Nasıl iman edilir?
Nasıl
iman edilir?
September
19 2003 at 11:31 PM Kitapsever (no
login)
from
IP address 213.243.30.11
--------------------------------------------------------------------------------
Din
hakkında geniş bilgi sahibi olmak iman etmek için yeterli değildir.
Nasıl
bir ruhsal mekanizma var ki, sahip olunan dinsel/metafiziksel
"bilgiler", kendisine "iman edilen" gerçeklere
dönüşüyorlar? Böyle bir mekanizmayı harekete geçirmek için ne yapılmalıdır?
Eğer
iman etmeyi kaçınılmaz şekilde gerekli kılacak özel bir şey (bir olay, bir
yaşantı, ...) varsa, o nedir?
Okuyorum,
inceliyorum ama ikna olamıyorum. İkna olmak için ne yapmam gerekir? Bir
müslümana inandırıcı gelen kanıtlar bana hiç de inandırıcı gelmiyor. Başkasının
imanını güçlendiren şeyler bende şüpheye neden oluyor.
"Senin
niyetin bozuk" diyorlar. O halde niyetimdeki bozukluğun nasıl tamir
edilebileceğini niçin söylemiyorlar?
"İnanmak
senin elindedir" diyorlar. Bakıyorum, ellerimin boş olduğunu görüyorum. Elimde
olmayan bir şey aynı anda nasıl elimde olabilir?
"Aklını
çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi gerektiriyorsa,
(imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak değerlendiriliyorsa),
imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip olunur?
"Senin
kalbini Allah mühürlemiş" diyorlar. Eğer kalbimi Allah mühürlediyse (bu
bilinemez ama eğer öyleyse) bu mührü ortadan kaldırmanın bir yolu yok mudur?
"Günahlardan
uzak durman gerekir" diyorlar. Ama nelerin "günah" olduğunu
öğrenmek için de Kuran'a bakmamız gerekecek. Kuran'a inanmadan, onun
tanımladığı günahı nasıl "günah" diye kabul edebiliriz ki sonra da
onlardan kaçınabilelim?
"Önce
davranışlarını değiştir, sonra düşüncelerin de değişmeye başlar" diyorlar.
Kişi
diyelim ki içinden hiç gelmediği, Tanrı'ya da inanmadığı halde kendini
zorlayarak namaz kılmaya devam etse, bir süre sonra o kıldığı namazın etkisinde
kalarak iman edebilir mi? Eğer söylenmek istenen buysa, bu yöntemle herşeye
inanılabilir demektir: Kiliseye gitmeye, evde haç bulundurmaya, her fırsatta
İsa'yı aklına getirmeye zorlayarak da kişi bir süre sonra kendisine yaptığı
telkinlerin etkisinde kalarak Hristiyanlık yönünde iman edemez mi?
Ayrıca,
durup dururken kişi davranışlarını neden değiştirmek istesin?
"Kuran'ı
anlamaya çalışarak okuman gerekir" diyorlar. Kuran'ı anlayarak okuyunca
sanki kendiğinden başlaması gereken bir iman etme sürecinin devreye gireceği
varsayılıyor. Kuran'ı okuyup da iman etmeyenlere "senin anlayışın
kıt" diyorlar. Peki bu anlayış kıtlığı nasıl giderilir? Yok mu bunun
tedavisi?
"Kuran'ın
Allah kelamı olduğunu düşünerek okumalısın" diyorlar; iyi ama bende
Kuran'ın Allah kelamı olduğu inancı zaten yok ki; inancım olmadığı halde varMIŞ
gibi mi davranmam gerekiyor? Bu nasıl olacak?
İman
eğer gerçekten özgür iradeye bağlı bir "seçim" ise, bir müslüman
(veya hristiyan) geçici bir süre için "ben artık iman etmekten
vazgeçiyorum" diyebilir mi? Bir süre sonra da "ben tekrar imana geri
dönmeye karar verdim" diyebilir mi? Eğer özgür irade varsa, iman kapısından
elini kolunu sallaya sallaya girilebilir veya çıkılabilir olması gerekmez mi?
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Re: Nasıl iman edilir? September 20 2003, 2:27 AM
İman
edenler bu imanlarını neye borçlular?
İman
edenler iman etmeyi gerçekten de özgür iradeleriyle mi seçtiler? Eğer öyleyse,
bu seçimi ne zaman yaptıklarını hatırlayabilmeleri gerekir. Seçim, birçok şey
arasından birini tercih etmek demek olduğuna göre, hangi seçenekleri eleyerek
halen mevcut olan imanlarında karar kıldılar?
Ugur
(Login
Bteist)
81.6.72.59
Nasil iman edilir September 20 2003, 11:36 AM
Sevgili
Kitapsever, baslik cok guzel ,tebrikler.!
Oyle
ironik duruyor ki, kendimi hinzirca gulumsemekten alamiyorum..
-
Ben iman etmeye karar verdim.. diyen birini hayal edelim bakalim neler olacak..
-Iman
etmek icin Aranan Ozellikler:
Insan
iliskilerinde basarili,presentable,askerlik ve seyahat engeli olmayan(Hacc
vaziyetleri),sosyal yonleri kuvvetli,word excel bilen(bkz.Harun Yahya paste
islemleri), ve ozellikle 30 degil, 12 yasindan gun almamis olmak gereklidir..
Hakan
YILMAZ
(no
login)
81.212.15.77
kitapsever September 20 2003, 8:52 PM
nasıl
bir ruhsal bir mekanizma varki? yanlış bir anlatım bence. Her
insandaki
bu mekanizma aynı işler. Bunu kimilerinin kalbi mühürlenmiştir
gibi
başka bir anlatımla açıkcası ben de bağdaştıramıyorum. Burda benim de
sorum
var. Çünkü burda yazılan , teist yada ateist yazıların içinde bu
mühürlülük
durumunu aynı insanın bir yazısının içinde bir kısım olarak
bulmak
mümkün. Bence bir insan için, bir bütün olarak o insanı "kalbi
mühürlü
insan" dır bu insan, gibi bir karar almak kime haktır?
İkna
olmak niyeki? Yda neddir ikna olmak. Ben olmayadabilecek bir kavrama
ikna
olmuşum bu önemli bir iknadır. Bundan sonra inançlı olmak, Tanrı'nın
bana
olmadığı anlarının olduğunu gösterirken onun yokluğunu ispatlamıyor o
kadar.
Önceki iknam bir ispat gereği olmasına rağmen, sonraki inancım
olmadığı
ispatlanamadığı içindir.
Sanırım
niyeti bozukluk orda başlıyor, aynı ispat metoduyla hareket edilse
bile,
olmadığını ispat edilmemesi eşdeğer alınamması. Bu biraz kontrol
ediliyor
olmanın verdiği rahatsızlık. Bence zaten full kontrolümüz yok.
Olsaydı
insan olmazdık. Ben burdan baktığımda, herhangi bir yıldızın
üzerinde
bir kaya parçasına uzanıp almak istemezdim. Biraz içimizdeki
herşeyden
haberdar ve bilgili oluyor olduğumuz düşüncesini büyüklük ve
gururumuzu
atmamız gerekiyor. Ama ezilmeden.
Aklını
çalıştır diyenler, aklını çalıştırdığın için senin sorduğunu
farketmeyecek
kadar akıllarını çalıştırmıyorlar diye onlara karşı ne
düşünüyorsun?
Zavallı olduklarını mı, kızgınlık mı, aptal olduklarınını mı?
Ben
hiç birini düşündüğünü zannetmiyorum, yazdıklarından anlaşıldığı üzere
peki
niye bu iletişimsizlik diye düşünüyor olmalısın? Sanırım anahtar nokta
bu
olmalı. İnsanın içsel tanrı inancı (yada içlerindeki tanrı diyelim)
birbiriyle
bütünleşmede insan arayüzü sayesinde kendi kendini arıyor. Bu
arama
insanların varlık nedeni oluyor olmalı ??? kimbilir? Arayan bizmiyiz
içimizdeki
istekli olan birşey mi? Bu da bir handikap..
Davranışları
değiştirmek ve düşüncelerin buna paralel değişmesi ? Bence
soyuta
inmek dense iyi olur. Günümüz yaşantısı bize karanlık çağların,
karanlık
ama cahil gibi görünen, ama bugünün somutluğu olmayıp ta bir o
kadar
soyut olup kendini doğa içinde daha rahat hissedebileceğin ve rahat
düşünebileceğin
ve davranabileceğin şartlar sağlardı. Bugün davranışını
değiştir'den
kasıt bu olmalı, bir güleryüzün bir ibadet olduğu gibi. Kendini
sürüde
hissetmek hissetmek olmamalı. Namaz, yada türban gibi kelimelerdeki
soğukluğun
bugün sembolik ve politik anlamlar taşımasından kaynaklandığını
düşünüyorum.
Genel olarak ben insancıyım, kendi kendini diğerlerinden
ayırmış
toplumcu olmaya karşıyım. O yüzden günah ta olsa ki, Allah'ın bu
durumu
daha iyi gördüğünü biliyorum, namaz yada oruç yada türbanın bugünkü
getirilmiş
anlamlarının kendini müslüman hissetmeye çalışan insanlara nasıl
eziyet
verdirdiğinden dolayı yapılmamasının bir yanlış olduğunu
düşünmüyorum.
Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Hangi hükümet yada dini
liderin
dini tekeline almaya ve kurallarını çizmeye hakkı olur ki. eğer
tabandan
tavana altyapısını kurmuş ve her kesimden insanlar sana önyargısız
bakabiliyorsa,
böyle bir ülkede dini inancını isteyen istediği şekilde,
gerçekten
kendi vicdanına göre yapacaktır. Ben ilkemizin bu durumda olduğunu
zannetmiyorum.
Ve suçun klıfı hazırlamadan minareyi çalanlarda olduğunu
düşünüyorum.
Kılıf bütün ülkedir. Ve kılıf bir iran rejimi de değildir,
affedersiniz
hoş görünmeye çalışmak ta değildir. ,
Önemli
not : Herhangi bir iktaidar yada insana şu anda lafım yok sadece
gözeleme
durumunda biriyim. Sizin sorunuz üzerine biraz gerçekleri konuşmak
lazım
diye düşündüm.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Re: Nasıl iman edilir? September 20 2003, 11:00 PM
Sn.
Uğur ironik bulmuş olsa bile, bu soruların bir teist tarafından ciddiye alması
gerektiğini düşünüyorum. Kullandığım dil ironik olabilir ama yaklaşımım gayet
ciddidir.
Sn.
Hakan Yılmaz'ın yazdıklarından sorularıma cevap alamadım ne yazık ki.
Arkadaşımız muhtelif yorumlarda bulunmuş.
Sorunumuz
iletişimsizlik değildir. Dinin yapısındaki "emretme" ile ilgili bir
sorundur benim vurgulamaya çalıştığım: "İman et!" diye emrediliyor,
ama iman etmek bir emirle olacak iş değildir! İnsanın kişilik yapısı,
geçmişinden getirdiği düşünsel/bilişsel alt-yapısı, duygusal ve sezgisel
özellikleri, yaşam deneyimleri... gibi birçok faktörle sıkı bir örüntü
içindedir insanın "iman" durumu.
Bir
başka deyişle, bir dinin inanırı olmayı "seçen" kişi, kişiliğini
yeniden yapılandırmayı (re-organizasyon) "seçmiş" demektir!... Bu
durum ancak yukarıda sözü edilen faktörlerle iman konusu olanlar bir puzzle
gibi birbirini tamamlayıcı nitelik gösteriyorlarsa geçerli olabilir.
yuri
(no
login)
81.212.15.34
Sevgili KITAPSEVER, September 21 2003, 1:43 AM
Dusuncelerinizi
ozgurce ortaya koydugunuz icin sizi tebrik edip, kendimce
eklemeler
yaptim. LUTFEN okuyunuz. Kisa ve oz olacak. Akabinde yorumlarimla
ilgili
sorulariniz olursa cevaplamaya calisirim.
>
Din hakkında geniş bilgi sahibi olmak iman etmek için yeterli değildir.
....Yanlis....
Sadece nefes almak bile iman etmeye yeter.
>
Nasıl bir ruhsal mekanizma var ki, sahip olunan dinsel/metafiziksel
>
"bilgiler", kendisine "iman edilen" gerçeklere
dönüşüyorlar?
.....Hatali....
Din (Islam) metafiziksel degildir. Aksine hep fiziksel bilgiler icerir.
>
Eğer iman etmeyi kaçınılmaz şekilde gerekli kılacak özel bir şey (bir
olay,
>
bir yaşantı, ...) varsa, o nedir?
....Mantiksiz....Iman
etmek bir gerek degildir. Yasamanin getirisidir.
>
Okuyorum, inceliyorum ama ikna olamıyorum. İkna olmak için ne yapmam
>
gerekir? Bir müslümana inandırıcı gelen kanıtlar bana hiç de inandırıcı
>
gelmiyor. Başkasının imanını güçlendiren şeyler bende şüpheye neden
oluyor.
....Zannimca
ikna olmak icin birinin size ikna edici sozler soylemesi veya
ikna
edici seyler okumaniz (ve hatta) veyahut ikna edici seyler okumaniz
gereklidir.
Okudugunuz, incelediginiz seyleri, konustugunuz kimseleri
tekrar
gozden gecirmenizi haddim olmayarak oneririm.
>
"Senin niyetin bozuk" diyorlar. O halde niyetimdeki bozukluğun nasıl
tamir
>
edilebileceğini niçin söylemiyorlar?
.....Degerli
olmaktan uzak bir kelam ornegi.... Bana boyle diyen birisine
haddini
bilmesini soylerdim. Kimse bir digerinin gercek ozunu (kalbini)
bilemez.
Oyle degil mi?
>
"Aklını çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi
>
gerektiriyorsa, (imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak
>
değerlendiriliyorsa), imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip
>
olunur?
....Eksik
bilgiler, yanlis rota takibi ve sonucunda hedeften cok cok uzakta
karaya
cikan bir gemi kaptaninin sozleri gibi olmus bunlar ...
>
"Senin kalbini Allah mühürlemiş" diyorlar. Eğer kalbimi Allah
mühürlediyse
>
(bu bilinemez ama eğer öyleyse) bu mührü ortadan kaldırmanın bir yolu yok
>
mudur?
.....Sacma
olmus..... Yaw arkadas, size boyle diyenler vardir tamam. Ama
hadi
onlar ahmakmis anladik ama sizde ahmak olmayiniz lutfen. Kim kimin
kalbinde
ne oldugunu biliyor allah askina .... (Ahmak : Bilmedigini
bilemeyen
kimse....> hakaret algilamayin sakin....)
>
"Günahlardan uzak durman gerekir" diyorlar. Ama nelerin
"günah" olduğunu
>
öğrenmek için de Kuran'a bakmamız gerekecek. Kuran'a inanmadan, onun
>
tanımladığı günahı nasıl "günah" diye kabul edebiliriz ki sonra da
onlardan
>
kaçınabilelim?
....
Inanmak ayri mesele anlamak ayri. Anlayipta kabul etmezseniz hay hay.
Ama
gordugum kadari ile sizde ne anlayacak bilgi var, ne hissedecek yogunluk
....
Once bi anlayin bakalim o anlamadiginiz Kuran'i. Roma bir gunde
kurulmamis
degil mi? Once sadece bir adim atin anlayarak?....Sonrasina sonra
karar
verirsiniz....
>
"Önce davranışlarını değiştir, sonra düşüncelerin de değişmeye
başlar"
>
diyorlar.
Olmaz
oyle sey...Pavlovun kopegimi insanlar.....Alismadik kicta don
durmaz....
>
"Kuran'ı anlamaya çalışarak okuman gerekir" diyorlar.
...
Anlamak icin anlayacak kadar bilgi sahibi olmaniz gerekir.....Bilgi ise
heryerde....
Internette hersey var....Arayan bulur....
>
"Kuran'ın Allah kelamı olduğunu düşünerek okumalısın" diyorlar; iyi
ama
>
bende Kuran'ın Allah kelamı olduğu inancı zaten yok ki;
Ben
perihan madenin kitabini, orhan pamuk yazmis inanci ile okusam, kitabin
gercek
yazari degisir mi? Hayir? Inanmakla bir yere varilmaz. Anlamakla
gormekle
varilir. En azindan bu benim dusuncem.....
Uzun
lafin kisasi...Iman etmek icin NEFES ALMAK yeterde artar bile sevgili
KITAPDOSTU
....
Sevgiler
saygilar ...
yuri
(no
login)
81.212.15.34
Sevgili KITAPSEVER, September 21 2003, 1:47 AM
Dusuncelerinizi
ozgurce ortaya koydugunuz icin sizi tebrik edip, kendimce
eklemeler
yaptim. LUTFEN okuyunuz. Kisa ve oz olacak. Akabinde yorumlarimla
ilgili
sorulariniz olursa cevaplamaya calisirim.
>
Din hakkında geniş bilgi sahibi olmak iman etmek için yeterli değildir.
....Yanlis....
Sadece nefes almak bile iman etmeye yeter.
>
Nasıl bir ruhsal mekanizma var ki, sahip olunan dinsel/metafiziksel
>
"bilgiler", kendisine "iman edilen" gerçeklere
dönüşüyorlar?
.....Hatali....
Din (Islam) metafiziksel degildir. Aksine hep fiziksel bilgiler icerir.
>
Eğer iman etmeyi kaçınılmaz şekilde gerekli kılacak özel bir şey (bir
olay,
>
bir yaşantı, ...) varsa, o nedir?
....Mantiksiz....Iman
etmek bir gerek degildir. Yasamanin getirisidir.
>
Okuyorum, inceliyorum ama ikna olamıyorum. İkna olmak için ne yapmam
>
gerekir? Bir müslümana inandırıcı gelen kanıtlar bana hiç de inandırıcı
>
gelmiyor. Başkasının imanını güçlendiren şeyler bende şüpheye neden
oluyor.
....Zannimca
ikna olmak icin birinin size ikna edici sozler soylemesi veya
ikna
edici seyler okumaniz (ve hatta) veyahut ikna edici seyler okumaniz
gereklidir.
Okudugunuz, incelediginiz seyleri, konustugunuz kimseleri
tekrar
gozden gecirmenizi haddim olmayarak oneririm.
>
"Senin niyetin bozuk" diyorlar. O halde niyetimdeki bozukluğun nasıl
tamir
>
edilebileceğini niçin söylemiyorlar?
.....Degerli
olmaktan uzak bir kelam ornegi.... Bana boyle diyen birisine
haddini
bilmesini soylerdim. Kimse bir digerinin gercek ozunu (kalbini)
bilemez.
Oyle degil mi?
>
"Aklını çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi
>
gerektiriyorsa, (imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak
>
değerlendiriliyorsa), imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip
>
olunur?
....Eksik
bilgiler, yanlis rota takibi ve sonucunda hedeften cok cok uzakta
karaya
cikan bir gemi kaptaninin sozleri gibi olmus bunlar ...
>
"Senin kalbini Allah mühürlemiş" diyorlar. Eğer kalbimi Allah
mühürlediyse
>
(bu bilinemez ama eğer öyleyse) bu mührü ortadan kaldırmanın bir yolu yok
>
mudur?
.....Sacma
olmus..... Yaw arkadas, size boyle diyenler vardir tamam. Ama
hadi
onlar ahmakmis anladik ama sizde ahmak olmayiniz lutfen. Kim kimin
kalbinde
ne oldugunu biliyor allah askina .... (Ahmak : Bilmedigini
bilemeyen
kimse....> hakaret algilamayin sakin....)
>
"Günahlardan uzak durman gerekir" diyorlar. Ama nelerin
"günah" olduğunu
>
öğrenmek için de Kuran'a bakmamız gerekecek. Kuran'a inanmadan, onun
>
tanımladığı günahı nasıl "günah" diye kabul edebiliriz ki sonra da
onlardan
>
kaçınabilelim?
....
Inanmak ayri mesele anlamak ayri. Anlayipta kabul etmezseniz hay hay.
Ama
gordugum kadari ile sizde ne anlayacak bilgi var, ne hissedecek yogunluk
....
Once bi anlayin bakalim o anlamadiginiz Kuran'i. Roma bir gunde
kurulmamis
degil mi? Once sadece bir adim atin anlayarak?....Sonrasina sonra
karar
verirsiniz....
>
"Önce davranışlarını değiştir, sonra düşüncelerin de değişmeye
başlar"
>
diyorlar.
Olmaz
oyle sey...Pavlovun kopegimi insanlar.....Alismadik kicta don
durmaz....
>
"Kuran'ı anlamaya çalışarak okuman gerekir" diyorlar.
...
Anlamak icin anlayacak kadar bilgi sahibi olmaniz gerekir.....Bilgi ise
heryerde....
Internette hersey var....Arayan bulur....
>
"Kuran'ın Allah kelamı olduğunu düşünerek okumalısın" diyorlar; iyi
ama
>
bende Kuran'ın Allah kelamı olduğu inancı zaten yok ki;
Ben
perihan madenin kitabini, orhan pamuk yazmis inanci ile okusam, kitabin
gercek
yazari degisir mi? Hayir? Inanmakla bir yere varilmaz. Anlamakla
gormekle
varilir. En azindan bu benim dusuncem.....
Uzun
lafin kisasi...Iman etmek icin NEFES ALMAK yeterde artar bile sevgili
KITAPDOSTU
....
Sevgiler
saygilar ...
knz
(no
login)
195.174.101.120
Re: Nasıl iman edilir? September 21 2003, 7:20 AM
merhabalar
yuri ve kitap dostu,..
ne
% 100 dine iman vardır, ne de % 100 küfr.,,
gerçeği
bilemeyiz,
yaptığımız
gerçeğe vehmetmek,..
Bunu
yapmak zorundayız ama yapmadığımız belki de şu;
gerçeğe
vehmettiğimizi hatırlamak,..
iman
varsa eğer, O gerçeğedir,..
gerçeğin
ne olduğunu vehmetmeden,
Her
ne ise,
her
ne ise eyvallah diyeceğimiz bir gerçek,.
yaptığın
bir eylemin sonuncu beklemeden,
iyi
ya da kötü sonuçları için değil,
doğru
olduğunu düşündüğün için yapmak,..
yunusun
dizelerini buraya da aktarayım,
aklımda
kalanı yazıyorum,
hani
diyordu ki,
"bu
nasıl küfür ki imandan içeri"
bizler
bilemeyiz kitapsever,..
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Re: Nasıl iman edilir? September 21 2003, 2:25 PM
Sn.
yuri
""Din
(Islam) metafiziksel degildir. Aksine hep fiziksel bilgiler icerir.""
Metafizik
ve fizik kavramlarını bilmemek gerekir böyle demek için.
Kuran
dağ, gemi, sığır... gibi fiziksel bilgiler içerdiği gibi; Allah, melek,
ahiret... gibi gaybi bilgiler de içerir. Bir sığır ile Allah'ın fizik
karşısındaki durumu size göre aynı mıdır?
""Iman
etmek bir gerek degildir. Yasamanin getirisidir.""
Öyleyse
her yaşayanın iman etmesi gerekmez miydi?
""Zannimca
ikna olmak icin birinin size ikna edici sozler soylemesi veya
ikna
edici seyler okumaniz (ve hatta) veyahut ikna edici seyler okumaniz
gereklidir.
Okudugunuz, incelediginiz seyleri, konustugunuz kimseleri
tekrar
gozden gecirmenizi haddim olmayarak oneririm.""
Öneriniz
için teşekkür ederim de, beni ikna edebilecek olan kişilerin kimler
olabileceğini ve ikna olabilmem için okumam gerekenlerin neler olabileceğini de
söyleseydiniz iyi olacaktı.
"">
"Aklını çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi
>
gerektiriyorsa, (imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak
>
değerlendiriliyorsa), imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip
>
olunur?
....Eksik
bilgiler, yanlis rota takibi ve sonucunda hedeften cok cok uzakta
karaya
cikan bir gemi kaptaninin sozleri gibi olmus bunlar ...""
Tamamlayıcı
bilginin neler olduğunu ve doğru rotanın ne olması gerektiğini
belirtmemişsiniz.
"">
"Senin kalbini Allah mühürlemiş" diyorlar. Eğer kalbimi Allah
mühürlediyse
>
(bu bilinemez ama eğer öyleyse) bu mührü ortadan kaldırmanın bir yolu yok
>
mudur?
.....Sacma
olmus..... Yaw arkadas, size boyle diyenler vardir tamam. Ama
hadi
onlar ahmakmis anladik ama sizde ahmak olmayiniz lutfen. Kim kimin
kalbinde
ne oldugunu biliyor allah askina .... (Ahmak : Bilmedigini
bilemeyen
kimse....> hakaret algilamayin sakin....)""
"Kalbin
mühürlenmesi" ifadesi Kuran'da geçer. Bunu bana söyleyen Kuran'dır. Ben
kafir olduğuma göre, Kuran da kafirlere bu tip ifadeler kullandığına göre,
Kuran'ın da Allah sözü olduğuna da inandığınıza göre, siz şu yukarıdaki
sözlerinizle Allah'ı bir "ahmak" gibi algıladığınızı açığa vurmuş
oluyorsunuz!...
"....
Inanmak ayri mesele anlamak ayri. Anlayipta kabul etmezseniz hay hay.
Ama
gordugum kadari ile sizde ne anlayacak bilgi var, ne hissedecek yogunluk
....
Once bi anlayin bakalim o anlamadiginiz Kuran'i. Roma bir gunde
kurulmamis
degil mi? Once sadece bir adim atin anlayarak?....Sonrasina sonra
karar
verirsiniz...."
Bende
anlayacak bilgi ve hissedecek yoğunluk olmadığını nasıl anladığınızı merak
ediyorum. Kuran'ın anlaşılması size göre ne demektir? Hangi kafir veya ateist
Kuran'ı anlamıştır size göre? Ve anladıktan sonra inanmamıştır? (Birçok teiste
göre, Kuran'ı anlamış olmanın kriteri, din ve iman konusunda takınılan
tavırdır! Ateistlerin tavrı olumsuz olduğuna göre = Kuran'ı anlamamışlardır!...)
"">
"Önce davranışlarını değiştir, sonra düşüncelerin de değişmeye
başlar"
>
diyorlar.
Olmaz
oyle sey...Pavlovun kopegimi insanlar.....Alismadik kicta don
durmaz....""
Biraz
ilahiyatçı hocalarınızın yazdığı kitapları gözden geçirirseniz, "olmaz
öyle şey" dediğinizin bal gibi olabileceğini anlarsınız.
"">
"Kuran'ı anlamaya çalışarak okuman gerekir" diyorlar.
...
Anlamak icin anlayacak kadar bilgi sahibi olmaniz gerekir.....Bilgi ise
heryerde....
Internette hersey var....Arayan bulur....""
Ama
bu bilginin mahiyetinin ne olması gerektiğini izah etmemişsiniz. Anlayarak
Kuran okuyanın iman etmesi kaçınılmaz ise, burada "anlamak" ile bir
teistin neyi kastettiği açıklık kazanmalıdır.
"">
"Kuran'ın Allah kelamı olduğunu düşünerek okumalısın" diyorlar; iyi
ama
>
bende Kuran'ın Allah kelamı olduğu inancı zaten yok ki;
Ben
perihan madenin kitabini, orhan pamuk yazmis inanci ile okusam, kitabin
gercek
yazari degisir mi? Hayir? Inanmakla bir yere varilmaz. Anlamakla
gormekle
varilir. En azindan bu benim dusuncem.....""
Kuran'ın
Allah kitabı olduğuna ancak "inanabilirsiniz", eğer anlamaya veya
görmeye çalışırsanız, Kuran'ın yazarının Muhammed olduğunu idrak edersiniz.
""Uzun
lafin kisasi...Iman etmek icin NEFES ALMAK yeterde artar bile...""
Katılıyorum,
insan kendisinden yola çıkarak bir yaratıcının olması gerektiğine inanabilir.
Ama sizin tabirinizle "nefes almak"tan yola çıkarak Muhammed'in
yaratıcının elçisi olduğuna inanmak için bayağı bir düşünce cambazlığı yapmak
gerekiyor...
Anonymous
(no
login)
195.155.219.51
Sn Kitapsever, September 21 2003, 3:38 PM
Bir
islam alimi (Sa'd-ı Taftezani) tefsirinde imanı şöyle tarif etmiş ki bence de
çok makul bir tarif:
"Iman,
Allah'ın istediği kulunun kalbine, cüz'i ihtiyarinin sarfından sonra ilka
ettiği bir nurdur"
O
halde Allah'ın istediği bir kul olmaya çalışmak lazım. Siz kendinize verilen
iman nimetini (bence en büyük nimettir bu) bir şekilde sahibine geri iade
etmişsiniz. Tekrar elde etmek elbette kolay olmayacaktır. Müslüman değilsiniz
ama bir yaratıcıya inanıyorsanız, size tavsiyem yaratıcınıza yalvarın yakarın.
Iman nimetinin en doğrusunu elde etmeniz için. Davranışlar da imana öncülük
eder. Sakın başkalarının kutsal saydığı hiçbir şeye sövüp saymayın. Zaten bu
noktada sizi hassas görüyorum.
Benim
acizane tavsiye edebileceklerim bu kadar. Kendi inandıklarım ve bildiklerim
çerçevesinde. Ben de kendi inandığım Allah'a sizin için hidayet temennisinde
bulunurum. Kur'an'da bize "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?"
demiyor mu?
Sevgiler,
saygılar.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Anonymous September 21 2003, 7:54 PM
""Iman,
Allah'ın istediği kulunun kalbine, cüz'i ihtiyarinin sarfından sonra ilka
ettiği bir nurdur""
""Siz
kendinize verilen iman nimetini (bence en büyük nimettir bu) bir şekilde
sahibine geri iade etmişsiniz.""
İyi
niyetli temennileriniz için teşekkür ederim.
Ancak,
şu yukarıdaki ifadelerinize değinmeden geçemeyeceğim:
İmanı
veren Allah oluyor ama bunu geri çeviren insan oluyor!?
(Hz.
Muhammed'in şöyle dediği rivayet edilir: "Ey kalpleri döndüren Allah'ım,
kalbimi dinin üzerinde sabit kıl." Buna göre imanı verdiği gibi imanın
idamesinin de Allah'ın kontrolu altında olması gerekir.)
İmanı
verme aşamasında kulunun kalbini kontrol altında bulunduran Allah, imanın
yitimi aşamasında bir sorumluluk almıyor (burada kontrolu yok) ve sorumluluğu
tamamen kuluna bırakıyor?!...
İzah
ederseniz memnun olurum.
Selam
ve saygılarımla.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Ne % 100 dine iman vardır, ne de % 100 küfr... September 21 2003, 7:55 PM
"ne
% 100 dine iman vardır, ne de % 100 küfr."
Sn.
knz'nin bu söylediğini çok önemli buluyorum.
Ya
hep / ya hiç diyebileceğimiz ikili mantığın (0 ve 1 dışında başka hiçbir
olasılık kabul etmeyen) tüm sakıncaları vardır iman/küfr ayırımında.
Benim
tavrım din ile ilgili konularda genel olarak 0 ile 1 arasında yer almaktadır.
Bu tavır çoğu kişiyi rahatsız etmektedir, bundan aslında ben de rahatsızım ama
gerçeği arama yolunda rahat olmamız gerektiğini neye dayanarak söyleyebiliriz?
Eğer aradığımız "huzur" ise, gerçeği bulduğumuzdan emin olamayız,
ancak psikolojik ihtiyaçlarımızdan birini (huzur ihtiyacı) tatmin eden şeye yanlışlıkla
"gerçek" adını vermiş olabiliriz. Gerçek, neden bizim psikolojik
gereksinmelerimizle uyum içinde olmak zorunda olsun? Gerçek, belki de bizi
huzursuz edendir!...
%
100 iman olamaz, çünkü sezgiler, rüyalar, 5 duyu ötesinde altıncı duyu,
parapsikolojik fenomenler, tahminler, muhtelif metafiziksel çıkarımlar, iman
gayretiyle yapılan akıl yürütmeler... gibi imanın haklılığını gösteren
gerekçelerin hiçbiri de % 100 kesinlik derecesinde değildir. Ama imanın % 90
olması gibi yaklaşımlar da makbul değildir.
[Bir
zamanlar zihnimde şöyle düşünceler vardı: "% 80 olasılıkla insanın ve
kainatın bir yaratıcısının olduğunu düşünecek olursak, aynı olasılık yüzdesini
Muhammed'in peygamberliği için de söyleyemez miyiz? Hristiyanlar da yaratıcıya
inanıyorlar ama Muhammed'in peygamberliğine % 0 olasılık veriyorlar. Ben
Muhammed'in yaratıcının elçisi olmasına % 15 olasılık verebilirim " (Bu
rakamları düşüncelerimi açıklayabilmek için böyle yazıyorum, matematiksel bir
anlam aranmamalıdır.)]
Genel
olarak imana % 90 der ve % 10 da hata payı (iman etmemeyi gerektiren şeyler)(*)
tanıyacak olursak; bu % 10'luk hata payı huzur içinde bir imana izin
vermeyeceği için, uygun yöntemlerle etkisiz hale getirilmelidir. İlahiyatçılar
ve din alimi adı verilen kişiler bu işin ustası olmuşlardır. İmanla uyumsuzluk
içinde olanlar (hata payı) uygun yorumlar, mecaz ve sembol olarak ele
almalar... vs ile hata olmaktan çıkarılmışlardır.
(*)
İman edenlerin ve etmeyenlerin kendince haklı nedenleri vardır. a, b, c, d
delilleri imanı gerektirir diyen teiste karşılık ateistin de e, f, g, h gibi
iman etmemeyi gerektiren delilleri vardır.
yuri
(no
login)
81.212.15.239
kitapsever September 22 2003, 10:59 AM
>
Metafizik ve fizik kavramlarını bilmemek gerekir böyle demek için.
>
Kuran dağ, gemi, sığır... gibi fiziksel bilgiler içerdiği gibi; Allah,
>
melek, ahiret... gibi gaybi bilgiler de içerir.
Sn
kitapsever ... eger Kuran'da gecen bilgileri bir miktar idrak etmis olsa
idiniz,
inek ne kadar somut ise melek vs. gibi seylerin de o kadar somut
oldugunu
bilirdiniz ... (bilgi eksikliginiz var uzgunum) Kaynak : Kuran
isimli
kitap
>
""Iman etmek bir gerek degildir. Yasamanin getirisidir.""
>
>
Öyleyse her yaşayanın iman etmesi gerekmez miydi?
Zaten
her yasayan iman etmektedir. Imanin sarti zekaya sahip olmak degildir.
Sadece
var olmaktir. Yani ineklerde boceklerde iman etmektedirler. Kendinizi
kisitlamayiniz.
>
Öneriniz için teşekkür ederim de, beni ikna edebilecek olan kişilerin
kimler
>
olabileceğini ve ikna olabilmem için okumam gerekenlerin neler
olabileceğini
>
de söyleseydiniz iyi olacaktı.
Sizi
kim ikna eder bilemem. Fakat su acik ki su ana kadar ogrendiklerinizin
cogu
palavra cogu da egrceklik payi saptirilmis bilgiler gibi gozukuyor.
>
Tamamlayıcı bilginin neler olduğunu ve doğru rotanın ne olması gerektiğini
>
belirtmemişsiniz.
Bilgiye
giden yollar farklidir. Ama gercek tektir. Eger gercekten tarafsiz
olabilirseniz
bilgiye ulasabileceginizden suphem yok.
>
Biraz ilahiyatçı hocalarınızın yazdığı kitapları gözden geçirirseniz,
"olmaz
>
öyle şey" dediğinizin bal gibi olabileceğini anlarsınız.
Benim
hic ilhiyatci hocam olmadi. Bu durumda kendimi bir zumrenin uyesi
olarak
gormedigimi de anlarsiniz. Bence o ilahiyatci hoca dediklerinizin
hepsini
koymali bir cuvala sonra vurmali duvara ...
>
Ama bu bilginin mahiyetinin ne olması gerektiğini izah etmemişsiniz.
>
Anlayarak Kuran okuyanın iman etmesi kaçınılmaz ise, burada "anlamak"
ile
>
bir teistin neyi kastettiği açıklık kazanmalıdır.
Bakiniz
hocam.
1.
iman etmek okumakla olmaz (en azindan gerek sarti degildir).
2.Anlamak
her yerde anlamaktir. Kelime anlami acik. Anlayarak sadece
fikirleriniz
yonlendirebilirsiniz. Yasam sistemine daha hakim olabilirsiniz.
vs.
vs.
>
Kuran'ın Allah kitabı olduğuna ancak "inanabilirsiniz", eğer anlamaya
veya
>
görmeye çalışırsanız, Kuran'ın yazarının Muhammed olduğunu idrak
edersiniz.
Walla
cok ugrasiyorum ama bir turlu Muhammed beyin kitabi oldugu idrakine
varamiyorum.
Inanin ben sizden daha cok acik kapi ariyorumdur.
>
Katılıyorum, insan kendisinden yola çıkarak bir yaratıcının olması
>
gerektiğine inanabilir. Ama sizin tabirinizle "nefes almak"tan yola
çıkarak
>
Muhammed'in yaratıcının elçisi olduğuna inanmak için bayağı bir düşünce
>
cambazlığı yapmak gerekiyor...
Walla
ne diyecegimi bilemiyorum size. Allah yolunuzu acik etsin. Soru bile
sorabilecek
durumunuz oldugunu sanmiyorum. (Kesinlikle hakaret olarak
almayin,
asla art niyetim yoktur ...!!!)
Sevgiler
sunuyorum ...
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Sn Kitapsever, September 22 2003, 12:49 PM
Bir
kaç madde söyleyeceğim. Bunların makuliyet derecesini isterseniz beraber
düşünelim:
-
Bazı ayetlerde belirtildiği üzere bize bir iyilik isabet ederse o Allah'tandır.
Bir kötülük isabet ederse o nefsimizdendir.
-
Iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah'tır.
-
Kötülüğün yaratılması kötü değil, başka çok güzel neticeler vereceği için
iyidir.
-
Ama kötü olanın seçilmesi kötüdür.
-
Kötü olanın seçilmesi ve büyük kötülüklere meydan vermek için kudrete gerek
yoktur.
-
Güzelliğin binlerce sebebi varken, Allah bazı güzellikleri için hikmetine
binaen kulun istemesi gibi ekstra bir sebebe bağlamıştır. O güzelliğin olmasına
bizim seçimimiz neden olmamakla beraber (belki çok ufak ve mevhum bir katkımız
var diyebiliriz), biz sadece istemeyerek güzelliklerin gelmemesine neden
olabiliriz.
-
Kulun başına gelen ve onun için şer görünen şeyler gerçekte hayırdır.
Bir
iki madde daha eklemek mümkün. Bu maddeler üzerinde beraber düşünmek arzu
ederim. Ancak bu forumda yazmak hoşuma gitmediğinden mail ortamında yazışmayı
daha çok isterim. Sizin için uygunsa.
Mail
adresim:
Saygılarımla,
ali
oktay
(no
login)
217.131.5.151
Yuri September 22 2003, 7:23 PM
Gagarin
uzaya ilk çıkan canlı değildir,isa da değildir,muhammedin miracı bir palavradan
ibarettir,hazarfeninki ise acem palavrası.benim bildiğim uzaya ilk çıkan gerçek
canlı Layka adlı bir Rus it'i dir.
Bu
it'in uzaya gönderilmesindeki amaç bellidir.Bir denekdir sevimli Layka uzay
ortamında yaşam fonksiyonları hakkında bilgi edinebilmek için bir fedai sayılır
Layka..
Layka
nefes alır yerleştirildiği Sputnik 2 de.sanırım oksijen tüpüne de
bağlanmıştır.Nefes alırken iman da edermi ki acep? ha Zork ne dersin?
Bir
müslüman mentalitesine göre Elin itinin iman etme olasılığı Zork'unkinden
fazla.
Gagarinin
Anadoludaki ruhu ahkam kesmeye, hatta doğramaya devam ediyor.
-Kuran
metafiziksel değil fiziksel bilgiler içerir.
Hoppalaaaa...
sormaya
hacet bile yok,kuvantum fiziği kasteddiği.
canım
Kurana dayanarak fethedilen Ay, tabak gibi ortada dururken benim yediğim naneye
bak.Elbette kuvantum fiziği de var,dalgalar fiziği de.ama bu dalga başka dalga.
Daha
ufak doğrama başlıyor,henüz dişleri çıkmamışlar varsa yutsunlar çiğnemesinler
diye...
iman
etmek "gerekli" değilmiş,yaşamın "kazanımı"ymış....
breh
breh....
kendinden
öylesine emin ki kestirip atıyor önünüze ister yutun ister geviş getirin.
doğrusu
ben birşey anlamadım bundan...
gerekli
değilse neden kazanım olsun? hem neden yaşamın getirisi? tüm yaşayanları da
kapsar mı? Layka yı kapsar mı örneğin.
Mantıklı
ahkam doğramasına devam..suyundan da koy...
İkna
olamıyorsanız sizi ikna edecek birini bulmalısınız....,walla ben demiyorum
Gagarin diyor..hatta sizi bu tür ikna edici sözlerle donatacak arkadaşlar
öneriyor.çok ikna edici doğrusu....
"">
"Aklını çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi
>
gerektiriyorsa, (imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak
>
değerlendiriliyorsa), imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip
>
olunur?
....Eksik
bilgiler, yanlis rota takibi ve sonucunda hedeften cok cok uzakta
karaya
cikan bir gemi kaptaninin sozleri gibi olmus bunlar ...""
walla
sailing ile hiç ilgim olmadı ama burada böyle bir ilişki kuramadım.
gemiyi
karaya oturmuş bir kaptan hangi koşulda :
"">
"Aklını çalıştır" diyorlar. Eğer aklı çalıştırmak iman etmeyi
>
gerektiriyorsa, (imanla sonuçlanmayan akıl yürütmeler akılsızlık olarak
>
değerlendiriliyorsa), imana uygun bir akıl yürütme yeteneğine nasıl sahip
>
olunur?""
bu
sözleri eder? bir bilen varsa açıklasın.
Boş
söz bile diyemiyeceğim...sağlıklı bir kafadan çıkma olasılığı olmayan bir ilgi.
Hani
kug-fu dizisi vardı bir zamanlar,Hocam diye başlayan sorunun, bir türlü bağ
kuramadığımız ilginç yanıtları verilirdi. kör kug-fu ustası tarafından.
onu
bile aratacak cinsten ama biz kalın kafalılığımıza verelim.
Roma
bir günde kurulmamış...çok zeki bir korelasyon doğrusu..bu durumda iman sahibi
olmak Romayı kurmak tan zor desene....Bu da Hakkı Devrimin kıssaları gibi oldu.
>
"Önce davranışlarını değiştir, sonra düşüncelerin de değişmeye
başlar"
>
diyorlar.
Olmaz
oyle sey...Pavlovun kopegimi insanlar.....Alismadik kicta don
durmaz....
Bir
tane daha...dahice söylem.anlayan beri gelsin.
Bu
teist mantığının esprilerini anlamakta zorlanmamız Cem Yılmazın esprilerine
koşullanmaktan mı kaynaklanıyor dersiniz?
Kitapsever
eşek aptal ayaklarına yatmış sazanlar da oraya üşüşmüşler anlaşılan.Saftirk
ateist ayaklarına yatan eski teist kitapseveri hidayet çizgisine çekerek sevap
kazanacaklar...
Kolaygelsin
diyelim...
Hakan
YILMAZ
(no
login)
81.212.14.28
kitapsever September 22 2003, 10:17 PM
Bir
başka deyişle, bir dinin inanırı olmayı "seçen" kişi, kişiliğini
yeniden
>
yapılandırmayı (re-organizasyon) "seçmiş" demektir!... Bu durum ancak
>
yukarıda sözü edilen faktörlerle iman konusu olanlar bir puzzle gibi
>
birbirini tamamlayıcı nitelik gösteriyorlarsa geçerli olabilir.
Bence
re-organizasyon yerine tamamen aynı faktörlerden dolayı, düşünsel
atyapısınıın
getirdiği karmaşık duygulanımlarnı, sezgilerinin kararsız
yapısını
ve deneyimlerinden dolayı üzerine aldığı önyargıları atarak,
(karışmış
bir puzzle' ı çözerek) aslına dönmeyi seçmiş demektir. Böyle
kurulsa
cümle daha doğru olurdu diye düşünürüm.
Psikanaliz
teoremini ortaya koyan Freud dan tutun, madde içindeki
belirsizliği
esas alan indeterministik bilim de aynı yönteme dayanarak
gerçek
kavramını bulmaya çalışır. Bu yüzden iman edenlerin gerekçelerini
kendilerine
göre bir tamamlayıcılık olduğunu "sadece kendi açınızdan"
yapmamanızı
tavsiye ederim. İşte bence sorunumuz bu noktada tam da
iletişimsizliktir.
Bugün herhangi bir fiziksel test sürecinde herhangi bir
madde
analizinde bile, aynı yöntemle farklı değerlerde ( A basıncı, B
basıncı
vs ) uygulanan deneyler yapılıp, O maddenin özellikleri tespit
edilebildiği
söyleniyorsa, Biz "aynı" insanların /tür'ün "farklı"
düşüncelerdekilerin
söyledikleri herhangi bir konuda, gerçeğe en yakını
verecektir.
Fakat
İman edenlerin düşüncesinin, baştan bir başka gücün esiri altında
görülmesi
ve bu gibi bir analiz metodunda yanlı görülmesi bence yanlıştır.
"İman
etmek sizin anladığınız üzere herhangi bir konu üzerinde peşinen
sonucu
biliyor olduğunu düşünerek yaşamak değildir." Yaşamın ve kendisinin
bir
yaratım sürecinde olduğunu ve olmuş olduğunu görmekle başlayan ama bu
süreçte,
kendisinin sürekli bir tanık olduğunu bilmesiyle eşzamanlı olarak,
görmeye
ve araştırmaya devam etme sürecidir. Bu insan diğer herhangi bir
insandan
farklı değildir. Düşüncesi farklıdır ve fark sadece yaratımın
kabulündedir.
Bu fark artı özellik getirir mi? Bunlar nelerdir ? Bunu ancak
hissedebilirsiniz
diyebilirim. Hatta iki inançlı bile birbirine bu durumu
gözledikleri
halde tam olarak anlatamaz. Bu insanların teist, ateist farkı
olmadan
kurabildikleri iletişimin düzeyinin yükselmesiyle gözlemlenebilecek
bir
durumdur. Bu belki size biraz sanal, yada fazla metafizik gelecek. Bu
yüzden
her ikimiz için aynı anda üstüne gitmeye değecek bişey olmayabilir,
ve
size herhangi bir cevap ta olmayacaktır zaten.
"iman
ediniz" yoksa yanarsınız, nasıl niye.... şeklindeki ayetlerin
açıklamalarını
ben bilmiyorum. Benim okuduğumdan anladıklarım bana. diğer
arkadaşlar
ne yazmış baktım, en çok aklımda kalan ah keşke sizde bilseydiniz
demiş
bir arkadaş . Evet aslında söylenebilecek tek şey sanırım bu kalıyor.
Bu
ispat edilebilecek bişey değilki. Ben kendime de bu konuda ispat edecek
bişey
göremiyorum. Örneğin ben belli bir derecede renk körüyüm, renkleri
görüyorum,
hatta işim gereği onları kullanıyorum ve güzel sonuçlar alıyorum,
en
azından insanlar tarafından beğeniliyor. Bana birisinin gördüğüm rengin
başka
bir renk olduğunu söylenmesi çok saçma, çünkü benim fizyolojim öyle ve
doğduğumdan
beri öyle. Şimdi ben ancak iman ile bunun bağlantısını kursam,
ancak
şunu söyleyebilirim. Düşünsel birşey bu örnekteki gibi fiziksel bişey
olmamalı,
sanırım kişiliğin oturması, çevre ilişkileri, okudukların,
arkadaşlıkların
vs ile ilgili olmalı. Benim arkadaşlarımın bir çoğu
ateisttir.
Benim de ateizme yakın olduğum zamanlar vardı. Ama inanç denen
şey
körü körüne olmuyor. Çok araştırdım. Muhammed ne yapmış ne yapmaya
çalışmış'ı
çok düşündüm ve okudum. Kafayı yedim 5-6 kez, hastande yattım,
belki
toplamda 30-35 gün yaklaşık 12 senedir bu dertteyim hala ve hala
kafama
da bir ton soru takııyor.
O
okuduklarım hiç te tek yanlı şeyler değildi. Onu yerin dibine geçiren
şeyler
de var aralarında. Ama bu benim aldığım son karardı ve onun gerçekten
farklı
olduğunu ve Peygamber olduğunu düşünüyorum. Neden dersen açıklamak
uzun
iş. Herkes kendi yapsın. Hiç birşey kolay değil. Seni de kimse bişey
için
ikna edemez. Bence ikna olmaktan vazgeç, hayat öyle de kolay böylede.
Arada
kalmak en zor olanı. Eğer kafayı yiyebiliyorsan daha da kolay. Dinde
kafayı
yiyenleri arada bir yer olan bölgede (Ararattı sanırım) kalacağını
söyler.
Daha fazla zorlama. Agnostik olduğunu yazdığını hatırlıyorum. Benim
yaşantımın
çoğu öyle geçiyor, kıçım sıkışınca inançlı oluyorum, istersen bu
yolu
seçebilirsin Allah ceza vericiden çok
affedicidir.
İstersen
ayrıca yalancı ( gerektiğinde ) müslümanlıktan konuşmaya
başlayalım.
Onlara da kızıyor musun ? merak ettim ?
KALEMM
(no
login)
81.6.68.126
Re: Nasıl iman edilir? September 22 2003, 11:29 PM
Ali
Oktay, yazılarını okuyanda bir şey dediğinizi sanacak.Sadece şunu ifade edeyim,
demogoji yapmaya üstünüze yok.Hem kel ve hem de fodol...
Böyle
kararmış bir ruh yapısına Allah'ın imdad eli uzanmaz.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Hakan YILMAZ September 23 2003, 12:13 AM
Kavramlara
açıklık getirmeliyiz:
İman:
İnsanın algı dünyasının ötesinde bir gerçekliğe sahip bulunan şeylerle ilgili
olarak bir inanç besleme durumudur. Yani iman hazır olmayan bir objeye
yöneliktir; "gayb" ile alakalı bir tutumdur. İman fiili, insanın müşahede
alanı dışında, duyuların ötesinde bir alana bağlanmadır. Denebilir ki iman,
duyu organlarımızın algılayamadığı şeyi kesin olarak beklemek, duyulara boyun
eğmemek, fakat bu esnada ümit etmek, güvene dayanan bir ilişkiye girmektir.
(George Berguer)
İman,
doğası gereği, objektifliğe izin vermez. İman ettiğiniz her ne ise, onun
tarafını tutmak zorundasınızdır.
Daha
önce iman eden bir kişi eğer günün birinde imandan çıkarsa, iman olayına
dışardan bakma fırsatına sahip olur ve iman edenlerin göremediklerini görür
hale gelebilir. Bu nedenle, iman edenler objektif bir bakış açısı istiyorlarsa,
ancak imansızların bakışlarını ölçü alabilirler. (Elbette ki din düşmanları
hariç.)
Çok
araştırabilirsiniz, okuyabilirsiniz. Bunlar SONUCUNDA iman ettiğinizi söyleyerek
de kendinizi kandırısınız. Araştırma, -akademik araştırma olsun, sıradan
araştırma olsun- bir AMAÇ üzerine kurulur. Eğer yapılan araştırmalarda iman
etmek amacı taşınmıyorsa, kişinin araştırmalarının kendisine iman açısından pek
bir yararı olmaz. İman etmek gibi bir amaç taşımak için de, kişinin
araştırmalarına başlamadan önce çok az da olsa bir imanının bulunması gerekir.
Araştırmalar, bu imanı olgunlaştırmaya yarar.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn.yuri September 23 2003, 12:14 AM
Ciddi
bir kavram kargaşası içinde olduğunuz anlaşılıyor. Kavramlara keyfinize göre
anlam yüklemek isterseniz o takdirde sizinle yararlı bir tartışma yapılamaz.
Eğer aşağıdaki sorularıma doğru dürüst cevap vermezseniz, sizinle tartışmanın
saçma olacağı kanısına vararak burada keseceğim:
"Din
(Islam) metafiziksel degildir. Aksine hep fiziksel bilgiler icerir."
*
Fizik nedir? Metafizik nedir?
*
Eğer din metafiziksel değilse, metafiziksel olana bir örnek verebilir misiniz?
"inek
ne kadar somut ise melek vs. gibi seylerin de o kadar somut oldugunu
bilirdiniz"
*
Somut nedir? Soyut nedir?
*
Eğer inek de melek de somut ise, o zaman soyuta bir örnek verebilir misiniz?
"Yani
ineklerde boceklerde iman etmektedirler."
*
İman nedir?
*
İnek ve böceklerin iman ettiğini nasıl anlıyorsunuz? Bitkiler ve bakteriler de
iman ediyorlar mı?
"Bilgiye
giden yollar farklidir. Ama gercek tektir. Eger gercekten tarafsiz
olabilirseniz
bilgiye ulasabileceginizden suphem yok."
*
Gerçek nedir? Gerçeğin tek olması gerektiğini nasıl anladınız?
*
Tarafsız olmak nedir? Siz bilgilerinizi tarafsız olarak mı elde ettiniz?
"Benim
hic ilhiyatci hocam olmadi. Bu durumda kendimi bir zumrenin uyesi
olarak
gormedigimi de anlarsiniz. Bence o ilahiyatci hoca dediklerinizin
hepsini
koymali bir cuvala sonra vurmali duvara ..."
*
İslamı her önüne gelen kafasına göre yorumluyor, neden biri de "yuri"
olmasın diye mi düşündünüz?
*
Sizin yorumlarınızın bir ilahiyat fakültesi öğretim üyesinden daha isabetli
olup olmadığı nasıl anlaşılabilir?
*
Yıllarını İslam'a adayan insanlara karşı söylediğiniz şu lafları İslam ahlakına
mı borçlusunuz?
"Soru
bile sorabilecek durumunuz oldugunu sanmiyorum."
*
Soru sorabilecek insanın özellikleri nelerdir? Benim durumumu neye göre
belirliyorsunuz? Siz kendinizin hangi seviyede olduğunuzu sanıyorsunuz ki
başkalarının durumu hakkında değerlendirmede bulunabiliyorsunuz?
"(Kesinlikle
hakaret olarak almayin, asla art niyetim yoktur ...!!!)"
*
Hakaret olarak alacağımı nereden çıkarıyorsunuz? (Kendinizin hakaret etmek gibi
bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir açıklama yapma gereği aklınızın ucundan
bile geçmezdi.) (Biraz psikoloji kitapları karıştırmaya ne dersiniz?)
*
Niyetinizin ne olduğunu umursadığımı nereden anladınız?
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn.Anonymous September 23 2003, 1:08 AM
=======================================================
-
Bazı ayetlerde belirtildiği üzere bize bir iyilik isabet ederse o Allah'tandır.
Bir kötülük isabet ederse o nefsimizdendir.
-
Iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah'tır.
-
Kötülüğün yaratılması kötü değil, başka çok güzel neticeler vereceği için
iyidir.
-
Ama kötü olanın seçilmesi kötüdür.
-
Kötü olanın seçilmesi ve büyük kötülüklere meydan vermek için kudrete gerek
yoktur.
-
Güzelliğin binlerce sebebi varken, Allah bazı güzellikleri için hikmetine
binaen kulun istemesi gibi ekstra bir sebebe bağlamıştır. O güzelliğin olmasına
bizim seçimimiz neden olmamakla beraber (belki çok ufak ve mevhum bir katkımız
var diyebiliriz), biz sadece istemeyerek güzelliklerin gelmemesine neden
olabiliriz.
-
Kulun başına gelen ve onun için şer görünen şeyler gerçekte hayırdır.
=======================================================
Öncelikle
iyilik ve kötülüğün tarifinin yapılması gerekir diye düşünüyorum.
İnsanın
"seçim" yapması noktasında kötülük (ve iyilik) önem kazanmaktadır.
İstememek
de aynen istemek gibi bir "seçim" olmak gerekir.
Eğer
kötülük gibi görünen şeyin gerçekte iyilik olduğunu söyleyecek olursak:
"Bize bir iyilik isabet ederse o Allah'tandır, bir kötülük isabet ederse o
nefsimizdendir" ifadesinin ikinci yarısı şu hale gelmiş olur: Bir kötülük
isabet ederse, aslında o kötülük gibi görünen şeyin aslı da iyilik olduğuna
göre, o isabet edene sonuçta yine iyilik demek gerekir; o takdirde: "Bir
kötülük (yani sonucu itibariyle iyilik) isabet ederse o nefsimizdendir"
diyeceğimiz yere "Bir iyilik (yani görünüş itibariyle kötülük) isabet
ederse o nefsimizdendir" de diyebiliriz. O zaman, "Bize bir iyilik
isabet ederse o Allah'tandır" demenin ne gereği kalır, çünkü nefsimizden
isabet eden de sonuçta iyilik hükmünde olmaktadır. Ya da, "Bize bir iyilik
isabet ederse o Allah'tandır" ifadesini esas alacak olursak,
"nefsimiz" dediğimiz şey de nihayet başıboş değildir ve ilahi
kontrolun dışında olması mümkün olamayacağına göre nefsimizden geldiğini
vehmettiklerimiz de aslında Allah'tan gelmedir diyemez miyiz?
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Sn Kitapsever, September 23 2003, 11:42 AM
"Öncelikle
iyilik ve kötülüğün tarifinin yapılması gerekir diye düşünüyorum. İnsanın
"seçim" yapması noktasında kötülük (ve iyilik) önem
kazanmaktadır."
Allah'a
inanan birisi için iyilik, O'nun iyi dediği şeyler, şer ise O'nun kötü dediği
şeylerdir. Insana da bir akıl kuvveti vermiştir ki ta iyiyi ve kötüyü ayırsın,
iyiyi alıp kötüyü reddetsin. Ancak bu akıl kuvvetinin en istikametli bir
şekilde sarfı lazımdır. Bunun için de gönderdiği kitap ve elçiler bizim için
rehberdir. Yoksa böyle bir rehber olmadan insan kötü bir şeyi iyi zannedip
kabullenebilir. Nitekim bunu da çoklukla görüyoruz.
Bir
yaratıcıya inanan ama nasıl iman etmesi gerektiğini (en uygun imanın nasıl
olduğunu) göremeyen ve araştıran birisinin de sonuçta iman etmenin
gerekliliğini anlayıp en uygun imanı ciddi istemesi lazım. Bu istek onun doğru
imanı elde etmesi için bir vesile olabilir. O yüzden size daha önceki yazımda o
tavsiyede bulunmuştum.
"İstememek
de aynen istemek gibi bir "seçim" olmak gerekir."
Haklısınız
istememek de bir seçimdir. Ama neyi istemediğine göre iyi bir seçim mi kötü bir
seçim mi olduğu değişir. (Bazı tabirlerimi tam doğru kullanmamış olabilirim.
Seçmek yerine istemek kullanmak gibi)
"Eğer
kötülük gibi görünen şeyin gerçekte iyilik olduğunu söyleyecek olursak"
Kötülük
bizim hakkımızda gerçekten kötü ama gerçekte iyi olabilir. Ama şu dua gerçekten
çok manidar:
"Elhamdulillahi
ala kulli hal sivel kufri veddalal"
"Küfür
ve dalalet haricindeki tüm hallerden dolayı Allaha hamdolsun"
Bir
misal verecek olursak, şeytan kötüdür. Şeytanın yaratılması çok insanları
dalalete atmaya sebep olduğu için şer görünür. Ama aslında hayırdır. Çünki
şeytanın varlığı insanlarda mücahade ve mücadele ile çok tohumların yeşermesine
vesile olduğu için iyidir. Şeytan olmasaydı insanın derecesi melek gibi sabit
kalacaktı. O şekil ibadet zaten yapıldığından buna Allahu alem ekstradan
maslahat yoktu.
Şeytanın
yaratılması hayırdır. Ama şeytanın varlığını, insan ona uyarak kendi hakkında
kötü yapabilir.
""nefsimiz"
dediğimiz şey de nihayet başıboş değildir ve ilahi kontrolun dışında olması
mümkün olamayacağına göre"
Burada
çok ince bir sır var, ama anlaması gerçekten biraz zor. Allah insana cüz'i
ihtiyari vermiş ve bunda kulun tasarruf hakkı vardır. Allah buna elbette
müdahale etmeye kadir "Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz"
mealindeki ayet veya kalbe mühür vurulması ile ilgili ayetler bunu gösteriyor.
Ama her zaman müdahale etmiyor, hikmetine binaen kuluna bırakıyor.
Cüz'i
ihtiyariye gerçekte bir vücud verilmeyip "emr-i itibari" tabir
edilmiş. Gerçekte vücudu olmayıp var kabul edilen şey. Tabiat kanunları da böyledir.
Ehl-i Sünnetten Maturidi'ye göre cüz-i ihtiyarinin esası olan "meyil"
kula verilmiş. Eş'ari meyle mevcud nazarıyla baktığı için kula vermiyor ama o
meyildeki tasarruf kula verilir demiş.
Allah
dileseydi ihtiyarımızla hiç kötüyü seçemezdik, veya seçsek bile
verilmeyebilirdi. Ama çok büyük maslahatlar için insana böyle bir özellik
veriliyor. Daha önce çokça bahsi geçen yapay zeka programı ile programcısı
arasındaki ilişki kul ile Allah arasındaki ilişkiyi karşılayan bir misal
olmuyor.
ali
oktay
(no
login)
217.131.5.151
Kalemm September 23 2003, 6:04 PM
Nasıl
bir kalem olduğunu bilmyorum ama tahmin edebilirim.
Silgili
kalem olamazsın,bundan eminim.eğer silgin olsaydı yukarıdaki salak iletiyi
göndermez silerdin.
Tükemez
kalem hiç olamazsın,eğer tükenmez kalem olsydın tüketene dek yazman icap etmese
de,iki tümce de kesmez,dişe dokunur iki laf ederdin.
Kurşun
kalem olma olasığın sıfır.Çünki yazdığının bir ağırlığı yok.
Kokulu
kalem olma olasılığın biraz var,çünki burnuma kötü kokular gelmekte.
Pilot
kalem olma olasılığın kuvetli,bir müslüman olarak uçuşa yabancı değilsindir.
Rapito
kalemi kesin olamazsın o çok tekniktir.sende teknolojiden eser yok.
Evet
buldum,sen bir dolma kalem olmalısın.Demode,bir iki satırda parmakları
boyayan,içine kap kara boya doldurulmuş,ve ne kadar yıkasanız bu kara lekenin
asla temizlenemeyeceği bir dolma kalem,desem yanılırım çünki dolma kalem ne de
olsa asaletlidir.
Sen
bana kalırsa kaz tüyüsün.Gırtlağına dek kara mürekkeb hokasına batmış bir kaz
tüyü.Hem de kazın gerisinden yolma.
Bu
da mı demagoji?
yuri
(no
login)
195.175.131.213
kitapsever September 23 2003, 10:33 PM
“”Ciddi
bir kavram kargaşası içinde olduğunuz anlaşılıyor. Kavramlara
keyfinize
göre anlam yüklemek isterseniz o takdirde sizinle yararlı bir
tartışma
yapılamaz. Eğer aşağıdaki sorularıma doğru dürüst cevap
vermezseniz,
sizinle tartışmanın saçma olacağı kanısına vararak burada
keseceğim:””
(Konu
1: sizi erdirmek kaygim yok)
“”Din
(Islam) metafiziksel degildir. Aksine hep fiziksel bilgiler icerir."
*
Fizik nedir? Metafizik nedir?
*
Eğer din metafiziksel değilse, metafiziksel olana bir örnek verebilir
misiniz?””
(fizik=bilimin
algilayabildigi, metafizik=algilayamadigi)
“”
Eğer din metafiziksel değilse, metafiziksel olana bir örnek verebilirmisiniz?””
(ornek=bilim
melekleri mevcudatlari anlaminda tespit edemez (metafizik), fakat yapitaslari
anaminda tespit edebilir (elektromanyetik dalgalar=fizik)
“”Somut
nedir? Soyut nedir?””
(Soyut=algilanamayan,
somut = algilanabilen)
””Eğer
inek de melek de somut ise, o zaman soyuta bir örnek verebilir misiniz?””
(inekte
melekte ozleri itibari ile somuttur = elektromanyetik dalgalardan
olusmuslardir) (kin, nefret soyut kavramlar olmakta)
“”İman
nedir?””
(var
olmanin getirisi)
“İnek
ve böceklerin iman ettiğini nasıl anlıyorsunuz?
(mantik
yolu ile anliyoruz......)
””bakteriler
de iman ediyorlar mı?””
(var
olan hersey iman eder, taslar bile...)
“”Gerçek
nedir?””
(var
olan)
“”Gerçeğin
tek olması gerektiğini nasıl anladınız?””
(herkese
gore degisse sonsuz sayida dunya olurdu .... Bu konuda bir bilgi oldugunu
duymadim)
“”Tarafsız
olmak nedir?””
(herhangi
bir dusunceye saplanip kalmamak)
“”Siz
bilgilerinizi tarafsız olarak mı elde ettiniz?””
(tabii
ki)
“”İslamı
her önüne gelen kafasına göre yorumluyor, neden biri de "yuri"
olmasın diye mi düşündünüz?””
(hayir)
“”Sizin
yorumlarınızın bir ilahiyat fakültesi öğretim üyesinden daha isabetli olup
olmadığı nasıl anlaşılabilir?””
(buna
siz akliniz ve mantiginizla karar veriniz)
“”Yıllarını
İslam'a adayan insanlara karşı söylediğiniz şu lafları İslam ahlakına mı
borçlusunuz?””
(hayir,
dusunebilen bir insan olmama ... bir cesit ahlakli olmak ayri, dusunebilmek
ayridir)
“”Soru
sorabilecek insanın özellikleri nelerdir? Benim durumumu neye göre
belirliyorsunuz?””
(ne
bilmedigini bilen insan soru sorabilir)
“”Siz
kendinizin hangi seviyede olduğunuzu sanıyorsunuz ki başkalarının durumu
hakkında değerlendirmede bulunabiliyorsunuz?””
(bildigim
konuda ne bilmediginizi gorebilecek kadar bilgiliyim)
“”Hakaret
olarak alacağımı nereden çıkarıyorsunuz?””
(burada
bir cikarim yok, olasi bir ihtimalin bertaraf edilmesi var)
“”Kendinizin
hakaret etmek gibi bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir açıklama yapma gereği
aklınızın ucundan bile geçmezdi.””
(Kesinlikle
ilgisi yok ...)
“”Biraz
psikoloji kitapları karıştırmaya ne dersiniz?””
(okumak
iyidir, bazende kotu)
“”Niyetinizin
ne olduğunu umursadığımı nereden anladınız?””
(oyle
bisey mi anlamisim ?)
Hakan
YILMAZ
(no
login)
81.212.14.37
kitapsever September 23 2003, 11:39 PM
İman:
İnsanın algı dünyasının ötesinde bir gerçekliğe sahip bulunan şeylerle
>
ilgili olarak bir inanç besleme durumudur.
...şeylerle
ilgili olarak .... nasıl yani ? onların gerçekteki gibi var
olduğuna
inanç beslemek mı?
Bu
durumda ben ben imansızım, onların gerçekle aynı koşullarda valığı söz
konusu
değildir. Ama varlığı olasıdır. Anlatılmanın ne olduğu benim için
duygulanım
durumuma göre değişir, bu yapı kesinleşmiş bir yapı değildir. Ve
herkesin
kafası hep metafizik öğelerle dolu bir yaşam içinde olduğunu
sanmıyorum.
Yoksa insan caddede karşıdan karşıya geçemez be. Umarım demek
istediğim
anlaşılıyor. Bence George Berguer 'in tanımındaki iman başka
birşeye
dair. Yada benim anlayışımla hiç alakası yok. Neyse dinsizin
hakkından
imansız gelir diye bir laf var
Burda
biraz hikayeye girecem kusura bakmayın şimdiden. 1987den 1999 kadar
bir
üniversite hayatım oldu. Ve kendimce bir dünya görüşüm olup, birtakım
arkaşlarım
oldu. Bunların hiç ama hiç birinde bir tane dini bir grup tarikat
mensubu
çevreden insan olmadı. Ola dabilirdi. Ama sadece arkadaş olarak
olabilirdi.
Ama ben öyle bir grup içinde olmazdım. Ben karikatür çizer,
mizahla
ilgilenir, ve sonrasında da çizgifilmle uğraşan biri oldum. Ve görüş
olarak
sol görüşlüydüm. Aslında hala da öyleyimdir. Ama bu çok ayrı bir
konudur,
bilirsiniz . Bu süreç içinde, inanın ( : ) ) çok fazla kendi
içimde
değişimler ve bunların getirdiği, psikolojik bozukluklar yaşadım. Ben
Tanrının
olmadığını 21 yaşımda anladım. Evet o zamana kadar Tanrı diye
bildiğim,
hep anlatılan bütün insanların, ama bütün insanların önünde
eğildiği,
Tanrı diye bişey, ki kimileri buna Allah'ta diyor yoktu. Evet bunu
çok
ciddi test etmiştim. Belki gecelerce, konuşmalar, tartışmalar yapardık
elimizde,
kağıtlar kalemler, grafikler çizerdik, o zamanki taze bilgilerle,
elektrik
alanları, karadelik teoremleri, boyutlar, içeren fizik, kimya gibi
konuları
tartışırdık. Kimi arkadaşlar inançlıydı çevrede, kimileri agnostik,
kimileri
materyalist, kimlieri, budist ateist : ), evet benim en yakın
arkadaşımdı.
Budist değildi tabiki yoga yapardı sadece. Tanrıya elini
kaldırıp,
ee.. çaarpacaksan çarp beni artık diye bağırıp dururdu. Onun
içinde
ben ilk kez gerçek Tanrıyı gördüm. baş kaldırıyı ve yokluğu gördüm
aynı
zamanda. Hiçliği yaratanın kendisi de hiçlik olarak karşımda duruyordu.
Onu
o an ben kendi içimde hissettim. Bana arkadaşım hani nerde, ....bilmem
neyin
Allah'ı hadi çarpsın beni diyor ve avazı çıktığınca bağırıyordu. Ben
ise
sadece boş boş bakıyordum. Beynim durdu bir an. Ve çocuk doğru
söylüyordu.
Eliyle tavanı işaret etmişti. Gözleri bana bakıyordu.
Hatırladığım,
mutfakta önümüzde köpek öldüren şişeleriyle yaptığımız dökük
sehpa
üzerinde akşam yemeğimizden kırıntılardan başka bişey yoktu. Ve bu
gerçekten
bir boşluktu. Benim kopuşum burda başlar. Daha önce hiç bir
psikolojik
rahatsızlığım olmamıştı . Ona sadece güldüm ve şöyle dedim, bak
Gökselciğim,
eğer beni bir gün hastananeye yatırmak isterlerse, buna izin
verme,
benim için O gayet iyi de. Bunu demekte bile çok zorlandığımı
hatırlıyorum.
Sanırım bunlar o andan sonra başyacak günlerden önce tek
kendimde
olarak söylediğim sözlerdi. Sonrasındaki bir hafta hayat içinde
etkisiz
eleman olmanın ne olduğunu yaşadım. Artık burda bir misafirdim o
kadar.
Neden ve niye yaşadığımız gözlerimin önündeydi. Tam bir hiçlik ve tam
bir
doluluk birlikteydi.
Neyse
bunlar işin hikaye kısmı ama önemil bir sonuca varmak istioyrum
kendimce.
Sonrasında benim birkaç ay süren beyin frtınalarıyla süren ve
normalin
5 kat üzerinde seyrettiği psikiyatrist ve psikologlarla söylenen
bir
dönemim başlar, hernekar normale göre kullanışszı bir zihin yapısıysada.
Şimdi
o anların birçoğunu hatırlamıyorum. Hatırladıklarımı anlatmak için
anews
nette yeni bir grup açmak gerekir sanırım herhangi bir kategoriye de
girmez.
Yakın arkadaşlarım, tanık olmuştur buna. Yeni doğmuş bebek gibi beni
biri
gezdirmek ve gözkulak olmak zorundaydılar. Kimseyi tanımıyordum, yada
herhangi
bir çevreyi. Heryer ilk kez gittiğim yerdi. Bu olayın ilki 91 de
sonrakiler
94, 95, 98 ve 2002 de oldu ve 10-12 gün kadar sürdü herbiri. Son
olanlarında
98 ve 2002 de, daha kontrollüydüm ve iletişimi en azından düzgün
şeklde
oldu. Ve hala şunu söyleyebilirim, Tanrısızlığın ve Tanrıyı tanımanın
ve
bir an O'nu bulup ama kaçırmanın ve bir daha O'nu aynı yüzüyle
görememenin
(ki o Yokluk hissi ) acısını yaşarım. Elimden geldiğince de bunu
yazmaya
yada açıklamaya çalışırım. Çünkü artık geri dönüş yok benim için.
Tam
tanrısız kimse yoktur. Herkes tanrılıdır. Onu hayatlarında birkez
yakalamış
ve üzerine kendi tanrısından aldığı vahiylerle konuşan insanlarla
doludur
çevremiz.
İşimi
yapıyorum, eve gidip geliyorum. Herşeyi normal yaşıyorum ama hiç bir
zaman
gerçekte bu bilinmeyenin anlatılmasının için bir çözüm üretemeyeceğiz.
Ben
bu durumu anlatan ve özetleyen, en yakın ortam ve ilşkilendirme biçimini
dinlerde
gördüm. Aslında Bilimde ve bilimadamlarının olayları
ilşkilendirmeleri
ve kendi aralarındaki soyut iletişim bir benzer durumda ve
aynı
zamanda bu duruma çözüm gibi görünüyor. Ve Gerçekten basamak basamak
çözümlemelere
doğru gidiliyor. Ama genel Hiç bir şeyle bağdaşmayan ve eğer
siz
kendinizi, vicdanınızı, koruma kalkanlarınızı kaldırarak, bütün
önyargılarınızı
atarak, çok açık ve savunmasız olmayı göze alarak, resmen
ölmeyi
göze alıpta bu durumu incelersiniz, bu durumun bağdaştırılabileceği
tek
şey ( gerçek ve güvenilir oldukları varsayımıyla ) sadece peygamlerin
yaşadığı
durumdan farkı kalmıyor. Bunu da çok ütopik bir düşünce biçimi
olarak
gören günümüz, benzer durumları yaşayan insanları tekrar kafese
kapatıyor.
Çünkü başka herhangi bir ilşki biçimine uymuyor. Bu tam bir
yalnızlık
ve gerçek bir savunmasızlıktır. Eğer siz buna O adamın kuru
kuruya
bahsettiği, efendim iman demek şu demektirle bağdaştırıp, siz de
George
Berguer 'in imandan bahsediyorsunuz diyorsanız. Ben size Peygamberin
aynı
durumu yaşamış olduğundan emin olmadığımı söyleceğim. Belki O,
insanları
kandırmıştır. Gayet zeki davranmıştır. Ben yada siz bunu bunu
bilemezsiniz.
Bana bunun cevabını verecek sadece kendimdeki O yüksek
vicdandan
başkası değildir. Ben kafayı yedim. Bugünkü açıklaması budur. Ve
bunun
yolunu şu anda biliyorum. Siz kendinizin hangi durumlarda kendinize
yalan
söylemediğinizi biliyor musunuz? Çıplak bir şekilde dağ tepe
dolaştınız
mı, çayırda çimende susuz kaldınız mı ? Susuzluktan, inek pisliği
olan
yerdeki su birikintilerinden su içmek zorunda kaldınız mı? Sonra da
lanet
olsun benim burda ne işim var, çıplak ayakla dikenli yerlerde dünyayı
dolaşmaya
çıkmak ne demek ya ? deyip gerçeğin herzaman gözünüzün önünde olan
gerçek
dünya olup, din söylemleri yapanlardan tutun, bilim inanırlarının O
an
evlerinde mışıl mışıl uyuduklarını ve yarın kıçlarında pirelerin bile
farkına
varmadıkları halde Tanrı konuşmaları yaptıklarını biliyor musunuz.
Halbuki
ben sadece bir arkadaşla, bak kardeşim böyle bişey olabilirde
olmayabilirde
(Tanrı), ama hayata bu yüzden küsmeye gerek yok , çünkü bu
insanlara
küsmektir demekten başka bir niyetim yoktu. İşin özeti bu.
Ama
bakıyorum şimdi gerçekten İmanın tanımı bile yapılıyor ha ? Bunun
tanımını
imanlı olanlar yada olmayanlar kim yapar ki ? Ve niye ? Sizce çok
mu
gerekli. Ben yapanın amacını bilemem ama sonucunu söyleyeyim size. Siz
metafizik
bağlamlara yönelik bilmsel tanımlamaya girdikçe, metafizk
inanırlları
da aynı şekilde, bilimcilere kendi tanımlarını koydukça aradaki
iletişimi
koparma yolundan başka birşey e tol açmayacaklardır. Şu ana kadar
inşa
edilen temeli aynı olan yanlış duvarın üzerine tuğla koymaya devam eden
insanlardan
olmaktır bu. Bu duvar bir gün yıkılmalı.
Bence
önce asıl hayatın amacı nedir bu önemli toplum içinde ne yapıyoruz ?
Harbiden
faydalı bişeyler yapmak istiyor muyuz. Benim bildiğim ve tek
faydalı
yapabileceğim şey şudur. Evet şudur ; Kendimi olabildiğince net
anlatmak,
ister iyi biri olayım ister kötü. Çünükü her taraf yalan imajdan
geçilmiyor.
Herkes olduğu gibi rahat davranamıyor. İletişim kopuk. Ama
herkesin
derdi aynı. Niye sorusunun cevabı ? Ve bu cevap sadece
birbirimizde.
Bunu bir an bile yakalamaya değer. Bu işimizde de aynı, olay
sadece
burda yazdığımız felsefe değil. Felsefe heran heryerde yapılıyor.
Herşeyimiz
içinde bir daha büyük anlayışın felsefesi var ona bağımlıyız. Bu
para
kazanma ve hayatta kazanma felesfesimi, Onurlu yaşama felsefesi mi ? Ne
?
vey Niye ? Siz, benim olayı hep iletişime getirdiğim anlarda "asıl mesele
o
değil" demeye devam edin isterseniz. Ama bunun sonu yok bence. Hiç bir
zaman
sorularımızın cevabını karşımızdaki insanlar doğru yön belirtmedikçe
vermeyecekler
ve hayatınızın sonuna kadar arayacaksınız. Bence de iman
yukarda
anlattığım doğrultuda bir yaşam zincirinden sonra sürekli
değişkenliktir.
Bu değişkenlik hayatınız bir nktasında eşdeğrde varlık
yokluklar
arasındaki bir anınınızdaki saflıkla hareket edebilmeye
çalışmadır.
Buna en yakın olan size göre Müslümanlıktır, yada Fizikçi
olmaktır,
yada çok iyi ve işinde dürüst bir bakkal olmaktır. Kendinize
samimi
ve dürüst insanlar bulun. Onlara soru sorup onlardan cevap bekleyin.
Söylenecek
bişey yok. Herşey söylendi. Biz anlamayanı oynuyoruz.
İnançlıyım
diediysem hata ettim,
istedim
vermediler,
alma
şöfürün ağını..
biraz
da arabesk takılalım be ya
sevgiler
ve saygılarla, benim size dair hiç bir tavrım yoktur. Bu forumda en
iyi
iletişim kuran ve açık davranan insanlardan birisiniz bence.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Hakan YILMAZ September 24 2003, 2:11 AM
Tanım
getirmenin amacı, sizin yakındığınız iletişimsizliklere yol açmamak içindir.
Ben size falanca kavramdan bahsettiğim zaman, siz filancayı anlarsanız, bunun
adı iletişim bozukluğu olur. Aynı dili konuştuğumuz gibi, kavramlarımıza
yüklediğimiz anlamlar da ortak olmalı ki, "ben aslında bunu demek
istememiştim", "sen beni yanlış anladın"... gibi gereksiz
çatışmalar olmasın ve herkesin ne dediği açık seçik ortada olsun ve HERKES
tarafından AYNI şey anlaşılsın.
Herhangi
bir konuda getirilen bir tanımın yetersiz olma olasılığı her zaman vardır,
çünkü tanımlanan şeyle ilgili eksik bırakılan taraflar olabilir veya tanım,
tanımın yapıldığı kişinin beklentilerini karşılayamayabilir.
Psikolojik
rahatsızlıklar genel olarak insanların dinsel çatışmalarını da
alevlendirmektedirler ve çoğunlukla gözlenen durum dinin vereceği rahatlama ve
huzura ihtiyacın yoğun olarak duyulmasıdır. Bazı nevrotik semptomları
yatıştırmada dinsel inanç ve uygulamalar bazı kişilerde yararlı olabilmektedir.
Psikolojik
rahatsızlıklar çoğu insanda hayatın anlamının sorgulanmasına da zemin
hazırlarlar. Kişinin hayata verdiği anlam dışında hayatın insana verebileceği
bir anlam bilinmemektedir. (Bilim buna cevap veremez.)
Görülen
odur ki, insanların üretkenlikleri/işleri/faaliyetleri, sevgi
ilişkileri/sevdikleri kişiler hayatı anlamlı kılmakta büyük önem taşımaktadır.
Bunların dışında, dünya hayatını ölüm ötesine hazırlık şeklinde ele alan
dinler, ancak o dinin inanırları için geçerli olabilecek bir "anlam"
sunabilirler.
Son
olarak, inançlı olmak veya olmamak bir "hata" olarak
değerlendirilemez. Kişiliğimizin bir parçasıdır inancımız veya inançsızlığımız.
Bize aittir, kaşımız gözümüz gibi. Nasıl oluştuğu veya değiştirilmesinin
gerekip gerekmediği gibi konular ikincil önemdedir. Bize ait olanı
beğenmeyebiliriz belki, ama hata (=suç) farklıdır.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Anonymous September 24 2003, 4:01 AM
"Allah'a
inanan birisi için iyilik, O'nun iyi dediği şeyler, şer ise O'nun kötü dediği
şeylerdir. Insana da bir akıl kuvveti vermiştir ki ta iyiyi ve kötüyü ayırsın,
iyiyi alıp kötüyü reddetsin. Ancak bu akıl kuvvetinin en istikametli bir
şekilde sarfı lazımdır. Bunun için de gönderdiği kitap ve elçiler bizim için
rehberdir. Yoksa böyle bir rehber olmadan insan kötü bir şeyi iyi zannedip
kabullenebilir. Nitekim bunu da çoklukla görüyoruz."
İyinin
ve kötünün ne olduğunu Allah bildirdiyse, ayrıca akla gerek kalmaz ki neyin iyi
neyin kötü olduğunu ayırt edebilmek için!
İyinin
ve kötünün tarifini Allah yaptıysa, kişinin iyi-kötü için referansının Allah
olması için akla değil, imana ihtiyacı vardır. Çünkü, inanmadığı takdirde
Allah'ın bildirdiği iyi-kötü'nün bir anlamı kalmaz. O halde kişi aklını
iyi-kötü açısından değil, iman açısından kullanmalıdır demek gerekmez mi?
"Bir
yaratıcıya inanan ama nasıl iman etmesi gerektiğini (en uygun imanın nasıl
olduğunu) göremeyen ve araştıran birisinin de sonuçta iman etmenin
gerekliliğini anlayıp en uygun imanı ciddi istemesi lazım."
Ne
demek istediğinizi anlıyorum. Ancak "iman etmenin GEREKLİ olduğu"
düşüncesi, bir yaratıcıyı kabul etmekten dolayı mantıksal olarak çıkarsanamaz.
Ancak semavi dinlerin bir emridir "iman etmenin gerekli olduğu".
"Allah
insana cüz'i ihtiyari vermiş ve bunda kulun tasarruf hakkı vardır. Allah buna
elbette müdahale etmeye kadir "Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz"
mealindeki ayet veya kalbe mühür vurulması ile ilgili ayetler bunu gösteriyor.
Ama her zaman müdahale etmiyor, hikmetine binaen kuluna bırakıyor.
Cüz'i
ihtiyariye gerçekte bir vücud verilmeyip "emr-i itibari" tabir
edilmiş. Gerçekte vücudu olmayıp var kabul edilen şey. Tabiat kanunları da
böyledir. Ehl-i Sünnetten Maturidi'ye göre cüz-i ihtiyarinin esası olan
"meyil" kula verilmiş. Eş'ari meyle mevcud nazarıyla baktığı için
kula vermiyor ama o meyildeki tasarruf kula verilir demiş."
İslam'ın
en problemli konusuna geldik yine:
*
Cüz'i ihtiyari tabiri ne Kuran'da ne de hadislerde (inceleyebildiğim kadarıyla)
geçmiyor.
*
İnsanın seçimlerine Allah bazen müdahale ediyor bazen etmiyor ise, ne zaman
edip etmeyeceğine karar veren yine Allah'ın kendisi olduğuna göre, müdahale
etmediği bir zamanda kulunun neyi seçeceğini veya seçmeyeceğini de bilmesi
gerektiğine göre, müdahale etmediği zaman bile aslında -her şeyi bilen olduğu
için- çaktırmadan (tabirimi mazur görün ama düşündüğümü en iyi anlatabilecek
kelime bu oldu) müdahale etmiş oluyor.
*
"Meyil" eğer seçimin esasını oluşturuyor ise, insanın nereye
meyledeceğinin ne kadar elinde olduğunu ortaya çıkarmak gerekir. Bugün
psikolojide kullanılan güdü, dürtü gibi kavramlar "meyil" ifadesine
karşılık gelir. İnsan bir güdüsünün içeriğini iradi olarak belirleyemez, sadece
ona karşı tavrını belirleyebilir. Örneğin, kişinin mali sıkıntısı çok yoğun
olabilir ve bu durum kişinin hırsızlık yapmaya meyletmesine neden olabilir. Bu
meyil iradi olmayabilir ama bu meyil doğrultusunda bir davranışı yapıp yapmamak
kişinin elindedir. Yani, psikolojik açıdan insanın elinde olan onun
"davranışlarıdır", hissiyatı veya "meyli" değil.
Ayrıca,
yukarıda "meyletmesine NEDEN olabilir" dedim ister istemez. Çünkü
meyil (tüm dürtüler ve güdüler) nedensiz değildir. Allah'ın müdahale etmeyeceği
herhangi bir nedenin olması mümkün değildir, çünkü müdahale etmediği nedenler
de diğer -komşu- nedenlerle ister istemez ilişkilidir ve Allah müdahale
etmediği nedenlere diğer müdahale ettiği nedenler yüzünden dolaylı olarak yine
müdahale etmiş olmaktadır. (Ayrıca Allah HANGİ nedenlere müdahale etmeyeceğini
-uygun yer ve zamanda- seçerek de, gerçektte müdahale etmiş olmaktadır.)
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Sn Kitapsever, September 24 2003, 3:08 PM
"İyinin
ve kötünün ne olduğunu Allah bildirdiyse, ayrıca akla gerek kalmaz ki neyin iyi
neyin kötü olduğunu ayırt edebilmek için! İyinin ve kötünün tarifini Allah
yaptıysa, kişinin iyi-kötü için referansının Allah olması için akla değil,
imana ihtiyacı vardır. Çünkü, inanmadığı takdirde Allah'ın bildirdiği
iyi-kötü'nün bir anlamı kalmaz. O halde kişi aklını iyi-kötü açısından değil,
iman açısından kullanmalıdır demek gerekmez mi?"
*
Iyiyi kötüyü tam ayırdetmek için, insanın iman artı akla ihtiyacı vardır.
"Aklını hiç kullanmadan sadece iman ile iyi ve kötüyü ayırdetmek" ne
demek ola ki?
Iman
etmeden sadece aklını kullanmaya çalışsa, iyiyi ve kötüyü bir derece
ayırdedebilir. (Bu özellik insana verilmiş. Çok basit bir örnek verirsek, durup
dururken yola, arabaların ortasına atılmak iyi bir şey olmadığı malum. Bunu
ayırdedecek korku ve akıl hislerini Allah vermiştir) Ama binler ihtimal içinde
hangi seçimin en doğru olduğunu bilmek her zaman aklın karı değildir. Bu yüzden
kitap ve rehberlere ihtiyacımız vardır.
Aklı
çok az kullanarak sadece iman ile gidecem derseniz bu sefer de taassubdan
kurtulamazsınız. Basit fikirli düşünmeyen pekçok müslümanın düştüğü durum budur
aslında.
Sırat-ı
Mustakim için iman ve akıl, diğer bir tabirle kalb ve aklı beraber kullanmak
lazım.
"Ne
demek istediğinizi anlıyorum. Ancak "iman etmenin GEREKLİ olduğu"
düşüncesi, bir yaratıcıyı kabul etmekten dolayı mantıksal olarak
çıkarsanamaz."
*
Bana çıkarsanabilir gibi geliyor. Biraz etrafımızdaki insan dışındaki
varlıklara ve kendimize bakıp düşünmemiz yeterli bunun için. Ama iman etmenin
gerekli olduğunu düşünmüyorsanız size söyleyebileceğim bir şey yok.
"İslam'ın
en problemli konusuna geldik yine:"
*
Kader çok ince bir mesele, doğrudur. Insan aklının anlaması zor. Bütün
çekirdekler, meniler herşeyin vücuda gelmeden ve geldikten sonra kayıtlı
olduğunu bize gösteren birer numunedir diye düşünüyorum.
"Cüz'i
ihtiyari tabiri ne Kuran'da ne de hadislerde (inceleyebildiğim kadarıyla)
geçmiyor."
*
Tabir olarak geçmese de, Kur'an'daki ayetlerden insana bir iradenin verildiği
anlaşılıyor. Buna Islam alimleri "irade-i cüz'iye" ismini vermişler.
"müdahale
etmediği zaman bile aslında -her şeyi bilen olduğu için- çaktırmadan (tabirimi
mazur görün ama düşündüğümü en iyi anlatabilecek kelime bu oldu) müdahale etmiş
oluyor."
*
Yine "Allah yaptığı için mi biliyor, bildiği için mi yapıyor"
meselesine gelmiş oluyoruz. Bu konu hakkında çok konuşulduğu için tekrar
üzerinde durmak fayda getirir mi bilmiyorum.
Irade-i
Külliye, irade-i cüz'iye ile nasıl bağdaşır konusunda genel olarak bir kaç
madde söylenebilir:
-
Adil ve Hakim olan Allah'ın çok hikmetini bilmediğimiz gibi insan iradesinin
kaderle nasıl bağdaştığını bilmememiz olmadığına delil olmaz.
-
Herkes kendinde bir ihtiyar hisseder. Vicdanen böyle bir ihtiyarının olduğunu
bilir. Varlıkların var olduğunu bilmek ayrıdır, mahiyetini, nasıl olduğunu
bilmek ayrıdır. Cüz'i ihtiyari de bunlardan birisidir, denilebilir.
-
"Kader ilim nevindendir, ilim maluma tabidir" diye bir kanun
söylenebilir. "Malum", irade ve kudrete tabidir, ilme değil. Allah'ın
herşeyi içine kapsayan ilm-i ezelisi vardır. Bu ilim sebeple sonucuna birlikte
bakar. Ikisine ayrı bakmaz. Ilm-i ezeli, zannedildiği gibi zaman silsilesinin
başı değildir. Geçmiş ve gelecek herşeye bir bakar. (Ilm-i ezeli hakkında bir
hadis te vardı hatırladığım kadarıyla)
Bir
adam başkasını vurarak öldürmüşse, "Vurmasaydı ölecek miydi?"
sorusuna "Meçhul" diye cevap veririz. Çünki kader, sebeple sonucuna
birlikte bakar.
"Yani,
psikolojik açıdan insanın elinde olan onun "davranışlarıdır",
hissiyatı veya "meyli" değil"
* O
zaman siz Eşari'nin dediğini daha makul görüyorsunuz ki bunda bir mahsur yok.
Eşari insana "meyil" değil "meyildeki tasarruf" verilebilir
demiş.
*
Insanı etkileyen ve elinde olmayan çok faktör olabilir. Insan bunlardan sorumlu
mudur sorumlu değil midir konusu ayrı bir konu. Bu faktörler insanın daha önce
yaptıklarına karşılık olabilir, başka hikmete binaen de geliyor olabilir. Ama
kader daima adalet eder. Sonuç olarak, kaderin sırlarına akıl erdirmek mümkün
olmuyor. Allah'ın adaletinin nasıl tecelli edeceğini hesap günü ve ahirette hep
beraber göreceğiz.
*
Ben Allah'a inanıyorum, ibadetlerimi yapıyorum, kesin kurtuldum diyemiyoruz
çünki bize verilen olanaklar nisbetinde kurtuluşumuz için belki bundan çok daha
fazlasını yapmamız gerekiyor. Bilebilir miyiz?
Bir
de konuyla alakası yok ama bir iki madde daha söylemek istiyorum:
-
Allah gayesiz bir iş yapmaktan münezzehtir.
-
Ama bu gayeler insanlarda olduğu gibi bir ihtiyaçtan kaynaklanmaz.
Bu
konular hakkındaki fikriniz nedir?
Hakan
YILMAZ
(no
login)
81.212.14.204
kitapsever September 24 2003, 6:54 PM
psikolojik
rahatsızlıklar ile dinin "alevendirme" açısından bir bağlantısı
yoktur.
En azından benim için böyleydi. Kurgu dünyası ile gerçek dünyası
arasında
boçalamadaki, kugu dünyasına din mi demeliyiz acaba ? . Din, en çok
lafı
edilen kurgu bir dünya durumunda kaldığı için böyle düşünüyor
olmalısınız.
Ama ben hastalık durumundayken aynı zamanda, uzaylılar, aynı
zamanda
bilimkurgu cizgi romanları gerçekle karıştırıyordum/ aslında zorunda
kaıyordum,
istemeden, aşağıda açıkladım.
Bunların
hepsine birer anlamda din diyebiliyorsak, haklısınız demeliyim.
Aslında
bana göre öyledir. Dinin tanımı bu kadar geneldir. Kişi kendini
isa-mesih
zannetmez de - yaşadığı şehri metropolis, kendini superman yerine
koyar
ve insanlara yardım edecek birdiri gene gibi. Bu tür durumların hepsi
gerçekliğin
sorgulanmasındaki dozu akçırmadan çıkıyor. Ve insanların yapmış
olduğu
diğer bütün kurgularla, o an kafayı sıyıran kişi, o bulunduğu
durumdan
çıkmak için kendine bir çıkış yolu arıyor.
Dinin
kişiyi rahatlatmasını da arasındaki ilişkiyi şu şekilde
özetleyebilirim,
bir insan-üstü durumun olması, (bu geçmişte yaşamış bir
peygamber,
yada kenisinin seçilmişliği, yada onu koruyan yada gözleyen
Allah
) aslında algı farklılığında çevreyi tanımlayamayan insanın bu insan
üstü
kimliklere, karakterlere bürünme ihtiyacı kendini koruyabilme içgüdüsü,
veya
sığınma ile "anlık" ayakta kalmayı garanti etmektir. Bunun öldükten
sonra
gideceği yerin cehennem olması gibi, genel bir din inancı ile ilgisi
yoktur.
Bu dediğim gibi, bir superhero kimliğinde olmak yada, napolyon gibi
biri
olup çevrede güçlü bir adam imajıyla dolaşmak duygusudur. İşte bu onun
bu
farklı algılamasından kaynaklanan korkularıyla başa çıkabilmesi, gördüğü
halüsünasyonlardan
korunabilmesi için, onlara farklı birer tanımlar
koyabilmesi
için birer ihtiyaçtır.
Evet
tanımlar konusundaki düşüncelerinize tamamen katılıyorum. Bu
iletiişmsizlikleri
yoketmek için konur. Fakat bir de bu tanımlar ve dillerin
arkasına
saklanan insanlık vardır. Her insanın belli derecede bu obsesif
duygulanımları
ve kendi çevresinde yarattığı, kendisini içinde daha rahat
hissettiği,
(ben soğan yemem, ben bundan nefret ederim vs .. gibi kendi
kimliklerini
belirtici ) bir kimliği vardır. Bu kimliğin açıklığı, ile
kapalı
olması, savunma ağırlıklı olup, kapalı ve yargılayıcı bir zihni
olması
ile, savunmasız ve yargılanıcı ve sorgulanıcı bir kişilikte olması
arasındaki
farklılıklar sosyal iletişim bazında önemlidir.
Benim
ütopyam şudur. Katı ve kapalı, savunmaya yönelik zihinlerin,
savunmasız
olanlara üstünlüğünün yok edilmesi ve bireylerin eşit koşullarda
kendi
fikirlerini olduğu gibi savunabilmesidir. Bu gerçek iletişimli bir
dünyaya
açılan kapıdır. Genelde yaşamdaki tavrımı bu yönde koymaya çalışırım
ama,
bu gerçekten zordur. Her an herşeyi takamazsnız kafaya. Hassas bir
denge
gerektiriyor.
Konuyla
ilgili olabilir diye yazıyorum. Yapay zekalı bilgisayar, işte şu son
günlerde
Tv de gazetelerde gördünüz bilgisayarın, insan gibi düşünmeyii
öğrenebilmesinin
gelişimi çok önemli birşey aslında. Artık önyagısız ve
kimliksiz,
yaşam ve doğumdan ve sonraki koşullarından bağımsız, ve
kurgulanarak
ta oluşmuş olsa bile insandışı bir düşüncenin insanla
yüzleşmeye
başlaması anlamına gelebilir bu. İnsan karşısında, yargılardan
uzak
bir saf düşünce bulup bununla kendi kendini yest edecektir. Sanki bu
kendisine
dışardan bakabilme gibidir. Gazetede insanı taklit ediyor gibi
salakça
bir ifade kullanılmıştı. Olay bence bu değil, bu test sürecinin
başlangıcı
olabileceğidir. Ama ben biraz hayalci biriyimdir ve abartıyor
olabilirim
Tabiki
bu bilgisayarın hangi aşamada olduğunu bilmiyorum. Sanırım genelde
demek
istediğim anlaşılmıştır
Yazılarınız
için teşekkürler..
Not:
psikoloji, tanımlanamayan dünya ve diller gibi konulardaki
anlatımlarınız
güzel, ama bir de gerçekten hayatında bunu hasta olarak
yaşamış,
genel psikiyatr yada psikolog literatürü içinde olmayan kişilerin
ağzından
dinleyin. Hissetmenizi kimse beklemez, ve inşallah kimsenin başına
gelmez.
Anlamak
için hissetmek değil, farklı düşünceleri, eşit düzeyde
değerlendirebilme
düzeyinde olmak gerekiyor. Bence sizde bu potansiyel var
ve
kullanıyorsunuz, yazılarınızdaki tarafsızlığı/yada olmaya çalışmayı hep
takdir
etmişimdir.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Anonymous September 25 2003, 12:38 AM
"""Aklını
hiç kullanmadan sadece iman ile iyi ve kötüyü ayırdetmek" ne demek ola
ki?""
Açıklayayım;
iyi ile kötünün ne olduğunu Allah belirlediyse, mümin kişi Allah'ın iyi
dediğinin iyi, kötü dediğinin de kötü olduğuna inanmışsa, aklını daha başka
neyin ayırdedilmesinde kullanması gerekecek? Allah "hırsızlık
kötüdür" dediyse, kötüdür. Akılla yeni başka neyi bulmak durumunda
olasınız? Olsa olsa nelerin hırsızlıktan sayılıp sayılmayacağının ve
hırsızlığın neden kötü olduğunun hikmetlerini düşünmek için akla gerek
duyulabilir.
""Ancak
"iman etmenin GEREKLİ olduğu" düşüncesi, bir yaratıcıyı kabul
etmekten dolayı mantıksal olarak çıkarsanamaz."
*
Bana çıkarsanabilir gibi geliyor. Biraz etrafımızdaki insan dışındaki
varlıklara ve kendimize bakıp düşünmemiz yeterli bunun için. Ama iman etmenin
gerekli olduğunu düşünmüyorsanız size söyleyebileceğim bir şey yok.""
İmanın
gerekli olup olmadığını bilemeyiz, sadece kutsal kitapları referans alırsak
iman etmenin gerekli olduğunu söyleyebiliriz. O takdirde, imanın gerekli
olduğunu söyleyebilmek için, önce kutsal kitaplara iman etmek gerekecek!...
(Yani, iman etmeden imanın gerekli olduğunu söyleyemiyoruz!)
İnsana
ve insan dışındaki varlıklara bakarak bir yaratıcının olması gerektiği
düşüncesine ulaşılacak olunsa bile, bu yaratıcının bizden kendisine iman
edilmesini beklediği -herhangi bir kutsal kitaba başvurmadan- neye dayanarak
ileri sürülebilir?
""Adil
ve Hakim olan Allah'ın çok hikmetini bilmediğimiz gibi insan iradesinin kaderle
nasıl bağdaştığını bilmememiz olmadığına delil olmaz.""
İnsan
iradesinin kaderle bağdaşması için insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmak
gerekir. İnsan Allah karşısında sorumlu tutulacağı için bütün bu sıkıntılar
ortaya çıkıyor ve sonunda "bilemiyoruz, iman ediyoruz" demek zorunda
kalınıyor.
""Herkes
kendinde bir ihtiyar hisseder. Vicdanen böyle bir ihtiyarının olduğunu bilir.
Varlıkların var olduğunu bilmek ayrıdır, mahiyetini, nasıl olduğunu bilmek ayrıdır.
Cüz'i ihtiyari de bunlardan birisidir, denilebilir.""
Seçimlerimizi
özgürce yaptığımızı hissederiz/biliriz de bu nereye kadar doğrudur? Bunu
inceleyelim isterseniz:
İnsan
bir seçim yaparken o seçimi yapmış olmasının bir de NEDENinin olduğunu hisseder/bilir.
Eğer kişi, "ben falancayı özgür irademle seçtim" derse, o kişiye
sormazlar mı "özgür iradeni neden o yolda kullandın da öbür yolda
kullanmadın?" diye... O zaman kişi size "çünkü..." ile başlayan
birşeyler söyleyecektir, yani NEDENSEL bir açıklamada bulunacaktır.
Şimdi
hatırlayamayacağım bir yerde okumuş olduğum bir örnek var:
Adamın
biri diyor ki: "Özgür irademin olmadığını söyleyenlere bunun aksini ispat
edeceğim. Şimdi şu gördüğünüz pencerenin camına yumruğumla vurarak
parçalayacağım, bunu yapmak için beni hiç kimse zorlamıyor, hiç bir nedeni de
yok." Ve dediğini yapıyor, camı bir yumrukla parçalıyor. Kanayan eline
bakarken birdenbire anlıyor ki, bu yaptığını özgür iradesinin olduğunu
'kanıtlamak' için yaptı. Kanıtlama ihtiyacı (veya herhangi bir başka ihtiyaç)
varken, nasıl özgür olunabilir ki; ihtiyacın ortaya çıkardığı zorlama, eylemin
nedenidir. İnsan eğer ihtiyacının ne olduğunun bilincinde olmazsa, bu
bilinçsizliğin adı özgür irade olur.
Kişi
şu veya bu düşünce/davranış içinde bulunuyorken, etkisi altında bulunduğu
nedenler 4 gruba ayrılabilir:
1.
Kişinin bilincinde olduğu nedenler
2.
Kişinin bilincinde olmadığı nedenler
3.
Başka kişilerin farkına vardığı nedenler
4.
Başka kişilerin de meçhulu olan nedenler
Her
seçimin bir nedeni/nedenleri vardır, kişinin bu nedenin/nedenlerin bilincinde
olmaması aynen sizin yukarıda dediğiniz gibi "bilmememiz olmadığına delil
olmaz" şeklinde değerlendirilir. Nedenlerin mevcudiyeti, yapılan seçim
bireysel bir karar gibi görünse de aslında o nedenler tarafından -gizliden
gizliye- yönlendirildiği anlamına gelir. Diyelim ki kişi bu nedenlerin
bilincinde ve kendisini bu nedenlerin yönlendirmesine izin veriyor
(=yönlendirilmeyi seçiyor), o takdirde de "neden yönlendirilmeMEyi değil
de yönlendirilmeyi seçiyor?" diye sorabiliriz. Ona bir neden bulduğumuzda,
onun da nedenini sorarız... Yani, sonu gelmeyen nedensel açıklamalar zinciriyle
karşı karşıya kalırız. Spinoza gibi bazı filozoflar, sonunda her nedenin dönüp
dolaşıp Tanrı'ya gelmesi gerektiğini söylemişlerdir ama o zaman da insanın
sorumluluğu tehlikeye girmektedir.
İslami
açıklamaya göre, ben cüz'i irademi İslamı kabul etmek yönünde kullanmıyorum,
bunun NEDENİ olarak teistler İslam hakkında yetersiz ve yanlış bilgilere sahip
olduğumu düşünüyorlar. Nitekim sizin de nezih bir üslupla yapmaya çalıştığınız
İslami açıklamalarınızın bir NEDENi bu düşünce olabilir.
Herşeyin
birbiriyle görülebilen veya görülemeyen nedensel ilişkiler içinde olduğu bir
evrende, Tanrı bile nedensellikten muaf tutulamamaktadır:
Tanrı
insanı yarattı, çünkü...
Tanrı
insana din gönderdi, çünkü...
Her
"çünkü..." nedensel bir açıklama demektir.
Şimdi,
konuyla alakası olmadığını zannetmenize rağmen aslında konunun bam teline
dokunacak yere geldiniz:
""Bir
de konuyla alakası yok ama bir iki madde daha söylemek istiyorum:
-
Allah gayesiz bir iş yapmaktan münezzehtir.
-
Ama bu gayeler insanlarda olduğu gibi bir ihtiyaçtan kaynaklanmaz.
Bu
konular hakkındaki fikriniz nedir?""
Gaye=Hedef=Maksat=Bir
şeyin yapılma nedeni.
Gayesini
Allah'a bir başkası vermiş olamayacağına göre, kendi gayesini yine kendisi
belirlemiş olmalıdır. Böylece, Allah, kendisine bir hedef koymuş ve ne
yapması/yapmaması gerektiğini bu hedefe göre ayarlıyor demektir. Kendisini
gayesi ile sınırlamış olmaktadır. Siz "Allah gayesiz bir iş yapmaktan
münezzehtir." diyorsunuz ama ben "eğer Allah varsa, bir gayeye sahip
olmaktan münezzeh olmalıdır" diye düşünüyorum.
Gayenin
bir ihtiyaca dayanması insanlar içindir, doğru. Peki ama ihtiyaç kavramı Allah
için geçerli olamıyor da gaye kavramı neden geçerli oluyor?
İhtiyaç
insanlara özgüdür, gaye de.
İnsanlara
özgü olan kavramların Allah'a da yakıştırılması ancak antropomorfizmle izah
edilebilir. Bir kutsal kitap referans alınmadığı müddetçe, başka birşeyin
söylenemeyeceğini düşünüyorum.
DEHA
(no
login)
195.174.77.197
Sn Kitapsever September 25 2003, 9:48 AM
Değindiğiniz
konular ve açıklama biçiminiz gerçekten güzel,müsaade ederseniz bir kaç noktada
katkı yapmak veya görüşlerimi aktarmak isterim.
İyi
ve Kötü izafi kavramlardır,kişiden kişiye değişir.
Düşmanı
öldürmek sizce iyidir,düşman açısından kötüdür.
Durup
duruken Arabanın altına bırakın İnsanı,köpek dahi atlamıyor.
Allah
yaptığı için biliyorsa,eksik olur,önceden bilmiyor demektir,
Bildiği
için yapıyorsa yine eksik olur,bildiğinden başkasını yapamıyor demektir.
Kader
konusunda Dinler çelişkisiz olamaz.
Eğer
Allah varsa Kader vardır,
Kader
varsa,kitap,din,Peygamber yoktur.
Kısaca,Allah
varsa, kitap yoktur,Allah kitap gönderemez,gönderirse kendisinin bütün
sıfatları ile çelişir.
Allah
işlerini gayesiz mi yapar!
Elbette
!
Allahın
dışındaki tüm varlıklar olsa da olur,olmasa da olur cinsinden olmalıdır,yani
varlıkları zorunlu olmamalıdır.
Eğer
herhangi bir varlık belli bir gayeye dayanırsa,varlığı zorunlu hale gelir,bu da
Allahı sınırlar.
Allah
dışındaki bütün varlıklar keyfi olmalıdır.
Keyfi'nin
bilgisi de önceden var olamayacağına veya olursa keyfilik ortadan kalkacağına
göre,Allahın bir şey yaratması mümkün değildir.
Ya
Allah ile beraber varlık da ezeli olmalıdır,
Ya
da Allah tüm olası varlıkları ayrım gözetmeksizin yaratmalıdır.
Canlılık
olan bir evreni yaratmak için,canlılık olmayan tüm olası evrenleri de
yaratmalıdır.Bir İnsan yaratmak için olası tüm insanları yaratmalıdır.
Burada
da görüldüğü gibi işin içine resmen Bilim yasaları giriyor ve kadir-i
mutlakiyetten eser kalmıyor.
Özgür
irademizin olup olmadığını kendimiz asla bilemeyiz.Elimizi cama vursak ve özgür
irademizi kanıtlama gayretinde olsak dahi,bunun önceden kaderimize yazılıp
yazılmadığını bilemediğimiz gibi şeytana uyup uymadığımızı da bilemeyiz.
Özgür
irade,yanılsamadır,doğal seçilimde,özgür irade sahibi olduğuna inanmak hayatta
kalma avantajı sağladığından seçilmiş bir davranış biçimidir.
Allahın
olduğu yerde,hiç bir irade özgür olamaz,daha doğrusu hiç bir irade olamaz.
Dolayısı
ile Allah varsa,hiç bir insan yaptığından sorumlu tutulamaz.
Herşeyin
belirlenmiş olması,neyin belirlenmiş olduğunu bilemeyeceğimizden,özgür irade
yanılsamasını ortadan kaldırmaz.
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Sn Kitapsever September 25 2003, 2:54 PM
"Açıklayayım;
iyi ile kötünün ne olduğunu Allah belirlediyse, mümin kişi Allah'ın iyi
dediğinin iyi, kötü dediğinin de kötü olduğuna inanmışsa, aklını daha başka
neyin ayırdedilmesinde kullanması gerekecek? Allah "hırsızlık
kötüdür" dediyse, kötüdür. Akılla yeni başka neyi bulmak durumunda
olasınız? Olsa olsa nelerin hırsızlıktan sayılıp sayılmayacağının ve
hırsızlığın neden kötü olduğunun hikmetlerini düşünmek için akla gerek
duyulabilir."
Haklısınız.
Insan iman edince aklı da rahat ediyor diye düşünüyorum. Iyiyi ve kötüyü
ayırdetmek için akıl dediğiniz gibi şu şekillerde kullanılabilir:
-
Neyin Allah'ın iyi dediği şey, neyin kötü dediği şey olduğunu ayırdetmede
-
Allah'ın iyi dediği şeye iyi denilmesinin, veya kötü dediği şeyin kötü
denilmesinin hikmetleri.
-
Açıkça hakkında hüküm olmayan şeyler hakkında Allah'ın iyi dediği birşeyi kötü,
kötü dediği şeyi de iyi addetmeye neden olmayacak yorum yapmak.
Iyi
ve kötü insanlar için izafi olabilir. Allah yolunda, mesela vatan savunması
için cihad ederken sizin Allah yolunda cihad etmeniz iyidir. Düşmanınız Allah
yolunda yapmadığı için onun için kötüdür. Siz ölseniz de öldürülseniz de sizin
için iyidir, o ölse de öldürülse de onun için kötüdür. Ama herşey genel
itibariyle, sebep ve sonuçları açısından, kadere bakan yönüyle iyidir.
Inançlılar
için iyi ve kötü bellidir. Peki inançsızlar için iyi ve kötü neye göredir?
Mesela "bayanların örtünmesi kötüdür" diyorsanız bunu neye dayanarak
söylüyorsunuz? Hoşa gidip gitmemesi mi? Size göre adalet olup olmaması mı?
"İnsana
ve insan dışındaki varlıklara bakarak bir yaratıcının olması gerektiği
düşüncesine ulaşılacak olunsa bile, bu yaratıcının bizden kendisine iman
edilmesini beklediği -herhangi bir kutsal kitaba başvurmadan- neye dayanarak
ileri sürülebilir?"
Evet,
kutsal kitaplar inanmayanlara da bir ipucu olabilir. Şöyle bir mantık
yürütülebilir diye düşünüyorum:
-
Etrafımızdaki diğer varlıklara baktığımızda, bütün inekler birbirine çok yakın
bir hayat sürüyor. Bütün bal arıları, birbirine çok yakın özelliklere sahip.
Bir ihtiyarları yok, Kendilerine lazım olan özellikleri çok kısa bir zamanda
elde ediyorlar. Insan eli değmeyen yerlerde bir düzen görünüyor. Demek ki hepsi
yaratıcıları ne istiyorsa onu yapıyorlar. Yaratıcılarının emrine amadeler.
-
Insan ise tamamen farklı. Dünyaya geldiğinde tamamen aciz, ve sürekli öğrenmek,
olgunlaşmak ihtiyacı var. Insanlar birbirinden çok çok farklı özelliklere sahip
olabiliyorlar. Son derece iffetlisinden tutun şehvet düşkününe, karıncaya ayak
basamayanından tutun binlerce insanı acımadan öldürenine. O halde bir fark var.
Insanlara yaratıcısının emrine uyup uymamak konusunda seçim hakkı tanınmış.
Peki emre uymak nasıl olur? Iman etmeden bu anlaşılabilir mi? “Emir yoktur,
emre uymak gereksizdir” mi dememiz gerekiyor? Benim aklım vicdanım bunu
söyleyemiyor. Bu söz bütün varlıklara hakaret manasını taşıyor. Siz de kendi
akıl ve vicdanınıza sorun.
“Seçimlerimizi
özgürce yaptığımızı hissederiz/biliriz de bu nereye kadar doğrudur?“
Mutlak
özgürlükten bahsedemeyebiliriz. Ama zorunlu yaptığımız şeylerle ihtiyarımızla
yaptığımız şeylerin farklı olduğunu hissediyoruz. Mesela nefes almaya
ihtiyarımız karışmıyor. Ama nefes tutmaya ihtiyarımız karışıyor.
Şimdi
“nefesimizin tutulması“ hadisesinizi irdelersek, bunun nedeni nedir? Pek çok
neden artı bizim irademizi de o yolda sarfetmek. Ama biz irademizi “nefes
tutmak“ yolunda kullandığımız için mi tutuldu. Hayır. Çünkü birşeyin meydana
gelmesi için vacib olması lazım. Yani tam bir sebep (buna ilm-i usul ve
hikmette illet-i tamme deniyor) olacak, sonra vücuda gelecek. Bizim ise her
irade ettiğimiz şey meydana gelmiyor. Irade-i Kulliye lazım. Adetullah üzerine
Irade-i Kulliye de bizim irade-i cüz’iyemize bakıyor. Yani Allah iradesini bir
fiile taalluk etmesi için insanın irade-i cüz’iyesini adi bir şart yapmıştır.
Nedenler
zinciri konusuna gelirsek:
*
Eş’arinin dediğini açarsak:
-
Kulun bir fiile olan meyilini bir fiilden başka bir fiile çevirmekte yapılan
tasarruf kula aittir. Bu o davranışımızın nedenlerinden biridir, ve bizim
zorlama altında olmadığımızı gösterir. O davranışımızın bunun dışında pek çok
farklı nedeni de olabilir. Bu nedenlerden bir kısmının kaynağı bizim daha önce
yaptıklarımız olabilir. Bizim tamamen elimizde olmayan nedenler de olabilir.
Ne
kadar çok neden olursa olsun sonuçta bizden kaynaklanan bir neden de vardır.
Ama bu neden gerçek bir varlığı olmayan bir neden olmalı.
Söyledikleriniz
üzerinde biraz daha düşüneceğim. Kader konusu üzerinde çok uzun uzadıya
düşünülmüş bir konu ve insan aklını zorlayan bir konu. Inanıp akılla doğruyu
bulmak, inanmadan akıl yürütmeye göre bana çok daha makul geliyor.
“İnsanlara
özgü olan kavramların Allah'a da yakıştırılması ancak antropomorfizmle izah
edilebilir. Bir kutsal kitap referans alınmadığı müddetçe, başka birşeyin
söylenemeyeceğini düşünüyorum.“
Haklısınız.
Ben de o maddeleri zaten kutsal kitap referansıyla söyledim. Ama şunu
anlıyorum:
Insandaki
güzel özellikler Allah’ın isimlerinin onda tecellisi etmesindendir.
Diğer
özellikler kendi acz, fakr, kul olma, gibi onun nefsinin mahiyetine dayanan
özelliklerdir.
DEHA
(no
login)
195.174.77.197
Hasta mantık ! September 25 2003, 3:50 PM
'Iyi
ve kötü insanlar için izafi olabilir. Allah yolunda, mesela vatan savunması
için cihad ederken sizin Allah yolunda cihad etmeniz iyidir. Düşmanınız Allah
yolunda yapmadığı için onun için kötüdür. Siz ölseniz de öldürülseniz de sizin
için iyidir, o ölse de öldürülse de onun için kötüdür. Ama herşey genel
itibariyle, sebep ve sonuçları açısından, kadere bakan yönüyle iyidir.'
Peki
İki müslüman ülke savaşırken ne olacak?
İran
Irak savaşında ne oldu?
Hangi
tarafa sorsan,hakiki müslüman benim,cihat eden benim diyor!
Böyle
hasta ve tehlikeli bir mantık olabilir mi?
Demek
öldürsen de iyi,öldürülsen de iyi,insanları savaşa teşvik için bundan daha
tehlikeli bir düşünce olabilir mi?
Bunlar
resmen egemenin,garibana yutturduğu afyonlar,
Dinlerin
gerçek yüzü görünmeye başladı !
'Tevbe
111-
Allah
mü'minlerden canlarını ve mallarını, cennet kesinlikle kendilerinin olması
pahasına satınaldı. Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve
öldürülecekler. Bu Tevrat'ta da, İncil'de de, Kur'an'da da Allah'ın söz verdiği
bir vaaddir.'
İran
askerleri de,Irak askerleri de bu ayeti kendi üzerlerine aldılar,Tam Bir milyon
kişinin kanı aktı ama ne Saddam'a bir şey oldu ne de Humeyniye ne de
yakınlarına !
DEHA
(no
login)
195.174.77.197
Re: Nasıl iman edilir? September 25 2003, 4:19 PM
'Inançlılar
için iyi ve kötü bellidir. Peki inançsızlar için iyi ve kötü neye göredir?
Mesela "bayanların örtünmesi kötüdür" diyorsanız bunu neye dayanarak
söylüyorsunuz? Hoşa gidip gitmemesi mi? Size göre adalet olup olmaması mı?'
Canlılar
için iyi ve kötü,organizmanın çıkarına göredir.Organizmanın çıkarı da şartlara
göre değişiklik arzeder,yani bir bayan Sibirya da mecburen örtünürken,Afrika da
örtünürse bu onun için pek iyi olmaz.
Güneş
hayat verir,örneğin Güneş görmezseniz D vitamini sentezlenmez ne gam emir
var,terledin,patladın,isilik oldun ne gam.
Kutsal
kitap reçeteleri ile evrensel iyiler ve kötüler icad etmenin kimseye bir yararı
yoktur,organizma gene o dikteleri kendi çıkarı doğrultusunda revize
edecektir.Etmeme gayretinden Ruhsal hastalıktan başka hiç bir şey çıkmaz.
Dolayısı
ile aklıbaşında hiç bir insandan,bayanların örtünmesinin iyi olup olmadığına
dair bir hüküm çıkmaz.İçinde bulunulan şartlar gözönüne alınarak,bayanlar kendi
kararlarını verir.
Eski
çağlarda bayanların örtünmesi kötü bir şeydi,çünkü fahişeler kendilerini
gizlemek,yüzlerinin ve vucut hatlarının belli olmaması için,çarşaf benzeri
kıyafetler giyiyorlardı,bu onlar için iyi bir şeydi,kendilerini
gizliyorlardı,ama diğer kadınlar için kötü bir şeydi çünkü fahişe
sanılıyorlardı.
Gün
geldi,namuslu olduklarını iddia eden kadınlar gizlenmeye,fahişeler neredeyse
çıplak gezmeye başladı,
Sadece
mümin kadınlara bir ayet indi,
'31-Mü'min
kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi
zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının
üzerine vursunlar;'
Sadece
mümin kadınlara gelen ayrımcı bir emiri,tüm bayanlar için iyi bir şey gibi
göstermenin anlamı var mı?
Onun
için mümin erkekler,kendi kadınlarını gizlerken gördükleri her açık kadına
nedense yamyam gibi bakmadan geçmezler.
Mümin
bayanların örtünmesi,mümin erkekler için daha da iydir,çünkü ilerlemiş
yaşlarına rağmen,üç beş kuruş karşılığı almış oldukları birden fazla sözde genç
eşlerinin, elalem tarafından görülmesi önlendiği,gibi kızların,kadınların da
yüzü gözü açılmaz,bulduğu ile yetinir.
Hayret,Atatürk
Türkiyesinde neler tartışıyoruz !
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
deha September 25 2003, 5:48 PM
Durup
dururken savaşmaktan veya Allah yolunda savaşıyorum zannıyla yanlış işler
yapmaktan bahsetmiyorum.
Düşman
bir ülke savaş ilan etse, siz de vatanı savunmak zorunda kalsanız, ne düşünür
ve ne yaparsınız?
Iddia
ediyorum, en ön safta savaşanlar ateistler olmayacaktır!
DEHA
(no
login)
212.146.171.210
Anonymous September 25 2003, 9:20 PM
'Düşman
bir ülke savaş ilan etse, siz de vatanı savunmak zorunda kalsanız, ne düşünür
ve ne yaparsınız?
Iddia
ediyorum, en ön safta savaşanlar ateistler olmayacaktır!'
Size
hala anlatamadık, düşman, izafi bir kavramdır !
Şimdi
İsrail saldırsa siz sözde vatanı savunursunuz,
İran(veya
idolünüz güçlü bir İslam ülkesi) saldırsa vatanı hediye edersiniz.
Ne
zamandan beri milliyetçi ve vatansever duyguların Dinin önüne geçtiğini de
sormak lazım.
Ümmet
mi?Millet mi?
Kimi
kandırıyoruz!
Ateistler
savaşır mı?
Bilemem,ateizm
de böyle dogmalar yok ki,kişisine göre değişir,bazısı savaşır, bazısı kaçar,
veya düşman kavramına göre değişir,şartlara göre değişir.
Geçenlerde
MHP ile Perinçek, ortak eylem koydu,
İran
da,Müslümanlarla ,Halkın Fedaileri(veya Mücahitleri),İslam devrimi için beraber
savaştı(Sonra müslümanlar hepsini astı ya)
Irak,belki
güzel bir örnek değil ama,müslümanların nasıl vatan savunduğunu gösterdi bize.
Konumuzla
alakasını anlayamadım,
Kuran
vatan savunmasının mı emrediyor?
Yoksa
Din Allahın olana kadar savaşın mı diyor?
'Hat'a
saldırı yok,Sath'a saldırı var, O satıh'ta bütün Dünyadır' mı diyor !
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Re: Nasıl iman edilir? September 26 2003, 9:46 AM
"Ne
zamandan beri milliyetçi ve vatansever duyguların Dinin önüne geçtiğini de
sormak lazım."
Dinin
önüne geçtiği yok, ama vatan sevgisi de imandandır.
Bir
savaşın Allah yolunda olup olmadığı şartlara göre değişir.
Somut
örnek verirsek, Kurtuluş savaşı Allah yolunda bir savaştır. Düşman hem
vatanımızı hem de Islam'ı tehdit ediyordu. Çanakkale'de kahramanca şehit
olanlar
ateistler
miydi?
Tarihte
Islam'ın yayılması için savunma savaşı haricinde savaşlar da yapılmış. Bunu
şimdiki zamanın şartlarına göre değerlendirmeyelim. Bu zamanda savaşmak
Islam'ın yayılmasına pek fayda getirmeyeceği aşikar. Savaş manyağı bazı
saftirik müslümanlar da anlamalı bunu. Eski insanlar gibi savaşta yenilerek
ikna olan (ve savaş sonrası adaleti görüp iman eden) insanlar yok bu zamanda.
Ama "cihad" sadece "savaş" anlamına gelmiyor.
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Re: Nasıl iman edilir? September 26 2003, 9:47 AM
"Dolayısı
ile Allah varsa,hiç bir insan yaptığından sorumlu tutulamaz."
-
Eğer vehmettiğiniz gibi bir tanrı varsa o halde bırakın zulmeden zulmetsin,
ağlatan ağlatsın, isteyen istediği haltı işlesin. Kimse yaptığından sorumlu
değil ki?
-
Eğer vehmettiğiniz gibi tanrı yoksa, insan yaptıklarının yaratıcısı olmalıdır
ve sizin de bu saçmalığı ispat etmeniz gerekmektedir.
DEHA
(no
login)
195.174.77.197
Anonymous September 26 2003, 10:29 AM
'Dinin
önüne geçtiği yok, ama vatan sevgisi de imandandır.'
Lütfen
boş şeyler tartışmayalım,Kuran da vatan sevgisi yoktur.Kuran da (Veye Tevrat ta)
belirlenmiş mukaddes topraklar vardır.Mekke,Ümmül kuradır.
Kuran
Vatan sevgisini ön plana çıkaramaz,o zaman müslüman olmayan milletlerin vatan
savunması da meşruiyet kazanır.Azıcık düşünelim.
'Somut
örnek verirsek, Kurtuluş savaşı Allah yolunda bir savaştır. Düşman hem
vatanımızı hem de Islam'ı tehdit ediyordu.'
Peki
Osmanlı bir çok milletin hem dinin hem vatanını bırakın tehdidi işgal ederken
neredeydiniz?
Onların
gözünde de,Onların Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için verdiği savaşlar,Allah
veya Rab yolunda savaşlardır.Osmanlı işgal ettiği yerlerdeki insanları
öldürmez,dinine karışmazdı gibi masallara mı inanalım istiyorsunuz.
'Çanakkale'de
kahramanca şehit olanlar
ateistler
miydi?'
Değildi,ateistler
bir toplum oluşturmaz ki,içlerinde belki var belki yok.
Ayrıca
bu da, izafi bakış açısı,size göre şehit oldu,başkasına göre niyazi.
Orada
250.000 kişi öldüğü söylenir,Bakın Irak savaşına ABD kaç 'şehit'
verdi!Yüz
küsür!
Bu
şehit kavramını hiç anlamış değilim,Saldırsan şehit,savunsan şehit,deprem olsa
şehit,bana biraz yutturmaca gibi geliyor.
'Tarihte
Islam'ın yayılması için savunma savaşı haricinde savaşlar da yapılmış. Bunu
şimdiki zamanın şartlarına göre değerlendirmeyelim.'
İşine
gelince nasıl da İzafiyet'i kabul edersin !
Biz
de bunu anlatıyoruz!Sen islamı yaymak için savaşmışsın,öbürü Kutsal kitabında
vaadedilen topraklara kavuşmak için,olan da hep garibana olmuş.
'
Bu zamanda savaşmak Islam'ın yayılmasına pek fayda getirmeyeceği aşikar.'
Çünkü
güçlü değilsiniz,ABD deki güç sizde olsa dünya kan gölüne dönerdi.Şu an başka
taktikler yürürlükte,kaleyi içerden fethetmek gibi.
'Savaş
manyağı bazı saftirik müslümanlar da anlamalı bunu.'
Kuranın
emrine uyanlar şimdi savaş Manyağı mı oldu !
'-
Eğer vehmettiğiniz gibi bir tanrı varsa o halde bırakın zulmeden zulmetsin,
ağlatan ağlatsın, isteyen istediği haltı işlesin. Kimse yaptığından sorumlu
değil ki?'
Eğer
vehmettiğimiz Tanrı öyle ise Kaderi yazan ve olacakları belirleyen odur ve bunu
durdurmaya insanın gücü yetmez.Yani İnsanın yaptığı davranışı gerçekte Allah
yapmaktadır.
Ne
diyordu Enfal suresi
'Onları
siz öldürmediniz,Allah öldürdü
Attığınız
zaman siz atmadınız,Allah attı'
'-
Eğer vehmettiğiniz gibi tanrı yoksa, insan yaptıklarının yaratıcısı olmalıdır
ve sizin de bu saçmalığı ispat etmeniz gerekmektedir.'
Vehmettiğimiz
gibi bir Tanrı yoksa dahi Determinizm ortadan kalkmaz,yani olacaklar evrenin
kuruluş anında belirlenmiş olur.Allah yok demek olacaklar belirlenmemiş demek
değildir.Burada da çok şiddetli bir tartışma vardır,yani İnsan davranışlarının
yaratıcısı kendisi değil,evrenin kuruluş anında oluşan şartlardır.Ama her şey
evrenin kuruluş anındaki ilk şartlara bağlı ise de,neden bu şartlar bizim
doğruyu bulacağımızı belirlemiş olsun?
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Re: Nasıl iman edilir? September 26 2003, 11:05 AM
======================================================
Sadece
mümin kadınlara bir ayet indi,
'31-Mü'min
kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi
zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının
üzerine vursunlar;'
Sadece
mümin kadınlara gelen ayrımcı bir emiri,tüm bayanlar için iyi bir şey gibi
göstermenin anlamı var mı?
Onun
için mümin erkekler,kendi kadınlarını gizlerken gördükleri her açık kadına
nedense yamyam gibi bakmadan geçmezler."
======================================================
Nur
31 den bir önceki ayeti de okusanız ya!
"Mü'min
erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için
daha temizdir. Muhakkak Allah, bütün yaptıklarından haberdardır."
Bektaşilik
mi yapıyorsunuz?
Yoksa
bazı insanların kabahatini Islam'a mı yüklüyorsunuz?
Anonymous
(no
login)
203.26.24.212
Kibar ateist, kurnaz "kitapsever"e September 26 2003, 11:11 AM
Hani
kravatlı, saygın ve kariyer sahibi hirsizlar vardır.. asıl malı götüren... Pek
çakılmazlar...
Durum
çakıldığında ise iş işten geçmiş olur...
Sende
düşünce alanında bu tiplere benziyorsun... Masumane sorularla, sinsi sinsi asıl
amacını ve felsefeni kültür düzeyinin kurnaz cümleleriyle kamufle edip şeytanın
sözcülügünü yapıyorsun...
Çakmıyor
değiliz!...
İlk
iletinde birileri sana birşeyler söylemiş ya da söylendiğini varsaymışsın...
Ve
yine akıllıca cevaplarla onları geçersizleştirmişsin...
Aslında
söylenenler(?) hiçte mantıksız değil...
Çok
daha farklı şeyler de söylenebilir...
Nitekim
bazı arkadaşlar söylemişler..
Fakat
sen aslında inanmak istemediğin için her aklın üretebileceği düsüncelerin
karanlık kutuptakilerini tercih ediyor belirsiz bir sinsilikle yoluna devam
ediyorsun...
Aslında
senin gibilere sözler değil, hayatın kendisi muhatap olacaktır...
O
fazla sorun içermeyen "tatlı" hayatının içine bir dönem gelirde limon
sıkılırsa bak gör o zaman nasıl farklı çalısmaya başlayacak o nazik beynin...
Allah
mazlumlarin, çaresizlerin ve temiz akıl sahiplerinin dostudur...
Çünkü
ancak onlarin duyguları samimidir...
Yalansiz
ve dolansizdir...
Gerçek
olmaya çalısan değil apaçik gerçektir...
Teslim
olabilmeninde bedeli vardır...
O
öyle deyince olmaz...
izafi
(no
login)
203.26.24.212
..kurnaz "kitapsever"e September 26 2003, 11:23 AM
Ayrica..
Kuran
da bazi Cehennemliklerin "ateşe dayanikli" oldukları yazar!...
Anlayana???!!!....
Ama
Cennette Cehennemde derece derecedir.. korkulmaya...
pentagram.
(no
login)
195.175.253.30
Re: Nasıl iman edilir? September 26 2003, 1:07 PM
Sayın
İzafi,
Söylediklerinizin
tek dayanığı size sunulanlardır.
Annenizin
karnından Allah kavramıyla doğmadınız.
Allah
hakkında hiçbir şey bilmiyordunuz.
Anneniz,
babanız, aileniz ve toplum tarafından
size
Allah kavramı sunuldu. Size sunulanı nasıl
test
ettiniz? Elinizde Allah ile ilgili hiçbir
veri
yok iken size söylenenlerin doğruluğunu
nasıl
test ettiniz? Ben söyleyeyim. Test zaten
size
söylenenlerin içinde vardı. Tamamen koşullandırma
İlk
koşullandırma ne idi? Kelime-i şahadet değil mi?
İlahın
varolmadığına sadece Allahın varolduğuna
şahitlik(tanıklık=
duyu organları ile algılama)
ettiniz.
Soru:
Allahın varlığını algıladınız mı?
Size
sunulanlar üzerinde düşündünüz yeni fikirler
elde
ettiniz. Allahı düşündünüz.
Soru:
Düşünerek Allahı deneyimlediniz mi?
Dinlerdeki
peygamberlerin size söylediklerini
yaptınız.
Birçok eylem gerçekleştirdiniz. Namaz,
hac,
oruç zekat vs.
Soru:
Gerçekleştirdiğiniz bütün eylemlerden
sonra
Allah'ı deneyimlediniz mi? Mirac olayını
gerçekleştirdiniz
mi?
Bütün
bunlardan sonra kendinizde herhangi bir
değişiklik
oldu mu?
Kendinizi
gözlemlediğinizde acaba kendimi mi
kandırıyorum
düşüncesi hiç zihninizde oluşmadı mı?
Defol
melun şeytan dediniz mi?
izafi
(no
login)
203.26.24.212
Pentagram September 27 2003, 1:59 AM
Sevgili
pentagram,
Herşey,
zihnimizde kayıtlı olanlardan ibaret değildir...
Sen
bir iki düşünce üretmekle tüm kontrolün sana ait olduğunu sanıyorsun...
Senmi
öksürüyorsun...
Senmi
yazıyorsun...
Senmi
görüyorsun... ?
Sende,
senden çook çok daha akıllı yabancılar var...
Onlara
sahiplenebilirmisin?...
Sen,
o sandığın sana bırakılsan..
Senden
geriye..
Ancak
bu yazabildiklerin kalır!...
Sahip
oldugumuz tek şey anlamaktır...
Başka
da hiçbir sey değil...
EVREN
(no
login)
213.23.223.249
Re: Nasıl iman edilir? October 7 2003, 1:03 AM
Evet,
Ulemanin
biri Nur suresinin 31 inci ayetini Türkceye ceviriyor aklinca.
Bas
örtülerini yakalarinin üzerine vursunlar diye.
A
benim Allamecik gardasim,sen hanki hakla ayette olmayan bas kelimesini ayete
sokuyorsun ha.Yoksa kiraldan fazla kiralciliktan sevapmi beklersin.
Tanri
diyorki herkim kur,anda olmayani kur,ana sokar veya cikarirsa cezasi agir
olacaktir.
Kur,anda
ne bas nede bas örtüsü gecer,yalniz örtü denilmektedir.
Ordaki
örtünün ,giysi anlamindadir.cünkü Araplar gecmiste cok büyük fakirlik yasamis
bir millettir,Bu nedenle yari ciplak dolanirlardi desek yeri vardir.Cünkü
ülkeleri kizgin kumlarla kapliydi.
Ülkemizin
bukadar verimli oldugu halde,halkimizin yasadigi fakirligi düsünürseniz o zaman
Arabin yasadigi fakirligi belki anlayabilirsiniz.
Devam
edelim.
Hatta
kadin disari cikmak zorunda olunca kadin giyer,erkek disari cikmak zorunda
oluncada ayni ortuyu erkek giyerdi.
Ayetleri
kafaniza göre yamultmayin.
Zaten
müslümanlarin bu hale gelmesi bir kisim din adamlarinin islami
yamultmalarindandir.
Peygamber
kizina derki ey kizim ,ibadetlerinde savsaklama yapma,yemin ederimki yarin
Allahin huzurunda sana yardim edemem.
Buna
ragmen pek cok din adami,müslümanlari camilerde safat ya resulallah diye
bagirttirmaktadirlar.
Sonrada
dönüp bir baska zaman benim anlattigim peygamberin bu sözünü camaate
anlatmaktadirlar.
Müslümanlar
bukadar acik secik tezatin farkina bile varamiyorlar.Cünkü ,kiyas ve
karsilastirma ,daha dogrusu düsünme özelliklerini kaybetmislerdir.
Bu
düsünme yoksunlugudurki, Müslümanlar hiristiyanin iynesine bile muhtactir.
Bakin
,bakin islami nasil tanitiyor.
Islam
Akil dini deyil ,Nakil dinidir.
Yani
sen aklini kullanmayacaksin Hoca sana derseki BALIK KAVAGA CIKAR sen ulan
balikda kavaga cikarmi diye düsünmeyeceksin.Düsünürsen yandigin gündür.Dinden
olursun maazallah.
Bu
nedenledirki islama sokulan % 70 safsatalardan bir türlü kurtulamiyoruz.
Islamin
bu günkü halinin nedeni burda yatmaktadir.
Hala
akillanmamakta direniyoruz,hala beyinler pas tutmus bu pasa yag dökmek
isteyenlere direniyoruz.
Buda
hiristiyanin ekmeyine katmerli kaymak oluyor.
Eeeeeee,sevgili
bir cok imamlarimiz demiyorlarmiydi,Gagurlara Allah bu dunyada ,müslümanlarada
öteki dünyada verecek diye,
Biz
bunlari cok görüp cok dinledik.
Yazik
,bizi ne hale soktular.Düsünmekten bile aciziz.
bir
dost
Marhaba
Evren
DEHA
(no
login)
195.174.68.160
Ne örtüsü? October 7 2003, 5:38 PM
'Kur,anda
ne bas nede bas örtüsü gecer,yalniz örtü denilmektedir.'
Bir
zamanlar yine böyle bir tartışma olmuştu,biz de sormuştuk,yakaya kadar
indirilmesi istenen örtü ne örtüsü olabilir?
Bahsedilen
örtü baş örtüsüdür,yüz gram düşünemeden başkalarının durumlarını
değerlendirmeye ne hacet?