Evrim Teorisi

Evrim

June 11 2002 at 10:20 AM Mantik  (no login)

from IP address 172.149.8.90

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Farkediyorum ki, evrimi tartismak isteyen cok arkadas geliyor foruma. Fakat malesef evrimi tartismak isteyen cogu kiside konuyla ilgili onemli duzeyde bilgi eksikligi gozlemliyoruz.

 

Evrim tartismalarinin, evrimin ne oldugunun ogretilmesine donusmemesi icin, konuyla ilgili temel bazi bilgilerin ozetlenecegi boyle bir sayfanin faydali olacagini dusundum.

 

Burada, evrimin ne oldugunu ve evrim ile ilgili bazi konulari ozetleyecegim firsat buldukca.

 

-----------------------------------------------------

 

Temel Evrim Bilgileri

 

* Organizmalar yuksek ureme kapatisetisine sahiptirler, fakat populasyonlar genellikle yaklasik olarak ayni kalir. (Dolayisiyla, dogada yuksek bir olum orani vardir).

* Hayatta kalma mucadelesi canlilar arasinda rekabete sebep olur.

* Hayatta kalip ureyebilenler, yasadiklari ortamda kendilerini daha avantajli kilan ozelliklere sahip olanlardir.

* Bu durum dogal secilime sebep olur.

 

Dogal secilimin mekanizmalari:

* Mutasyonlar

* Goc sebebiyle populasyona yeni genlerin girmesi veya populasyondan bazi genlerin ayrilmasi

* Populasyonda rastlantisal faktorlerle genetik kayma olusmasi (ornegin sel, volkanik patlama, yangin, vs. gibi faktorlerin populasyonun belli bir bolumunu ortadan kaldirmasi)

* Ciftlesmede es secimi (hayatta kalma konusunda avantaj saglayacak genetik ozelliklere sahip eslerin secimi)

 

Cesitlilige sebep olan mekanizmalar:

* Eseyli ureme (crossing over ve genetik rekombinasyon genlerin rastlantisal karisimini saglar ve her dollenmede iki farkli genom birlesir)

* Cekinik genler de genotipte saklanir

* Heterozigot avantaji (daha fazla ureme)

 

Adaptasyon:

* Iklim veya diger cografi faktorlerin canlinin karakteristiklerinde zaman icinde degisikliklere sebep olmasi

* Degisik kosullar altinda yasayan ayni tur canlilarin, degisik karakterlere sahip olmasi

 

Turler:

* Kendi icinde cogalabilen, fakat diger gruplarin bireyleriyle ciftlesemeyen canli grubu

 

Turlesme:

* Bir tur icindeki kucuk bir grubun, ureme acisinda ana gruptan izole hale gelmesi ve ana grup bireyleriyle artik ciftlesemeyecek kadar degisiklige ugramasi

 

Turlesmenin sebepleri:

* Cografi izolasyon yoluyla turlesme

* Adaptif yayilma: organizma grubunun ani (jeolojik zaman olceginde binlerce yil) cesitlenmesi

* Simpatrik turlesme: cografi izolasyon olmadan gerceklesen turlesme: Poliploidlik, yani birden fazla kromozom setinin olusmasi en onemli sebep. Mitoz ya da mayoz bolunmede gerceklesebilir. Iki turu bulunmakta.

- Autopolyploid: Canli icinde kromozom sayisinin iki katina cikmasi

- Allopolyploid: Iki farkli turun turler arasi hibrid ortaya cikarmasi. Ozellikle bitkiler arasinda yaygindir. Hibridler genellikle steril olup, ureyemez. Fakat, eger mitoz/cytokinesis mayozdan once olursa, mayoz normal olarak meydana gelebilir. Bitkiler arasinda cok yaygindir. Cicekli bitkilerin %50-70 kadari polyploiddir. Polyploid olmayan simpatrik turlesme de mumkun. Ayciceginden ornek: Helianthus annuus & H. petiolaris-----> H. anomalus

* Turlesmede eseyli uremenin de onemli rolu vardir.

 

Buyuk tur gruplarinin olusumu (makroevrim):

* Uzun zaman icindeki asamali degisimler

* Jeolojik zaman acisindan kisa sayilabilecek bir surede olusan hizli degisimler veya ani ortaya cikislar (buradaki kisa donem binlerce veya milyonlarca yili kapsar)

 

Evrimde insanlarin anlamakta zorlandiklari ve en cok suphe ettikleri konu turlesme oluyor. Zaten pek cok kisi evrimin diger aciklamalarina karsi cikamiyor bile. Hele de artik gunumuzde, adaptasyon ve diger pek cok evrimsel surec hicbir supheye yer birakmayacak bicimde anlasilmis ve gosterilmistir.

 

Konuya yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece "turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi alinabilecek birkac link de veriyorum:

 

http://www.ucl.ac.uk/~ucbhdjm/courses/b242/Spn/SpnPP.pdf

http://www.sciencevictoria.org.au/ord898.htm

 

Turlesme sureci laboratuar kosullarinda meyve sinegi uzerinde yapilan calismalarla da deneysel olarak gosterilmistir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971. "An experimentally created incipient species of Drosophila", Nature 23:289-292).

 

Hatta laboratuar kosullarinda gozlenen evrim kanitlarindan suphe duyanlar icin, dogada gozlenmis turlesme ornekleri de vardir:

 

* Avrupa'dan Amerika'ya kitasina 20. yuzyilin baslarinda getirilen "goatsbeards" adi verilen uc cesit vahsi cicegin 20-30 yil gibi bir sure icinde, Amerika kitasina yayilmasi ve 1940'li yillardan sonra iki farkli turunun ortaya cikisi gozlenmistir. ("Tur" kavraminin taniminin geregi olarak, bu turler, evrimlestikleri diger "goatsbeards" turleriyle ureyememekte, yalnizca kendi aralarinda ureyebilmektedirler).

 

* Faroe adasi ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yil gibi kisa bir zamanda gozlenen turlesmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)

 

* Nagubago golunde, izolasyon sebebiyle cichlid baliklarinin 4000 yil gibi bir sure icinde 5 ayri turunun olusmasi. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)

 

Merak edenler icin bu tur daha yuzlerce ornek vardir. Saygin biyoloji dergilerinde yayinlanan cok sayida makalelerde bu tur konularin derinlemesine incelemeleri gorulebilir.

 

Evrim gunumuzde artik bir bilimsel gercek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamlari evrim olup olmadigini degil, evrimin mekanizmalarini tartisirlar.

 

 

 

Mantik

(no login)

172.149.8.90 Evrimi Tartismak June 11 2002, 10:30 AM 

 

Evrimi tartismadan once, belli bazi noktalara dikkat etmek gerekiyor.

 

1) Evrimi tartismak isteyen iki taraf da evrim teorisini yeterince biliyor mu? Herseyden once, evrime karsi oldugunu soyleyen kisi, acaba evrim teorisinin ne oldugunu dogru olarak tanimlayabiliyor mu? ABD'de yapilan bir istatistiksel arastirma, cok ilginc bir tespit yapiyor. Okullarda evrim teorisinin okutulmasiyla ilgili fikirleri arastiran bir ankete gore, evrim teorisinin okutulmasina karsi cikanlarin sadece %2'si evrim teorisinin dogru tanimini coktan secmeli bir soruda 5 secenek arasindan dogru olarak secebiliyor. Bilimsel yontem ve dinsel dusunce bicimi arasindaki farki bilen icin hic de sasirtici olmayan bir sonuc bu.

 

2) Evrimi tartismak isteyen kisi, bilimsel yontem ile ve dinsel inanc arasindaki farkin bilincinde mi? Forumdaki diger bazi basliklarda belirttigimiz gibi, bilimsel yontemle dini inanc arasindaki temel fark, yarginin deneyden once mi, yoksa sonra mi yapildigi noktasindadir. Bilimsel yontemde yargi deneyden sonraya birakilir. Dini dusunce biciminde ise yargi bastan verilir, deney sonuclari buna gore yorumlanir.

 

Dinsel dusunce bicimine alisik kesim, evrimi de inanilacak veya inanilmayacak birsey olarak degerlendirir. Aynen dinsel inanc gibi evrim de "inanma" kategorisinde bir fikirdir onlara gore. Isin delil, kanit, aciklayicilik ve deney gibi kisimlarini gormezden gelirler. Daha dogrusu bilmezler.

 

Eger bir odaya girip, isigi acmaya calisirsaniz, ve anahtari cevirdiginiz halde isik yanmazsa ne yaparsiniz? Buyuk ihtimalle, once anahtari birkac kez daha acip kapamayi denersiniz. Burada, belki farkinda degilsiniz ama, yaptiginiz sey bir hipotez olusturmaktir. Anahtari birkac kez acip kapayarak ise, bir deney yaparsiniz. Bu hipotezi test edersiniz. Isik hala yanmazsa, yanlis hipotezinizi (yani "belki ilk denemede iyi kontak olusmadi" fikri) reddersiniz. Bunun yerine birbaska hipotez getirirsiniz. "Yanik ampul" hipotezi. Bu hipotezi de ampulu degistirerek test edersiniz. Eger isik yanarsa, hipoteziniz dogrulanmistir. Eger yanmazsa, bu kez sigortayi veya elektrik hattini kontrol edersiniz. Kisacasi, her gun farkinda olarak veya olmayarak uyguladigimiz bu ve buna benzer pek cok adim vardir. Bu adimlarin sistematik hale getirilmis sekli "bilimsel yontem"dir. Bilim adamlari bu yontemi bilincli bir sekilde, karmasik problemler icin uygular. Mesele neye inanip inanmadigimiz degil, hipotezlerimizin olgulari dogru aciklayip aciklamadigi ve olgularla dogrulanip dogrulanmadigidir.

 

Bir hipotez degisik kosullarda defalarca test edilir ve her seferinde dogrulanirsa, o hipotez bir "teori" halini alir. Eger bir kez bile yanlis cikarsa, terk edilir, yeni durumu aciklayacak bir hipotez ve o hipotezden kurulacak bir teorinin pesinde kosulur. Bir teori, yeni bulunan bulgular ve yapilan deneylerle devamli test altinda bulundurulur.

 

Ornegin, eger bunca zamandir (150 kusur yil), ilk balik fosillerinin bulundugu kayalardan daha eski kayalarin icinde, memeli fosillerine bir kere bile rastlanmis olsaydi, bu durumda evrim teorisinin onemli bir parcasi (yani memelilerin baliklardan cok daha sonra ortaya ciktigi) yanlislanmis olurdu. Fakat 150 yildir yapilan hicbir kazi bu fikri yanlislayamamaktadir. Bu sadece isin basit bir kismi. Daha bu tur milyonlarca ayrinti vardir evrim teorisi gibi genis bir konuda. Tum evrim teorisi, bilimin diger alanlari gibi bu ve buna benzer konular uzerinde devamli test edilirler.

 

Dolayisiyla, bilim dunyasinda inanip inanmamak diye birsey yoktur. Kanitlarla ve gozlemlerle desteklenip desteklenmemek diye birsey vardir. Dolayisiyla, yaratiliscilarin, birakin test etmeyi, tek bir somut dayanagi bile olmayan fikirleriyle (dini inanc), yukarida bahsettigimiz yonteme gore gelistirilmis bir teorinin karsisina cikmalari aslinda cok komik olmaktadir.

 

3) Evrim karsiti kesimin, evrim teorisine olan pek cok itirazi, yanlis bilgilenmeden ve yanlis kabullerden kaynaklanir. Bu da ilk maddede bahsettigimiz, karsi ciktiklari teoriyi tam bilmemeleri gerceginin bir uzantisidir. Ornegin, "Cinar agaci maydonozdan nasil gelmis olabilir", "Kedi solucandan nasil gelmis olabilir", vs. gibi itirazlar, evrim teorisinin iddialarini ve fikirlerini bilmemek ve kendi kafalarindaki kabullere gore konusmaktan kaynaklanir.

 

Ya da "Insanlar maymundan geldiyse, bugunku maymunlar neden insan olmuyor" sorusu. Bir kere, evrimi tartisacak bir kisi, oncelikle evrimi duz bir cizgi gibi degil, bir agac gibi dusunmeyi ogrenmelidir. Bilindigi gibi bir agacin ana govdesinden, alt dallar, her alt daldan daha kucuk alt dallar ve onlardan da baska kucuk alt dallar cikar. Dogadaki turlere bakmak, bir dalin milyonuncu alt dalindan cikmis bir canliyla, baska bir dalin beli milyarinci alt dalindan cikmis bir canliyi karsilastirmak gibidir. Dolayisiyla, bir turun bir digerinden daha ilkel olmasi, onun atasi oldugu anlamina gelmez.

 

Ayrica, bir turun baska bir turden evrimlesmesi ("turlesme"), atasi olan turun ille de yok olacagi anlamina gelmez. Turlesmede iki onemli faktor vardir: genetik cesitlilik ve cografi izolasyon. Ornegin, bir bolgede yasayan bir salyangoz cinsinin, bolgede yeni bir gol ortaya ciktiginda durumunun ne olacagina bakalim. Bu durumda, genetik cesitlilik, artik birbirinden izole iki grup arasinda ayri ayri birikerek kendini gostermeye baslayacaktir. Kuru bolgede yasayan salyangozlar ve islak bolgede yasayan salyangozlar olarak. Cok sayida nesilden sonra, golun kurudugunu ve iki grubun tekrar birbirleriyle kontak haline geldigini varsayalim. Eger bunca nesilden sonra, genetik farklarin birikimi, yeterli bir miktara ulastiysa, artik bu iki tur salyangoz arasinda ciftlesme mumkun olmayacak ve bastan bir tur olan salyangozdan, iki farkli tur ortaya cikmis olacaktir. Eger hala aralarinda gen transferi (ciftlesme) mumkunse, ortada hala tek bir turun (fakat cok daha genis bir genetik cesitlilige sahip olarak) bulundugunu soyleriz.

 

4) Birbaska dikkat edilmesi gereken husus alternatif fikirlerin aciklayiciligidir. Basarili bir teori, gozlemleri aciklayabilmeli ve olaylarin gelecekte alacagi yon uzerinde de tahminde bulunabilmelidir.

 

Ornegin Avustralya'daki tavsanlar ornegini alalim. Tavsanlar, Avustralya'nin yerlisi olan bir hayvan turu degildir. Ilk olarak 12 adet tavsan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya'ya 1859 yilinda Avrupa'dan gocmenler tarafindan getirilmistir. 1886 yilinda, tavsanlar Avustralya'danin guneydogu kiyilarina ulasmisti ve yilda 66 millik bir hizla yayiliyorlardi. 1907 yilinda, tavsanlar Avustralya'nin hem dogu hem de bati sahillerine erismisti ve hicbirsey bu yayilmalarini onleyemeyecek gibi gorunmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nufuslarini dengede tutan faktorlerin (yiyecek miktari, rakipler ve kendilerini avlayan turler) Avustralya'da bulunmamasiydi. Tavsanlar, Avustralya'nin hayvancilik sektorunu destekleyen bitki ortusunu yok ediyor ve hayvanciliktan gecinen kesimde buyuk maddi zarara yol aciyorlardi. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayilmayi onlemeye yetmiyordu.

 

Tek secenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologlari uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayilan bir virus hastaligi (myxomatosis) gelistirdiler. Virus, tasiyicisi olan Amerikan tavsaninda olumcul olmayan bir hastaliga yol aciyor, fakat Avustralya'ya da yayilmis Avrupa tavsaninda olumcul oluyordu. Insanlara ve Avustralya'da yasayan diger canlilara da bir zarari yoktu. Gorunuse gore, bir cozum bulunmustu.

 

Nitekim, hastalik 1950 yilinda Avustralya tavsanlari arasinda yayilmaya baslamis ve cok kisa sure icinde tavsanlarin %99.9'unu oldurmustu. Fakat herhangi bir evrimsel biyologun cok kolay tahmin edebilecegi gibi, kendi turunun devamini saglayamadan tasiyicisini olduren bir parazit, evrim surec icinde "secilim"e ugrayacakti ve mutasyona ugrayan virusun, ancak tavsani oldurmeyen varyasyonlari hayatta kalacakti. (Digerleri tavsanlarla birlikte oldugu icin). Bu arada, tavsanlar da mutasyona ugrayacak ve aralarinda bu viruse daha dayanikli olanlar hayatta kalma egiliminde olacakti. Boylece doga, Darwin'in kesfettigi "dogal secilim" ilkesi uyarinca virusun daha az oldurucu genetik varyasyonlarini ve tavsanlarin da daha dayanikli genetik varyasyonlarini sececekti. Gunumuzde, bu hastalik yuzunden tavsanlar arasindaki lum orani %40 civarindadir ve artik tavsan nufusunun kontrolu icin etkin bir yontem olmaktan cikmistir. Bu, evrimsel surecin, insanlarin gozleyebilecegi kadar kisa bir sure icinde (birkac insan nesli) gerceklesmis, onceden tahmin edilebilmis ve bu tahmine dayali olarak aynen gozlenmis bir sonucudur.

 

Bu ve benzeri olaylarin aciklanmasinda, evrimsel biyolojinin alternatifi olan hicbir aciklama girisimi bulunmamaktadir. Eger yaratiliscilik bir bilimsel alternatifse (iddia ettikleri gibi), evrimsel biyolojinin dogada acikladigi bu ve benzer milyonlarca olguyu, ayni basariyla veya daha iyi aciklayabilmelidir. Fakat bilindigi gibi, yaratilisci kesimin derdi bilim yapmak, aciklama bulmak veya dogruya ulasmak degildir. Onlarin tek derdi tabularini ve dogmalarini korumaktir. Evrim teorisinin, insanin kokenine iliskin bulgularinin, dini inancla celismesi yuzunden, butun dertleri isin bu kismindan siyrilabilmek, mumkunse gerceklerin ustunu ortup, evrimi dogrudan reddedebilmektir. Teorinin aciklayiciliginin cok acik oldugu diger konular onlarin umurunda bile degildir.

 

Kisacasi, aralarinda, yontem, dusunce yapisi, bilgi duzeyi ve amac olarak daglar kadar fark olan iki fikrin, sanki ayni kulvardaymis gibi karsilastirilip yarisa tabi tutulmasi, isin asli komedinin ta kendisidir. Bugun, bilimsel bilgilere yeterince asina kesim icin, evrim teorisinin aciklayiciligi ve gercekligi, dinsel aciklamalarin ise komikligi asikardir.

 

Evrim teorisinin tartisilmasiyla ilgili olarak, burada degindigim 4 noktadan baska, dikkat edilmesi gereken pek cok baska faktor de var elbette.

 

Ayrica, evrimin aciklayici gucune ornek teskil eden baska konular var, ornegin bakterilerin ilaca direnci, endustri kelebekleri, sitma hastaligi, vs. Onlarin bir kismina da baska bir yazida deginecegim.

 

Daha sonra firsat kaldiginda insanin evrimi, vs. gibi konulara da girmeye calisacagim.

 

 

  

 

utarid

(no login)

212.252.6.203 Evrim June 11 2002, 11:40 PM 

 

Mantik evrim konusundaki degerli bilgilerinden dolayi tesekkürler..

 

Yanliz su var. Evrimi sadece biyolojik acidan aciklamissin...

 

Tamam biyolojik acidan gayet mantikli ve bilimsel görülüyo. Ama dedikleri bizim rakı gibi sisede durdugu gibi durmamis. Siyasetcisinden, iktisatcisina; sosyologundan, psikologuna kullanilmis..

 

Darvin, biyolojik acidan yaptigi bu aciklamalarin sosyoloji,siyaset,ekonomi ve dine sicramasina ne tepki vermis?

 

Mesela ekonomik acidan büyük sirketler kücük sirketleri yutar demisler.

 

Büyük devletlerin kücük devletleri yutmasi ve sömürmesi doga kanunu gibi kabul edilir olmus. Sömürgeciligin ve istilaciligin resmi felsefesi olmus.

 

Hiristiyanlarin ve Yahudilerin yaratilisla ilgili ayetleriyle celismesinden dolayi dinsizlerin önyargisiz bilimi kabul edilmis..

 

Bunlari da aciklarsan sevinirim..

 

Byes..

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 utarid June 12 2002, 5:40 PM 

 

Sosyal darwinizm denen dusunce tehlikelidir. Biyolojik evrim kuraminin otomatik sonucu degildir. Buyuk balik kucuk baligi yutar mantigini sosyal olaylarda, siyasette, insanlar arasindaki iliskilerde kullanirsaniz, uygarliktan cikar, orman kanununu topluma getirirsiniz. Insani insan yapan birbirine destek olmasi, aklini, mantigini ve zihinsel ustunlugunu kullanarak bir arada yasamasidir. Toplum olabilmesi insana guc katmistir. Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin birbirine destek olmasi, guclunun zayifi korumasidir. Insan olmanin erdemi buradadir. Bir seyi dogada gorup, aynen insan toplumunda uygulamak gercek bilim degildir. Insan zaten doganin kontrolunden cikip dogayi kontrol etmeye baslamasiyla insan olmustur.

 

Ayrica bir bilimsel bilginin nasil kullanilacagi insanlarin sorumlulugudur. Bilim gerceklerle ve doganin tasviriyle ilgilenir. Doganin nasil olmasi gerektigiyle degil. Ahlaki yargilarla da degil. Ahlaki yargilar subjektiftir. Hirosima'ya atilan atom bombasindan nasil E=mC2'yi bulan Einstein'i sorumlu tutamazsak, Nazizm'den de Darwin'i sorumlu tutamayiz.

 

  

 

SAYGIN

(no login)

195.175.211.246 Dincilere June 13 2002, 10:12 AM 

 

Ben sadece soruyorum. Ateizm ve din sitesinde evrimle ilgili bilgiler veriyordu. Orada bir kaç şey dikkatimi çekti. Hayvanlarda ve insanlarda evrim süreci nedeniyle vücuttaki bazı şeyler işlevini yitirmiş örneğin erkekte memenin işlevi ne? veye hayvanlarda bazı omurgaların işe yaramadığı belirtiliyor. Şimdi ben bunu evrim teorisiyle çok rahat kabul edebilirim Fakat dincilerin dediği gibi topraktan yaratıldıysam vücudumda işe yaramayan parçalar niye duruyor? Tanrı bana memeleri niye verdi Hiç işe yaramıyorki. hem hayvanlar aleminin üzerine yaptığı bir varlıktan gelmeyi hiç kabul edemem.

 

  

 

Galilei

(no login)

195.142.52.27 Re: Evrim June 13 2002, 11:06 AM 

 

Sosyal darwinizm denen dusunce tehlikelidir. Biyolojik evrim kuraminin otomatik sonucu degildir. Buyuk balik kucuk baligi yutar mantigini sosyal olaylarda, siyasette, insanlar arasindaki iliskilerde kullanirsaniz, uygarliktan cikar, orman kanununu topluma getirirsiniz. Insani insan yapan birbirine destek olmasi, aklini, mantigini ve zihinsel ustunlugunu kullanarak bir arada yasamasidir. Toplum olabilmesi insana guc katmistir. Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin birbirine destek olmasi, guclunun zayifi korumasidir. Insan olmanin erdemi buradadir. Bir seyi dogada gorup, aynen insan toplumunda uygulamak gercek bilim degildir. Insan zaten doganin kontrolunden cikip dogayi kontrol etmeye baslamasiyla insan olmustur.

 

--------

 

Hmmm burası tartışmalı...

 

Evet bunun Evrimle hiç ilgisi yok bambaşka bir konu ama söylediğin şeyler şüpheli. Mesela "Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin birbirine destek olmasi, guclunun zayifi korumasidir" diyorsun. Oysa -birey olarak değil sınıf olarak- zayıfı korumak, zayıfın gelecekte de devamlı varolmasına yolaçar. Oysa "zayıf" istenmeyen birşey olmalıdır. Zayıf bir HATA'dır. Yeryüzünde acı çeken insanlar olması, hiç olmamasından iyi midir? Bir insanın doğup hayatı boyunca acı çekmesi, hiç doğmamasından iyi midir?... ("Acı çekmek" derken zayıflıkla ilgili şeylerden bahsediyorum.)

 

  

 

Mantik

(no login)

172.147.215.43 galilei June 15 2002, 10:14 PM  

 

Zayif yok olmalidir diyorsun ama zayif cok goreceli bir kavram. Dogada bile oyle, nitekim soylarinin devami acisindan canlilarin kendilerine guc kazandiran ozellikleri bazen sadece dis gorunusler ya da renkleri bile olabiliyor.

 

Hele de insan toplumunda, zayifi tanimlamak icin durumla ilgili cok fazla ayrintiya ihtiyac var. Zayiflik fiziksel guc, irilik, zenginlik, kisilik, bilgi, sosyal cevre, vs. ile bile ilgili degil sadece. Her ortama ve her ornege uyan bir "zayif" tasviri bile yapamayiz. Bir ortamda zayif olan biri baska bir ortamda cok guclu olabilir. Stephan Hawking spor musabakasinda akla gelebilecek en zayif kisidir, ama evrenin sirlarini anlama eyleminde cok gucludur. Gunumuzde artik zayifin ve guclunun her duruma uyan tanimi dahi yapilamaz. Bu yuzden, bu prensipleri oldugu gibi insan toplumuna tasimak bana gore hatadir. Bu yuzden sosyal darwinizmin hata oldugunu dusunuyorum.

 

Ama zaten sosyal darwinizm evrim ile sadece ismi acisindan ilgili bir konu. Aslinda sosyoloji ile ilgili bir mesele bu. Biyoloji ile degil. Onun icin bence aslinda bu basligin degil, baska bir tartismanin konusu.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.181.185 Re: Evrim June 16 2002, 10:37 PM 

 

Sosyal Darwinizm midir bilemiyorum ama "seçilim"in zaten toplumun her katmanında yaşandığı bir gerçektir.İnsan doğduğu günden itibaren(özellikle günümüzde)bu yasanın kapsamı içindedir.seçilim(doğal olmasa da)ilk okuldan itibaren ivme kazanmakta ve ölünceye kadar da sürmektedir.özellikle öss sınavlarına nerdeyse yaşamsal anlamlar yüklenmiştir.yıllar önce İsaac Asımov un bir yazısını okumuştum,(bu günlerde neden sözü edilmiyor?)çok etkileyici idi,çok kesin bir dille,gelecekte "üreten toplumların(bilgi)kalacağını,diğerlerinin yok olacağını söylüyordu.buna kesin olarak inanmıştım ve hala inanıyorum.bu tahmin doğal olarak yüz ya da iki yüz yıl sonra değil elbette.ama kesin olacak, başka yolu yok.kapitalizmin en üst sınırı nereye varır bilinmez ama gelecekte geri kalmış ülkeler(başta islam ülkeleri)bu gelişmiş ülkelerin başına bela olacağı kesin,ama bilgiyi elinde tutan uluslarında buna karşı önlemler alacakları kuşkusuz,bu evreden sonra nufus artışları "bir şekilde" kontrol altına alınacak olan bu insanlar gittikce azalacak ve yok olacaklardır,son evrede ise bilimi üreten beyinler tüm işlerini düşünsel iletişimle salt robotlara yaptıracaklar ve tek egemen sınıf olacaklar diye devam eden fantastik olmasına rağmen düşündükçe akla yatkın görünen bir düşünce.

Nano teknoloji çalışmaları oldukça hızlandırılmış ve büyük bir gizlilik içinde sürdürülmektedir.bu teknolojinin ilk kullanım alanı tıp olacaktır.çalışma alanı her nekadar insan bedeni ve sağlığı olsada esas amaçlanan "güvenlik" tir.insan kanına sokulan Nano boyuttaki chipler uydular aracılığı ile kontrol altında tutulacak ve o insanla ilgili her türlü idientific bilgileri taşıdığı için kaybolma "kaçak" olma gibi durumlar ortadan kalkacak ve gereğinde gönderilen bir signalle yaşamı tehdit edilebilecektir.bu çalışmalar yıllar önce micro boyutta cilt altına yerleştirilerek denendi ve başarılı oldu.

 

İnsan doğanın bir parçası olduğuna göre nasıl biyolojik evrimin içndeyse sosyal evrimin de içindedir.unutulmamalıdır ki seçilim, evrimin temel taşıdır.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.168.35.12 sosyal secilim June 17 2002, 3:17 AM 

 

Secilime her alanda (sosyal alan da dahil) rastlandigina ben de katiliyorum. Fakat bir seyin nasil olduguyla, uygar bir toplumda nasil olmasi gerektigi ayri konulardir bana gore.

 

Insan toplumlarinda secilime sebep olan ozellikler (bilgi edinme aliskanligi, bilimsel dusuncenin yerlesikligi, vs), ogretilebilecek seylerdir. Bunlar kacinilmaz ve dogustan gelen ozellikler degildir. Bu yuzden bazi konularda insanoglu, insan olmanin erdemiyle, zayifin yok edilmesini (ornegin geri islam toplumlarinin ortadan kaldirilmasina goz yummayi) degil, onlari da uygar topluma kazandirmanin, onlari egitmenin, vs. bir yolunu bulmaya calismalidir. Meselenin uzun vadedeki bu derece (olum kalim duzeyinde) oneminin gozler onune serilmesi, bu toplumlarin bazi degisimlerin geregini yavas yavas da olsa kendilerinin de gormesini saglayacaktir. Butun cabalara ragmen saglayamazsa, o zaman o toplumlar insanlik tarihi icinde secilime kurban gitmeyi haketmis olurlar. Fakat, insanoglu, bu kisileri kazanmadan bu duruma goz yummayi dogal karsilarsa, bu tavir bana irk ustunlugu fikirlerine dayanan Nazizm vs. gibi ideolojileri animsatir.

 

Basagrisindan kivranan birine elinizdeki agri kesiciden vermek zorunda degilsiniz. Ama genellikle verirsiniz. Bu insan olmanin erdemi ve hepimizin icindeki yardimlasma durtusunun bir uzantisidir.

 

Islam ve diger bagnazliklarin, geriliklerin sebep oldugu zararlar bilincli kisiler olarak hepimizde buyuk ofkeye yol aciyor, bunu anliyorum. Ama bunlara bakip, cehalete yardim etmek yerine ortadan kalkmalarina goz yummak, hatta buna on ayak olmak, bence gereginden cok daha kati bir tavirdir. Ben, toplumun olaylari daha objektif goren kesiminden olan aydinlar olarak, bizlerin, islama ve gerilige karsi icimizde bu derece buyuk nefret tasimamamiz gerektigi kanisindayim.

 

Vahsi bir hayvan gordugunuzde, onu ne pahasina olursa olsun yok etmeye calismaz, size olan zararini onleyecek onlemleri alip, onu kendi haline birakmayi tercih edersiniz. Ve ondan "nefret" etmezsiniz. Onun, kendisini yoneten sartlarin bir urunu oldugunu bilirsiniz. Ne zaman ki, sizin kontrolunuzden cikar ve size zarar vermeye baslar, o zaman mecburen yok etmeye kalkisirsiniz. Ayni mantigin, geri toplumlara da uygulanmasi gerektigi kanisindayim. Nitekim, ileri bati toplumu, bana gore geri ulkelere, (islam ulkeleri ve diger geri ulkeler) bu tur prensipleri uygulamaktadir bana gore. Ancak kontrollerinden cikan durumlar gundeme geldiginde (Bin Ladin ve Taliban rejimi gibi) guc kullanip ortadan kaldirmaya kalkismaktadirlar. Onun disinda bu ulkeleri ve insanlari kendi hallerine birakip, hatta onlarin gozleri onunde kendi yasam bicimlerini de ornek olacak sekilde gostererek (o ulkelerin ogrencilerine kapilarini acip, uydu yoluyla izlenebilecek TV yayinlari sayesinde kendi toplumlarinin ve kulturlerinin nasil isledigini gozler onune sererek) aslinda yardim etmeye de calismakta, bundan sonrasi ise tamamen bunlardan ne anlayacagina kendisi karar verecek bu ulkelerin insanlarina kalmaktadir. Ozellikle de bu ulkelerin egitimli ve aydin kisileri olan bizlere. Eger biz toplumumuza yardim edip, bu gercekleri yeterince anlatabilirsek, toplumlarimizin da uzun vadede secilime ugramasina belki gerek kalmayacaktir diye dusunuyorum. En azindan bunu denemeye deger bana gore. Ki zaten boyle forumlarda yazi yazip, bu konularda web sayfalari yapmak da bu cabalarimizin bir uzantisidir.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.168.35.12 evrimin aciklayiciligi June 17 2002, 3:20 AM 

 

Sosyal darwinizm ve sosyal secilim konusu, bu basligin altindaki tartismanin yonunu sosyal alanlara kaydirdiysa da, ben baslangictaki planimin devami olarak, dusundugum diger yazilari da birer birer yazip buraya kopyalamaya devam etmeyi dusunuyorum. Ornegin, evrimin aciklayici gucune birkac ornek daha:

 

---------------------------------------------------

 

- Bakterilerin ilaca direnci: Doktorunuz size ilac olarak 7 gun sureyle kullanacaginiz bir antibiyotik verdigi zaman, ilaci bu 7 gunun sonuna dek aksatmadan kullanmanizi israrla isteyecektir. Bu israrinin altinda gecerli ve dogru bir evrim biyolojisi bilgisi yatmaktadir. Ilaci birkac gun kullandiginizda, aslinda vucudunuzdaki bakterilerin buyuk cogunlugu olecektir. Fakat tamami olmeden ilaci keserseniz, bakterinin hayatta kalan kismi cogalacak ve bunlar bakterinin genetik olarak ilaca cok daha dayanikli bir azinligindan turedigi icin, ayni ilacla bu bakterileri kontrol etmek artik cok daha zor olacaktir. Eger ilaci sizden istenen surenin sonuna kadar kullanmazsaniz, birkac gun sonra, eskisinden cok daha hasta ve daha guclu bir ilaca muhtac durumda kalabilirsiniz.

- Endustri kelebekleri: Evrimsel biyolojinin en unlu orneklerinden biri biston betularia cinsi bir "guve"nin Ingiltere'de bilim adamlari tarafindan 140 yildir gozlenen renk degisimidir. Bu canlinin koyu ve acik renk olarak iki cinsi vardir ve koyu rengin genleri baskin karakterlidir. Agac govdelerini orten bir tur mantar tabakasinin uzerinde bulunurlar ve cevrede yasayan kuslarin temel besin kaynaklarindandirlar. 1848 yilindaki (endustri devriminden once) muze kolleksiyonu kayitlarinda bu kelebeklerin siyah renli olanlarinin toplum nufusun sadece %1'ini teskil ettigi gorulmektedir. (Manchester kentinde). Acik renkli bir yuzey uzerinde bulunduklarindan, koyu renkli kelebekler kuslar tarafindan cok daha kolay gorulup avlanabiliyordu. Aradaki farkin sebebi buydu. Fakat 50 yil sonra, endustri devriminin yol actigi hava kirliligi agac yuzeyini orten mantar tabakasinin rengini koyulastirdigi ve ayni zamanda bu tabakayi oldurup, koyu renkli agac yuzeyinin ortaya cikmasini sagladigi icin, bu kez kelebek turunun %95'i siyah renkli hale gelmisti. (Bu sefer beyaz renkli kelebekler kolay gorulup kuslar tarafindan avlanabiliyordu). Fakat 1950'lerden itibaren Ingiltere'de hava kirliligiyle ilgili yasalar yururluge girdiginden ve hava kirliligi onemli olcude onlendiginden dolayi, evrim biyolojisi tarafindan tahmin edildigi gibi, bir kez daha acik renkli kelebeklerin sayisi artmaktadir. Turlesme meydana gelmemistir, cunku iki renk arasinda cografi izolasyon bulunmamaktadir.

- Sickle Cell Anemia ve Sitma: "Sickle Cell Anemia" vucudun bozuk hemoglobin uretmesinden kaynaklanan kalitsal bir hastaliktir. Bu hastaliga sebep olan gen bati ve orta Afrika'da yasayan insanlar arasinda cok yaygindir. (%15-%20 oraninda. Hatta bazi bolgelerde %30'a ulasmaktadir). Normal olarak, boyle zararli bir genin bu kadar yuksek bir oranda bulunmamasi gerektiginden (boyle bir gen dogal secilim surecinde secilime ugrayip ayiklanmasi gerektiginden), biyologlar bunun sebebini arastirmislar ve bu hastaliga sebep olan genin, baska bir hastalik olan sitma karsisinda vucuda direnc kazandirdigini tespit etmislerdir. Boylece sitmanin yaygin oldugu bolgelerde bu gene neden bu kadar yuksek oranda rastlandigi aciklanmis oluyordu. Bu gozleme gore bir hipotez kuran bilim adamlari, bu bolgelerden Amerika kitasina getirilen eski kolelerin gunumuzdeki torunlarinda bu zararli gen oraninin azalmasi gerektigi sonucuna ulastilar. (Bu genin varligina sebep olan secici etken olan "sitma"nin Amerika'da o kadar buyuk bir problem olmamasi sebebiyle). Bu hipotezlerini test etmek icin Amerika'daki zenci nufus icinde yaptiklari arastirmalar sonucu, tam tahmin ettikleri gibi dogal secilim surecinde bu genin Amerika'daki zenci nufusu icinde azaldigini (%8 oranina dustugunu) tespit ettiler.

 

Goruldugu gibi evrim biyolojisi hemen hemen her alanda aciklayicilik ve test edilebilirlik ozelliklerine sahiptir. Yaratilisci iddialarin ise birakin aciklayiciligini veya test edilebilirligini, bilimsel alanda evrim biyolojisiyle ciddi ciddi karsilastirilabilecek bir yonu dahi yoktur.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.137.209.82 insanin atalari June 22 2002, 10:42 AM 

 

Onceleri, belli bir donemde tek bir hominid turunun yasadigi turundeki fikirler daha yaygindi evrim biyologlari arasinda. Gezegenimizde, kulturel yasama sahip birden fazla turun bir arada yasamasina imkan verecek miktarda ekolojik alanin bulunmadigi fikrindeydiler. Fakat gunumuzde, insan turunun de gecmisinde, diger cogu canli turu gibi ayni anda yeryuzunde yasamis cok sayida turun olusturdugu bir cesitliligin bulundugu fikri daha yaygindir. Nitekim, bunu destekleyecek cok sayida fosil bulgusu da ele gecmistir.

 

Iki ayak ustunde yuruyen ilk hominid "austolopith" turlerinden beri, gezegenimiz hominid cesitliligini gosteren delillerle doludur. En eski potansiyel hominid turu Ardipithecus ramidus'tur. (4.4 milyon yillik). Biraz daha genc ve daha iyi bilinen bir tur ise Australopithcus anamensis'dir. (4.2 milyon yillik). Ardipithecus, dik yurudugune dair elde dolayli delil bulunan bir tur olmasina ragmen, pek cok acidan hominid'de cok maymunlara benzer. A. anamensis ise A. afarensis turune (unlu "Lucy" fosilinin dahil oldugu 3.8-2.8 milyon yillik iki ayak uzerinde yuruyen bir tur) cok benzer bir turdur. Ayrica, yakin zaman once Cad'da bulunan 3.0-3.5 milyon yillik A. bahrelghazali "Lucy"nin benzeri birbaska turdur.

 

Guney Afrika'da yakin zamanda birbaska iki ayak ustunde yuruyen hominid fosili bulunmustur. Henuz isimlendirilmemis bu fosilin yasi 3.3 milyon yil olarak belirlenmistir. Ayni bolgede, 3 milyon yil oncesinden itibaren A. africanus fosilleri gorulmeye baslar. Yakin zaman once isimlendirilmis 2.5 milyon yillik A. garhi turunun, A. afarensis ile daha genc austrolopith ve Homo turleri arasinda yer aldigi sonucuna ulasilmistir. Asagi yukari ayni doneme ait birbaska tur ise Paranthropus aethiopicus'tur. En unlu ornegi 2.5 milyon yillik unlu "siyah kafatasi" fosilidir. 2 ile 1.4 milyon yil oncesine ait birbaska paranthropus turu ise P. boisei'dir. Guney Afrika'da, 1.6 milyon yil oncesinde ise birbirine yakin iki paranthropus turu yasamistir. P. robustus ve P. crassidens.

 

Belli bir turun ortalama omru birkac bin yil kadar kisa bir sure bile olsa, Afrika kitasi, en azindan periyodik olarak, ayni donemde yasamis cok sayida hominid turunun ev sahipligini yapmistir.

 

Homo turlerinin ortaya cikisi, bu kuralda herhangi bir degisiklige yol acmadi. Dogu ve guney Afrika'da bulunan 1.8 ile 2.5 milyon yil oncesine ait fosillerin cogu Homo habilis ve Homo rudolfensis turlerine dahil edilmesine ragmen, o donemde bolgede bulunan tur cesitliliginin cok daha fazla oldugu tahmin edilmektedir. 1.8 ve 1.9 milyon yil once ise bu iki ture P. boisei ve H. ergaster (vucut bicimi modern sekli andiran ilk hominid turu) de katildi. H. ergaster veya onun cok yakin akrabasi olan birbaska tur, sonraki donemde daha fazla cesitliligin baslangic turu oldu. Java ve Cin'de bulunan 1 milyon yil oncesine ait Homo Erectus fosilinin yasadigi donemde de ayni yorelerde daha baska hominid turlerinin yasiyor olmasi olasidir. Avrupa kitasinda bulunan en eski hominid fosili ise 800 bin yillik H. antecessor'dur. 600 bin yil oncesinde ise, Afrika'da H. heidelbergensis'e ait kalintilar gorulmeye baslar. Bu ture ait, 500 bin ve 200 bin yil yaslarinda fosiller ayni zamanda Avrupa ve Cin'de de bulunmustur. Bu tur hakkinda biraz daha bilgi edinildiginde, bu grup fosillerin aslinda birden fazla birbirine yakin turu temsil ettiginin gorulecegi dusunulmektedir. Bu tur veya yakin bir akrabasi, Avrupa ve Bati Asya'da yasamis H. neanderthalensis turunun (200 bin ile 30 bin yil oncesi) kokenini olusturmaktadir. Afrika'da bulunan fosil kayitlari, bu donemdeki bagimsiz hominid turlesmelerine de isaret ediyordu ki, bunlarin en onemlisi ise modern insan H. Sapiens'tir.

 

Bu turlerin ozellikle son milyon yila ait olanlarinin tumu istisnasiz iki ayak ustunde yuruyen ve hemen hemen tumu basit aletler kullanan turlerdir. (Fosil kayitlarinin bulundugu bolgedeki tastan alet kalintilari ve diger baska bulgular, bu turlerin bilincli bir sekilde basit aletler kullandigina isaret etmektedir).

 

Kisacasi insanin atalari ve diger insanimsi primat turleri milyonlarca yildir baska turlere donuserek, yok olarak, cesitlilige ugrayarak ve turleserek diger canli turleri gibi evrim gecirmektedirler. Tum bu seruvenin sonunda, son 30 bin yildir, sadece tek bir iki ayak uzerinde yuruyen ve alet kullanan primat turu hayatta kalmayi basarmistir, ki bu da modern insan H. sapiens'tir.

 

--------------------------------------------------

 

Fosilleri bulunmus, bazi hominid turlerinin adlari ve yaklasik ne kadar zaman once yasadiklari:

 

- Homo sapiens (500 bin yil - gunumuz)

- Homo neanderthalensis (150 bin - 30 bin yil)

- Homo heidelbergensis (600 bin - 200 bin yil)

- Homo antecessor (800 bin yil)

- Homo erectus (1.6 milyon - 250 bin yil)

- Homo habilis (2.1 - 1.5 milyon yil)

- Homo ergaster (1.9 - 1.8 milyon yil)

- Homo rudolfensis (2.5 - 1.8 milyon yil)

- Australopithecus boisei (2.0 -1.5 milyon yil)

- Australopithecus robustus (2.0 - 1.5 milyon yil)

- Australopithecus africanus (2.8 - 1.9 milyon yil)

- Australopithecus aethiopicus (2.5 milyon yil)

- Australopithecus garhi (2.5 milyon yil)

- Australopithecus afarensis (3.8 - 2.8 milyon yil)

- Australopithecus bahrelghazali (3.5 - 3.0 milyon yil)

- Australopithecus anamensis (4.2 milyon yil)

- Ardipithecus ramidus (4.4 milyon yil)

 

 

  

 

utarid

(no login)

212.252.6.203 Re: Evrim June 22 2002, 1:18 PM 

 

Mantik!

 

Evrim konusundaki yazilarini ilgiyle okuyorum.

 

'Zaman' ve 'mekan' konusunda yeni bir tartisma sayfasi acsan da biraz nasiplensek...

 

Ya da bu konu hakkinda arastirma yapan bir arkadas da olabilir. Bizim TR de bu konularla ilgili yazılar hep 50 yıl öncesinin yabanci bilim adamlarindan yapilan tercümelerinden ibaret. Ya da populer bilim dergilerinin üstünkörü bilgileriyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Bir kac yıl önce Hawkingin konuyla ilgili bir kitabini okumustum. Ama tercüme berbatti. Bisey anlamadim. Daha dogrusu tatmin olmadim..

 

'Zaman' ve 'mekan' konusunda yazılmıs güncel kitab isimleri de yazabilirsiniz. Fizik-Felsefesiyle ilgili kitaplari okumak cok zevklidir. Ama tercümesi düzgün olsun litfen. 'Ussal görüncelerin devinimsel kılgıl anoforu ...' gibi ifadelere uyuz oluyorum

 

Bence 'zaman' ve 'mekan' problemini kafasında cözmüs bir adam isin %90 ini halletmistir. Gerisi corap sökügü gibi gelir. 'Evrim' bunlarin yaninda cocuk oyunca kalir. (Yanlis anlamayin evrim teoremine felan satastigim yok :P )

 

Byes..

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.171.183.230 utarid June 24 2002, 8:19 AM 

 

Zaman ve mekan gibi konulara da zamani geldiginde deginiriz elbette. Ben de ilgi duyarim bu tur konulara. Ama su gunlerde daha cok evrim konusuyla ilgiliyim.

 

Aslinda bugun birazdan foruma koyacagim yaziyla bu konuda simdilik anlatmak istediklerimi asagi yukari bitirmis olacagim. Geriye sadece bir "Evrim, Sorular-Cevaplar" yazisi kaliyor. Evrim konusuyla ilgili bilgisizlikten veya evrim karsiti kesimin yaniltici demogojilerinden kaynaklanan bazi kafa karistiran konular oluyor. O konularla ilgili soru ve cevaplardan olusan bir yazi olacakti bu. Ama su anda emin degilim boyle bir yazinin gerekli oldugundan. Cunku farkediyorum ki, o sorularin pek cogu aslinda bilgisizlikten ileri geliyor ve evrimi yeteri kadar ogrenen kisi, kendi kafasinda o sorularin cogunu cevaplayabiliyor. ("Insanlar maymundan geldiyse, simdiki maymunlar niye insan olmuyor?" tarzindaki cahil sorulari kastediyorum).

 

Ayrica, sitenin ana sayfasinda, evrim konusuyla ilgili ayrintili bilgi veren baska sitelere linklerimiz de oldugundan, belki o dusundugum soru-cevap yazisindan vazgecerim.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.171.183.230 Hayatin kokeni June 24 2002, 8:21 AM 

 

Rus biyokimyaci A. I. Oparin, hayatin canli olmayan kimyasal maddelerden olusmus olabilecegi fikrini dile getiren ilk bilim adamlarindan biridir. Oparin ve ingiliz biyolig J. B. S. Haldane'in calismalari 1930 ve 40'li yillarda yapilan ve hayatin kokeninde kimyasal evrimi arayan calismalari derinden etkilemistir. Bu konuda, Harold Urey tarafindan onerilen ve Stanley Miller tarafindan gerceklestirilen basit fakat degerli bir deney 1953 yilinda uygulamaya konulmustur. Miller, metan, amonyak, hidrojen ve su buharindan olusan bir gaz karisimina bir hafta boyunca elektriksel desarj uygulamis ve cikan kimyasal maddelere bakmisti. Sonuc sasirticiydi, cunku deney tupu icinde, canli organizmalarda rastlanan pek cok organik bilesik olusmustu. Miller, yapay olarak amino asitler, ure ve cesitli turde yag asitleri sentezlemisti.

 

Bu calisma, benzer pek cok calismanin onunu acti ve farkli gaz karisimlari kullanan ve enerji kaynagi olarak da isi (yeryuzundeki kosullari taklit etmek amaciyla), ultraviyole isik (gunesten gelen radyasyonu taklit etmek amaciyla, ki nitekim dunyanin ilk zamanlarinda, ultraviyole isigi suzen bir ozon tabakasi yoktu) ve bazen de yine elektriksel desarj kullanan (yildirimlari taklit etmek amaciyla) cesit cesit deneyler yapildi. Yaratilisci kaynaklar, Miller'in deneyine, kullandigi gaz karisiminin ilkel dunyanin atmosferiyle ayni olmayabilecegi gerekcesiyle saldirmislardir. Fakat, bugun bilinmektedir ki, Miller deneyinin urettigi maddeleri uretmek icin Miller'in kullandigi gaz karisimi zorunlu degildir. Benzer sonuclar, dunya gezegeninde bolca bulunan ve kimyasal acidan reaktif pek cok maddeden uretilebilmektedir. Ornegin siyanidlerden, formaldehitlerden, veya karbon monoksit, nitrojen ve su buharindan ibaret bir atmosferden. Hidrojen siyanur, amonyak ve metan karisimina elektriksel desarj uygulanmasi yoluyla kolayca uretilebilen bir kimyasal maddedir. Siyanur, oksijen iceren bir atmosferde olumcul bir zehir olmasina ragmen, ilkel dunya kosullarinda, hayatin ortaya cikisinda onemli bir rol oynamis olabilir.

 

Bu tur deneyler, hayatin olusumunda gerekli temel maddelerin, ne kadar basit ve kolay bir bicimde ortaya cikabilecegini gostermistir. Bu temel maddelerin ortaya cikisi ise, pek cok baska olasiligi mumkun kiliyordu. Ornegin nukleik asitlerin olusumu ve tum canlilarin kullandigi enerji kaynagi olan adenozin trifosfat (ATP)'nin olusumu. Gerekli hammaddelerin ilkel dunya kosullarindaki olusumu neredeyse supheye yer vermeyecek kadar acik gosterildikten sonra, sira hayatin kokeniyle ilgili calismalara gelmisti.

 

Sidney Fox ve digerleri tarafindan yapilan bir calisma canli hucrenin kokenine ait olasi bir senaryo ortaya koymaktadir. Amino asit, aspartik ve glutamik asit (ki bu maddeler de yukarida sozu edilen deneylerde gorulmus, ve hatta ay yuzeyinde ve meteorlarda bile rastlanmis maddelerdir) karisimini 65-70 santigrad dereceye kadar isitan Fox, amino asitleri polimerlestirmeyi (birlestirmek) basarmistir. Bu tur bir reaksiyon gunes tarafindan isitilmis bir yuzeyde mumkundur. Deneyin onemli bir sonucu, bu polimerlesmenin rastgele olmadigi ve kendini duzenleyen, cok spesifik bazi diziler halinde meydana geldikleridir. Bu polimerler, daha sonra su ile temas haline geldiklerinde, protein mikrokureleri adi verilen muhtesem yapilar ortaya cikartirlar. Yagmur, bu imkani ortaya cikartabilecek bir etkendir. Hatta yagmur, bu yapilari surukleyip daha fazla gelismenin meydana gelebilecegi bir ortam olan denizin icine tasiyabilir. Ya da deniz icindeki sicak su kaynaklari, bu tur islemlerin meydana gelebilecegi baska bir potansiyel ortam olabilir. Bu mikrokureler, kendilerini olusturan polimerlerin ozellikleriyle birlikte, ek olarak baska bazi ozellikler de tasirlar. Ornegin, elektriksel olarak aktif, cift katmanli, zari andiran bir yuzey. Eger bu kureler, rahatsiz edilmeden kendi hallerine birakilirlarsa, cevredeki protein turu maddeleri bunyelerine alarak buyuyebilme yetenegine sahiptirler. Hareket ederler, maya ve bakterilerdekine benzer sekilde yigin halinde toplanabilirler, hatta bolunebilirler. Bu yapilar, ayrica ozmos ve secici difuzyon ozelligine de sahiptirler. Yani kucuk molekulleri gecirip, buyuk molekulleri disarida tutmak gibi. (Hucre zarina cok benzer bir sekilde). Bu ozellikler, yasayan hucrelerde rastlanan bazi ozelliklerle ortaktir ve bu yapilari olusturan hammaddelerin ozelliklerine bakilarak bastan tahmin edilebilirler.

 

Bir mikroskop altinda bakildiginda, bu mikrokureler, ilkel hucreleri andirirlar. Hatta, yapay olarak fosillestirilmis mikrokureler, 3.5 milyar yil oncesine uzanan bilinen en eski mikrofosillere tipa tip benzerler. Dr. Fox, kendisine bu mikrokurelerin canli olup olmadigi soruldugunda, bu yapilari "canli" degil ama "canlimsi" olarak nitelemistir. Bu cevap, kacamak bir cevap olmaktan ziyade, canliligi tanimlamaktaki guclukten kaynaklanan dikkatli bir cevaptir. Yuzyillarca, bilim adamlari canli ve canli olmayan maddeyi birbirinden ayirmakta hic gucluk cekmemistir, fakat gunumuzde bu ayirim o kadar acik degildir. Yasam, cansiz maddelerden ortaya ciktigindan, belli bir noktada cizgi cekip, bundan oncesi canli degil, bundan sonrasi canli demek icap etmektedir. Ornegin virusler, canli bir hucrenin icindeyken canli gibi davranirlar, fakat disarida cansizdirlar. Kendi baslarina ureyemez veya metabolizma olarak islev goremezler. Metabolizma olarak islev gorebilen, ureyebilen, cevredeki uyarilara tepki veren ve bulundugu ortama adapte olan yapilara genel olarak canli ismi verilir ve virusler canli ile cansiz arasindaki bir ayrim noktasi gibidir. Hucre, genel olarak, canli kabul edilen en temel birimdir. Bu protein temelli mikrokurelere "proto-hucre" adi verilebilir.

 

Gunumuz hucrelerinde, DNA molekulu, hucrenin isleyisinden sorumlu olan enzimlerin uretimindeki kodlanma mekanizmasini saglar. Dikkat edilirse, yukaridaki deneylerde, proto-hucre'lerin olusumunda nukleik asitlerden bahsedilmemistir. Proto-hucrelerin olusumuna degin olan surec DNA veya RNA'nin varligini gerektirmez. Eger hayat, bu tur proto-hucre'ler yoluyla olustuysa, bu mikrokurelerin olusumu, DNA ve RNA'nin olusumundan daha oncedir. Bu durum, hayatin olusumunda hangisinin once geldigi konusundaki yumurta-tavuk paradoksunu cozmektedir. Hucreler ile proto-hucreler arasindaki temel fark, hucrelerin nukleik asit temelli bir genetik koda sahip olmasidir. Bu genetik materyalin olusumu, belli ki daha sonraki bir asamadir.

 

Proto-hucrelerin, bazi katalizorler kullanilarak bazi kucuk polinukleotit'leri olusturabildigi gosterilmistir. Ki bu polinukleotidler, DNA'nin kodlama mekanizmasinin bazi bilesenleridir. Daha verimli biyokimyasal yollar uretmis (ATP, isiga duyarli enzim sistemi, kodlama mekanizmalari, vs. gibi) proto-hucreler dogal secilim surecinde daha fazla secilmis olmalidir. Proto-hucreler, hayatin kokeniyle ilgili arastirmalarda, en onemli problemlerin 3 tanesini cozmektedir. Proteinlerin uygun duzende kendiliginden olusumu, hucre zari benzeri yapilarin ortaya cikisi ve enzim uretecek enzimlerin bulunmadigi ortamda enzimlerin olusumu. Bizler cok kompleks organizmalar olmamiza ragmen, bizi olusturan hersey, beynimiz dahil, gayet normal organik maddelerden yapilmistir.

 

Ilk hucrenin ortaya cikisiyla ilgili yapilan calismalar, henuz tum problemleri cozememis, fakat bu konuda cok fazla bilgi ve ipucu uretmistir. Su ana kadar ogrendiklerimiz, hayatin dogal surecler yoluyla, uygun ortamdaki biyokimyasal islemler sonucu olustugunu gostermeye yeterlidir. Bulmacanin diger parcalari da elbette cozulmek zorundadir, fakat hayatin kokeniyle ilgili, bizi ilgilendiren en temel cevaplar simdiden verilmis gibidir. Ki bu da hayatin uygun ortamlardaki dogal sureclerle kendiliginden olustugudur. Henuz bilinmeyen diger teknik ayrintilarin anlasilmasi bir zaman meselesidir.

 

Hayatin "nasil" olustugu ile "neden" olustugu ayri konulardir. Teistler genellikle bu iki soruyu birbirine karistirirlar. Hayatin nasil olustugu, biyokimyasal acidan cevabi olan bilimsel bir soruyken, hayatin "neden" olustugu, yani, evrendeki doga yasalarinin neden hayat denen bir seyin ortaya cikmasina izin verdigi, neden doga yasalarinin baska bir sekilde degil de, hayata izin veren bir sekilde oldugu sorusu "felsefi" bir sorudur. Hayatin kokeniyle ilgili bir tartismada bu soruya yer olmadigi gibi, dunya uzerinde bu soruya cevap vermeye yetkili kimse de yoktur. Cunku bu sorunun cevabi icin elde yeteri kadar bilgi yoktur. Bu soruya, hayatin altinda zeka ve bilincli tasarim goren aciklamalar ile cevap vermek kanitsiz spekulasyonlarla hem kendini hem de baskalarini kandirmaktir. Nitekim, hayatin ortaya cikamayacagi bir doga yasalari grubuna sahip bir evrende, bu sorulari soracak birileri ortaya cikmayacagindan, aslinda bu sorunun cevabi belki de kendiliginden bellidir. Sonsuz cesitlilikteki ortamlar ve sonsuz olasiliklar arasindan, ancak hayatin ortaya cikisina imkan veren doga yasalarinin bulundugu ortamlarda hayat ortaya cikabileceginden, bu soruyu da ancak o ortamlardakiler sorabilir. Dolayisiyla, imkanlar dunyasinin sonsuz cesitliligi, hayatin sebebine iliskin su an yasadigimiz hayret, kabul edemezlik ve saskinligi belki de zorunlu kilmaktadir.

 

  

 

dants

(Login dants)

213.14.18.72 İŞTE GERÇEKLER: June 27 2002, 1:55 PM 

 

öncelikle saygın ın sorularına cevap vereceğim:

 

türkiye de halen bu tür tartışmaların yapılmasının nedenini darwinizmin propogandasının çok iyi yapılmasına bağlıyorum.

aslında körelmiş organ masalını alman bir anatomist olan r wiedersheim 1985 te ortaya atmıştır. hatta "körelmiş insan organları"

arasında appendiks, kuyruk sokumu gibi yaklaşık 100 organ vardır.ancak bilim ilerledikçe körelmiş olan(!) organların aslında sadece

işlevlerinin bilinmediği ortaya çıktı. mesela şimdi bile örnek verilen appendikse bir bakalım:

 

"körelmiş organ" olduğu söylenen bazı organlar, insanın atası olduğu iddia edilen canlılarda yoktur! Örneğin evrimciler tarafından insanın atası olduğu söylenen bazı maymunlarda appendiks bulunmaz. Körelmiş organlar tezine karşı çıkan biyolog H. Enoch bu mantık hatasını şöyle dile getirmektedir:

insanların appendiksi vardır. ancak daha eski ataları olan alt maymunlarda appendiks bulunmaz. sürpriz bir biçimde appendiks, daha alt yapılı memelilerde, örneğin opossumlarda tekrar belirir. öyleyse evrim teorisi bunu nasıl açıklayabilir? (H. Enoch, Creation and Evolution, New York: 1966, s. 18-19)

 

şimdi ise bu körelmiş(!) organların işlevlerine bir bakalım:

 

mesela appendiksin, gerçekte vücuda giren mikroplara karşı mücadele eden lenf sisteminin bir parçası olduğu belirlendi.

aynı "körelmiş organlar" listesinde yer alan bademciklerin de boğazı, özellikle erişkin yaşlara kadar, enfeksiyonlara karşı korumada önemli rol oynadığı keşfedildi.

liste böyle uzayıp gitmektedir... körelmiş organ masalının artık evrim için savunulamaz olduğunu, kendisi de evrimci olan s.r. scadding evrimsel teori adlı dergide yazdığı makalede şöyle itiraf etmiştir:

 

(Biyoloji hakkındaki) bilgimiz arttıkça, körelmiş organlar listesi de giderek küçüldü...Bir organın işlevsiz olduğunu tespit etmek mümkün olmadığına ve zaten körelmiş organlar iddiası bilimsel bir özellik taşımadığına göre, "körelmiş organlar"ın evrim teorisi lehinde herhangi bir kanıt oluşturamayacağı sonucuna varıyorum. (S. R. Scadding, "Do 'Vestigial Organs' Provide Evidence for Evolution?", Evolutionary Theory, cilt 5, Mayıs 1981, s. 173)

 

umarım soruna cevap verebilmişimdir...

 

şimdi ise sıra, evrime hâlâ "bilimsel" süsü veren mantık ın iddialarına cevap vermede

 

evvela millerden bahsetmişsin, bunlar miller deneyini geçersiz kılan 4 neden:

 

1)cold trap (soğuk tuzak):

bu isimde bir mekanizma kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti. Çünkü aksi takdirde, amino asitleri oluşturan ortamın koşulları, bu molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti. Halbuki ilkel dünya koşullarında elbette bu çeşit bilinçli düzenekler yoktu. Ve bunlar olmadan herhangi bir çeşit amino asit elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda hemen parçalanacaklardı. Kimyager Richard Bliss'in belirttiği gibi, "bu soğuk tuzak olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından tahrip edilmiş olacaktı".(Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California: 1979, s. 14)Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha önceki deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.

 

2)ilkel(!) atmosfer :

Miller'ın deneyinde canlandırmaya çalıştığı ilkel atmosfer ortamı gerçekçi değildi. 1980'li yıllarda bilim adamları ilkel atmosferde, metan ve amonyak yerine azot ve karbondioksit bulunması gerektiği görüşünde birleştiler. Nitekim uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'ın kendisi de kullandığı atmosfer ortamının gerçekçi olmadığını itiraf etti. (Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7)

 

Peki Miller neden bu gazlar konusunda ısrar etmişti? Cevap basitti: Amonyak olmadan, bir amino asitin sentezlenmesi imkansızdı. Kevin Mc Kean, yayınladığı makalede bu durumu şöyle anlatıyor:

 

Miller ve Urey dünyanın eski atmosferini metan ve amonyak karıştırarak kopya ettiler… Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile demirin karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki kimyasal atmosferin daha çok azot, karbondioksit ve su buharından oluşması gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin oluşması için amonyak ve metan kadar uygun değildirler. (Kevin Mc Kean, Bilim ve Teknik, Sayı 189, s. 7. )

 

Nitekim Amerikalı bilim adamları J.P. Ferris ve C.T. Chen, karbondioksit, hidrojen, azot ve su buharından oluşan bir karışımla Miller'ın deneyini tekrarladılar ve bir tek molekül amino asit bile elde edemediler. (J. P. Ferris, C. T. Chen, "Photochemistry of Methane, Nitrogen, and Water Mixture As a Model for the Atmosphere of the Primitive Earth", Journal of American Chemical Society, cilt 97:11, 1975, s. 2964.)(burada mantık galiba bunun tersi bişeyler yazmış kaynakları gösterirse söylediklerinin doğruluğuna bakma ve yanlışlarımızı düzeltme imkanımız olur.)

 

3-oksijen miktarı:

Miller'ın deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da, amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı. Miller'ın gözardı ettiği bu gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileriyle anlaşıldı. ("New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, cilt 63, Kasım 1982, s. 1328-1330)

 

4- zararlı organik asitler:

Miller deneyinin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını bozucu özelliklere sahip organik asitlerden de çok miktarda oluşmuştu. Amino asitlerin, izole edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise, bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere dönüşmeleri kaçınılmazdı.Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli amino asit çıkmıştı. (Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California, 1979, s. 25) Yalnızca bu amino asitlerin varlığı bile evrim teorisini kendi mantığı içinde çürütmeye yeterliydi. Çünkü sağ-elli amino asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi. Sonuç olarak Miller'ın deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam, canlılık için elverişli değil, aksine ortaya çıkacak işe yarar molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit karışımı niteliğindeydi.Tüm bunların gösterdiği tek bir somut gerçek vardır: Miller deneyi canlılığın ilkel dünya şartlarında tesadüfen meydana gelebileceği iddiasını desteklememektedir.

 

Görüldüğü gibi, Miller'ın kendisi dahi bugün deneyinin, yaşamın kökenini açıklama adına bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. National Geographic'in Mart 1998 sayısındaki, "Yeryüzündeki Yaşamın Kökeni" başlıklı makalede ise, konuyla ilgili şu satırlara yer verilir:

 

Pek çok bilim adamı bugün, ilkel atmosferin Miller'ın öne sürdüğünden farklı olduğunu tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve amonyaktan çok, karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber! Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı oranda bir yoğunlukta... Bilim adamları, bu derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi bile güç buluyor. (National Geographic, "The Rise of Life on Earth", Mart 1998, s. 68)

 

evrimi çürüten diğer bir gerçek:

Proteinlerin Suda Sentezlenmesi sorunu

 

amino asitler protein oluşturmak üzere kimyasal olarak birleşirken, aralarında "peptid bağı" denilen özel bir bağ kurarlar. Bu bağ kurulurken bir su molekülü açığa çıkar.Bu durum, ilkel hayatın denizlerde ortaya çıktığını öne süren evrimci açıklamayı devre dışı bırakmaktadır. Çünkü, kimyada Le Chatêlier Prensibi olarak bilinen kurala göre, açığa su çıkaran bir reaksiyonun (kondansasyon reaksiyonu) su içeren bir ortamda sonuçlanması mümkün değildir. Sulu bir ortamda bu çeşit bir reaksiyonun gerçekleşebilmesi, kimyasal reaksiyonlar içinde "oluşma ihtimali en düşük olanı" olarak nitelendirilir.

 

(Kimyacı Richard E. Dickinson bunun nedenini şöyle açıklar: "Eğer protein ve nükleik asit polimerleri öncül monomerlerden oluşacaksa polimer zincirine her bir monomer bağlanışında bir molekül su atılması şarttır. Bu durumda suyun varlığının polimer oluşturmanın aksine ortamdaki polimerleri parçalama yönünde etkili olması gerçeği karşısında, sulu bir ortamda polimerleşmenin nasıl yürüyebildiğini tahmin etmek güçtür." (Richard Dickerson, "Chemical Evolution", Scientific American, cilt 239:3, 1978, s. 74.)

 

Öte yandan, evrim savunucularının bu gerçek karşısında iddialarını değiştirip, ilkel hayatın karalarda oluştuğunu öne sürmeleri de imkansızdır. Çünkü ilkel atmosferde oluştukları var sayılan amino asitleri ultraviyole ışınlarından koruyacak yegane ortam denizler ve okyanuslardır. Amino asitler karada ultraviyole yüzünden parçalanırlar. Le Chatêlier Prensibi ise denizlerdeki oluşum iddiasını çürütmektedir. Bu da evrim teorisi açısından tam bir ikilem oluşturmaktadır.

 

Peki bundan sonra ne olacaktır. tabii ki evrimi savunanlar lisede okuyan bir öğrencinin bile yapmayacağı hatalara düşerek evrim aldatmacasını kanıtlamaya kalkışacaktır. mantık ın bahsettiği fox deneyine bir bakalım

öncelikle ilk hatayı sen zaten "60-65 dereceden" bahsederek yapmışsın çünkü lise kitaplarında dahi 50 derecenin üstünde proteinlerin işlevlerini kaybettikleri yazılır kaybederler çünkü yapısı bozulur.

 

biz gene de fox deneyini gözden geçirelim:

Daha önce açıkladığımız çıkmazla yüz yüze kalan evrimci araştırmacılar, tüm teorilerini altüst eden bu "su sorunu"nu aşmaya yönelik çeşitli senaryolar üretme yoluna gittiler. Bu araştırmacıların en tanınmışı Sydney Fox, sorunu çözmek için ilginç bir teori ortaya attı: Ona göre, ilk amino asitler, ilkel okyanusta oluştuktan hemen sonra bir volkanın yanındaki kayalıklara sürüklenmiş olmalıydılar. Sonra da amino asitleri içeren karışımdaki su, kayalıklardaki yüksek ısı nedeniyle buharlaşmış olmalıydı. Böylece "kuruyan" amino asitler, proteinleri oluşturmak üzere birleşebilirlerdi.Fakat bu "çetrefilli" çıkış yolu da pek kimse tarafından benimsenmedi. Çünkü amino asitler, Fox'un öne sürdüğü derecede bir ısıya karşı dayanıklılık gösteremezlerdi: Yapılan araştırmalar amino asitlerin yüksek ısıda hemen tahrip olduklarını ortaya koyuyordu.Ancak Fox yılmadı. Laboratuvarda, "çok özel koşullarda", saflaştırılmış amino asitleri kuru ortamda ısıtarak birleştirdi. Amino asitler birleştirilmiş, ancak proteinler yine elde edilememişti. Elde ettiği, birbirine rastgele bağlanmış, basit ve düzensiz amino asit halkalarıydı ve herhangi bir canlı proteinine benzemekten çok uzaktı. Dahası, eğer Fox amino asitleri aynı ısıda tutmaya devam etseydi, ortaya çıkan işe yaramaz halkalar tekrar parçalanacaktı. (Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California: 1979, s. 25)Deneyi anlamsızlaştıran bir başka nokta ise, Fox'un, daha önce Miller deneyinde elde edilmiş olan amino asitleri değil, canlı organizmalarda kullanılan saf amino asitleri kullanmış olmasıydı.

 

 

Miller'in senaryosundan etkilenen Sydney Fox, bazı amino asitleri birleştirerek "proteinoid" adını verdiği üstteki molekülleri oluşturdu. Ancak bu işe yaramaz amino asit zincirlerinin, canlı bedenlerini oluşturan gerçek proteinlerle ilgisi yoktu. Aslında tüm bu çabalar, canlılığın tesadüfen oluşmak bir yana, laboratuvar ortamında dahi üretilemediğini belgeliyordu.

 

 

 

Oysa Miller'ın devamı olma iddiasındaki deney, Miller'ın vardığı sonuçtan yola çıkmalıydı. Ama ne Fox ne de başka hiçbir araştırmacı, Miller'ın ürettiği işe yaramaz amino asitleri kullanmadı. (Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California: 1979, s. 25)

 

Fox'un söz konusu deneyi evrimci çevrelerde bile pek olumlu karşılanmadı. Zira Fox'un elde ettiği anlamsız amino asit zincirlerinin (proteinoidlerin) doğal koşullarda oluşamayacağı çok açıktı. Dahası, canlıların yapıtaşları olan proteinler hala elde edilememişti. Proteinlerin kökeni problemi başlangıçta olduğu gibi hala çözümlenememişti. Ünlü bilim dergisi Chemical Engineering News'da o dönemde yayınlanan bir makalede Fox'un gerçekleştirdiği deney hakkında şöyle deniyordu:

 

Sydney Fox ve diğer araştırmacılar, çok özel ısıtma teknikleri kullanarak, dünyanın ilk devirlerinde hiç var olmamış şartlarda amino asitleri "proteinoidler" adı verilen bir şekilde, birbirine bağlamayı başarmışlardır. Bununla beraber bunlar, canlılarda bulunan çok düzenli proteinlere hiç benzememektedir. Bunlar, hiçbir işe yaramayan, düzensiz lekelerden başka bir şey değildirler. İlk devirlerde bu moleküller eğer gerçekten meydana gelmişlerse bile, bunların parçalanmamaları mümkün değildir. (S. W. Fox, K. Harada, G. Kramptiz, G. Mueller, "Chemical Origin of Cells", Chemical Engineering News, 22 Haziran 1970, s. 80)

 

Gerçekten de Fox'un elde ettiği "protenoidler", gerçek proteinlerden yapı ve işlev olarak tamamen uzaktı. Proteinlerle aralarında, karmaşık bir teknolojik cihazla, işlenmemiş bir metal yığını arasındaki kadar fark vardı. Dahası, bu düzensiz amino asit yığınlarının bile ilkel atmosferde yaşama şansı yoktu. Dünyanın o günkü şartlarında yeryüzüne ulaşan yoğun ultraviyole ışınları ve kontrolsüz doğa koşullarının doğurduğu zararlı, tahrip edici fiziksel ve kimyasal etkenler, bu proteinoidlerin dahi varlıklarını sürdürmelerine imkan vermeden parçalanmalarına neden olacaktı. Amino asitlerin ultraviyole ışınlarının ulaşamayacağı şekilde suyun altında bulunmaları ise, Le Châtelier Prensibi nedeniyle, söz konusu değildi. Bu veriler ışığında bilim adamları arasında, proteinoidlerin yaşamın başlangıcını oluşturan moleküller oldukları fikri giderek etkisini kaybetti.

 

isterseniz size evrimcilerin bu dogma inançlarının en bilinen 10 uydurmasını yazayım da artık evrimi savunurken bunları kullanmayın

(açıklama istediğiniz olursa lütfen bana ister e-mail ile ister buradan bildiriniz...)

 

1)"HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR" YALANI:

(yani miller deneyi)

 

2)"İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR" YALANI:

(Haeckel’in "solungaç" diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır)

 

3)"DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR" YALANI:

(Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer.Fosil kayıtları bir "hayat ağacı" bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır)

 

4)"ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR" YALANI :

(2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur)

 

5)"ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR" YALANI:

(son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır)

 

6)"CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR" YALANI:

(son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar.)

 

7)"OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR" YALANI:

(Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır.

 

8)"SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR" YALANI:

(İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. )

 

9)"MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR" YALANI:

(DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini "evrimin laboratuvardaki kanıtı" gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. )

 

10)"FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR" YALANI:

(Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. )

 

Evet bilim tarafsızdır. Ancak aramızda hâlâ evrime inancını kıramamış insanlar varsa lütfen kafalarına takılan soruları buraya yazsınlar ya da mail atsınlar.

Körü körüne evrime inananların bir anda inançlarını değiştirmeleri gerçekten zordur. Bunlar üzerinde düşündükçe bilimin tarafına yani ispatlanmış şeylerin tarafına geçeceğiniz şüphesizdir.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 dants June 27 2002, 7:14 PM 

 

Oncelikle su "10 unlu darwinist yalan" yazisina daha once yazdigim bir cevabi buraya kopyaliyorum. Miller deneyi ve diger konulara daha sonra deginecegim. Su anda vaktim yok.

 

1. Miller deneyi canli hucrenin laboratuarda olusturuldugu bir deney degil, canligin yapitasi olan aminoasitlerin ilkel atmosfer kosullarinda olusabilecegini gosteren bir deneydir o kadar. Once okudugunuzu anlayin. Kimse laboratuarda canli yarattik demiyor. Fakat canliligin ilkel dunya kosullarinda olusabilecegine dair elde cesitli ipuclari oldugu biliniyor, mesele bu. Bunun matematiksel olarak imkanli olup olmamasi hakkinda ise bu sitedeki "Evrim karsiti argumanlar" yazisinda "kor rastlanti" kismini oku.

 

2. Insan embriyosunda solungac kalintilari bulunur. Merak edenin herhangi bir ciddi ansiklopedideki embriyo gelisimiyle ilgili resimleri incelemesi ve bu konudaki bilimsel bulgulari okumasi tavsiye edilir.

 

Haeckel, benzerlikleri vurgulamak icin cizimlerinde degisiklik yapmistir, bu dogru. Embriyo surungen ve maymun asamalarindan gecmez. Fakat solungac yariklarini o icat etmedi. Onlar mevcuttur.

 

Bu konu (rekapitulasyon teorisi) yaratilisci kaynaklarda bolca somurulur. Fakat elestirdikleri, Ernst Haeckel'in 100 yila yakin zaman onceki bazi fikirleridir. Modern evrim teorisinin bulgulari degil. O konuda yaratiliscilarin edebilecegi laf yoktur.

 

3. Kambriyen patlamasi neresinden bakarsaniz bakin evrimin kanitidir. Yaratiliscilarin gormeye calistiklari gibi canlilarin bir anda kendiliginden ortaya ciktiklarinin kaniti degil. Kambriyen sadece dunyanin tarihi ve yasina nazaran cok kisa sayilabilecek bir sure icinde (ki yine de insan olcegine gore cok uzun) cok sayida canli turunun ortaya ciktigini soyler o kadar. Ayrica kambriyen zamanindaki canlilar ile dunya tarihi boyunca ortaya cikip yok olmus diger canli turlerine bakildiginda (ve gunumuz canlilarina), yaratiliscilarin bu durumu aciklamak icin evrime inanmaktan baska careleri kalmaz. (Tutarli olmak istiyorlarsa).

 

4. Sozkonusu fosilin veya herhangi baska bir fosilin sozkonusu kayip halka olup olmamasi ve canlilarin gelisim tarihinde nereye yerlestirilecegi teknik bir ayrintidir. Onemli olan o canli turunun baska canlilardan, baska canlilarin ise bu canlidan turemis olmasidir.

 

Ayrica eldeki lonqisquama fosilinin daha eski olmasi hicbirsey kanitlamaz. Bir canlidan baska bir canli turedi diye, ilk canlinin hemen ortadan kalkmasi sart degildir. Bir canli turunun bazi orneklerinin yasadiklari ortamdan dolayi degisiklige ugramasiyla, bu canli turunun dunyanin diger kisimlarinda (veya ayni bolgede) yasayan diger orneklerinin yok olmasinin alakasi yoktur. Bazi bireyleri baska turlere evrimlesmis canlilar da cok uzun sure soylari tukenmeden yasamaya devam edebilir.

 

5. Atin evriminde eldeki hangi fosilin nereye yerlestirilecegi ve neyin neyden once geldigini birakin evrim biyologlari tartissinlar. Bunlarin, atin evrimlesmis olmasi gercegini degistiren bir tarafi yok.

 

6. Acikca gecersiz ve eksik bilgi. Ciddi bilimsel kaynaklarin tumu bu yaratilisci iddiayi gecersiz kilacak bilgilerle doludur. Ayrica 20. yuzyilin basindaki korelmis organlar listesiyle, gunumuz bilimini curutmeye calismak yaratiliscilarin baska bir sacmaligi. Bilim gelisme icinde bir surectir. Bilim tartismak istiyorsaniz, bugunun bilimsel bilgileriyle donanin ve gerekli tum bilgi birikimini edinin. Yari cahillerle tartismak kadar can sikici ve bos bir caba olamaz.

 

7. Hangi organin hangi gen tarafindan kontrol edildigiyle, memelilerin 5 parmak ortakligi arasinda ne alaka var? Demogojinin bu kadari olmaz. Parmak sayisindaki bu benzerlik acikca evrimsel gecmisteki bir ortakligin isaretidir. Hangi genin hangi organa nasil sebep oldugu ise isin mekanizmasiyla ilgili teknik bir konudur ve tum memelilerin 5 parmak veya parmak kalintisi uzvu buldugu gercegini degistirmez.

 

8. Bu cevre sartlarinin mevcut canlilarin vucut yapilarinda degisikliklere sebep oldugunun acik bir gostergesi ve evrim denen mekanizmanin varoldugunun somut bir delilidir. Sozkonusu olay bir modifikasyon ve belki sadece mikro bir evrimdir, fakat sonucta burada dikkat cekilen nokta dogal secilimin (burada yapay secilim) mekanizmasidir.

 

9. Mutantlar hep sakat ve kisir degildir. Belli kimyasal maddelere ve cevre kosullarina dayanikli canlilarin mutasyon yoluyla ortaya ciktigi deneyler mevcuttur.

 

10. Neandertal adaminin iskelet yapisiyla, hangi insan irkinin iskelet yapisi aynidir allahaskina? Hominid fosilleri yaratiliscilar ne derse desin cok acik insan evrimi delilleridir. Biraz yakindan bakmak ve ciddi sekilde okumak (veya belgesel izlemek) bunu gosmek icin yeterlidir. (Bir de acik bir zihne sahip olmak tabi).

 

Ayrica, evrime saldirmayi marifet sanan yaratilisci arkadaslar, neden bu fiziksel ve biyolojik olgulara kendi "sozde" teorilerine (yaratiliscilik) dayanarak bir aciklama getirmeye kalkismiyorlar. Bilimin tum bu olgular icin aciklamalari var. Dinin aciklamalari nerede?

 

 

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.172.40 Re: Evrim June 27 2002, 11:37 PM 

 

Re: 10 ÜNLÜ DARWİNİST YALAN! December 15 2001, 1:51 AM

 

Re: 10 ÜNLÜ DARWİNİST YALAN! December 14 2001, 7:33 PM

 

10 ÜNLÜ DARWINİST YALAN

 

 

1. “HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:

Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)

======================================================

 

Hangi gazlar?

Kuran'a göre ilkel dünya atmosferi varmıdır?

Nasıl bir şeydir?

Kuran'ın neresinde hayat,basit'ten karmaşığa doğru başladı diye yazar?

Kendi söyleminiz Kuran'ı çürütüyor uyuyorsunuz.

 

 

 

2. “İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR” YALANI:

 

Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)

=======================================================

 

Felaket Biyoloji biliyorsunuz.

Embrio,Ektoderm,Mezoderm,ve Endoderm olarak tüm canlılarda farklılaşır,ve bu 3 dokudan farklılaşma ile tüm organlar oluşur.

El insaf,Paratrioid,orta kulak,timus başlangıcı,Solungaç denir mi?

Biri başlangıç hali bir kaç mm,diğeri koca solungaç.

Anlatılmak istenen,aynı dokudan insanda anılan organlar,balıkta solungaçlar oluşur dur.

Bu teorik olarak doğrudur.Şifre'ye göre farklılaşacaklardır.

İnsanda da kadın ve erkek cinsiyet organları 5.haftadan sonra Wolf kanalı denen dokudan menşei alır.

Aynı dokudan şifreye göre,erkek organı da oluşur,kadın organı da.

========================================================

 

 

 

3. “DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:

Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller "Hayat Ağacı"nı Reddediyor)

====================================================

 

Bilmeyen de sanacak,kambrien de insan bile yaratıldı.

Ne alakası var.

Kambrien'de çok hücreli patlaması olduğu doğrudur ki son araştırmalar,bunun kambrien'den çok daha geriye gittiğini göstermektedir.

 

Fakat,kambrien'de Memeliler veya atlar gibi canlılar ortaya çıktı diyemeyiz,ki bu bir komple yaratılış olsun.Kuran'ın neresinde kambrien'de belirtilen trilobit'lerin vs yaratıldığı yazar.Neresinde İnsan'dan milyonlarca sene önce canlı yaratıldığı yazar.Tersine her şry insan için yaratılmamışmıdır?.

 

=====================================================

 

 

 

4. "ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR" YALANI :

Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri “evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)

=======================================================Konu'nun Evrim teorisi'nin doğru veya yanlış olması ile ne ilgisi var?

Tamamen teknik bir konu.

Bu konuda evrimci bilim adamları farklı görüşlerde olamaz mı?

Bilim bu değilmidir?

Farzedelim,Kuşların atası dinazorlar değil,

Evrim Teorisi mi çökecek?

Hayır,sadece kuşların atası değişecek.

Bunlar laf kalabalığı ve sonuca hiç bir etkisi yok.

=====================================================

 

 

5. “ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR” YALANI:

Onlarca yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)

=====================================================

 

Hiç duymadım ve görmedim.

Böyle bir çalışma yapılmış ve yanılınmış ise bu Evrim teorisi çöktü demek midir?

Bilim de yanılma da vardır,değişim de.

Şimdi,Tıp eskiden Ülser'in nedeninin Helicobacter olduğunu bilmiyor,Ülser olanlar'A grubu,Zeki,Erkekliği yüksek kişilerdir' dedi ve bu yanlış çıktı diyerek,Tıbbı bir kenara mı atalım,yada bu adamlara üçkağıtçı falan mı diyelim.

Newton da izafiyet'i bilememişti.

========================================================

 

 

 

6. “CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR” YALANI:

Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları “körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş Organlar Yanılgısı)

====================================================

 

Tamamen demagoji.

Anlat o zaman senin kuyruk sokumun ne işe yarıyor.

Ya da apendix'in çıkarılınca ne oluyor.

 

Onları bırak da önce Tırnakların ne işe yarıyor?

================================================

 

 

 

7. “OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:

Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor” itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji Yanılgısı)

 

=======================================================Cehalete bak ! Organlar çok benziyormuş ama genetik yapıları çok farklıymış.

O zaman niye benziyorlar.

Farklı gen den benzer yapılar ortaya çıkar mı?

Senin bırak parmaklarını her yerin maymun'a benziyor.

Neden çünkü Genlerin % 98 oranında aynı.

=====================================================

 

 

 

 

8. “SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:

Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. (bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)

 

=======================================================

 

Üç kağıda bak.'Var olan' koyu renkli kelebekler miş.

Ana fikir şudur.Tüm kelebekler ölürken,birden mutasyonla tesadüfi olarak koyu renk kelebek ortaya çıkar ve uygun olduğu için yaşayarak çoğalır.

Bu,Evrim dir.

Doğa gücü ve tesadüf bir araya gelerek daha önce olmayan bir kelebek türü ortaya çıkmıştır.

Darwin'in İspinoz gagalarının her adada farklı olduğu gözlemini hatırlıyalım.

Eğer bu evrim'le oluşmuyorsa,Allah her adaya göre garklı ispinoz gagası mı yaratıyor.Ya da ortama göre yeni renkli kelebekler mi?

Peki ölenlerin suçu ne?

=======================================================

 

 

 

 

9. “MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:

Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)

 

====================================================

Meyve sinekleri üzerinde radyasyon deneyleri yapılmış ve radyasyona dirençli bireyler gelişmiştir.

Bu deneyin detaylarını daha önce yazdım,tekrar edebilirim.

Mutasyonların çoğu zararlıdır fakat onlar yok olur gider,ancak nadiren faydalı olanlar saklanır.

Bir Çinli,hergün 500 pirinç yese,fakat pilavından çıkan tekbir taşı yemese,Bir ay sonra 15.000 pirinç artık yoktur fakat 30 taş vardır.

=====================================================

 

 

 

10. “FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:

Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)

=================================================

 

Bunlar zırva.

Bilimsel görüş insan ve maymun'un aynı atadan farklılaşarak evrildiği yönündedir.

Genlerin % 98 aynı olması,Kan Grubundaki RH(Rhesus antijeni)sadece makak maymunlarında bulunması vs de bunun kanıtıdır.

 

 

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 Miller deneyi ve yaratilisci itirazlar June 28 2002, 2:39 AM 

 

DUNYA'DA ORGANIK YASAMIN BASLANGICI

Dr. Umit Sayin (Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi icin hazirlanmistir)

EVRIM KURAMI: KIMIN ICIN GERCEK?

 

Unlu bilim dergisi SCIENCE, 25 Haziran 1999 tarihli sayisini, "Evrim Kuramina ve Evrim Kuraminin Gercekligine" ayirdi (1). Bu sayi icin giris yazisi yazan unlu evrimci Stephen Jay Gould soyle demekte: "Evrim bir gercektir ve ancak gercek bizi bagimsizliga kavusturabilir!" ve Gould eklemekte, "Darwin'in ilk teorileri aciklandigi zaman, aristokrat bir soylu 'Darwin'in soylediklerinin dogru olmadigini umalim; ama tutun ki dogru, o zaman tum dunyaya yayilmamasi icin dua edelim!' demisti; ne yazik ki, 21. Yuzyila girerken, bu sahisin soyledikleri cikti: Evrim Kurami dogru, ama dunyanin cogunlugu, en azindan ABD ulusunun buyuk kismi tarafindan bilinmiyor " (2). Gercekten de, 21. Yuzyila girerken, Evrim Kuraminin gercekligi hakkinda onca yayin yapilmasina, onca kanit bulunmasina karsin, bilim insanlari ile halk arasinda Evrim Kuramini degerlendiris acisindan ucurumlar mevcut. Bu konudaki en buyuk zorluk, oncelikle, Evrim Kurami ile ilgili bazi biyolojik, kimyasal, fizyolojik, paleontolojik bilgilerin anlasilabilmesi icin yogun bir bilim egitimine, detayli anlasilmis bazi kavramlara gereksinim duyulmasi. Ikinci onemli zorluk ise, Evrim Kuramini aciklarken ifade edilen bazi kavramlarin (ornegin milyon yillarda gelisen evrim, dogal seleksiyon, biyokimyasal protobiogenesis vb) gunluk hayatin mantigi ve yasantisi acisindan pek de kolay anlasilamamasi. Bu konuda Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (National Academy of Sciences) son yayinladigi halk kitabi "Science and Creationism" (Bilim ve Yaratiliscilik), bu konudaki en yetkili agiz tarafindan son noktayi koyuyor ve Evrim Kuraminin bir gercek oldugunu savunuyor (3, 4). Turkiye'de de "Islamci Bilimsel Yaratiliscilarin aktivitelerine " karsi TUBA ve bir grup bilim insani da bazi aciklamalar yapmisti (5, 6, 7).

 

ABD'de ve diger Hristiyan ulkelerde oldugu gibi, Turkiye'de de ortaya cikan "Bilimsel Yaratiliscilik" akimlari, bilim ile yaratilisciligi birbirine bagdastirmaya calisiyordu (8); ustelik Evrim Kuramini savunan bilim insanlarina karsi dev bir karalama kampanyasina giriserek, bilim insanlarini sindirmeyi amacliyordu. Bu konuda yazdigim yazilar nedeniyle ben de, diger bilim insanlari gibi buyuk saldirilara maruz kaldim (4, 9, 10). Turk bilim insanlari olarak, gerek halki gerekse diger bilim insanlarini ve aydinlari bu konuda bilgilendirmek konusunda cok ciddi sorumluluklar tasidigimiza inaniyorum. Bu sorumluluklardan birisi, "kendini bilimsel elit zumreolarak gorup, bilimsel yaratiliscilari yanit verilmeyecek kadar kucumsemek yerine", onlari iddia ettikleri her hipotezde curutmek ve yapmakta olduklari carpitmalari ve bilimsel sahtekarliklari, halkin onunde anlasilir bir dille ve bilimsel kaynaklarla yuzlerine vurmak!

 

Dunya'da yasamin baslamasi ile ilgili en onemli sorulardan ve problemlerden birisi, primordial (ilk) kosullarda canlilarin ana yapi taslari olan organik molekullerin nasil meydana gelebilecekleri konusuydu. Bilimsel yaratiliscilarin hipotezlerine gore, tum organik madde ve biyolojik yasam bir anda, dogaustu bir gucun "OL!" demesiyle belirli bir hedefe ve cok akilli bir dizayna gore yaratildi. Bilim ise bu konuda farkli bir goruse sahip, ozellikle son yillarda yapilan calismalar dunya'da ilk organik maddenin olusumu konusunda yeni bir bakis acisi getirdi (11, 12, 13, 14, 15).

 

STANLEY MILLER DENEYINDEN GUNUMUZE

Dunya'da yasamin baslamasi icin, yasamin temel taslari olan organik maddelerin, amino asitlerin ve DNA ile RNA'nin yapisinda var olan nukleik asitlerin bir sekilde dunya ortaminda (okyanuslarda, gollerde, sicak su kaynaklarinin aktigi yerlerde) bol miktarda var olmasi gerekmekteydi. Bu konuda dogru fikir yurutebilmek icin, 4.5 milyar yil once soguyarak, var olan dunya gezegeninin atmosferi ve icerdigi elementler konusunda dogru tahmin yapmak gerekliydi. Bu konudaki ilk tahminleri Oparin (16 ), Haldane (17), Urey (18) yapmislardi. Onlara gore ilk dunya atmosferi metan (CH4 ), amonyak (NH3), su buhari (H2O) ve molekuler hidrojenden (H2) olusmaktaydi. Ilk atmosferde oksijen (O2) bulunmadigi pek cok arastirici tarafindan fikir birligi ile kabul edilmistir. Ama en onemli sorun dunyanin genclik gunlerine ait bilgi alinamamasidir. Bilinen en yasli kayalar olan Gronland'daki Isua kayalari bile 3.8 milyar yil yasindadir. Yaklasik 700 milyon yil- 1 milyar yillik doneme ait hic bir iz, kanit ve bilgi yoktur; bu da ilk atmosfer veya ortam konusunda tahmin yapmayi cok guclestirmektedir. Tahminler, olasi modellere gore yapilmaktadirlar ve spekulasyonlardan ibarettirler. William Rubey (19 ), Holland (20 ), Walker (24) ve Kasting'e (25) gore ise, baslangicta cok az miktarda amonyak mevcuttu; atmosferde baslica karbon dioksit (CO2), nitrojen (N2), su buhari (H2O), biraz da karbon monoksit (CO) ve hidrojen gazi (H2) vardi. Son yillarda bu gorusun bilim ortamlarina hakim olmasina ragmen, kimse 4 milyar yil oncesine gidip, ortamda amonyak olup, olmadigini gozlemlememistir. Ayrica, uzaydan her yil 40 000 ton toz yeryuzune dusmektedir, gerek bu tozda, gerekse uzaydan gelen meteoritlerde HCN (hidrojen siyanit), CO2, Formaldehid, CO (karbon monoksit), amino asitler ve organik maddeler bulunmustur; gunde uzaydan dunyaya 1999 verilerine gore dokulen tozla birlikte 30 ton organik madde dusmektedir (13, 21, 22, 23). Dunya kosullarinda amonyakin ve organik madde sentezinin cok az olmasi durumunda bile organik maddeleri olusturan bilesenlerin ve bizzat organik maddelerin uzaydan yeterli miktarda gelme olasiliklari her zaman vardir. Ilk atmosfer kosullarinda hemen hemen hic oksijen olmadigi hesaba katilirsa, organik maddenin"yaratilmadan" dunya ortaminda ilk gazlar ve cozunmus iyonlardan sentezlenmesi de mumkundur. Oksijensiz donem 2-2.5 milyar yil kadar surmus, siyanobakterilerin atmosfere verdikleri oksijen sayesinde atmosferde ilk dunya canlilari icin bir zehir olan oksijen miktari mavi gezegende artmistir (9).

 

 

Chicago Universitesinde, Harold Urey'in ogrencisi Stanley Miller 1953'te dunyayi yerinden sarsan unlu deneyini gerceklestirdi (26). Urey'in varsayimina uyan (metan, amonyak, hidrojen ve su) gaz kosullarinda, 150-200 bin voltluk akimi gazlarin bulundugu ozel aparattaki karisimdan gecirdi, sonuc cok sasirticiydi pek cok temel organik madde bu enerjinin verdigi etki sonucunda gazlari bir reaksiyonla birlestirmis, Glisin, Alanin, Aspartik asit, Glutamik asit (bu dordu temel amino asitler), Formik asit, Asetik asit, Propionik asit, Ure, laktik asit, ve diger yag asitlerini olusturmustu (26, 27). Deney Pavlovskaia ve Peynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan ABD'de, cok farkli bilesikler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi; oksidasyonun engellendigi ve metan, amonyak ve su buharinin oldugu kosullarda hep amino asitler ve organik maddeler olustu (28); Gabel ve Ponnamperuma, cok farkli enerji ortamlarinda (isi, radyasyon, lineer akseleratorden cikan parcaciklar, mikrodalgalar vb) benzer sonuclar buldular, ayrica bazi seker molekullerini de primordial ortamda sentezlemeyi basardilar (28). Genetik materyeli tasiyan DNA ve RNA'nin temel taslari olan nukleik asitlerin bazilari da ilk atmosfer sartlarinin farkli bicimlerde ele alindigi kosullarda kimyasal olarak sentezlendi ve nukleik asitlerin temel yapi taslarinin primordial ortamda yeterli temel madde ve enerji sonucunda kendiliginden olusabilecegi gosterildi (9, 11, 12, 13, 14, 28, 29, 30).

 

Yaratiliscilar, ilk dunya kosullarinda amonyak olmadigini, Miller'in ise soguk tuzak denilen bir yontemle amino asitleri elde ettigini, Miller'in kosullarinin bilincli olarak cok yapay hazirlandigini ve sonuclarin bilimsel bir sahtekarlik oldugunu soylemektedirler. Oncelikle Miller'in duzenegi tabii ki yapaydir; ama biyokimya'da yapay olmayan kosullarda kontrollu deney yapilamaz ki; soguk tuzak denilen ve reaksiyon urunlerini sogutan bir duzenek kullanilmis olabilir; ama doga'da bunun bir benzerinin var olmadigini soylemek, ustelik de 3.5-4.5 milyar yil oncesinde gelisen olaylardan cok emin ifadelerle bahsetmek ancak, Yaratiliscilar gibi bilimi ayaklar altina alan, cikaracaklari sonuclara onceden fikse olmus insanlarda gorulebilen bir dusunce hatasidir. Ornegin okyanuslarin tabanlarindaki sicak su kaynaklarinin birden soguyarak okyanusa karismasi bahsedilen "soguk tuzagi" dogal kosullarda olusturabilir; dogadaki bugun tahmin edilemeyen pek cok yapi bunu meydana getirebilir. Nitekim, sadece sicak su kaynaklarinda mevcut bu isinin bile sig okyanus sahillerinde suda cozunmus amonyum (NH4), metan (CH4), karbon dioksiti (CO2) (veya su yuzeyindeki atmosferdeki gazlari da katarak) reaksiyona sokabilecegini gosterir. Organik maddelerin ve ilk yasamin denizlerdeki, gollerdeki, volkanik ortamlardaki sicak su kaynaklarinin bulundugu yerde olustugu konusunda pek cok fikir de ortaya surulmustur (12, 21, 30 ).

 

Ortamda amonyakin cok az olmasi kosullarini Miller tekrar irdelemistir (21). Primordial kosullarda, atmosferin redukleyici (elektron kazandirma) ozellikte oldugu dusunulmektedir, ama kesinlesmis bir bulgu yoktur. Atmosferde varolan amonyak'in bir kisminin amonyum (NH4 ) iyonu olarak okyanuslarda cozunecegi bilinmektedir (29); atmosferde cok az miktarda amonyak olmasi kosullarinda bile, su ortamlarinda ya da sicak su kaynaklarinin oldugu, okyanusun sig ve atmosferle bulustugu sahillerde amonyum iyonu, atmosferde cok az miktarda bulunan amonyak, metan gazi ve karbon dioksitle reaksiyona girecek ve organik bilesikleri olusturacaktir (21) . Miller, eser miktarda amonyakin bulundugu ortamlarda yaptigi deneylerde bile organik maddelerin ve amino asitlerin sentezlenebildigini gormustur (21).

 

Yaratiliscilarin baska bir iddiasi, Miller deneyinde sag elli (D-dextro izomeri) ve sol elli (L-levo izomeri) amino asitlerin esit miktarlarda sentezlendigi, halbuki yasamda gorulen 20 cesit amino asitin tumunun sol elli oldugu, oyleyse organik maddenin ve canli yasamin belli bir amacla ve dizaynla yaratilmis olmasi gerektigidir. Oncelikle, 1993'te Arizona State Universitesinden John R. Cronin uzaydan gelen meteoritlerde ve donmus tozda daha fazla L-aminoasitlerine rastlandigini ispatlamistir (13); bu, dunyada varolan ve amino asitlerle reaksiyona giren maddelerin zamanla sol elli amino asitleri tercih etmesini saglayabilir (13). Ikincisi, molekuler yapilardaki zayif kuvvet(weak force) birbirinin ayna goruntusu olan molekullerde (yani izomerlerde) farklidir. Bu bir molekul icin cok ufak bir farktir, ama molekuller bir araya gelince etki buyur. Yani bir molekulun reaksiyona girerken veya suda cozunmus bulunurken icinde bulunan molekuler bag yapma yetenekleri ve belli bir konfigurasyonda dururken gereksimleri olan enerji onlarin doga tarafindan secilmelerini saglamaktadir. Doga tasarruf etmekten yanadir ve genelde en az enerji formunu tercih eder; L ve D formlari arasindaki enerji farki cok az da olsa, yapilan hesaplara gore en az enerji ile durabilen izomer, yaklasik 100 bin yilda dogada % 98 olasilikla baskin bulunan izomer formunu olusturacaktir (31). Ucuncu ve guclu bir olasilik, primordial kosullarda, su anda bilmedigimiz ve ilk dunya kosullarinda var olan ve sol elli amino asitlere baglanamayan bir X maddesinin ozellikle D-(sag elli) amino asitlerle birleserek kelat (cozunmeyen bilesik) olusturmasi ve onlari gol veya okyanus dibine cokertmesidir. Bu ise sol elli amino asitlerin bir anda dogal seleksiyonla artmasini ve dogada daha fazla kullanilabilir hale gelmesini cok kolay saglayabilir. Fakat kimse 4 milyar yil onceye gitmemistir; o gunden bu gune de tek iz kalmamistir; bilimsel yaratiliscilar ne soylerlerse soylesinler, 4 milyar yil onceye ait kesin kanitlarla Evrimcilerin karsisina gelmeden Evrimcilerin hic bir soyledigini curutmus sayilamazlar; ustelik, bilimsel yaratiliscilarin buyuk bir cogunlugu, binlerce kanita ragmen, dunyanin 4.5 milyar yasinda degil, cok daha genc olduguna inanmaktadir (10 bin yil gibi)... Son bulgular, pek cok organik maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu ispatlamistir. Dunya'da okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon dioksit, amonyak'tan sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi NASA'nin arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik madde uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla, meteorlarla gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 uzeri 4) ton (10000 ton) cesitli organik madde dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 uzeri 9 x 10 uzeri 4= (10 uzeri 13) ton (10'un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000 000 ton organik madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri reaksiyonlar da isin icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini atabilir.

 

Halley, Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu kanitlanmistir (13). Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin) cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA'daki bilim adamlari, ER2 tipi ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler. Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50'den fazla organik kokenli karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara, quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70 farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya'daki yasantida kullanilan amino asit sayisi ise sadece 20'dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha fazlasini hediye etmektedir ! (13)

 

DUNYADA ORGANIK YASAMIN BASLAMASI UZAYDAN GELEN ORGANIK MADDE

Son bulgular, pek cok organik maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu ispatlamistir. Dunya'da okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon dioksit, amonyak'tan sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi NASA'nin arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik madde uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla, meteorlarla gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 uzeri 4) ton (10000 ton) cesitli organik madde dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 uzeri 9 x 10 uzeri 4= (10 uzeri 13) ton (10'un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000 000 ton organik madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri reaksiyonlar da isin icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini atabilir.

 

Halley, Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu kanitlanmistir (13). Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin) cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA'daki bilim adamlari, ER2 tipi ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler. Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50'den fazla organik kokenli karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara, quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70 farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya'daki yasantida kullanilan amino asit sayisi ise sadece 20'dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha fazlasini hediye etmektedir ! (13)

 

Daha ilginc bir bulgu ise Louis Allomandola'nin uzay kosullarinin simulasyonunu yaptigi deneylerden gelmistir (13, Bununla ilgili Scientific American'daki Temmuz 1999, resimleri kullanabilirsiniz). Bu deneyler cok dusuk isilarda ve sicakliklarda, ultraviyole radyasyonunun kimyasal baglari yikabilecegini; hatta icinde donmus metanol ve amonyak (uzayda bulundugu oranda) bulunan buzlasmis toz kitlelerinde, ultraviyole isinlarinin ketonlari, nitrilleri, eterleri, alkolleri, hatta heksametilentetramini (HMT) olusturabilecegini gostermistir. HMT asidik ve ilik ortamda amino asitleri olusturur. Bu deneyler son yillarda gerek NASA, gerekse universitelerdeki bilim insanlari tarafindan tekrarlanmis benzer sonuclar bulunmustur (13). Bu su demektir: uzayda donmus buz kitleleri olarak seyahat eden molekuller statik degillerdir; uzaydaki farkli isinlarin ve ultraviyole enerjisinin etkisiyle surekli iclerindeki kimyasal yapi degisime ugramaktadir, bu degisim, ozellikle daha yuksek isili, isinli ve enerjili gunes sistemi bolgelerine girince artmaktadir. Yani gerek uzaya dagilan tozlar, gerek meteorlar, iclerinde dunya gibi uygun kosullara sahip gezegene ulasinca yasamin temel taslarini olusturacak tum bilesenleri, organik maddeleri fazlasiyla tasimaktadirlar. Ustelik 4.5 milyar yillik dunya tarihini, kolay anlayabilmek icin, 1 saatlik bir zaman dilimi olarak alirsaniz, doga ilk 55 dakikayi, bu temel yapi taslarini ve tek hucreli yasami olusturmak icin harcamis, geri kalan bes dakikada da diger tum bitkileri, cok hucreli organizmalari meydana getirmistir.

 

SONUC: Dunya'da organik yasamin baslamasi icin, buyuk olasilikla temel yapi taslari hem uzaydan gelmis hem de milyarlarca yilda, uzaydan gelenlerin de etkisiyle dunyada okyanuslarda, sicak su kaynaklarinin okyanusa karistigi yerlerde, batakliklarda, volkanik yapilarin okyanusla birlestigi yerlerde vb. ortamdaki serbest enerji sayesinde sentezlenmislerdir. Amino asitler, nukleik asitlerin yogunlastigi ortamlarda thermal proteinler ve RNA, oto-katalitik RNA buyuk olasilikla ilk genetik bilginin sekillenmesinde rol oynamislardir (11, 12, 14, 30) . Burada su temel unsurlar unutulmamalidir: 1) Bahsedilen sureler insan zekasinin kavrayabilecegi surelerin cok otesindedir. Bahsedilen sureler, milyon degil, milyar yillardir. Dort milyar yil, 50 yillik bir insan jenerasyonu goz onune alinirsa yaklasik 80-100 milyon jenerasyon demektir. Homo sapiensinortaya cikisindan beri ise sadece yaklasik 500 jenerasyon gecmistir 2) Dogada kararli yapilarin olusmasi cok zordur. Belki bir tek kararli yapinin olusmasina karsi, binlerce katrilyon kararsiz yapi bozunup gitmektedir; biz bilgiyi bu gune kadar gelebilen kararli yapidan alabilmekteyiz; kararli yapilarin gelismesini saglayan reaksiyon ve biyolojik olay sayisi ise neredeyse sonsuzdur .

 

KAYNAKCA:

 

1) Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2045-2220.

2) Ibid., pp: 2087.

3) NAS, "Science and Creationism: A view from the National Academy of Sciences", 1999, National Academy Press.

4) Umit Sayin, "ABD'de Bilimsel Yaratiliscilibgin Coküsü", Bilim ve Ütopya, Aralik 1998.

5) TUBA bülteni, 10:2, 1998. Ayrica TUBA'nin web sayfasina (http://www.tuba.org.tr) bakabilirsiniz.

6) "Kamoyuna Duyuru" (Birinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 7 Kasim 1998.

7) "Bilime Gerici Saldiri" (Ikinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 30 Ocak 1999.

8) Harun Yahya, "Evrim Aldatmacasi", Vural Yayincilik, 1997.

9) Ümit Sayin, "Yaratilmayis: Yasam Nasil Basladi", Bilim ve Ütopya, Ekim 1998.

10) Ümit Sayin, "Uctu Uctu Dinozor Uctu", Bilim ve Utopya Kasim 1998.

11) Albert Eschenmoser, "Chemical Ethiology of Nucleic Acid Structure", Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2118-2123.

12) Andre Brack, editor, "The Molecular Origins of Life", Cambridge University Press, 1998.

13) Max P. Berstein, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola, " Life's Far-Flung Raw Materials"Scientific American, Temmuz 1999, 281:42-49.

14) Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American, Ekim 1994, 271:76-83.

15) Gerald F. Joyce, "Directed Molecular Evolution" Scientific American, Aralik 1992, 267:90-97.

16) A.I. Oparin, "Origin of Life", Mc Millen, New York.1938

17) J.B.S. Haldane. "Origin of life", Rationalist Annual, 1929

18) H.C. Urey. "On the early chemical history of the earth and the origin of life", Proc. Natl. Acad. Sci., 1952.

19) W.W. Rubey, "Development of the hydrosphere and atmosphere, with specail reference to probable composition of the early atmosphere". In Crust of the Earth, ed. A. Poldervaart HDpp:631-650,1955.

20) H.D. Holland, "The chemical evolution of the atmosphere and oceans". Princeton University Press, 1984.

21) Stanley Miller, " The Endogenous Synthesis of Organic Compounds", [ Andre Brack, editor, "The Molecular Origins of Life", Cambridge University Press, 1998.] isimli kitapta. sayfa: 59-85

22) C.F. Cyba, C. Sagan, " Endogenous production , exogenous delivery and impact-shock synthesis of organic molecules: an inventry for the origins of life", Nature, 355:125-132, 1992.

23) C.F. Cyba, P.J. Thomas, L., L. Brookshaw, and C. Sagan. " Cometary delivery of organic molecules to the early Earth", Science, 249:366-373, 1990

24) J.C.G. Walker , "Evolution of atmosphere", Macmillen: New york, 1977

25) J.F. Kasting. " Earth early atmosphere" Science, 259:920-926, 1993..

26) S.L. Miller, "Production of amino acids under possible primitive Earth conditions" Science, 117:528-529, 1953.

27) S.L. Miller, and H. C. Urey, "Organic compound synthesis on the primitive Earth", Science, 130:245-251, 1959.

28) Cyril Ponnamperuma, "The Origins of Life", Thames and Hudson, 1972.

29) J.L. Bada and S.L. Miller, "Ammonium ion concentration in the primitive ocean" Science, 159:423-425, 1968.

30) Richard Montanesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, Mart 1998. S: 54-81.

31) Ian Stewart, "Nature's Numbers", Basic Books, New York, 1995.

 

 

  

 

Anonymous

(Login dants)

213.14.11.87 Re: Evrim June 28 2002, 3:22 AM 

 

gerçekten hâlâ anlatamadığım noktaları bazı evrimcilerin itiraflarıyla tekrar söyleyeceğim:

 

1) miller deneyi eğer doğru olsaydı buradan yola çıkılarak hücrenin oluşumunda yeni bilimsel(!) tahminlerde bulunulacaktı.ancak öyle olmadı. yazıyı dikkatlice okursanız miller deneyinin geçersiz olduğunu makalelerle birlikte anlayacaksınız. bilim in kabullendiği bir bulguyu lütfen anlamamazlıktan gelmeyiniz. kaldı ki mantık hâlâ evrimi açıklamaya çalışırken miller deneyini öne sürmektedir. artık rüya görmeyi bırakın.

diğer mesaj da ise sadece 1. soruya değineceğim diğerleri için cevabım en aşağıda.

a1)gazlar yazıda zaten vardı yazıyı dikkatli ve tam okumalısın:

 

millerin kullandığı yanlış gazlar

-metan ve amonyak

 

peki ya doğruları

-azot ve karbondioksit

yazıda ki o 4 yanlışı tekrar okumanı tavsiye ederim.

 

 

2)Haeckel, teorisini "biyogenetik yasa" olarak adlandırdı ve bu düşünce kısa zamanda "rekapitülasyon" olarak popülerleşti. Gerçekte ise, Haeckel'in keskin yasasının yanlış olduğu yakın bir zaman sonra gösterildi. Örneğin, erken insan embriyosunun hiçbir zaman bir balık gibi solungaçları yoktur ve embriyo hiçbir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer evrelerden geçmez. (Ken McNamara, "Embryos and Evolution", New Scientist, 16 Ekim 1999)(deha dehşet biyoloji biliyorsunuz demiş ve altında ise bir şeyler sıkmış. hadi bn biyolojiden hiç(!) anlamıyorum kanıtlar da mı yalancı?)

 

mantık demiş ki "benzerlikleri vurgulamak"; bunu bir çok evrimci yapıyor galiba ... ancak bu genellikle sahtekarlık olarak nitelendirilir.

 

Evrimciler de artık bunun bir masal olduğunu kabullenir. Neo-Darwinizm'in kurucularından George Gaylord Simpson, (BURASI ÖNEMLİ!!!!!)"Haeckel evrimsel gelişimi yanlış bir şekilde ortaya koydu. Bugün canlıların embriyolojik gelişimlerinin geçmişlerini yansıtmadığı artık kesin olarak biliniyor" diye yazar. (G. G. Simpson, W. Beck, An Introduction to Biology, New York, Harcourt Brace and World, 1965, s. 241)

 

artık rekapitülasyon yasası bilim dünyasında tartışılmamaktadır(gerçi bildiğim kadarıyla 1960 lı yıllarda bu belirtilmiştir)

 

bakalım sizin kaynağınız ne ? bana bir kaynakla beraber savunduğunuz şeyi ispatlayabilir misin?(ispatlarsın ama hangi yılların kaynaklarıyla...)

 

3)benim tanıdığım evrimciler life of tree (hayat ağacı) na inanırlar. evrimciler bile kambriyeni açıklayamadıklarını itiraf ederlerken ne yazık ki çevremizdeki evrim fanları bunu da kabullenemez.

 

bakın bazı bilim adamları bu konuda ne der

 

Darwinist teori, canlılığın bir tür "giderek genişleyen bir farklılık üçgeni" içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir: Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır. (Phillip E. Johnson, "Darwinism's Rules of Reasoning", Darwinism: Science or Philosophy, Foundation for Thought and Ethics, 1994, s. 12)

 

 

Ünlü evrimci paleontolog Roger Lewin, Darwinizm'in hayatın tarihi hakkındaki tüm varsayımlarını çökerten bu olağanüstü durumdan şöyle söz eder:"Hayvanların tüm tarihindeki en önemli evrimsel olay" olarak tanımlanan Kambriyen patlaması, daha sonra da varlıklarını koruyacak olan bütün temel vücut formlarını (filumları) ortaya koymuştur. Bunların bir kısmının daha sonra soyları tükenmiştir. Bazı tahminler, şu anda var olan 30 farklı hayvan filumu ile karşılaştırıldığında, Kambriyen patlamasının yaklaşık 100 kadar farklı filumu ortaya çıkardığı yönündedir. (R. Lewin, Science, vol. 241, 15 July 1988, s. 291)

 

 

peki (mantık ın dediği gibi ) kambriyene neresinde bakarsanız evrimin kanıtıdır? ben mantık ın baktığı yönden bakamıyorum bana nereden baktığını (bir kaynak istemem de sakınca var mı? umarım yoktur.) söylerse sevinirim.

 

deha ise bir şeyler atmış. burada tartışma konusu kuran mı evrim mi? ben evrim yanlıştır diyorum bunun kuran la ne ilgisi var?(kaldı ki kuran da herşey yazmalı mı yani şimdii bütün bilgiler mesela sivrisineğin sindirim sisteminden evrenin tüm yapısı ve işleyişine ...)

kambriyen hakkında yukardada yazdığın gibi temel canlı grupları denmiş, memeliler denmemiş. son araştırmalar ın ve nekadar eskiye dayandığının üstünü biraz açarsan daha anlaşılır olur. (hangi son araştırmalar ve nekadar eskiye dayanıyormuş?)

 

4) şöyle demişsin:"Ayrica eldeki lonqisquama fosilinin daha eski olmasi hicbirsey kanitlamaz. Bir canlidan baska bir canli turedi diye, ilk canlinin hemen ortadan kalkmasi sart degildir."bahsedilen yerde anlatılmak istenen ara geçiş formunu yaşayan bir canlıdan bahsediliyor.(yani o sürüngenden kuşa dönüşmede bir basamak)ancak zaten ondan önce bir kuş vardır. (eğer anlatım açık olmadıysa daha açık bir şekilde açıklayabilirim)

 

 

kuşların atası dinazorlar değilse kim? burada life of tree akla geliyor ancak o ağaç kambriyen açıklamasıyla zaten yıkılmıştır. bu ise evrim için o yanlışsa ne olacak bu yanlışsa ne olacak derken elinizde doğru kalmayacak. bu 4. maddeyi evrimciler hâlâ bir delil olarak sunmaktadırlar.ben bunun bir yalan olduğunu söyledim evrim 1 tek yalanla çöker demedim ki . ama yalanlar çoğaldıkça evrimin krizler içinde bir teori olduğu gözler önüne iyice seriliyor.

 

 

5) Yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış dört tırnaklı, tilki büyüklüğündeki canlılardan bugünün daha büyük tek tırnaklı atına bir dizi kademeli değişim olduğunu öne süren ünlü atın evrimi örneğinin geçersiz olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Kademeli değişim yerine, her türün fosilleri bütünüyle farklı olarak ortaya çıkmakta, değişmeden kalmakta, sonra da soyu tükenmektedir. Ara formlar bilinmemektedir. (Boyce Rensberger, Houston Chronicle, 5 Kasım 1980, Bölüm 4, s. 15.)

 

alttaki mesajda ise hiç görmedim ve duymadım denmiş

 

neyi görmedi böyle bir şemayı mı (ki lise kitaplarında bile vardır bu şema) yoksa yanlış olduğunu mu?

 

(BURASI ÖNEMLİ)peki neden atın evrimi bu kadar önemli? çünkü başka ara geçişi gösteren fosilkanıt yoktur

mantık ise "sıralama sorun değil" demiş... bu sözün üstünde durmamak gerekli aslında.ancak bahsedelim sıralamanın tam olmaması-yanlış olması life of tree (hayat ağacı) nın yanlış olması demektir...

 

6) bunu evrimci bilim adamları kabullenirken bizim çok bilmiş mantık ımız kabullenmiyor işte bu yarı cahil kaynak buluyor, gösteriyor ancak yüksek bilgili mantık ne yapıyor?(BURASI ÖNEMLİ) tekrar söyleyeyim artık körelmiş organ yoktur. sadece işlevi bilinmiyordur.mantık ciddi bir bilisel kaynak söylesen gerçekten çok merak ettim

 

deha ise appeniks ne işe yarıyor demiş (kaynakla birlikte) bir bilim adamı şunu demiş:

Vücuttaki timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler. (The Merck Manual of Medical Information, Home edition, New Jersey: Merck & Co., Inc. The Merck Publishing Group, Rahway, 1997)

 

Omuriliğin sonunu oluşturan kuyruk sokumunun ise, leğen kemiğinin çevresindeki kemiklere destek sağladığı, bu nedenle, kuyruk sokumu kemiği olmadan rahatça oturabilmenin mümkün olmadığı anlaşıldı. Ayrıca bu kemiğin pelvis bölgesindeki organların ve buradaki çeşitli kasların da tutunma noktası olduğu belirlendi. bakın tekrar ediyorum körelmiş organ yoktur ancak işlevi bilinmeyen organ vardır.

sormuşsun appendiks çıkarılırsa ne olur diye

peki bademciklerin alınırsa ne olur ya da böbreklerinden biri alınırsa ne olur?o görevi paylaşan diğer organlara daha çok iş düşer. (ve belki de daha başka şeylerde olur)

 

 

Körelmiş organlar efsanesinin geçersizliği hakkında bilimsel bir çalışma: "Körelmiş Organlar" Tümüyle İşlevsel

 

 

7)çok bilmiş mantık, ahtapot gözü yapısıyla memeli gözü yapısı birbirinin neredeyse aynısı, ahtapotla bir akrabağlığımız var mı?(evrime göre uzaktan akrabayız ya sana göre?)

homolog organ analog organ tabirleri lise kitaplarında geçer bunlara bir bakın bu tabirleri burada açıklayın ve sonra bir daha sorun.tekrar ediyorum BUNU DİKKATLİ OKUYUN:!!!!!""Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır""!!!!!

cehalete bak diyen deha(!) yukardaki soru senin için de geçerli

 

ayrıca %98 benzerlik demişsin bir solucan türüyle genetik benzerliğimiz %75

 

8) deha ve nantık dedikleriniz çakışıyor. şunu söyleyim sanayi kelebekleri evrime kanıt değildir aksini iddia eden evrimi neden desteklediğini (mümkünse bir kaynakla) anlatsın

ancak deha evrimi savunmaya çalışmış bakın orada önce açık renkli kelebekler ve koyu renkli kelebekler vardır ancak koyu renkliler iyi kamufle değildirler(doğada bir çok hayvan bilindiği üzere kamufle sanatını kullanarak düşmanlarından gizlenir.)

sonra çevre kararınca (ağaç gövdelerinin kararması vs.)

koyu renkli kelebekler daha iyi kamufle olur ve çoğalır açık renkliler ise kamufle olamaz.(üç kağıt mı pardon ama üç kağıdı evrimciler bazı şeyleri

vurgulamak(!) için kullanıyor bu tarafsız bilimde yoktur.

 

9)tamamiyle atmışsın bir tane kaynak gösterirsen daha tutarlı olur. siz evrimci fanatikler (artık sizin için evrim dinine körü körüne inananlar diyelim) artık kabullenin: ya-rar-lı mu-tas-yon-lar yok-tur.alttaki arkadaşsa masal dan bahsetmiş. evet evrimi bilimsel olarak açıklayamayan arkadaşlar masallar anlatmaya devam ediyor. bir ara bilimle dini karşı karşıya getirmek ve "biz sizin kurtarıcınız sizler aptalsınız ve körsünüz gelin bilime inanın" diyen zihniyet artık bilimede mi dil uzatacak?

 

10)

 

 

 

yazılanlar sırasında önemli bir şey dikkatimi çekti: sürekli dine saldırıyorsunuz. biz dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve doğruluğunu mu ben burada dini istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında bilgim yok.

yoksa evrimi öğrenenlerin yanında bir de din mi öğrenmesi gerekiyor?

 

mantık; yukardaki yazında bir kaç şeyden bahsetmişsin bunlara bir bakalım:

 

1)Fakat bilindigi gibi, yaratilisci kesimin derdi bilim yapmak, aciklama bulmak veya dogruya ulasmak degildir. Onlarin tek derdi tabularini ve dogmalarini korumaktir.

 

burada yaratılışçı yerine darwinist dersen daha mantıklı olur.

 

2)Teorinin aciklayiciliginin cok acik oldugu diger konular onlarin umurunda bile degildir.

 

teori hanngi konularda çok açıkmış? benim umurumda da...

 

3)Bugun, bilimsel bilgilere yeterince asina kesim icin, evrim teorisinin aciklayiciligi ve gercekligi, dinsel aciklamalarin ise komikligi asikardir.

 

fakat o komik dediğin olaya nice bilim adamı da inanmakta ve evrim için "bir boing yapımı için gerekli elementleri bir depoya koyun ve enerji verin bakalım boing oluşacak mı?" benzeri laflar kullanarak asıl komikliği evrim de bulmaktadırlar.

 

4)Kisacasi, aralarinda, yontem, dusunce yapisi, bilgi duzeyi ve amac olarak daglar kadar fark olan iki fikrin, sanki ayni kulvardaymis gibi karsilastirilip yarisa tabi tutulmasi, isin asli komedinin ta kendisidir

 

evet doğru söylemişsin ancak üstü kapalı olmuş ben biraz daha açayım olayı:birisi 100 yıl öncesi "hücre içi jel dolu bir yapı" denen evrimbulunduğu zaman diğeriyse şimdiki modern bilim dünyası

 

 

EVRİM FİZİĞE DE KARŞI ÇIKAR:

bu sırada evrim için fizik yasalarını izler lafını kullanan arkadaşlar var. ne yazık ki bazıları einsteinin bütün bilimlerin birinci kanunu olarak söz ettiği bir fizik kanununu göz ardı eder yani entropiyi

 

Entropi Kanunu, tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz, plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur.

 

evrim ne der peki:Evrim bu kanunla temelinden

çelişen tam tersi bir mekanizma öne sürer. Evrime göre, dağınık, düzensiz, cansız atomlar ve moleküller, zamanla kendi kendilerine tesadüflerle bir araya gelerek düzenli ve planlı proteinleri, DNA, RNA gibi son derece kompleks moleküler yapıları, ardından da çok daha ileri düzenlere, organizasyonlara ve tasarımlara sahip milyonlarca canlı türünü ortaya

çıkarmışlardı. Evrime göre, her aşamada daha planlı, daha düzenli, daha kompleks ve daha organize bir yapıya doğru ilerleyen bu hayali süreç, Entropi Kanunu'nun ortaya koyduğu gerçeklere bütünüyle aykırıdır. Bu nedenle evrim gibi bir sürecin, en başından en sonuna kadar varsayılan hiçbir aşamasının gerçekleşmesi mümkün değildir. Evrimci bilim adamları da bu açık çelişkinin farkındadırlar. J. H. Rush şöyle der:

 

Evrimin kompleks süreci içinde yaşam, Termodinamiğin İkinci Kanunu'nda belirtilen eğilime belirgin bir çelişki oluşturur. (J. H. Rush, The Dawn of Life, New York: Signet, 1962, s. 35.)

 

Evrimci bilim adamı Roger Lewin de bir başka bilimsel dergi olan Science'daki bir makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmektedir:

 

Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu'yla olan açık çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara

doğru bozulmalıdırlar. (Roger Lewin, "A Downward Slope to Greater Diversity", Science, cilt 217, 24 Eylül 1982, s. 1239)

Kendisi de evrim teorisinin savunucularından olan George Stavropoulos, canlılığın kendiliğinden oluşmasının termodinamik açıdan imkansızlığını ve

fotosentez gibi kompleks canlı mekanizmaların kökenini doğa kanunlarıyla açıklamanın mümkün olmadığını, ünlü bilimsel yayın American Scientist'te şu ifadelerle kabul etmektedir:

 

Normal şartlarda, Termodinamiğin İkinci Kanunu doğrultusunda, hiçbir kompleks organik molekül hiçbir zaman kendi kendine oluşamaz, tersine parçalanır. Gerçekte, bir şey ne kadar kompleks olursa o kadar

kararsızdır ve kesin olarak eninde sonunda parçalanır, dağılır. Fotosentez, bütün yaşamsal süreçler ve yaşamın kendisi, karmaşık veya kasıtlı olarak

karmaşıklaştırılmış açıklamalara rağmen, halen termodinamik ya da bir başka kesin bilim dalı vasıtasıyla anlaşılamamıştır. (George P. Stavropoulos, "The Frontiers and Limits of Science", American Scientist, cilt 65, Kasım-Aralık 1977, s. 674.)

 

 

(bence özellikle bu bölümden sonrasını bilgisayara kaydedip okursanız daha sağlıklı olur)

PEKİ BİLİM ADAMLARI EVRİME NE DİYOR Kİ?

 

Chandra Wickramasinghe:

 

Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu... Ama şu anda, Tanrı'ya inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil.(Chandra Wickramasinghe, London Daily Express ile bir röportajından, 14 Ağustos 1981)

 

Sir Fred Hoyle:

 

Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmeyişin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.( Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, s.130)

 

David Pilbeam (Harvard Üniversitesi antropologlarından):

 

Benim uğraştığım paleoantropoloji alanında daha önce edinilmiş izlenimlerden oluşmuş teori (evrim teorisi), daima gerçek verilere baskın çıkar.( David Pilbeam, "Rearranging Our Family Tree", Nature, Haziran 1978, s. 40)

 

Theodosius Dobzhansky:

 

Deliller hiçbir zaman kimseyi tam anlamıyla tatmin etmedi; yine de gerçekler konusunda bilgili olan çok az insan anti-evrimcidir.(Theodosius Dobzhansky, "Evolution at Work", Science, Mayıs 9, 1958, s. 1092)Pierre Paul Grassé:

 

Pierre Paul Grassé:(Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı)

 

(Evrimcilerin canlılığın açıklaması olarak öne sürdükleri)... tesadüf kavramı, ateizm görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir.( Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.107)

 

Dr. Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci)

 

Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.( SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/sites/sbs777/vital/evolutio.html)

 

Jerry Coyne (Chicago Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü'nden):

 

Neo-Darwinist görüş için çok az delil olduğunu söylemeliyiz: bu görüşün teorik temelleri ve deneysel delilleri oldukça zayıftır.( H.A. Orr ve Jerry Coyne (1992), "The Genetics of Adaptation: A Reassessment", American Naturalist, 140, 726)

 

H. S. Lipson:

 

"Eğer canlılık atomların, doğa güçlerinin ve radyasyonun karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşmamışsa nasıl oluşmuştur?… Sanırım tek kabul edilebilir açıklamanın Yaratılış olduğunu kabul etmeliyiz. Bundan ne kendim ne de fizikçiler hoşlanmamaktadır. Ancak eğer bir teoriyi bilimsel deliller destekliyorsa, o teoriyi sırf hoşlanmadığımız için reddedemeyiz.

 

Dr. Colin Patterson (İngiltere Doğa Tarihi Müzesi Yöneticilerinden Evrimci Paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi'nin Editörü, Evolution kitabının yazarı):

 

Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde 20 yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu: Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz? Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi'ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversite’sindeki Evrim Morfoloji Semineri’ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi: "Tek bir şey biliyorum evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır."( Dr. Colin Patterson, "Evolution and Creationism", American Museum of Natural History'deki konuşmasından, New York City, 5 Kasım 1981)

 

 

 

Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):

 

Hiç bir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.56-57)

 

Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.134)

 

Darwin'in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.108)

 

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 korelmis organlar konusu June 28 2002, 11:07 AM 

 

Demek korelmis organ yoktur diyorsun, apandistin ise yaradigini iddia ediyorsun ve ciddi bir kaynak istiyorsun.

 

Al sana apandis ile ilgili gunumuz Encyclopedia Brittanica’sindaki aciklama:

 

“formally vermiform appendix in anatomy, a vestigial hollow tube attached to the cecum; the blockage of the appendix can result in appendicitis.

 

The appendix is a narrow, muscular tube that is closed at one end and is attached to and opens into the cecum at its other end. (The cecum is the pouchlike beginning of the large intestine; the small intestine empties into the cecum.) The appendix does not serve any useful purpose as a digestive organ in humans, and it is believed to be gradually disappearing in the human species over evolutionary time. (The vermiform appendix exists only in human beings and higher apes, but an appendix-like structure does exist in wombats, civets, rodents, and a few other lower animals.)”

 

Ingilizce bilmeyenler icin onemli kisimlarini tercume edelim bu pasajin:

 

“Apandis dar, kas dokusundan olusma, bir tarafi kapali, obur tarafta ise “cecum”a baglanan ve “cecum”a acilan tup seklinde bir organdir. Apandis insanlarda sindirim organi olarak herhangi bir islev ustlenmez ve insan turunde evrim surecinde zaman icinde kademe kademe yok olmakta olan bir organ olduguna inanilmaktadir. (apandis sadece insanlarda ve ust duzey maymunumsu turlerde bulunmaktadir, fakat apandis benzeri bir yapi “wombat”larda, “civet”lerde, kemirgenlerde ve baska bazi alt duzey hayvanlarda da bulunur).”

 

Ayrica verdigin “The Merck Manual of Medical Information” kaynaginda apandis icin su ifade kullanilir:

 

“The appendix MAY have some immune function, but it isn't an essential organ.”

 

Yani,

 

“Apandisin BELKI bagisiklikla ilgili bir fonksiyonu olabilir, ama onemli bir organ degildir”.

 

Yani apandisin bagisiklik sistemiyle ilgili cok ufak bir ise yariyor olma IHTIMALI var, ama bu bilgi kesin degil. Ayrica, oyle olsa bile, hic onemli olan veya bir islevi olan bir organ degil.

 

Alintilariniz bile carpitma.

 

Baska ise yaramaz organ ornekleri istemissin. Yirmilik disler bunun guzel bir ornegi. Her insanda cikmaz, cikanlarin da cogunda ya yarisi cikar, ya da ciktiktan sonra iltihaplanip bir suru soruna yol acar. Cignemede kullanilmaz, ve curuyup dert kaynagi olmaktan baska bir ise yaramaz. Artik cenemiz daha kucuk cunku. Butun disleri barindiracak kadar yer yok cogumuzun agzinda.

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 ara gecis formlari June 28 2002, 11:10 AM 

 

"peki neden atın evrimi bu kadar önemli? çünkü başka ara geçişi gösteren fosilkanıt yoktur"

 

Bilimsel Yaratiliscilarin ve BAV'in bu iddialarinin hic birisi bilimsel olarak gecerli degildir. Cunku pek cok gecis fosili bulundugu gibi, pek cok gecis canlisi da mevcuttur. Yaratiliscilar, gecis turleri hakkinda son derece on yargili ve cahilce davranmakta; islerine gelmeyen bilgiyi de her zaman oldugu gibi carpitmaktadirlar. Oncelikle sunu belirtmekte yarar var: Evrimciler, Evrim Kuramini ortaya koyarlarken, Yaratiliscilara veya bilim dunyasina hic bir gecis fosili sunmak zorunda degildirler. Gecis turleri veya fosillerini bulamasaydik da, bu Evrim Kuramini gecersiz kilmazdi. Bugun Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi, gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece sansli olmamizdan dolayidir. Aslinda bu fosillerin hic birisini bulamayabilirdik de, ama bu yine Evrim Kuramini gecersiz kilmazdi. Bugun dedigimiz gibi, bu turler kaybolmustur diyebilirdik! Her yil yeni fosiller bulunarak Evrim Kurami biraz daha desteklenmektedir ve yeni fosiller bulunmaya devam edecektir. Evrimciler kaybolan gecis fosillerinin veya kaybolup dogaya karisan gecis canlilarinin hesabini Yaratiliscilara vermek zorunda degillerdir. Nitekim gecis canlilarinin cogunun kaybolmasina karsin, bugun Evrim Kuraminin izah edilmesi icin yeterli sayida fosil bulunmustur (1, 2, 3, 4). Baliklardan Amfibiyanlara gecis: 408 milyon yil once, erken Devonian cagda, iki tip kemikli balik turedi; Sarcopterygii ve isin yuzgecli baliklar (ray-finned fishes). Sarcoptopterygii grubu baliklar cigerbaliklarini, (lungfishes, Dipnoi) coelacanthi [kolekant] ve rhipidistian isimli baliklari icermekteydi. Eusthenopteron [ostenopteron] , lob yuzgecli rhipidistianlar [ripidistian] grubunun bir uyesidir ve tetrapodlar (dort ayaklilar) bu gruptan turemislerdir. Ichthyostega [ikitiostega] Gronlandda bulunan, gec Devonian donemi amfibiyanidir ve amfibiyanlarin baslangicina verilebilecek ilk ornektir. Eusthenopteron'da pelvis kemigi, femur, tibia/fibula kemiklerinin ilk bicimlerine rastliyoruz, sonra bu kemikler Ichthyostega'da ve biraz daha degismis ve buyumustur. Ichthyostega 'da hem solungaclara ait yapi hem de ciger bulunmaktadir. Acanthostega [akantostega] isimli baligin fosilleri ise benzer ozellikleri kanitlamistir. Ama tabii aradaki pek cok balik turu kayiptir. Labyrinthodont [labirintodont] (Diplovertebron) bu gecis grubu icin verilebilecek baska bir ornekti Amfibiyanlardan surungenlere gecis: Amniotlar, Aves (kuslar), Mammalia (Memeliler) ve Reptilia (surungenler) gruplarini olusturan cok genis bir tetrapod (dort ayakli) sinifidir . Ilk bilinen amniotlar, labyrinthodont [labirintodont] amfibianlardir. Bunlar kertenkeleye benzeyen surungenlerdi. Isimlerini amniyotik yumurta ile uremelerinden almaktadirlar. Amfibianlardan iskelet yapisindaki degisiklik sayesinde ayirt edilebilirler; bunlar, bir sakral vertebranin yerine pelvisi iki sakral vertebranin tutmasi, uc tarsal kemigin bir kemik halinde birlesip, kaynamasi (astragalus) vb ozelliklerdir. Captorhinid [kaptorinid] isimli bir gruptan da diger bir grup surungenler turemistir. Amfibianlardan surungenlere gecisin diger bazi ornekleri, Hylonomus, Paleothris, Protorothyris di Amniotlar dan memelilere gecis: Memeliler yaklasik 50-70 milyon yil once ortaya cikmaya baslamislardir. Bu gecise ornek olarak gunumuzde yasayan, uc grup vardir: PROTOHERIA (echidna ve platypus) METATHERIA (Marsupialler; kesecigi olan memelilerdir, yavru dogduktan sonra, bu kesecikte bir sure saklanir, kanguru, koala, opossum Avusturalya ve Amerika kitasinda yasayan marsupiallerdir) ve onlarin kardes grubu, EUTHERIA (plasentali memeliler). Bu gruptakilerin surungenlerden en temel farklari endotermik olmalari, yani vucut sicakliklarini belirli bir derecede sabit tutabilmeleri (35-38 derece santigrad); tuylu olmalari, yavrularini dogurup, dogumdan sonra onlara uzun sure bakmalari; sut uretmeleri; sadece alt cene kemiginin hareket edebilir olmasi; dislerin belirli fonksiyonlar icin spesifiklesmis olmasi; pelvisin genis bir ileuma sahip olmasi (buyuk olasilikla dogumu kolaylastirmak icin), dar bir zigomatik kemige baglanan ve kafanin iki tarafindan cikan ve ceneye (mandibula) baglanan guclu cigneme kaslari vb. Alt grup amniotlardan sonra memelerin turemesi soyle olmustur, bu bilgiler, gerek fosil kanitlari gerekse bugun yasayan memelilerle kiyaslaninca ve bulunan fosillerin yasi hesaba katilinca tam bir tutarlilik gostemektedir (5): A) Captorhinidler ilk amniotlardi B) Gozlerinin kenarinda cesitli kemiklerle goz cukuruna sahip, Syanapsidia (sinapsidler), C) Iskelet yapisiyla bu gruplardan ayrilan sphenacodontid [sifenakodontid] pelycosaurlar; en meshurlari Dimetrodon'du. D) Daha sonra ortaya cikan sinapsidleri gec Permian donemde goruyoruz: Biarmosuchus [Biarmosukus] E) Therapsida, grubu ozellikle vertebra ve kafa iskeleti bakimindan atalarindan degisiklik gosteriyordu F)Cynodonta grubu'nun en onemli ozelliklerinden birisi, alt cene ile kafatasi arasinda ikincil bir eklem yapisinin gelismesiydi, 70 milyon yil once yasadilar. G) Mammalia grubunun ilk atalarindan birisi Morganocodon, son Triassic ve erken Jurassik donemde oraya cikan ve memelilerin pek cok iskelet ozelligine sahip bir on-memeliydi . Ayrica orta kulaktaki cekic, uzengi ve ors kemiklerine de sahipti, yani bu grupta koku hissinin yanisira sesleri duyma da oldukca gelismisti H) Memelilerin baslangici , ornegin marsupialler I) Plasentali memelile Asagida ele alinacak olan, pek cok on memeli ve memeli grubuna verilen isimlere ait fosiller bulunmustur; sistematizasyon bilimsel yaratiliscilarin analojik ve carpitma yontemlerine hic benzemeyen kati bilimsel yontemlerle ve hayvanlarin anatomileri ve de tahmin edilen fizyolojileri uzun incelemeler sonunda goz onune alinarak yapilmistir (5). Iste Yaratiliscilarin yok dedikleri gecis fosilleri, amniotlarin baslangicindan Memelilere kadar, ornekleriylebirlikte soyledir (1, On Memeli.................. Limnoscelis PELYCOSURIA ..... ........ Ethyris (#: yukaridakinin aynisi).. Archaeothris #....................................... Varanops

#............................. ........ Haptodus

#...................................... Dimetrodon

THERAPSIDA ............... Biarmosuchus

#.....................................Regisaurus

#....................................Theriognatus

CYNODONTA....................Dvinia

#........................................Procynosuchus

#.......................................Thrinaxodon

#....................................... Cynognatus

#...................................... Diademodon

#....................................... Probelesodon

#...................................... Probainognathus

#...................................... Oligokypus

MAMMALIA............... Morganucodon

#...................................Kuehneotherium

#............................... .. Peramus

#............................... Aigialodon

#...................................Marsupilia

#............................... Placentalia Placentalia (plasentasi olan) primatlara ve Homo sapiense kadar uzanan genis bir grubun adidir. Fakat Amniotlardan, Therapsidlere gecen sure icinde pek cok gecis fosili ve canlisi bulunmustur. Bu canlilari siniflandirabilmek , yogun bir biyoloji egitiminin sonucunda varilabilen bir sonuctur. Bu siniflama yapilirken ozellikle, anatomi ve paleontoloji konusunda cok yetkin olmak gereklidir. Bu siniflamaya Harun Yahya gibi, BAV elemanari veya bilimsel yaratiliscilar gibi gecmis egitimleri supheli ama amaclari asikar kisiler bilimsel olarak itiraz etme yeterliligine ve yetkisine sahip degillerdir. [ 1)Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, Sinauer, 1998, sayfa: 138-160. 2) Tim Berra, Evolution and the Myth of Creationism, Stanford University Press, 1990 3) Roger Cuffey, Paleontologic Evidence and Organic Evolution, in Science and Creationism, edited by Ashley Montague, Oxford University Press, 1984, sayfa:255-282 4) Douglas Futuyma, Science on Trial, Sinauer 1995, sayfa: 68-97 5) T.S. Kemp, Mammal-like Reptiles, Academic Press, 198

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 kambriyen June 28 2002, 11:12 AM 

 

SORU : Fosiller, Kambrian doneminde birdenbire fazlalasmislar ve cok hucreli organizmalar birdenbire artmislardir. Halbuki Kambrian oncesi doneme ait hic boyle bir donem ve iz yoktur. Bulunan tum fosiller cok hucrelilerin bir anda Kambrian doneminde yaratildiklarini ortaya koymaktadir.

 

YANIT: Ilk bilinen mikrofosiller 3.5 milyar onceye kadar gitmektedirler; yani 3-3.5 milyar yil once evrimlesmekte olan hucre yapilari vardi. Fosil kayitlarinda, cok hucrelilere ait en eski fosil izleri 670 milyon yil onceye dayanmaktadir. Bu da Kambriyan donemden 80 milyon yil onceye denk gelir. Kambriyan donemde, 505-590 milyon yil once, ilk kabuklu organizmalar olusmustur, ornegin brachiopodlarin ve trilobitlerin kabuklari mevcuttu. Bu dayanikli kabuk yapilari, kendilerinden daha once var olan yumusakca yapisindaki cok hucrelilerden cok daha iyi fosillesir ve bugune kadar kalir Pre-Kambriyen donemdeki yumusak vucutlu tum organizmalar fosillesemeden yokolup gitmislerdir. Ama buna ragmen bugun, o doneme ait bazi fosil izlerine de rastlamaktayiz; o doneme ait alglerin, denizanasinin, kurtcuklarin fosillerini bulabilmekteyiz. Ama o devrin kayalari o kadar eskidir ve oylesine deformasyona ugramislardir ki, o kayalarda fosil bulabilmek hemen hemen imkansizdir Cok onemli bir nokta neden, 500 milyon yasinda bir memeli, ya da 100 milyon yasinda bir insan iskeleti bulamadigimizdir. Madem Yaratiliscilara gore, hersey Kambrien donemde birdenbire yaratildi, oyleyse neden trilobitlerle ayni yasta dinozorlar, memeliler, kuslar bulamamaktayiz? Neden Adem'in buyuk buyuk torunlarinin iskeletlerini, Devonian cagda yasamis amfibiyanlarin fosilleriyle ile yanyana goremiyoruz. Bilim adamlari jeolojik caglari ve amfibiyanlardan surungenlere gecisi kafalarindan uydurmamaktadirlar; elde edilen fosiller ve bu fosillerin yaslari, bu gelisimi jeolojik gelisim cizgisinde de ispatlamislardi Fosillerin yaslarina baktiginizda, Evrim Kuramindaki gelisim tamamen desteklenmektedir. Ornegin, Prekambriyen donemde (4 milyar-590 milyon yil once, MYO) bulunan yumusakca, kurtcuk fosillerinden sonra, Kambriyen donemde (505-590 MYO) , trilobitlerin fosillerine rastliyoruz. Sonra Ordovician donemde (438-505 MYO) birden bire memeli fosillerine atlamiyoruz, cenesiz baliklara ait fosiller buluyoruz, ayni donemde ne kuslara, ne amfibiyanlara, ne memelilere ne de dinozorlara ait tek bir iz yok! Sonraki Silurian donemde (438-408 MYO), Ilk ceneli baliklarin fosillerine rastliyoruz. Yani yumusakcalar, kabuklu bocekler, cenesiz baliklar ortaya cikmadan ceneli baliklar ortaya cikmiyor nedense!? Ilk amfibiyan fosillerine, Devonian cagda (408-360 MYO) rastliyoruz, sonra Carboniferous (360-286 MYO) ve Permian (286-248 MYO) donemlerde surungenlerin fosilleriyle karsilasiyoruz, madem Kambriyen donemde surungenler de yaratildi, neden fosil olarak karsimiza cikmak icin yaklasik 200-250 milyon yil bir yere saklandilar ve beklediler? Triassic donemde (248-213 MYO) Ilk dinozorlarin iskeletlerini gormekteyiz. Jurassic Donemde (213-144 MYO) ise ilk kuslar ve dev dinozorlarin fosilleri ve iskeletleri karsimiza cikmakta. Madem tum canlilar ayni anda yaratildi, neden dinozorlar 350 milyon yil bir karanlik kosede gizlenerek beklediler? Daha sonra 65 milyon yil once dinozorlar neden birden bire Sodom ve Gomorrah lanetine ugrayip, tum dunyadan temizlendiler? Neden Dinozorlar sahneden cekilince, memeliler, maymunlar primatlar arttilar. Neden dinozorlara, memelilere, maymunlara, primatlara ait 20 milyon yillik iskeletler buluyoruz da, ayni doneme ait Homo sapiens iskeletine hic rastliyamiyoruz. O zamanki Homo sapienslerin hepsi mi dogaya karisip yok oldu, oyleyse, o zamana ait diger hayvanlarin iskeletleri neden karsimiza cikiyor? Sormaya baslayinca, seriatciya ve bilimsel yaratiliscilara sorulacak sorularin ardi arkasi tukenmez! Ama ne yazik ki seriatci akli ve bilgiisi ile degil, omuriligi ile dusunmektedir! [1) Harland et al."A Geologic Time Scale", 1982, Cambridge Uni. Press 2) J. W. Schopf, "Evolution of the Earliest Cell", Scientific American, 1978, 239 (3): 110-138 3) Douglas Futuyma, "Evolutionary Biology", Sinauer, 1998, 4) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 entropi June 28 2002, 11:14 AM 

 

"Entropi Kanunu, tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz, plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur. Evrim bu kanunla temelinden çelişen tam tersi bir mekanizma öne sürer."

 

YANIT: Evrim entropiye aykiri degildir. Bu hipotez enerji verilen sistemlerde kaostan duzen olusabilecegini hesaba katmamaktadir. Ayrica termodinamigin ikinci kanunu kapali sistemler icin gecerlidir. Organizmalar, acik bir sistemde enerji alisverisi yapmaktadirlar. Ortamda sinirsiz enerji vardir; bu enerji daha duzenli, stabil kimyasal yapilarin olusabilmesi icin kullanilmaktadir (1 Bir bisikletin parcalarinin kendi kendine bir araya gelebilecegini varsayamazsiniz, ama enerji harcayarak bu parcalari birlestirebilirsiniz, bisikletin 100 parcasi oldugunu ve elinizde sinirsiz parca oldugunu varsayin, ilk bakista bu parcalarin 100! (100 x 99 x 98 x 97......x 2 x 1) farkli bicimde birlestirilebilecegi dusunulse de bu dogru degildir. Cunku bir didonu bir tekere, direksiyonun bir parcasini camurluga vidalama sansiniz yoktur. Deneye yanila hangi parcanin hangi kisma uyabilecegini bulursunuz, yaratabileceginiz bir kac montaj bisiklet cesidi olabilir sadece, bu entropinin en aza indirgendigi durumdur. Belki bu parcalar 100-200 farkli sekilde de ayni enerji harcanarak birbirine eklenebilir, ama bir tanesi varligini surdurebilecek bisiklet olacaktir. Aslinda , stabil hucre durumunun yanisira katrilyonlarca stabil olmayan protohucre ve hucre durumlari da meydana gelmektedir. Ama varligini surdurebilen, entropiye en uyum saglamis, artik kendi icinde akardengeye (hemostasis) erismis hucredir. Biz sadece kendini surdurebildigi icin onun hakkinda bilgi alabilmekteyiz, halbuki diger stabil olmayan hucreler bozunup, yokolup gitmislerdir ve surekli bir, iki kararli hucreye karsin tekrar katrilyonlarca stabil olmayan ve yokolup giden pro-hucre olusmaktadir (2). Ornegin, icerisinde birbirleri ile reaksiyona girebilecek, A ve B gazlari olan bir kutuya enerji verdiginiz zaman bile bu kapali sistemde, molekullerin birbirleri ile carpisip, yeni ve kararli AB gaz molekullerini olusturabilmesi, enerji verilen ve enerjiyi icinde saklayabilen sistemlerde kararli yapilarin olusabilecegine bir kanittir. Biyolojik sistemlerin olusabildigi, okyanus, doga gibi acik sistemler ise, organik maddenin ana yapi taslarini icermektedir, ortamdaki enerji surekli yeniden kullanilmaktadir; ustelik gunesten ve uzaydan surekli yeni enerji bu acik sisteme katilmakta ve buraya molekuler enerji, isi, radyasyon biciminde hapsolmaktadir. Yaratiliscilar eger uzayda enerjinin dagildigini soylemekteyseler, zaten Evrim Kurami, uzayda enerjinin kullanilarak, yasam olustugunu iddia etmemektedir. Yaratiliscilarin bu hipotezi bos ve karanlik uzay icin gecerli olabilir ancak. Bir mese palamudundan yeterli enerji sayesinden, fotosentez gerceklesmekte ve bir mese agaci buyuyebilmektedir. Gunes, entropinin artisi ile enerji kaybetmekte dunya ise enerji kazanmaktadir. Canli organizmalar öldügü zaman ise bu canlilar icin "entropinin artisi" gerceklesir, tum enerji "tekrar kullanilmak uzere" dogaya karisir. [1) Douglas Futuyma, "Science on Trial", Sinauer, 1995, sayfa:223. 2) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990. Sayfa: 126 ]

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 insan embriyosu June 28 2002, 11:17 AM 

 

"http://www.evrimcik.cjb.net" sitesinin ana sayfasinda embriyolojideki evrim kanitlariyla ilgili bir resim ve onunla baglantili bir yazi var. Hem benzerlikleri kendi gozunle gorebilirsin, hem de aciklamalari okuyabilirsin.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 bilim adamlarindan yanlis aktarimlar June 28 2002, 11:23 AM 

 

Bu konu, evrim-yaratiliscilik tartismalarinda, batida da yaratilisci kesimin surekli yaptigi bir ahlaksizlik ornegidir.

 

Evrimi savundugu bilinen bilim adamlarinin agzindan ya soylemedikleri, ya da soyleyip farkli birsey kasdettikleri, vs. fikirler alinip, yaratilisci kaynaklarda sanki bu kisiler evrime karsiymis gibi bir hava yaratilir.

 

Bu konuyla ilgili pek cok bilim adami, kendilerinden yanlis aktarimda bulunan ve sozlerini carpitan yaratiliscilari daha sonra acikca kinadiklari beyanlarda bulunmuslardir.

 

Bu konuyla ilgili bir link:

http://www.geocities.com/CapeCanaveral/Hangar/2437/misquote.htm

 

  

 

Mantik

(no login)

172.142.90.136 konunun din ile ilgisi June 28 2002, 11:29 AM 

 

"yazılanlar sırasında önemli bir şey dikkatimi çekti: sürekli dine saldırıyorsunuz. biz dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve doğruluğunu mu ben burada dini istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında bilgim yok."

 

Tabi canim, cok masumsun sen. Hicbir ilgisi yok bu cabanin "din"le.

 

Kimi kandiriyorsun sen? Yani bu cabanla saf bir sekilde dogrulari bulmaya calisarak bilim mi yapiyorsun?

 

Neden nukleer fuzyona, yercekimi kanununa karsi cikmiyorsun da evrimle ugrasiyorsun?

 

--------------------------------------------------

 

Evrimi Yikmak

 

Evrim karsiti kesim bos bir cabayla evrim teorisini curutmeye calisir bilindigi gibi. Fakat bu teoriyi yikmakla (bu yapilabilseler bile), bir "zeki tasarimci" spekulasyonunu kanitlamis olmadiklarini goremezler bir turlu.

 

Hele de bir adim daha ileri gidip, bunun kendi "zeki tasarimci" spekulasyonlarini (ornegin islam) kanitladigini dusunmeleri akil yurutmelerindeki birbaska tutarsizliktir. Nitekim, insan dayanaksiz bir spekulasyon kabul etmeye razi olsa bile ortadaki onca secenek arasinda kaybolup giderdi. Bugun UFO fanatiklerinden tutun, reenkarnasyona veya bir ton metafizik sacmaliga dayanan bir suru "kult"ler, yeni cag dinleri ve inanc sistemleri mevcuttur. Bir de bunlara zaten asirladir mevcut olan uc buyuk dini ve onlarin alternatifi olan, cesitli toplumlarin inandigi diger dinleri (totemci dinlerden tutun, naturalist dinlere, budizm'den tutun, hinduizm'e kadar) de eklersek kisi bunca secenek arasinda kaybolup giderdi.

 

Diger dinlerin varligiyla ilgili ortaya konulan bu argumanlar icin ise genellikle verilen cevaplarda teist kesim diger dinlerin hoslanmadiklari ya da paylasmadiklari inanclarindan bahsederler. Ornegin derler ki Musevilik sadece yahudilere aciktir, kabul edemem. Hinduizm kolecidir kabul edemem. UFO fanatiklerinin taptiklari (uzaylilar) sonsuz guclu degildir, sonsuz guclu olmayan bir tanriyi kabul edemem, vs. Fakat buradaki mantik sacmaligini bir turlu goremezler. Tumunun dayanaksiz spekulasyon olmasindan rahatsiz olmazlar da, secimlerini hangisinin kendilerine daha uygun olduguna gore yaparlar. Ya da hatta yaptiklari bu bile degil. Hangisinin kendilerine daha uygun olduguna veya hangisini kabul etmeyi tercih edeceklerine bakarak, hangi inancin evrenle ilgili aciklamalarinin dogru olduguna karar verirler!?

 

Dogruyu bulmaya degil de kendi psikolojik ihtiyaclarini tatmine ugrastiklari cok aciktir.

 

Temel olarak, bu tur argumanlarla teizmi kanitladiklarini dusunenlere karsi uzerinde durulmasi gereken noktalar sunlardir:

 

Evrim teorisi gibi bir teoriyi curuttugunu zannetmek ile gecekten curutmek ayni sey degildir.

Bir teori curutulse bile bu otomatikman baska bir teoriyi kanitlamaz. Her teori kanita ihtiyac duyar.

Teori bile olmayan, cunku hicbir delili olmayan bir spekulasyonu dogru kabul etmek icin hicbir sebep yoktur.

Bir seyi "Henuz bilmiyoruz, belki ileride bilim cozecektir" demek gayet normal bir dusunce tarzidir. Herseyi su anda bilmek zorunda degiliz. Bilmedigimiz birseylerin olmasi dayanaksiz spekulasyonlar pesinde kosmamizi gerekli kilmaz.

Birisi dayanaksiz bir spekulasyonu kabul etmeye karar verse bile onca secenek arasinda kaybolup giderdi.

Evrim karsiti kaynaklardaki bolca sacmaligi okuyup, evrim teorisinin coktugunu ve cok sacma oldugunu zannetmek sadece cahil bir yanilgidir. Evrim karsiti kaynaklarin coklugu, ozellikle ABD'deki hristiyan fundamentalist kesimin maddi gucunden kaynaklanmaktadir. Bu tur evrim karsiti kaynaklarda dogruyu bulma kaygisi goremezsiniz. Sadece tabularini koruma kaygisiyla motive edilmis, kor ve cahil bir bilim dusmanligi gorursunuz. Cunku bu devirde artik akli basinda ve bilimi takip eden kesim icin bu tabularin sacmaligi cok acik hale gelmistir. Yaratiliscilarin bu konuya bu kadar onem verip bunca yazilar yazmalari da bu konudaki korkularindan ve caresizliklerinden kaynaklanmaktadir.

 

 

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.32 Anonymous Dants June 28 2002, 1:32 PM 

 

Sen de diğerleri gibi varıp koşup malum siteye kesip,kesip yapıştırmışsın, ancak biz bunları çok tartıştık.

Sana tavsiyem orada yazılanları,kendin kontrol etmeden aktarma,çünkü o yazılar bol miktarda sahtekarlık içerir ki,bazılarını zaman zaman gösteriyoruz,sonra rencide olursun.

 

1.Miller Deneyini daha önce detaylı olarak açıkladık,

senin için tekrar kopyalayacağım.

 

2.Biyoloji nerelere gelmiş siz hala,100 yıllık Heackel çizimleri ile uğraşıyorsunuz.

 

3.Kambrien hakkında biraz bilgi sahibi olursan anlarsın neden evrimin kanıtı olduğunu.

 

'deha ise bir şeyler atmış. burada tartışma konusu kuran mı evrim mi? ben evrim yanlıştır diyorum bunun kuran la ne ilgisi var?'

 

Deha bir şeyler atmaz.

Evrime alternatif olarak gösterdiğin yaratılışı neden aynı mantıkla irdelemiyorsun?

Yaratılış hikayelerinin neresi bilime veya gerçeklere uygun?

Dünyanın düz olduğu mu?

Çamurdan yaratılan,Adem den eşinin varedilerek,onun çocuklarından türediğimiz mi?

Şeytanlar,cinler,melekler olduğu mu?

 

4.Evrimin ne demek olduğunu bilmiyorsun,evrim eleştiriyorsun,bravo !

 

5.Kendi yarattığınız teorileri kendiniz çürütüyorsunuz.

Nedense örnekleriniz,50 yıllık Miller deneyi,60 yıllık Piltdown,100 senelik,Heackel çizimi vs vs.

Bilim buralarda değil,siz yeldeğirmenleri ile savaşıyorsunuz.Farklı bir Evrim teorisi uyduruyorsunuz.

 

 

 

'deha ise appeniks ne işe yarıyor demiş (kaynakla birlikte) bir bilim adamı şunu demiş:

Vücuttaki timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım ederler. (The Merck Manual of Medical Information, Home edition, New Jersey: Merck & Co., Inc. The Merck Publishing Group, Rahway, 1997)'

 

Sen bu masalları başkasına anlat!

Sen hiç appendix gördün mü?

Appendix bir organ değildir,bir parçadır,bir çıkıntıdır,çıkmaz sokaktır.

Saydığın organların hiç birinin tek bir görevi yoktur,

Farzedelim Appendix,bağışıklık sistemi ile ilgili,bu onun körelmiş olma vasfını değiştirmez,çünkü başka türlerde appendix hala faaliyettedir ve seluloz sindiriminden sorumludur.

 

Tırnaklar konusuna girmemişsin,ya da dökülen kıllar?

 

 

'!!!!!""Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır""!!!!!

cehalete bak diyen deha(!) yukardaki soru senin için de geçerli'

 

Cehalet tabii,millet domuz kalbi naklediyor,siz hala neredesiniz.

Benzer organlar,benzer genler sonucudur,gensel benzerlik te,evrimsel benzerliğin delilidir.

 

'ayrıca %98 benzerlik demişsin bir solucan türüyle genetik benzerliğimiz %75 '

 

%98 Benzerlik maymunladır.

Solucanla % 25 lik fark çok,çok büyük bir farktır.

Çünkü,tüm canlılar akraba olduğundan,% 100 farklı olabileceğimiz hiç bir canlı yok.

 

8)Eğer koyu renkli kelebekler mutasyonla oluşursa bu tesadüfidir,çünkü oluşacak diye bir şart yok,milyonlarca tür,böyle bir tesadüf yakalayamadığından yok olup gitti.

Eğer,var olan koyu renklilerin çoğalmasına yol

açtı ise,bu da doğal seleksiyondur.

Bu değişiklik türü değiştirmez ancak üstüne eklenebilecek değişikliklerle zaman içinde yürün değişimine neden olabilir.

Nereden bakarsan bak evrim işbaşındadır.

 

9.Mutasyonun ne olduğunu bilmeyen insanlarla,faydalı,zararlı mutasyon tartışmalarından gına geldi.

Defalarca yazdık faydalı mutasyonlar azdır fakat vardır.

Antibiotiğe dirençli bakterileri,Hemoglobin S tipinin,sıtmaya bağışıklık sağladığını,fayda veya zararın izafi olduğunu,yağın su üzerinde kalmada avantaj sağladığını,hipertrioidlerin bu halinin,sıcakta dezavantaj,soğuk iklimde avantaj olduğunu defalarca anlattık.

 

Mutasyon ileri olduğu gibi geri de olabilir.

Bu bile kazanılan özelliklerin birbiri üzerine eklendiği için yeterli kanıtt

 

 

'sürekli dine saldırıyorsunuz. biz dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve doğruluğunu mu ben burada dini istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında bilgim yok.'

 

Sanki Din hakkında bilgisizsin de Evrim hakkında otoritesin,veya uzmanlık alanın.

Üzülme evrimi de bilmiyorsun,bilsen habire malum yazıları buraya aktarmazdın,Bilsen oralarda yazılanların bilimsel piyasalarda hiç bir geçerliliği olmadığını da bilirdin.

 

Örneğin Evrim ve Termodinamiğin ikinci yasasının çeliştiğini söylüyorsun,buraya yazı kopyalayan başka bir evrim karşıtı cahil ise,tamtersini söylüyor,ve düzen ile evrimin çeliştiğini söylüyor.

 

Termodinamiğin 2. yasası,enerji alıp veren sistemler için geçerli değildir.

Örneğin,odanı hiç toplamazsan düzensizlik hep artar,daha düzensiz olur,ancak enerji harcar ve odanı toplarsan,düzensizlik içinde düzen oluşturabilirsin.

Fotosentez ve Atp üretimi bu tür etkinliklerdir.

Detayları kendin araştırıver.

 

Alıntı yaptığınız insanların bir kısmı bilim adamı falan değil,bir kısım alıntı ise çarpıtılmış,örneğin Cemal Yıldırım la ilgili olan sahtekarlıkları başka bir yazımda göstermiştim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

Anonymous

(Login dants)

213.14.11.161 Uffff....... June 29 2002, 3:03 AM 

 

öncelikle appendiksi aradan çıkaralım:

 

senin çevirinde pek bir işe yaramıyor galiba, orada "some" var bundan birkaç anlamı çıkarılır ; bir çıkarılmaz.

şöyle bir düşünürsek bazı gazete ve dergilerde de evrim taraftarı bir çok saçma şeyler yazılır. bu senin için mantıksız sa; geçenlerde bir kanal türkiye sınırlarının yarısını kürdistan olarak göstermişti bunu söylememim sebebi ise verdiğin kaynaktandır yani bilimsel mi?

appendiks incelenirse mukoza nın altında lenf dokusu oluğu görülür. ve appendiks in ne işe yaradığı-yarayabileceği buradan tahmin edilir. (bu appendiks dokusu ve altındaki lenf dokusu için şu kaynağa bakabilirsin: Immunology, Mosby 2001 Ivan Riott, Jonathan Brostoff, David Male sy 41)

gel gelelim bilim hergün ilerliyor ve bilim ilerledikçe nedendir bilinmez ama körelmiş organların listesi de kısalıyor.(kulağakaçan ın 2. penisi, kuyruk sokumu vs...)

bazı araştırmalar 20 yaş dişinin çiğneme fonksiyonunu üstlenmede diğer dişlerden hiçbir farkının olmadığını göstermiştir(Leonard M.S., 1992. Removing third molars: a review for the general practitioner. Journal of the American Dental Association, 123(2):77-82)

Bu dişin diğer dişlerin yerleşimini bozduğu yönündeki inanışın da temelsiz olduğunu gösteren çalışmalar yapılmıştır(M. Leff, 1993. Hold on to your wisdom teeth. Consumer reports on Health, 5(8):4-85. )

20 yaş dişinde rastlanan ve ilaç uygulamalarıyla çözülebilecek problemlerde, bu dişin çıkarılması yoluna gidilmesi konusunda da bilimsel eleştiriler yayınlanmıştır. (Daily.T 1996. Third molar prophylactic extraction: a review and analysis of the literature. General Dentistry, 44(4):310-320)

 

kopyala yapıştıra gelince siz de bazı malum sitelerden alıyorsunuz, sonuçta bu yazılanların tamamını anlayabiliriz ancak bunların hepsini yazamayabiliriz. peki benim bundaki(kopyala-yapıştır) amacım ne? mesele tek taraflı bir bakışın diğer tarafı görmek istememesidir. mesela ümit sayının bir yazısını getirmişsiniz ancak buna karşı bir yazı yazıldı zaten aşağıda buna değineceğim,

 

diyelim ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?

yine diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne yapardınız?

yani insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???

 

şempanzenin genetik yapısını bilmeden nasıl %98-99 luk bir benzerlik bulunmuş acaba?

 

Archæopteryx ten bahsetme nedenim ise şu bazı evrimci siteler bunu hâlâ bir kanıt olarak ileri sürerler.

"göğüs kemiğinin olmaması ise buna kuş-süründen olmasına bir kanıttır" denir. ancak 1992 yılında bulunan 7. fosile göre:

Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor. (Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401)

bu nasıl bir ara geçiş formudur ki direk güçlü kasları olsun?

 

bakteri örneği bu sıralar ülkemizde çok popüler. ancak şu olayı bilmekte yarar var:

 

1986'da yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde, yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır.

şimdi bu bakteriler antibiyotiği görmeden evrimleşmişler mi?

 

ilk hücrenin nasıl oluştuğunu evrimciler nasıl açıklamaktadırlar?

 

bu sırada şu soruyu tekrarlayayım:

ahtapotlarla insanların göz yapıları neredeyse birbirinin aynısı bunu nasıl açıklayacaksınız?

 

bence sen başlığı değiştir.neden evrimi tartışalım deyip daha sonra yok kuran ne diyor falan felan deyip karşındakine yüklenmeye çalışıyorsun ki! zaten evrim çökerse geriye ne kalacak ki?

 

malum sitenin açık sisteme bir cevabı var

 

Bazı evrim savunucuları, Termodinamiğin İkinci Kanunu'nun yalnızca "kapalı sistemler" için geçerli olduğu, "açık sistemler"in ise bu kanunun dışında olduğu gibi bir savunmaya başvururlar. Oysa bu iddia bazı evrimcilerin, her zamanki gibi, teorilerini çıkmaza sokan bilimsel gerçekleri çarpıtma çabasından öteye gitmez.

 

Nitekim pek çok bilim adamı bu iddianın geçersiz olduğunu, termodinamikle bağdaşmadığını açıkça belirtmektedir. Bunlardan biri olan Harvard'lı bilim adamı Prof. John Ross, Chemical and Engineering News dergisinde yer alan ifadelerinde, kendisi de evrimci görüşe sahip olmasına rağmen bu gerçek dışı iddialarının önemli bir bilimsel hata olduğunu şöyle belirtir :...

 

Termodinamiğin ikinci kuralının bilinen hiçbir ihlali yoktur. Normalde ikinci kural izole sistemler için kullanılır, ancak ikinci kural açık sistemlere de aynı derecede iyi bir şekilde uygulanabilir... Buna rağmen termodinamiğin ikinci kuralının dengeden uzak sistemler için geçerli olmadığı görüşü hakimdir. Bu hatanın kendisini sonsuza kadar sürdürmeyeceğinden emin olmak çok önemlidir. (John Ross, Chemical and Engineering News, 27 Temmuz 1980, s. 40)

 

Açık sistem, dışarıdan enerji ve madde giriş-çıkışı olan bir termodinamik sistemdir. Evrimciler de dünyanın bir açık sistem olduğunu, Güneş'ten sürekli bir enerji akışına maruz kaldığını, dolayısıyla Entropi Kanunu'nun dünya için geçersiz olduğunu ve düzensiz, basit, cansız yapılardan düzenli, kompleks canlıların oluşabileceğini öne sürmektedirler. Oysa burada açık bir çarpıtma vardır. Çünkü bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için yeterli değildir. Bu ham enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel mekanizmalar gerekir. Örneğin bir arabanın, benzindeki enerjiyi işe dönüştürmesi için motora, transmisyon sistemlerine ve bunları idare eden kontrol mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Böyle bir enerji dönüştürücü sistem olmasa, arabanın benzindeki enerjiyi kullanabilmesi mümkün olmayacaktır. Aynı durum canlılık için de geçerlidir. Canlılığın enerjisini Güneş'ten aldığı doğrudur. Fakat Güneş enerjisi, ancak canlılardaki inanılmaz komplekslikteki enerji dönüşüm sistemleri (örneğin bitkilerdeki fotosentez, insan ve hayvanlardaki sindirim sistemleri) sayesinde kimyasal enerjiye çevrilebilmektedir.

 

 

 

 

 

ümit sayın ın yazısına cevapları ise aynen yazıyorum:

 

Öncelikle şunu belirtmeliyiz: İlkel dünyadaki tüm göllerin ve denizlerin aminoasitlerle dolu olduğunu farzetsek bile bu aminoasitlerin uygun sayı, çeşit ve sıralamada dizilerek tek bir faydalı protein molekülü oluşturabilmelerinin mümkün olmadığı, olasılık hesaplarıyla, fizik ve kimya kanunlarıyla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ilkel dünyada aminoasitlerin bulunduğu var sayılsa bile, bunun canlılığın oluşabilmesi açısından hiçbir anlamı ve etkisi yoktur. Çünkü, aminoasitlerin proteinleri oluşturması, proteinlerin hücrenin organellerini meydana getirmesi, organellerin hücre sıvısı içinde biraraya gelip son derece kompleks bir zarla çevrilerek canlı bir hücre oluşturmaları, moleküllerin kendi kendilerine yapabilecekleri rastgele kimyasal reaksiyonların sınırlarının çok ötesinde, akıl almaz karmaşıklıktaki olaylardır. Bizzat evrimci otoriteler bile evrimin daha işin başındaki bu büyük açmazını dile getirmişlerdir. Ünlü Rus evrimcisi A. I. Oparin göz ardı edilemeyen bu gerçeği söyle ifade eder:

"Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir."

 

Ancak başta da belirttiğimiz gibi ilk dünya koşullarında, uzaydan çok bol miktarda aminoasit gelseydi ve hatta başta da belirttiğimiz gibi yeryüzü tamamen aminoasitlerle kaplı bile olsaydı; bu, canlıların kökenini açıklayan bir durum olmazdı. Çünkü aminoasitlerin tesadüfen ve rastgele biraraya gelerek son derece kompleks, üç boyutlu bir proteini ve proteinlerin de hücrenin organellerini, ardından da bu organellerin tüm mucizevi yapısıyla bir canlı hücreyi meydana getirmesi mümkün olmazdı.

Bu asılsız iddia ile Ümit Sayın, moleküler biyoloji, biyokimya, kimya, matematik kurallarını tamamen gözardı ettiğini ortaya koymuştur. Çünkü yeryüzündeki en kompleks moleküllerden biri olan proteinlerin kökenini Miller gibi en ünlü evrimciler dahi çözümsüz bir problem olarak görürken, Ümit Sayın bir çırpıda "Uzaydan gelen maddeler reaksiyona girdi ve canlılık oluştu." diyebilmektedir. Oysa biraz biyoloji bilgisi olan bir kimse;

m Proteinlerin en küçüklerinin dahi yüzlerce aminoasitin belli sayıda, uygun çeşitte ve özel bir sıralamada dizilmelerinden meydana geldiğini,

m Tek bir aminoasitin fazla, eksik ya da yerinin farklı olmasının o proteini işlevsiz hale getireceğini,

m Bir proteinde bulunan aminoasitlerin yalnızca sol-elli olanlardan oluşması gerektiğini, tek bir sağ-elli aminoasitin araya karışmasının bile o proteini işe yaramaz hale getireceğini,

m Aminoasitlerin aralarında yalnızca peptid bağı denen özel bir kimyasal bağla bağlanması gerektiğini, diğer kimyasal bağların proteinin yapısını bozacağını,

m Proteine işlevini kazandıran unsurun onun üç boyutlu yapısı olduğunu, bu üç boyutlu yapının çoğu zaman hücre içindeki ribozomda protein sentezi yapılırken, özel enzimlerin yardımıyla gerçekleştiğini, bu yapının birçok protein çeşidinde kendi kendine oluşamayacağını bilir.

Lise düzeyinde matematik ve kimya bilgisine sahip olan bir kimse, yukarıda saydığımız koşulların tek bir tanesinin bile kendi kendine, tesadüfler sonucu gerçekleşmesine olasılık hesaplarının izin vermediğini bilir. Kaldı ki tüm bu koşulların aynı anda ve birlikte gerçekleşmesi ihtimali aklın kavrama sınırlarının çok ötesinde astronomik rakamlara ulaşmaktadır. Kontrollü bir deneme-yanılma mekanizmasının -yani aminoasitleri bir şekilde biraraya getirip rastgele birleştiren, bu dizilim işe yaramadığında hatalı zinciri bozup yeni bir rastgele ihtimali deneyen bilinçli bir mekanizmanın- bulunduğunu var saydığımız bir ortamda, 500 aminoasitlik ortalama bir protein molekülünün doğru dizilimi yakalama ihtimali, 10 üssü 950'de bir olarak hesaplanmıştır. Bu, teorik şartlar için hesaplanmış ihtimaldir. Gerçek şartlarda ise bir protein molekülünün tesadüfen oluşma ihtimali "0"dır.

 

Evrimcilerin "Görmediğine İnanmama" Saplantısı

 

Bu yazıda dikkat çeken başka bir nokta ise Ümit Sayın'ın evrimin çelişkilerini "4 milyar yıl öncesine gidip gözlem yapamayız!" yöntemiyle örtbas etme girişimidir. Ümit Sayın, "Kimse 4 milyar yıl önceye gitmemiştir; o günden bugüne de tek iz kalmamıştır; bilimsel yaratılışçılar ne söylerlerse söylesinler, 4 milyar yıl önceye ait kesin kanıtlarla evrimcilerin karşısına gelmeden evrimcilerin hiçbir söylediğini çürütmüş sayılamazlar!" gibi mantıklarla, "Yaratılış Gerçeği"ni savunanları zor duruma soktuğunu sanmaktadır.

Oysa dikkat edilirse, bu cümlelerde, evrimci zihniyet açısından çok büyük bir "geri adım" söz konusudur. Evrimciler yakın zaman kadar, "hayatın kökenini açıkladık, türlerin kökenini izah ettik, evrim somut ve tartışılmaz bir gerçektir" üslubunda cümleler kullanıyorlardı. Şimdi ise "Evet biz iddialarımızı delillendiremiyoruz, ama 4 milyar yıl öncesi tam bilinemeyeceği için teorilerimizi çürütemezsiniz." demeye başlamışlardır. "Çürütemezsiniz" dedikleri iddialar da, yukarıda değindiğimiz ve "belki de ilkel dünyada soğuk tuzaklar vardı, ne biliyorsunuz" şeklindeki komik avuntulardır. Bu avuntular, evrim teorisinin bilimin dışına çıktığının, adeta bir "ufo masalı"na dönüştüğünün açık bir göstergesidir. Kaldı ki bu avuntuları dahi çürütmek çok kolaydır.

Elbette hiç kimse 4 milyar yıl önceki ortamı gözüyle görmemiştir. Ancak bilimsel alanda yapılan çalışmalar, ilk dünya atmosferinin özellikleri ile ilgili önemli bilgiler elde etmiştir. İlkel atmosferin metan-amonyak yoğunluklu olmadığını, yani yaşama elverişsiz olduğunu yukarıda belirttik. Bir başka önemli konu, evrimcilerin uzun zaman reddetmeye çalıştıkları oksijen sorunudur. İlkel dünya atmosferinde Ümit Sayın'ın iddia ettiği gibi hayatın oluşabilmesi için ozon tabakasının koruyuculuğu şarttır. Ozon tabakası var olmadığı sürece dünya üzerindeki canlıların uzaydan gelen kozmik, radyoaktif ışınlara, ultraviyole ışınlarına dayanması mümkün değildir. Ama aynı zamanda biliyoruz ki, ozon tabakasını oluşturacak miktarda oksijenin bulunduğu bir ortamda, tesadüfen meydana gelmiş de olsa, uzaydan yeryüzüne inmiş de olsa aminoasitlerin parçalanması kaçınılmaz bir sonuçtur. Yani her ne durumda olursa olsun ilk dünya koşullarında tesadüfen canlıların oluşması mümkün değildir. Bunlar bugün bilimin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Biz o ortama şahit olsak da olmasak da bu kanunların işlediğini biliriz.

Bunlar önyargısız her insanın kavrayabileceği gerçeklerdir. Ancak hayatlarını evrim yalanını doğrulama çabası içinde geçiren kişiler, bir yanda bilimsellik imajına sığınıp diğer yanda bilimin ortaya koyduğu bu gerçekleri gözardı edebilmektedirler.

 

diye malum site bir cevap yazmış peki ümit sayın ın bunlara karşı bir cevabı var mı? ben sitede göremedim.

 

ben bu işten sıkılmaya başladım. sürekli aynı şey üzerinde dönüp duruyoruz. zaman tabii ki kimin haklı olduğunu gösterecek. ancak teorinin çökmesi durumunda ne yapacağınızı gözden geçirdiniz mi?

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 bazi noktalar June 29 2002, 7:07 AM 

 

"orada "some" var bundan birkaç anlamı çıkarılır"

 

Oradaki "some"in en iyi karsiligi "bir miktar", ya da "biraz". "Birkac" degil.

 

Yine korelmis organlar konusunda bazi laflar etmissin. Bugun hangi ciddi, bilimsel kaynaga bakarsan bak, apandistin korelmekte olan bir organ oldugunu yazar. Gunumuzde bir islevi kaldiysa bile, yoklugu farkedilmeyecek kadar onemsiz bir islevdir bu. Senin etrafinda hic apandisti alinan biri olmadi mi? Sagliginda herhangi bir fark gordun mu bu kisinin apandisti alindiktan sonra? 20 yas disleri de oyle. Bazi insanlar, sirf verdigi rahatsizliktan korunmak icin tum 20 yas dislerini bir operasyonla aldirirlar. O derece yokluklari farkedilmeyecek, varliklari ise cogunlukla dert kaynagi olan parcalarimizdir bunlar. Bu konulari uzatmanin alemi yok. Sen insan vucudunun bir tasarim oldugunu iddia edebilmek icin, fazlalik parcasi olmadigini gostermeye calisiyorsun. Peki erkeklerin memelerine ne diyorsun ornegin? Allah erkekte niye meme yaratmistir? Bunlarin erkekte bir islevi olmadigina gore, hele de Allah once Adem'i sonra da ondan Havva'yi yarattigina gore, Adem'e neden islevsiz bir cift meme koymustur?

 

Evrim ile anlasilmasi kolay, fakat yaratilisci bakis acisindan aciklanamayacak bir ton olay var dunyada, hatta gunluk hayatimizda bile. Pek cok insanin gunluk hayatinda gozlemleyebilecegi olaylarla ilgili olarak, evrimsel ve yaratilisci bakis acilarinin farklarini gosteren su listeye bir goz at ornegin:

 

 

Kopeklerin fazlalik parmagi

Kopeklerin ayaginin arka ust kismindaki o kucuk uzanti nedir? Hic bir ise yaramadigina gore bu parcanin varliginin sebebi nedir? Allah’in gereksiz yere boyle bir uzantiyi yaratmasi mi daha mantikli bir aciklamadir, yoksa bu uzvun artik ise yaramadigi icin evrim surecinde yok olmakta olan besinci bir parmak olmasi mi? Nitekim, kurtlarin, kedilerin ve kaplanlarin da ayni uzvu vardir.

 

Parmaklarimiz

Mesele su ki, 5 tanedir. Bu da bizi memeliler sinifina sokar. Tum memelilerin kol veya kol yerine gecen uzuvlarinda 5 parmak veya parmak kalintilari bulunmaktadir. Tipik 5 parmak yapisina tam uymayan canlilarda fosil kayitlarina bakarak bu sayidaki azalmayi gozleyebiliyoruz. (Ornegin atlarda). Fakat prensip ayni. Memelilerin 5 parmagi vardir. Bunu gerektiren dogru durust bir sebep olmadigi durumlarda bile. Ornegin neden balinalarin yuzgeclerinin altina gomulmus 5 kemik uzantisi bulunur? Neden yarasalarin acikca bes uzantiyla ayrilmis kanatlari bulunur? Bunlarin dizayn benzerligi olmasi mi daha iyi bir aciklamadir, yoksa tum memelilerin ortak bir atadan gelmesi mi? Bazi memeliler bu 5 parmagin tumunu hala kullanir, bazilari birkacindan kurtulmustur, bazilari ise hala ise yaramayanlari tasimaktadir. (Ornegin yunuslar).

 

Yilanlarin ve balinalarin kalca kemikleri

Boa yilani, piton yilani ve kor yilanlarin tumu vucutlarina gomulmus, tamamen ise yaramaz birer bel kemigi artigina sahiptir. Ayni zamanda balinalar da. Nicin bir yaratici boyle yaratiklarin vucuduna o yaratiklari icin tamamen ise yaramaz olan ve tamamen bel kemiginin evrimsel bir kalintisi gibi gorunen boyle kemikler koymustur? Ayrica piton ve boalarda pence artigi birer kisim da bulunmaktadir.

 

Tavuklarin ayaklari

Tavuklarin ayaklarinin alt kismi tuyle ortulu degildir. Pullarla ortuludur. Eger bu tavuklarin reptil atalarindan kalma bir kalinti degilse nedir?

 

Erkeklerin memeleri

Allahin erkeklerde hicbir ise yaramayan memeler ve bu memelerin altinda meme dokusu yaratmasinin ne sebebi olabilir? Hele de once Adem’i yarattigi ve Havva’yi sonradan ona es olsun diye yarattigi dusunulurse. Bu meme dokusu ergenlikte uygun hormonal sinyali almadigindan erkeklerde hicbir zaman is goren gercek memelere donusmez. Bunun cinsiyetin yasam suresi boyunca degisebilir oldugu ilkel atalarimizdan kalma bir evrimsel kalinti olmasi mi daha olasi bir aciklamadir (nitekim bazi balik ve reptil turleri normal omurleri boyunca birkac kez cinsiyet degistirirler)., yoksa allahin insanlari boyle ise yaramaz parcalarla donatmis olmasi mi? Ayrica kotu tasarimin birbaska ornegi: Nicin testisler vucudun icinden (kadinlarda yumurtaliklara karsilik gelen yerden) asagiya, normalbolgelerine inmek zorundadirlar? (Ki nitekim bazen inmeyip saglik sorununa yol acarlar).

 

Kor magara baligi

Neden magaralarda yasayan bazi balik turleri ve diger tur canlilarin (ornegin yarasalar) islev gormeyen gozleri vardir? Evrim sureci kor isledigi icin boyle tuhafliklara yol acabilir ama bilincli ve sonsuz guclu bir yaraticidan beklenecek seyler midir bunlar?

 

"Plantaris" kasi

Insan bacaginin alt kismindaki "plantaris" kasi maymunlarda ise yarayan bir kastir. Tum ayak parmaklarinin bir anda esnemesini sagladigindan ayaklari kullanarak agaclarda daldan dala atlarken faydalidir. Insanlarda ise yok olmaya yuz tutmustur. Ayak parmaklarina kadar ulasmaz bile, "Achilles tendon"una kadar inip yok olur. Insanlarda bu kasin bulunmasinin maymunlarla bir akrabalik haricinde mantikli bir aciklamasi akliniza geliyor mu?

 

Kopek disleri

Insan vucudunun evrim olmadan dogru durust aciklanamayacak birbaska ozelligi kopek disleridir. Ust kopek dislerimizin kokleri diger dislere gore cok daha iridir. Ornegin maymunlarda bu dislerin iriligi daha da belirgindir. Fakat bizlerde bile elinizi disetinizde gezdirdiginizde bu gereginden iri kokleri farkedersiniz. Daha ilkel turlerden evrimlesme haricinde bunun daha tutarli bir aciklamasi akliniza geliyor mu?

 

Ensenin arkasindaki tuyler

Neden insan korktugunda ensesinin arkasindaki tuyler diken diken olur? Evrimsel biyolojiye gore bu memeli atalarimizdan kalma bir tepkidir. Diger memeliler (kedileri dusunun) tehlikeli durumlarda tuylerini kabartirlar. Bu hayvani daha iri ve korkutucu gosterir. Biz belli ki bu sinyali coktan terkettik, fakat geriye korktugumuzda ensemizde olusan bu etki kaldi.

 

Kuyruk Sokumu

Rontgende veya bir iskelette incelendiginde kuyruk kalintisi gibi gorunur. Gunumuzde kesinlikle hicbir islevi yoktur ve eger bu kemiginizi kirarsaniz buyuk ihtimalle allahin neden boyle gereksiz ve basbelasi bir organi yarattigini merak edersiniz.

 

Dogum anormallikleri

Zaman zaman kuyruklu veya vucudu tuylerle kapli bebekler dogar. Kuyruklu dogum pek cok kisinin zannettiginden cok daha yaygin bir olgudur ve karsilasildiginda hemen cerrahi mudahaleyle kuyruk alinir. Cocuga ise genellikle birsey soylenmez. Kurklu insanlara ise bir ornek meshur Meksikali bir ailedir. Bu kisilerin pek cogu sirkte calismistir.

 

Ayrica, bir not olarak sunu eklemek gerekir ki, yaratiliscilarin imrendigi, herkesin dine inandigi o eski gunlerde bu tur dogum anormalliklerinde, ornegin cocuk kuyruklu dogdugunda, bu cocuklar seytanin cocugu kabul edilir ve hemen oldurulurdu. Tabi anneleri de onlarla birlikte. (Cadi olduklari icin).

 

Apandis

Apandis gibi hicbir ise yaramayan bir organ niye vardir? Bir faydasi olmadigi gibi, zaman zaman iltihaplanarak hayati tehlikeye sokan sorunlara da yol acmaktadir. Bunun artik ise yaramayan evrimsel bir artik olmasi disinda, yaratiliscilarin yapabilecegi tutarli bir aciklama var midir?

 

Ise yaramayan genler

Bu genler 1994’te kesfedilmistir. Bunlar artik ise yaramayan fakat DNA ile birlikte fazlalik bir yuk olarak tasinan gen artiklaridir. Ayrica zaman icinde degisirler. Nesilden nesile tasinirlar. Ayrica evrimsel soyagaci cikarmada da cok faydalidirlar. Iki organizmanin en son ortak atasi birbirinden ne kadar uzaksa bu iki organizma arasindaki ise yaramayan genlerin ortakligi da o olcude az olacaktir. Sempanze ile insanin ise yaramaz genleri karsilastirildiginda farklilik cok azdir. Bir kemirgeninkiyle karsilastirildiginda daha fazla, bir tahil ile karsilastirildiginda ise cok daha fazladir.

 

C vitamini

Insan bunyesi C vitaminine ihtiyac duyar. Eger duzenli bir bicimde bu vitamini almazsak iskorbit hastaligina yakalanir ve zaman icinde oluruz. Insan bunyesinde C vitamini uretmek icin gerekli gen yukarida bahsettigimiz ise yaramaz genlerden biridir. Halbuki ornegin kopeklerin bunyelerinde bu ayni gen is gorur ve kopekler kendi C vitaminlerini kendileri yaparlar. Disaridan almaya ihtiyac duymazlar. Acaba tanri neden kopekleri daha fazla sevmistir bu konuda? Eski yuzyillarda uzun deniz yolculuklarina cikan gemiciler bu hastaliktan olurken gemideki kopeklerin basina birsey gelmemistir. Eger bu olay evrimsel surecteki kor rastlanti sonucu degil, bilincli bir tasarim urunu olarak olustuysa, belli ki allah gemi yolculuguna cikacagini bildigi kullarini degil, gemideki kopekleri kollamayi tercih etmistir.

 

Insulin

Gunumuzde seker hastalarinin kullandigi tum insulin genetik muhendisligi yoluyla genlerinde degisiklik yapilmis E.coli bakterisi (ki bu bakterinin normalde yasadigi yer insan kalin bagirsagidir) yoluyla uretilir. Gercek insan genleri rekombinant teknikleri kullanilarak bakterinin DNA’si icine katilmistir. Boylece bu bakteriler bildigimiz insan insulini uretirler. Oyle gozukuyor ki bizi insan yapan biyokimyasal yapiyla mikroplari mikrop yapan biyokimyasal yapi aynidir ve goruldugu gibi birbiriyle kolayca degistirilebilmektedir. Bu biyokimyasal bir ortakliktan baska ne anlama geliyor olabilir sizce?

 

Goz

Goz denen organ soz konusu oldugunda yaratiliscilar once tipik soylemleri olan goz gibi bir organin basitten karmasiga gelisemeyecegi, yarim bir gozun hicbir ise yaramadigini falan soylerler. Fakat Darwin’in bile o zamanlar gozledigi goz gelisiminin cesitli asamalarindaki canlilar bunu curutmekte ve tam tersi evrim lehine delil uretmektedir. Birkac tane isiga duyarli hucreden, fincan seklinde fakat merceksiz reseptorlere, oradan insan gozunden cok daha keskin kartallarin gozune kadar cesit cesit gelismislik duzeyinde goz bulunmaktadir dogada. Yarim gozle veya 1/100’luk gozle yasayan pek cok canli bulunmaktadir, gunumuzde bile.

 

Ayrica, insan gozu, bir muhendislik hatasidir! Retinanin ici disi terstir. Sinirler ve kan damarlari retinanin isiga duyarli kismindan gecerek bir kor nokta olustururlar ve isik reseptoru hucrelerinin onunde dagilirlar. Boylece isik bu fiberleri gecip reseptorlere ulasmak zorundadir. Neden sinirler ve damarlar reseptorlerin arkasinda degildir? Boylece yoldan cekilmis olurlardi ve bir kor noktamiz olmazdi. Ornegin murekkep baliginin gozleri oyledir. Evrim elindeki materyalle calismak zorunda oldugundan, ancak eldeki mevcut sistemi kullanabilir adapte olmak icin. Iste bu durum bu tur tuhafliklara yol acabilir. Mutlak bir yaratici boyle bir hata yapar miydi? Hele de daha once yarattigi canlilarda bu hatayi yapmamisken.

 

Bu arada, gozde baska bir kotu tasarim ornegi: insan gozunun gorme acisi 120 derecedir ki bu yanlari ve arkayi dogru durust gormemize engeldir. Ornegin kuslarinki turunde bir goz yerlesimiyle gorme acisi cok daha artmakta ve arkayi kismen gormek de mumkun olmaktadir. Gozun odaklanma hizinin YAVASLIGI da bir baskasi. Bazi yaratiliscilarin iddianin aksine. Sonucta goz, eger bir kusursuz yaraticinin tyasarimiysa, kusursuz bir yaratici icin fazla kusurlu bir yaratimdir.

 

Mikroorganizmalar

Mikroorganizmalar niye vardir? Bunlarin yaratilmasinin mantigi nedir? Ayrica Nuhun gemisine mikroorganizmalar nasil alinimis ve yerlestirilmistir? (Nitekim sayisiz mikroorganizma vardir dunyada ve pek cogu ancak belli ortamlarda yasar).

 

Insan embriyosu

Insan embriyosu, gelisme surecinde, ozellikle cok kucukken kuyruga ve solungac yarigina sahiptir. Tum memeli, kus, reptil, amfibi ve balik embriyolari da oyle. Embriyonun gelisim surecini herhangi bir biyoloji kitabindan kare kare izlerseniz, bunu kendi gozlerinizle gorebilirsiniz. (Evet, Haeckel benzerlikleri vurgulamak icin cizimlerinde degisiklik yapmistir ve emriyo surungen ve maymun asamalarindan gecmez, ama kuyruk ve solungac yariklarini Haeckel icat etmedi. Onlar oradadir).

 

Yirmilik disler

Cogu kisinin agzi yirmi yas dislerinin tam olarak cikmasina izin vermeyecek kadar kucuktur. Bazilarinda bu disler hic disari cikmaz, bazilarinda ise ornegin usttekiler cikip alttakiler cikmaz (ya da tersi) ve bu yuzden bu disleri cigneme icin kullanamaz pek cok kisi. Pek cok kiside bu disler curumeye ve agiz problemlerine yol acmaktadir. Oyleyse, ya bu disler evrimsel bir kalintidir, ya da yuce yaratici tuhaf bir is yapmis ve agzimiza bu hicbir ise yaramayan ve sadece dert kaynagi olan fazlalik disleri koymustur.

 

Ani irkilmeler

Her insanin zaman zaman yasadigi ani irkilmelerin veya uykudan irkilerek uyanmalarin sebebi nedir? Evrimin guzelligi boyle ilgisiz gorunen konulari bile aciklayabilmesidir. Ornegin evrim biyolojisine gore bu tur irkilmeler agac dallarinda uyudugumuz zamanlardan kalma evrimsel bir tepkidir. Denge hissinde olan en ufak bir degisiklik veya cevredeki bir ani hareket, bizde bu ani irkilmelere sebep olmakta ve eger uyuyorsak uyandirmaktadir. Peki yaratilisciligin bu irkilmeler icin aciklamasi nedir? Daha dogrusu "Allahin isine akil sir ermez" sozunden baska bir aciklamalari var midir?

 

Fosiller

Fosiller yaratiliscilarin her zaman basini agritmistir. Her seyden once, soyu tukenmis turlerin mukemmel bir yaratim urunu olan bir evrende isi yoktur. Ayrica bir diger sorun da, fosillerin cok fazla cesit ve sayida olmalaridir. Yaratiliscilar, soyu tukenmis canlilara ait yorum yaptiklarinda genellikle cok komik duruma dusmektedirler.

 

Ornegin yaratiliscilar tarafindan bu konuda yapilan birkac yorumun ornegi:

 

* Dinozorlar cok buyuk olduklarindan Nuh’un gemisine sigmadilar ve camura gomulup oyle olup kaldilar. (Dinozor caginin cok daha kucuk yaratiklarina ne demeli peki? Hem hani Nuh butun canlilardan birer cift almisti gemisine? Hem zaten dinozorlarin nesli 50 milyon yil once tukenmistir. Hani Nuh tufani 6500 yil once olmustu?)

 

* Soyu tukenmis canlilar Nuh’un gemisindeydi, fakat sonradan olduler. (Acaba Nuh Seismosaurus ve T-Rex gibi devasa dinozorlari gemisine nasil sigdirdi?)

 

* Fosiller canli kalintisi degildir. Seytanin veya materyalist bilimin uydurmasi olan seylerdir.

 

* Fosiller canli kalintisi degildir, tanri tarafindan inancimizi sinamak icin yaratilmis seylerdirler.

 

Aciklama yapmak zorunda birakildiklarinda yaratiliscilarin agzindan bu konularda cikabilecek iddialarin icerigine bir bakin, sonra da gelin evrime saldirirken gosterdikleri sofistike performans ile karsilastirin. Evrime saldirirken bilimsel gorunen ve molekuler biyolojiden, vs ornekler veren bireylerin, son derece basit sorulara gelince nasil sacmalayabildigini gormek insana hayret veriyor.

 

Gecis fosilleri

Yaratiliscilarin cahil olanlari basitce "Ara gecis formu yoktur" deyip cikarlar isin icinden. Konuyla ilgili daha fazla okumus ve muazzam sayidaki fosil bulgusunun birkacindan haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi yaratiliscilar ise, kademeli gecisi gosteren orneklerde bile sadece bir noktada cizgi cekip, ornegin su taraf insan, su taraf maymun der cikar isin icinden. Eger birbaska fosil daha bulunur ve tam bu iki bolgenin arasina denk gelirse, bunu sadece alt ya da ust gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelisimin asamalari ne kadar acikca gorunuyor olursa olsun, gecis gormemekte direnir ve ara gecis fosili eksiginden yakinmaya devam ederler. A ile C arasinda gecis formu olmadigini soylerler. Bir sure sonra B bulundugunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasinda ara gecis formu olmadigini soylemeye baslarlar. Ne kadar ornek getirirseniz getirin bu onlari tatmin etmeye yetmez, cunku ara gecis formu olmadigini bastan kabul etmislerdir. Isin komigi degisik yaratilisci uzmanlar, ornegin insan ile maymun arasindaki cizgiyi degisik noktalarda cekmektedirler.

 

Cakal benzeri bir yaratik balinaya donusemez derler, fakat hemen ardindan bilim adamlari Ambulocetus, Pakicetus, Prozeuglodon ve pek cok digerlerini cikarir.

 

Kertenkeleler kanat gelistirip kus tuyu cikaramazlar derler, ardindan Archaeopteryx bulunur. Tabi bunun sahte oldugunu iddia ederler. Ama hemen ardindan Protoavis, Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.

 

Evrimcilerin tum kara canlilarinin denizden ciktigini soylemesine karsilik, nedere ara formlar diye sorarlar, karsilarina Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega getirildiginde bunu gormezden gelirler.

 

Insan ile maymun arasinda gecis yoktur derler, ardindan Lucy ornek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu begenmez, baska gecis formlari sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir ornek olarak, asamali gecisi gosteren her ornekten sonra, o ornegi bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip baska ornek istemeye devam ederler.

 

Tabi bunlar yaratiliscilarin biraz daha isin icinde olanlarinin yaptiklari. Yaratilisciliga inanan pek cok kisinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.

 

Insan Gen haritasi

Gen haritasi projesi DNA’mizi daha eski turelrden miras aldigimizi kanitlamistir. Reptillerle, boceklerle, bakterilerle, solucanlarla ve baliklarla ortak genler paylasiyoruz. Cok sayida ise yaramaz DNA’ya sahibiz ve bunun tek aciklamasi bu DNA’lari miras aldigimiz ilkel turlerdir. Tum bilim adamlari bu bulgulardan emindir.

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 "Ya yanlis cikarsa?" sorusu June 29 2002, 7:19 AM 

 

"diyelim ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?

yine diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne yapardınız?

yani insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???"

 

Bilim gelisen ve degisen bir surec oldugu icin, yeni verilere gore eldeki teori guncellenir, yenilestirilir. Evrim agacindaki yerlesim duzeni zaten tamamlanmis birsey degildir. Tamamlanmasi zaman alacaktir, ve bu sure icinde bazi ayrintilar degisecektir. Fakat temel prensip, yani canlilarin dogal secilim prensibiyle dogada ayiklanmaya ugradigi ve bu sekilde evrimlestigi bilgisi, artik kanitlanmis oldugundan, bu konuda bir degisiklik olmayacaktir.

 

Bilim, dinamik ve degisimlere kendini uydurabilen bir surec oldugundan, bilimin bu konularda korkacak bir tarafi yoktur. Asil korkmasi gereken, her seyi 1400 yil once yazilmis ve degisemeyecek bir kitaba baglamaya calisan, statik dunya goruslu bir bakis acisi olan "din"dir.

 

Nitekim, bana sordugun soru, yani "ya bu fikre aykisi birseyler ortaya cikarsa" durumu, zaten dinin basina gelmis bir problemdir. Dinsel aciklamalarin biraz icine girdiginizde, bunlarin gunumuz bilimi ve dunya gorusuyle uyusamayacagini gorursunuz.

 

Ornek:

 

Kuran,Turlerin oldugu gibi yaratildigini,

Bilim'se ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana geldigini soyler.

 

Kuran'a gore ilk insan Adem,bugunku insandan farksizdir.

Konusabilir,zekidir,dusunme kapasitesi,bilinci ve yetenekleri bizlerle aynidir.

 

Bilim'se,insanlar'in zeka,konusma,bilinc vs gibi yeteneklerinin,zaman içinde evrimlestigini,ilk insanlarda Beyin hacminin daha dusuk oldugunu,Beyin kabugu'nun gelismemis oldugunu,konusma'nin olmadigini,Renkli gormediklerini,ayrica fiziken daha degisik olduklarini soyler.

 

Kuran'a gore ilk insanlar uzun yasamistir.Adem 930 Yil,Nuh 950 Yil,vs vs.

 

Bilim'e gore ise, ilk insanlarin omru tam tersine gunumuzdekinden kisa olup,Evrim surecinde giderek uzamaktadir.Romalilarda bile ortalama omur 40 yil civarindadir.

 

Kuran'a gore Adem'in cocuklarindan Habil ciftci,Kabil Koyun cobanidir.Yani ilk insan doneminde ziraat ve hayvancilik vardir.Bugunku Toprak yapisi,ve bitkiler,agaçlar vs mevcuttur.

 

Bilim'e gore ilk insanlar Avci ve toplayicidir.Ziraat ve Hayvanciligin tarihi sadece on bin senedir.Ekilebilir mevcut topragin,bu gunku haline gelebilmesi 100.000 sene once olmustur.

 

Kuran'a gore,Adem'in cocuklarindan Habil,Kabil'i oldurur ve gomer.Yani olu gommek,ilk insanlardan beri vardir.

 

Bilim'e gore,insanlar olu gomme bilincine Elli Bin yil once eristi.Milyonlarca yildir,oluler gomulse idi,Mezarlik olmayan bir karis yer kalmazdi.

 

Kuran'a gore 'Allah,koyun,keci,deve,at,esek,sigir yaratmistir'.Yani bu hayvanlar ilk ortaya ciktiklarindan beri aynidirlar.Ve ilk insanlarla ayni anda yaratilmislardir.

 

Bilim'e gore bu hayvanlar baska turlerden evrimlesmis,ve insan tarafindan evcillestirilerek,muhtelif secmelerle (Ciftlestirme,eleme vs)bugunku konumlarina gelmislerdir.Ilk insanlarin devrinde bu tip hayvanlar yoktur,Bunlarin yabanil atalari vardir,ve bahsedilen Evcil turler sadece 10.000 senedir vardir.

 

Kuran'a gore meyveler,sebzeler bugunku ozelliklerinde (Renk,tat,sekil,buyukluk vs)yaratilmislardir.

 

Bilim'e gore ise gunumuzde bulunan sebze ve meyveler,insanlar tarafindan secildigi icin,bugunku tat,koku,renk, ve boyutlarina ulasmislardir.Misir 5.000 yil once 2-3 santim iken,insanlarca devamli surette irileri secilerek ekildigi için bugunku boyutuna ulasmistir.Armut,elma vs nin acilari begenilmeyen turleri vs ekilmemis ve begenilen turleri korunmustur.Yani gunumuzde tuketilen tum sebze ve meyveler,insanca gelistirilmistir.

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 Evrim-inancsizlik iliskisi June 29 2002, 7:26 AM 

 

"Ya curutulurse?" sorusunun devami olarak bir de sunlari belirtmekte yarar var:

 

Evrim - Ateizm Iliskisi

 

Oncelikle ateizmin gecmisi ne kadardir diye dusunecek olursak, ateizm terimi cok eski olmayabilir fakat prensip olarak teist iddialari reddetme eylemi (ki ateizmin ta kendisi) teizm kadar eskidir. Dolayisiyla ateizm evrimle dogmamistir. Bu yuzden ateizmin dayanagi evrimdir diyemeyiz.

 

Evrim gunumuz ateizmiyle elbette iliskilidir. Fakat ateizmin dayanagi ve varolus sebebi degildir. Ateizmin sebebi teizmin yanlisligi ve sacmaliklaridir.

 

Evrim (ve genel olarak bilim) teizmin aciklama yapamadigi ya da yanlis aciklama yaptigi bazi konularda dogru bir aciklama getirme girisimidir. Fakat bilimin gunumuzde getirdigi bir aciklama tam dogru degilse bu teizmin aciklamalarini dogru yapmayacaktir.

 

Cagdas bilim ortaya cikana kadar teist ateist tartismalari dugumlenmeye mahkumdu. Teizm tum sacmaliklarina ragmen aciklama yapiyor gorundugunden alelade vatandasin bazi psikolojik beklentilerini (guvenlik ve ne yaptigini biliyor olma gibi) tatmin etmekteydi. Eski ateizm ise bu aciklama gorunumundeki sacmaliklarin yanlisligini ve yapayligini gormek uzerine kurulu oldugundan ve alternatif aciklama getirmediginden, insanlarin beynine girmede bazi psikolojik ihtiyac engellerini asmakta gucluk cekiyordu.

 

Modern bilim ilk defa evrim teorisinin de yardimiyla bu acigi kapamis ve yeterince bilen icin entellektuel olarak da gayet doyurucu (hatta dogru oldugu icin teizmden cok daha doyurucu) bir alternatif getirmistir teizme.

 

Evrim bu yuzden teistlerin bas hedefi olmustur. Bu yuzden cepleri zaten derin olan teist kesim (muhafazakar kapitalist ulke ABD'deki kilise cevresini kastediyorum) evrim aleyhine buyuk miktarda kaynak aktarmis ve yaratiliscilarin dillerinden dusuremedikleri onca bilim karsiti iftira, demogoji ve yalani uretmistir.

 

Fakat dogru bir kere bulundugunda bundan donus olmayacagindan, bu cabalari uzun vadede bosunadir.

 

Dinlerin bicim degistirmeye devam edecegi ve kisa zaman icinde "Bakin tanrinin gucune, hayati nasil da evrimlestirmis" demeye baslayacaklari aciktir.

 

Hatta bu baslamis ve ornegin Vatikan'daki Papa evrim teorisini kabul ettiklerini ve bunun incille celismedigini beyan etmistir. Bizim musluman kesimde de evrime inanan teistlerin sayisinda buyuk bir artis olmaktadir son zamanlarda.

 

Teizm masallara dayandigi icin bilim karsisinda devamli tukurdugunu yalamaya mahkumdur. Bunu dunyanin yuvarlakliginda yaptilar, klonlama teknolojisinde yaptilar (bastan bu mumkun degildir diyerek), bilimin ve teknolojinin binlerce kucuk bulusunda yaptilar ve su anda da evrimde yapmaya basliyorlar.

 

Bizim islami teist kesim de her zamanki gibi birkac adim geriden takip ediyor.

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 Archaeopteryx June 29 2002, 7:38 AM 

 

Archaeopteryx'i konu etmisin yine. Surungenler ile ilgili basligin altinda yazmistim. Ama madem konuyu tekrar aciyorsun, buraya da kopyaliyorum:

 

SORU : Evrimcilerin surungenlerden kuslarin gecisleri icin verdikleri ornek olan Archaeopteryx, bir gecis canlisi degildir! Archaeopteryx kus olarak yaratilmis bir kustur!

 

YANIT: Gerek BAV ve Harun Yahya, gerekse diger bilimsel yaratiliscilar Archaeopteryx ile ilgili pek cok gercegi cok carpitmislardir. Oncelikle Harun Yahya ve grubu, Archaeopteryx'den bahsedebilecek bir bilgi ve egitim birikimine sahip degildirler, zaten yazdiklari da bunu gostermektedir; ayrica Archaeopteryx ile ilgili pek cok gercegi yalan soyleyerek, ve bilimsel ilkeleri perisan ederek carpitmaktadirlar. Cunku Archaeopteryx'in surungenlerden gelisen bir kus oldugu hipotezini destekleyen bulgular, bilimsel yaratiliscilara buyuk darbeler vurmaktadir. Bilimsel yaratiliscilara gore Archaeopteryx veya diger hic bir surungen kusa evrimlesmemistir, sadece kus olarak Tanri tarafindan yaratilmistir (1, 2). Halbuki paleontoloji ve kuslarin evrimi ile ugrasan bilim insanlari icin gerek Harun Yahya'nin, gerekse ABD'li bilimsel yaratiliscilarin soylediklerinin hic bir bilimsel ve akilci degeri, bilimsel destegi yoktur! (3, 4, 5, 6, 7). Dunya'daki tum biyoloji, ornitoloji ve paleontoloji otoriteleri ve bilimcilerinin birlestigi bir nokta vardir: Kuslar, birden fazla ortak ata-surungenden evrimleserek, kus haline milyonlarca yilda gelmislerdir; fakat bu ortak atanin Protoavis mi oldugu, Archaeopteryx mi oldugu yoksa her ikisinin de farkli ortak atalardan mi farklilastigi kesinlik kazanmamistir. Ama kesinlikle Archaeopteryx surungenlerden kuslara bir gecis hayvanidir. Isin komik yonu, Harun Yahya, asagida verilen ve kendi fikirlerini curuten bazi referanslari sanki kendi fikirini kanitlayan bilgiler gibi sunmakta, bilimde ve referans verilisinde buyuk bir sahtekarlik yapmaktadir. Binlerce bilimsel makaleye gore, Archaeopteryx bir surungen, bir dinozordur, cunku: 1) Archaeopteryx iskelet sisteminin yapisi acisindan dinozorlara cok yakindir. Comsognatus (ve diger Theropoda dinozorlar )gibi iki ayaginin uzerinde, one egilimli durmaktadir. Tum iskelet sistemi, kuslardan farklidir ve bir dinozora benzemektedir. 2) Archaeopteryx'in diger kuslarin aksine agzinda dinozor disleri mevcuttur ve cene yapisi dinozorlara benzemektedir. 3) Archaeopteryx'in 23 kuyruk vertebrasindan olusan kuyrugu hic bir kus turunde yoktur. Bu kuyruk, Triassic ve Jurassic donemlerde gorulen kuyruklu ucan Saurianlada mevcuttur. Bu kuyruk hayvanin ucmaya calisirken veya kosarken ani yon degistirmelerine yardimci olmaktadir. Modern kuslarda bu kuyruk ufalmis ve tek kemige donusmustur. 4) Archaeopteryx'in agirlik merkezi ve kanat iskelet yapisi tum diger kuslardan farklidir, bu Archaeopteryx'in bildigimiz kuslarin uctugu kadar rahat ucamayacagini kanitlamaktadir. 5) Bilinen 6 Archaeopteryx iskeletinde (Harun Yahya'nin iddia ettigi minik bir sternuma sahip hayvanin 7. Archaeopteryx olup olmadigi tartismalidir, (3), sternum mevcut degildir; olsa bile cok kucuk olma ihtimali vardir. Halbuki kuslardaki FURCULA (lades kemigi) denen kemik yapisi onlarin ucmayi saglayan guclu kaslarinin tutulmasini mumkun kilmaktadir. 6) Surungenlerde ayaktaki metatarsal kemikler birbirinden ayridir, modern kuslarda bu metatarsal kemikler tek kemik olarak kaynamistir. Archaeopteryx'den once olusmus ve anatomik olarak Archaeopteryx'e cok benzeyen, Compsognatus'da ayaktaki metatarsallar ayridir, Archaeopteryx'de ise bu metatarsallar kaynamistir, yani Archaeopteryx ayak metatarsal kemikleri acisindan kus ile surungenler arasindabir yerdedir. 7) Archaeopteryx'in ayaklari Theropoda dinozor atalarina benzemektedir, uc uzun ayak parmagi , bir de geri giden kisa parmak. 8) Archaeopteryx'in kanatlarinda hic bir kusta olmayan dinozor penceleri mevcuttur; bir tek Hoatzin kusu isimli bir kusun gelisim evresinde kisa bir sure icin kanat penceleri olusur (Hoatzin kusu icin asagiya bakiniz). Kuslarda on kol kemikleri birlesmis ve kaynamistir ve bunlar kanatlara tutunur; Archaeopteryx'de ise kanatlarin ucunda dinozor penceleri vardir. 9) Archaeopteryx'deki pektoral kaslar, dinozorlarda, surungelerde oldugu gibi ince gastral kaburgalara tutunmaktadir. 10) Iyi ucucu kuslarda hava kesecikleri, akcigerlerden kemiklere kadar uzanip tutunurlar, boylece ucus sirasinda harcanan enerjinin saglanmasi icin, oksijen gereksinimini karsilanmis olur. Archaeopteryx'de hava kesecikleri olmadigi gosterilmistir; yani Archaeopteryx iyi ucucu bir kus degildir. (Not: bu konudaki bazi resimler icin "Uctu Uctu Dinozor Uctu" isimli yazinin resimlerine bakini Archaeopteryx'de kuslarda olan ozellikler de vardir: 1) Kuslardaki kemiklerin buyume merkezi uclardadir; surungenlerde ise bu kemigin merkezindedir. Archaeopteryx'de bosluklu kemige ait bir ize rastlanmamistir. 2) Archaeopteryx'in penceli kanadinda ve kuyrugunda tuyler vardir, bu da onu surungenlerden ayiran ve kuslara yaklastiran bir ozelliktir. 3) Archaeopteryx'in tuyleri asimetrik ve aerodinamik bir yapi gosterir. Deve kusu, hindi gibi ucma yetenegini yitirmis kuslarda ise tuyler simetrik yapidadir. Bu ozelligi ile Archaeopteryx ucabilen kuslara daha yakindir. Bu ozelliklere gore, bilimsel ilkeler isiginda Archaeopteryx bir surungendir, ama kus ozellikleri tasiyan bir gecis surungenidir. Ya da soyle de denebilir, Archaeopteryx, kendi doneminde hem kus ozellikleri hem de surungen ozellikleri tasiyan, kusun atalarindan birisidir. Tabii, kuslarin olusumu milyonlarca yil surmustur, pek cok diger surungen kus mevcuttur, bunlarin hepsinin birden fazla ortak atasi olabilir. [1)Harun Yahya, "Evrimcilerin Yanilgilari", sayfa: 13-20 2)Harun Yahya, "Evrim Aldatmacasi", sayfa:22-24 3)Pat Shipman, "Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book, 1999, 4) Kevin Pedian and Luis Chiappe, "The Origin of Birds and their flight", Scientific American, February 1998, Sayfa:38-47. 5)Peter Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990 sayfa:70-77. 6) Kevin Pedian,"Early Bird in Slow Motion", Nature, August 1996, 382: 400-402. 7)Alan Feduccia, "The origin and evolution of birds", 1996, Yale University Press

 

SORU : Evrimciler Archaeopteryx'in kanatlarinda pencelerinin olmasinin onu dinozora benzettigini soylemektedirler, halbuki bugun, kanatlarinda penceleri olan baska bir kus vardir. Hoatzin kusu buna ornektir. Oyleyse Evrimciler yanilmaktadirlar.

 

YANIT: Hoatzin kusu hakkinda soyledikleri Harun Yahya'nin ve yaratiliscilarin gerek genel biyoloji konusunda gerekse, Hoatzin kusu konusunda ne kadar cahil olduklarini ve gercekleri ne kadar carpittiklarini gostermektedir. Hoatzin kusu Guney Amerika'nin yagmurlu ormanlarinda yasayan yaklasik 50- 60 cm uzunlugunda bir kustur. Yumurtadan yeni cikan Hoatzinlerde kanadin ucunda pence oldugu icin, uzun sure Hoatzinler belirli bir siniflamaya konulamamislardir (1, 2). Geleneksel olarak, Galliformes grubuna konmus olsalar da, oncelikle Archaeopteryx gibi kotu ucan bir kus cinsidir, buyurlerken uzun sure ucamazlar; sindirim sistemleri tamamen diger kuslardan degisiktir. DNA analizleri, Cuculidea isimli bir cesit guguk kusuna daha yakin olduklarini gostermistir. Yumurtadan cikan yavrularda kanatlarda bulunan penceler bir sure sonra yokolurlar ve tuylere donusurler. Biyologlar ve ornitologlar icin Hoatzin, kusu gunumuzde yasayan ve Archaeopteryx'e gelisim sureci icinde bazi benzerlikler gosteren nadir kuslardan birisidir ve Archaeopteryx'den sonra bazi dinozor-kuslarin evrimlesmesinden gelismis olabilir. Ozellikle kanatlardaki pencelerin yavrularda olmasi ve bunun erginlikle yokolmasi, Hoatzin'de kanatlarda -yavruyken de olsa- pence gelistirebilme yetenegi oldugunu gostermektedir. Bu ornek Archaeopteryx'e bir acidan yakinligi olan tek ornektir ve Archaeopteryx"in kuslara evrimlesmekte olan bir dinozor olma hipotezini ortadan kaldirmaz aksine, guclendirir.[ 1) Pat Shipman, "Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book, 1999 sayfa: 195-197. 2) Hedges SB et al, "Pylogenetic relationship of the hoatzin, an enigmatic South American Bird"Proceedings of National Academy of Sciences, 92:11662-11665, 1995

 

SORU : Evrimcilerin Archaeopteryx ile ilgili iddialari Archaeopteryx"ten 75 milyon yi daha yasli PROTOAVIS isimli kus tarafidan curutulmustur. Dolayisiyla Archaeopteryx kuslarin atasi degildir, cunku kendisinden eski kuslar da vardir !

 

YANIT: Evrimciler hic bir zaman kuslarin atasi tek bir yaratiktir dememislerdir. Bu yaklasimda nasil seriatcinin ya da bilimsel yaratiliscinin bilimsel bilgiyi kendi istekleri dogrultusunda carpittigi gorulmektedir. Kuslarin birden cok atasi vardir, Archaeopteryx tesadufen bulunan atalardan birisidir. Archaeopteryx bundan 150 milyon yil once yasamistir, ama ondan onceki 100 milyon yil icinde kuskusuz ki, pek cok surungen ve dinozor turu, hem memelilere hem de kuslara evrimlesmelerini surdurmuslerdir; hic unutulmamasi gereken surelerin milyon yillarla ifade edilmesidir; Homo sapiens'in ve yakin atalarinin 50 000 yil -1 milyon yil once evrimlestigi goz onune alinirsa ve bir milyon yillik bir surenin ne kadar uzun oldugu hatirlanirsa, bu evrim imkansiz degildir. Protoavis, Archaeopteryx'ten 75 milyon yil once yasamistir; cok parcali bir iskeleti vardir, ama kuslara Archaeopteryx'ten daha fazla benzemektedir; fakat bir dinozor kustur. Ama bu bilgi kuslarin surungenlerden evrimlestigi hipotezini curutmez, sadece guclendirir. Cunku bu demektir ki, en az 225 milyon ile 150 milyon yil once, kuslara ve surungenlere benzeyen yaratiklar vardi; ve 65 milyon yil once dinozorlar yokolana dek, en az bir 160 milyon yil evrimlesmeyi surdurduler. Bu evrimlesme icinde Sinosauropteryx (surungenlere yakinlik), Velaciraptor ( uzun kapici kollar), Iberomesornis (guclu kanatlar, omuzdan goguse inen kemikler, yerden yukselme yetenegi), Enantiornithes ( iskelette daha fazla kaynama, alula ve artmis ucus yetenekleri), Aoalulavis (alula ve ucus yetenegi) ve daha pek cok dinozor iskelet yapisina sahip, dinozor dislerine, pencelerine ve baska ozelliklerine sahip dinozor kus evrimlesmesini surdurmustur. [1)Pat Shipman, "Taking the Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book, 1999, 2)Kevin Padian and Luis Chiappe, "The Origin of Birds and their flight", Scientific American, February 1998, Sayfa:38-47. 3)Peter Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990 sayfa:70-77. 4) Kevin Pedian,"Early Bird in Slow Motion", Nature, August 1996, 382: 400-402. 5) Alan Feduccia, "AThe origin and evolution of birds", 1996, Yale University Press.]

 

--------------------------------------------

 

Kaynak: evrimcik.cjb.net sitesi

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 Termodinamik, acik sistem, entropi, vs. June 29 2002, 7:48 AM 

 

Bu konulara da tekrar deginmissin. Dediklerinin ozeti: "Hayatin olusumu ile ilgili olarak iddia edilen seyler buyuk rastlantidir, kendi kendine olamaz"

 

Yaratiliscilar der ki, canlilik termodinamigin ikinci yasasina aykiridir.

 

Evrimciler duzeltir, der ki, sistem acik sistemse aykiri degildir. Termodinamigin ikinci yasasi kapali sistemler icin (disaridan enerji alisverisi olmayan) gecerlidir, acik sistemler icin gecerli degildir. Dunya bir acik sistemdir (gunesten enerji alir). Dolayisiyla bu arguman gecersizdir der.

 

Bu sefer yaratiliscilar der ki, ama peki o zaman canlilik nasil olustu? Hersey bir kor rastlanti mi?, vs, vs.

 

Boyle diyerek konuyu saptirirlar. Baslangic argumanlari termodinamigin ikinci yasasinin dogada duzenli yapilarin olusumuna izin vermeyecegi konusudur. Buna cevap almalarina ragmen hala ayni argumanin devamindan bahsediyormus gibi "Ama peki canlilik nasil olustu, onun ihtimali nedir, vs" diye sorarlar.

 

Canliligin ortaya cikisi ayri bir konudur ve yaratiliscilarin evrime saldirmada kullandiklari birbaska argumandir. Fakat termodinamigin 2. yasasiyla ilgili bir tartismada konuyla ilgisi yoktur.

 

Hayatin Olusumu ve Kor Rastlanti

 

Evrime gore hayatin rastlantisal oldugu, fakat rastlantinin bu derece muazzam olusumlari aciklayamayacagi iddia edilir. Ornegin unlu, daktilo tuslarina rastgele basan maymun ornegi gibi. Denir ki hayatin rastgele olusmasi bir maymunun bir daktilonun tuslarina rastgele basarak Sheakspeare’in bir eserini yazmasi kadar kucuk bir ihtimaldir. Bu konuda Sheakspeare’in tum eserinin degil sadece "Olmak ya da olmamak" cumlesinin rastgele ortaya cikmasinin bile cok dusuk bir ihtimal oldugu iddia edilir. Hatta bununla ilgili olasilik hesaplari falan yapilir.

 

Buradaki temel sorun bilimin bu konudaki aciklamalarinin tam anlasilamamasidir. Bir olayin rastlantisal olarak gerceklesmesi ayri sey, bir olayin olasiliginin cok dusuk veya cok yuksek olmasi ayri sey. Birsey rastlantisal olarak oldu demek, olma olasiligi cok dusuktu ama yine de oldu demek degildir.

 

Icinde 9999 tane beyaz, bir tane kirmizi bilye bulunan bir torbadan birer birer bilye cektiginizi dusunun. Herhangi bir cekmededen sonra bilyeyi tekrar torbaya geri koyuyorsunuz. (Boylece her cekmede cekeceginiz bilyenin rengine ait olasilik ayni olacaktir). Bu durumda, herhangi bir cekiste kirmizi bilye cikma olasiligi cok dusuktur. (1/10000).

 

Fakat bu cekme islemini surekli tekrarladiginizi dusunun. 1000 defa cektiniz hala kirmizi gelmedi. 10 bin defa cektiniz hala gelmedi. Milyon defa cektiniz (olur ya) hala gelmedi. Fakat cekmeye devam ettiginizi dusunun. Milyar defa, 10 milyar defa cekiyorsunuz. Cekme sayiniz yukseldikce artik bunlarin en az birinde kirmizi bilye gelme olasiligi da gitgide yukselecektir. Eger trilyon defa ceker, hala kirmizi bilye bulamazsak, bu sefer niye kirmizi bilye hala bulamadik diye dusunmeye baslariz. Cunku artik onu hala bulmamis olma olasiligimiz dusuk kalmistir. Bulma olasiligimiz degil.

 

Herhangi bir cekiste kirmizi bilye cikma olasiligi elbette cok dusuktur (1/10000). Fakat kosullu olasilik diye bir tanim var. Bir olayin onceki olaylara bagimli olan olasiligi. Matematiksel formuller kullanarak katrilyon defa cekiste en az bir kere kirmizi bulma olasiligini hesaplanirsa, 1'e yakin, yani cok yuksek bir olasilik cikacaktir karsimiza.

 

Fakat yukaridaki maymun ve daktilo ornegi ve diger benzer orneklerde gercekme olasiligi cok dusuk olan bir seyden bahsedilip, hayatin olusumuyla arada analoji kurulmaya calisilir. Hayatin rastlantisal olarak olusumu ihtimaline dair olasilik hesabi yapip, cok dusuk bir olasilik ortaya cikartirlar. Fakat bu hesapta ne dogadaki fizik ve kimya kanunlarini, ne de ornegin dogal secilim prensibini hesaplamaya katmazlar. Dogal secilim, dogada cevreye daha iyi uyum saglayan yapilarin varliklarini korumasi, digerlerinin ise ortadan silinmesi demektir. Bu prensip hesaba katilarak hesaplama yapildiginda, ornegin rastgele daktilo tuslarina basan sempanze orneginde, dogru basilan her tusa ait harfin korunmasi, yanlis basilan her tusa ait harfin ise sayfadan silinmesi icap eder. Cunku doga boyle calisir. Bu duzeltmeye gore ayni olasilik hesabini tekrarlayan bir bilim adami, "Olmak ya da olmamak" cumlesinin bu sekilde ortaya cikis olasiligini 1/235 gibi bir deger olarak hesaplamistir. (Diger duruma kiyasla cok daha yuksek bir olasilik).

 

Gunumuzde pek cok bilim adamina gore, evrendeki doga kurallari oyle bir sekilde kurulmustur ki, uygun kosullar olustugunda hayat buyuk olasilikla olusur. Bunu antarktika gibi canlilarin yasamasina en az izin veren ortamlarda yaptiklari gozlemlere gore soylerler. Oralarda bile, yerin altinda, kayalarin icinde, herhangi bir yerde gerekli mineraller ve sicaklik, vs. kosullarinin olustugu her yerde tek hucreli canli organizmalar kesfetmistir bilim adamlari. Gunumuzde bilim der ki, bir kez fiziksel ortam uygun olmayagorsun, hayatin olusmasi evrendeki mevcut fizik ve kimya kanunlarina gore cok yuksek bir olasiliktir.

 

Muazzam buyuklukteki bir evrende fiziksel ortamin buna uygun oldugu yerin bulunmasi ise torbadan bilye cekme orneginde oldugu gibi yuksek bir olasiliktir. Nitekim gok cisimlerinin %99'undan fazlasinda (yildizlar, asteroidler, meteorlar, kuyrukluyoldizlar ve gezegenler, hepsi gok cismi oldugu icin) hayat falan yok bildigimiz kadariyla. Fakat bu koca evrende, hayatin olusmasina uygun fiziksel ortama sahip en az bir (ki aslinda birden cok daha fazla) gok cisminin bulunmasi ise cok yuksek bir olasiliktir.

 

"Hayatin nasil olustugu" ile "Hayatin neden olustugu" ayni sey degildir. Teistler genellikle bu iki soruyu birbirine karistirirlar. Mevcut doga yasalari geregi hayat olusur. Burada kafa karistiracak fazla bir nokta yok. Ama eger "Peki evrendeki mevcut yasalar hayatin olusmasina neden izin verir? Evrenimiz neden hayata izin veren bir evrendir?" diye sorulursa, bu ayri bir tartismanin konusudur. (Bu konuda okunacak yazi: http://www.geocities.com/ateizmvedin/evrende_neden_hayat_var.html)

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.131.189.86 "Umit Sayin" meselesi ve diger konular June 29 2002, 8:34 AM 

 

Umit Sayin'a verilmis o cevap yazisindan haberim var. netcevap.org, vs. oralarin hepsini ben de dolastim.

 

Umit Sayin'in bu cevaba cevap yazip yazmadigini bilmiyorum. Dogrusu ilgilenmiyorum da. Gerektiginde bu konuda yaratiliscilarin dedigine biz de cevap yazariz. Ama onemli olan bu degil.

 

Mesele su ki, aynen senin gibi ben de sikildim bu konudan.

 

Ayni sey uzerinde dondugumuzu soylemissin. Peki nedenini farkediyor musun?

 

Nedeni su:

 

Sizler, "bilinen"e degil, "bilinmeyen"e oynuyorsunuz. Bu tavirla elbette her zaman diyecek birseyleriniz olur. Cunku, gorunebilir bir gelecekte her zaman bilinmeyen olacaktir.

 

Once Miller deneyi cikti, yaratiliscilar, amino asit uremisse ne olmus yani, bu ne ifade eder dediler.

 

Sonra Fox deneyi ve proto-hucreler cikti. Gercek hucreden tek temel farklari DNA, RNA, vs. icermemeleri. Bu sefer yaratiliscilar, DNA'nin kendi kendine sentezlenmesinin olanaksizligindan dem vurmaya basladi.

 

Bilim birsey buldukca, bir adim ileri gittikce, sizler de ugrastiginiz noktalari bir adim ileri tasiyip, yeni bilinmeyenin sinirina getiriyorsunuz. Bu yolla her zaman soyleyecek birseyiniz olacaktir. Cunku gorunur gelecekte her zaman bilinmeyen olacak.

 

Fakat kafasini kullanan kisinin gozunden kacmiyor ki, bilim yavas fakat guvenilir adimlarla ilerlemekte ve dun bilinmeyeni bugun, bugun bilinmeyeni de yarin bilinir hale getirmektedir.

 

Sizlerin bu surece direnmeniz bosunadir. Gec bile kaldiniz ama daha da gec kalmadan Papa gibi evrimi kabul edip, evrimci teistler kervanina katilmanizin zamani gelmistir. Sonra Mantik soylemedi demeyin.

 

Bak sizden once davrananlar, kuranda evrim ayetleri falan bulmaya basladi bile. Siz gec kalmayin.

 

----------------------------------------------------------

 

Yaptiginiz sey durustce degildir. Aciklama getirmekle degil, carpitma ve yalan dolanla ugrasiyorsunuz. Derdiniz gercegi bulmak degil, tabunuzu korumak.

 

O zaman demezler mi adama,

 

"Peki arkadas, senin dedigini kabul edelim, evrim yanlis olsun. Simdi sen getir bakalim su yaratiliscilik aciklamani bana ve bir guzel kanitla bakalim" diye?

 

Ha, soyle bakalim. Niye hicbiriniz yanasmiyorsunuz yaratilisciligi tartismaya?

 

Ben ve diger arkadaslar daha once de actik bu forumda yaratiliscilik tartismalari. Hicbirine hicbir evrim karsiti arkadas ugramadi.

 

Evrimi tartisirken ahkam kesmeyi biliyorsunuz, yaratilisi tartismaktan niye kaciyorsunuz?

 

Bak evrim konusu altinda yine yukaridaki yazini yazmissin cevap olarak.

 

Peki neden forumda actigim yaratilis basligina ugrayip sordugum sorulari cevaplamiyor, su "bilimsel yaratiliscilik" teorinizi ortaya sermiyorsun?

 

Biz evrimi durustce savunduk. Dedik ki evrimin pek cok konuda aciklayici gucu vardir. Henuz tamamlanmamistir ve her konuyu dort dortluk aciklamayabilir. Fakat su anki haliyle bile oldukca gucludur.

 

Peki siz ayni seyi yaratiliscilik icin soyleyebiliyor musunuz? Yaratilisciligin aciklayici gucu ne kadardir. Daha yukaridaki yazilarin birinde yazdigim birkac nokta bile, yaratilisciligin celiskilerle dolu, tutarsiz, ilkel bir sacmaliklar yumagi oldugunu gostermeye yeter. Ki bunun devami da var. (Yaratiliscilik ile ilgili acitim basligin altina bak).

 

Evrime saldirirken bu kadar sofistike performans gosteriyorsunuz da, dini kaynaklarinizdaki bu ilkel aciklamalarin sacmaligini goremiyor musunuz?

 

Bu inancli mentalitesi nasil bir seydir, inanilir gibi degil. Bu kadar kor nasil olabiliyorsunuz?

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.106 Anonymous June 29 2002, 11:31 AM 

 

'appendiks incelenirse mukoza nın altında lenf dokusu oluğu görülür. ve appendiks in ne işe yaradığı-yarayabileceği buradan tahmin edilir.'

 

 

Güzel kardeşim,bilmediğin konularda tartışmasan iyi olur,vucutta bir çok organda lenf dokusu vardır,lenf düğümleri,tüm organlarla bağlantılıdır.

Bunlara appendix'e özgü olaylar değildir ve hiç bir şey ispat etmez.

 

 

 

'(kopyala yapıştıra gelince siz de bazı malum sitelerden alıyorsunuz, sonuçta bu yazılanların tamamını anlayabiliriz ancak bunların hepsini yazamayabiliriz.'

 

 

Benim yazdıklarım içinde bir tane kopyalama gösterebilirmisin.

 

 

 

'diyelim ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?'

 

 

Ne yapacağız,oturup bilimsel bulgular ışığında düşünürüz.

Ama 'diyelim ki' ile iş olmaz ki.

 

 

'yine diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne yapardınız?

yani insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???'

 

Oturur incelerdik.

İki milyon yıllık modern insan çenesi bulunması zaten evrimle çelişmez.

Bir 10 milyon yılı devirmen lazım.

 

Evrim ağacı zaten değişkendir,dogma değildir.

Bulunan bulgular ışığında devamlı revize olur.

 

'şempanzenin genetik yapısını bilmeden nasıl %98-99 luk bir benzerlik bulunmuş acaba?'

 

Yani,bunları soruyorsan,evrimi niye tartışıyorsun?

Şempanzenin genetik yapısı tabii ki biliniyor.

İnsan Gen haritası çıkarılırken,diğer canlılarla mukayeseli çıkarılıyor.

 

İleride kesin rakam netleşecek.

Şimdi yuvarlak olarak % 99 diyoruz,lısa bir gelecekte,

örneğin % 98.7134 gibi kesin bir rakam çıkacak.

 

 

'Archæopteryx ten bahsetme nedenim ise şu bazı evrimci siteler bunu hâlâ bir kanıt olarak ileri sürerler.'

 

Ben böyle bir site görmedim,

Eğer varsa git onlarla tartış.

 

 

 

 

'1986'da yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde, yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır.

şimdi bu bakteriler antibiyotiği görmeden evrimleşmişler mi?'

 

 

Bu konuları daha önce yazmıştım.

Seni samimi olarak aydınlatayım.

 

Birincisi,cesetlerin 'Buzda korunabilmesi' için ortamda bakteri olmaması gerekir.

Yani cesetlerin korunmasının sebebi,cesetleri çürüten bakterilerin o soğukta yaşayamamalarıdır.

Evimizdeki derin dondurucu aynı prensiple çalışır,

-18-24 arası,mikroorganizmalar ölür ve besinler bozulmaz.

 

İkincisi ömrü 20 dk olan bir bakterinin yüz küsür yıl sonra donmuş olarak bulunabilmesi ve izole edilerek genetik yapısının incelenebilmesi de pek mantıklı değil.

 

Bunları bir kenara bırakırsak,söylenen de,yani antibiotikler olmadan da,bakterilerde antibiotiğe direnç genleri olduğu doğrudur ve Evrimin delilidir.

 

Antibiotiğe direnç çeşitli yollardan gelişir.

Bazı bakteriler,diğerlerine plazmid nakli i,le bu genleri geçirir.

Bazılarında direnç genleri vardır ve,seleksiyona tabi olarak sadece onlar çoğalır.

Bazıları ise o anda mutasyon geçirerek,tesadüfi olarak direnç geliştirir.

 

Bunları eski Türk Ateist forumda çok ayrıntılı yazmıştım ancak maalesef hepsi silindi.

 

Bakterilerin,mutasyon geçirerek direnç geliştirdiğine ben bizzat ta şahit oldum.

Genetik yapısında direnç olmayan ve milyonlarcası,antibiotiği yediğinde ölen bakterilerden ertesi sabah petri kutusunda,direnç geliştirmiş bir kaç adet ve aynı akşam milyonlarcası bulunabiliyor.

 

Şimdi senin asıl soruna gelelim.

Antibiotikler yokken bazı bakterilerde direnç genleri nasıl oldu da oluştu?

 

Bilindiği gibi,antibiotikler,küf sporlarıdır,peynir küfünü falan herkes bilir.

 

Yani antibiotikler ilaç sanayine girmeden önce,doğada zaten vardı ve bunlarla karşılaşan bakteriler zaman içinde mutasyonlarla direnç geliştirdiler.

 

Yani 3000 yıl önce bir peynir küfü ile karşılaşan antibiotiklerin bazıları direnç geliştirdi.

 

Ve Fleming,Penisilini bulup kullanıma koyunca,bazı dirençli bakteriler etkilenmedi ve yaşamlarına devam etti.

Bunun üzerine başka antibiotikler keşfedildi ve halen bu çalışmalar devam ediyor.

Bakterilerin,eskiden karşılaşmış olduğu maddelere direnç sahibi olduğu bilindiğinden,tamamen sentetik ve doğada hiç bulunmayan antibiotikler üretime sunuldu.

 

Ve bu Antibiotiklere,bakterinin hücre duvarını bozan veya çekirdeğini kitleyen maddeler ilave edildi.

İlk başlarda bakteriler ölürken,epey bir süre sonra bakteriler mutasyon geçirerek direnç kazandı.

 

İşte bu olay can alıcı olarak Evrimin delilidir.

Bakteriler daha önce karşılaşmış olmaları imkansız olan sentetik penisilinlere dahi direnç geliştirdiler.

 

Bazı bakterilerde,antibiotiğe direnç genlerinin olmasının nedeni,ilahi değil,daha önce o madde ile doğada karşılaşmış olmaları sonucudur.

 

Gene buzda korunmuş 5000 yıllık bir insan cesedinin boynunda küften yapılmış bir kolye bulundu.

Bu muhtemelen insanların eski çağlarda bazı şeyleri deneme yanılma yolu ile bildiğini gösterir.

Örneğin bu kolyeyi takanların hastalanmaması veya iyileşmesi gibi ki muhtemelen o insanlarda küfe ilahilik,iyi ruh olma gibi kavramlar yüklemiştir.

 

 

'ilk hücrenin nasıl oluştuğunu evrimciler nasıl açıklamaktadırlar?'

 

 

İlk hücre olduğunu kabul ediyorsan zaten dinle çelişirsin.

İlk hücre olayını bilim çalışmalar yaparak açıklamaya çalışıyor.

Çalışmalar devam ediyor.

 

 

'bu sırada şu soruyu tekrarlayayım:

ahtapotlarla insanların göz yapıları neredeyse birbirinin aynısı bunu nasıl açıklayacaksınız?'

 

 

Bütün canlıların birbiri ile akraba olduğu şeklinde.

 

 

 

'Çünkü bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için yeterli değildir. Bu ham enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel mekanizmalar gerekir.'

 

İyi ya işte,bir fotonun klorophillerce nasıl hapsedildiğine bir bak.

Termodinamiğin 2. yasası evrimle çelişmez.

Fotosentezi,ATP oluşumunu detaylı olarak incelersen,

anlarsın.

 

Bir ara o konuyu da yazarım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.106 Ayrıca June 29 2002, 11:53 AM 

 

Saygıdeğer Mantık'ta yeterince açıklamalarda bulunmuş.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.106 Bu yazı bu başlığa daha uygun ! June 29 2002, 2:17 PM 

 

Bu örnekte o kadar çok Evrim delili var ki ! June 29 2002, 12:14 AM

 

'Birçok yerde yazdim, bir fiçiya üzüm suyu koyup bir tenhada bekletirsen onun sarap olmamasi için pek bir neden yoktur.'

 

Vah zavallı vah !

 

Taşı da bekletince şarap olur mu?

 

Şarap olabilmesi tamamen evrimsel bir sürecin delilidir.

Bakteriler ortamdaki Glukoz'u tüketmek için,Alkol Dehidrogenaz denilen bir enzimi evrimle geliştirmiştir,şekeri tüketerek,alkol açığa çıkmasına sebep olurlar.

Fakat Alkol nedir?

Bilindiği gibi bakterisid,yani 'Mikrop öldürücü'

 

Demek ki,Üzüm şarap olurken ortaya çıkan alkol diğer mikroorganizmaları öldürürken,Alkole dirençli maya hücreleri yaşıyabiliyor ve çoğalıyor.

 

İşte Doğal Seleksiyon.

 

Şimdi şarabı çalkalayın,karıştırın,oksijen suda çözünür ve maya hücreleri alkolü kullanmaya başlar,

Alkol azalınca ne olur?

Diğer mikro organizmalar üşüşür,

artık,Şarap değil Sirkedir olan.

 

Alkol Dehidrogenaz devasa bir proteindir,dört eş altbirimden meydana gelir ki her dizide 347 Amino asit vardır.

 

Maya Hücresi 02 yokluğunda da yaşayabilir.

Bir mutasyonla O2 kullanamaz hale gelirse ve Alkol Dehidrogenaz da işlevini kaybederse hücre ölür.

 

Bir deney yapıldı.

Mayaların O2 de yaşama yeteneği ketlendi.

Ve hücrelere,Alkol Dehidrogenaz ın,zehirli bir bileşiğe çevireceği bir alkol türü verildi.

 

Hücrelerin büyük bölümü ölürken,mutasyon geçiren hücreler arasından,zehirli alkolü kullanabilecek şekilde mutasyona uğramış hücreler çıktı.

 

Bu hücrelerin Alkol Dehidrogenaz enzimindeki,amino asit dizilim sırası değişmişti.

At'ın enzimindeki dizi gibi olmuştu.

 

Bu hem mutasyon'un gücünü,hem de canlıların birbiri ile akraba olduğunu gösteriyordu.

 

 

 

  

 

dants

(no login)

213.14.18.220 Re: Evrim June 30 2002, 5:40 AM 

 

-çevirme işinde yukarda yazıyı verip "bir" diye çevrimen neyse de nereden çıkardın biraz ın oraya yakıştığını

redhouse dan: some:bazı;birtakım;birkaç;biraz;birmiktar;epeyce; A.B.D; hatırı sayılır...

görüldüğü üzere bunun en iyi yerinin biraz olduğunu NEREDEN ÇIKARDIN sen? daha az önce bir diyordun...

alıntınız bile çarptırma demişsin ancak baktığın yer sanırım farklı bir yer eğer sen yazıda yukarda(üstteki o çarpıtma çeviride) çevrildiği gibi bir yer yok diyorsan ben araştıracağım ve öyle bir şey bulunursa sen ne yapacaksın???

bu sırada kendi kafana göre çeviri üzerinde ne güzel oynuyorsun ve onu biraz daha değiştirerek ÇOK KÜÇÜK BİR FONKSİYON haline getiriyosun(galiba evrimden kalma bir alışkanlık!)

 

-bakınız böbrekleriniz iyi çalışıyorsa bir tanesini aldırmanız diğerine biraz daha yük bindirir ancak çok fazla problem çıkartmaz yani YOKLUĞUNU FARKETMEZSİN. bu böbreklerden birinin boşu boşuna olmasından değildir.

20 yaş dişlerini aldırmaya yönelik ELEŞTİRMELER çıkmıştır diye yazmış malum site ve aslında diğer dişlerin görevini de yapabiliyormuş. körelmiş organ masalı içinse denileni (bilmem kaçıncı defa) yazıyorum: körelmiş organlar aslında işlevi bilinmeyen organlardır. yıllar öncesinde endokrin sisteminde de bir organ vardı. ve GÖREVİ BİLİNMİYORDU. ancak bu onu körelmiş yapmaz. daha sonra ise erginliği geciktirici bir rol üstlenebileceği düşünüldü.

bir organ olmasa da bacakta bir damar vardır. ve bazı kalp ameliyatlarında bu damar kullanılırdı. BU ONUN ORADA İŞLEVSİZ OLMASINDAN dolayı değildir.

Tipik 5 parmak yapisina tam uymayan canlilarda fosil kayitlarina bakarak bu sayidaki azalmayi gozleyebiliyoruz. (Ornegin atlarda). (harbi çok komik haa hem diyorsunuz bunun olmaması(atın evrimleşmesi yanlıştı unutmadan) evrimi devirmez hemde örnek veriyorsunuz. bunu yukarda çürütülmüş olduğunu yukarda gösterdim, amma ve lakin kes-yapıştır ı mantıksız yapıyorsun hem ona buna laf atıyosun hem de yapıyorsan düzgün yap şunu.)

zaten siteniz çökmüş olan olayları ispat olarak kullanıyor bense onun için kes yapıştırı uyguluyorum.

 

-bademciklerini de aldırabilirsin ancak bu onun işlevsiz olduğu anlamına GELMEZ!VE HÂLÂ şunun görevi ne bunun görevi ne diyorsun! körelmiş organların bir çoğunun görevi için yukarda bir kitap tavsiye EDİLMİŞTİ! tekrar edeyim körelmiş organ YOKTUR! sadece işlevi BİLİNMİYORDUR! ve BAZI tahminlerde bulunulur.

-dehaysa bana eminim özellikle append

 

-malum site malum site diyosun ancak tek taraflı olduğun belli çünkü verdiğin örneklerin bir çoğuna malum sitede CEVAP var! kaç gündür bir şeyler diyorsunuz CEVAP VERİLİYOR ancak AYNI ŞEYLERİ TEKRAR YAZIYORSUNUZ! kuyruk sokumuna , ara geçiş fosillerine, irkilmelere zaten değinmiyorum (demek ağaçta dengemiz için, insan demek ki hâlâ maymunsal alışkanlıklarını bırakacak kadar evrimlerşmemiş!) 20lik yaş dişlerine, kör mağra balığına, gözlere cevap verilmiş o sitede? ben de yukarda kuyruk sokumuna cevabı örnek için yazmıştım. bunu gözden kaçıracak kadar dikkatsizce mi okuyorsun yoksa kopyala yapıştırı hiç okumadan mı yapıyorsun. neden cevap verilen şeyleri tekrar yazıyorsun Kİ?

gene komik savunmalar var bu alıntında yahu hiç okumadan mı aldı? bazı durumlarda hayvanlar örnek verilirken bazense onları evrimleşerek kaybettik cevabı(!) geliyor. mesela aynı kedileri okşayınca da tüylerinde kabarma görülür. veya bir insan çok duygulandığında da tüylerinde kabarma görülür. bunları evrim neye bağlar ki? tabii ki bazı yerlerimiz tam evrimleşmemiş kesin buna..."

 

-benzer organlar akrabağlığa örnekse NEDEN AHTAPOT GÖZ YAPISI İNSAN GÖZ YAPISINA BENZİYOR? bunun nedeni çok YAKIN akrabağlığımız mı?(deha cevap vermiş:Bütün canlıların birbiri ile akraba olduğu şeklinde." diye iyi de niye daha uzak akrabamız olan ahtapotta bu gözün nerdeyse aynısı varken daha yakın akrabalarımızda işler iyice değişir?)

 

-ANORMAL DOĞUMLAR EVRİME GÖSTERGEYSE YAPIŞIK DOĞUM NEDİR? eskiden yapışık olan canlıların var olduğuna mı?(kafadan yapışık, veya vucudun herhangi bir yerinden yapışık olan doğumlar bugün mevcuttur.)(vay be demek efsaneler doğruymuş)

 

 

-"Gecis turleri veya fosillerini bulamasaydik da, bu Evrim Kuramini gecersiz kilmazdi." işte komik bir durum daha! o olmazsa evrim yıkılmaz bu olmazsa evrim yıkılmaz peki ne olunca evrim yıkılacak size göre!!!

 

-"...Archaeopteryx gibi...gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece sansli olmamizdan dolayidir" evet potlar nasıl da kırılıyor!!! öncelikle madem bir sürü geçiş olmuş bize gelene kadar neden çok az(aslında hiç) ara geçiş fosili ( ki bu nasıl bir ara geçiş fosili ki artık 1992 de ki fosille bu özelliğini yitirmiş??? yani doğruluğu meçhul de değil artık) var(yok). evrimcilerin konferanslarda da söyledikleri gibi "bugün bu binanın dışında da hangi taşı kaldırsak ara-geçiş fosili buluruz" sözüne neoldu gene mi bir DOĞRUYU(!) VURGULAMA(!) sözkonusu gel gelelim bu vurgulara genelde sahtekarlık deniliyor

 

-"Bugün dedigimiz gibi, bu turler kaybolmustur diyebilirdik! " zaten pek çok olayda böyle yuvarlak cümleleriniz vardır.örnekse ümit sayın...

 

-"Her yil yeni fosiller bulunarak Evrim Kurami biraz daha desteklenmektedir ve yeni fosiller bulunmaya devam edecektir" (amma bazı fosiller vardır ki o yukarda sorduğum soruların asıl sebebi budur. hayat ağacını yalanlamaktadır)

 

-Coelacanth fosili, sudan karaya geçişi ispatlayan en somut ara-geçiş formu olarak sunuluyordu.(işin aslı öyle değildi tabii ki)

Yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş bir ara-geçiş formu olarak tanıtılan Coelacanth ailesinin canlı bir üyesi okyanusun açıklarında ele geçti! Yok olmuş bir ara-geçiş formu olarak sunulan canlının "kanlı-canlı" bir örneğinin bulunması, evrimciler açısından büyük bir şoktu kuşkusuz. Evrimci paleontolog J. L. B. Smith, "Yolda dinozora rastlasaydım, daha çok şaşırmazdım" demişti.

bak o karaya çıkmaya hazırlandığını söylediğiniz yaratık varya

Dahası, "sudan çıkmaya hazırlanan bir sürüngen adayı" olarak tanıtılan Coelacanth'ın, gerçekte okyanusun en derin sularında yaşayan ve 180 m. derinliğin üzerine hemen hemen hiç çıkmayan bir dip balığı olduğu anlaşıldı.(çok komik ya demek karaya çıkacak bu balık)

 

-"Isin komigi degisik yaratilisci uzmanlar, ornegin insan ile maymun arasindaki cizgiyi degisik noktalarda cekmektedirler."(bu konuda evrimcilerin sıkıntıya düştükleri fosiller bulunmuş ancak tabii ki bilimsel siteniz değinmemiş.)

 

-Insan ile maymun arasinda gecis yoktur derler, ardindan Lucy ornek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu begenmez, baska gecis formlari sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir ornek olarak, asamali gecisi gosteren her ornekten sonra, o ornegi bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip baska ornek istemeye devam ederler.( o zaman niye bir sürü vurgulama(!) yapıldı ve yapılıyor ki(geçenlerde gene bir vurgulamacı ufak bir değişiklikle kafataslarında oynamalar yaparak ortaya çıkmış ancak incelendiğinde vurgulamanın yapıldığı anlaşılmış hatta bundan bilim ve teknik de söz etmişti) ayrıca tekrar yukardaki cümleyi tekrar etmeme gerek yok.)

 

-Kuran,Turlerin oldugu gibi yaratildigini,

Bilim'se ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana geldigini soyler." demek bilim kambriyen için böyle bir şeyler demiş(!)"(gene kendi kafanıza bilimi yanınıza çekmişsiniz)

 

-"Romalilarda bile ortalama omur 40 yil civarindadir" tabii ki öyle olacak kurtuluş savaşı yıllarında bizim ortalama ömrümüz savaş öncesindekinden çok daha kısaydı. mantıklı bir adamın savunucağı şey mi bu şimdi???

 

-"Bilim'e gore bu hayvanlar baska turlerden evrimlesmis,ve insan tarafindan evcillestirilerek,muhtelif secmelerle (Ciftlestirme,eleme vs)bugunku konumlarina gelmislerdir.Ilk insanlarin devrinde bu tip hayvanlar yoktur,Bunlarin yabanil atalari vardir,ve bahsedilen Evcil turler sadece 10.000 senedir vardir." yuh yani bilime göre değil o evrim dogmasına göre öyle kafana göre vurgulamalarınızı daha ne kadar uzatacaksınız???

 

"Ateizmin sebebi teizmin yanlisligi ve sacmaliklaridir" bunu da o malum siteden çok rahat çürüyeceğini bilmelisin. kuran da yazılanları artık bilim ispatlıyor örnek mi:

-big bang(yoktan varoluş)

-evrenin genişlemesi(materyalistlerin o kadar yok öyle birşey değil dedikleri ve gene tahmin yürüttükleri sonrada ispatlanınca hiçbirşey diyemedikleri olay(buradan bilim adamlarının bazen bilimi kendi ideolojilerine göre savundukları ortaya çıkar)

aslında bunun dışında kuranda daha pek çok şey önceden hber verilmişti

-kablolar

-tarım tekniklerinin "1 damla suyun bile boşa gitmemesi" şeklinde ki teknolojik ilerlemeler kuran da bahsedilmiştirr

 

-bakın kuranda kara ve denizlerin oranı da vardır.

bu tür mucizeleri www.kuranmucizeleri.com da bulabilirsiniz

 

-teizme bu kadar soğukken nasıl oluyorda ateist siteler teistlerin sözlerine yer veriyor ancak tam sözleri yayınlanmıyor?ve einstein gibi pek çok ünlüyü (sanki ateistmişçesine) yukarda "bakın bu bölümde teistlerde vardır" diyerek bu insanların isimleri kullanılıyor? einstein in bile evrendeki dengeyi gördüğünde şaşırması göz önüne alınırsa ateistlerin "bunda ne var ki bak olasılıktan çıkıyor" gibi ihtimal hesaplarına inanmaları gerçekten ateizmin ne kadar "büyük"(!) bir dayanağının olduğunu gösterir.

 

-"Evrim (ve genel olarak bilim)" klasik evrimcilerin göz boyama olayına aynen burada da rastladık ama bu kadar açık olması gerçekten şaşırtıcı!!!"

-"evrim...teizmin aciklama yapamadigi ya da yanlis aciklama yaptigi bazi konularda dogru bir aciklama getirme girisimidir" tanımın yanlış aslı ;evrim insanların gözlerini boyayarak bilimsel hiç bir dayanağı bulunmayan evrimi her ne olursa olsun isterse evrimci bilim adamları bunu itiraf da etse körü körüne savunmaktır.

 

-Modern bilim ilk defa evrim teorisinin de yardimiyla bu acigi kapamis ve yeterince bilen icin entellektuel olarak da gayet doyurucu (hatta dogru oldugu icin teizmden cok daha doyurucu) bir alternatif getirmistir teizme. doğru ya pek çok bilim adamı ve felsefeci yeterince bilmiyor!! sizde ciddi sıkıntılar var:ben çok biliyorum benim gibi düşünenlerde öyle ancak karşı taraf hâlâ hiç bir şey bilmiyor!!!

 

-"Bizim musluman kesimde de evrime inanan teistlerin sayisinda buyuk bir artis olmaktadir son zamanlarda." çok gariptir ki kaynaklar senin bu söylediğinin bir hayalden ibaret olduğunu ve "evrimcilerin çok büyük kalelerinden biri olarak gösterilen türkiye de bile büyük bir hızla anti-evrimcilerin çoğaldığını" yazıyor.(malumsiteyi ziyaretlerde biraz daha dikkatli olursan bu hayalinin nasıl da sallamadan ibaret olduğunu anlarsın.

 

-"Archaeopteryx'den bahsedebilecek bir bilgi ve egitim birikimine sahip degildirler, zaten yazdiklari da bunu gostermektedir" (iyiki siz varsınız ha yani ümit sayının dedikleri başlı başına facia verdiğiniz konferanslarda ise ne kadar komik duruma düştüğünüz ayrı bir konu. şimdi harun yahya çıkıp bak kardeş bunun sebebi budur budur diyor, yurt dışında kabul görüyor bu adamı türkiyede ki evrimciler sevmiyor. çünkü halkı kandırmaya çalışıldığında yazıyor(ki tek başına yazmıyor türkiyede de evrime karşı bir çok prof vardır bunu unutmayın) bir NET CEVAPLAR koyuyor lafı veriyor kaynakları susturuyor evrimcileri, hatta zamanında verdiği bir kaynağa dil uzatarak "orada öyle birşey yazmıyor" diyen evrimci takımına resmi de gösteriyor yazıyı da. e ne oluyor başlıyor evrimci takımı sallamaya "yok sen nasıl yazıyorsun kardeşim bunları sen kimsin bizim yalanlarımızı çıkartıyorsun?" koçum senin sallamalarını kaynakla birlikte yalanlıyor da sen niye hâlâ aynı şeyleri delil olarak sunuyorsun??? sizin gibi kendini çok üstün

gören bir kaç kişi biz çok biliyoruz millet se hiç birley bilmiyor diye çıkıyor ortaya sonra yaz babam yaz . ayrıca 1992 de bulunan 7. fosil bunu yalanlamıştır ve zaten bundan önce bir kuş bulunmuş o zaman bu life of tree de ki eksik parça değil bundan önce bir ara geçiş fosili olmalı(diyecen ki bundan önce ara geçiş fosilinin olması bunun olmamasını gerektirmez, ben de sana bunun zaten bir kuş olduğunu 1992 de ki 7. fosilinde bulunan kemiğin güçlü kanat kaslarına sahip olduğunun anlaşıldığını söyliyecem"

-"Liaoningornis, günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu" (yani neymiş dişi olan kuşlar da varmış de mi? de...)

-Archæopteryx'in kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Taouraco ve Hoatzin'de(ki yazında bunu açıklamışsı ve eklemişsin "Bu ornek Archaeopteryx'e bir acidan yakinligi olan tek ornektir" ancak bir tane daha varmış meğerse!!!) de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar

Nitekim bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından Harvard paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx'in farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir "mozaik" canlı olduğunu, ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.

 

"Bu sefer yaratiliscilar der ki, ama peki o zaman canlilik nasil olustu? Hersey bir kor rastlanti mi?, vs, vs." (bu sefer yaratılışçılar TEKRAR TEKRAR DEDİĞİM GİBİ aslında açık sistemler için yanılgınızın olduğunu öne sürer!!!

 

 

<<<DİKKAT!!! DAKTİLO ÖRNEĞİNİ "PROF.ALİ DEMİRSOY" VERMİŞTİR LÜTFEN KONU ÜZERİNDE BAZI YERLERDE DİKKAT EDELİM>>>haa eğer 500 a.a dan oluşan bir proteinin oluşma ihtimalini sorarsan: 10 üssü 950 olduğunu TEKRAR! yazarım

"Cekme sayiniz yukseldikce artik bunlarin en az birinde kirmizi bilye gelme olasiligi da gitgide yukselecektir" diyerek matematiği de katletmiş oluruz sonuçta istediğin kadar çek her çekişinde şansın bellidir ve değişmez ha bu sırada 1/10000 ile 1/10 üssü 950 arasında bir miktar fark vardır.ha dersin ki matematikte 0 kabul edilen ihtimal kaçtır ben derim ki:10 üssü 50 dir bilmem anlatabildim mi. kaldı ki bunun dışında daha pek çok ihtimal ile çarpım gerekir. çünkü daha sadece 1 protein elde ederiz.ayrıca bazı yapıların proteinin yapısını bozduğunu ihtimal dışına ittik!!!

"yanlis basilan her tusa ait harfin ise sayfadan silinmesi icap eder. Cunku doga boyle calisir" nasıl yani doğa bilinçli mi yukarda katmadığımız o zararlı yapılar işin içine karışınca "aaa olur mu böyle yaparsak canlılık oluşmaz ki" deyip denemelere onu çıkararak devam mı ediyor???

evet bakınız bir göz boyama daha:"Gunumuzde pek cok bilim adamina gore, evrendeki doga kurallari oyle bir sekilde kurulmustur ki, uygun kosullar olustugunda hayat buyuk olasilikla olusur" tabi canım atık herkes ilk canlının oluşmasının aslında çok basit olduğunu anladı. peki neden daha önce bunun içi pek çok karamsar sözler söylendi?" ha bi de o söylediğin pek çok bilim adamı galiba sadece bilim ve ütopya da makalesi yayınlananlar mı?

göz boyamaya yazının devamında da devam edilir:"Gunumuzde bilim der ki bir kez fiziksel ortam uygun olmayagorsun, hayatin olusmasi evrendeki mevcut fizik ve kimya kanunlarina gore cok yuksek bir olasiliktir." bunu diyen bilime KAYNAK GÖSTERSENE gerçekten.HATTA BAK *** aha işaret de koydum demek hayatın oluşumu çok yüksek bir olasılık...

ne yazık ki yazı ilerledikçe sadece boş laflardan ve kendi kafalarından söyledikleri iddiaları kendileri cevap verir ve bir de bunun için bir siteyi kaynak gösterirler.

 

yeter artık bak gene aynı şeyleri söylemişsin ve kendi kafana bizim ağzımızdanmış gibi şeyler yazmışsın:"Once Miller deneyi cikti, yaratiliscilar, amino asit uremisse ne olmus yani, bu ne ifade eder dediler." kesinlikle böyle bir yazı yok kendi kendine soru sorup kendini haklı çıkartma!!!

fox a da cevap vermişler zaten

 

bak deha ne demiş:"Benim yazdıklarım içinde bir tane kopyalama gösterebilirmisin."gösteremem tabii ki atların evriminden bile haberi olmayan birsin... ha tamam bilemeyebilirsin fakat verdiğin cevapların kaçı iç açıcı yukarda belli bir şey öne sürülmüş bu teknik kon demişsin başka bişeye fotosentez atp yi incelememi söylemişsin zaten yukarda bunun gibi verilen örneklerin neden evrimcilerin kullanamayacağı açık sistemler de bahsetmiştim.

Şempanzenin genetik yapısı tabii ki biliniyor.(?????????)

İnsan Gen haritası çıkarılırken,diğer canlılarla mukayeseli çıkarılıyor.(diğer canlılar mı hangi canlılar?????)

 

bunu lütfen kaynak olarak ispatla ben bunu götürüp önce malum siteye soracam doğru mu diye olmadı ben bakacam tamam mı?

 

ve deha dan inciler:"İki milyon yıllık modern insan çenesi bulunması zaten evrimle çelişmez" evet bilmediğin konularda konuşma diyen arkadaşım;aynı laf senin için de geçerli. evrimcik adlı siteye git ve insanın evrimine bak daha sonra doğruluğunu düşün ve bak sana 2 tane sürprizim olacak!!!

 

Düzenledikleri konferanslarda çalışmalarımızı kast ederek "sakın o kitapları okumayın" diye tedirgin mesajlar vermeleri, evrimi savunan hiçbir delil ortaya koyamayıp sadece laf oyunları yapmaları, kendilerine sorulan sorular karşısında aciz kalmaları ya da sinirlenmeleri, hatta seyircileri azarlamaya kalkmaları, gerçekte istemeden de olsa dine yaptıkları büyük birer hizmettir." demiş harun yahya, e güzel demiş...

 

 

yeter olm ben sıklıdım bundan sonra belki cevap bile yazmam bunun nedeni her zaman aynı şeyler yazmamdır.umarım siz o malum siteyi takip ederek ümit sayın gibilerinin her dediğine inanmazsınız...

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.135.143.181 bilimin zaferi June 30 2002, 7:58 AM 

 

"bunun en iyi yerinin biraz olduğunu NEREDEN ÇIKARDIN sen?"

 

Cunku sayilabilir degil, sayilamayan bir nicelik ile ilgili bir ifade var. "Some" yerine gore iki durumda da kullanilabilir. Ama o cumledeki "some"in en iyi karsiligi "biraz" veya "bir miktar".

 

Ki zaten o cumlede onemli olan o nokta degil. Dikkat cektigim yer buyuk harfle yazilmis "MAY" kelimesidir. Yani o ifadede bir kesinlik yok, sadece bir olasiliktan bahsediliyor. Apandistin kesin olarak bir islevi oldugu soylenmiyor.

 

Diyorsun ki dogru yerine mi baktin acaba kaynagin? Ben apandist ile ilgili buldugum aciklamalara baktim o kaynakta ve aynen bu ifadeyi gordum. Senin aktardigin turde kesinlik iceren bir yere rastlamadim.

 

"zaten siteniz çökmüş olan olayları ispat olarak kullanıyor bense onun için kes yapıştırı uyguluyorum."

 

Senin kes yapistir yapmanin sebebi o olabilir. Benim bu seferki kes yapistirim ise, ilk defa denedigim bir yontemdir. Normalde kendi yazilarimi ugrasip, arastirip kendim yazmayi tercih ederim. Fakat siteyi sabote etme amacli senin yaptigin turde bir saldirida (daha once de benzerleri yapildi bu sitede), en etkin karsilik olarak kes-yapistir'dan baska care kalmiyor. Yoksa ben, buraya gelen insanlara kendi fikirlerinizle tartisin, biryerlerden kes-yapistir yapmayin diye telkinde bulunan biriyimdir. Senin yaptigin turde bir tavri hos karsilamam normalde. Hele de kendim, bunu normalde hic uygulamam.

 

"işte komik bir durum daha! o olmazsa evrim yıkılmaz bu olmazsa evrim yıkılmaz peki ne olunca evrim yıkılacak size göre!!!"

 

En eski balik fosillerinden daha eski bir memeli fosili bul cikar, evrimi curut.

 

Dinazorlar cagindan kalma bir modern insan fosili bul, evrimi curut.

 

En eski mikrofosillerden daha eski bir dinazor veya insan iskeleti bul, evrimi curut.

 

Evrim, kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir. Her basarili bilimsel teori gibi. Basarili bir bilimsel teori "yanlislanabilir" olmalidir. (Yani yanlissa, yanlisligi ortaya cikartilabilir olmali). Evrim bu gune dek, (150 yildir) butun cabalara ragmen, hatta bir de bilim dunyasi disindan bagirip yaygara yapan siz yaratiliscilarin da cabalarina ragmen, hala yanlislanmamistir. Bir teorinin bu kadar yanlislanma cabasina karsin halen ayakta kalmasi ne kadar guclu oldugunu gosterir. Aynen Einstein'in izafiyet teorisi gibi. O teori de ortaya atildigi ilk zamanlardan beri yapilan pek cok deney ve yanlislama girisimine basariyla karsi koymus ve bilimin "doga gercegi" haline gelmeye aday belli basli teorilerinden biri olmustur. (Evrim teorisi de ayni sekilde).

 

Asil icinde yanlislanamayan ogeler iceren teori evrim degil yaratilisciliktir. Yaratiliscilik, her turlu yanlislama girisimine karsi bagisiktir. Cunku savunuculari tarafindan dogrulugu bastan kabul edilmistir. Bilimsel dusunceyle bilim disi dusunce arasindaki temel fark yani. Bilimde yargilar deneyden sonra yapilir, bilim disi dusuncelerde ise deneyden once. Bilim disi dusuncelerde, gercegin ne oldugu bastan bellidir, deney sonuclari ve yapilan gozlemler buna gore yorumlanir.

 

Fakat, isin ilginci, yaratiliscilikta aslinda yanlislanabilir ifadeler de vardir ve bunlar yanlislanmistir. (Ornegin dunyanin 6000 yil once yaratildigi, ve toplam 6 gunde yaratildigi, vs). Fakat, tabi yanlislanmaya bagisikligi olan tum bilim disi dusuncelerde oldugu gibi, artik itiraz edemeyecek kadar acik sekilde bilinen gerceklere aykiri olan ifadeler, bu sefer ya degistirilir, ya baska bir anlama geldigi iddia edilerek yeni duruma gore "yorumlanir". Yani dogrunun o oldugu konusundaki fikir degismez. Bu yuzden, deney, test, yanlislama, bilimsel yontem, vs. dinsel dusuncenin, konu kendi iddialari olunca hic dikkate almadigi seylerdir.

Eger oyle olsaydi, kac gundur israrla istedigimiz talebi yerine getirir, su meshur "yaratiliscilik" teorinizi bize deneyiyle, gozlemiyle, bilimsel olarak ispat ederdiniz. Sirf bunu tartisabilmek icin, yaratiliscilik basligi actik ama israrla oraya cagirip yorum istememize ragmen, hala ortada birsey gormuyoruz.

 

Tum bu gelismeler de dediklerimizi bir kez daha dogruluyor. Yaratilisciligin akli ve mantigi yerinde olan, ortalama bilgi duzeyine sahip biri tarafindan, bilimsel bir anlamda ciddi olarak savunulmasi mumkun degildir. Hicbir yaratilisci, hele de evrim ile ilgili bu derece sofistike tartismalardan sonra, o ilkel ve cocuk masalindan farksiz yaratiliscilik iddialarini utanmadan ve komik duruma dusmeyi goze almadan tartismaya yeltenemez.

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.156.56 Dants,kopyaladığın alıntılardaki sahtekarlığı bir gör ! June 30 2002, 9:54 PM 

 

Sahtekarlığa gerek duyulması,savunulan fikrin doğrulanamayacağının bilindiğinin kanıtıdır. June 28 2002, 9:36 PM

 

Prof. Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):

 

!Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.40'

 

Şimdi ben devamını yazıyorum ki,sahtekarlıklar ortaya çıksın.

Şöyle devam ediyor,

 

'Ne var ki,evrim kuramının sağlam olgusal verilere dayandığı gerçeği de yansız ve nesnel düşünen hiç kimsenin gözünden kaçmayacak kadar açıktır.'

 

 

'Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.41'

 

Şimdi de bu cümlenin devamını yazıyorum.

 

'Ama bilimde hiç bir kuramın ispatı verilmez,verilemez,İspat,mantık ve matematik çalışmalara özgü bir doğrulamatürüdür.'

 

Ne sahtekarlık değil mi?

 

Kuran da da 'Namaz kılmayın' der,

'Sarhoşken'i bu arkadaşlar gibi yerseniz.

 

 

'Darwin'in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.42'

 

Bu bölüm içinse 108.sayfayı göstermişler,ancak o sayfa veya yakınlarında böyle bir bölüm yok.

Bu alıntı,çarpıtılmasına rağmen,kitapta yer almış olsa bile,en azından kaynak belirtirken,okuyucuya saygı ve azami hassasiyet gösterilmeliydi.

 

 

Roger Lewin için ise Modern İnsanın Kökeni ve Göl İnsanları adlı kitaplarını okuduğunda anlarsın fikirlerini ve gerçek söylemlerini.

 

Bu kadar kolay kanmayın,

Bilimin gerektirdiği kadar şüpheci olun.

 

 

 

 

 

  

 

HACI

(no login)

66.30.225.136 HATA NERDE ACABA? June 30 2002, 10:12 PM 

 

Deha;

"Out of context" alma caresizlerin bas vurdugu bir yontemdir. Kendi inanclarinin dogrulugunu once kendilerine kanitlamalari gerekir. Cumlenin sonunu okumak istemezler. Once kendilerini aldatirlar bu gafiller, sonra digerlerini.. Aslinda digerlerini kandirma tesebbusu cogu kere basarisizlikla sonlanir.

Insan bu duruma dusenler icin cok uzuluyor. Nedeni de rakibin bu kadar aciz ve zavalli olmasi.. Insan dusmaninda bile kalite ariyor.. Battikca batiyor bizim Musluman tayfasi.. Islam'in neden icler acisi bir durumda oldugu anlasiliyor.. Bir yerlerde hata var ama, nerede? Islam'da mi, yoksa bizde mi?

 

  

 

DEHA

(no login)

212.146.156.197 Hacı June 30 2002, 11:39 PM 

 

Sağolsunlar bunları onların sayesinde ortaya çıkarıyoruz.

Bu yazıları böyle irdelemesek,gören bir şey sanır.

 

Kiminin sahtekarlığı,kiminin şirretliği gözler önüne seriliyor.

 

Kaybeden hep kendileri,hep kendileri.

 

Biz hiç kaybetmedik.

 

Çünkü dürüstüz,kendimize ve diğer insanlara saygımız var.

Ucuzluğun değil,zor olanın peşindeyiz.

 

İnanç biraz eksik beyin gerektiriyor.

 

Kimse kusura bakmasın !

 

  

 

dants

(no login)

213.14.11.140 Re: Evrim July 1 2002, 12:18 AM 

 

krizler içinde olan bir olguyu aslında tartışmak bile mantıksız. siz kendi kafanıza evrimi istediğiniz kadar savunun gün gelecek bu siteye gireceğim ve kimse olmayacak...

evrimin bugün ciddi savunulmasının 2 sebebi var : ideolojiler ve fikir değiştiremeyen evrimciler.

 

klasik bir ateist olduğun belli çünkü devamlı bazı şeyleri ısıtıp ısıtıp önüme koyuyorsun. tıpkı 6000 yıl olayı gibi, tekrar edecek olursam yaratılışçılık hakkında araştırma yapmadım kitap da okumadım. evrim yanlışsa hangi şık kalacak geriye ben buna bakıyorum. müslüman olmamın sebebi ise sünnetler ve kuran mucizeleridir.

 

açıklamaların yanlışlığı ise sadece onların değil karşı tarafın da suçu olur. mesela bazı dergilerde o kuştan bahsedilirken harun yahya nın yalan söylediği ortaya atılmıştır. ancak bu yazının resmin üzerinde olduğu diğer bir kitabında söylenmiş ve resim gösterilmişti. eğer dediğiniz olaylar yoksa (devamları alınanlar değil bulamdıklarınınız) tabii ki yayıncıya olan güven azalma gösterecektir. ancak bu asla bu adamın her sözü yalandıra gelmez. (bence) bu tip durumlarda karşı tarafın hatası göze çarpar çünkü bu tür yanlışları alglayacak okur kitlesi değil karşı taraftır.

 

""Out of context" alma caresizlerin bas vurdugu bir yontemdir" denmiş ama yine aklıma gelen ilk örnek o resimli yazı örneğidir. eğer öyle birşey söz konusu ise aynı şey sizin için de geçerlidir. bunu aklınızdan çıkarmayınız.

hacı ise dna nın çok mükemmel bir yapı olduğunu anlamakta( ya da ben anlatamadım) sıkıntı çekmektedir. bir arkadaş yardımcı olursa sevinirim.(birbirine benzer 4 yapı taşının olması bir yapı olması onun mükemmel olmasına engel teşkil etmez. tıpkı binalar gibi.)

 

ha bu sırada deha şu %99 olayının kaynağını vermeyi unutmuşsun. onu söylemen mümkün mü?

 

bir de evrim doğruysa ırkların ırklara üstünlüğü var mıdır?

 

ve son olarak, belgesel izlerken bir balık türü gördüm arkası da bir balığa benziyormuş ve avlarının kafasını küçük mağralar gibi yerlere sokup beklerken bir anda arkasına dönüp avını yakalarmış. ben bunu evrimle bağdaştıramadım. sizin açıklamanız var mı?

 

evrimin bilimsel yönünü bir kenara bırakmazsanız kopyala-yapıştırı saf dışı edemezsiniz. çünkü o adamların yaptığı bilimsel araştırma her durumda benimkinden(ya da sizinkinden) çok fazladır. ancak diğer yönlerini ( mesela ırkçılık )tartışmada bu sorun ortadan kalkar.

 

 

 

"Peki,Peygamberin doğru söylediğini nereden bileceğiz" kendi döneminde bile el-emin sıfatını kafirler de kullanır ve emaneti olanlar ona bırakırdı...(ayrıca sünnetlerin insan sağlığı açısından önemi de cabası o na inanmamız için.)

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.140.133.160 dants July 1 2002, 8:46 AM 

 

"klasik bir ateist olduğun belli çünkü devamlı bazı şeyleri ısıtıp ısıtıp önüme koyuyorsun. tıpkı 6000 yıl olayı gibi, tekrar edecek olursam yaratılışçılık hakkında araştırma yapmadım kitap da okumadım. evrim yanlışsa hangi şık kalacak geriye ben buna bakıyorum. müslüman olmamın sebebi ise sünnetler ve kuran mucizeleridir."

 

Iste senin bilimselligin bu kadar. Daha dinini bilmeden yaratilisciligi savunuyor, evrime saldirarak yaratilisciligi kanitladigini zannediyorsun.

 

Daha fazla soze hacet yok. Bu tartisma bilimin ve bilimsel dusuncenin zaferiyle sonuclanmistir.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.151 Dants,yazdıkça batıyorsun,farkındamısın? July 1 2002, 11:13 AM 

 

Peki,Peygamberin doğru söylediğini nereden bileceğiz" kendi döneminde bile el-emin sıfatını kafirler de kullanır ve emaneti olanlar ona bırakırdı...(ayrıca sünnetlerin insan sağlığı açısından önemi de cabası o na inanmamız için.)

 

 

Demek sen daha buralardasın,masallara inanma çağındasın.

 

Diyelim bir insan çok dürüst bir ömür geçirdi,

daha sonra hastalandı,olmayan şeyleri duyup görmeye başladı,

 

Bu adam dürüst diye,inancağız mı?

 

Yoksa hastaneye buyur edip tedavi mi edeceğiz.

 

Mantığın söylediği gibi,hiç bir arştırman ve bilgin yok,

burada ahkam kesiyorsun.

 

Önce biraz araştır,derslerine çalış sonra gel.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.151 Dants July 1 2002, 11:20 AM 

 

Kuran da,Muhammede mucize verilmediği yazar.

 

Eğer sen gene malum sitelerdeki Kuran mucizelerinden bahsediyorsan,biz onları çok irdeledik,eski yazıları okumanı salık veririm.

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.29.151 Dants July 1 2002, 2:55 PM 

 

 

'ha bu sırada deha şu %99 olayının kaynağını vermeyi unutmuşsun. onu söylemen mümkün mü?'

 

 

Mümkün,mümkün üzülme,

Bir derdin varsa Hawking le hallet !

 

 

DEHA

 

212.146.171.157 Dahi Bilim Adamı September 20 2001, 10:13 PM

 

Untitled September 5 2001, 9:07 AM

 

Yaratılışçılar,muhtelif çarpıtmalarla Bilim adamlarının söylediklerini çarpıtmaya ve onların sözde yaratılışı kabul ettikleri havasını yaymaya devam ediyorlar.

 

Günümüz dahi fizikçilerinden Stephen Hawking de söylemleri çarpıtılanlar arasında,önde gelenlerden.

Son yayımlanan kitabından, ,bazı görüşlerini sunuyorum;

 

'Maymunlar,İnsanlarla %99 Aynı Genetik yapıya Sahip oldukları halde,İzafiyet kanununu bilmiyorlar.Ancak bu yüzde 1'lik fark insana büyük bir avantaj sağlıyor;dil,Dil sayesinde insanlar dev,ama yavaş bir bilgisayar oluşturuyor.'

 

'Yaklaşık,2 Milyon yıldan bu yana İnsanoğlu,saldırganlık sayesinde hayatta kaldı.Dünyayı bir kaç kez yok edebilecek bir atom gücüne sahipken, insanların hala saldırgan olması,aptalca bir içgüdüdür.

Bu nedenle insanoğlunu fazla zeki kabul etmiyorum.'

 

Hürriyet Gazetesi 5.09.2001 Sayfa 6

 

 

 

 

 

 

  

 

doc

(no login)

195.142.50.203 mantik August 2 2002, 8:46 PM 

 

1-Aynı araştırmanın evrime inanan kolundaki doğru cevapları ile ilgili bilgi var mı? Ben maymundan geldiğimize inanıyorum çünkü bana öyle öğretildi

diyenlerin genetik bilgilerle bu söylediklerinin ne kadarını savunabildikleri hakkında özellikle?

 

2-Evrimin "yanlışlanabilir" bir hipotez olduğunu düşünüyormusunuz bu yazdıklarınız ışığında? Yanlışlanabilmesi için bilimsel olarak neler

gereklidir,bu konuda sizce evrim karşısındaki her iddianın altında köktendincilik" mi yatmaktadır?

 

3-Ağaç şeklinde düşünülmesi gerektiğini söylediğiniz evrimin dallarının uçlarındaki meyvaları birbirine bağlaması gereken dalların (ara geçiş formlarının-hatta milyarlarca dalın) mevcut olmaması o şekilde bir ağacın hayali olması anlamına gelmez mi?

 

4-Avustralya örneğinde bahsetmiş olduğunuz tavşanlarda doğal seleksiyon gerçekleşmiş ancak bu herhangi bir genetik farklılığa yol açmamıştır.

Biyolojide böyle bir mekanizma da tarif edilmemiştir şu ana kadar (mutasyon tür değişikliğine yol açabilecek kadar net sonuçları,ihtimaller dahilinde

asla ortaya koyamaz) Benzeri yüzlerce örnekte görülen doğal seçilimin bir başka örneğini verdiğiniz için teşekkürler.

 

Evrimin neden kabul gördüğü konusunda ise sorudan çok yazdıklarınızla ilgil yorum yapacağım. Evrim şu andaki tanımıyla ve sunduğu bilgilerle benzer

zayıf desteğe sahip ve yüzlerce açaıklayamadığı nokta bulunan başka hiç bir teorinin göremeyeceği kadar yoğun kabul görmüştür. Bunun başlıca sebebi ise

inanç konusunda yorum yapılabilecek bilgileri insanlara sunmasıdır. İnançlı olmayı tercih etmiş kişiler tarafından evrim olup olmaması çok önem

taşımaz. Öyle veya böyle yaratıldıklarını -evrimle de olabilir,kabul edebilirler. Hatta bu kadar düşük ihtimalle gerçekleşmiş olması gereken olayların varlığı bir "mucize" hissi de verip inançlarını daha da kuvvetlendirebilir.

Oysa inançsızlık söz konusu olduğunda durum tam tersidir. Eğer evrim varoluş hakkında bir çözüm sunamazsa hangi fikir bu inançsızlık inancına destek

verebilir ki? O yüzden evrim tartışmaları döner dolaşır aynı yerde tıkanır evrim savunucuları tarafında,bunu bu gruptaki arkadaşlar geçmişte çok tipik olarak dile getirdiler. Çok tipik bir örnek

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 doc August 2 2002, 9:53 PM 

 

"1-Aynı araştırmanın evrime inanan kolundaki doğru cevapları ile ilgili bilgi var mı? "

 

Hangi arastirma? Eger bilim adamlarinin Tanri konusu ve obur dunya ile ilgili fikirlerini inceleyen Nature dergisinin arastirmadan bahsediyorsan, o arastirmada bildigim kadariyla evrim konusunda bilim adamlarinin fikrini inceleyen bir kisim yok. Ama gercek bilim adamlari arasinda evrim teorisini kabul etme orani da cok yuksek duzeydedir. Butun saygin bilim dergilerinin, vs. evrim taraftari olmasi bunun kanitidir. Hatta bu konuda istatistiksel arastirmalar olduguna da eminim ama benim elimde bu tur bir sonuc yok henuz.

 

"2-Evrimin "yanlışlanabilir" bir hipotez olduğunu düşünüyormusunuz bu yazdıklarınız ışığında? Yanlışlanabilmesi için bilimsel olarak neler gereklidir,"

 

En eski balik fosillerinden daha eski bir memeli fosili bulup cikarin, evrim yanlislanir.

 

Dinozorlar cagindan kalma bir modern insan fosili bulun, evrim yanlislanir.

 

En eski mikrofosillerden daha eski bir dinozor veya insan iskeleti bulun, evrim yanlislanir, vs.

 

Evrim, kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir. Her basarili bilimsel teori gibi. Evrim bu gune dek, (150 yildir) butun cabalara ragmen, hatta bir de bilim dunyasi disindan ortaligi karistirmaya calisan yaratiliscilarin da cabalarina ragmen, hala yanlislanmamistir. Bir teorinin bu kadar yanlislanma cabasina karsin halen ayakta kalmasi ne kadar guclu oldugunu gosterir.

 

"bu konuda sizce evrim karşısındaki her iddianın altında köktendincilik" mi yatmaktadır?"

 

Evrimsel surecte henuz tam aciklanamayan veya aciklamakta zorlanilan konularin tespiti ve arastirilmasiyla ilgili gercek bilim adamlarinin pek cok bulgusu vardir. Fakat bu bilim adamlari bu bulgulari, evrimin yanlis oldugunu iddia etmek icin dile getirmez. Bilim adamlari arasindaki tartismalarda konu evrim diye birseyin gerceklesip gerceklesmedigi degil, nasil gerceklestigi, mekanizmasinin nasil oldugudur. Bugun bir turden yeni bir turun olusmasi konusu dahi acikca dogada gozlenmis durumdadir.

 

Yagmurun sebebinin bilinmedigi donemde, yagmurun yagdigini gozleyip, sebebinin ne oldugunu inceleyen bir bilim adamini dusunun. Yagmurun sebebiyle ilgili cesitli aciklamalar ortaya cikartacaktir bu bilim adami. Ama bu aciklamalarin bir kisminin bazi ayrintilari, cok kesin ve yuzde yuz netlesmis olmayabilir. Hatta yanlis olabilir. Fakat buradan cikartilacak sonuc yagmurun bulutlarda ve atmosferde meydana gelen bazi dogal surecler sonucu olustugu fikrinden uzaklasmayi gerektirmez. Yagmur bulutundaki yogunlugu ve atmosfer sicakliginin buna etkisini yanlis hesaplayan bir bilim adamina cevap olarak, "Demek ki yagmurun dogal sureclerle olustugu dogru degildir, yagmuru gokyuzundeki melekler, Tanri'nin talebi uzerine, bulutlarin ustune kovayla su dokerek yagdirirlar" denmez.

 

Yaratiliscilarin ise evrim tartismalarinda yaptigi budur.

 

"(ara geçiş formlarının-hatta milyarlarca dalın) mevcut olmaması o şekilde bir ağacın hayali olması anlamına gelmez mi?"

 

Ara gecis formlarinin olmadigi dogru degildir. Tartismanin tamamini yeterince iyi okumadigin belli oluyor. Yukarida, "ara gecis formlari" baslikli yazimi oku.

 

"4-Avustralya örneğinde bahsetmiş olduğunuz tavşanlarda doğal seleksiyon gerçekleşmiş ancak bu herhangi bir genetik farklılığa yol açmamıştır."

 

Dogal secilim ne demektir ki? Dogal secilim olmus ama genetik farklilik olmamistir ne demek? Dogal secilim zaten belli tur genlerin secilmesi, dolayisiyla populasyonun gen havuzunda kayma olmasi demektir. Dogal secilim olup, genetik farklilik olmamistir demek ya ne dedigini bilmemek, ya da cahilce konusmaktir. Bu cumlen zaten kendi icinde celiskili. Bir elma icin "Kirmizi degildir ama kirmizidir" demeye benziyor.

 

Yok eger kasdettigin yeni bir turun olusmasi ise, el insaf. 2 nesil icinde, hele de cografi izolasyon olmayan bir ortamda yeni bir turun ortaya cikmasini nasil bekleyebilirsin?

 

------------------------------------------------------

 

Inanc ve evrim konusunda ise soylediklerin, gercegin tam tersi. Evrime karsi cikanlar, inanclilardir. Evrim ortaya cikmadan once de inancsizlar vardi. Dolayisiyla inancsizligin dayanagi evrim degildir. Evrim sadece inancsizlarin bakis acisini destekleyen bir bilimsel bulgudur. Fakat evrim inanclilar icin olumculdur. Bu yuzden bu kadar cok saldiriyorlar, bu yuzden hala bu kadar cok evrim karsiti cikiyor. Fakat artik akli basinda inanclilarin da sayisi cok artiyor. Bugun evrimci dindarlarin da sayisi oldukca fazladir. Hatta bazilari kuranda evrim ayetleri bulmaya basladi bile.  Sizlerin de onlara katilmaniz kendi yararinizadir. Yoksa evrime karsi ciktikca kendi kuyunuzu kaziyorsunuz.

 

Bir de, yukaridaki tartismalarin tamamini dikkatlice okumani oneririm. Dogru durust okumadigin cevaplarindan belli oluyor.

 

  

 

doc

(no login)

195.142.49.218 Re: Evrim August 3 2002, 10:36 PM 

 

1-Gerçek bilimadamından kasıt nedir? Ben önce tanımımı yaparım sonra da ona göre ayırırım biliadamlarını gerçek veya değil deyip sonra da benim kendi tanımıma göre evrime inanma oranına bakarım diyorsanız haklı olablirsiniz. Kim gerçek kim değil? Ben nice gerçek diye dolaşan ama 2 kelimeyi bir araya

getiremeyen cahil bilimadamcıkları biliyorum ki evrime inanan,sabahtan akşama kadar çay içip 18 yaşındaki çocuklara ders vermekle mi gerçek

olunuyor? Ayrıca editör kurulu yine sizin "gerçek bilimadamı" kriterlerinize uygun evrime "inanan" kişilerle dolu dergilerde evrim aleyhtarı bir yazının

yayınlanabileceğini mi düşünüyorsunuz? Nature'da veya Science'daki evrim anlayışına sahip bir editör kurulunun protein oluşumundaki ihitmal hesaplarını veya DNA'ya enformasyon akışındaki imkansızlığı konu olarak inceleyebileceğini mi düşünüyorsunuz? Bunu yapamazlar,bilmedikleri veya anlamadıkları için değil,bulundukları düzen öyle gerektirdiği için. Sonra da neden orada yayın yok deyin,olmaz elbette,bu Milli Gazete'de komünizm leyhinde bir yazı görmek gibi bir şey.

 

2- Evrimin yanlışlanabilmesi için yazdıklarınızdan çok daha basit karşı tezler var ancak hala duruyor evrim yerli yerinde epey hasar görse de. Hani

ihtimal hesapları? Hani arageçiş formu olarak sunulan sonra değilmiş denilen Latimeria? Hani balinaların atası? Üstelik 1 tane de yetmez,bir türden bir

türe geçiş için varolmuş olması gereken milyarlarca kere milyarlarca arageçiş formundan bir tane bile mi yok? Arageçiş formları olarak yazdığınız yazıda hominid olarak da adlandırdığınız fosil serilerinden kiminin kiminden çok daha farklı sıralandıkları,bulunan başka bir fosil örneği ile

sıralamanın en baştan değiştiği,Australopithecus serisinin ise artık evrim

savunucusu kaynaklar tarafından bile sıralamadan çıkarılıp bir maymun türü

olarak değerlendirildiği çok açıkken bunlara hala ata olarak burada yazmanız

ilginç.

 

"Bilim adamlari arasindaki tartismalarda konu evrim diye birseyin gerceklesip gerceklesmedigi degil, nasil gerceklestigi,mekanizmasinin nasil

oldugudur."

 

cümlesi tipik bir evrim İNANCININ kanıtıdır. Evrim OLMUŞ OLMALI. Siz böyle bir sorgulama olmadan gerçekleşen bir kabulü nasıl çürütebilrsiniz?

Tartışmayız biz,çünkü öyle olmuş olmalı....

Tabi ki aksinin kabulü hatta varolma ihtimali bile kafalardaki kumdan kalelerin yıkılması anlamına gelecektir Öyleyse bastırın arkadaşlar evrim

aleyhinde her düşünceyi boğalım. Bu o kadar kolay değil... Yağmur örneğinizin konuyla ilgisini kurmak çok güç. Yağmurun yağmasında sebep-sonuç ilişkisinin araştırılması sözkonusuyken canlılığın varolmasında

nasıl bir sebep sonuş ilişkisi kurdunuz? Eğer ifadeniz bir gereklilikten sonra yaşam oluştu ve şartları vardı ise o zaman sormak lazım nem,basınç,yerşekilleri ile ilgili detaylı bilgiye sahip olunmasa bile genel gözlemle ne zaman yağmur yağıp yağmayacağını bir çocuk bile anlayabilirken

bu kadar ihtimal hesapları ile,HGP ile geldiğimiz noktadaki genetik bilgilerin ışığında genetik KATKI yapabilecek hiç bir biyolojik mekanizmanın

olmadığı bilgimizle evrim hakkında ne kadar daha spekülasyon yapabiliriz? Bu yüzlerce defa yalancı çıkmış bir çobana bir defa daha inanmaya benzer.

Yeni geldiğiniz bu grupta kimin cahilce konuştuğunu tespit edebilmek için önce biraz zahmet gösterip geçmiş yazıları ve sahiplerine bir göz atarsanız

kimin atıp atmadığını da görebilirsiniz.Yeni tür oluşumu hakkında sadece bu örneğe bağlı kalmanız şart değil,kaynak göstereceğiniz başka örnekler de

kabulümdür. Son olarak yazdığım yorumlar kendi gözlemlerim ve de bunu oldukça sık gözlemliyorum özellikle de evrimin yanlışlığını gördükten sonra inançları tamamen değişen hayata atgözlükleri ve önyargılarıyla ve kabulleriyle bakmayan biyolog dahil farklı formasyonlara sahip kişilerde Ancak evrimin

var olduğunu zanneden inançlı kişiler de var ve bu onların inançlarından da bir şey kaybettirmiyor. Ama tersi,ya tersi...Bu konuda itiraf.com'a

geçebilecek evrim savunucu anektodları var hala aklımda Zaten sizin "evrim sadece inancsizlarin bakis acisini destekleyen bir bilimsel bulgudur" cümleniz de bir ideolojinin ipucu değil midir? Evrim sahtekarlığına hayatım boyunca karşı çıkacağım ve objektif bakan her beyine bunu anlatacağım. Karşısında gösterilen her panik,hakaret,ilk defa

konuştuğu kişilerle sen-siz ayırımı bile yapamadan takınılan tavırlar o kadar keyif veriyor ki,bir çeşit turnusol kağıdı bu tepkiler. Doğru yapıyorsan renk hemen değişiyor.

 

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.135.73.228 doc August 5 2002, 6:05 AM 

 

Gercek bilim adamindan kasit, konusunun en derin inceliklerine vakif, sikca yayinlar yapan ve bilimin, bilimsel dusuncenin ne oldugunu bilen, anlayan bilim adamlari. Bu tur bilim adamlari, kendi alanlari disindaki konulardan da haberdardirlar, gercek birer entellektueldirler ve doktorasini eline alip bir universitede kadro kapmis her kisi bu sinifa dahil degildir.

 

Fakat Nature dergisinin anketinden bahsediyorsak eger, zaten bu ankete katilanlar, bu tur bilim adamlari arasinda bile kucuk bir azinligi olusturan, alaninda lider, sozu dinlenen, Nobel almis veya aday olmus, veya kendi alanindaki arastirmalari, dusunce bicimlerini etkileyen kilit adamlardan olusma bir gruptur. Bu tur bilim adamlari arasindaki ateist orani %76.7, agnostik orani %23.3 ve inancli orani sadece %7.9'dur. (1998, Nature dergisi anketi).

 

Ayrica yaratiliscilarin, inancsiz bilim adamlarinin hegamonyasi yuzunden bilimsel journal'larda yayin yapamadiklari iddialarina karsilik olarak, biyoloji alanindaki belli basli journal'larda juri gorevi yapan bilim adamlarina bunun nedeni ve gercekten boyle olup olmadigi soruldugunda, alinan cevap cok ilginctir. Yaratiliscilarin iddia ettigi gibi isteseler de yayinlanmamasi gibi bir durum yoktur. Gercek su ki, yaratilisci kesimden bu dergilere yayinlanmaya aday makale gonderilmemektedir. Gonderilen cok az sayida makaleden birkaci basilmistir. (Cunku basilanlar sadece evrim teorisinin su ya da bu teknik ayrintiyi aciklamakta zorlanacagini soylemekten baska bir bilgi icermiyor ve bu da gayet dogal birsey. Boyle bir makalenin basilmamasi icin hicbir sebep yok). Dikkat ediniz, burada Scientific American veya Nature gibi populer bilim dergilerini kasdetmiyoruz. Journal demek, akademik hayattaki kisilerin (docentler, profesorler, doktoralarini hazirlayan lisansustu ogrencileri, vs) yaptiklari bilimsel arastirmalari yayinladiklari, asiri derecede teknik ve ancak o konunun uzmani kisilerin anlayabilecegi makalelerin basildigi yayinlardir. Iste boyle yayinlara yaratilisci kesim tarafindan gonderilen makale sayisi parmakla sayilacak kadar azdir. Yani yaratiliscilarin, inancsiz bilim adamlarinin hegamonyasi masali bir yalandir. Gercek, yaratilisciligin bir bilim olmamasi, bu yuzden de yaratiliscilarin, teknik degilerde yayinlanabilecek yayinlar ortaya cikartamamalaridir. Yaratiliscilarin yayinlari sadece konuya yabanci halki kandirmaya yonelik "populer" yayinlardir. Yoksa teknik yayinlar degil. Yaratiliscilik bir "sozde bilim"dir (pseudo science), gercek bilim degil.

 

Bulunan fosillerle insanin evrim agacinin devamli degismesi ise gayet dogal birsey. Bilim degisen bir olgudur. Bilgimiz devamli artar. Bilginin statik oldugu alanlar sadece dinler gibi dogmatik alanlardir.

 

"Yeni tür oluşumu hakkında sadece bu örneğe bağlı kalmanız şart değil,kaynak göstereceğiniz başka örnekler de kabulümdür. "

 

Turlesme konusunda ornekler veriyorum, gormezden geliyorsun. Sonra da kalkip yeni ornek istiyorsun. Tekrar kopyaliyorum:

 

Turlesme sureci laboratuar kosullarinda meyve sinegi uzerinde yapilan calismalarla da deneysel olarak gosterilmistir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971. "An experimentally created incipient species of Drosophila", Nature 23:289-292).

 

Hatta laboratuar kosullarinda gozlenen evrim kanitlarindan suphe duyanlar icin, dogada gozlenmis turlesme ornekleri de vardir:

 

* Avrupa'dan Amerika'ya kitasina 20. yuzyilin baslarinda getirilen "goatsbeards" adi verilen uc cesit vahsi cicegin 20-30 yil gibi bir sure icinde, Amerika kitasina yayilmasi ve 1940'li yillardan sonra iki farkli turunun ortaya cikisi gozlenmistir. ("Tur" kavraminin taniminin geregi olarak, bu turler, evrimlestikleri diger "goatsbeards" turleriyle ureyememekte, yalnizca kendi aralarinda ureyebilmektedirler).

 

* Faroe adasi ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yil gibi kisa bir zamanda gozlenen turlesmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)

 

* Nagubago golunde, izolasyon sebebiyle cichlid baliklarinin 4000 yil gibi bir sure icinde 5 ayri turunun olusmasi. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)

 

Merak edenler icin bu tur daha yuzlerce ornek vardir. Saygin biyoloji dergilerinde yayinlanan cok sayida makalelerde bu tur konularin derinlemesine incelemeleri gorulebilir.

 

Evrim gunumuzde artik bir bilimsel gercek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamlari evrim olup olmadigini degil, evrimin mekanizmalarini tartisirlar.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.135.73.228 doc August 5 2002, 6:34 AM 

 

"bu kadar ihtimal hesapları ile,HGP ile geldiğimiz noktadaki genetik bilgilerin ışığında genetik KATKI yapabilecek hiç bir biyolojik mekanizmanın olmadığı bilgimizle"

 

Yagmur ornegi anlayan icin cok yerinde bir ornek. Ayrica, evrim surecinde genlerde degisimlerin nasil meydana geldigi oldukca ayrintili bir bicimde aciklanmistir. Eger ingilizceniz varsa, size ABD'deki saygin universitelerden birinde turlesme uzerine verilen bir dersin ozetlenmis ders notlarinin icerildigi su link'i ornek verebilirim:

 

Konuya yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece "turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi alinabilecek birkac link de veriyorum:

 

http://www.ucl.ac.uk/~ucbhdjm/courses/b242/Spn/SpnPP.pdf

 

Bir de su link'e goz atabilirsiniz:

 

http://www.sciencevictoria.org.au/ord898.htm

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 duzeltme August 5 2002, 6:27 PM 

 

Yukaridaki son yazimda,

 

"Konuya yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece "turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi alinabilecek birkac link de veriyorum:"

 

kismi fazlalik. Linkleri, vs. en yukaridaki giris yazimdan kopyaladigim icin yanlislikla bu kisim da kopyalandi. Bu kismi gormezden gelin.

 

  

 

dantes

(no login)

195.175.232.91 Re: Evrim August 7 2002, 7:40 PM 

 

evrime göre insanların evrimleşmesi birbirine paralel mi yani hiç arkada evrimleşen yada önde olan bir topluluk var mı yoksa evrimleşme paralellik gösterir mi?

 

ve dehaya konuyla ilgisiolmayan başka bir soru kur an da biz dünyayı uzatıyoruz benzeri bişeylerden bahsetmiştin yanlış hatırlamıyorsam bu nun tamamını yazabilir misin? sen değilsen yazan kişiyi biliyor musun?

 

bu sırada şu çok ünlü denilen bilim adamlarının isimleri sıralanmış mı? nature dergisi vermiş ki sen de bu kadar kesin konuşuyorsun (demek alanında lider ??? kimmiş bu adamlar bi isimlerini yazsana)

 

ayrıca şu en eski memeli zırvandan da yeterince bahsettin daha bir hafta önce evrimin insanlarla olan bölümü hakkında birisi bişey yazdığında(yeni bir fosil bulunmuştu hatırlarsan) hemen "ondan daha eski ve basit yapılar elbet bulunacak" diye evrimi savunanlar vardı...

 

"Evrim, kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir" diye göz boyama yapma.bana balık fosillerinden bahsedip aha bak bu balık karaya çıkmaya hazırlanıyomuş diye böbürlenirken o balığın denizin 180 m altında yaşadığından bahsetmedik mi? peki bilimsel bir yanlışı neden evrimcik adlı siteniz hala delil olarak gösterir. tıpkı miller, fox, at fosilleri olayında olduğu gibi...

 

yukardaki tartışmadan bahsedelim mi? sürekli öne sürdüğün deliller çürütülmüş oluyordu. istiyorsan evrimin delillerini sen yaz ben yine nasıl çürütüleceğini buraya yapıştırıym.ve sürekli aynı çürük kanıtları önüme sürüyordun ben senin fanatik olduğuna karar verdim ve tartışmaya devam etmedim nedeni ise hep aynı şeylerden bahsetmemiz ancak senin bir türlü anlamak istememendi. ve sıkşınca kuran a dil uzatıyordun.

 

evrimci din adamları olduğu gibi bugün ne kadar yanlış

bir yolu seçtiğini anlayan ve sonra dine dönen insanlar da vardır.

 

haa bir de evrim şu niçin olayını açıklayabildi mi(niçin beynimiz ve dilimzi gelişti)vss...

 

doc sana bi tavsiye evrimcilerin genel özelliklerini bi yerde yazmıştım ama tekrar edersek

 

evrim doğrudur çünkü evrim bilimin temelidir

evrim yanlışlayabilirsiniz (yanlışlayınca) bundan daha eski bişeyler elbet bulunur

bilim bizden yanadır çünkü evrim doğrudur.

evrime yanlış diyen yalancıdır kördür ve bilimden anlamaz

 

ve bunun gibi şeyler hele bir de fanatikle konuşuyorsan çok uğraşırsın ancak eninde sonunda seni bıktırırlar

 

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 dantes August 7 2002, 11:26 PM 

 

"evrime göre insanların evrimleşmesi birbirine paralel mi yani hiç arkada evrimleşen yada önde olan bir topluluk var mı yoksa evrimleşme paralellik gösterir mi?"

 

Bu tur bir soru zaten insan turunun zaman icinde degisiklik gosterdigini kabul etmis bir sorudur ve buna verilecek herhangi bir cevap, evrim teorisinin kabulunu etkilemez. Yukarida onerdigin iki sekilde de olsa, bunun evrim teorisinin gecerliligini etkileyen bir yonu yok. Fakat sunu soyleyebiliriz ki, bir turun atasi olan baska bir tur, ortadan kalkmak zorunda olmadigindan, bir turun belli bir bolgede yasayan bireyleri uzun sure boyunca hic degisiklik gostermeyebilir. (Ornegin kopekbaliklari cok uzun suredir vucut yapilarinda bir degisiklik olmadan yasarlar. Cunku yasadiklari ortama iyi uyum saglamislardir, ve dogal secilim mekanizmasi onlari degisiklik yonunde secmez). Fakat belli bir turun baska bolgelerde yasayan baska bireyleri hizli degisikliklere ugrayarak baska turler yaratabilir. Bu ortaya cikan ara turler de degisip baska turler yaratabilir veya duruma gore fazla degisiklik yasamadan uzun sure ayni kalabilir. Yani yukarida sorulan bu sorunun her duruma uyacak bir cevabi yok. Durum, ozel ornekler uzerinde incelenmek zorundadir. Hangi bolgede, hangi donemde yasayan hangi turden bahsediyoruz, aralarinda ne derece kontak var, vs. seklinde.

 

Nature dergisinin anketi yuzlerce bilim adami arasinda yapildigindan, tumunun adini listeleyecek durumlari yok anket sonucunu aciklarken. Bu yuzden sana tek tek isim veremem.

 

Gecenlerde bulunan fosile gelince, o fosilden daha ilkel insanimsi fosilleri zaten vardir. O bulguyla ilgili durumu tam anlayamiyorsunuz. O fosil sadece, bulundugu donemde varolan diger hominid fosillerden biraz daha fazla insani andiran bir fosildir. Fakat ondan daha eski ve daha maymunumsu gorunumlu pek cok fosil zaten vardir. Butun mesele, yeni bulunan fosiller ve verilerle evrim semasinin sekillenmesi, bulmacanin parcalarini eklemek suretiyle tum resmin yavas yavas tamamlanmasindan ibarettir. Hominid cizgisinde yer aldigi dusunulen ve diger primatlardan ayri degerlendirilen en eski fosiller 5 milyon, baska bazi daha ilkel fosiller de isin icine katildiginda en fazla 8 milyon yil oncesine aittir. Fakat dinozorlar 65 milyon yil once yok olmustur. Durum hala gecerli. 100 milyon yillik bir insan iskeleti bulun, hatta ilkel bir maymun iskeleti bulun, o zaman evrim teorisini buyuk sekteye ugratirsiniz.

 

"bana balık fosillerinden bahsedip aha bak bu balık karaya çıkmaya hazırlanıyomuş diye böbürlenirken o balığın denizin 180 m altında yaşadığından bahsetmedik mi?"

 

O balik fosilini ben getirmedim. Sen boyle bir fosil oldugunu ve karaya cikan bir canliya ait oldugu dusunulurken daha sonra boyle olmadiginin anlasildigini soyledin. Bu verdigin bilgi dogru mudur bilmiyorum ama dogruysa zaten bunda hicbir gariplik yok. Ne sudan karaya gecis tek bir turun tekelindedir, ne de suyun 180 m altinda yasayan ornekleri var diye bir turun kendisini karaya cikmaya hazirlayan evrimsel degisiklikleri gecirmis olmasinda bir gariplik vardir. Nitekim, ayni turun eskiden yasamis bazi bireyleri karaya cikmis olabilir, bir kismi ise suya donup daha derinlerde yasamaya baslamis olabilir.

 

"peki bilimsel bir yanlışı neden evrimcik adlı siteniz hala delil olarak gösterir. tıpkı miller, fox, at fosilleri olayında olduğu gibi..."

 

Onlar bilimsel bir yanlis degildir de ondan. Sadece yaratilisci kaynaklar onlarin bilimsel bir yanlis oldugunu iddia eder. ABD'de su siralar Discovery channel'da ve PBS denen bir kanalda sikca evrim uzerine belgeseller cikiyor. Tumu de yeni yapim olmasina ragmen, tum bu bilgiler (Miller, foz, at fosilleri, archeopterix, vs.) ayrintili bir bicimde dile getiriliyor. Bunlar yanlisligi anlasilmis bilgiler olsa, yeni yapilmis belgesellere niye dahil edilsin? Eger buna cevap olarak evrimcilerin onyargisi falan diyeceksen, bu kadarina insaf derim. Siz bu verilerin, bilim adamlari tarafindan gecersizliklerinin gosterildigini ve artik evrimci bilim adamlari tarafindan bile dile getirilmediklerini iddia etmiyor muydunuz?

 

"ben senin fanatik olduğuna karar verdim ve tartışmaya devam etmedim nedeni ise hep aynı şeylerden bahsetmemiz ancak senin bir türlü anlamak istememendi. ve sıkşınca kuran a dil uzatıyordun."

 

Hayir sen tartismaya devam etmedin, cunku ben tartismayi yaratiliscilik teorisine cektim. Senden alternatif aciklama istedim. Dedim ki, tamam, evrim yanlis olsun. Gelin bunlari kendi teorinizle aciklayin. Hatta bu konuda bir baslik bile actim. Ama hicbir babayigit yaratilisci cikip bu bulgulari (fosil kayitlari, canliligin ortaya cikisi, degisip degismedikleri, degistilerse bu degisikligin mekanizmasi, bunlarin dini bilgilerle nasil bagdastigi, vs) yaratilisciliga dayanarak aciklamaya kalkisamadi. Bunun sebebi aciktir. Cunku yaratiliscilik bir alternatif teori degildir. Bu bulgularin hicbiriyle ilgili elle tutulur yaratilisci aciklamalar yoktur. Adina "Bilimsel Yaratiliscilik" denir ama ne bilimsellikle ilgisi vardir, ne de herhangi bir aciklama sunar. Bilimsel Yaratiliscilik, sadece bilimin bazi bulgularini alip, bilim aleyhine kullanma girisimidir. Cabasi birseyleri curutmek uzerinedir. Yoksa aciklamanin alternatifini getirmek uzerine degil.

 

"evrimci din adamları olduğu gibi bugün ne kadar yanlış

bir yolu seçtiğini anlayan ve sonra dine dönen insanlar da vardır. "

 

Insanlar olabilir, fakat boyle bilim adamlari yoktur. Insanlarin lisede evrim teorisini biraz ogrenip (eger gittikleri okulda ogretiliyorsa), delillerden ikna olarak evrim dogru olmali demeye baslamasi, fakat sonra dinsel cevresi yuzunden ve cevresinde bulunan evrimin yanlisligini iddia eden kisiler ve yayinlar yuzunden, demek ki yanlismis demesi mumkundur. Cunku bilim, insanlarin beynine diger populer kultur urunu yayinlar ve soylemler kadar basariyla girememektedir. Okullarda ogretilebilecek miktar sinirlidir. Eger kisi kendi cabasiyla bilimsel bilgilerin pesinden gitmiyorsa, zaman icinde ogrendigi sinirli miktarda bilgiyi bile unutmasi ve beyninin demogoglar tarafindan yikanmasi mumkundur. Fakat yeterince ogrenen, veya bu isin bilimini yapan kisiler icin boyle birsey sozkonusu degildir.

 

  

 

dantes

(no login)

195.175.226.247 Re: Evrim August 8 2002, 6:12 PM 

 

1 sorum açık olmamış galiba diyorum ki şu an yaşayan topluluklar birbirine eşit mi evrime göre yoksa daha çok evrimleşmiş ya da daha az evrimleşmiş bir topluluk var mı? laf kalabalığı yapma sadece var veya yok de. sadece 2 kelime var-yok.

 

2 kaçamak cevap verme bana en ünlülerini yaz (10 tane yeter) bakalım bunlar kimler miş.

 

3 fosil insanın evrim sürecini nasıl zora sokar biliyor musun ? bak şimdi x y z adlı 3 fosil olsun ve aynı sıralı olsun bir gün bir adam y x ten önce yaşamıştır diye bişey bulursa bu bahsedilen fosil olayının rafa kaldırılmasını sağlamaz mı? ancak size göre sağlamıyor.

 

3 )" Bugun Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi, gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece sansli olmamizdan dolayidir. " bu bir"coelacanthi [kolekant] ve rhipidistian isimli baliklari icermekteydi."June 28 2002, 11:10 AM bu da 2. bu senin yazın ve bundan ilk ben bahsetmedim sen bahsettin."O balik fosilini ben getirmedim" bu ise senin ne kadar sallayabileceğini gösterdi.

 

4 bak tekrar edersem ki bunu yukarda sık sık yaptım yaratılışı ben burada savunmuyorum burası evrim için açılmış bir yerdir. de mi yahu neden böyle basit bir bilgiyi anlamak istemiyorsun ki? yaratılışla ilgili bir yer açtın ve ben gelmedim bana göre evrim yanlıştır. ben bunu savunurum.

 

"Fakat yeterince ogrenen, veya bu isin bilimini yapan kisiler icin boyle birsey sozkonusu degildir." klasik bir evrimci artık tartışmaya gerek yok bunun için tartışmak istemiyorum çünkü kendinizi çok zeki zanneden insanlardan öteye gidemiyorsunuz.

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 dantes August 8 2002, 8:04 PM 

 

Su anda dunya uzerinde yasayan tum insanlar homo sapiens turune aittir. Birbirleriyle ciftlesebilmeleri ayni tur olduklarinin gostergesidir. Fakat yasadiklari cografi bolgelere gore adaptasyon gecirmislerdir. (Degisik irklar, vs). Adaptasyon gelismislik icermeyeceginden, ve tumu ayni tur oldugundan, ortada biyolojik olarak daha gelismis bir tur veya daha az gelismis turler diye birsey oldugundan bahsedilemez (insanlar icin). Fakat kulturel evrim acisindan dusunuldugunde, daha gelismis toplumlar ve daha az gelismis toplumlar vardir. Nitekim 50 bin yildir kulturel degisimimiz, biyolojik degisimimizden cok daha fazla. Su anki beynimiz 50 bin yil once yasayan atalarimizin beyniyle asagi yukari ayni. Fark, egitim ve birikimdir. Kulturel, bilimsel ve teknolojik mirastir. Her neslin bildiklerini bir sonraki nesle ogretmesi sayesinde ortaya cikan bilgi birikimidir.

 

Nature dergisi isim aciklamadigindan, o ankete katilan isimleri benim bilmeme ve sana aciklamama imkan yok. Ama kim bu kisiler diye sorup, sanki bilim adamlari arasinda bile sadece belli bir azinlik evrime inaniyormus havasi yaratmaya calisma. Bugun, biyoloji alanindaki asagi yukari hangi ciddi bilim adamina bakarsan bak, evrimi kabul ettigini gorursun. Bu yuzden ozel olarak tek tek isim vermeye bile gerek yok. Cok boyle bir listenin sonu gelmez. Onun yerine evrime inanmayan biyologlarin listesini yapmak daha mantikli. Hic olmazsa liste kisa olacagindan, sonu kolay gelir.

 

Yani kisacasi, sen soyle bakalim, evrime inanmayan unlu biyolog biliyor musun? Ozellikle de nobel adaylari, nobel sahipleri ve omrunun 30 yilini biyoloji alaninda yayin yaparak gecirmis turde bilim adamlari arasinda.

 

Yeni fosil bulgulari, evrim semasini degistiriyor, bu dogru. Ama turlerin degistigi fikrini birak curutmeyi, tam tersi destekliyor. Bunu nasil goremiyorsunuz hayret dogrusu.

 

Balik fosilinden ilk kimin bahsettigi onemli degil. Dedigim gibi, sizin bilimsel bulgularla curutuldugunu iddia ettiginiz pek cok evrimsel iddia ve degisik fosiller (ara gecis formlari, vs), tum ciddi belgesellerde halen dile getirilmektedir. Eger bilimsel bulgularla bunlarin gecersizligi gosterilmis olsa, yeni yapilan belgeseller, bunlari konu edinmez. Bunlarin curutuldugu sadece Harun Yahya ve diger yaratiliscilarin iddiasidir. Bu kisilerin bilimsel kaynaklardan cimbizladiklari cumlelerle sanki bilim artik evrime karsiymis izlenimi vermeleri ve kamuoyunu buna ikna etmeleri, boyle bir gelisime izin veren gunumuz bilim adamlari ve aydinlari acisindan bir talihsizlik, hatta belki bir basarisizliktir.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 Bilim adamlari ve evrim egitimi August 8 2002, 8:05 PM 

 

Bilim adamlari kendi ciddi calismalarina gomulu kalmaktan, bulgularini halka aciklamayi ihmal etmis, ve meydan Harun Yahya gibi meslegi halki etkilemek olan populist demogoglara kalmistir. Batida dahi, bilim adamlari yaratiliscilarin komik iddialarina cevap vermeyi kendi ciddi bilimsel eylemlerine yakistiramadiklarindan ve bu sacmaliklarla ugrasmayi zaman kaybi olarak gorup, bunun yerine calismalarina konsantre olmayi sectiklerinden, sonunda kendilerinin ne yaptigindan bir nebze bile haberi olmayan ve beyni yaratilisci demogoglar tarafindan yikanmis bir kamuoyuyla karsilasmislar ve ornegin Jefferson High School orneginde oldugu gibi, ogrenciler, velilerin, hatta bazi orneklerde okul calisanlarinin bile evrim ile birlikte yaratilisciligin da fen derslerinde ogretilmesi turunde talepleriyle, hatta kimi zaman evrimin ders kitaplarindan cikarilmasi, vs. turu problemlerle ugrasmak zorunda kalmislardir.

 

Bunu goren bilim adamlari ABD'de artik bu konuda bir kamuoyunu aydinlatma kampanyasi baslatmis ve bunun sonucunda ornegin TV'lerde evrimi anlatan belgeseller cogaltilmistir. Yillar once ABD Supreme Court (En ust mahkeme)'sinin yaratiliscilarin Bilimsel Yaratilisciligin da alternatif bir teori olarak fen derslerinde okutulma talebini reddeden kararinda mahkemeye bilir kisi raporu olarak sunduklari bildiriden beri, batida bilim adamlari bu konuda daha hassastir ve halki ellerinden geldigince aydinlatmaya calisirlar.

 

Asil sorun, bilimsel kamuoyu guclu olmayan Turkiye gibi ulkelerdedir. 1980'lerde evrim lise biyoloji kitaplarindan neredeyse cikarilarak yerine yaratiliscilik teorisi konmustur. Yeni nesiller bu safsatalarla yetismis ve pek cok okulda biyoloji dersleri evrim teorisinin birakin ogretilmesini, "curutulmesine" (sozde curutulme) ve yaratilisin kanitlanmasina ayrilmistir.

 

Lise biyoloji kitaplarinda yer alan evrim oyle onyargili, basit ve bilim disi bir yolla anlatilmaktadir ki, adeta dinci biyoloji ogretmenlerinin kolayca curutup karsi cikacagi bir ornek olsun diye oraya konulmus gibidir. Bu kitaplarda evrimcilerin dediginin aksine kurbaga, fare ve yilan kaninin insan kanina maymun kanindan daha yakin oldugu ve Darwin'e gore guclunun yasayip zayiflarin olecegi, fakat dinazorlar ve mamutlar gibi cok guclu canlilarin soyunun tukendigi, buna ragmen ornegin solucan gibi zayif canlilarin hayatlarini surdurmeyi basardigi turunde bilgiler verilmektedir. (Bunlarin hala kitaplarda olup olmadigini bilmiyorum ama en azindan bir ara varoldugunu biliyorum).

 

Tum bunlar, yukarida yazan dantes ve doc gibi kisileri yetistirmek icin gelistirilmis bir egitim sistemimiz oldugunu ve boyle devam edersek ulke ve toplum olarak gelecegimizin parlak olmadigini, cehalet ve gerilik icinde surunmeye mahkum kalacagimizi gosteren cok aci isaretlerdir.

 

  

 

dantes

(no login)

195.175.226.204 mutlu son August 9 2002, 5:06 PM 

 

evet görüldüğü üzere evrimciler böyle bilip bilmeden sallamakla kalmazlar aynı zamanda dedikleri yalan çıkınca kıvırma işlemine başlarlar.

 

yahu koçum bilmeden dikilmeyin karşıma deki aha bak bu adamlar evrimci de...neredeeee size göre lafla herşey biter.

 

ben bıktım arkadaş bundan sonra gelmem belki her neyse

 

buraya giren yaratılışçılara uyarım ise burda pek çok,

 

çok bilmiş, kör insanlarla tartışacaksınız ve çok uğraşacaksınız özellikle bazılarının bilim adamları evrimci falan felan deyince isim isteyin yani her bilgide kaynak isteyin çünkü devamlı böyle sallarlar...

 

 

  

 

ali oktay

(no login)

212.156.10.236 dante August 9 2002, 7:41 PM 

 

bu gece nasıl uyursun bilmem,gene boyunuzun ölçüsünü almışsınız anlaşılan,bilimsel temel yetersiz kalınca koçum ayakları ha..yerim senin o dilini.şu "çok bilmiş" lafını da çok tuttum doğrusu,bir itiraf mı?itiraf itiraf.övünmek gibi olmasın ense seyretmeye alıştık.

hadi sana güle güle gene tutturamadınız.

 

  

 

ali oktay

(no login)

212.156.10.236 sevgili Mantık August 11 2002, 11:06 AM 

 

Ornitorenk hakkında ne düşünüyorsun?

 

hem yumurtlayan hemde memeli olan ayrıca gagası da olan bu amphibian bir arageçiş formu sayılabilrmi?

 

Bilmeyenler için :

Ornitorenk Avustralya kıtasında yaşayan,ilk kez 1700 lerde keşfedilmiş,hem karada hem suda yaşayan,memelilerin ilkel gurubu olan tek deliklilere dahil,gagalı,ve de yumurtlayarak çoğalan(yumurtaları çok ince zarımsı kabuklu) ilginç bir hayvan.insan onu gördüğünde,şaka olsun diye çeşitli hayvan parçalarından kolaj yapılmış sanabilir.hatta bir ördekle su samurunun aralarına kunduzu da alarak gurup seksi yaptıkları duygusunu anımsatan bu garip hayvana bakıp sevgili Tanrımızın arada bir şaka da yapabildiği sonucuna varabiliriz.okadar garip ki memeli olmasına rağmen meme uçları olmayan tek memeli türü,sütü meme derisinden sızar ve yavru tarafıdan yalanır.erkekte penis yoktur,kuşlar gibi cinsel organlarını yapıştırarak çiftleşir.arka ayaklarında savunma amaçlı zehirli bir tırnakları var.su altında avlanıyorlar.su üstünde evleniyorlar,kıyıda oynaşıyorlar,derileri samurunki gibi postlu.çok ilginç değilmi,ey yumurtaya can veren Allahım.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.145.212.172 ornitorenk August 12 2002, 12:13 AM 

 

Ornitorenk (Ornithorhynchus anatinus) ya da "platypus" cok ilginc bir hayvan. Genellikle yasayan bir fosil olarak tanimlanir. Kurklu, sicak kanli, yumurtlayarak cogalan ve reptillerin bazi ozelliklerini tasiyan bir memeli.

 

Bu turun atalarindan kabul edilebilecek benzer bir ture ait eldeki en eski fosil, dinozorlar cagindan kalma, 110 milyon yillik bir fosildir (Steropodon galmani) . 1991'de Arjantin'de (Patagonya colunde) 60 milyon yil oncesinden (Avustralya ve Guney Amerika kitalarinin birlesik oldugu donemlerden) kalma ornitorenk'in atalarindan baska bir ture (Monotrematum sudamericanum) ait bir fosil bulunmustur. Soyu ortadan kalkmis 3 ayri ornitorenk turune (Obdurodon insignis, Obdurodon dicksoni ve Obdurodon sp. A) ait 15 ve 25 milyon yillik baska fosiller de ele gecmistir. Gunumuzdeki ornitorenk'lerin en yakin atasi sayilabilecek bir ture (Ornithorhynchus sp.) ait 4.5 milyon yillik baska bir fosil de mevcuttur.

 

Gunumuzdeki ornitorenk turune (Ornithorhynchus anatinus) ait eldeki en eski fosil ise 100 bin yilliktir.

 

Bu canli ilk olarak 1799'da ingiliz bilim adami Dr. George Shaw tarafindan tanitilmistir. Avustralya'dan kendisine bu canlinin ici doldurulmus bir ornegi ilk gonderildiginde Dr. Shaw bunun bir aldatmaca oldugunu dusunmus ve eline bir makas alarak elindeki maket canlinin gagasini cenesine baglayan kismi kesmis ve dikis izleri aramistir. (Birinin bir ordek gagasini su samuru turu bir canliya yapistirip kendisine gonderdiginden suphelenerek).

 

Bu kadar eskiye uzanan cizgisi ve hem memeli hem reptil ozelliklerini hala tasimasi sebebiyle gunumuzdeki ornitorenk'in bir yasayan fosil oldugu soylenmektedir.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.132.225.85 evrimci biyologlarin ismini istemek August 12 2002, 4:24 AM 

 

Dedigim gibi, evrimi kabul eden biyologlar diye isim vermek, cok sacma kaliyor. Cunku gercekten de bilim dunyasinda, biyoloji alaninda calisan ciddi bilim adamlari arasinda, zaten evrimi kabul etmeyenini bulmak zordur. 20. yuzyilin unlu biyologlarindan biri olan Theodosius Dobzhansky'ye gore, "Biyoloji alaninda, evrim teorisi olmadigi takdirde eldeki bilgilerin hicbiri bir arada duramaz, tumu anlamsiz kalir".

 

Ama madem evrimci bilim adami ismi isteniyor, hic olmazsa unlu, taninmis, degerli bilim adamlari arasinda, evrimci olduklari bilgisi kamuoyuna da yansimis olan birkacinin ismini verelim: Stephen Jay Gould, Richard Lewontin, Steve Jones, Richard Dawkins, Francis Crick, John Maynard Smith, Theodosius Dobzhansky. Ayrica gecen yilin tip/fizyoloji alaninda nobel odulu almis olan Leland H. Hartwell, R. Timothy Hunt ve Paul M. Nurse'un, calisma konularina bakildiginda (hucre biyolojisi), evrimi kabul etmeden bu konuda birsey ortaya cikartamayacaklarindan, bu kisilerin de (tip/fizyoloji alaninda onceki yillarda nobel almis bilim adamlari gibi), herhangi birinin evrimi kabul etmiyor olmasinin mumkun olmadigi soylenebilir. Cunku zaten yaptiklari yayinlarda kullandiklari terim ve kavramlar dahi, zorunlu olarak, temel altyapilarindan biri evrimsel biyoloji olan gunumuz dogal ve biyolojik bilimlerinin dunya gorusune dayanmaktadir.

 

Buraya gelen arkadaslarin, bilmedikleri konularda bos konusmak yerine, once bir yeterli arastirma yapmalari, konuyu her yonunu tartisacak kadar anladiklarindan ve bildiklerinden emin olduktan sonra fikir beyan etmeleri gerekir. Yoksa sonra, hayal kirikligi icinde, evrimi bilim adamlarinin degil, sadece birkac yari cahil demogogun reddettigini ogrenir, hatta evrimin gunumuz biyoloji biliminin temel yapitaslarindan biri oldugunu anlayip, bu yeni ogrendigi bilgiyi kavrayabilmek ve kendi beyinlerinde bir muhakemesini yapabilmek icin tartismadan uzaklasmak zorunda kalirlar.

 

Bilim adamlarinin evrimci oldugu bilgisinin bu arkadaslara bu kadar surpriz gorunmesinin altinda yatan sebep Harun Yahya ve BAV'in yaniltici calismalaridir elbette. Yani aslinda asil suclanacaklar onlardir. Yoksa buraya kendilerinden cok emin bir edayla gelen doc, dantes, turgay atacan, vs. gibi tipler, sadece bu toplum manipulatoru demogoglar tarafindan kullanilmis cahil kurbanlardir. Bunlar kendi yeterince bilmedikleri konularda, cok bildigini zannettikleri BAV yazarlarinin fikirlerine guvenerek, bu kadar acik gercekleri gormeyen ve bilmeyen "cahil" evrimcilere ders vermek icin gelmisler, fakat sonra, asil bilgi eksiklikleri olanlarin kendileri oldugunu; ve cahil evrimciye cok nadir rastlanirken, evrim karsitlarinin ise cogunun cahil oldugunu acikca gormusler, ve bunu itiraf etmeselerde, en azindan olayin kendi zanenttikleri kadar acik ve basit olmadigini ve kendi kafalarinin almayacagi kadar karmasik ve cok bilgi gerektiren meseleler oldugunu farketmislerdir.

 

Bu arkadaslarin temel hatalari, bu forumda basindan beri anlatmaya calistigimiz temel bilimsel dusunce prensiplerinden habersiz olmalaridir. Bilgi edinmek icin bir cahil yontem vardir, ki bu guvenilir birinden bilgiyi hazir almayi ve kopyalamayi icerir; bir de cagdas ve bilimsel yontem vardir ki, bu ise arastirarak, ispat ederek veya edildiginden emin olarak, bilgiyi acikca "uretmek" ve "ortaya cikamak" yoluyla bilgi edinmektir.

 

Bu arkadaslar dinsel dusuncenin kullandigi ve dayattigi birinci (cahil) yontemi kullanmakta direttikleri surece, ortacagda atlarin agzinda kac tane dis oldugunu saatlerce, gunlerce tartisan hristiyan din adamlarina benzeyeceklerdir. Bu din adamlari bilgiyi guvenilir kaynaklarda (kutsal kitaplar veya artik o devirde tartisilmaz basucu kitabi haline gelmis Aristo'nun kaynaklarinda) arayip durmus ve hazir almak istemislerdir. Gidip, bir at bulup, agzindaki disleri sayarak bilgiyi uretmek akillarina gelmemistir.

 

Ne oldugu belli olan, acik olan, kamuoyuna malolmus olan veya ispatlanmis olan bilgiler, sorgulanmayacak turde bilgilerdir. Bilim adamlarinin evrimci olup olmadigi da boyle bir bilgidir. Bu bilgi, atlarin agzindaki dis sayisi bilgisine benzer. Sir degildir. Gidip atin agzini acmak yeterlidir bu bilgi icin. (Yani gidip internette birkac search yapmak, veya birkac kitap alip okumak). Boyle bir bilgi icin delil istenmez, ornek istenmez, isim listesi istenmez.

 

Boyle bir bilgi icin, evrimci bilim adamlarinin isminin listesini istemek, buraya evrimi tartismaya gelen bu kisinin, aslinda konu hakkinda ne kadar cahil oldugunu gosterir.

 

Dincilerde bu hazirlop bilgi alma mentalitesi cok yaygindir. Gidip okuyarak, arastirarak bilgiyi kendileri edinme aliskanliklari olmadigi icin, hep birilerinden hazir aldiklari icin, kendilerine verilen ve daha once bildikleriyle bagdasmayan bilgiler konusunda da her zaman asiri supheci ve temkinlidirler. Boyle bilgilerle karsilastiklarinda, bunu bilmemelerinin kendi cahilliklerinden degil, karsidakinin kendilerini aldatmak istemesinden kaynaklandigini dusunmek egilimindedirler. Kuran'daki ayetler konusunda bile bu durumun boyle olmasi, yani ornegin getirilen acikca sacma ve celiskili ayetlerin, gercekten de kurandan alindigindan bile suphe etmeleri, karsilarindakilerin kuranda olmayan ayetleri varmis gibi getirerek onlari kandirmaya calisacaklari suphesiyle her zaman ayet ve sure numarasi istemeleri, bu kisilerin en temel konularda, kendi savunduklari basucu kitaplari hakkinda bile okuyup arastirma yoluyla bilgi edinmediklerini gosterir.

 

Halbuki kuran konusunda kandirilabilecegini dusunmek kadar sacma, cocukca ve absurd bir iddia olamaz. Bu konu da atin agzindaki disleri saymak gibidir. Falanca ayetin kuranda gecip gecmedigini anlamak icin kurani iyi bilen birine gidip sorulmaz. Kuran acip bakilir. Ve kimse kimseyi boyle bir konuda kandiramaz. Ateistlerin kuranda olmayan ayetleri karsilarina getiriyor olmasi endisesi, bu yukaridaki "cahil" bilgi edinme yonteminin bu bilgisiz, cahil ve bagnaz kafalarda yarattigi tuhaf bir paranoyadir sadece.

 

Bilgiye "ulasma" aliskanliklari olmadigi icin, bilgi hep soylev ve vaaz yoluyla hazir bir sekilde dinci buyukleri tarafindan ayaklarina getirildigi icin, gelen bilginin dogrulugu, bilgiyi getirenin guvenilirligine baglidir bu kisiler icin. Yabanci birinden gelen bilgi ise, hazir bildikleri bilgilerle ortusmuyorsa, bu bilgi konusunda ne yapacaklarini bilemezler. Bilgilerin dogrulugunu test etmek aliskanliklari olmadigi icin, ve hangi tur bilgilerden suphe etmeleri gerektigini, hangi tur bilgilere ise guvenilmesi gerektigini kolay kolay ayirt edemedikleri icin, daha once bilmedikleri ve kendi kafa yapilariyla ortursmeyen bir bilgiyle karsilastiklarinda, genellikle bunu yanlis kabul edip reddetmeyi secerler.

 

Sonra bir de kalkip buralarda martaval okur, sanki karsilarindakiler cahilmis, kendileri tum evrenin gerceklerine vakifmislar edasiyla bilmislik taslamaya calisirlar. Ama genellikle kendi cahilliklerini ve karsilarina aldiklari kesimle aralarindaki entellektuel duzey farkini gormekte gecikmezler. Bunu acikca itiraf etmeselerde genellikle karsilarindakilerin kendilerinden cok daha bilgili oldugunu farkeder, fakat buna ragmen kendi bilgilerinin dogru oldugu konusundaki sarsilmaz inanclarini sorgulamazlar. "Karsidaki benim bildiklerimi biliyor ve fazlasini da biliyor olduguna gore, bu kisinin hakli olma olasiligi benim hakli olma olasiligima gore cok daha yuksektir" diye dusunmezler de, her nasilsa hala kendi bildiklerini okumaya devam ederler.

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.67.36 'Ara Geçiş Fosili' olabilir mi? August 12 2002, 9:26 AM 

 

Dün gece National Geographic te ilginç bir belgesel vardı.

Taung Child.

 

2-2,5 Milyon yıllık 3 yaşlarında bir çocuk kafatası.

Beyin kalıbı hacim olarak şempanzeye uygun,ancak omurgaya bağlantısı,dik yürürdüğünü gösteriyor.Diş tetkikleri ise insana uygun(Köpek dişleri vs).

 

Çene şempanzeler kadar çıkık değil ve düzleşmiş.

 

Ekranda,Taung Çocuğu ve Şempanze fosili yanyana gösterilerek kıyaslandı.

 

Ve orada tartışılanlar çok farklıydı.

 

Kimilerinin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirdiği 25 yıllık saçmalıklardan çok çok farklı.

 

  

 

okan

(no login)

195.142.48.76 Re: Evrim August 12 2002, 10:56 AM 

 

25 yıllık saçmalık ne ?

orada tartışılanlar neydi. Ben seyretmedim de.

 

 

  

 

DEHA

(no login)

212.154.67.36 Okan August 12 2002, 11:04 AM 

 

25 yıllık saçmalık,Miller Deneyi,Archopterix,Ara geçiş formu vs zırıltıları.

 

Orada tartışılanlarsa,İnsan Evrimi'nin halkaları ve detayları,doğru olup olmadığı değil.

 

Çok meraklı isen tekrar verir,takip et ve seyret !

 

  

 

Mantik

(no login)

65.160.128.2 belgeseller August 12 2002, 8:00 PM 

 

Yukarida da acikladigim gibi, son zamanlarda ABD'de cesitli TV kanallarinda evrim ile ilgili bolca belgesel cikiyor.

 

Gecenlerde izledigim 1 saatlik bir belgeselin ana konusu hayatin baslangiciydi. Sadece Miller deneyi, vs. den bahsetmekle kalmiyor, cogumuzun duymadigi pek cok farkli calismalardan, gozlemlerden, deneylerden bahsediyor. O konuda calismalar o kadar ilerlemis durumda ki, bilim adamlari, hayatin ilk ortaya ciktigi kosullara benzer oldugunu dusundukleri cesitli bataklik benzeri arazilerde yerde bulduklari camurumsu yiginlari inceliyor, iclerinde bulduklari bakterilerin, hayatin en ilkel formlarinin gunumuzdeki en yakin ornekleri oldugunu tespit ediyorlar. Isin biyokimyasini buyuk olcude anlamis durumdalar. (Tabi ki yine de henuz her ayrintiyi bilmiyorlar).

 

Baska bir belgeselde, kuslarin kokeni inceleniyor. Kuslarin dinozorlar cizgisinden geldigi fikriyle, onun alternatifi olan kuslarin kendilerine has baska bir cizgiden geldigi fikirlerini karsilastiriliyor, her ikisi icin de elde bulunan lehte ve alehte deliller ortaya konuluyor.

 

Bu programda da bolca archeopterix'ten bahsediliyor haliyle. Iki grup, bu fosili digerinden biraz farkli yorumluyor. Dinozor cizgisini savunanlar, bu fosilin acikca bir ara gecis formu oldugunu dusunurken, diger gorusu savunanlar, bu fosilin surungen ozellikleri tasimasina ragmen, gunumuz kuslarinin atasi olmadigini dusunuyorlar.

 

Fakat iki tarafin da, ne canlilarin degisime ugradiklarindan, ne evrim teorisinden, ne de archeopterix'in hem surungen hem kus ozellikleri gosteren bir ara form oldugundan supheleri var. Tartisilan sadece archeopterix gunumuz kuslarinin atasi olabilir mi olamaz mi noktasi.

 

Bu belgeseli izlerken farkettim ki, yaratiliscilarin bu foruma getirdikleri archeopterix'in ara form olmadigi yolundaki iddialar, kuslarin kokeni konusundaki dinozor teorisini degil, diger teoriyi savunanlarin fikirlerinden derleme.

 

Fakat tabi ki, cogu yaratilisci soylemde oldugu gibi, bu konuda da evrimcilerin fikirleri acikca carpitilmis. Bu fosilin neden kuslarin atasi olamayacagini dusundugu yolundaki dellillerini aciklayan bilim adaminin soylediklerini alip, bu bilim adami sanki bu fosil bir ara gecis formu degildir, evrim diye birsey de yoktur demis gibi gostermisti dantes ve diger evrim karsiti arkadaslar. (BAV'dan koyaladiklari yazilarla).

 

Halbuki belgeseli izleyince goruyoruz ki, archeopterix konusunda o itirazlari getiren bilim adaminin amaci bunun bir ara gecis formu olmadigini kanitlamak da degil, evrimi reddetmek de degil. Adam zaten evrim biyologu. Sadece ellerindeki fosilleri yerli yerine yerlestirmeye ve canlilarin hayat agacini dogru bir bicimde cikarmaya ugrasiyorlar. Yoksa evrimi reddetmeye falan degil. Adam orada bu fosilin kuslarla dinozorlar arasindaki bir gecis oldugunu dusunmedigini, kuslarin kokeninin baska reptiller oldugunu, bu fosilin ise, kendi fikrine gore gunumuz kuslarinin atasi olamayacagini soyluyor sadece.

 

Fakat belgeselin sonunda, diger cizginin (dinozor kokeni) daha baskin oldugu ve su anki fikrin daha cok bu yonde oldugu aciklaniyor. Yani bu fosilin kuslarin atasi oldugu ve dinozorlarla kuslar arasinda bir gecisi temsil ettigi daha yaygin bir fikir evrim biyologlarinda anlasildigi kadariyla.

 

Bunlari gorunce, yaratiliscilarin yaptigi ahlaksizliklardan biraz daha nefret ediyor insan.

 

Keske bu belgeseller Turkiye'de de yayinlansa da, insanlar biraz daha aydinlansa.

 

  

 

ali oktay

(no login)

195.175.135.149 belgeseller, August 12 2002, 8:43 PM 

 

Mantık ne iyi yaptın şu konuyu açtın,Tv yi belgesel dışında kesinlkle izlemem,ama gerek NG,gerekse Discovery i tekrar tekrar izlerim,bence insanlık için yapılan en büyük iyilik derim her seferinde.o filmlerin ne koşullarda nelere mal olduğunu düşünmeden rahat koltuklarımızda yıllar süren bir çekimi bir saatte izleyiveririz.geçenlerde bir angutun fosillere bilim adamlarının sahtekarlığı dediğini düşündükçe gülmekten kendimi alamıyorum.bazan inançlı arkadaşlarımla izlerim pek ilgilenmiyorlar ama tutkulu olduğumu bildiklerinden izlememe engel de olmuyorlar.düşüncelerini dışa vurmaktan kaçınıyorlar,çünki iki kelienin biri evrim.aklıma samanyolu TV nin belgesel sahtekarlığı geldi,sizler yurt dışında yaşadığınızdan belki de seyrememişsinizdir.belgeseleri özenle türkçeleştirip orjinal sesi de sonuna dek kısıp,her tümcenin sonunda Allahım sen nelere kadirsin gibi bir tümce ekleyip,aslında yasadışı olan bu ahlaksızlığı yıllarca sürdürdüler.sansür edilmiş belgeseli herhalde bu ülkeden başka bir yerde görmek olası değildir.

 

sevgiler..

 

  

 

oguz

(no login)

213.243.30.5 Konu acilmisken... August 12 2002, 11:16 PM 

 

 

National geographic channel Turkiye 25 Agustostan itibaren EVRIM dizisine basliyor. Haberiniz olsun...

 

 

  

 

oguz

(no login)

213.243.30.5 Mantik.. August 12 2002, 11:22 PM 

 

 

Turkiye'den epeydir uzaktasin sanirim...

 

Fakat bilmeni isterim ki;

 

Turkiye de epeyce belgesel kanal Turkce yayin yapmakta ve yanilmiyorsam sayilari ALTI...

 

Ayrica bir cok yabanci belgesel kanal da bazi digital platformlarda izlenebiliyor.

 

 

  

 

Mantik

(no login)

172.133.34.170 oguz August 13 2002, 8:21 AM 

 

Gercekten de uzun suredir Turkiye'den uzaktayim. Gerci Discovery channel'in Turkiye'de yayin yaptigini biliyordum (Turkiye'yi son ziyaretimde gormustum) ama National Geographic'i bilmiyordum. Bunlar guzel haberler.

 

Ben Turkiye'deyken de belgeseller bolca cikardi TV'de ama su siralar icin bahsettigim belgeseller ozel olarak evrim teorisinin ogretilmesi ve kitlelere duyurulmasiyla ilgili oldugu icin ozel olarak onlardan bahsediyordum.

 

Buyuk ihtimalle kisa zaman icinde hepsi Turkiye'ye de geliyor olmali bu yayinlarin.

 

Tabi bunlari asil seyretmesi gerekenler seyretmiyor ya, orasi baska.

 

  

 

knz

(no login)

62.248.103.46 Re: Evrim August 13 2002, 8:27 AM 

 

Milli eğitim bakanlığı öğretmenlere meslek içi

kurslarda bu tür filmleri izletebilir.

konununnuzmanlari ile tartişilir.

sonra onlarda edindikleri bilgiyi sınıflarda kullanabilir.

eğitimi genellikle çok pahalli çözümlerde ariyoruz, basit çözümleri ihmal ediyoruz.

video bilgisayardan çok daha ucuz.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.133.34.170 ali oktay August 13 2002, 8:30 AM 

 

Ben de TV'de cogunlukla belgeselleri izlerim. Onun disinda ozel olarak gununu, saatini bekleyip izledigim pek yayin yoktur. Eger rastlanti eseri, seyrek olarak, TV karsisinda vakit oldurecek bir durumum olursa, o zaman izlerim diger programlari, komedileri, dizileri, vs.

 

TV'den egitim amaciyla gunumuzde kullanildigindan cok daha etkin olarak yararlanmak mumkun aslinda. Fakat programlar kar gudusuyle yapildigindan, TV'nin eglence yonu on plana cikti tabi basindan beri. Bunda da garip bir taraf yok elbette, ama gonul isterdi ki, egitim yonune daha bir vurgu yapilsin televizyonun.

 

  

 

Mantik

(no login)

172.133.34.170 knz August 13 2002, 8:31 AM 

 

Dediklerine kesinlikle katiliyorum.

 

 

Ana sayfaya geri don

Tartismalar sayfasina geri don


Hosted by www.Geocities.ws

1