Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık

 

 

Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık

February 2 2003 at 12:29 PM Mantık  (no login)

from IP address 172.161.70.43

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Truman State University profesörlerinden olan Taner Edis'in Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık akımını Amerikan toplumuna tanıtmak amacıyla yazdığı bir yazının özet çevirisi (bazı ufak ekleme çıkarmalarla):

 

 

 

Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık

 

 

"Darwin Günü" olsa olsa ABD'de düşünülebilirdi. Çünkü, bilindiği gibi endüstrileşmiş toplumlar arasında yaratılışçılık hareketinin en güçlü olduğu ülke ABD'dir ve okullardaki ders programıyla ilgili tartışma yaratır durur. Diğer ülkelerde de evrim karşıtlığı zaman zaman kendini gösterir fakat yaratılışçılığın ABD'deki pazarı en geniştir. Ken Ham "Yaratılış (genesis)'ten cevaplar"ini Avustralya aksanıyla sunabilir ama en iyisinin ABD'ye göçmek olduğunu kendisi de görmüştür.

 

Elbette Amerika, dinin toplumdaki etkisinin güçlü olduğu tek ülke değildir. Dünya çapında dinsel uyanışın görüldüğü şu dönemde, özellikle islam dünyası geleneksel değerlerine bağlılığıyla dikkati çekmektedir. Fakat, yakın zamana kadar "yaratılış bilimi" islam dünyasında görünmemekteydi. Çünkü, darwinci evrim kuramına eğitim ve entellektüel alanda dahi nadir olarak rastlanmaktaydı.

 

1873'de Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mithat Efendi yazılarının birinde Darwin'in teorisinden bahsetmiş ve din alimleri hemen bir fetva çıkarıp kendisini kafir ilan etmişlerdi. 20. yüzyılda, din alimleri çoğu ülkede güçlerini kaybettiler ve Batı kaynaklı düşüncelerin etkisi arttı. Yine de, müslüman düşünce adamları ya evrim diye birşeyin varolmadığını, ya da canlılarda gerçekleşmiş olabilecek herhangi bir gelişimin direk tanrısal yönlendirme ile gerçekleştiğini kabul ettiler. Nitekim, kuran özel bir yaratımdan (özellikle insanlar için) bahsetmekteydi ve modern bilimin kabul ettiği doğadaki kör işleyiş yanlış olmak zorundaydı. Darwin'ci bakış açısı batı dünyasındaki birbaşka dini ve ahlaki yozlaşmadan başka birşey değildi. Böylece müslüman düşünce adamları, Darwin'i reddedişlerinin üzerinde fazla durmak ve söz söylemek zorunda hissetmediler pek kendilerini.

 

ABD'de yaratılışçılık, dinsel açıdan muhafazakar bireylerin toplum kademelerinde yükselip, teknik bilginin değerli görüldüğü çevrelere katılmaya başlamalarıyla popülerleşti. Bu kişiler, hem toplumdan aldıkları geleneksel değerleri koruma, hem de bilim ve teknolojiye saygı duyma kaygısı güden kişilerdi. "Bilimsel yaratılışçılık" bunu yapıyor olma görünümündedir. İlginç bir biçimde, geçtiğimiz dönemlerde benzer bir durum islam dünyasında da gerçekleşmeye başlamıştır. Özellikle islam dünyasının uzun zamandır en modern ülkesi olan Türkiye'de, son birkaç onyıllık dönem, dinsel uyanışın ve küresel bir kapitalist ekonominin parçası haline gelen dinsel açıdan muhafazakar kesimin güç kazanmaya başladığı bir dönem oldu. Böylece, hiç de sürpriz olmayan bir şekilde, yaratılışçılık yakın zamanlarda Türkiye'de büyük bir patlama gösterdi ve diğer islam ülkelerini de etkiledi. Batı ülkelerinde yaşayan (yine eski dinsel inanışlar ve modern dünya arasında kalmış) müslüman göçmenler de yaratılışçılık akımıyla (genellikle Türkiye'den ithal edilmiş) tanıştılar.

 

Türk yaratılışçılık hareketine damgasını vurmuş tek bir isim vardır: Harun Yahya. Bu ismin, dini bir grubun lideri olan Adnan Oktar'ın kullandığı takma bir isim olduğu söylenmektedir. Fakat Yahya'ya atfedilen o kadar çok yazı, kitap, makale, video ve web sayfası vardır ki, tüm bunların tek bir kişinin üretimi olduğuna inanmak güçtür. Ayrıca, dini liderlerin entellektuel becerileri genellikle mensup oldukları grup tarafında abartıldığından ve inanılmaz duzeydeki bir entellektuel üretkenlik, bir tür modern mucize gibi gözüktüğünden, tüm bu yayınların tek bir isme atfedilmesi yaratılışçı kesim tarafından tercih edilmektedir. Dolayısıyla, Harun Yahya gerçek bir kişi değil, daha çok Türk yaratılışçılık hareketinin temsilcisi olan bir isimdir denebilir.

 

Harun Yahya'nın ürünlerinde en çok dikkati çeken özellik, ne kadar modern ve medyatik olduklarıdır. Yahya çağından önce, yaratılışçı fikirler dinsel çevrelerde kısıtlı kalmıştı ve bu yazılar doğada mevcut ve gerçekiği açık "zeki tasarım"a gönderme yapan, söylenmesi bile gereksiz bulunan, okuyup kenara atılacak referanslardan ibaretti. Evrim'in reddi, asıl büyük ve daha önemli konuları işleyen dinsel kitaplarda bir paragrafla geçilen, nispeten önemsiz bir konuydu. Bazı dini gruplar, kendi "bilim" dergilerinde evrime saldırdılar, fakat bunun etkisi de sınırlıydı. Tüm medyayı kullanan, büyük üretime sahip ve devamlı evrimin sebep olduğu kötülüklere saldıran bir yaratılışçı hareket, duyulmamış birşeydi. Yahya'nın üretimi olan eserler, daha öncekilerle karşılaştırıldığında çok farklıydı. Tümüyle renkli, iyi kalite kağıda basılmış, göz alıcı bir şekilde düzenlenmiş ve her çeşit modern medyayı kullanan eserlerdi bunlar.

 

Şurası açıktır ki, Yahya'nın projesi muazzam kaynaklar kullanmaktadır. Bu materyallerin getirdikleri gelirle kendilerini finanse edebildikleri şüphelidir. Bu eserlerin fiyatları ucuzdur, hatta pek çok esere ücretsiz olarak ulaşmak mümkündür. Yahya'nın aylık "bilim ve kültür dergisi" Mercek'in Ağustos 2002 sayısı iki bedava VCD içermekteydi ve fiyatı 1.80 dolardı. İçinde ise Yahya'nın ürünlerine ait olmayan tek bir reklam bulunmaktaydı, ki o da bir ingilizce öğrenme setinin reklamıydı. (Derginin hedef kitlesi olan, toplumda yukarı doğru çıkmakta olan muhafazakar kesim için önemli bir ürün). Yahya'nın web sayfaları, Yahya'ya ait pek çok kitabı, değişik dillerde ücretsiz olarak yayınlamaktadır. Türk yaratılışçılığı uluslararası hale gelmiştir ve Yahya'nın kitapları Londra'da ve İstanbul'daki pek çok kitapçıda yer almaktadır. Tüm bu organizasyonun ardındaki finansal kaynak ise bilinmemektedir. Kayıt dışı ekonomiyi kontrol altına alamamasıyla, hatta pek çok işyerinden vergi toplayamamasıyla ünlü Türk devleti ise dini vakıflara yaptırım uygulayamamakta, onları kontrol altına alamamaktadır.

 

Yahya'nın eserlerine ait birbaşka ilginç özellik ise, bunların ne kadarının hemen hemen hiç değişikliğe uğratılmadan ABD'deki Institute for Creation Research (ICR) kurumun yayınlarından alınmış olduğudur. Kuran yaratılış hikayesinde İncil kadar spesifik olmadığından (örneğin dünyanın yaşı konusunda), İslami yaratılışçılar genellikle yaşlı dünya fikrine izin vermekte ve Batı yaratılışçılığındaki "genç dünya" akımından ziyade "yaşlı dünya" akımına ait fikirleri savunabilmekte ve bu sebeple, örneğin "tufan jeolojisi" gibi genç dünya yaratılışçılığına ait fikirleri es geçebilmektedir. Fakat geri kalan her şey oradadır. Bizlerin, protestan mezhebine ait bir tuhaflık olarak görmeye alıştığımız ICR stili yaratılışçılık, İslam'a başarılı bir şekilde uyarlanmış gözükmektedir.

 

Peki, Yahya ile kim mücadele etmektedir? Malesef, Türkiye'de Yahya karşısındaki muhalefet çok zayıftır. Türkiye, "gelişmekte olan" bir devlettir (ki bu, IMF tarafından yönetilen, yoksul ve politik istikrardan yoksun ülkelere yakıştırılan kibar bir terimdir) ve Türk bilim çevresi zayıftır. Bırakın yaratılışçı hareketin sahip olduğu düzeyde kaynakları, yaratılışçılığa karşı çıkabilecek birleşik bir ses olmaktan bile acizdir Türk bilim çevresi. Arada bir laik kesimden Yahya ile ilgili şikayetler yükselir, fakat son zamanlarda bu laik kesim de ellerini kavuşturup, belki Avrupa Topluluğu bizi aldıktan sonra herşey düzelir diye ummaktan başka birşey yapamamaktadır.

 

Yine de Darwin'in dostları, iyimser olmak için birkaç sebep bulabilmektedir. Ne de olsa, yaratılışçılık bir "tepki"dir ve Harun Yahya'nın varolması bile evrimci fikirlerin Türk toplumuna girdiğinin ve muhafazakar dinci kesimin bir önlem alma ihtiyacı hissettiğinin bir kanıtıdır. Ve Yahya'nın islam dünyasına ait diğer ülkelerde de adını duyurmaya başlaması, evrimin oralara da girdiğinin bir göstergesidir.

 

Fakat, öte yandan, kötümser olmak için daha fazla sebep vardır. Yahya, kamuoyunun dikkatini çekmeyi başarabilmiştir ve bu konuda fazla bir engelle karşılaşmamıştır. Türk hükümetlerindeki muhafazakarlık miktarı artıp azaldıkça, ortaokul ve lise biyoloji ders kitaplarındaki yaratılışçılık miktarı da artıp azalmaktadır, fakat evrim, varolduğu durumlarda bile, dersin son konusu olmak üzere kenara atılacak ve dönem sonunda işlemek için çoğu kez kendisine vakit bile kalmayacak (bırakılmayacak) bir konudur. Evrenin ve doğanın karmaşıklığının ancak ilahi bir güçten kaynaklanabileceği fikri islam inancında çok derindir ve müslümanlar büyük ihtimalle uzun bir süre daha evrimi yanlış bir teori ve hatta tüm kötülüklerin kaynağı bir ideoloji gibi görmeye devam edeceklerdir. Harun Yahya fenomenini, Batı dünyası olarak bizler dikkatlice izlemeli ve bu olaydan birşeyler öğrenmeye çalışmalıyız, çünkü bizde de evrimi kültürümüzden atmaya çalışan ve bu konuda başarılı olma ihtimali bulunan bir yaratılışçılık hareketi bulunmaktadır.

 

Taner Edis

 

 

Author Reply

HACI

(no login)

66.30.227.242 YARATICILIK UZERINDE BU KADAR COK ISRAR ETMENIN ANLAMI NE OLABILIR? February 2 2003, 3:37 PM 

 

Mantik;

Eline saglik.. Adnan Oktar fenomenine ilginc bir perspektif getiren Taner Edis'e ait bu yaziyi astigin icin sana tesekkur ediyorum... Ileti acikca bazi Islami cevrelerin Bati'dan, ozellike Protestan Amerika'dan esinlenmesi, hatta yardim gormesi olasaligini ihsas ediliyor. Oldukca mantikli.. Ilginc olarak ileti ayni zamanda Turkiye'de bilgi birikiminin olusmaya basladigini ama, henuz yetersiz olduguna da isaret ederek, bizlerden daha yogun caba gostermemizi, cesur ve yorulmaz olmamamizi istiyor ve bekliyor. Gelecek hic de kotumser degil elbette. Yaratilcilik sacmaligi gorunuse gore bilimsellige gecis sirasinda gecmemiz gereken bir ara donem gibi duruyor. Taner Edis'e gore Islam'in boylesine tartismali bir dar bogazdan gecisi bile bir ilerleme.. Ancak yazar Turk aydinlarinin ve bilim adamlarinin yeterince etkin olmadiklarindan yakiniyor.... Turkiye'de bile, bilimsel oldugu iddia edilen Islam'in, sindirici bir etkisi var. Turkiye'de Darwinizm odemiyor.. Politik olarak dogru degil.. Bence butun bunlar gecici bir fenomen. Bugun bile Amerika'da yaraticilik oldukca guclu ve cok iyi organize olmus bir orgut diyebilirim. Daha gecen hafta, evrime inanmayan Biyoloji talebesine iyi referans vermeyen bir biyoloji ogretmeni dava edildi. Dinsel yaraticiligin ve inanclarin ozgur olarak dile getirilmesini bazi Amerikalilar dusunce ozgurlugunun kapsami icinde goruyorlar. Evrimi elestirmenin ve reddetmenin bu konteksde mutala edilmesi gerektigi uzerinde israr ediyorlar. Bu sapkin ortamda evrime inanmayan biyoloji talebeleri ortaya cikabiliyor ve mevcut yonetime meydan okuyabiliyor..

Dedigim gibi bunlar hem Amerika hem de Turkiye ve diger dunya ulkelei icin gecici bir fenomen. Turk insanlari uyanip, aydinlandikca once bir sure yaraticilarin tuzagina dusecek, sonra bilince kavusarak, bilimsel evrim kuramini kesfedecektir.. Bu da bir tur evrimdir ve kacinilmazdir..

Benim anlamakta zorluk cektigim, bazi protestan cevrelerin bu alana neden bu kadar cok parasal ve diger yatirimlar yaptiklaridir.. Bunu anlayan varsa beri gelsin.. Gorunuse gore adamlar bazi hain Musluman'lari bile ellerine gecirmisler, parmaklarinda oynatiyorlar.. Ama neden? Neden yaraticilik kavramina bu kadar buyuk onem veriyorlar. Katolisizmin bile evrime ilimli baktigi gunumuzde Protestanlarin bu tutumunu anlamaya olanak yok..

 

Selam

Haci

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.33 Harun Yahya February 2 2003, 7:31 PM 

 

Harun Yahya sanal bir kişiliktir.

 

Bizler zaman zaman bu adı Adnan Oktar la özdeş kullanıyorsak ta bu konuyu ikide bir açıklama zahmetinden kaçındığımız içindir.

 

Adnan Oktar Harun Yahya sanal kişiliğinin ardındaki gerçek kişi değildir.çünki A.Oktar daha önce cemazeyülevvelini sergilediğimiz gibi parçalanmış bir ailenin üvey baba tacizi altında büyümüş ezilmiş,orta okulda cinsel tacize uğramış,böylece eğitimini yarım bırakmış çeşitli sahtekarlıklardan hapislere girip çıkmış toplum dışı uyuşturucu müptelası zavallı savunduğu daha doğrusu bir araç olarak kullandığ dinini bile bilmeyen bir psikopattır.Uluslararası suç örgütleri bu tür toplumun dışına itilmiş ve kimlik arayışı içindeki gençleri bularak çeşitli operasyonlarda kullanırlar.bu tür stratejiler Abdi İpekçi cinayetinde ve Turgut Özal suikast girişiminde olduğu gibi psikopatik kişiler kullanılarak gerçek kişilerin perde arkasında kalmalarına yöneliktir.Adnan oktar bu işler için biçilmiş bir kaftandır.çünki onun arkasında sorumluluk duyacağı bir aile, çoluk çocuk yada korumak zorunda olduğu bir aile soyadı yoktur.yani kaybedeceği yada ardından ağlayacak birileri yoktur.değişken psikopatik kişiliği ile bu yüzden seçilmiş ve kullanılmaktadır.A.Oktar kökü dışarıda olan bu evrensel boyuttaki suç örgütünün direk muhatabı değildir.O sadece tüzel ilişkilerde muhatap edilecek olan kişiliktir.Harun Yahya sanal isminin kullanılmasının nedeni ise bellidir.ne tür suç işlenirse işlensin gerçek dışı,sanal kişi olması bakımından düşünülmüştür.bir kalkan bir maskedir.Harun ve Yahya isimleri bilinçli olarak seçilmiştir.kutsal kitapların tümünde geçen adlar olarak sempatik ve tanıdık olduğu için seçilmiştir .bu iş için Adnan hele Oktar hiç islami ve de ilahi adlar değildir.yani inceden inceye tasarlanarak seçilen ardında bir”zeka” bulunan “tasarımlar”dır.bu tür organize olmuş evrensel suç örgütleri çok dikkatli olmak durumundadırlar çünki verecekleri en ufak bir falso organizasyonu çorap söküğü gibi çözecek ve yok edecektir.Harun Yahya nükleer Kuvantum fiziğinden genetiğe,molecular biyolojiden,antropolojiye zoolojiden astro fiziğe ,Marksizmden felsefeye kadar hemen her konuda ahkam kesmektedir.çoğu konulara sokak kültürü ile değinmesine karşılık çok spesifik konuları çarpıtmak bile belli bir bilimsel düzey gerektirmesi açısından bu sanal kişiliğin arkasında geniş bir ekip olduğu açıktır.bu ekibin sanal kişilik ardında gizlenmesi ise yaptıkları işin yasa dışı olduğunu bilmelerindendir. Çünki bilimi çarpıtarak halkı yanılgıya sürüklemek ve kafalarında asılsız soru işaretleri bırakmak suçtur.bunun bilinci ile hareket eden bu suç örgütünün üst kurumu BAV diye bilinen ve içinde ünlü kan tüccarı tescilli dolandırıcı kadın doğum doktoru Cihat Babuna nın da bulunduğu bilinmektedir.Bu suç örgütü BAV(bilim araştırma vakfı)nın bağlı bulunduğu üst kurum olan ABD Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü (Institute for Creation Research-ICR) bünyesinde faaliyet gösterir. Üst kurumun adı "yaratılış araştırma enstitüsü" olmasına karşın BAV ın "bilim araştırma vakkfı" şeklinde “bilim”sözcüğünü kullanması halkı kandırmaya yönelik bir girişimdir.oysa ABD de bu tür yanıltıcı bir ad kullanmak suç olduğundan “bilim” sözcüğü kullanılmamıştır.ama ülkemizde ne yazık ki bu konularda yasal boşluklar bulunduğundan toplumu yanlış yönlendirmeye yönelik bu tür ayak oyunlarına göz yumulmaktadır. BAV ın bağlı olduğu üst kurum Yaratılışı araştırıyor bizimkilerse bilimi.oysa bilimi araştıran bir alay bilimsel organizasyonlar var bilim dünyası içinde BAV a ne oluyor diyen yok.sonra BaV bilimi nerede araştırıyormuş acaba.Cahit Babuna A.Oktarın müridi olan kızlarının vaginasında arıyorsa bulamaz.Bir söylentiye göre ise C.Babunanın kızlarının A.Oktar tarfından kayda alınmış filmlerin bir şantaj unsuru olarak Babunaya dayatılmasıdır. bu şantajcı suç örgütü vakfın ardından giden dangalaklara ne demeli? salt islamı savunma kisvesi altında etkinlikte bulunuyorlar diye düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile hareket edilmesi ve bu suç örgütünün sitelerinden copy yaptıkları ters yüz edilmiş bilimsel bulguları hiçbir bilgileri olmaksızın ,sorgulamadan araştırmadan doğru kabul etmeleri dinsel eğilimlerini okşamaktan başka bir işe yaramaz.ama din kullanılarak tuzağa düşürülen saf kızların inançlarının sömürülmesi onların bu guruba şantaj filmleri ile katılıp birer seks kölesi olarak kullanılmalarının inançlı insanlarca nasıl hazmedildiği merak konusudur.Hiç sormuyorlarmı acaba bunlar bilimi hangi laboratuvarlarında araştırıyorlar diye.hangi ekiple hangi ödenekle ve nerede.Hangi ünüversitenin desteğinde.internette bilim arayan İCR nin masallarını dilimize çevirip yayınlamak bilim araştırması oluyorsa diyecek bir şey yok.Sonra bir düşünün .İRC nin istanbul toplantısının açılış konuşmasını yapan kişi ünlü sanık Bahadır Güven.kimdir bu kişi ?hiçbir tahsili olmayan baba parası yiyen A.Oktarın parasal işlerini kontrol eden daha önce telefon görüşmelerini yayınladığımız ve orada kızları nasıl tuzağa düşürp seks objesi yapmak içi gizli kameraya alan bir serseri bu toplantının açılış konuşmasını yapacak,ve yanı başında da ünlü profesörler diye yutturulan İCR üyeleri olacak ve bunlar bilim araştıracaklar öylemi? Bilim araştırmak yitik araştırmak gibi bir şey değildir.bilim şeytan aldı götürdü bulamadangetirdi diye araştırlmıyor.bilim araştırmanın nasıl bir şey olduğu hakkında fikir vermesi bakımından İnsan genomu projesinin ardındaki bilinmeyen çalışmaları kronolojik olarak kaba başlıklar altında vermek istiyorum.bilim nasıl araştırılıyormuş biline.

 

 

Watson ve Crick'in, DNA çift sarmallı yapısını keşfetmelerinden günümüze dek uzanan insan genomu projesinin sürecini, aşağıda bulacaksınız. Bu süreç Science ve Nature Dergilerinden yararlanarak hazırlandı.

1953

· James Watson ve Francis Crick DNA'nın ikili sarmal yapısını keşfettiler.

1972

· Paul Berg va arkadaşları ilk Rekombinant DNA molekülünü yarattılar.

1977

· Harvard Üniversitesi'nden Allan Maxam ve Walter Gilbert ile Britanya Tıp Araştırma Konseyi'nden Frederick Sanger, birbirlerinden bağımsız olarak DNA dizgesinin belirlenmesi için yeni yöntemler geliştirdiler.

1980

· Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden David Botstein, Stanford Üniversitesi'nden Ronald Davis ve Utah Üniversitesi'nden Mark Skolnick ile Ray White, RFLP'lere dayalı tüm insan genom haritasının oluşturulmasına yarayacak bir yöntem önerdiler.

1982

· Şimdi Japonya'daki RIKEN'de bulunan Akiyoshi Wada, otomatik dizge önerisinde bulunarak bu yönde robotların oluşturulması için Hitachi'den destek alır.

1984

· Columbia Üniversitesi'nden Charles Cantor ve David Schwartz, "atar alanlı elektroforez" i geliştirdiler.

· Britanya Tıp Araştırma Konseyi bilim adamları, Epstein-Barr virüsünün DNA dizgesini tümden çözdüler.

1985

· California Üniversitesi'nden Robert Sinsheimer, insan gen haritasının çıkartılması tasarısının uygulanabilirliğini tartışmak üzere bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

· Cetus Corp. Şirketi'nden Kary Mullis ve meslektaşları, çok sayıda DNA kopyasının elde edilmesine yarayan "PCR" adlı bir yöntem geliştirdiler.

1986

· Britanya Tıp Araştırma Konseyi'nden Sydney Brenner, insanın gen haritasının oluşturulması amacıyla Avrupa Birliği'ne ortaklaşa bir program başlatılması çağrısında bulundu. Bu arada kendisi, Konsey bünyesi içinde ufak çapta bir gen projesi başlattı.

· ABD Enerji Bakanlığı Santa Fe'de insan gen haritasının oluşturulması yönünde bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Salk Enstitüsü'nden Renato Dulbecco, bir gazetede insan gen haritasının çıkartılmasına destek verdi.

· New York'taki Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda yapılan "Homo Sapienelerin Moleküler Biyolojisi" adlı toplantıda insan gen haritasının çıkartılmasının yararları ateşli bir biçimde tartışıldı.

· California Teknoloji Enstitüsü'nden Leroy Hood, Lloyd Smith ve arkadaşları ilk otomatik DN dizge makinesini kamuya duyurdular.

· Charles DeLisi, 1987 mali yılı bütçesinden 5.3 milyon dolar ayırarak, Enerji Bakanlığı bünyesinde genetik çalışmalara başladı.

1987

· Walter Gilbert, ABD Ulusal Araştırma Konseyi, gen heyetindeki görevinden istifa ederek, insan geni haritasının oluşturulması ve veri satışını hedefleren Genome Corp. ile çalışmayı tasarladığını bildirdi.

· Bir danışmanlık ekibi insan gen haritasının oluşturulması ve genetik dizilimin belirlenmesi için Enerji Bakanlığı'nın 7 yıl içinde 1 milyor dolarlık bir yatırım yapmasını istedi.

· Washington Üniversitesi'nden David Burke, Maynard Olson ve George Carle, klonlamaya yarayan YAC'leri üreterek ekleme boyutunu 10 katına çıkarttılar.

· Collaborative Research Inc.'den Helen Donis-Keller ve meslektaşları 403 imden oluşan "ilk" gen haritasını yayımlayarak kredi ve ayrıcalıklar konusunda bir tartışmanın alevlenmesine yol açtılar.

· DuPont bilim adamları ışınırlı zincirleme-sonlu dideoksinükleotidlerden oluşan ve DNA dizgesini hızla belirleyen bir yöntem geliştirdiler.

· Applied Biosystems Inc. Şirketi, Hood teknolojisine dayalı, ilk otomatik dizge makinesini piyasaya sundu.

1988

· Ulusal Araştırma Konseyi, İnsan Genomu Projesi'ni onaylayarak bu alanda yılda 200 milyon dolarlık ek bir ödenek ayrılması ve aşamalı bir yaklaşım uygulanması isteminde bulundu.

· Reston, Virginia'daki bir toplantıda destek gören ve o sırada Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün başkan olan James Wyngaarden, insan genomu projesinde sorumluluğun öncelikle Enstitü'ye verilmesi gerektiğini öne sürerek önderliği Enerji Bakanlığı'ndan devraldı.

· İlk genom toplantısı Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda gerçekleştirildi.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü "İnsan Genomu Araştırma" bölümünü kurarak başına Watson'u geçirdi. Watson, genom çalışmalarına ayrılan bütçenin bir bölümünün toplumsal ve törel konularla ilgili araştırmalar için harcanması gerektiğini bildirdi.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı aralarında bir ortak çalışma ve hoşgörü antlaşması imzaladılar.

1989

· Rockefeller Üniversitesi'nden Norton Zinder, İnsan Genomu Projesi ile ilgili ilk program danışmanlık heyeti toplantısına başkanlık etti.

· Olson, Hood, Botstein ve Cantor STS'lerden yararlanılan yeni bir haritalama stratejisinin ana hatlarını çizdiler.

· Enerji Bakanlığı ile Ulusal Sağlık Enstitüsü, İnsan Genomu Projesi'nin törel, yasal ve toplumsal etkilerini incelemek üzere ortak bir heyet oluşturdular.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü ofisi, devlet destekli Ulusal İnsan Genomu Araştırma Merkezi'ne taşındı.

1990

· Üç grup tarafından kılcal (kapiler) elektroforezi üretildi. Ekiplerden birine Lloyd Smith (Nükleik Asitler Araştırması, Ağustos, ikincisine Barry Karger (Analitik Kimya, Ocak), üçüncüsüne ise Norman Dovichi (Journal of Chromatography, Eylül) önderlik etti.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı, 5 yıllık bir plan hazırladılar. Planın hedefleri arasında eksiksiz bir gen haritasının oluşturulması, her 100 kb'de bir imleri olan fiziksel bir harita ve 2005 yılına dek örnek organizmalardaki toplam 20 Mb DNA'lık dizgenin belirlenmesi yer alıyordu.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü, dört örnek organizma üzerinde geniş kapsamlı dizilim belirleme deneylerine başladı. Organizma örnekleri, Mycoplasma cpricolum, Escherichia coli, Caenorhabditis elegans ve Saccharomyces cerevisiae idi. Araştırma ekiplerinin her biri üç yıl içinde 3 Mb dizgesinin 75 sentten belirlenmesini kabul etti.

· İnsan Genomu Projesi'nin resmi olarak başlatıldığı tarihi 1 Ekim olarak ilan ettiler.

· Ulusal Biyoteknik Bilgi Merkezi'nden David Lipman, Eugene Myers ve arkadaşları dizilimlerin sıralanmasıyla ilgili işlemsel süreci içeren BLAST'i yayınladılar.

1991

· Ulusal Sağlık Enstitüsü'nden J. Craig Venter, özel genlerin bulunmasına yarayan bir yöntemi kamuya sundu. Bir ay sonra, Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün bu tür kısmi genlerden binlercesi üzerinde patentli uygulamaya geçtiğini belirtince kıyamet koptu.

· Japonlar, pirincin genetik dizilimini belirleme çalışmalarına başladı.

· Tennessee, Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'ndan Edward Uberbacher, çok sayıda gen bulma programlarından ilki olan GRAIL'i üretti.

· Dönemin Ulusal Sağlık Enstitüsü Başkanı Bernadine Healy ile kısmi genlerin patentlenmesi konusundaki bir tartışma sonucunda, Watson Ulusal İnsan Genomu Araştırma Merkezi'ndeki görevinden istifa etti. Venter Ulusal Sağlık Enstitüsü'nden ayrılarak, Rockville, Maryland'deki kâr amacı gütmeyen Genom Araştırma Enstitüsü'nü kurdu. William Haseltine ise, enstitü ürünlerinin pazarlanması amacıyla kurulan kardeş şirketi İnsan Genomu Bilimleri'nin başına geçti.

· Britanya'nın Wellcome Trust Şirketi, 95 milyon dolarlık bir yatırımla İnsan Genomu Projesi'ne katıldı.

· Caltech'ten Mel Simon ve arkadaşları klonlama için BAC'ler ürettiler.

· ABD ve Fransa'dan ekipler ilk fiziksel kromozom haritalarını tamamladılar.

· Whitehead Enstitüsü'nden David Page ve meslektaşları Y kromozomunun haritasını çıkarttılar.

· Centre d'Etude du Polymorphisme Humain'den Daniel Cohen ile Généthon ve arkadaşları 21. kromozomun haritasını oluşturdular.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı veri ve kaynakların paylaşılması, bu konuda hızlı bir iletişimin sağlanması ve araştırmacıların verilerini 6 ay boyunca gizli tutmalarına olanak tanınması amacıyla bir tüzük yayınladılar.

· ABD'li ve Fransız ekipler, fare ve insanın genetik haritalarını tamamladı.

1993

· Michigan Üniversitesi'nden Francis Collins, İnsan Genomu Araştırma Merkezi'nin başkanlığına getirildi.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı 1993-98 dönemi için yeniden gözden geçirilmiş bir tasarı yayınladılar. Tasarının hedefleri arasında, 1998 sonuna dek 80 Mb'lik DNA diziliminin belirlenmesi ve insan genom haritasının da 2005'e dek tamamlanması yeralıyordu.

· Wellcome Trust ile Tıp Araştırma Konseyi, ortaklaşa olarak Güney Cambridge'deki Hinxton Hall Sanger Merkezi'ni açtılar. John Sulston yönetimindeki merkez, uluslararası konsorsiyumun en önde gelen dizilim belirleme laboratuvarlarından biri konumuna geldi.

· GenBank'ın veritabını, resmen Los Alamos'tan Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi'ne taşındı.

1994

· Iowa Üniversitesi'nden Weffrey Murray, Généthon'dan Cohen ve meslektaşları insan genomunun genetik bağlantılarını tam olarak gösteren bir harita yayınladılar.

1995

· California Üniversitesi'nden Richard Mathies ve arkadaşları, geliştirilmiş dizilim belirleme boyaları üretti.

· Michael Reeve ve Carl Fuller, sabit ısılı polimeraz ürettiler.

· Genom Araştırma Enstitüsü'nden Venter ve Claire Fraser ile John Hopkins'den Hamilton Smith, serbest yaşayan bir organizma olan, "Haemophilus influenzae" ile ilgili ilk dizilimi yayınladı.

· Japon hükümeti, 5 yıllık bir dönem için, Tokai, Tokyo ve Keio Üniversitelerinden çeşitli dizilim belirleme ekiplerine toplam 15.9 milyon dolarlık bir fon ayırdı.

· Stanford Üniversitesi'nden Patrick Brown ve arkadaşları, cam baskı bir mikro dizgeden yararlanarak, tamamlayıcı DNA araştırmaları üzerine bir rapor yayınladılar.

· Whitehead ve Généthon'dan araştırmacılar, (Whitehead'den Lander ve Thomas Hudson başkanlığında) fiziksel bir insan genom haritası yayınladılar.

1996

· Uluslararası İnsan Genomu Projesi'nin ortakları, dizilimle ilgili verilerin 24 saat içinde kamu veritabanına aktarılmasını kabul ettiler.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü, insan genom dizgesiyle ilgili geniş kapsamlı araştırma yapan altı ekibe mali destek sağladı.

· Afimetriks, DNA yongalarını piyasaya sundu.

· Enerji Bakanlığı, BAC klonlarının uçlarındaki dizilimlerin belirlenmesi amacıyla, toplam 5 milyon dolarlık altı pilot proje başlattı.

· Uluslararası bir konsorsiyum, "S. cerevisiae" adlı mayanın tam genetik dizgesini kamuya açıkladı.

· RIKEN'den Yoshihide Hayashizaki ve ekibi, farenin tamamlayıcı DNA'larının tam boy ilk dizisini tamamladı.

1997

· Ulusal İnsan Genomu Araştırma Merkezi, terfi ederek, Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü'ne dönüştü

· Enerji Bakanlığı Ortak Genom Enstitüsü'nü kurdu.

· Fred Blattner, Guy Plunkett ve Wisconsin Üniversitesi'nden meslektaşları, 5 Mb'lik E. coli'nin DNA dizgesini tamamladılar.

· Molecular Dynamics, bir kılcal dizilimini makinesi olan, MegaBACE'yi kamuya tanıttı.

1998

· Ulusal Sağlık Enstitüsü, SNP'lerin bulunması amacıyla yeni bir proje başlattığını ilan etti.

· Japonya, ABD, AB, Çin ve Güney Kore'den temsilciler, pirinç gen diziliminin belirlenmesi amacıyla oluşturulacak uluslararası bir ortak çalışmanın ana hatlarını görüşmek üzere Japonya'nın Tsukuba Kenti'nde bir araya geldiler.

· Washington Üniversitesi'nden Phil Green, Brent Ewing ve arkadaşları dizge belirlemede kullanılan verileri kendiliğinden yorumlayan "phred" adlı bir program yayınladılar.

· PE Biosystems Inc. "PE Prissm 3700" adlı kılcal dizgeleme makinesini piyasaya sundu. Vender "Celerra" adlı yeni bir şirketin kurulduğunu ve bu şirketin, 300 milyon dolarlık bir yatırımla, üç yıl içinde insan genom diziliminin belirleyeceğini bildirdi. Buna karşılık, Wellcome Trust, İnsan Genomu Projesi'ne ayrılan fon miktarını ikiye katlayıp, 330 milyon dolara çıkartarak, dizge belirleme çalışmalarının üçte birini üstlendi.

· 2001 yılına dek insan genomunun "geçerli bir taslağını" oluşturmak hedeflendi. Bu arada taslağa son şeklinin verilmesi ile ilgili tarihi 2005 yılından 2003'e alındı.

· Sanger Merkezi'nden Sulston ile Washington Üniversitesi'nden Robert Waterston ve arkadaşları, C. elegans'ın genetik dizgesini belirleme çalışmalarını tamamladılar.

1999

· Ulusal Sağlık Enstitüsü, ilk taslağın tamamlanma tarihini yeniden öne alarak, bu kez 2000 baharı olarak belirledi.

· Wellcome Trust'un yanısıra on şirket verilerin her üç ayda bir kamuya iletilmesi amacıyla SNP konsorsiyumunu başlattı.

· Ulusal Sağlık Enstitüsü, üç yıl içinde farenin genom diziliminin belirlenmesi amacıyla, 130 milyon dolarlık bir proje başlattı.

· İngiliz, Japon ve Amerikalı araştırmacılar insanın 22 numaralı kromozomunun ilk dizilimini tamamladılar.

2000

· Celera ve arkadaşları, 180 Mb'lik "Drosophila melanogaster" adıyla bilinen meyve sineğinin genetik dizgesini belirlediler. Böylelikle, bu tarihe dek belirlenmiş en büyük gen dizgesine imzalarını atan ekip, aynı zamanda Venter'in tartışmalı (shut-gun seqvencing) "tüm-genom atışı" yönteminin geçerliliğini de kanıtlamış oldular.

· Alman ve Japon araştırmacılar başkanlığındaki İnsan Genomu Projesi Konsorsiyumu, 21. kromozomun tam dizgesini yayınladı.

Beyaz Saray'da yapılan bir törenle, İnsan Genomu Projesi ve Celera, ortaklaşa olarak insanın genetik diziliminin ilk taslağının tamamlandığını ilan ederek, aralarındaki çekişmenin sona erdiğini ve birlikte çalışmayı sürdüreceklerini belirttiler.

 

 

 

 

Arkasında dev ülkelerin ,dev organizasyonların,dev şirketlerin,dev üniversitelerin, dev bilim adamları ve dev ödeneklerin bulunduğu bu proje henüz tamamlanmamıştır.

 

Ama allahın izni ile bilim aradıklarını söyleyen dolandırıcılar güruhunun bu dev kuruluşların bulgularını ve aralarındaki tartışma konularını çarpıtarak (evrimcilerin itirafları)kendi bulgularıymışcasına cahil insanları bilimden soğutmaya yönelik cüretleri

Boşuna uğraşlardır.

Bilim bu tür şebekeleri dikkate bile almadan onurlu yolunda ilerleyecektir.

 

 

BAV ın bu tür çalışmalardan ne gibi çıkarları olabilir? bu konuyu başka bir yazıda ele alacağım.

 

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.157.199 Düzeltme February 3 2003, 1:24 AM 

 

Yukarıda bahsi geçen şahıs Cihat değil Cevat Babuna'dır.

 

Cihat ismini duymadım ancak,Cahit Babuna isimli bir Onkoloji Profesörü vardır ve kardeşi olduğu halde onun bu konu ile bildiğim kadarı ile ilgisi yoktur.

 

İlgisiz kişilerin zan altında kalmamasına dikkat edilmelidir.

 

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 özür February 3 2003, 2:04 AM 

 

Cevat Babuna yanlışlıkla Cihat diye yazılmıştır.kamuoyu kastedilen kişiyi yakından tanımaktadır.

 

Deha dikkatin için teşekkür ederim.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 4:33 AM 

 

Prf.Cahit Babuna Cevat Babunanın kardeşidir.kan toplama kampanyasına bilerek yada bilmeyerek o da öncü olmuştur.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 6:03 AM 

 

Harun Yahya olayına bakarken bu sanal kişilik yada olayda sadece bir piyon olan kokainman sapık Adnan Oktar üzerinde odaklanmak bu organizasyonun ardındaki suç şebekesinin amacına ulaşmasını ekmeğine yağ sürmesini sağlayacaktır.zaten onların da istedikleri dikkatleri bu iki isme çekerek çalışmalarını huzur içinde yürütmektir.

 

Bu suç şebekesinin bilimi hedef almasının ardındaki amaç inançlı insanların kolayca sömürülebilmeleri ve her şeye kolaylıkla inandırılabilmelerinden hareketle bu tür insanlardan oluşan bir kitlenin sempatisini kazanarak onları yedek bir güç olarak(maddi ve manevi)elde tutma gayretinden kaynaklanmaktadır.

 

Bu şebekenin merkezi ABD de bulunmakta olup daha önceki yazıda belirttiğim gibi "Institute for Creation Research-ICR"adını taşımakta olup direkt Moon tarikatına bağlıdır.inançlı arkadaşların "tarikat"sözcüğüne takılıp bu şebekenin allah yolunda etkinlik gösteren bir yardım kuruluşu falan zannedebilir.ama gerçek böyle değildir.Moon silah fabrikasına bile sahip olan çok uluslu bir finans kuruluşudur.Başında Koreli bir sözde rahip bulunmaktadır.daha önce ayrıntılarını Fetullah la ilgili topicte verdiğim bu şebekeyi derinlemesine ele almak istemiyorum.çok fazla yer kaplayacak okuyucuyu da sıkacaktır.ama ana başlıklara değinerek BAV nin kimlerele aşık attığının bilinmesi açısından önemlidir.

 

Bu suç şebekesinin Türkiyede sahneye koyduğu en büyük sahtekarlık bilindiği gibi" kan soygunu" dur.kamu oyunda her olayda olduğu gibi üzerinden bir hafta geçince unutulan bu çok önemli olayı yeniden anımsatmakta yarar var.

 

Kan biyolojik bir ürün olması nedeniyle pahalı bir maddedir.ayrıca insan genomunu incelemek için de çok önemli ve değerli bir mataryaldir.bu bağlamda çok ta stratejiktir.çünki bir ırkın gen haritasının çıkarılması için çok değerli bilgiler içermektedir..

 

Kan bilindiği gibi en kolay sömürülen maddelerin başında gelmektedir.yaşamsal bir sıvı olması nedeni ile istenildiğinde yenilenebilirlik özelliği ile kolayca verebildiğimizbu sıvının seçilmesi rastlantı değildir.

 

üstelik hasta olduğu iddia edilen BAV üyesi Cevat Babunanın oğlu Oktar Babunanın gerçekte hasta olup olmadığı bu konuda elinde bir belge olup olmadığı sorusu ancak olaylar kapandıktan sonra sorulmuş ama kanı alan üsküdarı çoktan geçmiştir.

 

Tamamen insanların dinsel ve milli duygularını sömürerek başlatılan bu kampanyadan tam 150,000 kan örneği alınmıştır.insanlar bazı illerde stadyumlara toplanarak bu kan örnekleri toplanmıştır.kampanyanın başında 15 gün ömrü kaldığı açıklanan OB için toplanan bu kanların analizinin birer dakikadan 150,000 dakika =104 gün=3,5 ay olduğu hiç kimse tarafından hesaplanmamış şuursuzca bu kampanya haftalarca sürdürülmüştür.üstelik bu toplanan kanların analiz için Almanyaya gönderilmesi ve bu ülkenin bu hizmet karşılığı bizden 1999 yılının parası ile 2Trilyon lira para istemesi de cabasıdır.kampanyanın içinde bir bit yeniği olduğu ortaya çıktıktan sonra sağlık bakanlığınca kampanyaya son verilmiş ve ne tesadüfki iki gün sonra gerekli kanın ABD de bulunduğu açıklanmıştır.tolanan salt kan ile sınırlı kalmamış ilik bankası kurma amacı ile de para toplanmış(1999 un parası ile 450 milyarTL ki bu onların açıkladığı paradır)ve bu paranında nereye gittiği anlaşılamamıştır.işin garip tarafı 3milyonUSDlik villada oturan Babuna ailesi tek oğulları için düzenlenen bu kampanyaya sadece 2,5 milyarTL ile katılmışlardır.

 

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 tezgah başlıyor.. February 3 2003, 6:18 AM 

 

Lutfen bu emaili tanidiginiz tum Turklere gonderin.

Asagida Tulin Hanimin ve Dr. Oktar'in emailini bulacaksiniz. -----

Son bir haftadir Trkiye'de, gerek tm TV- radyo kanallarinda, gerekse gazetelerde, arkadasimiz Dr. Oktar Babuna'nin hayatini kurtarmak iin lke apinda byk bir kampanya baslatildi. 35 yasinda beyin cerrahi olan arkadasimiz Dr.Oktar Babuna' nin, Amerika'da grenim grdg sirada lsemi hastaligina yakalandi. .Kendisi simdi bu hastaliktan dolayi 4 aydir Amerika'da (MD Anderson-Houston) lsemi tedavisi gryor. Bu hastaligin tedavisinde en etkili zm ilik nakli. Dnya apinda su ana kadar yapilan ok detayli arastirmalarla ilik uyumu olan bir kisiye daha rastlamadik. Uzmanlar lsemi hastalarina ilik nakli iin kendi irklarindan birini bulmalarini tavsiye ediyorlar. Uyum ihtimali bu sekilde olduka ykseliyor. BU NEDENLE BU UYUMLU KISININ TRK HALKINDAN BULUNMASI GEREKIYOR. Bu konuda basin yayin organlari araciligi ile Trkiye'de bir kampanya baslatildi. Ilik nakli operasyonunun, ilik veren kisiye HIBIR YAN ETKISI BULUNMAMAKTADIR. Uygun iligin bulunmasi ve hayatina devam edebilmesi iin sre 15 gn- 1 ay arasidir. Yapilacak test sonulari uygun bulunup yardimci olmayi kabul eden kisiye, naklin gereklestirilmesi halinde degeri 10.000.000.000 TL'dan az olmamak uzere para mukafati hediye edilecektir.

Sizden ricamiz ABD'de bulunan tanidiginiz tm Trk vatandaslarini bu duyuruyu bildirerek, ilgili hastanelerde Trk grencilerin kan vermelerini saglayip bu organizyonda yer almanizdir. Bulundugunuz evrede gerek Trk grenciler gerekse Trk kuruluslarini bilgilendirmeniz ve tesvik etmeniz mmkn m? Bize bu konuda acil olarak yardim edebilecek isimler nerebilir misiniz? Beraber nasil bir alisma yapabiliriz? Vaktimiz ok az!!

Trkiye'de her gn kan vermek iin yzlerce insan hem apa, hem de Ankara Ibni Sina Hastanesine uzun kuyruklar olusturuyorlar. Bu konuda herkes ok duyarli. Ancak ABD' deki Trk grencilerin organizasyonu eksik. Hatta ilik naklini, organ nakli sananlar bile var.

Sormak istediginiz herhangi bir soru varsa bize bu e-mail ile ulasabilirsiniz. Acil cevabinizi bekliyorum.

Tlin Isildar

(Bulundugunuz bolgede kan testi yaptirabileceginiz hastane isimlerini biz size istenildigi takdirde gnderebiliriz. Kan testinin kemik iligi iin yapildiginin sylenmesi yeterli ki bu da bizim araciligimiz ile ayarlanacaktir.Kan testi cretsiz yapilacaktir)

Asagida Dr. Oktar Babuna'nin kendi metni mevcuttur.

Ben 35 yasinda bir beyin cerrahiyim. Babam da tip alaninda Trkiyenin taninmis simalarindan olan Profesr Dr. Cevat Babunadir. Amerikada ok uzun sre grenim grp ihtisas yaparak lkeme geri dndm. lkeme dndgmde ise Amerikada bulundugum sirada CLL Richter Sendromu hastaligina yakalandigimi rendim. Su an hala Amerikada Houston MD Andersonda tedavi altinda bulunmaktay?m. Buradaki uzman doktorlar bana ilk tedavi yntemi olan kemoterapiyi uyguladilar. Ancak ok agir bir tedavi olmasindan tr artik bu yntemi sona erdirip ilik nakli yap?lmas?na karar verdiler.

Uygun ilik bulunabilmesi iin su an Dnya Bankasi ile birlikte btn lkelerde uygun kana sahip donrler aran?yor. Bildi?iniz gibi Houston MD Anderson kanser alan?nda dnyan?n en nl merkezi. Buradaki doktorlar hastanin kendi irkindan insanlar?n aranan ilik iin daha uygun olacagini sylediler.

Benim ve tm dnya gonulluleri iin sizden bu yardimi rica ediyorum.

Saygilarimla,

Beyin Cerrahi Oktar Babuna

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 uluslar arası tezgah February 3 2003, 6:21 AM 

 

Salam alaikom,

One of my brothers in Islam and dawah, has a lekumia cancer. And I am

looking for willing muslim donors. The name of our brother is Oktar

Babuna, he is 35 years old, Turk and he is a brain surgeon and also a very

active dawah person in Turkey. After he got his education in the States,

he came back to Turkey and he was invited to deen and became a mumin. He

joined countless conferences, radio programs, tv programs. He traveled at

least 30 cities in Turkey, gave conferences at least to 1500 people in

each, and told people that there is only Allah and they must obey Allah by

showing the miracles of Allah in the universe, explaining them the

collapse of theory of evolution and materialism. He joined radio programs

explained people about the creation of Allah, perihsed nations in quran,

miracles of brain. He also made hundreds of personal tebleegh in order to

invite people to the path of Allah. Although he is a brain surgeon who

had his education in the States and worked there as an expert after he was

invited to the deen of Allah, he devoted his everything to the deen of

Allah and walks on the right path and tries to be the mumin as Allah

describes us in Quran. Although he is under treatment in the States, he

still tries to service to Allah and His path as much as he can and even

the doctors are amazed because of his resistance to the illness, sabr,

patience and energy. He is very content with his situation knowing that

whatever comes, it comes from our sole friend Allah and Allah knows the

best for each of us He is having his treatment in MD Anderson Hospital in

Houston, Texas right now and he must have a bone marrow transplantation to

survive. We are looking for muslims who are willing to be donors. If you

donate and your blood matches with our brother's and if you accept to have

an operation you will be rewarded with a prize which is not less than

27.500 $. This operation doesnt give any harm to your health. But first

the hospital will see if your blood matches with his.

You can co-operate with me in various ways:

1-You can be donors. If you want to be a donor, please contact me. Being

a donor is free of charge in many countries such as USA, UK. Any blood

center will do it as long as you tell them that you want to be a

registered donor. There is a huge network between blood centers and donor

banks in the States, in Europe and UK. And all data is gathered in World

Bone Marrow Bank. If you decide to donate blood, I kindly ask you to pass

me the info of the blood center so that we can follow it.we will inform

the hospital in Houston about your donation. But please, could you also

ask to the donor bank/blood center that you go, if it is working with

world bone donor bank. If so we can see your test results immediately from

Houston.this is an important detail. If they dont then you have to provide

me full details about the bank that you made your donations we will apply

them with the test result of the brother and ask them if any donations

match with brothers. At any rate I need the info about the blood

center/bank that you make your donation. (If you are in UK, I arranged

everything there so you can contact me so that I can give you the details)

2-You can co-operate with me to start a campaign in your state, country

and area especially among muslims

3-You can help me to co-operate with media, muslim organizations, muslim

students, islamic radio programs, islamic schools, to put adds where

muslims are usually go, in masjids, universities. Since I live in Turkey I

need your advice to find the right people and right places.

I kindly ask you to think about this. With your sincere efforts a mumin, a

dawah person can survive with the will of Allah.

[9:71]And (as for) the believing men and the believing women, they are

guardians of each other; they enjoin good and forbid evil and keep up

prayer and pay the poor-rate, and obey Allah and His Messenger; (as for)

these, Allah will show mercy to them; surely Allah is Mighty, Wise.

Fee aman Allah

Damla

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.185 YETKİLİLER NİHAYET UYANDI, February 3 2003, 6:24 AM 

 

VE SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ, TÜRKİYE'DEN KAN ÇIKARILMASINI DÜN (17.6.1999) YASAKLADI!... BAKAN BİZİM DE ÇOK ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ "ÇAĞIMIZDA KANIN STRATEJİK MALZEME OLDUĞU" HUSUSUNU VURGULADI!.. BUNUN ÜZERİNE BEDAVA TARAFINDAN 100.000'DEN FAZLA KAN ÖRNEĞİ TOPLAMIŞ OLAN FİRMA TEMSİLCİLERİ VE OKTAR BABUNA'NIN ARKADAŞLARI BİR BASIN TOPLANTISI DÜZENLİYEREK BAKANI AYIPLADILAR. NE KADAR İNSANCIL BİR HİZMET İFA ETTİKLERİNİ, BİR TAKIM KURULUŞLARIN YANİ MİT'İN, ORDUNUN ADINI DA İSTİSMAR EDEREK ANLATMAYA KALKTILAR. AMA İKİ ÖNEMLİ SORU GRUBU CEVAPLANMADI!.. BİRİNCİSİ, BU FİRMA BU FAALİYETİ BABASININ HAYRINA MI GÖTÜRÜYOR?.. SON DERECE PAHALI OLDUĞU SÖYLENEN TAHLİLLERİ YAPMAK İÇİN NEDEN BU KADAR ZAHMETE GİRİYOR? NEDEN SADECE OKTAR BABUNA?.. NEDEN TAHLİL SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?.. NEDEN KAN ÖRNEKLERİNİN "İMHA EDİLDİĞİ" SÖYLENİP İADE EDİLMİYOR?.. İKİNCİSİ, OKTAR BABUNA AMERİKA'DA!.. FİRMA AMERİKA'DA!.. AMERİKA'NIN NÜFUSU 300 MİLYON!.. NEDEN BU ADAMA ORADAKİ MİLYONLARCA KAN ÖRNEĞİNDEN YARARLANILARAK İLİK ARANMIYOR DA, TÜRKİYE'YE GELİNİYOR?.. BİZ BU SORULARI KAFAMIZDA EVİRİP ÇEVİRİP DURURKEN BU SABAH (18.6.1999) MUTLU(!) BİR HABER ALMIYALIM MI?.. EFENDİM, ARANAN DOKU NİHAYET BULUNMUŞ!.. HOPPALA!... DOKU ÜÇ AYDIR BULUNAMIYORDU!.. 10.000 ÖRNEK ALDILAR, OLMADI... 20.000 ALDILAR OLMADI, 50.000 OLMADI... 100.000 OLMADI!.. AMA DÜN (17.6.1999) ÖĞLEN (Kİ AMARİKA'DA 17.6.1999 SABAHIDIR), SAĞLIK BAKANI KAMPANYAYA TEPKİ GÖSTERDİ, YURT DIŞINA KAN ÇIKARMAYI YASAKLADI... BU SABAH (18.6.1999... Kİ, AMERİKA'DA 17.6.1999 AKŞAMIDIR) İLK HABER BABUNA'YA YARIYACAK KANIN BULUNMASI OLDU!.. NE MUTLU(!) TESADÜF DEĞİL Mİ?.. YANİ AMERİKA'DA, O DR. BABUNA'YI KURTARMAKTAN, İNSANLARA YARDIM ETMEKTEN BAŞKA AMAÇLARI OLMAYAN FİRMANIN (TEMSİLCİSİ BAYAN DOKTOR ÖYLE AÇIKLADI) BİLİM ADAMLARI, 17.6.1999 SABAHI UYANIYORLAR, KAHVALTILARINI EDERKEN BİR DE ÖĞRENİYORLAR Kİ, TÜRKİYE'DE İŞGÜZAR BİR BAKAN YASAK KOYMUŞ!... O HIŞIMLA LABORATUVARA KOŞUYORLAR!.. O SIRADA TÜPLERİN BİRİNDEN REKLAMLARDAKİ "MAVİ GÜÇ" GİBİ BİR ŞEY ZIPLAYIP MASAYA İNİYOR: - "SORUNLARINIZIN ÇÖZÜMÜ BENDE!... ARADIĞINIZ KAN ÖRNEĞİ BENİM!" DİYOR VE AKŞAMA KALMADAN DR. BABUNA'NIN DERDİNE ÇARE BULUNUYOR!... HEMEN TABİİ HABERİ TÜRKİYE'YE ULAŞTIRIYORLAR!.. O İNSAFSIZ BAKAN GÖRSÜN DE, UTANSIN DİYE!.. SİZ BUNA İNANDINIZ MI?.. ASLINDA BU OLAYIN ÜSTÜNE GİTTİKÇE, KOKUSU ARTIYOR!.. İTİRAF EDELİM Kİ, BİZ ARTIK DR. BABUNA'NIN LÖSEMİ HASTASI OLDUĞUNA BİLE İNANMIYORUZ!.. ÇÜNKÜ BASIN TOPLANTISINDA ÖLMEK ÜZERE OLAN BİR ADAMIN HAYAT ENDİŞESİ İLE DEĞİL, SAĞLIKLI BİR ADAMIN SÖZDE BAŞKALARI İÇİN YAPTIĞI BİR YARDIM FAALİYETİNDEN BAHSEDER GİBİ KONUŞTU!.. YANİ BAKANIN TAVRI BÜTÜN LÖSEMİ HASTALARINA ZARAR VERECEKMİŞ, FALAN FİLAN!.. ULAN, NİYE ZARAR VERSİN?.. ADAM KALKIP LÖSEMİ KONUSUNDAKİ FAALİYETLERİ YASAKLAMADI Kİ!.. BAKANIN YASAĞI KAN TAHLİLİNİN NE İDÜĞÜ BELİRSİZ O YABANCI FİRMADA YAPILMASIYLA İLGİLİ!.. ÜSTELİK ŞİKAYETLERİNİN HİÇ BİRİNE DE CEVAP ALAMADI!.. NEDEN KAN TAHLİLİ SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?. ESAS ENGEL O SONUÇLARIN GELMEMESİ DEĞİL Mİ?.. TAHLİL SONUÇLARI ALINAMAZSA, BUNUN LÖSEMİ HASTALARINA YARARI NE Kİ?.. ÜSTELİK BAKAN "ÇOK PAHALI OLMASINA RAĞMEN, BU İŞLEMİN TÜRKİYE'DE YAPILMASI İÇİN HER TÜRLÜ GİRİŞİMİN BAŞLATILACAĞINI" DA BELİRTTİ!.. BABUNA EFENDİ, BUNDAN MEMNUN OLMASI GEREKİRKEN, NİYE TEPKİ DUYDU?.. O YÜZDEN BİZ DR. BABUNA'NIN TÜRK DOKTORLAR TARAFINDAN MUAYENE EDİLİP GERÇEK BİR LÖSEMİ HASTASI OLUP OLMADIĞININ TESBİTİNİ İSTİYORUZ!.. ÇÜNKÜ SAÇ DÖKÜLMESİ, SAÇ KAZITILMASI, YÜZE HASTALIKLI BİR İFADE VERİLMESİ HOLYWOOD SEKTÖRÜNE SAHİP AMERİKA İÇİN HİÇ TE ZOR DEĞİL!.. ÖNCE GERÇEK BİR HASTA İLE Mİ UĞRAŞIYORUZ, YOKSA BATI EMELLERİNE HİZMET EDEN BİR AJANLA MI, BUNU BİLELİM... BU BİR!..

 

  

 

Normal Zeka

(no login)

62.248.1.24 Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 1:06 PM 

 

İyi güzel hoş. yazdıklarınızı özellikle ali oktayın yazılarını çok dikkatli bir şekilde okudum. Fakat bunların bilimsel ateizm yada bilimsel teizm ile ne alakası var. Eğer alakalandırılıyorsa evrim teorisinin insanlar üzerine yaptığı etkileri de 1. ve 2. dünya savaşlarında görmek mümkün ve özellikle rusya'da. Evrim ile ilgili olarak rusya'da katledilen sibiryaya yada yaşadıkları topraklardan başka topraklara sürülen

yada kıtlıktan ölen halklarla ilgili de bilgi versene ali oktay onlarıda okuyalım.

 

Almanyada oluşturulan evrim teorisine dayalı 1.000 yılın imparatorluğunu oluşturmak için ortaya konan ari ırk projesini ve bu bağlamda hayata geçirilen öjeni sisteminide anlatırsan oldukça memnun oluruz. Çünkü senin ağzından dinlemek zevkli. Tabii bu arada mussolinin hitlere yok etsin diyerek hediye ettiği bir kasabayı da unutma. Tam olarak evrimleşememiş bir topluluk diyerek komple yok edildiği söyleniyor

 

Aynı zamanda türkler için barbar kan dökücü kelimelerinin ne anlama geldiğini de açıklarsan sevinirim. Hatta yaklarşık 1.5 hafta önce yunanistandaki bir gurup papazın türkler hakkında meydanda yaptıkları konuşma da ilgini çeker herhalde.

Bu insanlar hangi referansa göre türklere barbar diyebiliyorlar dersin. Acaba biz türklerin tam olarak evrimleşemediğimizi mi düşünüyorlar ?

 

12 Eylül döneminden önceki anarşinin genel kaynağını ve yakın zamanda PKK terörüyle ölen 35 bin kişinin ne için öldürüldüğü sorusunuda cevaplarsan çok sevinirim.

 

Darwinizm'e dayalı Evrim teorisinin çok masum ve bilimsel olduğunu söylemek senin gibi araştırmacı birine pek yakışmaz kanımca.

 

Bu sitede yazı yazan çoğu arkadaş teist yada ateist düşünceleri bilimsel bir zeminde inceliyorlar ve bence en güzelini yapıyorlar. Ve bilgili olan kazansın diyorum. Fakat onlar hiçbir zaman ortaya çıkan yeni ideolojinin insanlara ne gibi yıkım ve acı yaşatacağını hiçbir zaman bilmiyorlar. Çünkü onlar sadece kitaplarda okuyorlar. Lakin ateş düştüğü yeri yakar diye bir söz vardır. Ve genel anlamda tarih sayfaları incelendiğinde gerçekten çok kişinin yüreği yanmıştır. Bu ateş hem teist kesimden gelmiştir hemde ateist kesimden gelmiştir. Fakat ateş nereden gelirse gelsin bu bir terördür. teröründe dini imanı inancı ideolojisi olmaz.

 

Ve korkarım yeni bir dalga ile karşı karşıyayız. İTÜ rektörü Alemdaroğlunun ve Prof. Serterin konuşmaları bu bağlamda oldukça önemlidir.

 

Harun Yahya ile ilgilide sizin yazdıklarınıza ek yapmak da isterim ayrıca. Piyasada satılan sadece mercek dergisi yoktur. Bu derginin yanında araştırma ve sızıntı dergileride vardır. Ve dahada önemlisini söyleyeyim yerel televizyon kanallarında da Harun Yahyanın eserlerinden faydalınılmıştır şeklinde ifadelerle belgeseller gösterilmektedir. Ayrıca Cavit Yalçın ismi de Adnan Oktara atfedilmektedir. (Bilginize)

 

Her zaman söylediğim gibi bana göre bu işin şakası falan yok bu iş çocuk oyuncağı değil. Bu işin sonunda kan ve gözyaşı var arkadaşlar. Türkiyede yakın zamanda olan olaylar haklı olduğumu göstermesi açısından oldukça önemli. Cinayete kurban gidenlerin isimlerini buraya yazmanın bir anlamı yoktur herhalde bunların kimler olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur.

 

Evrim teorisi bazı arkadaşlar için bilimsel bir konu olabilir fakat bu gibi konuların arkasından bir ideoloji getirdiği ve ortaya çatışmalar çıkardığı su götürmez bir gerçektir. Dolayısı ile sadece bir bilimsel çalışma değil sosyal tarafınında gözetilmesi gerekir kanımca.

 

İşte şimdi size sorular topic'inde sorduğum ve cevap alamadığım bir soru aklıma geliyor.

 

-Ateist olarak eğer bir müslümanla ortak bir noktada birleşilmesi gerekseydi bu nokta size göre ne olmalıydı

 

Görüşürüz.

 

Görüşürüz...

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.137 Biyolojik silah araştırmaları mı? February 3 2003, 10:14 PM 

 

Biyolojik ve Kimyasal Silahlar Irkçıların Elinde!

Haberin başlığı böyleydi. Gazetenin Londra muhabiri Kağan Güner, İngiltere Tabipler Odası’nın bir açıklama yaparak ‘genetik bilimde elde edilen yeni bulguların biyolojik silah üreticilerinin eline geçtiğini’ belirttiğini, ‘en son elde edilen bulgularla, sadece belli etnik azınlıkları öldürebilecek silahlar yapılabileceğinin’ altının çizildiğini bildiriyordu. (Ben de İnsan Genom’unun haritasının çıkarıldığını, bunun için dünyada yüz binlerce insandan kan alındığını duymuştum. Bunun sebebi de ‘ileride ortaya çıkabilecek hastalıkların hangi ırkı ne ölçüde etkilediğinin bulunması, bağışıklık sisteminin ırklara göre incelenmesi ve buna göre bir tedavinin uygulanması’ olarak açıklanıyordu. Ve ilk bakışta bana insancıl ve bilimsel bir girişim olarak gelmişti.) Haber daha sonra şöyle devam ediyordu: İngiltere Tabipler Odası’nın 22 Ocak’ta (1999) yaptığı açıklamada, insan genini şifreleme metodolojisinde büyük adımlar atıldığı ve elde edilen yeni bulguların biyolojik silah üreticilerinin eline geçtiği bildirildi. Açıklamada belli etnik grupları ya da yalnızca siyahları öldürebilecek silahların yapılabileceği vurgulandı. (AIDS virüsü Afrika’da ilk ortaya çıktığında yalnızca maymunları etkiliyordu. İnsanlara da bulaşabildiği daha sonra ortaya çıkmıştı.) ‘Biyoteknoloji-Silahlar ve İnsanlık’ başlıklı açıklama, ‘Homo Sapiens türünün dünyadaki varlığı tehlike altında’ cümlesiyle başlıyor. İngiltere Sağlık Politikaları Araştırma Kurulu Başkanı Vivienne Nathanson tarafından yapılan açıklama şöyle: ‘Araştırma sonuçlarının biyolojik silah üreticilerinin eline geçtiğini saptamış bulunuyoruz. Bu bilgilerden yola çıkarak herhangi bir etnik grubu yok etmeye yönelik bir virüs ya da bakteri geliştirebilirler. Ellerine geçen bilgiler bunu mümkün kılıyor. Şarbon (anthrax) ya da veba virüsü, bu bilgilerden yola çıkılarak çok kolaylıkla belli etnik gruplar üzerinde aktif hale getirilebilir.” Habere göre, Güney Afrika’da Apartheid rejimi sırasında, kardiyoloji uzmanı Wauter Basson yönetimindeki Biyolojik Silahlar Araştırma Grubu’nun , Roodeplat laboratuarlarında sadece siyahları etkileyen bakteri geliştirildiği ortaya çıkmış. Ayrıca 27 Ocak 1999 günü İngiltere Parlamentosu’nda gerçekleşen ”Irak İçin Acil Komite” toplantısında söz alan iki Iraklı, İsrail’deki biyolojik silah araştırmalarında son aşamaya gelindiği ve İsrail’in Arap geniyle Yahudi genini ayrıştırmayı başardığını belirtmişlerdi.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım haberi okumam mide bulantımın sonsuz bir sancıya dönüşmesine yol açtı. Bununla birlikte kafamda eksik kalan parçalar da yerli yerine oturmaya başlıyordu. Böylesine insancıl bir olayda para ödülünün olması daha çok kan örneği toplamaya yönelikti. Yani kendilerince balıklara yem atıyorlardı. Peki Oktar Babuna da bu olayda yem miydi? Hiç sanmıyordum. (Nitekim kuşkularımda haklı olduğum çok geçmeden ortaya çıkacaktı.) Tamam lösemi olabilirdi ama kendisi Türkiye’de bu hastalığa yakalanan ne ilk ne de son kişiydi. Zaten bu hastalıklarda bırakın yüz binlerce kişiyi, en yakın akrabalardan alınan örnekler de tedavi için yeterli oluyordu.

Yine o günlerde bir bilim dergisinde okuduğum başka bir yazı yukarıdaki haberi doğrular nitelikteydi.

“Bir Bilim Adamının Pişmanlığı” başlıklı yazıda Çiçek, Veba, Ebola virüsleri uzmanı, eski Sovyetler Birliği vatandaşı Ken Alibek ile yapılan bir röportaj yer alıyordu. Şu anda Amerika’da Pentagon yakınlarında yaşayan Alibek, SSCB’nde emrindeki 32.000 çalışanıyla Çiçek, Veba, Ebola ve Malta Humması virüslerinden silah elde etme görevini üstlenmişti. Halbuki o zaman yurttaşı olduğu SSCB, bu tür araştırmaları yasaklayan bir sözleşmeye imza atmıştı. Üstelik biyolojik silah üretimine, Perestroika’nın ilan edilmesinden sonra hız verilmiş özellikle Çiçek Virüsünün üretilmesi üzerinde durulmuştu. Röportajın bir yerinde Alibek’in bir soruya verdiği cevap ilginçti:

“- Bakteriler ve virüsler yaşayan organizmalardır. Bunlar nasıl silahlara dönüştürülmekte?

Alibek:- Bunların havada daha fazla yayılabilmesi için, bazı ilavelerle güçlendirilmeleri gerekmektedir. Mesela bunları kızılötesi ışınlardan korumak gerekir. Daha sonra organizmaların, insanların bağışıklık sistemlerini zorlayacak ve antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmalarını sağlayacak hale getirilmesi gerekiyor. Bir ara HIV virüsü denemeyi düşünmüştük, ama virüs silah için uygun değildi ve her şeyden önce, etkisini görebilmek için on yıl beklemek gerekiyordu.”

Olayı vahşet boyutlarına getiren, yalnızca bu insanların acımasızlığı değildi. Asıl korkunç olan hükümetlerin bu araştırmaları desteklemeleri ve her türlü kandırmaca ve duygu sömürüsüne başvurabilmeleriydi.

Olay çok vahimdi ve hemen müdahale edilmesi gerekiyordu. Zira yüz binlerce kan örneği yurt dışına çıkarılmıştı. Araştırma sonuçlarının ne olduğu bilinmediği gibi incelenen kan örnekleri de geri gönderilmiyordu. Hafiften mırıldanmalar yükselmeye başlayınca, bir ilik bankası kurmaya çalıştıkları haberlerini ortaya attılar. Bunun için de yardım olarak milyarlarca lira toplanmaya başlanmıştı bile. Nihayet Sağlık Bakanı olaya el koydu. Endişeleri bizimkiyle tamamıyla aynıydı. Hemen bir araştırma başlattı, kampanya durduruldu. Bu açıklama yapıldığında Türkiye’de öğle saatleriydi ve ABD’de gece yarısını çoktan geçmişti. Ama nasıl olduysa ertesi sabah Oktar Babuna’ya uygun ilik bulunduğu haberi geldi Amerika’dan. Demek ki adamcağızlar son bir gayret sabaha kadar çalışmışlar ve uygun iliği bulmuşlardı. Bu habere inanan saf insanlarımız ve saf televizyonlarımız olaya pek sevinerek Babuna’yı haberlerine konuk ettiler. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. 2 Temmuz tarihli gazetelerin başlığı şöyleydi: Babuna Olayında 2.5 Aylık Aldatmaca... Dr. Babuna’ya “6’da 6” uygun iliğin bulunduğu hastanın ailesine 2 Nisan 1999 günü resmi belgelerle iletilmişti. Evet gerekli ilik çoktan bulunmuştu ama kan kampanyası artarak devam etmişti. Acaba neden?

Etik Kurul da Babuna’ya ilik naklinin şart olmadığına ve başlatılan kampanyanın da yasal olmadığına karar verdi. Kurul yurt dışına kaçırılan kanların geri istenmesine de karar vermişti vermesine ama bunun için Amerika ve Almanya’nın talep ettiği para 3 Trilyondan fazlaydı (Amerika’da 94.000, Almanya’da ise testten geçen 15.818 kan örneği bulunuyor). Hemen sonrasında Almanya’nın rehin kanları, parası ödenmediği için sattığı ortaya çıktı. Elde edilen kar yalnız Almanya için yüz binlerce marktı. Dünyada bir doku bankasına, sadece size uyumlu bir dokunun olup olmadığını öğrenmek için ödeyeceğiniz miktar ise 10-30 bin dolar arasında değişiyordu. Ardından TÜBA’nın (Türkiye Bilimler Akademisi) açıklaması geldi: İnsan genomu artık ticari sır meta haline gelmiştir ve toplumlara özgü genetik bilgilerin değeri milyonlarca dolar tutan ticari yatırımlara kaynak oluşturmaktadır.” Açıklama şöyle devam ediyordu: “Bu kampanya ile yurt dışına hem genetik bilgi hem de büyük mali kaynak aktarımı yapılmaktadır. Böylece dış ülkelere yapılacak DNA analizi yolu ile hastalıklara yatkınlık ya da direnç sağlayan genler, ilaç metabolizmasını etkileyen gen bilgileri gibi bilgiler elde edilebilir... Ayrıca kemik iliği nakli Türkiye’de 15 yıldır uygulanmaktadır... ve bugüne kadar 900 hastaya ilik aktarımı yapılmıştır. Bunlardan büyük bölümü doku tipleri uyan yakın akrabalar arasında gerçekleştirilmiştir.” Türk Tabipler Birliği ve Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin açıklamaları da aynı yöndeydi.

Babuna ve kan kardeşleri şu günlerde iyice sıkışmış bulunuyor. Kendisi ile ilgili ilginç bilgiler ediniyoruz. Örneğin Adnan Hoca ile ilişkileri, dinci-şeriatçı bir gazeteye verdiği açıklama ile yazdığı bir kitabı tanıtan reklamlar...

Artık ülkeler birbirleriyle, kimyasal ve biyolojik silahlarla, etnik temizlik uygulayarak savaşıyorlar. Bunu yapabilmeleri için de bazı bilgilere ihtiyaçları var. Sağolsun Babuna ve benzeri insanlar da bu bilgileri sağlıyorlar. Bizim olan her şeye sahip çıkalım...

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1