Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık
Harun
Yahya ve İslami Yaratılışçılık
February
2 2003 at 12:29 PM Mantık (no login)
from
IP address 172.161.70.43
--------------------------------------------------------------------------------
Truman
State University profesörlerinden olan Taner Edis'in Harun Yahya ve İslami
Yaratılışçılık akımını Amerikan toplumuna tanıtmak amacıyla yazdığı bir yazının
özet çevirisi (bazı ufak ekleme çıkarmalarla):
Harun
Yahya ve İslami Yaratılışçılık
"Darwin
Günü" olsa olsa ABD'de düşünülebilirdi. Çünkü, bilindiği gibi
endüstrileşmiş toplumlar arasında yaratılışçılık hareketinin en güçlü olduğu
ülke ABD'dir ve okullardaki ders programıyla ilgili tartışma yaratır durur.
Diğer ülkelerde de evrim karşıtlığı zaman zaman kendini gösterir fakat
yaratılışçılığın ABD'deki pazarı en geniştir. Ken Ham "Yaratılış
(genesis)'ten cevaplar"ini Avustralya aksanıyla sunabilir ama en iyisinin
ABD'ye göçmek olduğunu kendisi de görmüştür.
Elbette
Amerika, dinin toplumdaki etkisinin güçlü olduğu tek ülke değildir. Dünya
çapında dinsel uyanışın görüldüğü şu dönemde, özellikle islam dünyası
geleneksel değerlerine bağlılığıyla dikkati çekmektedir. Fakat, yakın zamana
kadar "yaratılış bilimi" islam dünyasında görünmemekteydi. Çünkü,
darwinci evrim kuramına eğitim ve entellektüel alanda dahi nadir olarak
rastlanmaktaydı.
1873'de
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mithat Efendi yazılarının birinde Darwin'in
teorisinden bahsetmiş ve din alimleri hemen bir fetva çıkarıp kendisini kafir
ilan etmişlerdi. 20. yüzyılda, din alimleri çoğu ülkede güçlerini kaybettiler
ve Batı kaynaklı düşüncelerin etkisi arttı. Yine de, müslüman düşünce adamları
ya evrim diye birşeyin varolmadığını, ya da canlılarda gerçekleşmiş olabilecek
herhangi bir gelişimin direk tanrısal yönlendirme ile gerçekleştiğini kabul
ettiler. Nitekim, kuran özel bir yaratımdan (özellikle insanlar için)
bahsetmekteydi ve modern bilimin kabul ettiği doğadaki kör işleyiş yanlış olmak
zorundaydı. Darwin'ci bakış açısı batı dünyasındaki birbaşka dini ve ahlaki
yozlaşmadan başka birşey değildi. Böylece müslüman düşünce adamları, Darwin'i
reddedişlerinin üzerinde fazla durmak ve söz söylemek zorunda hissetmediler pek
kendilerini.
ABD'de
yaratılışçılık, dinsel açıdan muhafazakar bireylerin toplum kademelerinde
yükselip, teknik bilginin değerli görüldüğü çevrelere katılmaya başlamalarıyla
popülerleşti. Bu kişiler, hem toplumdan aldıkları geleneksel değerleri koruma,
hem de bilim ve teknolojiye saygı duyma kaygısı güden kişilerdi. "Bilimsel
yaratılışçılık" bunu yapıyor olma görünümündedir. İlginç bir biçimde,
geçtiğimiz dönemlerde benzer bir durum islam dünyasında da gerçekleşmeye
başlamıştır. Özellikle islam dünyasının uzun zamandır en modern ülkesi olan
Türkiye'de, son birkaç onyıllık dönem, dinsel uyanışın ve küresel bir
kapitalist ekonominin parçası haline gelen dinsel açıdan muhafazakar kesimin
güç kazanmaya başladığı bir dönem oldu. Böylece, hiç de sürpriz olmayan bir
şekilde, yaratılışçılık yakın zamanlarda Türkiye'de büyük bir patlama gösterdi
ve diğer islam ülkelerini de etkiledi. Batı ülkelerinde yaşayan (yine eski
dinsel inanışlar ve modern dünya arasında kalmış) müslüman göçmenler de
yaratılışçılık akımıyla (genellikle Türkiye'den ithal edilmiş) tanıştılar.
Türk
yaratılışçılık hareketine damgasını vurmuş tek bir isim vardır: Harun Yahya. Bu
ismin, dini bir grubun lideri olan Adnan Oktar'ın kullandığı takma bir isim
olduğu söylenmektedir. Fakat Yahya'ya atfedilen o kadar çok yazı, kitap,
makale, video ve web sayfası vardır ki, tüm bunların tek bir kişinin üretimi
olduğuna inanmak güçtür. Ayrıca, dini liderlerin entellektuel becerileri
genellikle mensup oldukları grup tarafında abartıldığından ve inanılmaz
duzeydeki bir entellektuel üretkenlik, bir tür modern mucize gibi
gözüktüğünden, tüm bu yayınların tek bir isme atfedilmesi yaratılışçı kesim
tarafından tercih edilmektedir. Dolayısıyla, Harun Yahya gerçek bir kişi değil,
daha çok Türk yaratılışçılık hareketinin temsilcisi olan bir isimdir denebilir.
Harun
Yahya'nın ürünlerinde en çok dikkati çeken özellik, ne kadar modern ve medyatik
olduklarıdır. Yahya çağından önce, yaratılışçı fikirler dinsel çevrelerde
kısıtlı kalmıştı ve bu yazılar doğada mevcut ve gerçekiği açık "zeki
tasarım"a gönderme yapan, söylenmesi bile gereksiz bulunan, okuyup kenara
atılacak referanslardan ibaretti. Evrim'in reddi, asıl büyük ve daha önemli
konuları işleyen dinsel kitaplarda bir paragrafla geçilen, nispeten önemsiz bir
konuydu. Bazı dini gruplar, kendi "bilim" dergilerinde evrime
saldırdılar, fakat bunun etkisi de sınırlıydı. Tüm medyayı kullanan, büyük
üretime sahip ve devamlı evrimin sebep olduğu kötülüklere saldıran bir
yaratılışçı hareket, duyulmamış birşeydi. Yahya'nın üretimi olan eserler, daha
öncekilerle karşılaştırıldığında çok farklıydı. Tümüyle renkli, iyi kalite
kağıda basılmış, göz alıcı bir şekilde düzenlenmiş ve her çeşit modern medyayı
kullanan eserlerdi bunlar.
Şurası
açıktır ki, Yahya'nın projesi muazzam kaynaklar kullanmaktadır. Bu
materyallerin getirdikleri gelirle kendilerini finanse edebildikleri
şüphelidir. Bu eserlerin fiyatları ucuzdur, hatta pek çok esere ücretsiz olarak
ulaşmak mümkündür. Yahya'nın aylık "bilim ve kültür dergisi"
Mercek'in Ağustos 2002 sayısı iki bedava VCD içermekteydi ve fiyatı 1.80
dolardı. İçinde ise Yahya'nın ürünlerine ait olmayan tek bir reklam
bulunmaktaydı, ki o da bir ingilizce öğrenme setinin reklamıydı. (Derginin
hedef kitlesi olan, toplumda yukarı doğru çıkmakta olan muhafazakar kesim için
önemli bir ürün). Yahya'nın web sayfaları, Yahya'ya ait pek çok kitabı, değişik
dillerde ücretsiz olarak yayınlamaktadır. Türk yaratılışçılığı uluslararası
hale gelmiştir ve Yahya'nın kitapları Londra'da ve İstanbul'daki pek çok
kitapçıda yer almaktadır. Tüm bu organizasyonun ardındaki finansal kaynak ise
bilinmemektedir. Kayıt dışı ekonomiyi kontrol altına alamamasıyla, hatta pek
çok işyerinden vergi toplayamamasıyla ünlü Türk devleti ise dini vakıflara
yaptırım uygulayamamakta, onları kontrol altına alamamaktadır.
Yahya'nın
eserlerine ait birbaşka ilginç özellik ise, bunların ne kadarının hemen hemen
hiç değişikliğe uğratılmadan ABD'deki Institute for Creation Research (ICR)
kurumun yayınlarından alınmış olduğudur. Kuran yaratılış hikayesinde İncil
kadar spesifik olmadığından (örneğin dünyanın yaşı konusunda), İslami
yaratılışçılar genellikle yaşlı dünya fikrine izin vermekte ve Batı
yaratılışçılığındaki "genç dünya" akımından ziyade "yaşlı
dünya" akımına ait fikirleri savunabilmekte ve bu sebeple, örneğin "tufan
jeolojisi" gibi genç dünya yaratılışçılığına ait fikirleri es
geçebilmektedir. Fakat geri kalan her şey oradadır. Bizlerin, protestan
mezhebine ait bir tuhaflık olarak görmeye alıştığımız ICR stili yaratılışçılık,
İslam'a başarılı bir şekilde uyarlanmış gözükmektedir.
Peki,
Yahya ile kim mücadele etmektedir? Malesef, Türkiye'de Yahya karşısındaki
muhalefet çok zayıftır. Türkiye, "gelişmekte olan" bir devlettir (ki
bu, IMF tarafından yönetilen, yoksul ve politik istikrardan yoksun ülkelere
yakıştırılan kibar bir terimdir) ve Türk bilim çevresi zayıftır. Bırakın
yaratılışçı hareketin sahip olduğu düzeyde kaynakları, yaratılışçılığa karşı
çıkabilecek birleşik bir ses olmaktan bile acizdir Türk bilim çevresi. Arada
bir laik kesimden Yahya ile ilgili şikayetler yükselir, fakat son zamanlarda bu
laik kesim de ellerini kavuşturup, belki Avrupa Topluluğu bizi aldıktan sonra
herşey düzelir diye ummaktan başka birşey yapamamaktadır.
Yine
de Darwin'in dostları, iyimser olmak için birkaç sebep bulabilmektedir. Ne de
olsa, yaratılışçılık bir "tepki"dir ve Harun Yahya'nın varolması bile
evrimci fikirlerin Türk toplumuna girdiğinin ve muhafazakar dinci kesimin bir
önlem alma ihtiyacı hissettiğinin bir kanıtıdır. Ve Yahya'nın islam dünyasına
ait diğer ülkelerde de adını duyurmaya başlaması, evrimin oralara da girdiğinin
bir göstergesidir.
Fakat,
öte yandan, kötümser olmak için daha fazla sebep vardır. Yahya, kamuoyunun
dikkatini çekmeyi başarabilmiştir ve bu konuda fazla bir engelle
karşılaşmamıştır. Türk hükümetlerindeki muhafazakarlık miktarı artıp azaldıkça,
ortaokul ve lise biyoloji ders kitaplarındaki yaratılışçılık miktarı da artıp
azalmaktadır, fakat evrim, varolduğu durumlarda bile, dersin son konusu olmak
üzere kenara atılacak ve dönem sonunda işlemek için çoğu kez kendisine vakit
bile kalmayacak (bırakılmayacak) bir konudur. Evrenin ve doğanın
karmaşıklığının ancak ilahi bir güçten kaynaklanabileceği fikri islam inancında
çok derindir ve müslümanlar büyük ihtimalle uzun bir süre daha evrimi yanlış
bir teori ve hatta tüm kötülüklerin kaynağı bir ideoloji gibi görmeye devam
edeceklerdir. Harun Yahya fenomenini, Batı dünyası olarak bizler dikkatlice
izlemeli ve bu olaydan birşeyler öğrenmeye çalışmalıyız, çünkü bizde de evrimi
kültürümüzden atmaya çalışan ve bu konuda başarılı olma ihtimali bulunan bir
yaratılışçılık hareketi bulunmaktadır.
Taner
Edis
Author
Reply
HACI
(no
login)
66.30.227.242
YARATICILIK UZERINDE BU KADAR COK ISRAR ETMENIN ANLAMI NE OLABILIR? February 2
2003, 3:37 PM
Mantik;
Eline
saglik.. Adnan Oktar fenomenine ilginc bir perspektif getiren Taner Edis'e ait
bu yaziyi astigin icin sana tesekkur ediyorum... Ileti acikca bazi Islami
cevrelerin Bati'dan, ozellike Protestan Amerika'dan esinlenmesi, hatta yardim gormesi
olasaligini ihsas ediliyor. Oldukca mantikli.. Ilginc olarak ileti ayni zamanda
Turkiye'de bilgi birikiminin olusmaya basladigini ama, henuz yetersiz olduguna
da isaret ederek, bizlerden daha yogun caba gostermemizi, cesur ve yorulmaz
olmamamizi istiyor ve bekliyor. Gelecek hic de kotumser degil elbette.
Yaratilcilik sacmaligi gorunuse gore bilimsellige gecis sirasinda gecmemiz
gereken bir ara donem gibi duruyor. Taner Edis'e gore Islam'in boylesine
tartismali bir dar bogazdan gecisi bile bir ilerleme.. Ancak yazar Turk
aydinlarinin ve bilim adamlarinin yeterince etkin olmadiklarindan yakiniyor....
Turkiye'de bile, bilimsel oldugu iddia edilen Islam'in, sindirici bir etkisi
var. Turkiye'de Darwinizm odemiyor.. Politik olarak dogru degil.. Bence butun
bunlar gecici bir fenomen. Bugun bile Amerika'da yaraticilik oldukca guclu ve
cok iyi organize olmus bir orgut diyebilirim. Daha gecen hafta, evrime
inanmayan Biyoloji talebesine iyi referans vermeyen bir biyoloji ogretmeni dava
edildi. Dinsel yaraticiligin ve inanclarin ozgur olarak dile getirilmesini bazi
Amerikalilar dusunce ozgurlugunun kapsami icinde goruyorlar. Evrimi
elestirmenin ve reddetmenin bu konteksde mutala edilmesi gerektigi uzerinde
israr ediyorlar. Bu sapkin ortamda evrime inanmayan biyoloji talebeleri ortaya
cikabiliyor ve mevcut yonetime meydan okuyabiliyor..
Dedigim
gibi bunlar hem Amerika hem de Turkiye ve diger dunya ulkelei icin gecici bir
fenomen. Turk insanlari uyanip, aydinlandikca once bir sure yaraticilarin
tuzagina dusecek, sonra bilince kavusarak, bilimsel evrim kuramini
kesfedecektir.. Bu da bir tur evrimdir ve kacinilmazdir..
Benim
anlamakta zorluk cektigim, bazi protestan cevrelerin bu alana neden bu kadar
cok parasal ve diger yatirimlar yaptiklaridir.. Bunu anlayan varsa beri
gelsin.. Gorunuse gore adamlar bazi hain Musluman'lari bile ellerine
gecirmisler, parmaklarinda oynatiyorlar.. Ama neden? Neden yaraticilik
kavramina bu kadar buyuk onem veriyorlar. Katolisizmin bile evrime ilimli
baktigi gunumuzde Protestanlarin bu tutumunu anlamaya olanak yok..
Selam
Haci
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.33
Harun Yahya February 2 2003, 7:31 PM
Harun
Yahya sanal bir kişiliktir.
Bizler
zaman zaman bu adı Adnan Oktar la özdeş kullanıyorsak ta bu konuyu ikide bir
açıklama zahmetinden kaçındığımız içindir.
Adnan
Oktar Harun Yahya sanal kişiliğinin ardındaki gerçek kişi değildir.çünki
A.Oktar daha önce cemazeyülevvelini sergilediğimiz gibi parçalanmış bir ailenin
üvey baba tacizi altında büyümüş ezilmiş,orta okulda cinsel tacize
uğramış,böylece eğitimini yarım bırakmış çeşitli sahtekarlıklardan hapislere
girip çıkmış toplum dışı uyuşturucu müptelası zavallı savunduğu daha doğrusu
bir araç olarak kullandığ dinini bile bilmeyen bir psikopattır.Uluslararası suç
örgütleri bu tür toplumun dışına itilmiş ve kimlik arayışı içindeki gençleri
bularak çeşitli operasyonlarda kullanırlar.bu tür stratejiler Abdi İpekçi
cinayetinde ve Turgut Özal suikast girişiminde olduğu gibi psikopatik kişiler
kullanılarak gerçek kişilerin perde arkasında kalmalarına yöneliktir.Adnan
oktar bu işler için biçilmiş bir kaftandır.çünki onun arkasında sorumluluk
duyacağı bir aile, çoluk çocuk yada korumak zorunda olduğu bir aile soyadı
yoktur.yani kaybedeceği yada ardından ağlayacak birileri yoktur.değişken
psikopatik kişiliği ile bu yüzden seçilmiş ve kullanılmaktadır.A.Oktar kökü
dışarıda olan bu evrensel boyuttaki suç örgütünün direk muhatabı değildir.O
sadece tüzel ilişkilerde muhatap edilecek olan kişiliktir.Harun Yahya sanal
isminin kullanılmasının nedeni ise bellidir.ne tür suç işlenirse işlensin
gerçek dışı,sanal kişi olması bakımından düşünülmüştür.bir kalkan bir
maskedir.Harun ve Yahya isimleri bilinçli olarak seçilmiştir.kutsal kitapların
tümünde geçen adlar olarak sempatik ve tanıdık olduğu için seçilmiştir .bu iş
için Adnan hele Oktar hiç islami ve de ilahi adlar değildir.yani inceden inceye
tasarlanarak seçilen ardında bir”zeka” bulunan “tasarımlar”dır.bu
tür organize olmuş evrensel suç örgütleri çok dikkatli olmak durumundadırlar
çünki verecekleri en ufak bir falso organizasyonu çorap söküğü gibi çözecek ve
yok edecektir.Harun Yahya nükleer Kuvantum fiziğinden genetiğe,molecular
biyolojiden,antropolojiye zoolojiden astro fiziğe ,Marksizmden felsefeye kadar
hemen her konuda ahkam kesmektedir.çoğu konulara sokak kültürü ile değinmesine
karşılık çok spesifik konuları çarpıtmak bile belli bir bilimsel düzey
gerektirmesi açısından bu sanal kişiliğin arkasında geniş bir ekip olduğu
açıktır.bu ekibin sanal kişilik ardında gizlenmesi ise yaptıkları işin yasa
dışı olduğunu bilmelerindendir. Çünki bilimi çarpıtarak halkı yanılgıya
sürüklemek ve kafalarında asılsız soru işaretleri bırakmak suçtur.bunun bilinci
ile hareket eden bu suç örgütünün üst kurumu BAV diye bilinen ve içinde ünlü
kan tüccarı tescilli dolandırıcı kadın doğum doktoru Cihat Babuna nın da
bulunduğu bilinmektedir.Bu suç örgütü BAV(bilim araştırma vakfı)nın bağlı
bulunduğu üst kurum olan ABD Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü (Institute for
Creation Research-ICR) bünyesinde faaliyet gösterir. Üst kurumun adı
"yaratılış araştırma enstitüsü" olmasına karşın BAV ın "bilim
araştırma vakkfı" şeklinde “bilim”sözcüğünü kullanması halkı kandırmaya yönelik bir girişimdir.oysa ABD
de bu tür yanıltıcı bir ad kullanmak suç olduğundan “bilim” sözcüğü kullanılmamıştır.ama
ülkemizde ne yazık ki bu konularda yasal boşluklar bulunduğundan toplumu yanlış
yönlendirmeye yönelik bu tür ayak oyunlarına göz yumulmaktadır. BAV ın bağlı
olduğu üst kurum Yaratılışı araştırıyor bizimkilerse bilimi.oysa bilimi
araştıran bir alay bilimsel organizasyonlar var bilim dünyası içinde BAV a ne
oluyor diyen yok.sonra BaV bilimi nerede araştırıyormuş acaba.Cahit Babuna
A.Oktarın müridi olan kızlarının vaginasında arıyorsa bulamaz.Bir söylentiye
göre ise C.Babunanın kızlarının A.Oktar tarfından kayda alınmış filmlerin bir
şantaj unsuru olarak Babunaya dayatılmasıdır. bu şantajcı suç örgütü vakfın
ardından giden dangalaklara ne demeli? salt islamı savunma kisvesi altında
etkinlikte bulunuyorlar diye düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile hareket
edilmesi ve bu suç örgütünün sitelerinden copy yaptıkları ters yüz edilmiş
bilimsel bulguları hiçbir bilgileri olmaksızın ,sorgulamadan araştırmadan doğru
kabul etmeleri dinsel eğilimlerini okşamaktan başka bir işe yaramaz.ama din
kullanılarak tuzağa düşürülen saf kızların inançlarının sömürülmesi onların bu
guruba şantaj filmleri ile katılıp birer seks kölesi olarak kullanılmalarının
inançlı insanlarca nasıl hazmedildiği merak konusudur.Hiç sormuyorlarmı acaba
bunlar bilimi hangi laboratuvarlarında araştırıyorlar diye.hangi ekiple hangi
ödenekle ve nerede.Hangi ünüversitenin desteğinde.internette bilim arayan İCR
nin masallarını dilimize çevirip yayınlamak bilim araştırması oluyorsa diyecek
bir şey yok.Sonra bir düşünün .İRC nin istanbul toplantısının açılış
konuşmasını yapan kişi ünlü sanık Bahadır Güven.kimdir bu kişi ?hiçbir tahsili
olmayan baba parası yiyen A.Oktarın parasal işlerini kontrol eden daha önce
telefon görüşmelerini yayınladığımız ve orada kızları nasıl tuzağa düşürp seks
objesi yapmak içi gizli kameraya alan bir serseri bu toplantının açılış
konuşmasını yapacak,ve yanı başında da ünlü profesörler diye yutturulan İCR
üyeleri olacak ve bunlar bilim araştıracaklar öylemi? Bilim araştırmak yitik
araştırmak gibi bir şey değildir.bilim şeytan aldı götürdü bulamadangetirdi
diye araştırlmıyor.bilim araştırmanın nasıl bir şey olduğu hakkında fikir
vermesi bakımından İnsan genomu projesinin ardındaki bilinmeyen çalışmaları
kronolojik olarak kaba başlıklar altında vermek istiyorum.bilim nasıl
araştırılıyormuş biline.
Watson
ve Crick'in, DNA çift sarmallı yapısını keşfetmelerinden günümüze dek uzanan
insan genomu projesinin sürecini, aşağıda bulacaksınız. Bu süreç Science ve
Nature Dergilerinden yararlanarak hazırlandı.
1953
·
James Watson ve Francis Crick DNA'nın ikili sarmal yapısını keşfettiler.
1972
·
Paul Berg va arkadaşları ilk Rekombinant DNA molekülünü yarattılar.
1977
·
Harvard Üniversitesi'nden Allan Maxam ve Walter Gilbert ile Britanya Tıp
Araştırma Konseyi'nden Frederick Sanger, birbirlerinden bağımsız olarak DNA
dizgesinin belirlenmesi için yeni yöntemler geliştirdiler.
1980
·
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden David Botstein, Stanford
Üniversitesi'nden Ronald Davis ve Utah Üniversitesi'nden Mark Skolnick ile Ray
White, RFLP'lere dayalı tüm insan genom haritasının oluşturulmasına yarayacak
bir yöntem önerdiler.
1982
·
Şimdi Japonya'daki RIKEN'de bulunan Akiyoshi Wada, otomatik dizge önerisinde
bulunarak bu yönde robotların oluşturulması için Hitachi'den destek alır.
1984
·
Columbia Üniversitesi'nden Charles Cantor ve David Schwartz, "atar alanlı
elektroforez" i geliştirdiler.
·
Britanya Tıp Araştırma Konseyi bilim adamları, Epstein-Barr virüsünün DNA
dizgesini tümden çözdüler.
1985
·
California Üniversitesi'nden Robert Sinsheimer, insan gen haritasının
çıkartılması tasarısının uygulanabilirliğini tartışmak üzere bir toplantıya ev
sahipliği yaptı.
·
Cetus Corp. Şirketi'nden Kary Mullis ve meslektaşları, çok sayıda DNA
kopyasının elde edilmesine yarayan "PCR" adlı bir yöntem
geliştirdiler.
1986
·
Britanya Tıp Araştırma Konseyi'nden Sydney Brenner, insanın gen haritasının
oluşturulması amacıyla Avrupa Birliği'ne ortaklaşa bir program başlatılması
çağrısında bulundu. Bu arada kendisi, Konsey bünyesi içinde ufak çapta bir gen
projesi başlattı.
·
ABD Enerji Bakanlığı Santa Fe'de insan gen haritasının oluşturulması yönünde
bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Salk Enstitüsü'nden Renato Dulbecco, bir
gazetede insan gen haritasının çıkartılmasına destek verdi.
·
New York'taki Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda yapılan "Homo
Sapienelerin Moleküler Biyolojisi" adlı toplantıda insan gen haritasının
çıkartılmasının yararları ateşli bir biçimde tartışıldı.
·
California Teknoloji Enstitüsü'nden Leroy Hood, Lloyd Smith ve arkadaşları ilk
otomatik DN dizge makinesini kamuya duyurdular.
·
Charles DeLisi, 1987 mali yılı bütçesinden 5.3 milyon dolar ayırarak, Enerji
Bakanlığı bünyesinde genetik çalışmalara başladı.
1987
·
Walter Gilbert, ABD Ulusal Araştırma Konseyi, gen heyetindeki görevinden istifa
ederek, insan geni haritasının oluşturulması ve veri satışını hedefleren Genome
Corp. ile çalışmayı tasarladığını bildirdi.
·
Bir danışmanlık ekibi insan gen haritasının oluşturulması ve genetik dizilimin
belirlenmesi için Enerji Bakanlığı'nın 7 yıl içinde 1 milyor dolarlık bir
yatırım yapmasını istedi.
·
Washington Üniversitesi'nden David Burke, Maynard Olson ve George Carle,
klonlamaya yarayan YAC'leri üreterek ekleme boyutunu 10 katına çıkarttılar.
·
Collaborative Research Inc.'den Helen Donis-Keller ve meslektaşları 403 imden
oluşan "ilk" gen haritasını yayımlayarak kredi ve ayrıcalıklar
konusunda bir tartışmanın alevlenmesine yol açtılar.
·
DuPont bilim adamları ışınırlı zincirleme-sonlu dideoksinükleotidlerden oluşan
ve DNA dizgesini hızla belirleyen bir yöntem geliştirdiler.
·
Applied Biosystems Inc. Şirketi, Hood teknolojisine dayalı, ilk otomatik dizge
makinesini piyasaya sundu.
1988
·
Ulusal Araştırma Konseyi, İnsan Genomu Projesi'ni onaylayarak bu alanda yılda
200 milyon dolarlık ek bir ödenek ayrılması ve aşamalı bir yaklaşım uygulanması
isteminde bulundu.
·
Reston, Virginia'daki bir toplantıda destek gören ve o sırada Ulusal Sağlık
Enstitüsü'nün başkan olan James Wyngaarden, insan genomu projesinde
sorumluluğun öncelikle Enstitü'ye verilmesi gerektiğini öne sürerek önderliği
Enerji Bakanlığı'ndan devraldı.
·
İlk genom toplantısı Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda gerçekleştirildi.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü "İnsan Genomu Araştırma" bölümünü kurarak
başına Watson'u geçirdi. Watson, genom çalışmalarına ayrılan bütçenin bir
bölümünün toplumsal ve törel konularla ilgili araştırmalar için harcanması
gerektiğini bildirdi.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı aralarında bir ortak çalışma ve
hoşgörü antlaşması imzaladılar.
1989
·
Rockefeller Üniversitesi'nden Norton Zinder, İnsan Genomu Projesi ile ilgili
ilk program danışmanlık heyeti toplantısına başkanlık etti.
·
Olson, Hood, Botstein ve Cantor STS'lerden yararlanılan yeni bir haritalama
stratejisinin ana hatlarını çizdiler.
·
Enerji Bakanlığı ile Ulusal Sağlık Enstitüsü, İnsan Genomu Projesi'nin törel,
yasal ve toplumsal etkilerini incelemek üzere ortak bir heyet oluşturdular.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü ofisi, devlet destekli Ulusal İnsan Genomu Araştırma
Merkezi'ne taşındı.
1990
·
Üç grup tarafından kılcal (kapiler) elektroforezi üretildi. Ekiplerden birine
Lloyd Smith (Nükleik Asitler Araştırması, Ağustos, ikincisine Barry Karger
(Analitik Kimya, Ocak), üçüncüsüne ise Norman Dovichi (Journal of
Chromatography, Eylül) önderlik etti.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı, 5 yıllık bir plan hazırladılar.
Planın hedefleri arasında eksiksiz bir gen haritasının oluşturulması, her 100
kb'de bir imleri olan fiziksel bir harita ve 2005 yılına dek örnek organizmalardaki
toplam 20 Mb DNA'lık dizgenin belirlenmesi yer alıyordu.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü, dört örnek organizma üzerinde geniş kapsamlı dizilim
belirleme deneylerine başladı. Organizma örnekleri, Mycoplasma cpricolum,
Escherichia coli, Caenorhabditis elegans ve Saccharomyces cerevisiae idi.
Araştırma ekiplerinin her biri üç yıl içinde 3 Mb dizgesinin 75 sentten
belirlenmesini kabul etti.
·
İnsan Genomu Projesi'nin resmi olarak başlatıldığı tarihi 1 Ekim olarak ilan
ettiler.
·
Ulusal Biyoteknik Bilgi Merkezi'nden David Lipman, Eugene Myers ve arkadaşları
dizilimlerin sıralanmasıyla ilgili işlemsel süreci içeren BLAST'i yayınladılar.
1991
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü'nden J. Craig Venter, özel genlerin bulunmasına yarayan
bir yöntemi kamuya sundu. Bir ay sonra, Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün bu tür
kısmi genlerden binlercesi üzerinde patentli uygulamaya geçtiğini belirtince
kıyamet koptu.
·
Japonlar, pirincin genetik dizilimini belirleme çalışmalarına başladı.
·
Tennessee, Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'ndan Edward Uberbacher, çok sayıda gen
bulma programlarından ilki olan GRAIL'i üretti.
·
Dönemin Ulusal Sağlık Enstitüsü Başkanı Bernadine Healy ile kısmi genlerin
patentlenmesi konusundaki bir tartışma sonucunda, Watson Ulusal İnsan Genomu
Araştırma Merkezi'ndeki görevinden istifa etti. Venter Ulusal Sağlık
Enstitüsü'nden ayrılarak, Rockville, Maryland'deki kâr amacı gütmeyen Genom
Araştırma Enstitüsü'nü kurdu. William Haseltine ise, enstitü ürünlerinin
pazarlanması amacıyla kurulan kardeş şirketi İnsan Genomu Bilimleri'nin başına
geçti.
·
Britanya'nın Wellcome Trust Şirketi, 95 milyon dolarlık bir yatırımla İnsan
Genomu Projesi'ne katıldı.
·
Caltech'ten Mel Simon ve arkadaşları klonlama için BAC'ler ürettiler.
·
ABD ve Fransa'dan ekipler ilk fiziksel kromozom haritalarını tamamladılar.
·
Whitehead Enstitüsü'nden David Page ve meslektaşları Y kromozomunun haritasını
çıkarttılar.
·
Centre d'Etude du Polymorphisme Humain'den Daniel Cohen ile Généthon ve
arkadaşları 21. kromozomun haritasını oluşturdular.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı veri ve kaynakların paylaşılması,
bu konuda hızlı bir iletişimin sağlanması ve araştırmacıların verilerini 6 ay
boyunca gizli tutmalarına olanak tanınması amacıyla bir tüzük yayınladılar.
·
ABD'li ve Fransız ekipler, fare ve insanın genetik haritalarını tamamladı.
1993
·
Michigan Üniversitesi'nden Francis Collins, İnsan Genomu Araştırma Merkezi'nin
başkanlığına getirildi.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Enerji Bakanlığı 1993-98 dönemi için yeniden gözden
geçirilmiş bir tasarı yayınladılar. Tasarının hedefleri arasında, 1998 sonuna
dek 80 Mb'lik DNA diziliminin belirlenmesi ve insan genom haritasının da 2005'e
dek tamamlanması yeralıyordu.
·
Wellcome Trust ile Tıp Araştırma Konseyi, ortaklaşa olarak Güney Cambridge'deki
Hinxton Hall Sanger Merkezi'ni açtılar. John Sulston yönetimindeki merkez,
uluslararası konsorsiyumun en önde gelen dizilim belirleme laboratuvarlarından
biri konumuna geldi.
·
GenBank'ın veritabını, resmen Los Alamos'tan Ulusal Biyoteknoloji Bilgi
Merkezi'ne taşındı.
1994
·
Iowa Üniversitesi'nden Weffrey Murray, Généthon'dan Cohen ve meslektaşları
insan genomunun genetik bağlantılarını tam olarak gösteren bir harita
yayınladılar.
1995
·
California Üniversitesi'nden Richard Mathies ve arkadaşları, geliştirilmiş
dizilim belirleme boyaları üretti.
·
Michael Reeve ve Carl Fuller, sabit ısılı polimeraz ürettiler.
·
Genom Araştırma Enstitüsü'nden Venter ve Claire Fraser ile John Hopkins'den
Hamilton Smith, serbest yaşayan bir organizma olan, "Haemophilus
influenzae" ile ilgili ilk dizilimi yayınladı.
·
Japon hükümeti, 5 yıllık bir dönem için, Tokai, Tokyo ve Keio
Üniversitelerinden çeşitli dizilim belirleme ekiplerine toplam 15.9 milyon dolarlık
bir fon ayırdı.
·
Stanford Üniversitesi'nden Patrick Brown ve arkadaşları, cam baskı bir mikro
dizgeden yararlanarak, tamamlayıcı DNA araştırmaları üzerine bir rapor
yayınladılar.
·
Whitehead ve Généthon'dan araştırmacılar, (Whitehead'den Lander ve Thomas
Hudson başkanlığında) fiziksel bir insan genom haritası yayınladılar.
1996
·
Uluslararası İnsan Genomu Projesi'nin ortakları, dizilimle ilgili verilerin 24
saat içinde kamu veritabanına aktarılmasını kabul ettiler.
· Ulusal
Sağlık Enstitüsü, insan genom dizgesiyle ilgili geniş kapsamlı araştırma yapan
altı ekibe mali destek sağladı.
·
Afimetriks, DNA yongalarını piyasaya sundu.
·
Enerji Bakanlığı, BAC klonlarının uçlarındaki dizilimlerin belirlenmesi
amacıyla, toplam 5 milyon dolarlık altı pilot proje başlattı.
·
Uluslararası bir konsorsiyum, "S. cerevisiae" adlı mayanın tam
genetik dizgesini kamuya açıkladı.
·
RIKEN'den Yoshihide Hayashizaki ve ekibi, farenin tamamlayıcı DNA'larının tam
boy ilk dizisini tamamladı.
1997
·
Ulusal İnsan Genomu Araştırma Merkezi, terfi ederek, Ulusal İnsan Genomu
Araştırma Enstitüsü'ne dönüştü
·
Enerji Bakanlığı Ortak Genom Enstitüsü'nü kurdu.
·
Fred Blattner, Guy Plunkett ve Wisconsin Üniversitesi'nden meslektaşları, 5
Mb'lik E. coli'nin DNA dizgesini tamamladılar.
·
Molecular Dynamics, bir kılcal dizilimini makinesi olan, MegaBACE'yi kamuya
tanıttı.
1998
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü, SNP'lerin bulunması amacıyla yeni bir proje
başlattığını ilan etti.
·
Japonya, ABD, AB, Çin ve Güney Kore'den temsilciler, pirinç gen diziliminin
belirlenmesi amacıyla oluşturulacak uluslararası bir ortak çalışmanın ana
hatlarını görüşmek üzere Japonya'nın Tsukuba Kenti'nde bir araya geldiler.
·
Washington Üniversitesi'nden Phil Green, Brent Ewing ve arkadaşları dizge
belirlemede kullanılan verileri kendiliğinden yorumlayan "phred" adlı
bir program yayınladılar.
·
PE Biosystems Inc. "PE Prissm 3700" adlı kılcal dizgeleme makinesini
piyasaya sundu. Vender "Celerra" adlı yeni bir şirketin kurulduğunu
ve bu şirketin, 300 milyon dolarlık bir yatırımla, üç yıl içinde insan genom
diziliminin belirleyeceğini bildirdi. Buna karşılık, Wellcome Trust, İnsan
Genomu Projesi'ne ayrılan fon miktarını ikiye katlayıp, 330 milyon dolara
çıkartarak, dizge belirleme çalışmalarının üçte birini üstlendi.
·
2001 yılına dek insan genomunun "geçerli bir taslağını" oluşturmak
hedeflendi. Bu arada taslağa son şeklinin verilmesi ile ilgili tarihi 2005
yılından 2003'e alındı.
·
Sanger Merkezi'nden Sulston ile Washington Üniversitesi'nden Robert Waterston
ve arkadaşları, C. elegans'ın genetik dizgesini belirleme çalışmalarını
tamamladılar.
1999
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü, ilk taslağın tamamlanma tarihini yeniden öne alarak,
bu kez 2000 baharı olarak belirledi.
·
Wellcome Trust'un yanısıra on şirket verilerin her üç ayda bir kamuya
iletilmesi amacıyla SNP konsorsiyumunu başlattı.
·
Ulusal Sağlık Enstitüsü, üç yıl içinde farenin genom diziliminin belirlenmesi
amacıyla, 130 milyon dolarlık bir proje başlattı.
·
İngiliz, Japon ve Amerikalı araştırmacılar insanın 22 numaralı kromozomunun ilk
dizilimini tamamladılar.
2000
·
Celera ve arkadaşları, 180 Mb'lik "Drosophila melanogaster" adıyla
bilinen meyve sineğinin genetik dizgesini belirlediler. Böylelikle, bu tarihe
dek belirlenmiş en büyük gen dizgesine imzalarını atan ekip, aynı zamanda
Venter'in tartışmalı (shut-gun seqvencing) "tüm-genom atışı"
yönteminin geçerliliğini de kanıtlamış oldular.
·
Alman ve Japon araştırmacılar başkanlığındaki İnsan Genomu Projesi
Konsorsiyumu, 21. kromozomun tam dizgesini yayınladı.
Beyaz
Saray'da yapılan bir törenle, İnsan Genomu Projesi ve Celera, ortaklaşa olarak
insanın genetik diziliminin ilk taslağının tamamlandığını ilan ederek,
aralarındaki çekişmenin sona erdiğini ve birlikte çalışmayı sürdüreceklerini
belirttiler.
Arkasında
dev ülkelerin ,dev organizasyonların,dev şirketlerin,dev üniversitelerin, dev
bilim adamları ve dev ödeneklerin bulunduğu bu proje henüz tamamlanmamıştır.
Ama
allahın izni ile bilim aradıklarını söyleyen dolandırıcılar güruhunun bu dev
kuruluşların bulgularını ve aralarındaki tartışma konularını çarpıtarak
(evrimcilerin itirafları)kendi bulgularıymışcasına cahil insanları bilimden
soğutmaya yönelik cüretleri
Boşuna
uğraşlardır.
Bilim
bu tür şebekeleri dikkate bile almadan onurlu yolunda ilerleyecektir.
BAV
ın bu tür çalışmalardan ne gibi çıkarları olabilir? bu konuyu başka bir yazıda
ele alacağım.
DEHA
(no
login)
212.146.157.199
Düzeltme February 3 2003, 1:24 AM
Yukarıda
bahsi geçen şahıs Cihat değil Cevat Babuna'dır.
Cihat
ismini duymadım ancak,Cahit Babuna isimli bir Onkoloji Profesörü vardır ve
kardeşi olduğu halde onun bu konu ile bildiğim kadarı ile ilgisi yoktur.
İlgisiz
kişilerin zan altında kalmamasına dikkat edilmelidir.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
özür February 3 2003, 2:04 AM
Cevat
Babuna yanlışlıkla Cihat diye yazılmıştır.kamuoyu kastedilen kişiyi yakından
tanımaktadır.
Deha
dikkatin için teşekkür ederim.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 4:33 AM
Prf.Cahit
Babuna Cevat Babunanın kardeşidir.kan toplama kampanyasına bilerek yada
bilmeyerek o da öncü olmuştur.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 6:03 AM
Harun
Yahya olayına bakarken bu sanal kişilik yada olayda sadece bir piyon olan
kokainman sapık Adnan Oktar üzerinde odaklanmak bu organizasyonun ardındaki suç
şebekesinin amacına ulaşmasını ekmeğine yağ sürmesini sağlayacaktır.zaten
onların da istedikleri dikkatleri bu iki isme çekerek çalışmalarını huzur
içinde yürütmektir.
Bu
suç şebekesinin bilimi hedef almasının ardındaki amaç inançlı insanların
kolayca sömürülebilmeleri ve her şeye kolaylıkla inandırılabilmelerinden
hareketle bu tür insanlardan oluşan bir kitlenin sempatisini kazanarak onları
yedek bir güç olarak(maddi ve manevi)elde tutma gayretinden kaynaklanmaktadır.
Bu
şebekenin merkezi ABD de bulunmakta olup daha önceki yazıda belirttiğim gibi
"Institute for Creation Research-ICR"adını taşımakta olup direkt Moon
tarikatına bağlıdır.inançlı arkadaşların "tarikat"sözcüğüne takılıp
bu şebekenin allah yolunda etkinlik gösteren bir yardım kuruluşu falan
zannedebilir.ama gerçek böyle değildir.Moon silah fabrikasına bile sahip olan
çok uluslu bir finans kuruluşudur.Başında Koreli bir sözde rahip
bulunmaktadır.daha önce ayrıntılarını Fetullah la ilgili topicte verdiğim bu
şebekeyi derinlemesine ele almak istemiyorum.çok fazla yer kaplayacak okuyucuyu
da sıkacaktır.ama ana başlıklara değinerek BAV nin kimlerele aşık attığının
bilinmesi açısından önemlidir.
Bu
suç şebekesinin Türkiyede sahneye koyduğu en büyük sahtekarlık bilindiği
gibi" kan soygunu" dur.kamu oyunda her olayda olduğu gibi üzerinden
bir hafta geçince unutulan bu çok önemli olayı yeniden anımsatmakta yarar var.
Kan
biyolojik bir ürün olması nedeniyle pahalı bir maddedir.ayrıca insan genomunu
incelemek için de çok önemli ve değerli bir mataryaldir.bu bağlamda çok ta
stratejiktir.çünki bir ırkın gen haritasının çıkarılması için çok değerli
bilgiler içermektedir..
Kan
bilindiği gibi en kolay sömürülen maddelerin başında gelmektedir.yaşamsal bir
sıvı olması nedeni ile istenildiğinde yenilenebilirlik özelliği ile kolayca
verebildiğimizbu sıvının seçilmesi rastlantı değildir.
üstelik
hasta olduğu iddia edilen BAV üyesi Cevat Babunanın oğlu Oktar Babunanın
gerçekte hasta olup olmadığı bu konuda elinde bir belge olup olmadığı sorusu
ancak olaylar kapandıktan sonra sorulmuş ama kanı alan üsküdarı çoktan
geçmiştir.
Tamamen
insanların dinsel ve milli duygularını sömürerek başlatılan bu kampanyadan tam
150,000 kan örneği alınmıştır.insanlar bazı illerde stadyumlara toplanarak bu
kan örnekleri toplanmıştır.kampanyanın başında 15 gün ömrü kaldığı açıklanan OB
için toplanan bu kanların analizinin birer dakikadan 150,000 dakika =104
gün=3,5 ay olduğu hiç kimse tarafından hesaplanmamış şuursuzca bu kampanya
haftalarca sürdürülmüştür.üstelik bu toplanan kanların analiz için Almanyaya
gönderilmesi ve bu ülkenin bu hizmet karşılığı bizden 1999 yılının parası ile
2Trilyon lira para istemesi de cabasıdır.kampanyanın içinde bir bit yeniği
olduğu ortaya çıktıktan sonra sağlık bakanlığınca kampanyaya son verilmiş ve ne
tesadüfki iki gün sonra gerekli kanın ABD de bulunduğu açıklanmıştır.tolanan
salt kan ile sınırlı kalmamış ilik bankası kurma amacı ile de para
toplanmış(1999 un parası ile 450 milyarTL ki bu onların açıkladığı paradır)ve
bu paranında nereye gittiği anlaşılamamıştır.işin garip tarafı 3milyonUSDlik
villada oturan Babuna ailesi tek oğulları için düzenlenen bu kampanyaya sadece
2,5 milyarTL ile katılmışlardır.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
tezgah başlıyor.. February 3 2003, 6:18 AM
Lutfen
bu emaili tanidiginiz tum Turklere gonderin.
Asagida
Tulin Hanimin ve Dr. Oktar'in emailini bulacaksiniz. -----
Son
bir haftadir Trkiye'de, gerek tm TV- radyo kanallarinda, gerekse gazetelerde,
arkadasimiz Dr. Oktar Babuna'nin hayatini kurtarmak iin lke apinda byk bir
kampanya baslatildi. 35 yasinda beyin cerrahi olan arkadasimiz Dr.Oktar Babuna'
nin, Amerika'da grenim grdg sirada lsemi hastaligina yakalandi. .Kendisi simdi
bu hastaliktan dolayi 4 aydir Amerika'da (MD Anderson-Houston) lsemi tedavisi
gryor. Bu hastaligin tedavisinde en etkili zm ilik nakli. Dnya apinda su ana
kadar yapilan ok detayli arastirmalarla ilik uyumu olan bir kisiye daha
rastlamadik. Uzmanlar lsemi hastalarina ilik nakli iin kendi irklarindan birini
bulmalarini tavsiye ediyorlar. Uyum ihtimali bu sekilde olduka ykseliyor. BU
NEDENLE BU UYUMLU KISININ TRK HALKINDAN BULUNMASI GEREKIYOR. Bu konuda basin
yayin organlari araciligi ile Trkiye'de bir kampanya baslatildi. Ilik nakli
operasyonunun, ilik veren kisiye HIBIR YAN ETKISI BULUNMAMAKTADIR. Uygun iligin
bulunmasi ve hayatina devam edebilmesi iin sre 15 gn- 1 ay arasidir. Yapilacak
test sonulari uygun bulunup yardimci olmayi kabul eden kisiye, naklin
gereklestirilmesi halinde degeri 10.000.000.000 TL'dan az olmamak uzere para
mukafati hediye edilecektir.
Sizden
ricamiz ABD'de bulunan tanidiginiz tm Trk vatandaslarini bu duyuruyu
bildirerek, ilgili hastanelerde Trk grencilerin kan vermelerini saglayip bu
organizyonda yer almanizdir. Bulundugunuz evrede gerek Trk grenciler gerekse
Trk kuruluslarini bilgilendirmeniz ve tesvik etmeniz mmkn m? Bize bu konuda
acil olarak yardim edebilecek isimler nerebilir misiniz? Beraber nasil bir
alisma yapabiliriz? Vaktimiz ok az!!
Trkiye'de
her gn kan vermek iin yzlerce insan hem apa, hem de Ankara Ibni Sina
Hastanesine uzun kuyruklar olusturuyorlar. Bu konuda herkes ok duyarli. Ancak
ABD' deki Trk grencilerin organizasyonu eksik. Hatta ilik naklini, organ nakli
sananlar bile var.
Sormak
istediginiz herhangi bir soru varsa bize bu e-mail ile ulasabilirsiniz. Acil
cevabinizi bekliyorum.
Tlin
Isildar
(Bulundugunuz
bolgede kan testi yaptirabileceginiz hastane isimlerini biz size istenildigi
takdirde gnderebiliriz. Kan testinin kemik iligi iin yapildiginin sylenmesi
yeterli ki bu da bizim araciligimiz ile ayarlanacaktir.Kan testi cretsiz
yapilacaktir)
Asagida
Dr. Oktar Babuna'nin kendi metni mevcuttur.
Ben
35 yasinda bir beyin cerrahiyim. Babam da tip alaninda Trkiyenin taninmis
simalarindan olan Profesr Dr. Cevat Babunadir. Amerikada ok uzun sre grenim grp
ihtisas yaparak lkeme geri dndm. lkeme dndgmde ise Amerikada bulundugum sirada
CLL Richter Sendromu hastaligina yakalandigimi rendim. Su an hala Amerikada
Houston MD Andersonda tedavi altinda bulunmaktay?m. Buradaki uzman doktorlar
bana ilk tedavi yntemi olan kemoterapiyi uyguladilar. Ancak ok agir bir tedavi
olmasindan tr artik bu yntemi sona erdirip ilik nakli yap?lmas?na karar
verdiler.
Uygun
ilik bulunabilmesi iin su an Dnya Bankasi ile birlikte btn lkelerde uygun kana
sahip donrler aran?yor. Bildi?iniz gibi Houston MD Anderson kanser alan?nda dnyan?n
en nl merkezi. Buradaki doktorlar hastanin kendi irkindan insanlar?n aranan
ilik iin daha uygun olacagini sylediler.
Benim
ve tm dnya gonulluleri iin sizden bu yardimi rica ediyorum.
Saygilarimla,
Beyin
Cerrahi Oktar Babuna
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
uluslar arası tezgah February 3 2003, 6:21 AM
Salam
alaikom,
One
of my brothers in Islam and dawah, has a lekumia cancer. And I am
looking
for willing muslim donors. The name of our brother is Oktar
Babuna,
he is 35 years old, Turk and he is a brain surgeon and also a very
active
dawah person in Turkey. After he got his education in the States,
he
came back to Turkey and he was invited to deen and became a mumin. He
joined
countless conferences, radio programs, tv programs. He traveled at
least
30 cities in Turkey, gave conferences at least to 1500 people in
each,
and told people that there is only Allah and they must obey Allah by
showing
the miracles of Allah in the universe, explaining them the
collapse
of theory of evolution and materialism. He joined radio programs
explained
people about the creation of Allah, perihsed nations in quran,
miracles
of brain. He also made hundreds of personal tebleegh in order to
invite
people to the path of Allah. Although he is a brain surgeon who
had
his education in the States and worked there as an expert after he was
invited
to the deen of Allah, he devoted his everything to the deen of
Allah
and walks on the right path and tries to be the mumin as Allah
describes
us in Quran. Although he is under treatment in the States, he
still
tries to service to Allah and His path as much as he can and even
the
doctors are amazed because of his resistance to the illness, sabr,
patience
and energy. He is very content with his situation knowing that
whatever
comes, it comes from our sole friend Allah and Allah knows the
best
for each of us He is having his treatment in MD Anderson Hospital in
Houston,
Texas right now and he must have a bone marrow transplantation to
survive.
We are looking for muslims who are willing to be donors. If you
donate
and your blood matches with our brother's and if you accept to have
an
operation you will be rewarded with a prize which is not less than
27.500
$. This operation doesnt give any harm to your health. But first
the
hospital will see if your blood matches with his.
You
can co-operate with me in various ways:
1-You
can be donors. If you want to be a donor, please contact me. Being
a
donor is free of charge in many countries such as USA, UK. Any blood
center
will do it as long as you tell them that you want to be a
registered
donor. There is a huge network between blood centers and donor
banks
in the States, in Europe and UK. And all data is gathered in World
Bone
Marrow Bank. If you decide to donate blood, I kindly ask you to pass
me
the info of the blood center so that we can follow it.we will inform
the
hospital in Houston about your donation. But please, could you also
ask
to the donor bank/blood center that you go, if it is working with
world
bone donor bank. If so we can see your test results immediately from
Houston.this
is an important detail. If they dont then you have to provide
me
full details about the bank that you made your donations we will apply
them
with the test result of the brother and ask them if any donations
match
with brothers. At any rate I need the info about the blood
center/bank
that you make your donation. (If you are in UK, I arranged
everything
there so you can contact me so that I can give you the details)
2-You
can co-operate with me to start a campaign in your state, country
and
area especially among muslims
3-You
can help me to co-operate with media, muslim organizations, muslim
students,
islamic radio programs, islamic schools, to put adds where
muslims
are usually go, in masjids, universities. Since I live in Turkey I
need
your advice to find the right people and right places.
I
kindly ask you to think about this. With your sincere efforts a mumin, a
dawah
person can survive with the will of Allah.
[9:71]And
(as for) the believing men and the believing women, they are
guardians
of each other; they enjoin good and forbid evil and keep up
prayer
and pay the poor-rate, and obey Allah and His Messenger; (as for)
these,
Allah will show mercy to them; surely Allah is Mighty, Wise.
Fee
aman Allah
Damla
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.185
YETKİLİLER NİHAYET UYANDI, February 3 2003, 6:24 AM
VE
SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ, TÜRKİYE'DEN KAN ÇIKARILMASINI DÜN (17.6.1999)
YASAKLADI!... BAKAN BİZİM DE ÇOK ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ "ÇAĞIMIZDA KANIN
STRATEJİK MALZEME OLDUĞU" HUSUSUNU VURGULADI!.. BUNUN ÜZERİNE BEDAVA
TARAFINDAN 100.000'DEN FAZLA KAN ÖRNEĞİ TOPLAMIŞ OLAN FİRMA TEMSİLCİLERİ VE
OKTAR BABUNA'NIN ARKADAŞLARI BİR BASIN TOPLANTISI DÜZENLİYEREK BAKANI
AYIPLADILAR. NE KADAR İNSANCIL BİR HİZMET İFA ETTİKLERİNİ, BİR TAKIM
KURULUŞLARIN YANİ MİT'İN, ORDUNUN ADINI DA İSTİSMAR EDEREK ANLATMAYA KALKTILAR.
AMA İKİ ÖNEMLİ SORU GRUBU CEVAPLANMADI!.. BİRİNCİSİ, BU FİRMA BU FAALİYETİ
BABASININ HAYRINA MI GÖTÜRÜYOR?.. SON DERECE PAHALI OLDUĞU SÖYLENEN TAHLİLLERİ
YAPMAK İÇİN NEDEN BU KADAR ZAHMETE GİRİYOR? NEDEN SADECE OKTAR BABUNA?.. NEDEN
TAHLİL SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?.. NEDEN KAN ÖRNEKLERİNİN "İMHA
EDİLDİĞİ" SÖYLENİP İADE EDİLMİYOR?.. İKİNCİSİ, OKTAR BABUNA AMERİKA'DA!..
FİRMA AMERİKA'DA!.. AMERİKA'NIN NÜFUSU 300 MİLYON!.. NEDEN BU ADAMA ORADAKİ
MİLYONLARCA KAN ÖRNEĞİNDEN YARARLANILARAK İLİK ARANMIYOR DA, TÜRKİYE'YE
GELİNİYOR?.. BİZ BU SORULARI KAFAMIZDA EVİRİP ÇEVİRİP DURURKEN BU SABAH
(18.6.1999) MUTLU(!) BİR HABER ALMIYALIM MI?.. EFENDİM, ARANAN DOKU NİHAYET
BULUNMUŞ!.. HOPPALA!... DOKU ÜÇ AYDIR BULUNAMIYORDU!.. 10.000 ÖRNEK ALDILAR,
OLMADI... 20.000 ALDILAR OLMADI, 50.000 OLMADI... 100.000 OLMADI!.. AMA DÜN
(17.6.1999) ÖĞLEN (Kİ AMARİKA'DA 17.6.1999 SABAHIDIR), SAĞLIK BAKANI KAMPANYAYA
TEPKİ GÖSTERDİ, YURT DIŞINA KAN ÇIKARMAYI YASAKLADI... BU SABAH (18.6.1999...
Kİ, AMERİKA'DA 17.6.1999 AKŞAMIDIR) İLK HABER BABUNA'YA YARIYACAK KANIN
BULUNMASI OLDU!.. NE MUTLU(!) TESADÜF DEĞİL Mİ?.. YANİ AMERİKA'DA, O DR.
BABUNA'YI KURTARMAKTAN, İNSANLARA YARDIM ETMEKTEN BAŞKA AMAÇLARI OLMAYAN
FİRMANIN (TEMSİLCİSİ BAYAN DOKTOR ÖYLE AÇIKLADI) BİLİM ADAMLARI, 17.6.1999
SABAHI UYANIYORLAR, KAHVALTILARINI EDERKEN BİR DE ÖĞRENİYORLAR Kİ, TÜRKİYE'DE
İŞGÜZAR BİR BAKAN YASAK KOYMUŞ!... O HIŞIMLA LABORATUVARA KOŞUYORLAR!.. O
SIRADA TÜPLERİN BİRİNDEN REKLAMLARDAKİ "MAVİ GÜÇ" GİBİ BİR ŞEY
ZIPLAYIP MASAYA İNİYOR: - "SORUNLARINIZIN ÇÖZÜMÜ BENDE!... ARADIĞINIZ KAN
ÖRNEĞİ BENİM!" DİYOR VE AKŞAMA KALMADAN DR. BABUNA'NIN DERDİNE ÇARE
BULUNUYOR!... HEMEN TABİİ HABERİ TÜRKİYE'YE ULAŞTIRIYORLAR!.. O İNSAFSIZ BAKAN
GÖRSÜN DE, UTANSIN DİYE!.. SİZ BUNA İNANDINIZ MI?.. ASLINDA BU OLAYIN ÜSTÜNE
GİTTİKÇE, KOKUSU ARTIYOR!.. İTİRAF EDELİM Kİ, BİZ ARTIK DR. BABUNA'NIN LÖSEMİ
HASTASI OLDUĞUNA BİLE İNANMIYORUZ!.. ÇÜNKÜ BASIN TOPLANTISINDA ÖLMEK ÜZERE OLAN
BİR ADAMIN HAYAT ENDİŞESİ İLE DEĞİL, SAĞLIKLI BİR ADAMIN SÖZDE BAŞKALARI İÇİN
YAPTIĞI BİR YARDIM FAALİYETİNDEN BAHSEDER GİBİ KONUŞTU!.. YANİ BAKANIN TAVRI
BÜTÜN LÖSEMİ HASTALARINA ZARAR VERECEKMİŞ, FALAN FİLAN!.. ULAN, NİYE ZARAR
VERSİN?.. ADAM KALKIP LÖSEMİ KONUSUNDAKİ FAALİYETLERİ YASAKLAMADI Kİ!.. BAKANIN
YASAĞI KAN TAHLİLİNİN NE İDÜĞÜ BELİRSİZ O YABANCI FİRMADA YAPILMASIYLA
İLGİLİ!.. ÜSTELİK ŞİKAYETLERİNİN HİÇ BİRİNE DE CEVAP ALAMADI!.. NEDEN KAN
TAHLİLİ SONUÇLARI TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR?. ESAS ENGEL O SONUÇLARIN GELMEMESİ
DEĞİL Mİ?.. TAHLİL SONUÇLARI ALINAMAZSA, BUNUN LÖSEMİ HASTALARINA YARARI NE
Kİ?.. ÜSTELİK BAKAN "ÇOK PAHALI OLMASINA RAĞMEN, BU İŞLEMİN TÜRKİYE'DE
YAPILMASI İÇİN HER TÜRLÜ GİRİŞİMİN BAŞLATILACAĞINI" DA BELİRTTİ!.. BABUNA
EFENDİ, BUNDAN MEMNUN OLMASI GEREKİRKEN, NİYE TEPKİ DUYDU?.. O YÜZDEN BİZ DR.
BABUNA'NIN TÜRK DOKTORLAR TARAFINDAN MUAYENE EDİLİP GERÇEK BİR LÖSEMİ HASTASI
OLUP OLMADIĞININ TESBİTİNİ İSTİYORUZ!.. ÇÜNKÜ SAÇ DÖKÜLMESİ, SAÇ KAZITILMASI,
YÜZE HASTALIKLI BİR İFADE VERİLMESİ HOLYWOOD SEKTÖRÜNE SAHİP AMERİKA İÇİN HİÇ
TE ZOR DEĞİL!.. ÖNCE GERÇEK BİR HASTA İLE Mİ UĞRAŞIYORUZ, YOKSA BATI EMELLERİNE
HİZMET EDEN BİR AJANLA MI, BUNU BİLELİM... BU BİR!..
Normal
Zeka
(no
login)
62.248.1.24
Re: Harun Yahya ve İslami Yaratılışçılık February 3 2003, 1:06 PM
İyi
güzel hoş. yazdıklarınızı özellikle ali oktayın yazılarını çok dikkatli bir
şekilde okudum. Fakat bunların bilimsel ateizm yada bilimsel teizm ile ne
alakası var. Eğer alakalandırılıyorsa evrim teorisinin insanlar üzerine yaptığı
etkileri de 1. ve 2. dünya savaşlarında görmek mümkün ve özellikle rusya'da. Evrim
ile ilgili olarak rusya'da katledilen sibiryaya yada yaşadıkları topraklardan
başka topraklara sürülen
yada
kıtlıktan ölen halklarla ilgili de bilgi versene ali oktay onlarıda okuyalım.
Almanyada
oluşturulan evrim teorisine dayalı 1.000 yılın imparatorluğunu oluşturmak için
ortaya konan ari ırk projesini ve bu bağlamda hayata geçirilen öjeni
sisteminide anlatırsan oldukça memnun oluruz. Çünkü senin ağzından dinlemek
zevkli. Tabii bu arada mussolinin hitlere yok etsin diyerek hediye ettiği bir
kasabayı da unutma. Tam olarak evrimleşememiş bir topluluk diyerek komple yok
edildiği söyleniyor
Aynı
zamanda türkler için barbar kan dökücü kelimelerinin ne anlama geldiğini de
açıklarsan sevinirim. Hatta yaklarşık 1.5 hafta önce yunanistandaki bir gurup
papazın türkler hakkında meydanda yaptıkları konuşma da ilgini çeker herhalde.
Bu
insanlar hangi referansa göre türklere barbar diyebiliyorlar dersin. Acaba biz
türklerin tam olarak evrimleşemediğimizi mi düşünüyorlar ?
12
Eylül döneminden önceki anarşinin genel kaynağını ve yakın zamanda PKK
terörüyle ölen 35 bin kişinin ne için öldürüldüğü sorusunuda cevaplarsan çok
sevinirim.
Darwinizm'e
dayalı Evrim teorisinin çok masum ve bilimsel olduğunu söylemek senin gibi
araştırmacı birine pek yakışmaz kanımca.
Bu
sitede yazı yazan çoğu arkadaş teist yada ateist düşünceleri bilimsel bir
zeminde inceliyorlar ve bence en güzelini yapıyorlar. Ve bilgili olan kazansın
diyorum. Fakat onlar hiçbir zaman ortaya çıkan yeni ideolojinin insanlara ne
gibi yıkım ve acı yaşatacağını hiçbir zaman bilmiyorlar. Çünkü onlar sadece
kitaplarda okuyorlar. Lakin ateş düştüğü yeri yakar diye bir söz vardır. Ve
genel anlamda tarih sayfaları incelendiğinde gerçekten çok kişinin yüreği
yanmıştır. Bu ateş hem teist kesimden gelmiştir hemde ateist kesimden
gelmiştir. Fakat ateş nereden gelirse gelsin bu bir terördür. teröründe dini
imanı inancı ideolojisi olmaz.
Ve
korkarım yeni bir dalga ile karşı karşıyayız. İTÜ rektörü Alemdaroğlunun ve
Prof. Serterin konuşmaları bu bağlamda oldukça önemlidir.
Harun
Yahya ile ilgilide sizin yazdıklarınıza ek yapmak da isterim ayrıca. Piyasada
satılan sadece mercek dergisi yoktur. Bu derginin yanında araştırma ve sızıntı
dergileride vardır. Ve dahada önemlisini söyleyeyim yerel televizyon
kanallarında da Harun Yahyanın eserlerinden faydalınılmıştır şeklinde
ifadelerle belgeseller gösterilmektedir. Ayrıca Cavit Yalçın ismi de Adnan
Oktara atfedilmektedir. (Bilginize)
Her
zaman söylediğim gibi bana göre bu işin şakası falan yok bu iş çocuk oyuncağı
değil. Bu işin sonunda kan ve gözyaşı var arkadaşlar. Türkiyede yakın zamanda
olan olaylar haklı olduğumu göstermesi açısından oldukça önemli. Cinayete
kurban gidenlerin isimlerini buraya yazmanın bir anlamı yoktur herhalde
bunların kimler olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur.
Evrim
teorisi bazı arkadaşlar için bilimsel bir konu olabilir fakat bu gibi konuların
arkasından bir ideoloji getirdiği ve ortaya çatışmalar çıkardığı su götürmez
bir gerçektir. Dolayısı ile sadece bir bilimsel çalışma değil sosyal tarafınında
gözetilmesi gerekir kanımca.
İşte
şimdi size sorular topic'inde sorduğum ve cevap alamadığım bir soru aklıma
geliyor.
-Ateist
olarak eğer bir müslümanla ortak bir noktada birleşilmesi gerekseydi bu nokta
size göre ne olmalıydı
Görüşürüz.
Görüşürüz...
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.137
Biyolojik silah araştırmaları mı? February 3 2003, 10:14 PM
Biyolojik
ve Kimyasal Silahlar Irkçıların Elinde!”
Haberin
başlığı böyleydi. Gazetenin Londra muhabiri Kağan Güner, İngiltere Tabipler
Odası’nın bir
açıklama yaparak ‘genetik
bilimde elde edilen yeni bulguların biyolojik silah üreticilerinin eline geçtiğini’ belirttiğini, ‘en son elde edilen bulgularla,
sadece belli etnik azınlıkları
öldürebilecek silahlar yapılabileceğinin’ altının
çizildiğini bildiriyordu. (Ben de İnsan Genom’unun haritasının çıkarıldığını, bunun için dünyada yüz binlerce
insandan kan alındığını duymuştum. Bunun sebebi de ‘ileride ortaya çıkabilecek hastalıkların hangi
ırkı ne ölçüde etkilediğinin bulunması, bağışıklık sisteminin ırklara göre
incelenmesi ve buna göre bir tedavinin uygulanması’ olarak açıklanıyordu. Ve ilk bakışta
bana insancıl ve bilimsel bir girişim olarak gelmişti.) Haber daha sonra şöyle
devam ediyordu: “İngiltere Tabipler Odası’nın 22 Ocak’ta (1999) yaptığı açıklamada, insan genini şifreleme metodolojisinde
büyük adımlar atıldığı ve elde edilen yeni bulguların biyolojik silah
üreticilerinin eline geçtiği bildirildi. Açıklamada belli etnik grupları ya da
yalnızca siyahları öldürebilecek silahların yapılabileceği vurgulandı. (AIDS
virüsü Afrika’da ilk
ortaya çıktığında
yalnızca maymunları etkiliyordu. İnsanlara da bulaşabildiği daha sonra ortaya
çıkmıştı.) ‘Biyoteknoloji-Silahlar
ve İnsanlık’ başlıklı açıklama, ‘Homo Sapiens
türünün dünyadaki varlığı
tehlike altında’
cümlesiyle başlıyor. İngiltere Sağlık Politikaları Araştırma Kurulu Başkanı
Vivienne Nathanson tarafından yapılan açıklama şöyle: ‘Araştırma sonuçlarının
biyolojik silah üreticilerinin eline geçtiğini saptamış bulunuyoruz. Bu
bilgilerden yola çıkarak herhangi bir etnik grubu yok etmeye yönelik bir virüs
ya da bakteri geliştirebilirler. Ellerine geçen bilgiler bunu mümkün kılıyor.
Şarbon (anthrax) ya da veba virüsü, bu bilgilerden yola çıkılarak çok kolaylıkla
belli etnik gruplar üzerinde aktif hale getirilebilir.” Habere göre, Güney
Afrika’da Apartheid rejimi sırasında, kardiyoloji uzmanı Wauter Basson yönetimindeki Biyolojik
Silahlar Araştırma Grubu’nun
, Roodeplat laboratuarlarında
sadece siyahları etkileyen bakteri geliştirildiği ortaya çıkmış. Ayrıca 27 Ocak
1999 günü İngiltere Parlamentosu’nda gerçekleşen ”Irak İçin Acil Komite” toplantısında söz alan iki Iraklı, İsrail’deki biyolojik silah araştırmalarında son aşamaya
gelindiği ve İsrail’in Arap geniyle Yahudi genini ayrıştırmayı başardığını belirtmişlerdi.
Yukarıda
özetlemeye çalıştığım haberi okumam mide bulantımın sonsuz bir sancıya
dönüşmesine yol açtı. Bununla birlikte kafamda eksik kalan parçalar da yerli
yerine oturmaya başlıyordu. Böylesine insancıl bir olayda para ödülünün olması
daha çok kan örneği toplamaya yönelikti. Yani kendilerince balıklara yem
atıyorlardı. Peki Oktar Babuna da bu olayda yem miydi? Hiç sanmıyordum.
(Nitekim kuşkularımda haklı olduğum çok geçmeden ortaya çıkacaktı.) Tamam
lösemi olabilirdi ama kendisi Türkiye’de bu hastalığa yakalanan ne ilk ne de son kişiydi. Zaten bu
hastalıklarda bırakın yüz binlerce kişiyi, en yakın akrabalardan alınan
örnekler de tedavi için yeterli oluyordu.
Yine
o günlerde bir bilim dergisinde okuduğum başka bir yazı yukarıdaki haberi
doğrular nitelikteydi.
“Bir
Bilim Adamının
Pişmanlığı” başlıklı
yazıda Çiçek, Veba, Ebola virüsleri uzmanı, eski Sovyetler Birliği vatandaşı
Ken Alibek ile yapılan bir röportaj yer alıyordu. Şu anda Amerika’da Pentagon
yakınlarında
yaşayan Alibek, SSCB’nde
emrindeki 32.000 çalışanıyla
Çiçek, Veba, Ebola ve Malta Humması virüslerinden silah elde etme görevini
üstlenmişti. Halbuki o zaman yurttaşı olduğu SSCB, bu tür araştırmaları
yasaklayan bir sözleşmeye imza atmıştı. Üstelik biyolojik silah üretimine,
Perestroika’nın ilan edilmesinden sonra hız
verilmiş özellikle Çiçek Virüsünün üretilmesi üzerinde durulmuştu. Röportajın
bir yerinde Alibek’in
bir soruya verdiği
cevap ilginçti:
“-
Bakteriler ve virüsler yaşayan organizmalardır. Bunlar nasıl silahlara
dönüştürülmekte?
Alibek:-
Bunların havada daha fazla yayılabilmesi için, bazı ilavelerle
güçlendirilmeleri gerekmektedir. Mesela bunları kızılötesi ışınlardan korumak
gerekir. Daha sonra organizmaların, insanların bağışıklık sistemlerini
zorlayacak ve antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmalarını sağlayacak hale
getirilmesi gerekiyor. Bir ara HIV virüsü denemeyi düşünmüştük, ama virüs silah
için uygun değildi ve her şeyden önce, etkisini görebilmek için on yıl beklemek
gerekiyordu.”
Olayı vahşet boyutlarına getiren,
yalnızca bu insanların acımasızlığı değildi. Asıl korkunç olan hükümetlerin bu
araştırmaları desteklemeleri ve her türlü kandırmaca ve duygu sömürüsüne
başvurabilmeleriydi.
Olay
çok vahimdi ve hemen müdahale edilmesi gerekiyordu. Zira yüz binlerce kan
örneği yurt dışına çıkarılmıştı. Araştırma sonuçlarının ne olduğu bilinmediği
gibi incelenen kan örnekleri de geri gönderilmiyordu. Hafiften mırıldanmalar
yükselmeye başlayınca, bir ilik bankası kurmaya çalıştıkları haberlerini ortaya
attılar. Bunun için de yardım olarak milyarlarca lira toplanmaya başlanmıştı
bile. Nihayet Sağlık Bakanı olaya el koydu. Endişeleri bizimkiyle tamamıyla
aynıydı. Hemen bir araştırma başlattı, kampanya durduruldu. Bu açıklama
yapıldığında Türkiye’de
öğle saatleriydi
ve ABD’de gece yarısını çoktan geçmişti. Ama
nasıl olduysa ertesi sabah Oktar Babuna’ya uygun ilik bulunduğu haberi geldi Amerika’dan. Demek ki adamcağızlar son bir gayret sabaha kadar çalışmışlar
ve uygun iliği bulmuşlardı. Bu habere inanan saf insanlarımız ve saf
televizyonlarımız olaya pek sevinerek Babuna’yı
haberlerine konuk ettiler. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. 2 Temmuz
tarihli gazetelerin başlığı şöyleydi: Babuna Olayında 2.5 Aylık Aldatmaca...
Dr. Babuna’ya “6’da 6”
uygun iliğin
bulunduğu hastanın ailesine 2 Nisan 1999 günü resmi belgelerle iletilmişti.
Evet gerekli ilik çoktan bulunmuştu ama kan kampanyası artarak devam etmişti.
Acaba neden?
Etik
Kurul da Babuna’ya ilik
naklinin şart olmadığına ve başlatılan kampanyanın da yasal olmadığına karar
verdi. Kurul yurt dışına kaçırılan kanların geri istenmesine de karar vermişti
vermesine ama bunun için Amerika ve Almanya’nın talep ettiği para 3 Trilyondan fazlaydı
(Amerika’da 94.000,
Almanya’da ise testten geçen 15.818 kan örneği bulunuyor). Hemen sonrasında Almanya’nın rehin kanları, parası ödenmediği için
sattığı ortaya çıktı. Elde edilen kar yalnız Almanya için yüz binlerce marktı.
Dünyada bir doku bankasına, sadece size uyumlu bir dokunun olup olmadığını
öğrenmek için ödeyeceğiniz miktar ise 10-30 bin dolar arasında değişiyordu.
Ardından TÜBA’nın (Türkiye Bilimler
Akademisi) açıklaması geldi: “İnsan
genomu artık ticari sır meta haline gelmiştir ve toplumlara özgü genetik
bilgilerin değeri milyonlarca dolar tutan ticari yatırımlara kaynak
oluşturmaktadır.” Açıklama şöyle devam ediyordu: “Bu kampanya ile yurt dışına hem genetik bilgi hem de
büyük mali kaynak aktarımı yapılmaktadır. Böylece dış ülkelere yapılacak DNA
analizi yolu ile hastalıklara yatkınlık ya da direnç sağlayan genler, ilaç
metabolizmasını etkileyen gen bilgileri gibi bilgiler elde edilebilir... Ayrıca
kemik iliği nakli Türkiye’de
15 yıldır
uygulanmaktadır... ve bugüne kadar 900 hastaya ilik aktarımı yapılmıştır.
Bunlardan büyük bölümü doku tipleri uyan yakın akrabalar arasında
gerçekleştirilmiştir.”
Türk Tabipler Birliği
ve Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin açıklamaları
da aynı yöndeydi.
Babuna
ve kan kardeşleri şu günlerde iyice sıkışmış bulunuyor. Kendisi ile ilgili
ilginç bilgiler ediniyoruz. Örneğin Adnan Hoca ile ilişkileri, dinci-şeriatçı
bir gazeteye verdiği açıklama ile yazdığı bir kitabı tanıtan reklamlar...
Artık
ülkeler birbirleriyle, kimyasal ve biyolojik silahlarla, etnik temizlik
uygulayarak savaşıyorlar. Bunu yapabilmeleri için de bazı bilgilere ihtiyaçları
var. Sağolsun Babuna ve benzeri insanlar da bu bilgileri sağlıyorlar. Bizim
olan her şeye sahip çıkalım...