İslam ve Bilim
OKUYALIM
GÜZELLEŞELİM
April
21 2003 at 8:24 PM ali oktay (no login)
from
IP address 195.175.135.172
--------------------------------------------------------------------------------
Bu
topiğin asıl amacı İslamla bilimin aktüel dünyadaki durumunu ele almak.ama bunu
irdelerken gastronomik verilerle değil ayağı yere basan bilim dallarının
verileriyle ortaya dökmek ve son zamanlarda bilime(?) büyük bir aşkla sarılan
ortodoks müslümanların bilime mi yoksa bilim diye kakalanan başka bir şeye mi
sarıldıklarını ve müslümanların aktüel dünyadaki konumlarını ve gelecekteki
yerlerini gözler önüne sermektir.
Hepimizin
bildiği gibi islamda hıristiyanlardaki anlamda bir ruhani kast yada içinde
hiyerarşi barındıran bir kilise yoktur.yani despot bir dinsel otorite
yoktur.yoktur ama bunun bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğu pek
tartışılmamıştır.Ben kişisel olarak bunu islam ve insanlık için dezavantaj
olarak görmüşümdür.hatta buna ilahi başıbozukluk diyebiliriz.kimin tanrı kimin
peygamber kimin kul kimin mesih kimin ulema olduğu belli olmayan bir acaip kaos
dini.Müslümanlarca en büyük referans kabul edilen ve Tanrı kelamı olduğu ileri
sürülen kuranın bile söylem stiline baktığınız zaman bunu anında fark
edersiniz,tanrı mı söylüyor yoksa muhammet mi diye.Bu durumda eski eroin
müptelalarından tutun da imam Gazaliye kadar her kafadan ses çıkması bu
gürüşümü kanıtlar.İslamın bu başıbozukluğa dayalı paradoksu bir bakıma islamda
üstün bir moral durum(bireylerin ulemanın yardımı olmaksızın doktrini yorumlama
hakkı) bir bakıma da öldürücü etkisi uzun vadede kanıtlanmış,sistematik bir
organizasyon zayıflığına yol açmış olduğunu söyleyebiliriz.ilk şıkka
baktığımızda trajikomik bir paradoksla karşılaşırız,islama göre her şeye
muktedir olan tanrı,sık sık çelişkiye düşmesine rağmen kuran hükümlerinde en
küçük bir değişiklik yapma gücüne sahip değilken(acz) müslümanlar bu konuda
yazarın kendisini kıskandıracak denli maharet sahibidirler.ve bu çabada hiçbir
sakınca görmeyi bir yana bırakın bununla "ben öyle anlıyorum"diyerek
övünç duyarlar.
devamı
var.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.172
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 21 2003, 9:12 PM
Dini
bütün bir yabancı müslüman bilim adamı bu konuda bakın ne diyor:
""İslamda(sünni)ruhani
bir sınıf olmadığı savına korkarım ki karşı çıkmam gerekecek.Bu bakımdan
açıklıkla şunu ifade etmem gerekir ki,İslam büyük dinler arasında en kötü
talihe sahip olanıdır.İslam ülkelerinin çoğunda neredyse kör cahil
sayılabilecek kişilerden oluşan bir sınıf,büyük ve hoş görülü dinleri konusunda
temel bilgilere bile sahip olmaksızın ruhani sınıf statüsünü kendilerine mal
etmeyi alışkanlık haline getirmştir.Bu sınıf tarafından sergilenen küstahca
gurur,aç gözlülük,düşük sağ duyu düzeyi, ve
hoşgörüsüzlük,iran,Hindistan,Türkiye ve Oratasya daki her düzeyde şair ve yazar
tarafından alay konusu edilmiştir.Tüm islam tarihi boyunca
"ayaktakımı"nın ayaklanmasından ve hıristiyan toplumlarındaki
engizisyon infazlarıyla gelen sistematik baskı ve zulme eş değer baskı ve
sindirmelerden sorumlu olan bu sınıftır.Bu durumdan kurtulmak için
öngörülebilecek tek uzun vadeli çare,bu kişileri,maneviyatı yüceltmek
yerine,genelde siyasi içerikli ahkam kesmeya yarayan Cuma vaazlarında fesat
yaratma güçlerinden mahrum etmektir.Bu siyasallaşma durdurulmalıdır.""
Bu
satırları okyunca aklına gelenin ne olduğunu biliyorum.28 şubat devrimi.ve cuma
vaazlarının denetime alınması..
Kurban
olduğum Atatürk sen nelere kadirsin, ölün bile devrim yapıyor....Başka
ulusların müslümanlarının asla gerçekleşmeyecek rüyalarını burada gerçek
yapıyor.
devamı
var..
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.216
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 22 2003, 12:15 PM
Müslüman
olsunlar,Hıristiyan olsunlar tüm bağnaz ve bilisiz inanmışların son yıllarda
moda olan bilim ile platonik aşkları rastlantı değildir.
Reagan
ABD başkanlığına getirildiğinde ABD nin uzun erimli global planlarından birini
daha yaşama geçirmek için özellikle tasarlanmıştı. 2.sınıf filmlerin 3.sınıf
bir fügüranı olarak Hollyvood dan emekli edildiğinde içi yıllarca başrol
alamamanın ezikliği ile starlara duyduğu kin ve nefret
yüklüydü.Cumhuriyetçilerin yeni senaryoları,aykırı cinsel tercihleri
lanetleyerek dikkatleri bu tarafa çekerken yerel gerici unsurları besleyip
bölgenin kırılgan mozayiğini çatlatarak dirençsiz ,kolay parçalanır bir bölge
yaratmaya dayalıydı.işe Pentagon sponsorluğunda yeraltı laboratuarlarında
yaratılan AİDS mikrobunu tüm dünyanın tanıdığı Rock Hudson ve F.Mercury ‘e
bulaştırarak başladılar.amaç aykırı cinsel tercihlerin tanrı tarafından
cezalandırıldığını ve kutsal aile geleneğinin dinsel vazgeçilmezliğini dünya
kamuoyuna aceleden anımsatmak ve bu gerici anlayışa dayalı olan , cahiller
nezninde kutsal kitaplarla çelişmeyen bir bilim perspektifine yaslanan düzmece
“bilimsel yaratışçılık”adlı bir sentetik dünya görüşünü geçici de olsa evrensel
boyutta sahnelemekti.Bunu bir bakıma başardıklarını söyleyebiliriz.Ülkelerin
birinci sınıf üniversitelerinde destek görmesi olanaksız olan bu
soytarılık,taşra üniversitelerinde okuyan kaypak temelli ve geleneksel dini
eğitim almış ve bu eğitimle bilimsel atmosferin reaksiyonunda bunalan gençlere
başlangıçta oldukça kontrollü şırıngalanan bu doping,bilimsel çevrelerin
tepkisi ile tam aksine kontrolsüz uygulanan bir seruma dönüşmüştür.Böylece bu
senaryoları sahneleyenler kendi çocuklarına dünyanın en seçkin
üniversitelerinde “bilim” şarj ederken,üçüncü dünya ülkelerinin çocuklarına
“üçüncü dünya bilimi” diye adlandırılan yapay ve bir işe yaramaz cehaleti
pompalamaktadırlar.az gelişmiş ülke gençlerine reva görülen bu sabotaj aslında
bir bumerang gibi kendilerini vurmaktadır.
devamı
var..
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.216
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 22 2003, 12:17 PM
Bilimsel
yaratışçılığın anlamı nedir?
Din
hepimizin bildiği gibi insanlık mitinin evrimleşmesi ile devlet le birlikte
ortaya çıkmış bir yönetsel araçtır.
Bu
araç, coğrafyaya,kültüre,konjoktüre göre değişim gösteren ve siyasal erk
tarafından manupile edilen doğal olmadığından yapay olarak çeşitli ritüellerle
yaşama bağlanmaya çalışılan gerçekte siyasal bir araçtır.
Örnek
olarak,Modern bilimin doğuşundan çok önce,Müslümanlar arasında meşru bilimin ne
olduğu konusunda şiddetli anlaşmazlıklar yaşanmıştır.İbni Sina,İbni Haytam,İbni
Rüşt gibi rasyonelistler Aşari ekolü ile çatışmışlardı.Ortodoks Müslümanların
birkaç yüz yıl siyasal erki ellerinde bulunduramamaları ve akılcılığa üstün
gelememeleri Müslüman dünyasının geçmişte bilimle dirsek teması kurması
bakımından büyük şans olmuştur.Bu temas köprü akrabalığını anımsatsa da bilim
için yanıp tutuşan yeni Müslümanlar için önemli bir teselli
kaynağıdır.Müslümanların bilimle olan hısım ilişkisi (akraba bile değil)
geçmşte hasım ilişkisi şeklinde kendisini gösterdiği dönemler olmuştur.Seyyid
Hüseyin Nasr gibi islami ütopyacılar bu uzak akrabalığı ciddi ciddi şöyle
açıklamaktadırlar:”geçmiş yüz yılarda yaşamış müslümanlar,güçleri yetmesine
karşın,insanla doğa arasındaki nazik dengeyi bozmamak ve insanın tinsel yönünü
zayıflatmamak adına,karmaşık makineler ve silahlar imal etmemişlerdir” diyor ve
bizlerin bu gastronomik söyleme inanmamızı bekliyor olması bugün için komik
olsa da bu söyleme bile şiddetle aramızdan taraftar çıkacağına benim en ufak
bir kuşkum yoktur.istermisiniz Harun Yahya ilk Greenpeace cilerin Müslümanlar
olduğunu kanıtlamak için bu söylemi kullansın.olmaz olmaz demeyin.olmaz
olmaz.Bilim aşkı her şaklabanlığı yaptırır.
bitmedi..
al
i oktay
(no
login)
195.175.134.77
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 22 2003, 2:37 PM
Yeri
gelmşiken İbn_i Sinayı anmadan geçemeyiz,
Sina
için benim söyleyebileceğim iki şey var,birincisi Sinanın yanlış yerde
,ikincisi ise dünyaya erken gelmiş bir dahi olduğudur.çalışmaları geniş bir
alanı kaplayan bu aydın insan klasik bir düşün adamının en seçkin örneğini
oluşturur.
Kendisinden
dinleyelim;
-“herhangi
bir sorun bana çok büyük geldiği zaman (güç)camiye girip namaz kılar ve
yaratıcıya,bana kapanan kapının açılmasına ve bana karmaşık gelen şeyin
basitleştirilmesine kadar niyaz ederdim.Gece olduğunda evime döner,önüme
lambamı koyar ve kendimi okuma ve yazmaya verirdim.Eğer beni uyku sararsa veya
kendimi zayıf hissedersem,güç toplamak için bir kupa şaraba başvururdum.”
Başlarken
mümini bitirirken kafiri okşayan bu alışılmadık tümceler,özel insanlarda
görmeye alışık olduğumuz aykırı kişiliğin ve tarzın yüz yıllar önce bile var
olan bu özelliğin pırıltılarıdır.pırltılarıdır da kendi söyleminden de
anlaşılacağı üzere zamanının kıt olanakları ve dinsel bariyerleri nedeni ile
okuma,yazma ve niyazdan öteye gitmeyen bir bilimsel etkinlik olarak
durmaktadır.
Mutezilecilerle
birkaç teknik konuda tartışmış olmasına karşın kendinden önce yaşamış Kindi
gibi aklın üstünlüğünde ısrar eden,bağımsız bir kafa yapısına sahiptir.Hamadan
emirinin vezirliğini yaptığı sırada ordudaki köktencilerle tartışmaya girerek
bu mürtecilerce idamı istendi.Kaçtı ve dostları tarafından saklanarak canını
zor kurtardı.ve bu dostlarının “ılımlı ol” uyarılarına verdiği yanıt çok yüce
oldu:
-“Genişlemesine
kısa bir yaşamı,uzunlamasına dar bir yaşama yeğlerim.”
Bundan
sonra bilim ile inançları ve mantığı arasında bir sentez kurma çabaları tekrar
ulemanın oklarını üzerine doğrultmasına yetti.ve sapkınlıkla suçlandı.buna
verdiği yanıt ise çok çarpıcıydı.
-“Bana
sapkın demek o kadar kolay iş değildir
Benim
inancım kadar hiç bir dinsel inanç sağlam değildir.
Eğer
ben sapmışsam bütün dünyada emsalim yok
Çünkü
o zaman dünyanın herhangi bir yerinde
tek
Müslüman yok.”
Ne
kadar yakındıysa da gerek kendi çağında gerekse sonraki yıllarda köktenciler
tarafından sapkın ilan edildi.
Gazali
onu sapkınların başı ilan ederken en çok Aristo nun felsefesini iletmesi
üzerinde durdu.
O
günlerin fundamentalistleri ile şimdikiler arasında pek de fark göze çarpmıyor.
Merkezi
Londra da bulunan Suudilerin finanse ettiği Fundamental bir dergide çıkan şu
görüşler ilginçtir.
“Orta
çağın Kindi,Farabi,İbn Haytam,İbn Sina gibi ünlü bilim adamlarının
öyküsü,Müslüman olmalarından başka “islami” denecek hiçbir şeyin olmadığını
göstermektedir.Tam aksine,yaşamları belirgin biçimde gayrı islami idi
Tıp,Matematik,Kimya,ve felsefe dallarındaki başarıları Grek düşüncesinin doğal
ve mantıki bir uzantısından ibaretti”
Bu
görüş gerçekleri yansıtsa da,islamın anayurdundan kaynaklanması bakımından
ibret verici anlamlar içermektedir.zira İslam ile bilim arasındaki zar
niteliğinde tutunan bu bağı bile koparmaya çalışmak Müslüman mentalitesinin
bilim aşkının yalan olduğuna ilişkin önemli bir ip ucudur
izafi
(no
login)
203.219.67.127
kısa gerçek... April 22 2003, 6:22 PM
Sen
buraya gelsene Ali.. Hem böyle abesle istigallerle zaman harcamamis olursun..
Napican ibni sinayi, Hamadan emirinin vezirini.. Su üc günlük dünyada degermi
ölüp gitmislerin tasasini çekmek... Gel uzunlamasina dar yasa anasini satiim..
Kimseden hayir yok.. Bi aferimle geçistirir namertler.. Kendini düsün... Hem
sarabin krali var buralarda.. Güzel karilar, kumarhaneler, koko, xds, kompa...
bol kazan, doyasiya harca... Burda hersey free.. Suna, buna doyamadim
demezsin.. Doy, Koy, canin ne isterse.. elin köyünden gelmis krolar ne karilar
götürüyo burda bir bilsen.. Farabi, el kindi.. ye ye gel sindi... Burda kadin
erkeklerin 2, Dullar 4 misli... Gel Latin takil..
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.121
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 22 2003, 10:11 PM
Biz
burada 1.sınıf takılmaya alıştık.sağol almiim.
Hem
ne diye konuyu saptırıyorsun,bunlar senin ilgi alanını oluşturmuyor mu? birden
dünyevi oluverdin.
ulema
edası ile kestiğin ahkamlara ne oldu baya yakışıyordu hani..
unutmadan
dingolar şaraptan ne anlarmış?
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.184
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 23 2003, 7:50 AM
Elbette
gevezeliği bir tarafa atıp yere sağlam basan görüşler sunduğumuzda birileri
pislikleri gizleme telaşı ile dikkartleri başka yönlere çekecektir.ama boşuna.Bildiklerimizi
söylemeye devam....
Tekrar
Bilimsel yaratışçılık denilen uyduruk görüşe dönmek istiyorum.
Bir
toplumu kolay yoldan çökertmenin en kısa yolu bireylerinin beyinsel işlevlerini
stop ederek bilimden , bilgiden ve akılcılıktan uzaklaştırmaktır.
1.
evrensel savaştan sonra kıpırdamaya başlayan islam dünyası,2.evrensel savaştan
sonra milliyetçi akımlarla ivmelenerek pragmatist liderlerin öncülüğünde
bilimsel kıpırdanışlar içine girdiler.Kuzey afrikada Burgiba,Pakistanda
Butto,Mısırda Nasır,ve hatta Irakta Saddam.Endonezyada Sukarno islamı takdire
değil yenilikci eyleme çağıranlar arasındaydılar.elbette bu liderlerin
sonlarının ne olduğunu söylemeye hiç gerek yok.hızla atom santrallerini kuran
Pakistan bir anda kendisini iğrenç bir askeri darbenin içinde buluyor ve bizim
netekim paşanın sevgili kardeşim ,kan kardeşim dediği Ziya iktidarı ele
geçirerek tv lerden hava tahmini yapılmasını bile gayrı islami bulup
yasaklıyordu.o günlerde Türkiyede ne mi oluyordu? beşi bir yerde satılık
generaller ABDnin emri ile darbe yapıyor ve ilk iş olarak özgürlükçü ve ilerici
61 anayasasının içine edip okullarda din derslerini zorunlu kılıyordu.daha
fazlasını yapmaya g..tleri yemiyor ama halkın tüm demokratik kitle örgütlerini
toz duman ediyordu.Türkiyenin en büyük şansı olan aydınları sayesinde daha
ileri gidemeyen bu alçaklar bu gün halkın arasına çıkmaya bile
utanmaktadırlar.83 yılından sonra arsız netekim paşanın dışındakilerin medyada
bir tek resimleri bile çıkmamıştır.81 yılında dayımın harp filoları komutanı
olduğu için gölcükte bulunduğum bir sırada darbeci N.Tümer le aynı ortamda
bulunmak zorunda kaldım.bende bıraktığı izlenim ABD den emir almış çaresiz ve
utanç içindeki bir insanın tedirginliğini taşıyordu.Mısırda Nasırın
öldürülmesi,Pakistanda Buttonun yok edilmesi rastlantı değildir.ve bunların
ardından gelen dinsel ağırlıklı rejimler ise hiç rastlantı olayıp örgütlenmiş
darbelerdir.işte bu gün bu forumda örneklerini bolca gördüğümüz bu rejimlerin
ürünü olan yirmili yaşlardaki içi geçmiş çağdışı beyni kemirilmiş gençlerin
haline bakıp üzülmemek olanaksızdır.
Başta
ABD olmak üzere batılı ülkeler müslüman dünyasında bu tezgahları kurarlarken
bir taşla iki kuş vurmuşlardır.islam ülkelerindeki bilimsel ortamı yok ederek
içi bilim aşkı ile yanan kararlı genç akademisyenlerin zorunlu olarak batıya
doğru beyin göçü
yapacaklarını
önceden bilmeleri kehanet değildir.böylece ülkeler bilimin dışına itilirken
karalı seçkin bilimadamı adayları tıpış tıpış kendi ayakları ile kucaklarına
düşmekte ve orada önlerine konan bolca yeşil yoncalar vasıtasıyla sağmal
inekler gibi sağılmaktadırlar.bu ülkelerde kapitalizmin sınırsız nimetlerine
koşullandırılan bu gençler sonradan çıktıkları deliği beğenmemekte, ve
dışlamaktadırlar.böylece emperyalizmin ekmeğine yüreklerinin yağını sürmektedirler.
peki
bu arada kendi ülkelerinde ne olmaktadır?
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.184
Re: OKUYALIM GÜZELLEŞELİM April 23 2003, 8:23 AM
ne
olacak..kendileri çağdaş eğitim sisteminin nimetlerinden sonuna dek
yararlanırlarken ülkelerindeki despotlar yeni bir bilim dayatmaktadırlar
bilimsel
yaratılışcılık....
İslam
dünyası içinde bilimle en içli dışlı bir ülke olması nedeni ile yine Pakistana
dönelim.
75
milyon Pakistanlı okuma yazma bilmemektedir.Pakistan hükümetinin verdiği
rakamlara göre ortalama kur yazar oranı%26 dır.kadınların oranı ise %15 tir.Bir
batılı araştırma şirketine göre gerçek durum daha da kötü olup gerçek
rakamların açıklananlardan %30-40 daha düşük olduğunusöylemektedir.General Ziya
ül Hakkı iktidara taşıyan 1977 darbesinin ardından fundamentalist partilerle
ittifak kuran askeri hükümet,islamlaştırılmı bir toplum ve salt dine dayalı
yeni bir ulusal kimlik oluşturma isteğini ilan etti.Eğitim birden bire bu amaç
için kullanılan bir araç haline getirildi.sonuçta bir dizi önemli değişiklikler
içeren kararnameler yayınlandı işte birkaç örnek:
-Eğitim
kurumlarında kadın öğrencilerin çarşaf giymeleri
-Kuarn
okunmasının okullara giriş kaydı için zorunlu olması
-Altıncı
yıldan sonra Arapcanın zorunlu olması
-okumuşluk
sözcüğünün "dini bilgilere sahip olma"şeklinde değiştirilmesi
-kuran
kurslarının düzenli okul statüsüne yükseltilmesi
-Medreselerin
verdiği sertifikaların master derecesine eşdeğer tutulması
-Mühendislik
eğitimine başvuranlardan kuranı hatmedenlere fazladan 20 puan verilmesi
-islamabadda
uluslar arası islam üniversitesinin kurulması
-islamlaştırmanın
çeşitli yönleri hakkında ulsal ve uluslararası konferanslar düzenlenmesi
-Bilimle
ilgili olan yada olmayan konular için öğretmen seçiminde kuran bilmeyi zorunlu
kriter olarak uygulamaya konması
-Alışılmış
konuların islami değerleri vurgulayacak şekilde yeniden düzenlenmesi
-dış
kaynaklı belgesellerin kurana uygun olarak seslendirilmesi.
General
ziya ve yandaşları yukarıdaki kararları ve islamlaştırılmış eğitim politikasını
büyük bir ciddiyetle uygulamaya koydu ve büyük oranda uyguadı.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.46
İslami bilimin şaşırtıcı sonuçları April 23 2003, 9:04 PM
Modern
bilimin anlaşılmasının zor olduğu söylenir.Belki öyledir.ama yeni islami bilimi
kavramak daha da zordur.Ne de olsa kaynağını kutsal kitaplardan almaktadır.
*Mısır
ın çok ama çok ünlü üniversitesi el Ezherde yerbilimleri dalında öğretim
üyeliği yapan Dr.Muhammet Muttalip,”jeolojik veriler ve olguların kuran
ayetleri ile ilişkisi” üzerinde son derece kapsamlı bir tebliğ sunmuş.Bu tebliğ
sıradan bir bilim adamı için anlaşılır türden değil.Muhterem
Dr."dağların,dünya içinde kökleri vardır ve allah bu köklerin,bir çadırı
yere bağlayan ve onun uçup gitmesini önleyen,tahta kazık misali bir görev
görmesini sağlamıştır"
diyor."dağlar
olmadan,dünyanın dönüşünün,her şeyin bir yana uçmasına neden olacağını"
vurgulamaktadır.sonuç tümüyle felaket olacaktır.Dağlar olmadan dünya
olmayacaktır.
Öyle
görülüyorki bu bilge yazar,Newton un yerçekimi dediği olaydan
habersizdir.çoğumuzun biraz olsun bildiği temel fizik,bize dünya üzerinde
yerçekimi gücünün,merkezkaç gücü büyük ölçüde aştığını anlatmaktadır.Bunun aksi
olsaydı,herbirimiz,kendi kendimizin uzay gemisi olur ve o gezegen senin bu yıldız
benim dolaşır dururduk.
Böyle
diyor sıradan fizik"dağlar dümdüz bile edilseydi dünya
parçalanmayacaktır.elbette ekolojik felaket dışında.ama önemli olan nokta
,çadır çivisi olarak algılanması.mükemmel bir mecaz oluşturabilir islami bilim
adına.ama hiçbir somut önemi yoktur.Ancak evren,sıradan fiziğe göre değil de
Dr.Abdulmuttalibin olağanüstü fiziğine göre işliyorsa.elbette o zaman sn Dr un
tezi ile ilgili eleştirimiz temelsiz olacaktır.
Münafıklık
ve iki yüzlülük daha çok islam toplumlarına özgü bir sorundur.Bir çoğumuz bunu
kabul ederken,aramızdan pek azı da,bu soruna matematiksel yöntemleri
uygulayacak kadar becerikli yada cesurdur.Hziran 1986 da Pakistan bilim
adamları ve bilim meslekleri derneğince düzenlenen Uluslararası Kuran ve Bilim
Seminerin de,yiğit bir bilim adamı,"münafıklığa"ilişkin cesur bir
kuram ortaya koydu.PCSİR da(Pakistan bilimsel ve sınai araştırma
konseyi)kıdemli bir bilim adamı olan Dr.Erşad Ali Bey in elinde bir toplumdaki
münafıklığı hesaplayabildiğini söylediği matematiksel bir formul vardır.Bu
islami bilim adamının çalışması:bir sıvıdaki moleküller üzerinde etki
yapan,kutuplaştırıcı güçler ile bunun gibi bir toplumdaki bireyler arasındaki
benzetmeye dayanmaktadır.Bu durumda,her şey,kimyasal reaksiyonlar sonucu
meydana gelmektedir.
Ayrıntılar
çok uzun..ve bizim çapımızı aşar.özet olarak yapılan hesaplamalarda Batı
toplumu münafıklıktan 22,İspanya ve Portekiz yalnızca 14 puan almışlardır.zaman
zaman münafıklar ve sahtekarlar tarafından yönetildiği rivayet edilen Pakistan
toplumuna hiçbir münafıklık puanı verilmemes ilginçtir.ama bilim dünyası sayın
Dr un bu bilimsel çalışmasının ufak tefek noksanlarını bağışlayacaktır
kuşkusuz.
İslami
bilimin bilim dünyasına katkıları anlatmakla bitmez.busaflara katılan islami
bilim adamlarından biri de ABD deki NASA nın karşılığı olan SUPARCO
nun(Pakistan Uzay Örgütü) başkanı sn Salim Mahmuttur.Karaçi de İslam ve Bilim
Konferansına sunduğu bildiride,Peygamberin miracının bir açıklamasının Einstein
in görecelik kuramında araştırılmasını önermiş.Bilindiği gibi miraç hemen hemen
hiç zaman almamıştır.Peygamberin kapısından sarkan zincirin ,Peygamberin
buluşmadan geri döndüğünde hala sallandığı bile söylenmektedir.Görünürdeki kısa
süre görece zaman genişlemesinin bir örneği olarak yorumlanmaktaymış.(zaman
genişlemesi konusu fizikcilerin yabancı olmadıkları hatta iyi bildikleri bir
konudur.Çalışan saatler olduğundan yavaş çalışıyor görünür.)
ama
malesef burada küçük bir sorun vardır.Görecelik kuramı başkan efendinin
sandığının tamaksini belirtir.Görecelikle ilgili her kaynak,bir kişnin
istirahatte kalma durumunda,yüksek hızda,uzun bir yolculuğa gidip gelen biri
başka kişinin durumunda olduğundan daha fazla zaman geçeceğini kesin bir
şekilde ifade eder.sn Başkan görecelik kuramını dinsel gizemlere bir çözüm
olarak önermeden önce biraz inceleseydi.Manevi dinamikler yerine dünyevi üzay
bilimi engin katkılarını beklemektedir.
sonraki
konu çok zevkli:
CİNOLOJİ
knz
(no
login)
195.174.100.178
dağlar konusu April 23 2003, 9:48 PM
açıklmasını
yerçekimine göre yapmıyor.,
şöyle
diyorlar.
dünya
bütünü aslında sıvı ya,
karalar
tıpkı çorba üzerinde yağ tabakası gibi,..
eğer
dağlar olmasaydı,
bu
sıvının üzerinde şangur çungur hareket ederlerdi.
ama
dağlar karaları mıhlıyor,..
işin
doğrusunu ben de bilmiyorum,
şu
kadarını biliyorum,
karalar
zaten hareket ediyor.
yani
yüzüyorlar.
fakat
biz hissetmiyoruz.
tabi
din fakültesinsindeki adam benzetme yapıyor.
lafı
doğru da olsa, eğri de olsa,
uysa
da , uymasa da
gerçeği
ifade ediyor olmaz.
SerPerSilPil
(no
login)
213.243.30.8
okdujkça April 23 2003, 10:23 PM
çirkünleşitik
SerPerSilPil
(no
login)
213.243.30.5
okdujkça April 23 2003, 10:23 PM
çirkünleşitik
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.197
sevgili KNZ April 24 2003, 8:18 AM
Aslında
merkezkaç kuwete takmış,gravitasyonu hesaba katmamış.
işin
doğrusu senin verdiğin örnek de doğru değl,yani çorbadaki yağ değil.belki çok
kaba bir benzetme ile Hindistancevizi olabilir.(tam olarak değil.ergimiş bir
sıvı kürenin dış yüzeyinin katılaşması olayı,niteliği farklı (homojen olmayan)
bu muazzam kütleli kabuk, aslında hem parçalı hem de katmanlardan oluştuğu için
bir çeşit kubbe structuruna sahip.ana karalar biribirinden farklı kitleler ama
bitişik,iç basınçla hareket halinde,örneğin son bulgulara göre,Bilim adamları
Avustralya’daki 534 ile 519 milyon yıl arasında katılaşmış olan Kambriyan
kayaçlarını incelemişler. Bu tarihlerde, Avustralya Gondwana adı verilen
bugünkü Afrika, Güney Amerika, Antartika ve Hindistan’ı da içeren bir süper
kıtanın parçasıydı. Kayaçlardan elde edilen verilere göre Avustralya’nın 90 °
dönmüş olması gerekiyor; ancak bu çok hızlı bir hareketi gösterdiği için,
gerçek olarak değerlendirilmeyip bir kenara atılmış.
California
Enstitüsü’nden bilim adamları Avustralya’daki verileri tekrar inceleyip, 15
milyon yıl içinde tüm Gondwana’nın 90 ° döndüğüne karar vermiş.
Bu
bulgularagöre, Dünya’nın katı kısmının bir bütün halinde dönmesi anlamına
geliyor. Bu durumda eski kuzey ve güney kutupları ekvator çizgisine iniyor.
Bilim adamlarının Kuzey Amerika’dan elde ettiği bulgular da, bu kuramı
destekler nitelikte.
Bu
hareketin 550 milyon yıl önce Gondwana’nın oluşumunu izleyen, Dünya’nın kütle
dağılımındaki değişimden kaynaklanabileceğini söylüyorlar. Kıtaların bu hızlı
hareketi de, Kambriyen Dönem’de yaşanan canlı türleri sayısındaki patlamayı
açıklıyor. Kıtalar ve Okyanuslar yeni iklimsel alanlara kaydıkları sırada,
ekosistemler herbiri farklı türlere doğru evrime yol açabilecek, küçük parçalar
halinde yalıtılmış olabilir.
Bunlar
fani şeyler,Cinolojiyi okuyalım çok yararlı,
sağolasın
islami bilim.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.197
İslami Bilimin Nobel e aday keşfi CİNOLOJİ April 24 2003, 9:07 AM
İslamabadda
üç ayda bir yayınlanan ve "islam dünyasında bilim ve teknoloji"gibi
tumturaklı bir başlık taşıyan bir dergi çıkıyor.Bu dergi bilimsel
yaratılışcıığınateşli bir savunucusu ve propaganda aracıdır.Yazı işleri
kurulunda Pakistan bilim kurulunun ağır sıkletleri(siyasi kararları,projeleri
finanse eteleri,yeni kurumlar oluşturmalarıyla Pakistanda bilimin kaderini
elinde tutan insanlar)bulunmaktadır.Görünüşe göre yayınlanmaya uygun buldukları
önemdeki bazı makalelerin başlıklarışöyle;
-Bilim
ve teknolojiye değinmeler içeren bazı kuran ayetleri
-evren
ile çifte yaratılışa ilişkin kuran ilkesi arasındaki simetrik ilişki.(vay
anasını)
-Cihadın
Kozmozdaki hedefleri.(oh oh oh)
-insanla
cin arasındaki ikilik ve kaderleri(0ooleey ooleey oley oleeeey)
ya
işte böyle..olmaz olmaz demeyin,islamda olmaz olmaz.akıl kanatlanmaya görsün..aman
kafatasındaki çatlaklara dikkat.
Bu
oldukça nüfuzlu derginin işlediği ve kafa yorduğu konuların alışılmış bilim ve
teknoloji ile ilşkisi olup olmadığını düşüne dururken,alışılmışlıktan
kaybettiğini halis bir yenilikle telafi etmekte olduğunu ıskalamayınız.
DESTO(savunma
bilim &teknoloji örgütü)ne mensup kıdemli bir bilim adamı olan DR Safdar
Cenk Racput tarafından kaleme alınan,yukarıda en son sözedilen bilimsel teblie
bakalım;
Tebliğin
başlangıç noktası,kesinlikle her okuyucunun malumudur.Tanrı insanı
çamurdan(bazılarına göre kara balçık)yaratırken cinleri de ateşten yaratmış.Dr
a göre bu ateşli ruhlar yaşayan bir gerçeklik ve onun kafasını çok meşgul eden
bilimsel bir konu.Hatta bir araştırmasının ana temasını oluşturmakta.Ykarıda
sözü edilen makalede yayınlanmış olan cinoloji konusunda DR Racput un vardığı
önemli sonuçların kısa bir özeti şöyle:
1-Cinlerin
kökeninin.öteki doymuş hidrokarbonlarla birlikte metan gazı olması olması
kuvvetla muhtemeldir.çünki bunlar yandıkları zaman dumansız bi alev çıkarırlar.Bu
sonuç Tanrının cinleri ateşten yarattığına ilişkin bilinen bir gerçeğin yanı
sıra hiçbir cinin.duman çıkarırken görülmediğine ilişkin bilinen gerçeğe
dayandırılmaktadır.
(tevekkeli,anne
annem yaramazlık çağında kardeşimle yaptığımız kim fazla gaz çıkaracak
yarışlarında kıçınızda cin mi var derdi de inanmazdık...)
2-Göklerdeki
hurilerinbakireliği ve güzelliği de bilinen bir başka gerçektir.Buna bunların
kullanılmak için yaratıldıkları gerçeğini de ekleyebilirsiniz.Kullananlar insan
yada cin olduğuna göre,bundan,hem insan hem de cinlerin aynı kökene sahip
türler oldukları sonucu çıkarılabilir.
3-Uzatmalı
bir tartışmadan sonra,cinlerin yapısıyla ilgili nihai sonuçta şöyle
deniliyor:"cinlerin beyaz ırktan geldiğini söylemekten kendimi
alamıyorum".
güzelleştiniz
mi?
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.202
kafamı bozmayın hipotenüsünüzü alırım. April 24 2003, 3:21 PM
İnanması
güç ama 1983 de İslamabadda düzenlenen islami bilim konferansına katılan bir
delege matematiksel topoloji yoluyla.Tanrının açısını hesapladığını iddia
etmişti.Bu şahıs açının,Pi sayısı/N olduğunu ifade etmektedir.burada pi nin ne
olduğunu biliyoruz,Nbelirtilmemiş.okuyucunun burada kuşkucu omaya hakkı
vardır.Böylesine tuhaf bir şeyi hesaplamayı düşünen bir kişi çıkabilirmi
demeyin,çıkmış.Kafalardaki kuşkuyu hafifletmek için okuyucuya Pakistan bilim ve
teknoloji bakanlığınca,1983 de yayınlanan İslami Bilim Konferansı Kuramları
adlı kitabın 82. sayfasına başvurmalarını öneririm.O noktada tek inanılmaz şey
okuyucunun kendi gözleri olacaktır.okuyucu ayrıca bu kaçığın Pakistan hükümeti
pahasına tümüyle misafir edilip desteklendiği saptamasında da bulunacaktır.ébu
adam yaptığı bu soytarılık nedeni ile neden soruşturulmamıştır diye bir soru
yöneltilebilir.Görünürde bunun iki nedeni vardır.Bir,saçmalıkları o denli
tutarsızdır ki kimse ne dediği konusunda bir fikir sahibi
olamamıştır,iki,yükseklerde uçan salt o değildi.
PCSIR
eski başkanı,Pakistan Kaide-i Azam üniversitesi fizik bölümü eski
başkanı,Pakistanın eski uluslarası kuruluşlardaki temsilcisi vs..Dr.M.M.Kureyşi
ynine bilimsel bir dergide yayınladığı bildiride sizinle birlikte namaz kılan
kişi sayısının bir fonksiyonu olarak,namazdan kazanılan sevabı hesaplayan bir
formül bulduğunu ilan etmiş,(formül önümde duruyor ama utanarak söylüyorum bu
tür matematiksel simgeleri netteyken nasıl yazacağımı bilmiyorum yardım
ederseniz sizleri bu yararlı formülden mahrum bırakmam.)
Şimdilik
Doktor efendi haklımıdır bu konuda kimse bir şey söyleyemez,bunu saptayabilmek
için kıyamet gününü beklememiz gerekecek.ama emin olduğumuz tek şey kuramın
bilim ile ilişkisi oladığı.Doktorun yayınladığı formülle grafiğin yanlışlığını
kanıtlamak için herhangi bir deney gerçekleştirilemez.sözü böyle bağlarken
Popper'i anmadan geçemeyiz.
Gerçek
bilim,bilim olmayandan nasıl ayrılabilir?Ya da,bir dizi varsayımların,bilimsel
kuram olarak anılmasına hak kazandıran şey nedir?Gerçi bu konu tümüyle
çözümlenmiş bir şey değil henüz,ama bu konuya verilebilecek ve bilim dünyasınca
kabul gören kıstas İngiliz bilim felsefecisi sir Karl Popper tarafından açık
seçik beyan edilen,"yalanlanabilirlik" ilkesidir.
Popper,éşu
yada buna bilimsel kuram diyebilmemiz için ,kuramın gözlem ve deney yolu ile
doğrulanabilirliğinin bulunması zorunludur.Kuram eğer sınanabilecek hiçbir
kehanette bulunamıyorsa o zaman onun yanlışlanabilirliğini kanıtlamanın hiçbir
yolu yoktur.Bu onun iyi yada kötü olduğu anlamına gelmez.yalnızca bir bilim
kuramı olarak kabul edilemez.Tabiki bir çok iyi şeyin(belki de yaşamdaki en
güzel şeylerin)bilimle hiçbir ilgisi yoktur.
Yalanlanabilirliğe
ilişkin bu ilke,örneğin Aristonun doğal mekan kuramı ile tanımlanabilir.Aristo
bir taşın toprağa,toprağın taşın anası olması ve taşın anasının kucağına (taşın
bulunabileceği en doğal mekan)düşmeyi arzulaması nedeni ile düştüğüne
inanmaktaydı.şimdi burada iki soru sorabiliriz.Bir,bu bir bilimsel kuram mı?
iki,Aristo haklı mı?,ilk sorunun yanıtı hayır dır.
Aristo
nun kuramı bize,bir taşın hızının zamanla nasıl arttığı,hafif yada ağır
kütlelerin mi farklı hızlarda düştüğü vb.ile ilgili olarak hiç bir şey
anlatmamaktadır.Kütlelerin neden düştüğünü açıklamakta ama deney yolu ile
kontrol edebileceğimiz hiçbir yöntem göstermemektedir.Yanlışlığını kanıtlamanın
hiçbir yolu olmadığı için bir bilimsel kuram değildir.haklı mı haksızmı soruna
gelince ise yanıt ilginçtir.Bunu kimse bilmemektedir.vereceğiniz yanıttan çok
emin olabilirsinizama taşın toprak anaya karşı bir sevgisi olmadığını
kanıtlayamazsınız.
siz
yine de üşenmeyip deneyin ne oluur ne olmaz.allahın işine akıl sır ermez.dimi?
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.190
gündüz mühendis ,gece hırt April 24 2003, 7:50 PM
islami
bilim iddiaları üzerindeki tartışmalar bir kaç uluslararsı gazete ve dergi
tarafından da konu edildi.Özellikle Wall Street journal,13 eylül 1988 tarihli
sayısında,ön sayfada,islami bilim konusunda soruşturmaya dayanan özel bir
makale yayınladı.bu makalenin küçük bir bölümünden alıntı;
"Sakin
bir bölgedebulunan kasabanın öte tarafındaki Kutsal Kuran araştırma vakfı
başkanı(BAV'a nekadar benziyor değilmi?)Beşirüddin Mahmut,Pakistanın bir tür
seçkinlik abidesi olmuştur.Nükleer Mühendis olan sn Beşir gündüzleri nükleer
santrallar için sızıntı saptama sistemleri dizayn etmekte,geceleri ise islami
kuramlar uydurmaktadır."
Bu
tür girişimleri eleştirme cesareti gösterenler,sn Mahmut un 1983 te bir islami
bilim konferansında görünerek,cinlerden enerji sıkıntısını gidermede
yararlanılabileceğini öne sürdüğü ve bu konuda bir tebliğ sunduğunu
söylemektedirler.Sayın Mahmut böyle bir şey söylemediğini inkar etmiyor.sn
Mahmut sözcüklerini çok dikkatli seçerek,cinlerin enerjiden oluştuklarını ve
hazreti süleymanın bunları kendisi için nasıl çalıştırabileceğini düşündüğünü
anlatıyor ve"sanırım ruhlarımızı geliştirebilirsek,onlarla iletişim
kurabilir ve onlardan yararlanabiliriz "diyor.
ali
oktay
(no
login)
195.175.134.67
islami bilim olabilir mi? April 27 2003, 5:57 PM
Hayır.Fiziksel
dünyanın islami bir bilimi olamaz ve bu tür bir bilim yaratma girişimleri hem
olanaksız hem boş hem de gülünç çabalardır.Bu olanaksızlık islam açısından da
bir puan kaybı değildir.Dinin işlevi de bilimsel gerçekleri belirlemek
değildir.olsa olsa en fazla bir iyimserlikle ahlakı iyileştirmek olmalıdır.
Bu
güne dek islami bir bilim oluşturma çabaları fiyasko ile sonuçlanmış ve bu çaba
içine girenler hem kendilerini gülünç duruma sokarken hem de ülkelerini bilim
dışına itip geriletmişlerdir.
Modern
bilim kesin ve somut bir varlığa sahiptir.O olmadan,fabrikalar üretim
yapamaz,ordular savaşamaz,hastalıklarla mücadele edilemez,bir kişi binlerce
kilometre öteden izlenemez,jetler kıtaları aşamaz,arızalı kalpler
onarılamaz,genler yeniden yapılandırılamaz,yeni bitki ve hayvan türleri
laboratuvarlarda yaratılamaz,dünyanın her köşesine iki klavye tuşu yardımı ile
ulaşılamaz ve bu örnekler sayfalarca çoğaltılamazdı.
Sanayileşmiş
toplumda bilim,bireylerin yaşamını yönlendirmekte onların dünya görüşleriyle
düşünce alışkanlıklarını şekilendirmekte hatta insan ilişkilerini bile
etkilemektedir.Bunların bazıları kınanacak bazıları ise gönenecek
niteliktedir.ama hiç kimse modern bilimin gücünün gerçek ve dev boyutlu
olduğunu inkar edemez.Durum bu iken islami bilim yada bilimsel yaratılışcılık
gibi abuk bir düşünce peşinde yırtınmak niye? mevcut olan modern bilim
gereksinimlere yanıt vermekte güçlük mü çekmektedir? modern bilimin eldeki tüm
verileri sonuna dek kullanılmakta ve muazzam sonuçlar elde edilmektedir.bu
donelerle bu güne kadar yapılan tüm tasarımlar mükemmel çalışmış akıl almaz
uzay araştırmaları yapılmış ,genlerle puzzle gibi oynanmış ve tereyağından kıl
çeker gibi başarılar elde edilmiştir?de neden durup dururken yeni bir bilimsel
anlayış uydurma ihtiyacı duyanlar peydahlanmıştır.
Bu
abuk çabaların var olması gereğine ilişkin akıl dışı savlar,birkaç yıldan beri
sürmesine ve bir çok düzmece uluslararası konferans bu konuya vakfedilmesine
karşın,yeni bir epistemolojiyle donatılmış bir bilim yaratma çabaları sürekli
başarısızlığa uğramıştır.Benim bildiğim bu uyduruk bilim anlayışı tek bir
makinenin yada aletin yapımına,herhangi bir yeni kimyasal bileşimin yada ilacın
imaline,yada şimdiye dek bilinmeyen sınanabilir fiziksel bir gerçeğin keşfine
yol açmamakla birlikte küllümin ayıbından başka modern bilimi yozlaştırmaya ve
kafaları karıştırmaya yönelik abuk,ipe sapa gelmez düzmece boş savlarla laf
üretmekten öteye gidememiştir.İslami bilim savıyla ortaya çıkan pratisyenler,
modern bilimi eleştirme amacıyla yola çıkarken yaptıkları,bilimin dışına
çıkan,sınanamayan konulara yönelmek olmuştur.
Kaldı
ki islami bilimin bu sözde savlarla (zeki tasarım vs)iddia edildiği gibi islami
inançla da tutarlılık içinde olduğunu söyleyemeyiz.Bilimsel kuramların
kıstaslarına uygun olup olmadığı konusuna gelince kesinlikle bu kıstaslara
uymadığını söyleyebiliriz.1979 Nobel fizik ödülünü paylaşan iki bilim adamından
bir olan Abdüsselam inançlı Weinberg ise koyu bir ateisttir.farklı dünya
görüşlerine rağmen mesleki çalışmaları bir tek standartta
yargılanacaktır.Deneyin gereklerini yerine getiriyor mu getirmiyor mu?Bu iki
fizikçi doğada varolan zayıf elektro manyetik güçleri birleştirmelerinden
dolayı almışlardı bu ödülü, coğrafi ve ideolojik olarak uzak olmalarına karşın
modern bilimin kıstaslarını kullanarak vardıkları sonuç aklın bilimsel
doruğunda buluşturdu onları.
Şu
yada bu bilimin varolması gerektiğini buyurmanın olanaksızlığı,bilimin,dıştan
kurcalanamayan kendine özgü bir iç mantığı olmasından kaynaklanır.Bazen bilim
adamının kendisinin bile herhangi bir seçeneği olamaz.Örneğin hem Galileo hem
de Newton yaşadıkları zamanın inançlarını değiştirmeye hevesli
değillerdi.Newton zaman, zaman uyuşmalığa düştüğü kiliseden rahatsız oluyordu
ama sonuçta nesnel kalmayı yeğledi,hatta yaşamının sonuna dek inaçlı yaşadı.
ama onların buluşları kilisenin etkinliğini silip süpüren ve toplumun yerleşik
değerlerini kökünden değiştiren şiddetli bir bilimsel kasırgayı harekete
geçirdi.Newton isteseydi Principia sını hiç yayınlamayabilirdi.ama bilimsel
etik bunu zorunlu kıldı.Kendi inanç sistemine ters düşse de bilim adamının
taşıdığı ağır sorumluluk duygusu ile yüksünmedi.
Bilimi
dinin emrine verme merakı içinde olan bir alay divane tarihin her döneminde boy
göstermiştir.Bunlardan biri olan Pakistan Cumhurbaşkanlığı Bilim ve Teknoloji
Danışmanı olan DR:M:A:Kazi’nin bulunduğu yüksek mevki onu,modern bilimin
metodolojisi hakkında hoşnutsuzluğunu dile getirmekten alıkoymadı.Modern
bilimsel bilginin İslamlaştırılması konulu bir konferansta,tüm düzeylerde yeni
fen ders kitaplarının yazılmasının ivedi gereğini duyuruyor ve şunları
söylüyor.Bilimsel bir teoriyi ve yada ilkeyi,eldeki bilgi ve tezlerle yaparak
kanıtlamak gereği her doğduğunda,eğer aynısı varsa,kuran ve
sünnetten(hadis)konuyla ilgili bir iktibas yaparak,ek bir kanıt temin
etmeliyiz.
Bu
zavallı tümcelerden açıkca görülebildiği gibi,yıllardan beri süre gelen ve bir
çoğu da ülkemizde düzenlenmiş olan bu tür uluslararası toplantı ve seminerlerin
sonunda kapalı kapılar ardında alınan ve sonuçları hiç bir zaman kamuoyuna
duyurulmayan sonuç bildirgelerinin içeriğini tahmin etmek hiç te güç
değildir.Halkın yararına olduğu yüz yıllardan beri kanıtlanmış olan Modern
bilimin yerine ikame edilmeye çalışılan bu çarpık bilim anlayışının kimin
yararına olduğu ve kimin amacına ne tür hizmet edeceği yine
malumumuzdur.Tarikat okullarından ve imam hatip okullarından yetişen gençlerin
ilk elden zehirlendiği bu yeni bilim anlayışının sonuçları bu tür forumlarda
her gün örneğini gördüğümüz gençler tarafından
kanıtlanmaktadır.Araştırmayan,sorgulamayan,muhakemeden yoksun bir kuşağın
yetiştirilme nedenleri bu gün bir ulusun iki haftada çökertilebildiği gerçeği
ile harmanlandığında daha iyi anlaşılacaktır.Ulusal çıkarlarını savunma direnci
,beyinlerindeki ulusal bilincin yerine oturtulan ümmet bilinci ile
etkisizleştirilen muhtemel işbirlikçi kuşaklar yarın ,ülkeyi zaten kuşatmış
olan emperyalistlerin fiili işgalleri karşısında ıraklı Arab gibi işgalcinin
elini öpen ve kendi bayrağını kendi eli ile indirip işgalcinin bayrağını çeken
robotlar olarak karşımıza çıkacaktır.