğlemesi anlamlıdır.eğer akılcılık yeğlenseydi çatışma çıkabilirdi,birileri çıkıp din akılsızlıkmıdır diye sorabilirdi,işte bu tür polemiklerden uzak durmak için laisizm kullanılmıştır.Dilipak buna uyananlardandır ve bu kurnazlık karşısında kapıldığı hezeyanı seyretmeye bayılırım ben.

 

Türkiyede gerçek anlamda şeriat özlemcisi olan insanlar yok değildir.ama bu insanlar nesli tükenmekte olan cehalet artığı,bir avuç denecek kadar az ve etkisiz kişilerdir.Höt!! dedinmi sinen bu zavallılar dikkate bile alınmaz.oysa şeriat isteyen yada ister gibi görünen ancak bu istemi gizli kapaklı örgütlenmelerle ve üstü kapalı sözlerle ifade eden tarikat ve yapılanmalar tamamen dış güçlerin yardımı ve Dünya konjoktörünün sistematiği ile yürütenler "kontrol edilebilir" güçlerdir.Fetullahçılık ta böyledir.Nurculuk ta.

Fetullah misyonunu tamamlamış gündemden düşmüştür.yuvaya dönmenin yollarını aramaktadır.en çok korkulan kesim bu yarım eğitimli kesimdir.bunlarında efendilerine ve abilerine olan güvenleri hızla erozyona uğramaktadır.son ümitleri RTErdoğandır,bu hükümetinde MGK çizgisine gelmesi ile işleri gerçek anlamda allaha kalacaktır.siyasal gelecekleri AB başarısına endeksli olan ve bundan başka umarı olmayan hükümet üyelik sonucu alınacak kırk milyar dolarlık yardımın peşindedir.yola turbanla çıkmalarının nedeni bu parayı çıkın yapmak amacı taşımaktadır.

 

 

Evet din derslerinin zorunlu olması ve bilimsellikten uzak olması gibi ayrıntılar seni doğrulasa da,kağıt üzerinde "laik"olması bile başlı başına şeriata karşı bir settir.

son MGK kararlarında "28 şubat kararlarından vaz geçilemez "ibaresi de bu görüşümü desteklemektedir.Din derslerinin zorunlu hale gelmesi yakın bir tarhte konjoktürle ilgili olarak dayatılmıştır.Devlet hatasını anlamıştır.bu konu yakında çözülecektir.AB uyum yasalarında inanmama serbestisi de vardır.uygulanacaktır.benim gibi çocuğunun temiz belleğini kirletmek istemeyen azımsanmayacak sayıda aydın bunu istemektedir.Bu tür yetersizliklere bakıp Türkiye nin bir şeriat devleti eğiliminde olduğunu söylemek paranoya ile açıklanabilir.

Unutulmamalıdır ki şeriat yolun bittiği yerdir.umarsız insanların teslimiyetidir..Türkiye asla bu durumlara düşmemiştir düşmeyecektir.

Fukara sümüğü gibi bir fiskede duvara yapıştıracağımız bir pisliği olduğundan büyük gösterip birkaç çapulcuyu yüreklendirmek doğru değildir.çok küçümseyip görmezlikten gelmenin de doğru olmadığı yakın zamanda kanıtlanmıştır.Şeriatın “gelebilemez” gerçeği ile birlikte olasılık olarak durması bile, uyanık olmak için önemli bir nedendir.

 

 

 

 

  

 

niku

(no login)

212.252.6.203 selamlar......... December 12 2002, 11:47 PM 

 

sohbetinize izinsiz girdiğim için bağışlayın.

geçerken uğrayayım demiştim ama konu ilgimi çektiğinden

takıldım kaldım.her arkadaş kendince çok güzel şeyler yazmış da...biz örfleri ile yaşayan yarı uygar bir toplumuz henüz.içimizde koyun gibi güdülmek istenip asla düşünceli bir beyin yapısına sahip olamayan insanların da var olduğu unutulmamalı..!buna rağmen konuyu açan arkadaşa fikren katılmama rağmen,bu kadar ince düşüncelerle analiz etmenin gereği olmadığı fikrindeyim.

türkiye neden bir şeriat devleti olamaz,bu doğru söze naçizane kısacık bir mesaj eklemeye çalışayım.

çünkü bizdeki din anlayışı diğer ülkelerden çok farklıdır.bizler hem beş vakit nazmaz kılar, müslümanlığımızla övünürüz,hemide akşamdan-akşama içmeye bayılırız...bizler hem müslüman geçiniriz, hemide hovardalık hikâyelerini anlatacak ortam ararız..

biz,bize benzeriz arkadaşlar...sıkıya geldimi kendi onuru için babasına karşı duran bir milletin devamıyız.

korkulacak şeyler,koyunluğu benimsemiş olan azınlığın artması ile olacaktır.cahil insanları bilinçlendirmek adına yapılan her şeyin ülke geleceği açısından önemi fazladır...

 

saygı ve sevgilerimle...

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 10:29 AM 

 

Sevgili Ali Oktay, yine pek çok şeyden bahsetmişsin. Ben alevilerle ilgili konuşmak istiyorum.

 

Demişsin ki: "...Sonra Türkiyedeki otuz milyon alevi şeriatın karşısında etten bir kale gibidir.bu insanlar hem organize hem de bilinçlidirler..."

 

Şimdi nerden başlasam....

 

1-Aleviler Müslümandır! Şeriat islamın doğru yolu demektir. Türkiyede herhangi bir müslüman "şeriata karşı bilinçli" olamaz. Aleviler asla şeriat karşıtı olamazlar. "Şeriat olmasın" diyemezler ancak "iyi bir şeriat olsun!" derler.

 

2-Aleviler "etten bir kale gibi durmak" şöyle dursun, gayet pısırık, tepkisiz insanlardır. Şamaroğlanı gibidirler, tokadı yiyip köşelerine çekilip susarlar! Türkiyede her gün bunlar yoksayılır, inançlarına küfredilir, hepsine tecavüz edilir, ama bunlardan ses çıkmaz, kesinlikle itiraz etmezler. "Yaşam hakkı verin yeter" mantığı içinde köşelerine sinerler.

 

Aleviler devletin sünni dayatması altında ezilmeye alışmışlardır. Buna en ufak itirazları olamaz. Okullardaki eğitime yada diyanet işlerinin uygulamalarına hiç karışamazlar. Seslerini bile çıkaramazlar. Onlar "azınlıktır". Bu devlet onlara da ait değildir. Söz söyleme hakları yoktur...

 

---

 

Yaw herşey bir yana, şu düştüğümüz komediye bakın! "Bizi şeriattan aleviler kurtaracak!" )

 

Yahu alevilik dediğin NEDİR? Aleviler KİMLERDİR?... O DA BAŞKA BİR DELİRME VE SAYIKLAMA HALİDİR!! İşimiz "alevilere" mi kaldı yani? ) Umudumuz aleviler mi?

 

---

 

"30 milyon alevi var" diyorsun. NERDE VAR? Ben hiç görmüyorum? Nerde saklanıyorlar?... Diyanet işlerine karşı ne yapabilmişler? Zorunlu din eğitimine karşı ne yapabilmişler? Birşey yapmaya çalışmışlar ama yapamamışlar mı? Yoksa hiç itirazları yok, durumu kabullenmişler mi??... 30 Milyon çok büyük bir rakamdır. Bu 30 Milyondan 1 yada 2 tanesini bulsak da burada konuşsak...

 

 

---

 

Neyse Ali Oktay, kendimizi daha fazla rezil etmeyelim. Alevi dediğin kişiler iyi birer müslümandırlar. Hiçbiri "şeriat karşıtı" falan olamaz, bunu akıllarına bile geçiremezler. (Gerçek anlamda şeriat karşıtı olsalar alevi olmaktan vazgeçerlerdi.)

 

Sen kabul etmiyorsun ama Türkiyede şeriata karşı gerçekten bilinçli TEK grup ATEİSTLERDİR!

 

Sen şeriatı birden bire olacak "bambaşka" bir olay zannediyorsun. ŞERİAT BULANIKTIR!... Hele türk şeriatı çok bulanıktır!... Şeriatın ne olduğunu, ne kadarının geldiğini hiç hissetmezsin bile. Şeriat açıkça "işte ben geliyorum, bakın geldim" DEMEZ. Sen aklında çok acayip ve çok net bir şeriat düşünüyorsun.... Aslında bunu da sormalı sana: Şeriat dediğin şey NEDİR? Sen neye şeriat diyorsun? Türkiyenin şeriat devleti olması için minimum yeterlilikler nelerdir? En azından ne olması lazım böyle söyleyebilmemiz için??

 

Senin "olmaz" dediğin "şeriat" gerçekten de olmaz. Ama "BAŞKA BİR ŞERİAT" OLUR ve şu an olmaya başlamıştır bile... Ben senin düşündüğün gibi bir şeriatı zaten tartışmıyorum.

 

Türkiye'de *mümkün olabilecek* bir şeriata karşı bilinçli duran TEK grup gerçek ateistlerdir. Aleviler, Hıristiyanlar yada başka dinden olanlar, devletin dinselleşmesine hiç itiraz etmeyecekleri gibi, bundan da memnun görünürler! Herhangi bir "dindar", gerçekten de laik bir devlet bilincine sahip olamaz. Bunun ne olup ne olmadığını ayırt edemez.

 

Türkiyenin dinselleşmesi KAÇINILMAZDIR! Çünkü insanlarda laik bir bilinç kesinlikle yoktur ve türkiye demoktarik bir ülkedir.... Örneğin okullardaki din eğitimi konusununun "yakında çözüleceğini" söylüyorsun. Doğru. Gerçekten de "çözülecektir"...  (Ama nasıl bir "çözüm" olduğunu görünce ne demek istediğimi anlayacaksın.)

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 10:37 AM 

 

Yanlız "ateistler" "bilinçliler" bir yanda dursun; "Niku"nun söylediği konu çok önemli! Yani "keyfiyet"...

 

İnsanların isteklerini harekete geçiren önemli birşey "keyfiyet"tir... Örneğin "içki yasağı" konusunu ele alırsak, insanlar ne kadar dindar olsalar da buna sıcak bakmayabilirler. Ancak keyfiyet yarar da zarar da getirebilir. Örneğin erkeğin kadın üzerinde kuracağı baskı, çoğunlukla keyfiyete de uygundur...

 

  

 

niku

(no login)

212.252.6.203 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 11:27 AM 

 

sana katıldığım noktalar var galilei

 

1979 yılında iran mollaları ile,iran solu birleşti

neden..?çünkü özgürlüklere baskı vardı..!

 

alevilik konusu ise burada hassas bir konu,yukarda bahsettiğim gibi örf'lerimiz bizleri bu güne kadar şeriat'tan korumuştur.alevi'likse örf ten vaz geçmeden islâmı kabul edenlerdir.

 

ilk islâm dayatıldığında onlar kabul ederken,örf'ümüzden asla vaz geçmeyiz fikri ön planda tutulmuştur.

 

şimdi yeniden iran devrimini gözden geçirelim isterseniz.orada aşırı dincilere yardım eden solcuların humeyninin üç yıl köşe başlarını tutmaya çalışması ile yaşamışlar ama humeyni gerçek iktidarı aldığında ilk asılanlar onlar olmuştur.bu gün türkiyede de aynı senaryo uygulanmaya başlanmış ve ılımlı islâm anlayışı ile iktidar olunmuştur. neticesini hep beraber göreceğiz,islâm anlayışı tektir bunun ılımlısı yada aşırısı yoktur.zaman içinde yavaş yavaş gerçek yüzlerini ortaya çıkaracaklarını hep beraber göreceğiz...

 

saygı ve sevgilerimle...

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 11:55 AM 

 

Niku dediklerinde haklısın.

 

Türkiye'deki şeriatçıların işi çocuk oyuncağıdır! Terayağından kıl çekmek gibidir.

 

"Kuran'a ve İslama uygun bir ülke istiyoruz" deseler, buna KİM İTİRAZ EDEBİLİR Kİ??... Kim çıkıp "hayır ben istemiyorum" diyebilir?!??...

 

Kuran ve İslam, türkiyeki insanların %99'unun lafa gelince EN DEĞER VERDİĞİ, BAŞTACI ETTİĞİ şeylerdir! Herkesin "en gerçek müslüman benim" diye birbiriyle yarıştığı, "şeriat karşıtı" kimselerin bile şeriatçıları eleştirirken "gerçek islam, gerçek müslüman" laflarını kullandığı bir ortamda, hiçkimse "Kuran'a ve İslama uygun bir ülke" isteğine itiraz edemez!... İtiraz edemeyeceği gibi yarışı devam ettirip "hayır ben senden daha çok istiyorum!" diycekleridir!  (Şeriatçıların istediği de budur.)

 

Tekrar ediyorum: "KURAN'A VE İSLAM'A UYGUN BİR ÜLKE İSTİYORUZ" talebine, Türkiye'nin %90 gibi çok büyük ve ezici bir çoğunluğu olumlu bakacaktır. Hiçkimse buna itiraz edemeyeceği gibi, farklı kesimler "ben senden daha çok istiyorum" diyerek birbirleriyle yarışacaklardır! (Çünkü "en gerçek müslüman"ın kim olduğunu göstermek için, böyle bir isteğe heyecanla yanıt verip desteklemekten daha iyi bir fırsat olamaz.)

 

  

 

knz

(no login)

195.174.98.105 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 5:01 PM 

 

Galliei şu an uygulanamakta olan modern hukukun

islam şeriatının günümüzdeki bir yorumu olduğunu iddia

edebilirsin. Dini iyi bilmemn gerekiyor. gerçekten doğruyu arayanlar prof beyazın durumuna düşmez. din şeriat konusunda yeterince esnektir ve sana bu imkanı verebilir.

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.4 büyük yanılgı December 13 2002, 6:33 PM 

 

Galiei,Alevilereilişkin tespitlerin yanlış değil,sonuçta onlarda müslüman ve onların gericileri sünnilere rahmet okutacak düzeyde.senin anlamadığın sünnilerle alevilerin asla biraraya gelemeyecekleri, bu

kangren olmuş bir sorundur.şeriatı getirmek isteyenler sünniler olacaktır,bu durumda aleviler doğal müttefiktirler.alevilerle uzlaşacak çok konu vardır,ama sünnilerle asla.bu gerçekliği gözden kaçırmak türkiye gerçeğini bilmemektir.

Evet ateistler şeriatın tek antikorlarıdır.ama hiç ordudan söz etmemişsin,yoksa sende cunntacılıkla suçlanmaktan mı korkuyorsun.ben cunntacı değilim ama öyle bir kompleksim de yok.ordu olmadan asla rejimi değiştiremezsiniz.bu şeriatçı güçler orduyu alt edecek gücü nereden bulacaklar.pompalı tüfeklerle mi getirecekler şeriatı pöh..demokrasiyi araç olarak kullanarak getirirler diyorsan bu hayal.

İranda şeriatın gelme koşulları ile Türkiyeyi nasıl kıyaslarsınız,irandaki monarşi ailesi ülkenin tüm katmanlarının ortak hedefi idi,burada böyle bir durum varmı yaw fesupanallah...üstelik İran solu mollalarla uzlaşılamayacağı konusunda Türk solu tarafından defalarca uyarılmıştı ama onlar buna inanmadılar kolay yutarız dediler ama unuttukları bir şey vardı,irandaki karışıklıklar doğal değil tamamen ABD nin senaryosu idi.herşey önceden planlanmıştı.başta ordu olmak üzere.aynı senaryoyu Türkiyede tezgahlayamazlar burada ne molla sınıfı var ne padişah ne de kişilisiz bir genelkurmay,Türk ordusunu bu kadar hafife almanıza doğrusu şaşırdım.

İrandaki mollaların yaşamdaki önemli fonksiyonlarını bilmiyorsunuz,akıllara durgunluk verecek kadar etkinler,bu devrimden önce de böyle idi şimdi de öyle.hemen her kentin ayrı bir mollası var.bunların hepside ayetullah sanı taşıyor,kum kentindeki devlet başkanı olanayetullaha bağlılar,ama kendi bölgelerinde özerkler,örneğin Azerilerin çoğunlukta olduğu bölgenin ayetullahı daha farklı uygulamalar yapabiliyor.adam oranın peygamberihertürlü konda fetva verebiliyor.baş ayetullaha kafa bile tutabiliyor.İran islamı hala orta çağ mantığı ile işliyor.daha önce yazmıştım ramazan ayında gazetelerde boy boy satılık oruç ilanları çıkıyor.örn:otuz yıllık satılık temiz orucum var şu paraya gibi..ben bu konuyu iranlı üstelik ODTÜ mezunu bir meslektaşımla tartıştım sen bunu anlayamazsın demiş ve beni şaşırtmıştı.bizdeki yobazları bile aratır bir cehalete sahipler.Bizim yobazlara ayıp etmeyelim allahları var.

Ayrıca gerici gösterilere bakıp yobazların cüretleri konusunda paniğe kapılmaya da gerek yoktur.bu güne kadar olan,örneğin yetmişli yılardaki ünlü gerici Konya meetingi yada yeşil şeriat bayraklarının sallandığı Refah dönemindeki meetinglerdeki olaylar tamamen devletin örgütlediği ve bu herifleri izole etmek için tertiplediği manipüle olaylardır.bunları tahrik edip deliğe tıkmak çok kolaydır kafanızı yormayın ne demişler allah her şeye kadirdir.

 

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.125.11 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 8:22 PM 

 

Bu kadarda ümitsiz olma Galilei,

Temelde benzer kaygıları taşıyoruz ve bende Türkiyenin adım adım şeriat yönetimine yaklaştığını düşünüyorum. Ancak senin ima ettiğin kadar kolay tereyağından kıl çeker kadar kolay yapamayacaklarını düşünüyorum. Daha öncede sözünü ettiğim gibi siyasi-ekonomik ve askeri, bu üç kuvvetin tamamına egemen olmadan bunu başaramazlar. Özellikle askeri kuvvet ülkelerdeki iktidarların sahip oldukları kuvvettir. Ancak burada küçük bir problemimiz var bugüne dek yada 28 Şubata dek devlet islami kesime destek olmuştur. Direk olarak okullar açmış yetiştirmiştir. Suç işleyenlerini yakalamamış göz ardı etmiştir. Bunu şu sebeple yada bu sebeple yapmıştır ama yapmıştır.

28 Şubat ve ona yakın tarihlerde ise devlette ufak bir tavır değişikliği oldu. PKK nın askeri gücünün ve Türkiyedeki eylemlerinin yok olması ile birlikte daha önce göz yumulan Hizbullah ve İBDA-C tasfiye edilmiştir. Ancak bence ordu 28 şubatta ortaya koyduğu tavrını sürdürecekmidir bu henüz belli değildir.. Dolayısıyla hepimiz bekliyoruz ve neler olacağını gözlüyoruz.Bugün itibarıyla ne söylenebilir evet islami kesimdemi gelişme devam etmektedir.Ancak bu tehdidin karşısında ciddi direnç noktaları var mıdır?

Türkiye ekonomik yapısı diğer islam ülkelerinden farklıdır. Toprağın altından petrolü İngiliz Amerikalılar ile birlikte çıkarıp dünyaya satan ve paraları Amerikan bankalarına istif eden Araplar gibi değildir. Sanayisi çok gelişmemişte olsa ihraç ettiği sanayi mamulleri vardır. Kısaca sınıfsal yapısı işçi-sermayedar şeklinde ifade edilebilir şekilde bir ekonomik değişimdedir, feodal yapıdan ve toprağa bağlı üretimden gittikçe uzaklaşmaktadır. Bu herhalukarda bir direnç noktasıdır. Ama yeterli değildir.

Gelelim Aleviler konusuna. Öncelikle 30 milyon rakamının abartılmış bir rakam olduğunu düşünüyorum. Bu konuda net bir rakam ortaya koymak imkansızdır. Ancak Galilei bu konuda “Bu 30 Milyondan 1 yada 2 tanesini bulsak da burada konuşsak...” demişsin ya Allahın iyi kulusun bak buldun bir tane artık istediğin kadar konuşabilirizJ

Aleviler dediğin gibi Müslümandırlar. Ancak bir ufacık ancakı var. Homojen yapıları yoktur. Dolayısıyla içlerinde yoğun sünni baskı sebebiyle namaz kılanı oruç tutanı olsada öyle bir islamdırki bu; anlatılmaz bir islamdır. Tek eşlilik esastır, namaz kılınmaz, oruç tutulmaz, kadın erkek arasında ibadette bile yan yana olunur, ibadet türkçedir nasıl anlatılır bu islam bilemiyorum. Hadis yoktur sünnet yoktur Ali dışındaki halifelere saygı filanda yoktur. Ve sandığının aksine iyi şeriat olsun demezler, ve bunu demeyi aklına getireblecek kişide nesline ve bulunduğu topluma hakaret etmiş sayılır aklının ucuna getiren olmaz.

Yine sandığının aksine tokadı yiyip oturan pısırık yapıda değildirler. 1980 öncesi şeriatçı, ülkücüler pısırık ses çıkarmayan insanları neden hedef alsınlarki. Ne yazıkki 80 öncesinde sol hareketler sırasında marksist-sosyalist çizgide yoğun olarak yer almışlardır ve çoğu sol örgüt içersinde aktif olarak çalışmışlar ve Türkyede hemen hemen heryerde bu sebeple kitlesel olarak hedef alınmışlardır.

Ama şeriattan bizi kurtaracak olanlar aleviler değildir. Sadece buda bir dirençtir şeriata karşı diyebiliriz. Çünkü hakikaten azınlıktırlar ve devletin politikası sayesinde gün geçtikçe sünni çoğunluğa karışmakta azalmaktadırlar. Burda birşeyin altını çizmeliyim alevilik babadan oğula geçen birşeydir yoksa fikren bana uygun geldi denilerek alevi olunmaz.

Ve net olarak söylemek gerekirse, “ KURANA UYGUN BİR TÜRKİYE” lafına Türkiyenin yüzde 90 ı olumlu bakmayacaktır. İslami kesimi endişelendiren bir noktadır bu. Hiçbirşey bunu değiştiremez Türkiyede Kurana uygun islama uygun bir Türkiye yi istemeyen bir azınlık hep vardır ve hepte var olacaktır. 300 yılda koca Osmanlı onca ferman çıkarıp sefer düzenleyerek kesip biçerek bu muhalefeti yok edememişte 21. yüzyılda yok edileceğenimi düşünüyorsunuz.

Bu mücadelede belirleyici rol devletin ve ordunun rolüdür. Eğer son 40 yıllık zihniyette bir değişiklik olmazsa önce siyasi olarak güçlenmeye devam edecekler, devletin kaynaklarını kullanarak ekonomik güçlerini artıracaklardır. Ama ordu ve devlet yeter bu kadar deyip bu gelişmeyi durdurmak isterse bu iş biter. Bunu nasıl anlayabiliriz? İmam hatip sayısında bir azaltılma yapılırsa, ciddi bir azaltılma.... Bu gelişmeyi görmediğimiz sürece 28 Şubat bir fasafisodur. Türban tartışması bir metrelik bezde fırtına koparmaktır ve hiçbir değeri yoktur.

 

 

  

 

paristr

(no login)

195.175.125.116 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 8:39 PM 

 

Dokunmadan geçemeyeceğim,

Aslında hepimizin şeriat tehdidi ile ilgili bir konuda öncelikli olarak " olamaz" çünkü kadınlar buna engel olurlar. Toplumun yarısını kadınlar oluşturuyorlar onlar hakları ve özgürlükleri ve yaşam biçimleri açısından bu işin önünde büyük engeldir dememiz lazımken bunu diyemiyoruz. Çünkü ilginç bir şekilde şeriat tehdidi karşısında kadınlar bir engel değil aksine refah-fazilet-akp ekseninde çok ciddi bir şekilde çalışıyorlar ve mahallelerde kadınlar arasında toplantılar düzenleyerek kadın kollarında çalışarak şeriat getirmeye uğraşıyorlar. Televizyonlarda açık saçık ve ahlaki olmadığını düşündüğüm pek çok şeyi yapan kendine sanatçı yakıştırmasında bulunulan kadınları açık saçık kıyafetler içinde "Allahıma bin şükür" , " Allahıma ham olsun", "Allah izin verirse" şeklinde cümleleri sık sık kurarken görüyorum. Özellikle geçen gün bir dansöz sık sık bu cümleleri kurunca.... Kendi kendime allah allah bu ne biçim iş demekten alıkoyamadım. Bu kadınları ben anlayamıyorum belirtmeden geçemeyeceğim

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 8:58 PM 

 

Ali oktay yazılarını okudukça ümitsizliğe kapılıyorum. Çünkü sürekli komplo teorilerine sarılıyorsun. Komplo teorileri benim din kadar nefret ettiğim birşeydir. (Benzer şeylerdir.) Bu bir çaresizlik göstergesidir. Aksi ispatlanamayacak ve normal olarak bu bilgiye ulaşılamayacak uçuk şeyler öne sürüyorsun. (Tıpkı "tanrı" gibi.)

 

"İrandaki karışıklıklar doğal değil tamamen ABD nin senaryosu idi."

 

"Refah dönemindeki meetinglerdeki olaylar tamamen devletin örgütlediği ve bu herifleri izole etmek için tertiplediği manipüle olaylardır."

 

Açıklayıp analiz etmekte güçlük çekeceğin ve nasıl olup da olduğunu bir türlü anlayamadığın (sana göre "normalde olmaması gereken") bir konuya denk gelince, "o birilerinin gizli planıydı" diyip çıkıyorsun. Dışardan bakınca "çok derin bilgilere sahip olduğun" gibi bir görüntü oluşuyor. Kimse bu dediklerine itiraz edecek kadar bilgili (senden daha bilgili) olamazmış gibi duruyor, bu yüzden de kimse itiraz etmiyor... Ancak ben komplo teorileriyle, dinsel inançlar arasında pek çok ortak yön görüyorum.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.60 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 11:23 PM 

 

Sevgili Galilei,

Anlaşılan uyumak için ümmet sürüsü sayıyorsun,sana tavsiyem uykunu kaçıran bu paranoyadan kurtulman için MKE yapımı bir sandık M16 mermisi saymandır.etkisini çabucak gösterecektir.

 

Tarihi hep fatihlerin yazdığı söylenir. Ancak korkakların yazdığı tarihin her zaman daha yalan ve daha kokuşmuş olduğunu eklemem gerek. Çünkü bu ikincisi paranoya, teslim ve kendini kandırma giysisi giymiş ilkinden başka bir şey değil. Tarih değişimin hikayesiyse gerçek tarih yenilmeyenlerin tarihidir. Hala değişim isteyen ve değişim için çabalayan hareketin ve insanların tarihidir. İnsan toplumu için istedikleri ülküleri, umutları gömmek istemeyenlerin tarihidir. İlkeleriyle ereklerinin seçiminde seçenekleri olmayan ve varolanın iyileştirilmesi için çabalamak zorunda olanların tarihidir. 79gerici Devrimi fatihlerle yenilmişlerin her ikisinin tarihinde İslam ve islamcılığın yükselişi yolunda bir basamak ve bugün İran'da egemen olan durmun nedeni sayılmaktadır. Ancak gerçek tarihte 79 gericiDevrimi özgürlük ve gönenç için yapılan ancak bastırılan ve imha edilen bir devrimdi.

Bilgisizliğe dayalı inattan din kadar nefret ederim.

İran şeriat Devrimi komlo teorilerine ve hezeyanlara yer bırakmayacak kadar yeni daha dünki olaydır.Bu İslamın şeiat kılıcı ile kana bulanan devrimin öyküsünü kısaca anımsatalım o halde.

Devrim sonrası İran'daki felaketler bunlara yol açanların hesabına yazılacaktır.. Halkın monarşi rejimini, bu rejimin temellerini oluşturan ayrımcılığı, eşitsizliği, baskıyı ve hor görülmeyi istemeyip buna karşı ayaklanmaya hakkı vardı. Yirminci yüzyılın sonunda insanların kral, Savak (gizli istihbarat servisi), işkenceci ve işkence yerleri istememeye hakları vardı. İnsanların itirazlarının ilk belirtileriyle onları katletmeye kalkışan orduya karşı silahlanmaya hakları vardı. 79 Devrimi özgürlük, adalet ve insanlık onuru için bir hareketti. İslamcı hareket ve yönetim bu devrimin ürünü olmadığı gibi bu devrimi bastırmak için bilinçlice seçilen bir silahtı, şah hızla sanayileşmek,batılılaşmakve bir dünya gücü olmak istiyordu.ama buna ne ABD ne de CCCP izin verebilirdi,Dünyanın en büyük dördüncü petrol üreten devletinin güçlü olması istenemezdi elbette.sanayileşmiş güçlü bir devletin doğal kaynakları nasıl ele geçirilebilirdi sevgili Galilei..şah rejiminin güçsüzlüğünü ve çöküşünü tescil edebilmek için bu silah ortaya çıkarıldı. Yaygın görüşlerin tersine İslam Cumhuriyeti varlığını başta camiler ve düşük rütbeli mollalar ağına borçlu değildi. Bu rejimin kökü insanlar arasında dinin güçlü olması değildi, bu rejimin temeli şiiliğin gücüne, insanların modernizme ilgisizlikleri, Batı kültüründen iğrenmeleri, şehirleşmenin aşırı hızı veya "demokrası egzersizi" eksikliğine dayanmıyordu. Bu saçmalıklar yarım yamalak "oryantalistler"in ve medya yorumcularının profesyonel kariyerlerine yarayabilir, ancak iğne ucu kadar bile gerçekle ilgisi yok. Eğer o günlerde yada ertesinde boyalı basın kültürüne bile sahip olsaydın bunu görebilir bu günkü sefil hezeyana düşmezdinİslamcı hareketi düne kadar şah rejimini kollayan ve Savak'ını eğiten aynı güçler 79 Devrimi sahnesinin önüne sürdüler. İran devriminin radikalizasyon potansiyelini ve sola dönme olasılığını bilen, petrol endüstrisi işçilerinin grevinden derslerini alan aynı güçler. Soğuk Savaş'ın dönemeçlerinde”” yeşil kuşağa”” gereksinimleri vardı.alelacele İran devriminin "İslamcılaşması" için para harcandı, taslaklar çizildi, oturumlar yapıldı. Diplomatlardan, Batılı askeri danışmanlardan demokrasi dünyasının her zaman şerefli jurnalistlerine dek binlerce kişi gerici, marjinal, küflenmiş ve İran siyasal tarihinde soyutlanmış bir hareketten bir "devrim önderliği", 79 İran'ı kentli ve yeni endüstrileşmiş toplumu için bir yönetim alternativi yaratabilmek için aylarca ter döktüler. Humeyni hazretleri Necef'ten, Kum'dan, yol üzerindeki köylerin eşek sırtındaki mollalarının eşliğinde değil CIA ajanlarınca satın alınan biletleParis'ten, Air France uçuşuyla geldi.sen hangi komplo teorisinden söz ediyorsun sevgili dostum.el insaf. 79 Devrimi İran yoksun halkının asal itirazlarının cisimleşmesiydi, ancak "İslam Devrimi" ve İslamcı yönetim Soğuk Savaş'ın, o günkü dünyanın en modern siyasal denkleminin ürünüydü. Bu rejimin mimarları Batılı güçlerin stratejistleri ve siyasetçileriydiler. Bu aynı kişiler bugün bir daha kültürel görecilik bataklığı içinden kendi yarattıkları canavarı "Doğu ve Müslüman toplumun" doğal ürünü ve "İslam Dünyası" halkına layık bir yönetim olarak meşrulaştırıyorlar. Batı'nın bütün ekonomik, siyasal ve propaganda olanakları 79 Devrimi'nin aylar öncesinde ve sonrasında bu rejimi kabul ettirmek ve ayakta tutmak üzere seferber edildi.

Ancak İran'da gerçekleşebilen bu toplumsal mühendislik olayının özü İran içindeki koşullar ve durumun ve siyasal, toplumsal güçlere dayanıyordu. Bu işin gerçekleşmesi için yeterli ölçüde materyal bulunuyordu. Okuma yazma oranı bu gün bile yüzde ellidir bu ülkede. İslamcı hareket bütün bölge ülkelerinde mevcuttu. Ancak İran olaylarına değin hiçbir uğrakta bu hareket bu ülkelerin siyasi sahnesinde ilgiye değer siyasal bir akıma ve baş oyunculardan birine dönüşmemişti. İslamcı (karşı) devrimi İslamcı hareketin cılız gücüyle değil İran muhalefetinin siyasal asal geleneklerinin omuzları üzerinde yarattılar. İslamcı karşı devrimi her şeyden çok işçiden ve komünistten korkan ve bütün ömrünü monarşı pelerini ve din abasının altında tırnaklarını kemirmekle geçiren Milli Cephe'nin ulusal ve sözümona liberal geleneğinin omuzları üzerinde yükselttiler. Bu gelenek bütün tarihi boyunca İran'ın siyaseti ve kültüründe dine karşı yarım yamalak seküler bir itirazda bile bulunabilmiş değildi. Bu hareketin önderleri ve şahsiyetleri İslamcı hareketle ilk bi'at edenler arasındaydı. İslamcı karşı devrimi ne pahasına olursa olsun Amerika karşıtlığı ve uluslararası kampını güçlendirmesi varoluş felsefesini oluşturan ve İslamcı rejimi, halkın ve özgürlüğün başına ne getirdiğinden bağımsız olarak, manevra yapmak ve manipülasyon için verimli bir alan olarak gören Tudeh Partisi'nin omuzları üzerinde kurdular. İslam rejimini, gençlerin ve öğrencilerin itirazlarının ilk ortamlarını oluşturan İran'ın sanatçı ve aydın toplumunun büyük bölümüne egemen olan modernizm karşıtı, "Batıcılık" karşıtı, zenofobik, geçmiş tapınmacısı ve İslamzede soysuz geleneğinin omuzları üzerinde kurdular. Humeyni kazandı, hurafeci bazı insanlar yansımasını ayda gördükleri için değil geleneksel muhalefet ve bu soysuz ulusal ve gerici kültür gerçekte İran çağdaş siyasal tarihinin en ithal ve en uydurma şahsiyeti olan onu "İran yapımı", kendilerinden ve Batı karşıtı bulduğundan ve alkışlamaya başlamasından dolayı. İslamcı karşı devrim itiraz hareketleri alanında insiyatifin petrol endüstirisi ve büyük endüstri işçilerinin modernist-sosyalist hareketinden İran geleneksel muhalefetinin eline geçmesinin ürünüydü. Humeyni personajını ve İslam Devrimi senaryosunu Batı'dan teslim alıp gerçekte ayaklanan halka satan bunlardı.

Bütün bunlara karşın İslamcı hokkabazlık 79 Devrimi sürecinde ancak bir duraksamaya neden oldu. Şubat ayaklanmasının hemen ardından gelen olaylar devrim dinamizminin halen yerinde olduğunu gösterdi. İnsanların, dillerine ne dolandırıldıysa, İslam için değil özgürlük ve toplumsal gönenç için alanlara indiklerini ve alanlarda kaldıklarını gösterdi. Sonunda 79 Devrimi, birçok devrim gibi, hile ve oyunla değil oldukça kanlı bir bastırmayla yenilgiye uğratıldı.Örgütlü din patronajı kısa sürede ilerici hareketi yok etti ve tek başına kaldı.Bu arada İsviçre bankalarındaki milyarlarca sterlinlik servetini yanına alan şah ABD ye uçtu ama o da ne hava alanında hava almakla yetindi ülkeye alınmadı.çünki işi bitmişti sevgili dostum.

Buradada bir komplo varsa walla benim bir suçum yok.

 

Gelelim adını koymadığın ama tahmin edemeyecek kadar salak olmadığım diğer komplo teorisine.Devletin savunma mekanizmalarının nasıl işlediği konusunda bilgi sahibi değilsen bu benim değil senin ayıbındır.Ateizm gibi iddialı bir platformda kurucu olarak rol alırken insanın düşünmesi gereken en önemli sorun bilgi birikimidir.boyalı basın kültürü ile bu ağır sorumluluğun altından kalkılamayacağını öngörmen gerekirdi.en azından kurusıkı eleştirilerle değil analize dayalı karşı tezler üretme zahmetine girmeni beklerdim.80 öncesi siyasal atmosferi tenefüs etmiş yada mutlak okumuş birinin hele bir de yüksek öğrenim görmüş bir solcunun bu tür devlet manuplasyonlarını bilmemesi oldukça yadırganacak bir durumdur.Zaten orduyu bile bir güç olarak varsaymamandan anlaşıldığı gibi ”Devlet” ve “işleyişi”ne ilişkin merakın da olmadığı anlaşılmaktadır.örneğin yakın bir geçmişte ard arda hemde iki ay içinde Türkiyenin en büyük 6 Mafya babalarının ölmesi bile senin için takdiri ilahi olabilir.bu komplolarda da benim bir rolüm yok inan.Hatta posası çıkan ve devletin sırtında kambur olmaya başlayan Gladyo maşası A.Çatlının Susurluk yolunda “tesadüfen”kamyona toslaması da senin için üç bilinmeyenli bir postmodern matematik denklemi olabilir.

İnanırmısın hiç Agatha Christie okumadım ya sen ?.......

 

 

  

 

niku

(no login)

212.252.6.203 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 13 2002, 11:34 PM 

 

ali oktay...

 

ordu konusunda sana yürekten katılıyorum.daha cumhuriyet yıllarında bile,hilâfet isteriz naraları atanlar bu günde oyunu kuralına göre oynayarak sahneliyorlar.AB'yi en çok onlar istiyorsa mutlaka orduyu zayıflatmak adına yapıyorlar.iki haftadır yapmadıkları şaklabanlık kalmadı ve alınması için tarih bile verilmeyeceğini çok iyi biliyorlardı.ve dönüşlerinde hep beraber göreceğiz AB uğruna diyerek her geçen gün ordunun zayıf düşmesi adına her şeyi yapacaklardır.28 şubat onlar için unutulmayacak bir olaydır ve merak etmeyin unutamıyorlar...eskiden bizler ****acı diyerek sevmediğimiz dönemlerde bizi sert eleştirilerle susturmaya çalışırlardı,bu günse orduyu savunmak bizlere kaldı ki çok acı...

 

düşünün en büyük tehlike alt yapıdan başlıyor.genç nesili o kadar sabırla işliyorlarki..!kendi çocuklarım benim ramazanda içmemi eleştirir oldu.evdeki eşimin tutumu dine dayalı hale geldi,esnaf komşum her namaza giderken beni camiye davet eder oldu,siz nerede yaşıyorsunuz allasen...

 

tehlikeyi yumuşatarak çevremize empoze ile yaymaktan gayri çarede göremiyorum.bir fitili ateşlememiz gerekiyor.bunu asla ürkütmeden yapmak zorundayız yoksa geri dönüşü asla mümkün olmayan bir yere doğru gidiyoruz...entellektüel tartışmalarla ancak kendi egolarımızı tatmin edebiliriz.oysa gelecekte bizler bazı beyinlere düşünme fikrini sokmadığımızda en az duyarsızlar kadar sorumlu olacağız...

 

saygı ve sevgilerimle...

 

   

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 14 2002, 2:07 AM 

 

Ali Oktay, verdiğin bilgiler için teşekkür ederim. Ben de bu konularda çok bilgili değilim. Sadece genel bir konudan bahsetmiştim. ABD'nin geçmişte doğuda desteklediği islami hareketleri bilmeyen yoktur. Ama sen "TAMAMEN şunun senaryosu", "TAMAMEN bunun planı" şeklinde konuştuğun için ben de bu konuda fikrimi söyledim...

 

  

 

Galilei

(Login Galilei_)

213.243.30.5 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 14 2002, 2:26 AM 

 

Paristr, sen kendi kendine "allah allah bu ne biçim iş" demekle yetinmiştin iyi... Bir de bana sor.  Ben bir ara "gittim geldim"

 

Yani bu bahsettiğin çarpıklık HAT safhalara ulaştı. Baktığın zaman sanki Levent Kırca'nın bir skeci oynanıyor sanırsın. Ama hayır o skeç değil gerçektir. İnsanlar gülmez normal karşılar... Örneğin bu "allah"lı cümleler bazen öyle uç noktalara ulaşıyor ki, kişi bundan çok değişik bir haz alıyor. Sanki bütün yaşam amacı o lafları etmekmiş gibi. Sanki onun dışında söylediği herşey önemsizmiş gibi...

 

Dediklerinde çok haklısın. Malesef şeriata karşı kadınlar bir direnç olmadıkları gibi bunu istiyorlar da... Ama kim yüce Allah'nın isteklerine karşı gelebilir ki??

 

Eski yıllardan birinde "şeriata karşı kadın yürüyüşü" yapılmıştı. CHP de katılmıştı... Hiç unutmam sayın Mesut Yılmaz şöyle demişti:

 

"Şeriata karşı yürünmez, ancak saygı duyulur"

 

 

 

İşte meselenin özeti budur aslında... Başka birşey ekleme gerek var mı?

 

   

 

ali oktay

(no login)

195.175.134.155 sevgili Paristr December 14 2002, 6:39 PM 

 

Kadınlara kızmamak gerek,erkeklerin durumu daha iç açıcı olsaydı belki kızabilirdik ama durum öyle değil.Kadınlarımız herşeyden önce özgür değil henüz.kocalarının prangasına bağlı yaşıyorlar.ekonomik bağımsızlıkları yok,sosyal güvenceleri yok oyları bile kocaları tarafından belirleniyor.Tanrılarından başka sığınacakları bir şey yok.biz onlara bir alternatif sunduk ta red mi ettiler.1926 yasası kadını hayal bile edemeyeceği bir düzeye çıkardı ama kimin umurunda,hem oy kullanıp hem okula giden hatta çalışan dindar bir bayanın Atatürk düşmanlığı yaptığını görmek çok üzüyor beni,onların beynini kemiren virüsü nasıl da bulaştırdılar ve ne kadar başarılı oldular bu konuda,göz göre göre yaptılar bu katliamı.bir ülkenin nüfusunun yarısını nasıl da acımasızca köleleştirmeyi göze aldılar.başlarını bağlayıp bağlayıp kölelik eğitimine yolladılar şimdilerde bu insanlar AKP nin SP nin kadın kolarında harıl harıl çalışıyorlar.yıllarca yazıldı çizildi ama ne gam,yumurta kapıya gelince izole edilmeye başlandı bu okular ama çok kan kaybetti bu vatan.Kimsenin umurundamıydı eğitim?

Son yirmi yılın hangi eğitim bakanının adını anımsıyoruz?hangi eğitim projesiyle kitlelerin önüne çıktı siyasiler?Büyük projelerin altına imza attığı söylenen bay Özalın eğitim projesi varmıydı?tek başına iktidar olan AKP nin eğitim projesini bilen varsa kafamı kırarım.o bitmez tükenmez vizyon laflarından çocuklarımız kızlarımız için açılmış minik bir vizyon penceresi varmıdır?AB yi bir son umut bir mesih haline getiren ama yıllardır batı uygarlığı ile alay edegelmiş gericiler son yetmiş yılın en büyük eğitim reformuna engel olmak için Beyazıt meydanında şeriat bayrağı sallayan yobazlar 28 şubat düşmanlığını körükleyen akılsızlar tv ekranlarından 8 yıllık eğitimin kazanımlarının kendileri için kayıp olacağını gizleme çabası içinde utanmazlık sergileyen proflar unutulmadı henüz.lambayı siyasette simgeleştirip beyinlerdeki ışığı karartmak isteyenlerin eğitim projeleri türbanla sınırlıdır ne yazık ,diyemeyeceğim çünki onlar da çoğunlukla bu beyin karartma eğitiminden geçmiş zavallılardır.ve bu zavallıların Kadın haklarına bakışları ile azınlık haklarına bakışları arasında en ufak bir fark yoktur.Kadın onlar için azınlıktır eksik akıllı yarım insan dır dinlerinin "bellettiği" bu değilmidir?işte buyüzden dir kinleri,28 şubatın en büyük hatta tarihsel önemdeki kazanımı olan eğitim devriminin onlar için yaşamsal önemde bir kayıp olmasındandır.kadını bir birey olarak görmeyi hazmedememek ve onu "mahlukat-ı islam" yapma özlemi içinde bulunmak.bunu evet bir nebze başardılar senin yakınmaların bunun bir yansımasıdır.

Ama unutulmamalıdır ki Türkiyede hala istihdam edilen kadınların yüzde 74.8 i tarımda,yüzde8.4 ü sanayide ve yüzde 16.8 i hizmet sektöründe çalışıyor.çalışan kadınların çok az bir bölümü yüzde 0.8 i karar organı ve yüksek statülü işlerde çalışabiliyor.işte gerici eğitimin yarattığı manzara budur.Kadınlara kızmak ya da şaşmak tan önce kocaya bile verirken "eti senin kemiği benim" diye kasap mantığının egemen olduğu, milli ve manevi değerler(aslında dini)diye yutturulan bu kültürü sorgulamak gerek.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.134.155 sevgili Niku, December 14 2002, 7:25 PM 

 

Bizim milletin en zayıf karakteri belleksiz oluşu ne yazık.

Bizler o kadar unutkan bir milletiz ki daha dün sayılabilecek RTErdoğanın bir söylemini unuttuk bile..

 

-Demokrasi bizim için bir amaç değil araçtır.

 

elbette Demokrasiler bir araçtır.faşizm farklı bir araçtır komunizm farklı.

ama burada vurgulanan farklı bir şey,mesaj elbette alınmıştır.Ben RTErdoğanın başlangıçta inanarak söylediği ama bu gün kafasına"dank"eden bu söylemin bir hükmü olmadığını düşünüyorum.

neden?

RTErdoğanın nereden geldiğini ne olduğunu ne olmadığını ne olamayacağını biliyoruz.TC tarihinde tercüman aracılığı ile konuşan ilk başbakanımız(diyebiliriz)dır kendileri.Demokrasinin ne anlama geldiğini de gecikmeli olarak öğrenmiş olmasına şaşmamak gerekir.Bir kez demokrasiler araç olarak kullanılarak ne şeriat gelebilir nede komunizm.Demokrasilerin kendisini koruyacak güçleri vardır.bu güçler sivil ve askeri örgütlerdir.Genel kurmayı MSB ye bağlayarak onu pasifize edeceğini sanmak gaflettir.ayrıca orduya gelinceye kadar yığınla demokratik kitle örgütleri vardır.Türkiye gibi devasa toprakları ve nüfusu olan bir ülkeyi(abartı sanmayın)kontrol altında tutmak olanaksızdır.RTErdoğanın ben değiştim demesi bundandır.O artı böyle hayaller kuramıyacağını öğrenmiş bulunmaktadır.bu tür hayalleri olan biri zaten ABnin kapısını çalıp nolur alın bizi diye yakarmaz,AB salak mı da şeriat tehlikesini bünyesine musallat etsin.RTErdoğanda salak değil elbette.Artık anlamış bulunuyorlar,yakında otoyol ihalelerinin anlaşmaları imzalanacak Japonlarla,%kaça anlaştılar bilmiyorum ama yedi cedlerinin Dünyalığını yaparlar bu parayla.biliyorsunuz otoyolların şoförlerden çok müteahhit ve siyasilere yaradığını biliyoruz.zaten tepelerine vura vura şeriattan vaz geçmiş türbana razı olmuşlardır merak etmeyin yakında ondan da vaz geçeceklerdir.Ordunun efsunlu duaları vardır her ay MGK da okur üfürürler çok etkilidir her derdedevadır,kabızlığa,ishale,hazımsızlığa,karınağrısına birebirdir anında etkisini gösterir.

 

sevgili niku herşeyin başı eğitim,eğer eğitimi yozlaştırmazlarsa korkma,bekleyelim görelim.şimdi AB ruyası deepfreez e kaldırıldı,işbaşı yapmışlardır bile.

 

çocukların kaç yaşında merak ettim?

 

sevgiler.

 

  

 

niku

(no login)

212.252.6.203 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 15 2002, 1:29 PM 

 

ne diyeyim ki..?

senin sıcak hoş geldin mesajlarınla sorduğunu bu özel soruyu burada cevaplayabilirmiyim bilmiyorum.

 

oldukça büyükler,benim hayata başladığım dönemlere yaklaştılar artık kendi başlarına karar verecek yaşa gelmiş olmalarını idrak ediyorlar.sanırım bu kadar la anlayacak düzeydesindir.burayı iki kişilik geyik olarak kullanıp diğer arkadaşlara saygısızlık etmek istemiyorum.

verdiğin açıklayıcı ve kendi pencerenden olan bakışların için teşekkür ederim.söylediklerine inşallah diye yanıt versem gerçekten anlatıklarını umut ediyorum anlamı çıkarmı bilmiyorum...

 

saygı ve sevgilerimle...

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.134.139 Re: Türkiye neden bir şeriat devleti OLABİLEMEZ December 16 2002, 12:10 AM 

 

Şeriatın anlamı müslümanlarca çok farklı anlamlar yüklenerek tarif edilmekte ve bu konuda kesin ve tartışmasız bir tanım birliği ortaya konulamamaktadır.ben şeriatın gerçek anlamından çok bizim şeriat denilince ne anladığımızın önemi üzerinde duruyorum.

 

Şeriat denilince neden tüylerimiz ürperiyor hatta bazılarımızın uykuları kaçıyor.paranoyaya kapılanlarımız bile oluyor.

 

Bizler şeriat denilince islam dininin siyasallaşmasını kamusal alanı da kapsayacak genişlikte yaygınlaşmasını anlıyoruz.bu durum elbette insanlığın vardığı bir noktada felaket olacaktır.kabul edilemez.

 

Dinler varlıklarını evrensel değişmezlik ve mutlak doğrulara dayandırdığından değişmediklerini gururla iddia ederler.oysa ayakta kalabilmenin değişimlere ayak uydurmakla olanaklı olabileceği gerçeğini anladıkları an zamanın yıpratıcılığı ve ğelişimin zorunluluğu onu enkaz olma gerçeği ile yüzleştirecektir.

 

İslam dinin anayasası olarak kuranı aldığımızda şeriat yasama hilafet te yürütme olarak kabul edilebilir.ama kurana baktığımızda bilinen anlamı ile hilafeti göremeyiz.böyle bir organdan hiç söz edilmez. Başka bir deyişle şeriat kuranın özü ile çelişir.zaten peygamberin Medinede kurduğu topluma Devlet denilip denilemeyeceği bu gün bile tartışılır bir konudur.üstelik mükemmel bir toplum örneği olarak yutturulmaya çalışılan Medine toplumunun uygarlık sistemine katkısı olmamış günümüzdeki tüm siyasal ve medeni kazanımlar bundan sonraki deneylerle kazanılmıştır.

 

İslam devleti fikri 1920’lerin ortalarından başlayarak dini düşüncenin siyasi tezahürü haline geldi. Başlangıçta Suudi Vahhabilerinin, ilhamını Muhammed Abduh’tan alan İslami hümanizmin ve, modern insanın akılcılığıyla tam bir uyum içinde bir din olarak algılanan, ilk ve temiz İslam’a dönme gayreti içindeki Selefiye’nin ortak fikri buluşma zeminiydi. Daha sonra bu iki kanat Selefiye’nin giderek devrimci akımlara meyletmesi ve Vahhabiye’nin koyu bir muhafazakarlık içine kapanmasıyla birbirinden uzaklaştı. 1935’te Muhammed Reşid Rıza modern anlamda İslam devleti fikrinin temellerini attı. Bu görüş, tekrar tekrar işlenerek çeşitli varyantlarıyla bütün 20. y.y. boyunca etkili olmuştur.

 

 

 

 

 

Bilimin Romalılarca kızağa alınması ile başlayan tarihi inzivası orta çağ boyunca dinlerin alabildiğince özgür ve sorumsuz hareketine yol açmış ve bu durum Rönesansas a kadar ivme kazanarak devam etmiştir.Tarihi inzivasından uyanmaya başlayan bilim sanayi devriminin şahlanışı ile karanlık bir dönemi kapatıyordu.İslam alemi bu dinamik uyanışa ayak uyduramadı bunun yarine statükoyu korumaya çalıştı. Ama şahlanan batı önüne örülen bu tarhsel engelleri aşmayı bildi ve bizler hala bu konkurhipik yarışında yer edinebilme savaşı vermekteyiz.

 

1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemalin projesi ile İslamın bu siyasal kurumuna tarihi ve ölümcül darbesini vurdu.Mustafa Muhammetle başlayan siyasi bir devrim Musatafa Kemalin çektiği ipte son nefesini veriyor vicdanlara sürgüne gönderiliyordu. hilafeti kaldırışı ile bu konudaki tartışmalar bir dönüm noktasına ulaştı. Yeri gelmişken not etmek gerekir ki, gerek Büyük Harp’te Osmanlıya yardıma gelmeyen ve gerekse de Osmanlıya karşı silahla direnen müslüman milletler hilafet kaldırılıncaya dek yeni bir halife seçimi ya da İstanbul’daki halifenin tanınmaması yönünde bir harekette bulunmadılar; kimse böyle bir teklif de ortaya atmadı. Hilafetin manevi otoritesi ilk amaçlanandan bambaşka bir şekliyle de olsa benimsenmişti. Sultan Abdülhamid’in Hilafet siyasetinin amacı: “Maddi ayrılıklara rağmen müslümanların manevi birliği” idi. Oysa yeni anlaşılan şekli ile Hilafet: “Manevi birliğe rağmen müslümanların maddi ayrılığı” idi; gerekirse boğaz boğaza gelebilinen bir ayrılık.

Gerek 1924’te gerek daha sonra hilafetin bu biçimi ile dahi olsa korunması gerektiğini savunanlar çıkmıştır. Onlara göre hilafet Vatikan gibi bir kuruma dönüşse, yani inananlar ayrı devletlere parçalansalar, hatta bu devletler birbiriyle savaşsalar dahi bizzat varlığı bir manevi birlik sağlamaktadır; tek tek müslüman fertler ona itibar etmekte ve bu kurumun başlarında kalmasını çok önemli görmektedirler. Ama bu iddialar da 1924’ten sonra ciddi bir yara aldı; Türkiye son halifeyi azletti ve İslam dünyası yerine yenisinin seçilmesi için pek dikkate değer bir faaliyet göstermedi. Hilafet meselesine dünyada en çok ilgiyi Hintli müslümanlar göstermişlerdi. Bu ilgi o derecede idi ki, 1923 Kasımı’nda iki Hintli müslüman, Şii Emir Ali ve İsmaili lider Ağa Han bile tartışmaya katıldılar ve Sünni bir kurum olan hilafetin korunması yönündeki dileklerini İstanbul’da duyurdular.

 

Ancak hilafetin son bulmasından sonra bu ilgi kısa sürede söndü. Başlangıçta yeni bir halife seçimi için İslam Dünyası’nın bir hilafet kongresi toplaması düşünüldü ise de adayların hiçbiri bu işe yeterli bulunmadı; bitmez tükenmez tartışmalara katılmaya devam edenlerin sayısı giderek azaldı ve Hintli müslümanların coşkulu Hilafet Hareketi bile “dikkatini Hindistan müslümanlarının sosyal refahına çevirdiğini” ilan ederek 1926’da Kahire’de yapılacak Dünya Hilafet konferansı için yapılan daveti geri çevirdi.

 

Hilafetin hala ölüm-kalım mücadelesi verdiği birkaç yıl öncesinde Arap milliyetçileri bir yandan hilafetin zayıflamasından dolayı memnunluk duyuyor; öte yandan hilafetin Araplara iadesini sağlamaya çalışıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki tek Arap halife adayı Mekke şerifi Emir Hüseyin’di. Ama onun İngilizlerle olan yakınlığı itibarını düşürmekteydi. Mart 1924’te Türkiye’de hilafetin ipinin çekilmesinden sonra kendini müslümanların halifesi ilan ettiyse de ona sadece Irak, Hicaz ve Doğu Ürdün’den temsilciler bağlılık sözü verdiler. Hintli ve Mısırlı müslümanlar İngiliz ajanı olduğu gerekçesiyle onu reddettiler. Bundan sonra İslam Dünyası’nın geri kalanının üzerinde uzlaşabileceği bir halife adayı çıkmadı.

Artık hilafet meselesi İslam dünyasının dikkat alanından çıkmıştı. Başta Ezher’in ulemasından kişiler gelmek üzere Arap ve İslam aleminden birçok ulema artık hilafet fikrinin diriltilemez olduğunu söylemeye başladılar. Ancak tahttan indirilen hilafetin yerine kısa sürede başka bir kavram oturdu: İslam devleti.(şeriat)

Yukarıdaki tarihsel yolculuktan sonra verilecek bir küçük molada Mustafa Kemalin İslam alemi Hatta insanlık tarihi içindeki akıllara durgunluk veren yerini anımsatmakta yarar görüyorum.Koca bir dini Tarh sahnesinden silip layık olduğu yere indirmesi bakımından.şimdi çıkmış bir-iki kıçı kırık onun tasarlayarak kurduğu bu sağlam temeli dinamitleyebileceğini sanıyor.

 

 

Tarih sahnesinde her oyun iki kez sahnelenir

 

İlkinde trajedi,ikincisinde komedi olarak

Karl Marx

 

 

  

 

Alp

(Login Alp1)

212.175.38.206 Sayın Ali Oktay December 16 2002, 11:00 AM 

 

Vaktimin kısıtlı olmasından dolayı Yazıların tamamını okumadım ama bir konuyu düzeltmek isterim."şeriatı getirmek isteyenler sünniler olacaktır,bu durumda aleviler doğal müttefiktirler." Demişsin.Benim bildiğim kadarıyla Aleviler ne çekmişse,tarih boyunca Sunni Şeriat'tan çekmişlerdir.

 

Saygılarımla.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.156 sevgili Alp December 16 2002, 5:23 PM 

 

Aleviler anti- şeriat güçlerin doğal müttefikidir yanlış anlamışsınız.belki de ben iyi ifade edememişim.

 

sevgiler.

 

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1