Safsata-i Muazzama

 

 

S A F S A T A - İ M U A Z Z A M A

December 11 2003 at 5:53 PM ali oktay  (no login)

from IP address 217.131.90.90

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Kitaplı ve büyük denilen 3 din yaklaşık 2 500 yıldır insanlığın tepesine kabus gibi çökmüşler. Bunların kaç milyon insanın hayatına mal oldukları, maddi/manevi ne zararlara sebep oldukları hesaplara sığmaz. Dünya'yı bugün bile etkilediklerine bakılırsa, muazzam olduklarına şüphe yok. Safsata oldukları da şüphe götürmez; biraz tarihe bakmak bile yeter.

Müslümanlığın büyük ölçüde Musevilikten, biraz da Hıritiyanlıktan alındığı gizli değil. Hıristiyanlık ise çok büyük ölçüde Musevilikten alıntıdır. İncil'in yarısı (ahd-i atik), direkt bir Musevi metnidir ve İsa'nın doğumundan evvelinden bahseder. Dahası, İsa'nın yeni bir din çıkarmak istediği son zamanlarda sorgulanır olmuştur. Birçok incelemeciler, İsa'nın aslında yalnızca Museviliği ıslah etmeğe çalıştığını, kendisinden sonra St.Paul'ün ise İsa'nın söylemlerini yeni bir dine çevirdiğini

düşünmektedirler.

Museviliğe gelince; bunun kaynakları belirgin bir biçimde:

* Ağırlıklı olarak bilinen/bilinmiyen Mezopotamya mitolojisindendir.

Hırsızlık yapanın elinin kesilmesi Hammurabi kanunlarında vardır. Nuh

tufanı ve Adem/Havva efsaneleri Sümer ve diğer Mezopotamya tabletlerinde biraz değişik şekillerde mevcuttur. Bunlar sadece birkaç örnek; başka daha birçok paralellikler var, üstelik de Mezopotamya mitolojisinin ancak küçük bir bölümüne ulaşmış olmamıza rağmen.

* Tek tanrı kavramı ise, antik Mısır'dandır. Firavun Akhaton zamanında tek Güneş tanrısı Aton'a tapılmış, Firavun öldükten sonra bu din terkedilmiştir. Baskı altında kalan ve inanmaya devam edenlerin de Filistin'e kaçtıklarına dair ipuçları vardır. Mısır'ın kuzeyinde, Kızıldeniz'e yakın bir yerde bunlara ait yerleşim siteleri bulunmuştur. İkinci bir baskı dalgasıyla bunların bir kısmının Filistin'e kaçmış olması ve bu kaçışın Musa'nın Mısır'dan kaçması efsanesine ilham vermiş olması akla uygun. Freud da böyle düşünmüştür. Her üç dinde de ibadet zamanlarının Güneş'in hareketlerine uyması tesadüf değildir. Sabiilik (Haniflik)'de 5 vakit namaz ve yine tek tanrı, tanrılar tanrısı bir üst tanrı olarak vardır. İster Mısır'dan, ister Sabiilik'ten gelsin kaynak, iddia edildiği gibi "Tanrı" değil, birtakım eski inançlardır. Sünnet bile Mısır üzerinden gelmiş Afrika kaynaklı ve hala uygulanan bir adettir.

Şimdi de kutsal denen kitapların tarihçesine bakalım. Bir kere hiçbirinin orijinalleri yoktur. Musa ve İsa'nın hakikaten yaşamış oldukları bile

tarihsel olarak kanıtlanmış değildirler.Yaşadılarsa bile, kitapları kendi zamanlarında değil, nesillerce sonra yazılmıştır ve bu sonradan yazılan

nüshalar bile ortada yokturlar. Virgülüne dokunulmadığı söylenen Kur'an ise, defalarca yakılıp tekrar yazılmıştır ama bunlar da ortada yokturlar. En eski nüshalar Muhammed'den 3 -4 asır sonrasına aittirler. Özetle, kaynaklarından ve zamanlarından günümüze gelen hiç bir "kutsal kitap" yoktur. Yani, orijinallerinin kaynağı hakikaten ilahi olsa bile, bugün elimizde olanların ne derece orijinal metinlere uygun aktarıldıkları hakkında hiç bir fikrimiz yok.

Tarihe kısa fakat tarafsız bir bakış bile bu kitapların ilahi oldukları iddiasının elle tutulur bir yanı olmadığını açıkça ortaya koymağa yetiyor.

Peki, bir de içeriklerine bakalım; acaba orada bize bunların ilahi kaynaklı olduğunu inandıracak izler bulabilecek miyiz? Hepsi; pekçok tekrar e bir o kadar da birbirini nakzeden ifadeler ile doludur. Hiçbirinin en ufak bir evrensel yönü yoktur; tamamen zaman ve geldikleri söylenen topluma kapanmış, onlara aittirler. Bu Musevilikte o kadar aşırıdır ki Musevi doğmayanlar sonradan Musevi olamaz. Kur'an, bunun farkına vararak, "biz her halka kitap yolladık"der. İyi ama, Sami ve Hami'ler haricindeki kavimlere yollanan kitaplar neredeler? Kur'an, MS 7nci yüzyıl ürünü olduğuna ve ifadede geçmiş zaman kullanıldiğına göre bundan evvel Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Amerika'da yaşıyan yüzlerce kavime bu arada biz Türklere de ilahi kaynaklı benzer kitaplar yollanmış olması gerekirdi. Söylemeğe gerek yok ki böyle kitaplar yok, dahası bu kavimlerin birçoğunun o devirlerde alfabeleri bile yoktu.

 

Bir de bu kitapların bilimselliklerine bakalım. İçler açısı bir durumla karşılaşıyoruz; o kadar ki zamanlarının bile gerisindedirler. Örneğin; 7nci

yy'dan önce Çin ve Yunan medeniyetlerinde Dünya'nın yuvarlaklığı biliniyordu. Hatta 4. yy'da İskenderiye'de Dünya'nın çevresi şaşılacak bir yaklaşıklıkla hesaplanmıştı. Ku'an ise yeri düz, göğü çok katlı bir kubbe gibi görür! Hatta, bu kubbenin direklerinin olmamasını Allah'ın bir mucizesi olarak gösterir. Başka yerlerinde bu kubbenin kıyamet zamanı yarılacağını, parçalanıp Dünya üzerine düşeceğini vb söyler. Bir başka ayet ise kıyamet zamanı Ay ve Güneş'in(!) Dünya'ya düşeceğinden bahseder. Başka birkaç örnek:

* Rüzgar ve yağmuru biz idare ederiz

* Gökte uçan kuşları Allah tutar

* Gökyüzünde hiçbir delik, yarık yoktur.

Ve daha niceleri... Yorum yok ama bunların bir yaradandan gelmediği de çok açık. Bir de son zamanların modası "Evrim Teorisi iflas etti" iddiası var. Ne yumurtladıklarını bilmiyorum ama bu muhteremler elle tutulur, gözle görünür fosilleri bir kenara bırakıp Adem/Havva hikayesine inanmamızı mı istiyorlar? Bilirmisiniz ki eğer Adem ve Havva efsanesine inanırsak Dünya'nın yaşının 4 000 yıl civarında olması gerekir !

Dünya 6 günde (!) yaratıldıktan sonra önce Adem, daha sonra da Havva yaratılmış.Kutsal sayılan Ahd-i Atik, Adem/Havva'dan itibaren yazıldığı zamana kadar Yahudi kavminin soy seceresini vermiştir. Bu soy ağacıındaki bazılarının yüzlerce sene yaşadığı iddia edilmesine rağmen hepsini toplar ve buna Ahd-i Atik'in yazıldığı tahmin edilen devirden günümüze kadar geçen zamanı eklersek çıkan rakam 4 000 civarında. Buna inanabilmek için Tarihi, Arkeolojiyi ve tüm Müsbet Bilimleri reddetmek gerekir. Böyle takke düşüp kel ortaya çıktığında bazıları hemen "efendim aslında..." diyerek birtakım tefsirler yapmağa başlarlar. Bu tefsirler iki bakımdan geçersizdirler. Öncelikle, Kur'an bunu yasaklamıştır. Birkaç yerinde "biz size açık/aşikar ayetler yolladık" deniyor. Diyen, ister Tanrı olsun isterse insan, sonuç aynı: yazılan ile maksat aynı, öküz altında buzağı aramayın. Ayrıca, insanların Kur'an'ı okumaları, anlamaları istenmiştir, başkalarına tefsir ettir denmemiştir. İkinci olarak, herkesişine geldiği gibi tefsir yapabilir. Nitekim; Felsefe, Ekonomi, Sosyoloji ve hatta Fizik gibi müsbet bilimlerde bile bazı bulgu ve olgular farklı farklı değerlendirilebiliyor. örnek olarak; bir çamaşır makinesinin kullanım klavuzunun bir yerinde 7 ayardan/programdan bahsediliyorsa benim bunu pekala "burada aslında kastedilen 7 kat göktür" diye tefsir etmem mümkün ve bir başkası da "cennetteki ırmakların sayısıdır" diyebilir, dilin kemiği yok....

 

Ahmet Yazgın

 

 

 

Beni Adem=Muslim

(no login)

217.122.35.14 Re: S A F S A T A - İ M U A Z Z A M A December 11 2003, 6:28 PM 

 

Ali Oktay,

 

Dunyanin yasini bilmem, ama insanlik oyle milyon yillar yasinda degil.

 

Evrim teorisinin dogrulugu kesinlikle ispat edilmis birsey degildir. Ne elle tutulur, nede gozle gorunur bir delil yok ortada. Hem boyle bir hayatin tesaduflerle baslamasi imkansizdir.

 

Mesela ben ucaktan hic anlamam. Nasil calisir bilmem. Ama bir hurdalikta tum parcalar mevcut olsa benim ucagi yapip ucurmam ihtimalimi daha yuksek, yoksa bir firtinanin gelip o parcalari birlestirip ucak yapmasi ihtimalimi.

 

Bence ben ucagi yapar ucururum, ama Firtina bir vidayi bir somuna bile geciremez. Yaratilista oyledir. Ne gunes, ne dunya, nede diger gezegenler oyle tesadufen bir yere varip durmamislardir.

 

Big Bang oldugunda acaba madde olarak ortada ne vardi. Gok patlamayla meydana geldiyse, butun bu yildiz ve gezegenleri olusturan onca madde nereden geldi? O maddeler atomlardan olustu ise bizde atomlardan olustuk oyle degil mi? Peki bir kaya, bir deniz, bir toprak niye canli degilde biz ve hayvanlar canli. Bitki ortusunu buna katmiyorum bile.

 

Madem hersey en kucuk birim olan atomlardan sa Biz niye canliyiz da, dag tas cansiz?

 

Selamlar.

 

  

 

ali oktay

(no login)

217.131.89.240 BAM December 12 2003, 11:43 AM 

 

Sözünü ettiğin temcit pilavını hemen her hafta yemekteyiz.DF de şoklanmış olarak bir sürü var.Tekrar yemek istemiyorum,senin canın yine çektiyse Dehanın ve mantığın çok güzel tarifleri var.Aç oku.

 

Burada tartışmak değil,sulanmış beyinlere çizgi çizmeye döndü artık.

 

Bu argumanlar yüzlerce kez yanıtlandı ve çürütüldü.Değil senin gibi ağızı süt kokanlar kaşarlanmışlar bile ardına bakmadan uçtular.

 

Arama motoru sizin gibiler için kondu.

 

 

Ben milyon yıllık insan fosillerini bile inkar eden bir kafa ile neyi tartışacağım?

 

Tartışmak istiyorsan,fosillerle ilgili düşüncelerini bilmek zorundayım.

 

Belki duymuşsundur.çok ünlü bir insan fosili vardır.

"Pekin adamı"

 

Bu fosil ikinci evrensel savaş sırasında Japonların Çini işgal ettikleri günlerde Japonlar ele geçirmesin diye güvenli bir yere taşınırken kayboldu.Çinlilerin "ata" olarak kabul ettikleri ve çok değer verdikleri bu fosilin (kopyası alınmıştı) kaybolması iki ülkeyi biri birine hala düşmanlık duyguları beslemelerine neden olan temel sorunlardan biri olarak ortada dururken senin böyle buluntuları inkar etmendeki amaç tarfımızdan anlaşılmaktadır.

 

Sen önce yanıt ver,tartışmak kolay.

 

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1