Kuran Araplara İnmiştir
Kurana
göre,Kuran Araplara inmiştir !
August
22 2003 at 2:50 PM Eza (no login)
from
IP address 195.174.77.197
--------------------------------------------------------------------------------
Kuran
Allah Kelamı mı Kul kelamı mı?
Kime
inmiş? Neden inmiş?
Hepimiz
yuvarlak birşeyler söylüyoruz ama hazır Bilimsel yöntemleri de
tartışırken,neden bu yöntemlerin ışığı altında masaya yatırmıyoruz?
Önerme
1
Kuran'a
göre,Kuran sadece Araplara inmiş bir kitaptır !
Delillerimiz.
'Bu
Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke)
halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir
kitaptır. '
(Elmalılı)
92.
Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için
sana
indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir
kitaptır.
Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam
ederler.
(Diyanet)
92.
And this is a Book which We have sent down, bringing blessings,
and
confirming (the revelations) which came before it: that thou
mayest
warn the Mother of Cities (Makkah) and all around her.
Those
who believe in the Hereafter believe in this (Book),
and
they are constant in guarding their prayers.
Enam
92:
'Bu
indirdiğimiz Kuran kendinden öncekileri (Tevrat ve İncil'i) tasdik
eden,şehirlerin anası olan Mekke Halkını ve çevresindekileri....
(Abdullah
Aydın)
Enam
92:
'Bu
mübarek bir kitaptır ki onu kendinden önceki kitapları tasdik edici olarak
MEKKE halkını ve civarındakileri kendisiyle korkutman için indirdik.'
(Doç
Necip Taylan MÜ il. Fak.)
ŞURA
7
'İşte
böylece sana ARAPÇA bir Kuran vahyetmekteyiz,ki Anaşehir(Mekke) halkını ve
çevresindekileri uyarasın....' (ELMALILI)
'Şehirler
anası (olan Mekke'de) ve onun çevresindekileri uyarman ........ARAPÇA bir Kuran
vahyettik. ' (Diyanet Meali no 86)
'Şehirler
anası olan MEKKE halkına.....
(Abdullah
Aydın)
'Şehirlerin
anası(Mekke) halkını ve etrafındakileri...
(Doç.Ziya
Kazıcı MÜ İl FAK.)
Eza
(no
login)
195.174.77.197
Önerme 2 August 22 2003, 2:53 PM
Kuran'a
göre,Kuranın Arapça olmasının nedeni,Mekke Çevresindeki Araplara
indirilmesidir.
Deliller,
Bir
önceki ayetlere ilaveten ,
Fussilet
44:
Eğer
biz onu yabancı dilden bir Kuran kılsaydık,diyeceklerdi ki:Ayetleri tafsilatlı
şekilde açıklanmali değil mi? ARAP'A YABANCI DİLDEN KİTAP OLUR MU?
oguz
(no
login)
81.212.248.189
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 22 2003, 4:09 PM
""Kuran
Allah Kelamı mı Kul kelamı mı?
Kime
inmiş? Neden inmiş?""
Kuran'in
Arap'lar icin inmis Arapca bir kitap oldugu, bizzat Kuran tarafindan
soylenmektedir. Yukarida bunu kanitlayan Ayet'ler Eza tarafindan verilmis.
(Enam-92, Sura-7)
Kuran'in,
Allah'in agizindan cikmis gibi verilmis bir cok Ayet ile saklanmaya calisilsa
da, bir cok mevzuda verdigi aciklar yuzunden insan urunu oldugu ortadadir.
Ayrica Allah kelami oldugu iddia edilen bazi Ayet'ler vardir ki, hic
tartismasiz insan sozleridir;
Zariyat-50
'O halde Allah'a kacin, ben size O'nun tarafindan gorevlendirilmis apacik bir
uyariciyim.'
Zariyat-51
'Allah ile beraber baska tanrilar uydurmayin. Ben size O'nun tarafindan
gorevlendirilmis apacik bir uyariciyim.'
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.10
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 22 2003, 9:00 PM
Önermelerim:
1.
Tevrat esas olarak Yahudilerin kitabıdır. (Tüm insanlara hitap eden bir kitap
değildir.)
2.
Yahudiler arasında ulusal din kavramının yeterince yerleşmesini takiben
evrensel dine geçilme aşamasına gelinmiştir. (Yahudiliğin tersine Hristiyanlık
başka ulusları da muhatap almaya ve yayılmacılık göstermeye başlamıştır.)
3.
Muhammed'in esas bilgi kaynağı Tevrat'tır.
Çıkarımlarım:
1.
Muhammed'in din konusunda nasıl bir yol izleyeceği konusunda da Tevrat'tan
etkilenmiş olması muhtemeldir.
2.
Tevrat'ın Yahudileri muhatap alması gibi Kuran da Arapları muhatap almıştır.
3.
Önce ulusal bir din olarak başlayan Yahudiliğin daha sonra Hristiyanlık adı
altında yayılma göstermesi örneğinde olduğu gibi; Arapların da, İslamiyet'in
sadece kendi kavimlerine ait bir din olarak kalmasıyla yetinmeleri ve
yayılmacılık göstermemeleri beklenemezdi.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.10
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 24 2003, 11:48 PM
KURAN'IN
EVRENSELLİK SORUNU
*
Kuran'da adı geçen peygamberlerin hiçbirisi tüm insanlara gönderilmiş
(evrensel) değildir.
*
Kuran'da görüldüğü şekliyle peygamberler muhataplarına seslenirlerken "ey
kavmim" diyerek hitap etmektedirler.
*
950 yıl peygamberlik yapan Nuh bile, bu kadar uzun bir süre boyunca hep
"kavmine" seslenmiştir. Yola getiremediği için kendi kavminden
vazgeçip de "bari başka kavimlere Allah'ın dinini tebliğ edeyim"
dememiştir. Bütün dünyayı (yöresel bir tufan olduğunu iddia edenlerin delilleri
tartışmalıdır) ilgilendiren bir tufan afeti sözkonusu olduğu halde bile tüm
insanlara değil, kavmine hitap etmiştir, hem de 950 yıl boyunca!
*
Musa Yahudilere Allah inancını öğretirken Mısır halkıyla (veya başka
kavimlerle) ilgilenmemektedir. (Firavun'la olan diyaloğu bile, onun Allah'a
inanmasını sağladıktan sonra Yahudilerin Mısır'dan çıkışına izin vermesi
çerçevesinde gelişmiştir.)
*
Bir dinin temelleri atılırken evrensellik hesaba katılmamaktadır. Her yönüyle o
dinin peygamberinin içinde yaşadığı toplum referans alınmaktadır.
*
Kendisini peygamber olarak öne süren Muhammed, peygamberlik mekanizmasının
nasıl işlediğini biliyordu. Önceki peygamberlerin yaptıklarını o da yapmıştı.
Bunlardan biri de peygamberliğin "yöntem"i ile ilgilidir;
"primer" olarak kendi kavmini muhatap almıştır.
*
Kendi kavmini muhatap alan Muhammed'in buna işaret edecek tarzda ayetler
söylemesi olağandır. Kendisine örnek aldığı önceki peygamberlerin içinde
yaşadıkları kendi kavimlerini muhatap almış oldukları gibi.
*
Muhammed Kuran'ı tüm insanlar değil, içinde yaşadığı Arap halkı için
düzenlemiştir.
Kuran'da
okuduklarımız Araplara indeksli şeylerdir, bunlardan bazıları:
-
Kuran'daki küfürlerin evrenselliğinden bahsedebilir miyiz? (Arap ağzı
insanlığın evrensel ağzı mıdır?)
-
Kuran'daki edebi özellikleri Arap kültürüne uzak birisi ne derece anlayabilir?
(Arapça ve Arap edebiyatı evrensel midir?)
-
Kuran'da sıklıkla gözlediğimiz "and olsun" tipi yeminlerin
evrenselliğini kim iddia edebilir? Yok eğer sık sık yemin etmek Tanrı'ya özgü
bir kelam özelliği ise, bu özelliği Tevrat'ta veya İncil'de neden göremiyoruz?
(Sakın yine "tahrif"den bahsedilmesin! Sık sık yeminler eden bir
Tanrı'nın bir yeminini tahrif etseniz de geriye birçoğu kalacaktır. Hem bir
yemini tahrif etseniz ne olur, etmeseniz ne olur?)
-
Kuran'da gemilerden sık sık bahsedilir. Arap halkı, gemilerin suyun üzerinde
nasıl durabildiğini anlayamıyorlardı, çünkü suyun kaldırma kuvvetinin olduğunu
bilmiyorlardı. Muhammed, gemilerin suyun üzerindeki gizemli duruşundan
yararlanarak Arapları Allah'a yönlendirmeye çalışıyordu. Gemiler gerçekten
evrensel bir "dine davet yöntemi" ise, neden günümüz dindarları
gemilerden Kuran'daki kadar sık sık bahsetmiyorlar? Neden Tevrat ve İncil'de de
gemilerden böyle sık bahsedilmiyor? (Bu da mı tahrif?!)
-
Kuran'a göre gemilerin bir başka özelliği de rüzgar ile gitmeleri, rüzgar
esmezse gidememeleri. Bir geminin rüzgar ile hareket etmesi ne kadar
evrenseldir?
-
Kuran yıldızların yön bulmadaki yardımcı işlevinden sözeder (Araplar belli ki
yön bulma işinde yıldızlardan büyük oranda yararlanıyorlardı) ama pusula gibi
bir araç eğer o dönemde bulunmuş olsaydı, yön bulma aracı olarak yine
yıldızlardan bahsedilir miydi? Yıldızlar evrensel bir yön bulma aracı olabilir
mi? (Bir denizaltı yıldızlardan yararlanabilir mi?)
- Kuran'da
geçen şekliyle Zeyd olayının bize vermek istediği mesajın evrensel yönü, bir
adamın üvey oğlunun karısıyla evlenmesinde bir sakınca olmadığı mıdır?!
-
Cennetteki beyaz tenli, kara gözlü huriler Arap erkeklerinin değilse acaba
kimlerin arzusuna seslenir?
-
Kölelik ve cariyelik müesseseleri eğer Muhammed'in toplumunda geçerli
olmasalardı, Kuran'da bu konulardan sözedilecek miydi? (Kefaret olarak köle
azadını emreden ayetler yine olacak mıydı?)
-
Zihar yapmak Arap adeti değil midir? Eğer öyleyse, evrensel olduğu iddia edilen
bir kitapta ne işi var?
-
Muhammed'in Kuran adına anlattığı geçmişle ilgili olayların genel olarak
Araplar tarafından bilindiği anlaşılıyor; yoksa toplumu bunlara "eskilerin
masalları" demezlerdi. Kuran o kadar Arap için ki, hikayeleri bile onlara
özgü. Oysaki Antik Yunan uygarlığı gibi dünyada eşi benzeri olmayan olağanüstü
insanların (filozoflar) yetiştiği bir uygarlığa hiç bir gönderme yapılmamış
olması, Kuran'ın ilgi alanının Ortadoğu ile sınırlı olduğunu düşündürmez mi?
-
Dövme, kesme, öldürme tarzında -şiddet esasına dayanan- fiziksel cezalar eğer
gerçekten evrensel ceza yöntemleri olsalardı, aradan kaç yüzyıl geçerse geçsin,
insanlık bu ceza yöntemlerini hala uygulamaya devam ederdi. Bugün bu tür
cezaların uygulanmasına insan vicdanının ve aklının karşı çıkması, insanlığın
sosyo-kültürel evrimi ile açıklanabilir. Kuran'ın muhatabı olan Arap toplumu
ise bu tip ceza yöntemlerini hiç rahatsız olmadan uygulamışlar, çünkü onların
içinde bulundukları sosyo-kültürel evrim aşaması şiddet içeren fiziksel cezalar
açısından uygundu.
-
Kuran çoğu yönüyle içinden çıktığı toplumun sosyal, hukuksal, ekonomik,
psikolojik, mistik ... ihtiyaçlarına cevap vermeseydi, o toplum Kuran'a bu
kadar çok sahip çıkmazlardı. Sadece bu olgu bile Kuran'ın temelde kime hitap
ettiğini göstermeye yeter.
Eza
(no
login)
195.174.77.197
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 25 2003, 9:51 AM
Bütün
bunlara ilaveten,Kuran'da geçen tüm yer,bitki,insan ve toplum tasvirleri bir
Arap'ın bildiğinden daha fazla feğildir.
Ne
Konfüçyüs den bahsedilir,ne avokado'dan,ne zürafa'dan,ne de Antartika veya
kutuplardan.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.10
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 26 2003, 9:43 PM
2/29
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. SONRA, göğe doğru yönelerek
yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.
[Sonra
kelimesinin anlamı üzerinde ne kadar oynanırsa oynansın, görülen odur ki, önce
yer yaratılıyor, sonra gök.]
2/106
Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine
DAHA HAYIRLISINI veya onun benzerini getiririz. ...
[Allah
neyin hayırlı olduğunu baştan bilemiyor mu?]
6/38
... Kitap'da Biz HİÇBİR ŞEYİ eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine
toplanacaklardır.
[Kitapta
eksik kalan çok şeyler olmasaydı yığınla hadisler uydurulmasına gerek olur
muydu?]
6/97
O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında YOL BULASINIZ DİYE sizin için var
edendir. ...
[Dünyaya
daha ışığı ulaşmamış yıldızlar niçin yaratıldı?]
7/145
Ona (Musa'ya) levhalarda HER ŞEYDEN bir öğüt yazdık ve HER ŞEYİ uzun uzadıya
açıkladık; ...
[Sınırlı
bir kitapta "her şey"den bahsedilmesi mümkün değildir.]
7/179
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların KALPLERİ
vardır ama ANLAMAZLAR; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama
işitmezler. ...
[Kalbin
anlama organı olmasına belki mecaz diyebilirdik; eğer göz ile görme, kulak ile
işitme arasındaki ilişkiye dikkat çekilmeseydi.]
11/7
Arş'ı SU üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak
için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.
[Arş
su üzerinde ise, su neyin üzerindedir? Sonsuz bir boşlukta alt-üst gibi
kavramlar nasıl olabilir?]
16/89
... Sana HER ŞEYİ AÇIKLAYAN ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet
ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
[Kuran'ın
en sorunlu ifadelerinden biridir "her şey"... Örneğin, mikroişlemci
teknolojisi de açıklanmış mı Kuran'da, açıklanmadığına göre "her şey"
denmemesi gerekir.]
18/86
Sonunda güneşin battığı YERE ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor
gördü. Orada bir millete rastladı. "Zulkarneyn! Onlara azap da
edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
[Güneşin
battığı "bir yer" mi var ki oraya ulaşmak mümkün olabilsin?]
18/90
Sonunda güneşin doğduğu YERE ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi
şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.
["Güneşin
battığı yer" ifadesi tesadüfen yazılmamış, çünkü güneşin bir de
"doğduğu yer" var.]
22/46
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları AKLEDECEK KALPLERİ, işitecek
kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat GÖĞÜSLERDE OLAN KALPLER de
körleşir.
[Akledecek
kalp ifadesini mecaz olarak yorumlamamızı engelleyen şey, bu kalbin soyut bir
kalp değil, göğsün içindeki kalp olmasına işaret edilmesidir.]
23/14
... YARATANLARIN EN GÜZELİ olan Allah ne uludur!
[Bu
ayet çoktanrıcılık anlayışından Kuran'a yanlışlıkla sızmış gibi duruyor. Kaç
tane yaratıcı var ki bunların en güzelinin Allah olabileceğinden
sözedilebilsin?]
28/68
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için SEÇİM HAKKI YOKTUR. ...
[Kulun
seçim hakkının olmadığını, özgür olmadığını en açık seçik olarak bu ayet dile
getiriyor.]
30/58
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için HER TÜRLÜ misali vermişizdir.
[Kuran'da
veya herhangi bir kitapta "her türlü" misal olabilir mi?]
37/6
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
[Ancak
astronomiden bihaber bir insan yıldızlardan "süs" olarak
bahsedebilir. Hem de "yakın" gök! Peki ya uzak gök?]
37/123
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
37/124-126
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? YARATANLARIN EN
İYİSİ olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı
bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
[Allah'tan
başka yaratanların da olabileceği farkına varılmadan açığa vurulmuş oluyor.]
37/142
Kendini kınarken onu (Yunus'u) bir balık yutmuştu.
37/143-144
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, TEKRAR DİRİLTİLECEK GÜNE KADAR
balığın karnında kalacaktı.
[Yüzyıllar
boyunca bir balık hiç değişmeden kalabilir mi - ki onun karnındakinin de hep
orada kalmasından sözedilebilsin?]
37/147
Onu (Yunus'u), YÜZBİN VEYA DAHA ÇOK kişiye peygamber olarak gönderdik.
[Allah'ın
kendi yarattığı kullarının kesin sayısını bilememesi nasıl düşünülebilir?]
39/12
"MÜSLÜMANLARIN İLKİ olmakla emrolundum."
[Bu
ayet Muhammed için. Hani Adem de, Nuh da, İbrahim de ... müslümandılar?]
39/27
Biz bu Kuran'da insanlara HER TÜRLÜ misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun
ki verdik.
[Yemin
bile edilse, Kuran'da "her türlü" misal yoktur.]
41/10
Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayanlar için
yeryüzünde gıdalarını normal olarak dört gün içinde yetiştirmesi kanununu
koydu.
41/11
SONRA, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek
veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek
geldik" dediler.
41/12
Allah, bunun üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün işini
kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte
bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.
[Önce
yer, sonra gök yaratılıyor.]
50/6
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda
hiçbir ÇATLAK da yoktur.
[Gökkubbe
anlayışı geçerli olmalı ki onun çatlağından sözedilebilsin - bakınca çatlak yok
denebilsin.]
79/27-28
Sizi yaratmak mı daha zordur, YOKSA göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip
yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
79/29
Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
[Allah
için yaratmanın kolayı zoru düşünülebilir mi? Göğün gecesi veya gündüzü olmaz,
ancak dünya (veya başka bir gezegenin) kendisinden ışık aldığı kaynağa göre bir
tarafının gece veya diğer tarafının gündüz olmasından sözedilebilir.]
foruyorum
(no
login)
195.175.172.162
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 28 2003, 1:38 PM
"(Mekke)
halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir
kitaptır. '"
Burada
birebir peygamberle konuşuyor.Peygamber sadece Mekke ve çevresinde yaşadigi
için tabi ondan Mekke ve çevresini uyarmasi istiyor.
Kuranın
indirilme sebeplerinden biri Mekke ve çevresini peygamberin uyarması,biri
"18:4 Allah çocuk edindi» diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf
bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir."deki amaç,biri de "6:19
Sizi ve ulaştığı herkesi uyarmak için bana bu Kuran verildi" deki amaç...
"yabancy
dilden bir Kuran kylsaydyk,diyeceklerdi ki:Ayetleri tafsilatly ?ekilde
açyklanmali de?il mi? ARAP'A YABANCI DYLDEN KYTAP OLUR MU?"
Evet,
böyle diyeceklerdi.Ama bu, onları haklı yapacakmıydı? Onları haklı yapsa bile
biz böyle diyemeyiz sanırım çünkü bizim tercüme sorunumuz yok.Her yerde mealler
var.
Ayrıca
bu ayeti şöyle de çevirenler var(bu anlama da gelebiliyor galiba): Bir arap'a
(arap bir peygambere) YABANCI DYLDEN KYTAP OLUR MU? veya
41:44
Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi:
"Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?" İster yabancı dilde,
ister Arapça! De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır.
diye
çevirrenler de var.Üç anlama da geliyor galiba.
"Kuran'da
sıklıkla gözlediğimiz "and olsun" tipi yeminlerin evrenselliğini kim
iddia edebilir? Yok eğer sık sık yemin etmek Tanrı'ya özgü bir kelam özelliği
ise, bu özelliği Tevrat'ta veya İncil'de neden göremiyoruz? "
Bu
yeminler eğer benim düşündüğüm gibi kullanılıyorsa kesinlikle evrensel ve
innsanların yeminleri gibi değersiz ve yararsız değil. İnsanlar yemin ederken
hiçbirşey kanıtlamayan yeminler ederler,saçma söz söylerler.Ama Kurandaki
yeminler kimsenin bilemeyeceği şeylere dikkat çeker ve mucize oluşturarak
insanlara bu sözü söyleyenin,herşeyi bilen biri olduğunu anlatır. Mesela
"delen yıldıza andolsunki..".O zamanlar insanlar yıldızın
"delen" birşey olduğunu bilemezdi.KaraDELIKleri bilemezdi.Yani bu
yemin gerçekten de söyleyenin bilgili olduğuna kanıttır.
Tevratta
olmamasının nedeni ise Musa'ya,Süleymana zaten mucizeler verilmişti.
"Cennetteki
beyaz tenli, kara gözlü huriler Arap erkeklerinin değilse acaba kimlerin
arzusuna seslenir?"
Yeni
yaratılışla yaratılmış olan cennettekilerin.
"Kölelik
ve cariyelik müesseseleri eğer Muhammed'in toplumunda geçerli olmasalardı,
Kuran'da bu konulardan sözedilecek miydi? (Kefaret olarak köle azadını emreden
ayetler yine olacak mıydı?)"
Kurandaki
kuralların bir kısmının sadece o zamana özgü olduğunu zaten herkes söylüyor.
Kimse Kuranın her emri evrenseldir diyemez ki zaten.Sadece peygamberi
ilgilendiren emirler de var Kuranda.
"Zihar
yapmak Arap adeti değil midir? Eğer öyleyse, evrensel olduğu iddia edilen bir
kitapta ne işi var?"
Allah'ın
kendi peygamberine etrafındaki olaylarla ilgili yardım etmesini niye çok
buluyorsunuz?
oğuz
"Zariyat-50
'O halde Allah'a kacin, ben size O'nun tarafindan gorevlendirilmis apacik bir
uyariciyim.'
Zariyat-51
'Allah ile beraber baska tanrilar uydurmayin. Ben size O'nun tarafindan
gorevlendirilmis apacik bir uyariciyim.'"
sana
kaç kere söyleyecem şunları da oku:
81:19:Şüphesiz
ki bu; şerefli bir elçinin sözüdür.Arş'ın sahibi katında değerlidir ve
güçlüdür.Orada kendisine itaat edilir, güvenilir.Arkadaşımız deli değildir.Onu
apaçık bir ufukta görmüştür.
Yani
Kuran Cebrailin sözüdür.Tabi melekler Allah'ın istediğinden başkasını
söyleyemez.
2:97
De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle bunu senin
kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için
de müjdeci olarak o indirmiştir.
Kireç
(no
login)
81.6.84.251
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 28 2003, 10:34 PM
Yorumlarınızın
yakasından paçasından zorlama aktığını söylemekten kendimi alamadım, kabalığımı
bağışlayınız ancak cevap verme gereği duymuyorum.
Fakat
and içmeler için gösterdiğiniz örneğe gelince
"Karadelik"
ne bir deliktir ne de bir şeyleri deler, dolayısıyla bu iddianız asılsız.
Burada karadelikleri anlatıp bilgi vermek bana düşmez, hem yaşım oldukça küçük
hem de benden daha bilgili kişiler var ancak yine de biraz bilgi edinmenizi
tavsiye ederim.
İyi
akşamlar.
Agony
(no
login)
4.47.248.90
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 28 2003, 11:55 PM
"Kurandaki
kuralların bir kısmının sadece o zamana özgü olduğunu zaten herkes söylüyor.
Kimse Kuranın her emri evrenseldir diyemez ki zaten.Sadece peygamberi
ilgilendiren emirler de var Kuranda."
Acikcasi
bunu diyen muslumanlarin sayisi cok fazla degil. Pek cogu Kur'anin tamaminin
tum insanlik icin gonderildigine inaniyor. Kur'an in bir kisminin Peygamberin
yasadigi zamani bir kisminin ileriki zamanlari muhattap aldigi Kur'an da
gecmedigine gore neye gore boyle bir yargi cikarildi? Yukaridaki onermenin
gercek oldugunu varsayarsak bile su problemle karsilasiriz: Hangi hukumler o
zamana, hangileri tum zamana hitab etmektedir? Buna kim ve nasil karar
verecektir? Sanirim bunlarin cevabini biliyorsunuzdur. Bizi aydinlatirsaniz
memnun olurum.
Agony
Celix
(no
login)
64.80.81.154
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 28 2003, 11:59 PM
Kokonaisuudessaan
tieverkon ylläpitoon ja peruskorjauksiin käytetään tänä vuonna 2521 miljoonaa
euroa. Summa on lähes kolmannes koko perustienpidon 650 miljoonan euron
rahoituksesta. Tieverkon ylläpidon ja peruskorjauksen rahoitustarve lisääntyy
koko ajan rahoituksen jälkeen jäämisen ja liikenteen kasvamisen takia
Hasa!
biz bu kurani fin’ce indirdik, okuyasiniz diye, anlayamayacaginiz icin Turkceye
cevirdik, artik itiraz etmezsiniz degilmi?
Summa-ki
(yemin ederimki) biz peruskorja-lari sizin emrinize verdik.Peruskorj nedir
bilirmisiniz? nereden biliceksiniz o bir enerji turudur, Isadan sonra 3521 yil
sonra kesfedeceksiniz, simdilik formul katimizdadir, onunla Rahoituksen (adini
icinizden bir garip samanyolu koyacaktir) galaksisinden cikarsiniz,
4000
li yillarin ortalarinda kasvamisenlerle karsilasirsiniz, ki onlar adem oglu
degildir, icininizden kurana ek olarak verdigim gerizekalilar icin” yapay zeka”
magazinini en iyi anlayaninizi lider olarak secin, sorunun cozumu onun ilminden
olacaktir. Tum evrenin bilgileri bu 40 kutu icerisindeki, milyonlarca disk
icinde kayitlidir.
Bagislayan
ve esirgeyen Allahin ismiyle
KUTU
1: disk 1/1.000.019
Konu:000000000001
Otomobil imalati, yakiti uzerinde yurudugunuz topraklarin altinda bulunur.
Genis bilgi icin tiklayin http://www.pmo.org.tr/petrolnedir/petrolnedir.htm
Hasa!
---------------------------------
Arkadaslar
boyle bir kuran elimizdeki kuranin gorevini yerine getiremez, boyle bir kurana
imtahan icin gerek yoktur, cunki Allah vermek istedigi bilgiyi ic gudu olarak,
beynimize veya Kalbimizede koyabilirdi.
Amac
bilgilendirmek degildir,bazilarinizi inandirmaktir.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! August 30 2003, 1:27 AM
celix
39/27
"Biz bu Kuran'da insanlara HER TÜRLÜ misali, belki öğüt alırlar diye, and
olsun ki verdik".
16/89
"... Sana HER ŞEYİ AÇIKLAYAN ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber,
rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik".
Yukarıdaki
örnek olarak verilen ayetlerden yola çıkacak olursak, Kuran'ın bize verdiği
bilgi ile kendisinde varolduğunu iddia ettiği bilginin (her şey) birbirini
tutmadığını söylüyoruz. Kuran kendisini "mütevazi" bir kitap olarak
ortaya sürseydi tartışmalarımızın bu noktaya kadar gelmesine de gerek kalmazdı.
(Örneğin; "her şey" yerine "bazı" terimi kullanılsaydı.)
foruyorum
Cevaplarınızdan
tatmin olmadığımı üzülerek belirtmeliyim.
Ayrıca
şu yorumunuz tartışmaya değer:
""Cennetteki
beyaz tenli, kara gözlü huriler Arap erkeklerinin değilse acaba kimlerin
arzusuna seslenir?"
Yeni
yaratılışla yaratılmış olan cennettekilerin."
Cennette
yeni yaratılışla yaratılmış olan cennettekilerin arzusuna seslenen hurilerin
tam da Arap erkeklerinin hoşuna giden kadın tipinde olması neyle izah
edilebilir?
foruyorum
(no
login)
195.175.172.177
Kitapsever August 31 2003, 11:57 PM
tam
da Arap erkeklerinin hoşuna giden kadın tipinde olduğunu nerden çıkardın?Bunun
ölçüsü nedir?
"6/38
... Kitap'da Biz HİÇBİR ŞEYİ eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine
toplanacaklardır.
[Kitapta
eksik kalan çok şeyler olmasaydı yığınla hadisler uydurulmasına gerek olur
muydu?]"
Bunu
hadis uyduranlara söyle.
"6/97
O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında YOL BULASINIZ DİYE sizin için var
edendir. ...
[Dünyaya
daha ışığı ulaşmamış yıldızlar niçin yaratıldı?]"
"Saece
yol bulasınız diye var edendir" demiyor.
"Ona
(Musa'ya) levhalarda HER ŞEYDEN bir öğüt yazdık ve HER ŞEYİ uzun uzadıya
açıkladık; ...
[Sınırlı
bir kitapta "her şey"den bahsedilmesi mümkün değildir.]"
"Dinle
ilgili herşey" demek istediği belli. "herşeye gücü yeten"
ifadesinde de böyle düşünülebilir mi bilmiyorum.
"28/68
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için SEÇİM HAKKI YOKTUR. ...
[Kulun
seçim hakkının olmadığını, özgür olmadığını en açık seçik olarak bu ayet dile
getiriyor.]"
yaratmak
konusunda seçim hakkı yoktur diyor.
"TEKRAR
DİRİLTİLECEK GÜNE KADAR balığın karnında kalacaktı.
[Yüzyıllar
boyunca bir balık hiç değişmeden kalabilir mi - ki onun karnındakinin de hep
orada kalmasından sözedilebilsin?]"
Fosil
halinde ölü olarak kalamazlarmı? O zamana kadar yaşayamayacağını uydurmuş
olsaydı Muhammed as de bilebilirdi.
"37/147
Onu (Yunus'u), YÜZBİN VEYA DAHA ÇOK kişiye peygamber olarak gönderdik.
[Allah'ın
kendi yarattığı kullarının kesin sayısını bilememesi nasıl
düşünülebilir?]"
Ne
deseydi? "Yüz oniki bin altı yüz on iki kişiye gönderdik" mi deseydi?
üstelik
elmalılı falan ne demiş:
37:147
Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı
37:147
And We sent him to one hundred thousand or they increase/exceed
"39/12
"MÜSLÜMANLARIN İLKİ olmakla emrolundum."
[Bu
ayet Muhammed için. Hani Adem de, Nuh da, İbrahim de ... müslümandılar?]"
Şunuları
da oku:
2:41
Sizin yanınızda bulunanı(Tevrat) doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum
(Kur'an)a inanın ve onu inkar edenlerin ILKI OLMAYIN! benim ayetlerimi birkaç
paraya satmayın ve benden sakının
7:143
Mûsa da baygın bir halde düşüp kaldı. Vaktâ ki ayıldı, dedi ki: «Seni tenzih
ederim, Sana tövbe ettim ve ben imân edenlerin ilkiyim.»
26:51
(Firavunun büyücüleri:)Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin,
hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
demek
ki bu Arapçanın bir özelliği."inananların öncüsü" anlamında.
İyice
araştırmadan karar vermemeli bence.sence?
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
sn Kitapsever September 1 2003, 1:42 PM
Kur’an’ın
en ön safta peygamberimizin asırdaşlarına ve etrafındakilere hitap etmesi
Kur’an’ın evrensel olmadığını göstermez. En çok ihtiyaç ne zaman varsa o zamana
daha çok hitap etmesi “şartlara göre söz söylemek” demek olan belagat’ın
tarifidir.
“Kuran'daki
edebi özellikleri Arap kültürüne uzak birisi ne derece anlayabilir?”
Belki
herkes her ayrıntısını anlayamaz ama anlaması ne kadar gereklidir? Kaldı ki
Kur’an’ı arapçasından dinleyen bir insan arapça bilmese de mest oluyor ve hiç
bir usanç vermiyor.
”Kuran'da
sıklıkla gözlediğimiz "and olsun" tipi yeminlerin evrenselliğini kim
iddia edebilir? Yok eğer sık sık yemin etmek Tanrı'ya özgü bir kelam özelliği
ise, bu özelliği Tevrat'ta veya İncil'de neden göremiyoruz? (Sakın yine
"tahrif"den bahsedilmesin! Sık sık yeminler eden bir Tanrı'nın bir
yeminini tahrif etseniz de geriye birçoğu kalacaktır. Hem bir yemini tahrif
etseniz ne olur, etmeseniz ne olur?)”
Kur’an-ı
Kerim, Tevrat ve Incilden üstün bir kitaptır.
Şartlara
ve muhataplara göre bu yeminlerin kullanılması bu yeminlerin ifade ettiği
manaların evrensel olmadığına delil olmaz.
Bu
yeminlerin ulvi bir mana kattığını yeminlerin fazla kullanılmadığı yerlerdeki
insanlar da anlayabilirler.
Allah’
(cc) bu yeminler vasıtasıyla sanatlarını, icraatlerini, vs kullarına
hatırlatıyor ve gösteriyor. Bu yeminler vasıtasıyla verilen ders evrenseldir.
”Kuran'da
gemilerden sık sık bahsedilir. Arap halkı, gemilerin suyun üzerinde nasıl
durabildiğini anlayamıyorlardı, çünkü suyun kaldırma kuvvetinin olduğunu
bilmiyorlardı.”
Gemilerin
suyun üzerinde NASIL gittikleri sebepler dairesinde anlaşılınca Allah’ın bu
icraatı (haşa) adileşimiverdi?
”Kuran'a
göre gemilerin bir başka özelliği de rüzgar ile gitmeleri, rüzgar esmezse
gidememeleri. Bir geminin rüzgar ile hareket etmesi ne kadar evrenseldir?”
Evrensellik
anlayışınız gerçekten ilginç. Yani kürekli, pervaneli gemileri kullananlar
önemli bir feyizden mahrum mu kaldılar diyorsunuz? Kur’an’da rüzgar ile giden
gemilerden bahsedilmesindeki bir hikmet (benim aklıma gelen) bu gemilerin
Allah’ın icraatını kürekli ve motorlu gemilere göre daha açık seçik göstermesi
olabilir. Gaflet nazarıyla insanl küreğin çekilmesini veya motorun yapılmasını
kendine vererek perde arkasındaki Allah’ın icraatını tam göremeyebilirdi.
”Kuran'da
geçen şekliyle Zeyd olayının bize vermek istediği mesajın evrensel yönü, bir
adamın üvey oğlunun karısıyla evlenmesinde bir sakınca olmadığı mıdır?!”
Benim
anladıklarım:
-
Allah insanların her haline hareketine önem verir, görür ve işitir.
-
Peygamberinin (asm) her haline daha da büyük önem veriyor, o halde tabi
olunacak en birinci rehber odur.
-
Bir kimse başkasına “oğlum” diye hitab etse o onun oğlu hükmüne geçmez.
-
Peygamberimiz ümmetine bir babadan çok çok daha fazla şefkat içindeydi. Ashab
ona bir baba, hatta babadab çok daha yakın gözle bakıyorlardı. Baba nazarı koca
nazarına kolayca değişmediği için Kur’an şu mesajı veriyor “O sizin risalet
cihetiyle babanız gibidir ama şahsiyet itibariyle babanız değildir ki sizden eş
alması uygun düşmesin”
-
Hz. Muhammed’in risalet cihetiyle kulluk cihetinin birbirinden ayrı olduğu
gösteriliyor.
- Hz.
Muhammed’in öz kızı olması hasebiyle Hz Fatımaya geçen nuru Hz Zeyd’e
geçmemişti. Asıl Al-i beytin Hz Fatıma (Hz Hasan ve Hz Huseyn) soyundan
gelenler olduğu anlatılıyor. Ki bu Al-i Beyt, Abdulkadir-i Geylani, Cafer-i
Sadık, ZeynelAbidin gibi çok nurani meyveler vermiştir.
....
“Zihar
yapmak Arap adeti değil midir? Eğer öyleyse, evrensel olduğu iddia edilen bir
kitapta ne işi var?”
Zihar
yapmak Arap adeti olabilir ama getirilen hüküm evrenseldir. Sizin evrensellik
anlayışınıza göre herkes içki içmez, o halde Kur’an neden içkiden bahseder mi
demeliyiz?
”
Muhammed'in Kuran adına anlattığı geçmişle ilgili olayların genel olarak
Araplar tarafından bilindiği anlaşılıyor; yoksa toplumu bunlara "eskilerin
masalları" demezlerdi. Kuran o kadar Arap için ki, hikayeleri bile onlara
özgü. Oysaki Antik Yunan uygarlığı gibi dünyada eşi benzeri olmayan olağanüstü
insanların (filozoflar) yetiştiği bir uygarlığa hiç bir gönderme yapılmamış
olması, Kuran'ın ilgi alanının Ortadoğu ile sınırlı olduğunu düşündürmez mi?”
Kur’an
peygamberlerden ve karşısındaki azgın kavimlerden bahseder. Peygamberlerin en
büyükleri (Kur’an’a girmeye hak kazanmış diyelim) Ortadoğuda gelmiş olabilir.
Filozofların çoğu batıdan çıkmış olabilir. Bu kaderin bir cilvesi olup, doğu
insanın ayakta durmasının ancak dine bağlılık ile olabileceğini gösteriyor
olabilir.
Sizin
“eşi benzeri olmayan olağanüstü insanlar” diye tarif ettiğiniz hak dinden uzak
filozoflara Allah’ın neden o kadar önem vermediğini hiç düşündünüz mü?
”Kuran
çoğu yönüyle içinden çıktığı toplumun sosyal, hukuksal, ekonomik, psikolojik,
mistik ... ihtiyaçlarına cevap vermeseydi, o toplum Kuran'a bu kadar çok sahip
çıkmazlardı. Sadece bu olgu bile Kuran'ın temelde kime hitap ettiğini
göstermeye yeter.”
Kur’an’a
yine sıkı sıkıya bağlanan Selçuklular, Osmanlılar, vs Kur’an’ın sadece içinden
çıktığı topluma hitap etmediğini göstermeye yeten bir olgudur. Kaldı ki
Kur’an’a yine içinden çıktığı toplumdaki bazı fertler kadar itiraz edenler ve
inkarda ileri gidenler de olmamış. Evrensel demek herkese aynı derecede hitap
ediyor demek değildir, ihtiyaca göre farklı derecelerde hitap etmesi onun
evrensel olmadığını göstermez.
2/106
Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine
DAHA HAYIRLISINI veya onun benzerini getiririz. ...
[Allah
neyin hayırlı olduğunu baştan bilemiyor mu?]
Belki
de ard arda iki hayırlı ayet getirmek sadece bir hayırlı ayet getirmekten daha
hayırlıdır?
Içki
mübtelası bir kavim içinde içkinin üç mertebede haram edilmesi aniden haram
edilmesinden daha hayırlı olduğu gibi...
”6/97
O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında YOL BULASINIZ DİYE sizin için var
edendir. ...
[Dünyaya
daha ışığı ulaşmamış yıldızlar niçin yaratıldı?]”
En’am
97 de kullanılan fiil “Ceale” dir ki bu ayetten yıldızların tek amacının yol
bulmak olduğu çıkarılamaz. Ayrıntısına girebiliriz. Bu ayet-i kerimeden benim
anladığım:
Yıldızlar
nasıl yol bulma aracı olarak kullanılabilirler? Intizamlarıyla, sükunetleriyle,
vs. Trilyonlarca koca koca cisimleri birbirine çarpmadan, hiçbir karışıklığa
meydan vermeden, ışık saçıcı maddelerini bitirmeden idare eden ALLAH’ı TESBIH
EDERIM.
Şu
görülüyor ki insanın eli karışmadıkça kainattaki intizam hiç bozulmuyor.
”7/179
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların KALPLERİ
vardır ama ANLAMAZLAR; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama
işitmezler. ...
[Kalbin
anlama organı olmasına belki mecaz diyebilirdik; eğer göz ile görme, kulak ile
işitme arasındaki ilişkiye dikkat çekilmeseydi.]”
Görmek
ve işitmek ibareleri de mecaz olarak kullanılmamış mı?
Iman
yeri akıl değil kalbdir. Dindarlık eğilimi beynin şu lobunda demeyin, kalb
manevi bir latifedir. Insanın maneviyat merkezidir. Kalbiyle Allah’a inanan
okul görmemiş köylü Mehmet Ağa, Allah katında Aristo’lardan Eflatun’lardan daha
değerli olabilir.
”11/7
Arş'ı SU üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak
için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.
[Arş
su üzerinde ise, su neyin üzerindedir? Sonsuz bir boşlukta alt-üst gibi kavramlar
nasıl olabilir?] “
Üzerinde
kelimesinden alt-üst gibi basit manalar mı anlıyorsunuz? Çok yüksek hakikatleri
akla yaklaştırmak için bizim anlayacağımız dilden teşbih kaidesi kullanılıyor
olmalı.
Allah
hem Evveldir hem Ahir. Bu ayet arşın varlıkların öncesini kuşattığını
gösterirken “Cennet’in tavanı Arş-ı Rahmandır” hadisi de varlıkların sonrasını
da kuşattığını gösterir. Allah hem Zahir’dir hem Batın. Allah’ın Arşı herşeyin
iç yüzünü de dış yüzünü de kuşatmıştır. (öncesini, sonrasını, içini, dışını)
2/29
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. SONRA, göğe doğru yönelerek
yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.
[Sonra
kelimesinin anlamı üzerinde ne kadar oynanırsa oynansın, görülen odur ki, önce
yer yaratılıyor, sonra gök.]
Bu
ayet göğün yerden sonra yaratıldığını söylüyor. “Ondan sonra da yerküreyi
döşedi” manasındaki ayet de (Naziat-30) yerin gökten sonra yaratıldığını
anlatıyor. “gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık” manasındaki
ayet (Enbiya-30) de ikisinin beraber bir maddeden yaratıldığını sonra
ayrıldıklarını gösteriyor. Bu ayetlerden şu mana anlaşılabilir:
Bir
önceki ayetin de ifade ettiği gibi varlıklar (semavat da arz da) ilk önce su
gibi bir maddeden yoğrulmuş bir hamur şeklindelermiş. Sonra bu su gibi
(akıcı
ve varlıkların arasına giren) madde kısmen katılaşmış ve bu katı parçalardan
birisi dünya olmuş. Dünyanın yaratılması göklerin düzenlenmesinden önce olsa da
hayata elverişli bir tarza gelmesi göklerin düzenlenmesinden sonradır. Ama
ikisi başta berabermişler.
Kaldı
ki Kur’an tarih coğrafya kitabı değildir. Allah’ın azametini, ilmini,
isimlerini ders veren bir mürşiddir. Nimetleri, ihsanları, merhametleri
göstermek açısından yer gökten öncedir. Azamet, kudret göstermek açısından gök
yerden öncedir. Bu ayette önce yeri sonra göğü tefekküre sevkediyor. Yani
“sonra” manası “sonra tefekkür edin ki” manasını da ders veriyor.
”16/89
... Sana HER ŞEYİ AÇIKLAYAN ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet
ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
[Kuran'ın
en sorunlu ifadelerinden biridir "her şey"... Örneğin, mikroişlemci
teknolojisi de açıklanmış mı Kuran'da, açıklanmadığına göre "her şey"
denmemesi gerekir.]”
Evet,
herşey içinde bulunur. Fakat herkes (bilhassa sizin gibi Kur’an’a çok yüzeysel
bakanlar) herşeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazen
çekirdekleri, bazen özleri, bazen düsturları, bazen alametleri; ya açıkça, ya
işareten, ya remzen, ya kapalı olarak, ya hatırlatma tarzında bulunurlar. Fakat
ihtiyaca göre ve Kur'an’ın maksadına münasib bir tarzda ve makam gerektirdiği
münasebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor. Kur’an’ın her kelimesinde,
harfinde çok maksadlar vardır. Bunu ben kendi başıma tam görecek seviyede
değilim ama bazı kitapları okuyunca kanaatım geldi. Mesela Said Nursi’nin
Işarat-ul I’caz tefsir’i ve 20.Söz eserine (bilhassa 2. Makamına) ve 25. Söz
eserine bakmanızı acizane tavsiye ederim.
“6/38
... Kitap'da Biz HİÇBİR ŞEYİ eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine
toplanacaklardır.
[Kitapta
eksik kalan çok şeyler olmasaydı yığınla hadisler uydurulmasına gerek olur
muydu?]”
Herşey
vardır, ama herkes herşeyi göremez. Uydurulmuş hadisler bahsimizden hariç ama
peygamberimizin yaptıkları, söyledikleri, halleri bize Kur’an’ın inceliklerini
anlatmak için yardımcıdır. Hz. Aişe dediği gibi “O Kur’an ahlakıyla
ahlaklanmıştı”.
18/86
Sonunda güneşin battığı YERE ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor
gördü. Orada bir millete rastladı. "Zulkarneyn! Onlara azap da
edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
[Güneşin
battığı "bir yer" mi var ki oraya ulaşmak mümkün olabilsin?]
18/90
Sonunda güneşin doğduğu YERE ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi
şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.
["Güneşin
battığı yer" ifadesi tesadüfen yazılmamış, çünkü güneşin bir de
"doğduğu yer" var.]
Kur’an’ın
en mühim mu’cizevi yönlerinden birisi az sözle çok şey anlatmasıdır. O açıdan
düşünmek lazım. “Güneşin battığı yer” ile kasıt batıda ulaşabildiği uç nokta
yani Atlas okyanusu kenarı olabilir. Atlas okyanusunun balçıklı suya
benzetilmesi Zulkarneyn’in nazarına göre olabileceği gibi, Allah’ın kudreti
yanında atlas okyanusu gibi koca okyanusunun balçıklı bir su, bir çeşmeden
(ayette “ayn” tabiri kullanılmış ki çeşme, güneş, göz gibi manalara gelebiliyor)
bir farkı olmadığını gösteriyor. Bu ayetlerden Afrika’nın istila edileceği gibi
manaları çıkaran alimler de olmuştur.
”22/46
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları AKLEDECEK KALPLERİ, işitecek
kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat GÖĞÜSLERDE OLAN KALPLER de
körleşir.
[Akledecek
kalp ifadesini mecaz olarak yorumlamamızı engelleyen şey, bu kalbin soyut bir
kalp değil, göğsün içindeki kalp olmasına işaret edilmesidir.]”
“Göğüslerde
olan kalpler” ibaresi mecaz olmasın? Kalp insanın maneviyat merkezi olarak
kabul edilir ve göğüste bulunan maddi kalbe mukabil gelen latife olarak kabul
edilir. Nasıl maddi kalp insanın cisminin merkezi olan göğsünde bulunur, bu
manevi kalp de insanın maneviyatının merkezinde bulunur.
”30/58
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için HER TÜRLÜ misali vermişizdir.
[Kuran'da
veya herhangi bir kitapta "her türlü" misal olabilir mi?]”
Kur’an’da
her türlü misalin olmadığını iddia edebilmek için şu sorulara cevap vermek
lazım:
-
Kaç TÜR misal vardır?
-
Bu türlerden hangisi Kur’an’da yoktur?
“37/6
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
[Ancak
astronomiden bihaber bir insan yıldızlardan "süs" olarak
bahsedebilir. Hem de "yakın" gök! Peki ya uzak gök?]”
Yıldızlar
Allah’ın sanatı olmak itibariyle önemlidir. Allah’ın parlak, nurani sanatı
olduğunu “zinet” kelimesi çok güzel ifade etmiyor mu? Kur’an maddeye madde
olduğu için bakmaz, Allah’ı gösterdiği cihetle bakar.
37/123
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
37/124-126
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? YARATANLARIN EN
İYİSİ olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı
bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
[Allah'tan
başka yaratanların da olabileceği farkına varılmadan açığa vurulmuş oluyor.]
Kur’an
baştan başatevhidi isbat ve göstermesi “Ahsen-ül Halikin” gibi ifadelerin sizin
anladığınız gibi anlaşılamayacağına delildir. Bu tip ifadeler şu gibi manaları
anlatıyor:
-
Diğer sıfatlar gibi Halikıyet (Yaratıcılık) in de mertebeleri var. “Ahsen-ül
Halikın” ifadesi Halikıyet mertebelerin en güzelinde, en üstünde bir
yaratıcıdır demektir.
-
Bu gibi ifadeler yaratıcının adet çokluğuna bakmıyor, yaratılanların
çeşitlerine bakıyor. Yani herşeyi en güzel ve en layık bir şekilde yaratmıştır
gibi manaları ifade ediyor.
-
Karşılaştırma, vukua gelmiş varlıklar içinde olabildiği gibi, imkan dairesinde
olan, hatta farazî şeyler içinde dahi olabilir. Cenab-ı Hak sıfat ve isimlerin
mümkün ve tasavvur edilebilen her türlü mertebesinin üstündedir, hepsinden
güzel derecededir. “Lehül Esma-il Husna”, (En güzel isimler Ona aittir) de şu
manayı ifade ediyor.
”37/142
Kendini kınarken onu (Yunus'u) bir balık yutmuştu.
37/143-144
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, TEKRAR DİRİLTİLECEK GÜNE KADAR balığın
karnında kalacaktı.
[Yüzyıllar
boyunca bir balık hiç değişmeden kalabilir mi - ki onun karnındakinin de hep
orada kalmasından sözedilebilsin?]”
Ilginç
bir yaklaşım. Ama, Allah peygamberinin ve o balığın cesedini muhafaza etmeye
kadirdir. Firavunun cesedini muhafaza ettiği gibi...
39/12
"MÜSLÜMANLARIN İLKİ olmakla emrolundum."
[Bu
ayet Muhammed için. Hani Adem de, Nuh da, İbrahim de ... müslümandılar?]
Ilki
demek ille de dünyaya gönderiliş zamanı olarak ilk mi demektir? En önde
gelenidir. Ayrıca Allah’ın en önce Hz Muhammed’in nurunu yarattığı hakkında bir
hadis vardı hatırladığım kadarıyla.
”50/6
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda
hiçbir ÇATLAK da yoktur.
[Gökkubbe
anlayışı geçerli olmalı ki onun çatlağından sözedilebilsin - bakınca çatlak yok
denebilsin.]”
Hay
aklınızla bin yaşayın. Ne güzel çıkarımlar yapıyorsunuz öyle. Gerek bu ayet
olsun, gerek Mülk suresindeki “Gözünü çevir bak, bir fütur bir çatlak
görebiliyor musun?” ayeti olsun size bunu mu anlatıyor?
”79/27-28
Sizi yaratmak mı daha zordur, YOKSA göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip
yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
79/29
Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
[Allah
için yaratmanın kolayı zoru düşünülebilir mi? Göğün gecesi veya gündüzü olmaz,
ancak dünya (veya başka bir gezegenin) kendisinden ışık aldığı kaynağa göre bir
tarafının gece veya diğer tarafının gündüz olmasından sözedilebilir.]”
Gafil
insanları ayıltmak için mükemmel bir cevap. “Çürümüş kemikleri tekrar diriltmek
zordur, mümkün değildir” diyen gafil insanın nazarına “şu gökyüzünü yaratan
Allah, sizi niye diriltemesin. Haydi sizin nazarınıza göre hangisi daha zor
söyleyin bakalım” diye bir cevap bu kadar mükemmel verilebilirdi.
Gece,
gündüz kavramları sadece bizim bildiğimiz dünyanın gecesi, gündüzü ile mi
kısıtlıyorsunuz? Gün kavramını sadece bizim alışık olduğumuz gün kavramıyla
kısıtladığınız gibi.
Siz
Kur’an 1400 sene önce inmiş, bu zamana nasıl hitap eder diyedurun Kur’an’dan
dersini alan alıyor. Bunun için ne Arap olmaya, ne 6. asırda yaşamaya ne de
bilimden uzak olmaya gerek var.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! September 2 2003, 3:33 AM
Sn.
foruyorum
"tam
da Arap erkeklerinin hoşuna giden kadın tipinde olduğunu nerden çıkardın?Bunun
ölçüsü nedir?"
Ölçüyü
ben koymadım, Araplar koymuşlar. (Şeyh Muhammed El Nefzavi'nin yazdığı meşhur
"Itırlı Bahçe" adlı kitap, ortaçağdaki Arapların seks yaşamını
anlatmaktadır. İnceleyiniz.)
""6/38
... Kitap'da Biz HİÇBİR ŞEYİ eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine
toplanacaklardır.
[Kitapta
eksik kalan çok şeyler olmasaydı yığınla hadisler uydurulmasına gerek olur
muydu?]"
Bunu
hadis uyduranlara söyle."
Bunu
şimdi size söylüyorum. Hadis uyduranları muhatap alamayacağıma göre...
Sınırlı
bir hacmi olan bir kitapta "hiçbir şeyin eksik bırakılmaması"
olabilir mi? "Dini konuda hiçbir şey" şeklinde açıklamak güzel bir
yorum olabilir ama bu anlatım bile eksik bırakılmış olmaz mı? (Yani,
"DİNLE İLGİLİ hiçbir şeyi eksik bırakmadık" denmiyor, sadece
"hiçbir şeyi eksik bırakmadık" şeklinde "eksik" bir anlatım
kullanılıyor.)
""Ona
(Musa'ya) levhalarda HER ŞEYDEN bir öğüt yazdık ve HER ŞEYİ uzun uzadıya
açıkladık; ...
[Sınırlı
bir kitapta "her şey"den bahsedilmesi mümkün değildir.]"
"Dinle
ilgili herşey" demek istediği belli."
"Dinle
ilgili herşey" demek istediği nereden belli? Ayette "dinle ilgili her
şey" ifadesi geçmiyor. "Her şey"in ortaya çıkardığı saçmalığı
gidermek için yaptığınız gibi "dinle ilgili herşey" şekline
dönüştürmek gerekiyor.
Ayrıca
din hayatın "her" alanına girdiğine göre, dinle ilgili "her
şey" ifadesi yine havada kalıyor.
Ayrıca
yukarıdaki 6/38 ayetle ilgili yazdıklarıma tekrar bakınız.
""TEKRAR
DİRİLTİLECEK GÜNE KADAR balığın karnında kalacaktı.
[Yüzyıllar
boyunca bir balık hiç değişmeden kalabilir mi - ki onun karnındakinin de hep
orada kalmasından sözedilebilsin?]"
Fosil
halinde ölü olarak kalamazlarmı?"
Bu
yorumunuzu makul buldum.
"37/147
Onu (Yunus'u), YÜZBİN VEYA DAHA ÇOK kişiye peygamber olarak gönderdik.
[Allah'ın
kendi yarattığı kullarının kesin sayısını bilememesi nasıl
düşünülebilir?]"
Ne
deseydi? "Yüz oniki bin altı yüz on iki kişiye gönderdik" mi
deseydi?"
Evet.
Elbette ki böyle bir şey denmesi beklenirdi. Bu bilgiyi veren bir gazete
muhabiri değil, evrenin hükümdarı!
"üstelik
elmalılı falan ne demiş:
37:147
Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı"
Elmalılı
falan'ı bırakın da Tevrat'ın Yunus bölümü Bap-4'ü okuyun: "...o şehir ki,
orada sağını ve solunu seçemeyen yüz yirmi binden ziyade insan, bir çok da
hayvan var".
""39/12
"MÜSLÜMANLARIN İLKİ olmakla emrolundum."
[Bu
ayet Muhammed için. Hani Adem de, Nuh da, İbrahim de ... müslümandılar?]"
Şunuları
da oku:
2:41
Sizin yanınızda bulunanı(Tevrat) doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum
(Kur'an)a inanın ve onu inkar edenlerin ILKI OLMAYIN! benim ayetlerimi birkaç
paraya satmayın ve benden sakının
7:143
Mûsa da baygın bir halde düşüp kaldı. Vaktâ ki ayıldı, dedi ki: «Seni tenzih
ederim, Sana tövbe ettim ve ben imân edenlerin ilkiyim.»
26:51
(Firavunun büyücüleri:)Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin,
hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
demek
ki bu Arapçanın bir özelliği."inananların öncüsü" anlamında."
"İlk"
kelimesinin uluorta kullanılmasının yarattığı saçmalık, "inananların
öncüsü" şekline transforme edilerek telafi edilebilir. Ama, Musa'nın mı
yoksa Firavunun büyücülerinin mi inananların öncüsü olduğuna nasıl karar
vereceksiniz? (İkisi de inananların ilki olduğunu iddia ediyorlar!) Ayrıca Firavun'un
büyücülerinin inananların öncüsü olduğuna dair elimizde bir belge var mı?
2:41'de
belirtilen Yahudiler inkar edenlerin ilki oluyorlarsa, nasıl olup da
inananların öncüsü olabiliyorlar? (Eğer bunu inkar edenlerin öncüsü diye
anlayacak olursak, bu ne kadar doğru olur? İnkar edenlerin öncüleri olarak Ebu
Lehepler, Ebu Cehiller... ne güne duruyorlar?)
*******************************************************
Sn.
Anonymous
Yazdığınıza
benzer bir cevap gelmesini bekliyordum.
Daha
önce de bu konuya değinmiştik, aramızdaki fark "iman" farkıdır. Ben
Kuran'ın Allah kitabı olduğuna inanmıyorum, bundan dolayı sizin ve benim bakış
açılarımız farklı olacaktır. Ben Kuran'ı ortaya çıktığı çağın koşullarına göre
anlamaya çalışırken, siz her çağın koşullarına hitap eden eşsiz bir kitap
gözüyle görüp ona göre yorum getiriyorsunuz.
Verdiğiniz
her cevap için benim de verecek karşılıklarım var, bu karşılıklar için de sizin
vereceğiniz karşı-cevaplarınız olacaktır... bu böyle gider. Biz en iyisi sadede
gelelim:
Kuran
sadece onun ilahi bir kitap olduğuna iman eden kişi için kusurlardan arınmış
ise, onun ilahi bir kitap olduğunu reddeden kişi için de kusurlarla dolu bir
kitap ise, demek ki Kuran'ın kendiliğinden -nesnel olarak- mucizevi bir yönü
olmayıp, kişinin iman derecesine göre Kuran'ın mucize olup olmama hali
değişiyor demektir. Yani Kuran'ı algılayışta bir "subjektivite" söz
konusudur. Bir başka deyişle, mucize Kuran'da değildir, onu okuyan kişinin
zihnindedir.
Bu
durum sadece Kuran'a özgü değildir: Ravel'in Bolero'sundaki ritm ve melodi de
her zihinde aynı hazzı oluşturmaz, Tevrat'ı okuyan bir Yahudinin görebildiği
olağanüstülükleri Yahudi olmayan farkedemez, aşık olan bir insanın sevdiği
kişide gördüğü güzellikleri aşık olmayan göremez...vs. Örnekleri çoktur. Olay
zihinde olup bitmektedir. Eğer, zihin dışında, diyelim ki Tevrat'ın da
olağanüstü tarafları varsa, Yahudi olsun olmasın herkesin bunları görebilmesi
gerekirdi. Yahudinin gördüğünü eğer Yahudi olmayan göremiyorsa, demek ki
olağanüstülükler Yahudinin zihnindedir. Olağanüstülükler eğer Tevrat'ta
(objektif) olsaydı iman (subjektif) gibi bir zihinsel durumdan etkilenmemesi
gerekecekti.
Tümdengelim
metodu, yani açıklayıcı bir temel ilke olarak "Kuran'ın Allah kelamı"
olduğu noktasından yola çıkılınca, her ayet izah edilebilir bir niteliğe
bürünür, ispatlanması mümkün olmayan hiç bir şey kalmaz, her dinsizin Kuran
aleyhine söylediği laf için ağzının payını verecek reddiyeler tertiplenebilir.
Sonuç: Kuran'ın Allah kelamı olduğu ortaya çıkarılmış mı olur? Hayır. Sadece, akla
uygun son derece mükemmel izahatlar yapılabileceği kanıtlanmış olur.
------------------------------------------
"En
çok ihtiyaç ne zaman varsa o zamana daha çok hitap etmesi "şartlara göre
söz söylemek" demek olan belagat’ın tarifidir."
Kuran'a
en çok ihtiyaç olmayan bir zaman olabilir mi?
""Kuran'daki
edebi özellikleri Arap kültürüne uzak birisi ne derece anlayabilir?"
Belki
herkes her ayrıntısını anlayamaz ama anlaması ne kadar gereklidir? Kaldı ki
Kur’an’ı arapçasından dinleyen bir insan arapça bilmese de mest oluyor ve hiç
bir usanç vermiyor."
Arif
olan anlar.
""Kuran'da
sıklıkla gözlediğimiz "and olsun" tipi yeminlerin evrenselliğini kim
iddia edebilir? Yok eğer sık sık yemin etmek Tanrı'ya özgü bir kelam özelliği
ise, bu özelliği Tevrat'ta veya İncil'de neden göremiyoruz? (Sakın yine
"tahrif"den bahsedilmesin! Sık sık yeminler eden bir Tanrı'nın bir
yeminini tahrif etseniz de geriye birçoğu kalacaktır. Hem bir yemini tahrif
etseniz ne olur, etmeseniz ne olur?)"
Kur’an-ı
Kerim, Tevrat ve Incilden üstün bir kitaptır. ...
Bu
yeminler vasıtasıyla verilen ders evrenseldir."
Kur’an-ı
Kerim'in Tevrat ve İncilden üstün bir kitap diyorsunuz ama Hristiyan ve
Yahudiler ise tam tersini söylüyorlar. Hanginizin doğru söylediğini nasıl
anlayacağız?
Yeminlerin
kendisine değil, beklenen sonuçlarına değinmişsiniz.
Gemiler
konusundaki yapmak istediğim asıl vurguyu atlamışsınız:
"Gemiler
gerçekten evrensel bir "dine davet yöntemi" ise, neden günümüz
dindarları gemilerden Kuran'daki kadar sık sık bahsetmiyorlar? Neden Tevrat ve
İncil'de de gemilerden böyle sık bahsedilmiyor? (Bu da mı tahrif?!)"
""Kuran'a
göre gemilerin bir başka özelliği de rüzgar ile gitmeleri, rüzgar esmezse
gidememeleri. Bir geminin rüzgar ile hareket etmesi ne kadar evrenseldir?"
Evrensellik
anlayışınız gerçekten ilginç. Yani kürekli, pervaneli gemileri kullananlar
önemli bir feyizden mahrum mu kaldılar diyorsunuz? Kur’an’da rüzgar ile giden
gemilerden bahsedilmesindeki bir hikmet (benim aklıma gelen) bu gemilerin
Allah’ın icraatını kürekli ve motorlu gemilere göre daha açık seçik göstermesi
olabilir. Gaflet nazarıyla insanl küreğin çekilmesini veya motorun yapılmasını
kendine vererek perde arkasındaki Allah’ın icraatını tam göremeyebilirdi."
Demek
istediğim tam olarak şudur: Rüzgar esmeyince geminin durması o döneme özgü
olup, bugün için geçerli değildir, çünkü artık motor var.
""Zihar
yapmak Arap adeti değil midir? Eğer öyleyse, evrensel olduğu iddia edilen bir
kitapta ne işi var?"
Zihar
yapmak Arap adeti olabilir ama getirilen hüküm evrenseldir. Sizin evrensellik
anlayışınıza göre herkes içki içmez, o halde Kur’an neden içkiden bahseder mi
demeliyiz?"
Yukarıda
"Bu yeminler vasıtasıyla verilen ders evrenseldir" dediğiniz gibi
burada da "getirilen hüküm evrenseldir" diyorsunuz. Bu tip cevaplar,
gerçek cevap olmuyor, sadece konuyla ilgili yorum yapmış oluyorsunuz.
Ayrıca
evrensellik anlayışlarımızda da bir sorun olduğu anlaşılıyor. Kısaca izah
edeyim: Zihar bir Arap adeti olmakla, dünyanın lokalize bir yeri için önem taşıyan
bir hadisedir. İçki ise dünyanın her tarafında içilir, ama herkesin içmesi
gerekmez (her Arap'ın da zihar yapması gerekmediği gibi). Yani içki içmek
evrensel bir olaydır, zihar yöresel bir adettir.
""Muhammed'in
Kuran adına anlattığı geçmişle ilgili olayların genel olarak Araplar tarafından
bilindiği anlaşılıyor; yoksa toplumu bunlara "eskilerin masalları"
demezlerdi. Kuran o kadar Arap için ki, hikayeleri bile onlara özgü. Oysaki
Antik Yunan uygarlığı gibi dünyada eşi benzeri olmayan olağanüstü insanların
(filozoflar) yetiştiği bir uygarlığa hiç bir gönderme yapılmamış olması,
Kuran'ın ilgi alanının Ortadoğu ile sınırlı olduğunu düşündürmez mi?"
Kur’an
peygamberlerden ve karşısındaki azgın kavimlerden bahseder. Peygamberlerin en
büyükleri (Kur’an’a girmeye hak kazanmış diyelim) Ortadoğuda gelmiş olabilir.
Filozofların çoğu batıdan çıkmış olabilir. Bu kaderin bir cilvesi olup, doğu
insanın ayakta durmasının ancak dine bağlılık ile olabileceğini gösteriyor
olabilir.
Sizin
"eşi benzeri olmayan olağanüstü insanlar" diye tarif ettiğiniz hak
dinden uzak filozoflara Allah’ın neden o kadar önem vermediğini hiç düşündünüz
mü?"
O
filozoflara "hak din" diye bir din gelmediği için onları sorumlu
tutmayacaksınız herhalde. Ayrıca şunun altını çizmekte fayda var ki, sizin
"Allah'ın önem vermediğini" zannettiğiniz filozofların piri olan
Sokrates, içinde bulunduğu toplumun çoktanrıcılık anlayışını yıkmaya çalışan ve
yaratıcının ancak "tek Tanrı" olabileceğini savunan ve bu yüzden ölüm
cezasına çarptırılan gerçekten olağanüstü bir insandır. Hem de kendisini
peygamber olarak öne sürmediği halde akıl yolu ile çoktanrı inancının alay
konusu olmaya layık bir saçmalık olduğunu cesaretle söyleyebilmiştir ve
yaratıcıdan hep "Tek olan" diye bahsetmiştir, cezası da zehirle öldürülmek
olmuştur. Ayrıca Aristo'nun ve Platon'un Tevrat'ı okumuş olabileceğine dair
bazı ipuçları vardır, ancak Tevrat Yahudileri muhatap alan ulusal bir din
olduğu için Aristo ve Platon'un Tevrat'tan özellikle "yaratıcı Tanrı"
düşüncesini aldıkları sanılmaktadır. Hristiyan ilahiyatının Aristo ve Platon
üzerine inşa edildiğini, İslam filozoflarının da en önemli referanslarının
Aristo ve Platon olduğunu unutmamak gerekir.
"Iman
yeri akıl değil kalbdir. Dindarlık eğilimi beynin şu lobunda demeyin, kalb
manevi bir latifedir. Insanın maneviyat merkezidir."
Kabul
edin veya etmeyin, eğer beyninizin maneviyatla ilgili bölgelerinin
damarlarından biri tıkanacak olursa, ne din kalır, ne de iman. Anlamak için
işin içinde olmak gerekiyor. Örneğin, Kuran musiki ile okunurken, o musikiden
aldığınız hazzın da beyninizin "müzik merkezinde" algılandığını
biliyor musunuz? Eğer o merkez diyelim ki bir kanama nedeniyle fonksiyonunu
yitirirse, müzikten hiç bir şey anlamazsınız. Eğer bir müzisyende böyle bir şey
olursa, onun meslek yaşamı biter. Maneviyatın da, imanın da, ahlakın da insan
vücudunda lokalize olduğu yer beyindir. Bu bir inanç konusu değildir, tıbben
bilinen bir bilgidir.
""11/7
Arş'ı SU üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak
için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.
[Arş
su üzerinde ise, su neyin üzerindedir? Sonsuz bir boşlukta alt-üst gibi
kavramlar nasıl olabilir?]"
Üzerinde
kelimesinden alt-üst gibi basit manalar mı anlıyorsunuz? Çok yüksek hakikatleri
akla yaklaştırmak için bizim anlayacağımız dilden teşbih kaidesi kullanılıyor
olmalı."
Bir
şey diğer bir şeyin "üzerinde" olarak tarif ediliyorsa, üstte olan
şeye göre diğeri onun altında olur. Bu mana tabii ki basittir, ayet de basitçe
bunu yazmaktadır. "Çok yüksek hakikatleri akla yaklaştırmak için bizim
anlayacağımız dilden teşbih kaidesi kullanılıyor olmalı" sizin
yorumunuzdur, bu yorumunuzun doğru olduğu nereden belli? Çok yüksek hakikat
nasıl bir hakikattir?
""16/89
... Sana HER ŞEYİ AÇIKLAYAN ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet
ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
[Kuran'ın
en sorunlu ifadelerinden biridir "her şey"... Örneğin, mikroişlemci
teknolojisi de açıklanmış mı Kuran'da, açıklanmadığına göre "her şey"
denmemesi gerekir.]"
Evet,
herşey içinde bulunur. Fakat herkes (bilhassa sizin gibi Kur’an’a çok yüzeysel
bakanlar) herşeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazen
çekirdekleri, bazen özleri, bazen düsturları, bazen alametleri; ya açıkça, ya
işareten, ya remzen, ya kapalı olarak, ya hatırlatma tarzında bulunurlar."
Önce
bir düzeltme yapalım: Benim için kullandığınız "bilhassa sizin gibi
Kur’an’a çok yüzeysel bakanlar" ifadesi yanlıştır, doğrusu şöyle
olmalıydı: "bilhassa sizin gibi Kur’an’a iman etmeden bakanlar".
"Her
şey" Kuran'da da başka bir yerde de olmaz, böyle bir şey mantıken ve aklen
de yanlıştır. "Her şey" sizin zihninizdeki bir kurgudur, onu Kuran'da
görmek maksadıyla bakarsanız elbette ki görürsünüz. Ama gördüğünüz şey, Kuran'a
projekte ettiğiniz zihinsel kurgunuzun size Kuran'dan geri yansımasından
ibarettir.
""6/38
... Kitap'da Biz HİÇBİR ŞEYİ eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine
toplanacaklardır.
[Kitapta
eksik kalan çok şeyler olmasaydı yığınla hadisler uydurulmasına gerek olur
muydu?]"
Herşey
vardır, ama herkes herşeyi göremez."
"Herkesin
herşeyi göremediği konusu" meselenin can alıcı noktasıdır: Kuran'da
gerçekten de herşey olsaydı, herkesin görmesi gerekirdi. Ama kişinin durumuna
göre gördükleri değişiyorsa, demek ki ortada Kuran dışı bir faktör devreye
girmektedir: Kişinin subjektif durumu. Basit bir psikolojik kural vardır: İnsan
görmek istediğini görür, hatta görmeyi çok çok istiyorsa, hallusinasyon
şeklinde bile görür.
"Güneşin
battığı yer" konusu şairane anlatımlarla yorumlanmaya hep çalışılmıştır
ama aslında Kuran'ın bilim-dışılığını gösteren en çarpıcı anlatımlardan
biridir.
""30/58
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için HER TÜRLÜ misali vermişizdir.
[Kuran'da
veya herhangi bir kitapta "her türlü" misal olabilir mi?]"
Kur’an’da
her türlü misalin olmadığını iddia edebilmek için şu sorulara cevap vermek
lazım:
-
Kaç TÜR misal vardır?
-
Bu türlerden hangisi Kur’an’da yoktur?"
"Kaç
TÜR misal vardır?" diye sormuşsunuz, cevabı yukarıdaki ayette yazıyor: Her
türlü.
"Bu
türlerden hangisi Kur’an’da yoktur?" diye sormuşsunuz, cevabı yine
yukarıdaki ayette dolaylı olarak yazıyor: Her türlü dendiğine göre hiç bir
eksiğin olmaması gerekir.
Şunu
demek istiyoruz: Kapasitesi belli, hacmi sınırlı bir kitapta (hangi kitap
olursa olsun) "her türlü misal"in bulunması imkansızdır. "Her
türlü" ifadesinin neleri kapsayabileceğini iyice bir düşünün. Ama tabii
Kuran'da bulamazsanız zihninizdekini Kuran'a yansıttıktan sonra, zihninizden
Kuran'a yansıyanı orada görürsünüz ve böylece "işte, bu da var"
dersiniz.
""50/6
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda
hiçbir ÇATLAK da yoktur.
[Gökkubbe
anlayışı geçerli olmalı ki onun çatlağından sözedilebilsin - bakınca çatlak yok
denebilsin.]"
Hay
aklınızla bin yaşayın. Ne güzel çıkarımlar yapıyorsunuz öyle. Gerek bu ayet
olsun, gerek Mülk suresindeki "Gözünü çevir bak, bir fütur bir çatlak
görebiliyor musun?" ayeti olsun size bunu mu anlatıyor?"
Eğer
iman gözlüğü çıkarılarak bakılırsa nelerin görülebileceğini "çatlak"
kelimesi iyi anlatıyor. Siz ne zannediyorsunuz bilmiyorum ama, ben şu
"çatlak" kelimesi için bir sürü tefsir karıştırmışımdır. Mükemmel
izahatlar yazmışlar müfessirlerimiz ama hepsi de "çatlak" kelimesini
güzel bir ambalaj içinde sunarak imanı takviye etmeye yönelik yorumlar. Oysa
ayete mecaz/sembol kandırmacasına kaçmadan bakılacak olursa, eski gökkubbe
inancıyla da uyumlu olan, bakınca görülmesi beklenen ama görülemeyen çatlaktan
bahsediliyor. Tabii böyle bir yorum Kuran'ın yüceliğiyle bağdaştırılamayacağı
için, reddetmeniz gayet makul.
""79/27-28
Sizi yaratmak mı daha zordur, YOKSA göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip
yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
79/29
Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
[Allah
için yaratmanın kolayı zoru düşünülebilir mi? Göğün gecesi veya gündüzü olmaz,
ancak dünya (veya başka bir gezegenin) kendisinden ışık aldığı kaynağa göre bir
tarafının gece veya diğer tarafının gündüz olmasından sözedilebilir.]"
Gafil
insanları ayıltmak için mükemmel bir cevap.
Gece,
gündüz kavramları sadece bizim bildiğimiz dünyanın gecesi, gündüzü ile mi
kısıtlıyorsunuz? Gün kavramını sadece bizim alışık olduğumuz gün kavramıyla
kısıtladığınız gibi."
Verilen
"mükemmel" cevap, hem de "gafil" insanlara verilen bir
cevapsa, o gafillerin kafasında Allah'ın gücü konusunda bir soru işareti de
bırakacak gibi görünüyor.
Anlamak
için daha çok dikkat sarfetmelisiniz: "Göğün gecesi veya gündüzü
olmaz" diyoruz, dünya (veya bir gezegen) sadece örnek. Kısıtlanan bir şey
de yok. Kuran'ın verdiği bilgilerin yanlış olduğunu söylemeye çalışıyoruz. Ama
haklısınız, onları siz göremezsiniz. Sizin gördüklerinizi de bizim
göremediğimiz gibi.
Anonymous
(no
login)
193.140.196.230
Sn. Kitapsever, September 2 2003, 12:47 PM
“Verdiğiniz
her cevap için benim de verecek karşılıklarım var, bu karşılıklar için de sizin
vereceğiniz karşı-cevaplarınız olacaktır... bu böyle gider.” diyorsunuz.
Bu
konuda haklısınız. Yazdıklarınıza cevaplarım var, ama işi uzatmak çok faydalı
gözükmüyor.
Evet,
biz Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna gönülden inanıyoruz. O halde şunlara da
inanıyoruz demektir:
-
Allah, Kur’an’da hiçbir tarihi misali boşu boşuna vermez. Bunlardan çıkarılacak
dersler vardır.
-
Kur’an’da geçen mucizeler de bizlere önemli dersler verir. Mesela bu mu’cizelerin
teknolojik gelişmelere işaret ettiğini düşünebiliriz. Görüntü, koku nakli, uçak
ve daha da hızlısı, yerden su çıkaran santrifuj aleti, metallerin soğukken
şekillendirilebilmesi, ölüme geçici bir çare bulunabilmesi, ateşten koruyucu
gömlek gibi bugünün ve geleceğin teknolojik gelişmelerine işaret olabileceğini
düşünebiliriz. Nur-35 ten elektriğe, Buruc suresinden trene işaretler
çıkarabiliriz mesela...
-
Kur’an’da cümle içinde gelmesini beklediğimiz bazı kelimeler eksiltilmişse,
bunların niye eksiltilmiş olduğunu düşünür, bundaki kasdı anlamaya çalışırız.
Allah’ın bununla bize az sözle çok şey anlattığını düşünür, ve gerçekten de
buna göre dersler çıkarırız.
-
Arka arkaya gelen ayetlerdeki irtibatı düşünür, bunlardan dersler çıkarırız.
-
Bir kelime yerine başka kelime kullanılmışsa neden böyle kullanıldığını
düşünür, ve gerçekten dersler çıkarırız.
-
Allah’ın ayet sonlarında isimlerini çokça zikretmesinin sebebini düşünür ve
Allah’ı tanımaya çalışırız.
-
Allah’ın bizlere delil olarak gösterdiği, ilk bakışta adi gibi görünen ama
aslında çok hikmet ve rahmeti içeren şeyler üzerinde tefekkür eder ve Allah’ın
rahmet eserlerine bakarız. Böylece her an Allah’ın huzurunda olduğumuzu anlayıp
kendimize çeki düzen veririz. Allah’ı düşünüp düşündürmeye, sevip sevdirmeye
çalışırız.
-
(Belki bize ufak gibi görünen) her türlü emrin, mesela Hucurat suresinde
“Birbirinize lakap takmayın“, “Birbirinizi gıybet etmeyin“ gibi emirlerin
Alemlerin rabbi olan Allah’tan geldiğini düşünür, kendimize çeki düzen vermeye
çalışırız.
-
Cennetten teşvikkarane çok bahsedildiğini görür dünyaya kalbimizi bağlamayız.
Esas yurdun Ahiret yurdu olduğuna inanır ve ahirete bir şevk duyarız. Ölümü bir
nimet olarak görür ve ölümden korkmayız.
-
Cehennemden çok bahsedildiğini görür Allah’ın gazabından Allah’a sığınırız.
Kötülüklerden kendimizi ve yakınlarımızı korumaya çalışırız.
-
“Dua edin, cevap vereyim“, “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin“ gibi
ayetleri okur ve en kötü halimizde bile karamsarlığa düşmeyiz. Her türlü
musibete karşı “Inne lillahi ve inna ileyhi raciun“ deriz. Musibet ve
hastalıkların günahlarımıza kefaret olacağını düşünürüz.
-
“Zina etmeyin“ ,“içkiden uzak durun“, “hırsızlık etmeyin“, “Kul hakkı yemeyin“,
„Israf etmeyin“ gibi bütün yasakların ondan bundan değil de bizi her zaman
işiten ve gören Allah’tan geldiğini düşünür, ona göre uzak dururuz.
-
Yalan söyleyenlere karşı tekrar ile çok ciddi tehditlerin olduğunu görürüz, ve
doğruluğu elden bırakmamak için elimizden geleni yaparız. Yalanın er geç,
dünyada ahirette meydana çıkacağını biliriz.
-
Zilzal suresi son iki ayeti okur, her halimizden hesaba çekileceğimizi
bildiğimiz için en ufak hareketimize bile dikkat ederiz.
-
Bütün mahlukatın Allah'ı tesbih ettiğini ve itaat ettiğini anlatan ayetleri
okur biz de itaat eder ve bütün mahlukatı da kendimize yoldaş ve arkadaş
biliriz.
-
Ve saire, ve saire.
-
Bütün bunları da imanımız nisbetinde yaparız.
Bunları
Kur’an’a insan kelamı olarak bakan birisinin görmesini beklemiyoruz elbette. O
Kur’an’ı bir bilim makalesi okur gibi okuyacak, sadece zahiri manasını
düşünecek ve aklına uygun gelmeyen şeyleri kabul etmeyecektir. Bunu bize Kur’an
da söylüyor aslında...
Zaten
ben bu geçen yazımdaki cevapları sizin kusurlu gördüğünüz ayetlerden aslında
bizim çok önemli dersler çıkarabildiğimizi bir nebze göstermek için verdim.
Aslında cevaplarımın çok eksik olduğunu düşünüyorum.
Kur’an’ın
manasındaki mucizevî yönleri ona iman edenin görebileceğini kabul edebiliriz
belki. Ama bazı mu’cizevî yönleri vardır ki onları görmek için imana gerek yok.
Pekçok iman eden insanın onu yanında bulundurmaları ve ona benzer sözlerini
Kur’an’a benzetmek şevkleri, ve bütün düşmanlarının ona muaraza etmek ve ona
benzer sözleri sarf ederek, onun mislini getirerek izzetlerini ve
haysiyetlerini korumak için yazdıkları pekçok arapça eser olmasına rağmen
Kur’an hiçbirine benzemiyor ve garabetini koruyor. Dinliyen herkes Kur’an’ın
hepsinden farklı olduğunu söylüyor. Kur’an’ın, sözünüzde sadık iseniz
müftereyat da olsa haydi on suresinin mislini getirin diye meydan okumasına
karşı o kadar ihtiyaç varken, ve o kadar beliğ edibleri ve şairleri varken bunu
yapamamaları bu yolun mümkün olmadığını gösteriyor. Bir arap edibi gösterin ki
kendi sözlerinin Kur’an’dan daha beliğ olduğunu iddia etsin ve Islam
karşıtlarınca da kabul görsün. Müseylime gibi Arap bülegalarından biri bile
sözleriyle maskara olmuştur.
Şunu
ilave edeyim ki biz Tevrat’ın ve Incil’in de olağanüstülüklerle dolu kitaplar
olduğuna inanıyoruz ama Kur’an’ın son semavi kitap ve Allah indinde dinin Islam
olduğuna da inanıyoruz.
Bir
sözün kıymetini belirleyen dört faktör vardır:
Kim
demiş, Kime demiş, Ne demiş, Hangi makamda söylemiş
-------------------------------------------------
Çok
kısa olarak cevaplarınıza karşı birkaç şey ifade etmek istiyorum:
“Kabul
edin veya etmeyin, eğer beyninizin maneviyatla ilgili bölgelerinin
damarlarından biri tıkanacak olursa, ne din kalır, ne de iman.“
Kabul,
zaten “Aklı olmayanın dini de yoktur“ diye bir hadis var. Akıl mükellefiyet
için bir şart. Ama çok akıllı olan az akıllı olana göre daha rahat iman eder
diyemiyoruz. Belki iman, akıl ve iradenin düzgün sarfından sonra Allah’ın
insanın kalbine bahşettiği bir nurdur diyebiliriz.
"Kur’an’a
çok yüzeysel bakmak“, “Kur’an’a Allah kelamı olarak bakmamak“ ın sonucudur.
Sokrates
meselesine de değinmek istiyorum. Sokrates’in büyüklüğüne birşey demiyorum. Ama
bir peygamber ile kıyaslanamayacağını söylüyorum. Aristo için aynı şeyi
söyleyemeyeceğim.
"Kaç
TÜR misal vardır?" diye sorarken misallerin kaç türe ayrıldığını
sormuştum. Hayvanların türlere ayrıldığı gibi mesela...
Zihar
meselesi, içki meselesi ile belki tam kıyaslanmaz kabul ama sonuçta çok genel
bir hüküm getiriliyor. Önemli olan nesebî bağdır deniyor ve nesebî bağın hem
insanî olarak hem de hukukî olarak önemli bir bağ olduğu herkese ilan ediliyor.
“Kuran'a
en çok ihtiyaç olmayan bir zaman olabilir mi?“ demişsiniz. Evet, her zaman
aşırı derecede çok ihtiyaç vardır. Ama Kur’an’ın bazı yönlerine ihtiyaç en çok
bazı zaman ve mekanlarda olabilir. Mesela bir dinin ilk temellerini atıldığı
zaman ile bir asır sonra zaten müslümanların sayıca ve kuvvetçe çok arttıkları
bir zaman arasında bir fark olsa gerek.
-----------------------------------------------------
Madem
Kur’an’a Allah kelamı olarak bakınca çok parlak görünüyor, insan kelamı olarak
bakınca parlaklığı sönüyor. O halde size tavsiyem meseleye Kur’an’ı
eleştirmekten başlamayınız. Allah’ın varlığı ve birliği, nübüvvet ve kitapların
gerekliliği konusunda aklî deliller üzerinde düşününüz. Bana bu konular son
derece aşikar geliyor. Aklımı rafa kaldırdığımı da düşünmüyorum çünkü az çok
düşünen bir insanım ve bilim ve teknoloji ile de iç içeyim.
Allah’ın
varlık ve birliği, Nubuvvet’in gerekliliği, kader meselesi, Nubuvvet-Felsefe
kıyaslaması, şeytanın ve meleklerin varlığı, iman-küfür kıyaslaması gibi
konular hakkında da size ancak Risale-i Nur’u tavsiye edebilirim. Çünkü ben bu
konularda gerçekten doyurucu cevapları bu eserlerden aldım ve yazıların
Kur’an’dan alındığını yani bu eserlerin tam bir Kur’an tefsiri olduğunu zaman
geçtikçe daha iyi anlıyorum.
Sizin
de bana tavsiye edeceğiniz kitaplar olabilir belki ama ben zaten manen, aklen
ve vicdanen çok şükür huzur içindeyim.
Hidayet
temennisiyle...
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. Anonymous September 2 2003, 8:04 PM
Nezih
cevap yazınız ve güzel tavsiyeleriniz için size çok teşekkür ederim.
Saygılarımla...
Anonymous
(no
login)
195.155.219.148
Sn Kitapsever, September 2 2003, 11:05 PM
Ben
size teşekkür ederim.
Gerçekten
anlayışlı ve iyi niyetli bir insansınız.
Sağlıcakla
kalın.
Her
türlü güzellik sizinle beraber olsun...
foruyorum
(no
login)
195.175.160.147
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! September 3 2003, 5:58 PM
"DİNLE
İLGİLİ hiçbir şeyi eksik bırakmadık" denmiyor, sadece "hiçbir şeyi
eksik bırakmadık" şeklinde"
Eğer
Kuran bir matematik denklemi olsaydı itirazınızda bence haklıydınız.Ama
insanlar anlasın diye indirilmiş kitap olarak düşündüğümüzde,önemli olan
anlamdır.Burada herşey derken "x için gerekli olan herşey" denmek
istenmiş olabilir. mesela
"kuşlardan
dördünü tut ve...sonra HER dağ başına onlardan birer parça dağıt..."
ayetinde "HER dağ başına" derken "dünyadaki her dağın
başına" demek istemiyor tabi.Ne denmek istendiğini insan anlayabiliyor.
"hiçbir
şeyi eksik bırakmadık" derken de "kitaptan başka indirmemiz gereken
birşey yoktur,din için bu kitap yeterlidir" denmek isteniyor büyük
ihtimalle. Ama tabi hadisçiler bunu kavrayamıyor ve kitaptan başka din
kaynakları uyduruluyor.
"39/12
"MÜSLÜMANLARIN İLKİ olmakla emrolundum"
Ben
'demek ki bu Arapçanın bir özelliği."inananların öncüsü" anlamında.'
derken anlatamadım. "İlki" derken "öncüsü,ortaya ilk atanı"
denmek istendiğini anlayabiliyoruz demek istedim. Yoksa Allah Musa'ya
"Sana tövbe ettim ve ben imân edenlerin ilkiyim." dedirtirken tarihte
imân edenlerin ilkinin Musa olmadığını tabi biliyor."O dönemde iman
edenlerin ilki" veya "iman edenlerin öncüsü" demek istiyor
bence.
Kitapsever
(no
login)
213.243.30.11
Sn. foruyorum September 3 2003, 7:29 PM
Makul
açıklamalarınız için teşekkür ederim.
foruyorum
(no
login)
195.175.160.95
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! September 4 2003, 10:10 AM
ben
de size teşekkür ederim. Çünkü bu forumda karşısındakinin görüşüne de değer
verebilen kişi bulmak zor.
1ddf
(no
login)
212.253.24.2
Re : Oguz "Iyi bak!!!" September 5 2003, 6:30 PM
Zariyat-50
"De ki:'O halde Allah'a kacin, ben size O'nun tarafindan gorevlendirilmis
apacik bir uyariciyim.'
Zariyat-51
"De ki:'Allah ile beraber baska tanrilar uydurmayin. Ben size O'nun
tarafindan gorevlendirilmis apacik bir uyariciyim.' seklindedir.
Yani
diger Hz.Muhammed e, insanlara:'O halde Allah'a kacin, ben size O'nun
tarafindan gorevlendirilmis apacik bir uyariciyim.' demesi emrediliyor. Eger
turkceye eksik cevrilmisse (ki sanmam) bu cevirmenin hatasidir. Bu arada
R_evenge_R e cevap yazacak delikanli hala bulunamamis. (Ziyaretci bolumunde)
oguz
(no
login)
81.212.248.233
oguz bakar da, bakamadi. Maruzati vardi September 10 2003, 10:46 PM
Bilgisayarimdaki
bir ariza yuzunden yaklasik bir aydir forum'a giremiyordum, dolayisiyla bu
baslik altinda bana hitaben yazilmis yazilara ancak simdi cevap verebiliyorum.
Foruyorum
soyle demis;
""Yani
Kuran Cebrailin sözüdür.Tabi melekler Allah'ın istediğinden başkasını
söyleyemez.""
Cebrail
denen masal kahramanini Muhammed'den baska goren biri yoktur. Muhammed, bu
soylediklerimi Cebrail gelip soyledi demistir. BUNUN BOYLE OLDUGU KONUSUNDA TEK
BIR SAHIT YOKTUR.
Varsayalim
Cebrail gercektir ve Allah'in sozlerini Muhammed'e getirmistir. Bu inanisa gore
ise Cebrail'in 'SOZ SOYLEME YETKISI YOKTUR'. O sadece bir ulaktir, Allah'in
soyledigini Muhammed'e aynen aktarmakla yukumludur. Kuran Allah kelamiysa, bu
kelamlar icinde ne Muhammed, ne de Cebrail birinci tekil sahis OLAMAZLAR.
Diger
taraftan Zariyat-50 ve 51'de gecen "uyaricinin" Cebrail oldugu
konusunda tek bir kanit dahi yoktur. Bu sadece foruyorum'un (veya her kimden
ogrendiyse onun...) sahsi kanaatidir. Ayrica 1ddf'nin iddiasi ise foruyorum'dan
farklidir.
1ddf'nin
iddiasi su;
""Yani
diger Hz.Muhammed e, insanlara:'O halde Allah'a kacin, ben size O'nun
tarafindan gorevlendirilmis apacik bir uyariciyim.' demesi emrediliyor. Eger
turkceye eksik cevrilmisse (ki sanmam) bu cevirmenin hatasidir.""
Bu
da bir baska sahsi dusunce... Allah bazi Ayet'lerde Muhammed'e bir sey
soyletecekse, "DE KI" diye baslar. Madem Allah Muhammed'e boyle bir
Ayet soylemesini emrediyor, neden "DE KI" diye baslamiyor? "DE
KI" diye baslamadigi bu Ayet'i, neye istinaden Allah'in Muhammed'e
soylemesini emrettigi sozler olarak algilayacagiz? Kanit nerede?
1ddf
ayrica soyle bir not dusmus;
""Bu
arada R_evenge_R e cevap yazacak delikanli hala bulunamamis. (Ziyaretci
bolumunde)""
Ziyaretci
defteri, adi uzerinde bir ziyaretci defteridir. Tartisma ortami degildir.
Tartisma ortami burasidir, yani Ateistforum... Peki delikanli R_evenge_R neden
gelip burada yazip tartismalara katilmiyor? Yoksa bir cekincesi mi var?
Anonymous
(no
login)
195.175.172.142
Re: Kurana göre,Kuran Araplara inmiştir ! September 13 2003, 8:02 PM
Bir
elçinin bazen kendi ağzıyla, bazen de elindeki fermandan okuyormuş gibi yani
onu gönderenin ağzıyla konuşması normal değil mi?
Bu
olmasa bile "de ki" demeye gerek duymamış da olabilir.Aynısı şu
ayette de var:
37:164-6
(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.
Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz
Burada,
meleklerin konuşması olduğu zaten belli olduğu için başında "Melekler
söyle derler" denmemiş.Mealciler eklemiş parantez içinde.Yani zaten o sözü
kimin söylediği belli.Gerek duyulmayan kelimeler yazılmayabiliyor.
oguz
(no
login)
81.212.248.251
... September 14 2003, 3:21 AM
Peygamber
de, aynen cebrail gibi aktaricidir. Her ne kadar bu sozleri insanlara
aktarirken Allah'in yerine gecerek (Allah adina konusarak) aktariyorsa da,
Allahin kelamlarina(?) mudahale edemedigi gibi, kendinden ilave de yapamaz.
(Aslinda boyle Ayet'ler vardir. Bunlar meshur Seytan Ayet'leridir...) Burada durum
acik ve nettir; Ahzab-50 ve 51 resmen Muhammed'in kendi sozleridir...
Saffat-164,165,166
Ayet'lerinde aciklamasi devam eden bir konu bulunmakta ve burada meleklerin
anlatimi oldugu acikca anlasilmaktadir. Zariyat Sure'sindeki durum ile bir
benzerlik tasimamaktadir.
Zariyat
Sure'si Mekke'li bir Sure'dir ve Muhammed'in peygamberligini kabul ettirmeye
calistigi doneme aittir. Bu donemde Muhammed'in anlattiklari kabul gormemekte,
kendisine deli, mecnun sair vesair sozler soylenmektedir. Muhammed'in baslangic
donemine ait olan Sure bastan sona incelendiginde, genel olarak bazi
peygamberler ve onlara inanmayan milletlerin ne sekilde yok edildigi
anlatilmaktadir. Verilen caba aciktir; Allah gercektir, Muhammed onun
tarafindan gorevlendirilmis bir elcidir. Gecmiste de elciler gondermistir,
fakat bu elcilere inanmayanlar helak edilmistir. Bu dusunce uzerine kurgulanmis
Sure'de Allah konusurken, 50 ve 51 de birdenbire Muhammed konusur.
Yani
Muhammed, Allah'in dedigi bu sozlerin tamamen kendi sozleri oldugu konusunda
acik vermistir.
Anonymous
(no
login)
195.175.172.162
Re: ... October 30 2003, 1:37 AM
"Saffat-164,165,166
Zariyat Sure'sindeki durum ile bir benzerlik tasimamaktadir"
resmen
taşımaktadır.
oguz
(no
login)
81.212.176.42
anony October 30 2003, 8:16 PM
Saffat-164,165,166'un
Zariyat Sure'si ile benzerlik tasidigini aciklayin...
Herkes
ogrensin...