Evrim
June
11 2002 at 10:20 AM Mantik (no login)
from
IP address 172.149.8.90
--------------------------------------------------------------------------------
Farkediyorum
ki, evrimi tartismak isteyen cok arkadas geliyor foruma. Fakat malesef evrimi
tartismak isteyen cogu kiside konuyla ilgili onemli duzeyde bilgi eksikligi
gozlemliyoruz.
Evrim
tartismalarinin, evrimin ne oldugunun ogretilmesine donusmemesi icin, konuyla
ilgili temel bazi bilgilerin ozetlenecegi boyle bir sayfanin faydali olacagini
dusundum.
Burada,
evrimin ne oldugunu ve evrim ile ilgili bazi konulari ozetleyecegim firsat
buldukca.
-----------------------------------------------------
Temel
Evrim Bilgileri
*
Organizmalar yuksek ureme kapatisetisine sahiptirler, fakat populasyonlar
genellikle yaklasik olarak ayni kalir. (Dolayisiyla, dogada yuksek bir olum
orani vardir).
*
Hayatta kalma mucadelesi canlilar arasinda rekabete sebep olur.
*
Hayatta kalip ureyebilenler, yasadiklari ortamda kendilerini daha avantajli
kilan ozelliklere sahip olanlardir.
*
Bu durum dogal secilime sebep olur.
Dogal
secilimin mekanizmalari:
*
Mutasyonlar
*
Goc sebebiyle populasyona yeni genlerin girmesi veya populasyondan bazi
genlerin ayrilmasi
*
Populasyonda rastlantisal faktorlerle genetik kayma olusmasi (ornegin sel,
volkanik patlama, yangin, vs. gibi faktorlerin populasyonun belli bir bolumunu
ortadan kaldirmasi)
*
Ciftlesmede es secimi (hayatta kalma konusunda avantaj saglayacak genetik
ozelliklere sahip eslerin secimi)
Cesitlilige
sebep olan mekanizmalar:
*
Eseyli ureme (crossing over ve genetik rekombinasyon genlerin rastlantisal
karisimini saglar ve her dollenmede iki farkli genom birlesir)
*
Cekinik genler de genotipte saklanir
*
Heterozigot avantaji (daha fazla ureme)
Adaptasyon:
*
Iklim veya diger cografi faktorlerin canlinin karakteristiklerinde zaman icinde
degisikliklere sebep olmasi
*
Degisik kosullar altinda yasayan ayni tur canlilarin, degisik karakterlere
sahip olmasi
Turler:
*
Kendi icinde cogalabilen, fakat diger gruplarin bireyleriyle ciftlesemeyen
canli grubu
Turlesme:
*
Bir tur icindeki kucuk bir grubun, ureme acisinda ana gruptan izole hale
gelmesi ve ana grup bireyleriyle artik ciftlesemeyecek kadar degisiklige
ugramasi
Turlesmenin
sebepleri:
*
Cografi izolasyon yoluyla turlesme
*
Adaptif yayilma: organizma grubunun ani (jeolojik zaman olceginde binlerce yil)
cesitlenmesi
*
Simpatrik turlesme: cografi izolasyon olmadan gerceklesen turlesme:
Poliploidlik, yani birden fazla kromozom setinin olusmasi en onemli sebep.
Mitoz ya da mayoz bolunmede gerceklesebilir. Iki turu bulunmakta.
-
Autopolyploid: Canli icinde kromozom sayisinin iki katina cikmasi
-
Allopolyploid: Iki farkli turun turler arasi hibrid ortaya cikarmasi. Ozellikle
bitkiler arasinda yaygindir. Hibridler genellikle steril olup, ureyemez. Fakat,
eger mitoz/cytokinesis mayozdan once olursa, mayoz normal olarak meydana
gelebilir. Bitkiler arasinda cok yaygindir. Cicekli bitkilerin %50-70 kadari
polyploiddir. Polyploid olmayan simpatrik turlesme de mumkun. Ayciceginden
ornek: Helianthus annuus & H. petiolaris-----> H. anomalus
*
Turlesmede eseyli uremenin de onemli rolu vardir.
Buyuk
tur gruplarinin olusumu (makroevrim):
*
Uzun zaman icindeki asamali degisimler
*
Jeolojik zaman acisindan kisa sayilabilecek bir surede olusan hizli degisimler
veya ani ortaya cikislar (buradaki kisa donem binlerce veya milyonlarca yili
kapsar)
Evrimde
insanlarin anlamakta zorlandiklari ve en cok suphe ettikleri konu turlesme
oluyor. Zaten pek cok kisi evrimin diger aciklamalarina karsi cikamiyor bile.
Hele de artik gunumuzde, adaptasyon ve diger pek cok evrimsel surec hicbir
supheye yer birakmayacak bicimde anlasilmis ve gosterilmistir.
Konuya
yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece
"turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi
alinabilecek birkac link de veriyorum:
http://www.ucl.ac.uk/~ucbhdjm/courses/b242/Spn/SpnPP.pdf
http://www.sciencevictoria.org.au/ord898.htm
Turlesme
sureci laboratuar kosullarinda meyve sinegi uzerinde yapilan calismalarla da
deneysel olarak gosterilmistir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971.
"An experimentally created incipient species of Drosophila", Nature
23:289-292).
Hatta
laboratuar kosullarinda gozlenen evrim kanitlarindan suphe duyanlar icin,
dogada gozlenmis turlesme ornekleri de vardir:
*
Avrupa'dan Amerika'ya kitasina 20. yuzyilin baslarinda getirilen
"goatsbeards" adi verilen uc cesit vahsi cicegin 20-30 yil gibi bir
sure icinde, Amerika kitasina yayilmasi ve 1940'li yillardan sonra iki farkli
turunun ortaya cikisi gozlenmistir. ("Tur" kavraminin taniminin
geregi olarak, bu turler, evrimlestikleri diger "goatsbeards"
turleriyle ureyememekte, yalnizca kendi aralarinda ureyebilmektedirler).
*
Faroe adasi ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yil
gibi kisa bir zamanda gozlenen turlesmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution:
Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)
*
Nagubago golunde, izolasyon sebebiyle cichlid baliklarinin 4000 yil gibi bir
sure icinde 5 ayri turunun olusmasi. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and
Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)
Merak
edenler icin bu tur daha yuzlerce ornek vardir. Saygin biyoloji dergilerinde
yayinlanan cok sayida makalelerde bu tur konularin derinlemesine incelemeleri
gorulebilir.
Evrim
gunumuzde artik bir bilimsel gercek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamlari
evrim olup olmadigini degil, evrimin mekanizmalarini tartisirlar.
Mantik
(no
login)
172.149.8.90
Evrimi Tartismak June 11 2002, 10:30 AM
Evrimi
tartismadan once, belli bazi noktalara dikkat etmek gerekiyor.
1)
Evrimi tartismak isteyen iki taraf da evrim teorisini yeterince biliyor mu?
Herseyden once, evrime karsi oldugunu soyleyen kisi, acaba evrim teorisinin ne
oldugunu dogru olarak tanimlayabiliyor mu? ABD'de yapilan bir istatistiksel
arastirma, cok ilginc bir tespit yapiyor. Okullarda evrim teorisinin
okutulmasiyla ilgili fikirleri arastiran bir ankete gore, evrim teorisinin
okutulmasina karsi cikanlarin sadece %2'si evrim teorisinin dogru tanimini
coktan secmeli bir soruda 5 secenek arasindan dogru olarak secebiliyor.
Bilimsel yontem ve dinsel dusunce bicimi arasindaki farki bilen icin hic de
sasirtici olmayan bir sonuc bu.
2)
Evrimi tartismak isteyen kisi, bilimsel yontem ile ve dinsel inanc arasindaki
farkin bilincinde mi? Forumdaki diger bazi basliklarda belirttigimiz gibi,
bilimsel yontemle dini inanc arasindaki temel fark, yarginin deneyden once mi,
yoksa sonra mi yapildigi noktasindadir. Bilimsel yontemde yargi deneyden
sonraya birakilir. Dini dusunce biciminde ise yargi bastan verilir, deney sonuclari
buna gore yorumlanir.
Dinsel
dusunce bicimine alisik kesim, evrimi de inanilacak veya inanilmayacak birsey
olarak degerlendirir. Aynen dinsel inanc gibi evrim de "inanma"
kategorisinde bir fikirdir onlara gore. Isin delil, kanit, aciklayicilik ve
deney gibi kisimlarini gormezden gelirler. Daha dogrusu bilmezler.
Eger
bir odaya girip, isigi acmaya calisirsaniz, ve anahtari cevirdiginiz halde isik
yanmazsa ne yaparsiniz? Buyuk ihtimalle, once anahtari birkac kez daha acip
kapamayi denersiniz. Burada, belki farkinda degilsiniz ama, yaptiginiz sey bir
hipotez olusturmaktir. Anahtari birkac kez acip kapayarak ise, bir deney
yaparsiniz. Bu hipotezi test edersiniz. Isik hala yanmazsa, yanlis hipotezinizi
(yani "belki ilk denemede iyi kontak olusmadi" fikri) reddersiniz.
Bunun yerine birbaska hipotez getirirsiniz. "Yanik ampul" hipotezi.
Bu hipotezi de ampulu degistirerek test edersiniz. Eger isik yanarsa,
hipoteziniz dogrulanmistir. Eger yanmazsa, bu kez sigortayi veya elektrik
hattini kontrol edersiniz. Kisacasi, her gun farkinda olarak veya olmayarak
uyguladigimiz bu ve buna benzer pek cok adim vardir. Bu adimlarin sistematik
hale getirilmis sekli "bilimsel yontem"dir. Bilim adamlari bu yontemi
bilincli bir sekilde, karmasik problemler icin uygular. Mesele neye inanip
inanmadigimiz degil, hipotezlerimizin olgulari dogru aciklayip aciklamadigi ve
olgularla dogrulanip dogrulanmadigidir.
Bir
hipotez degisik kosullarda defalarca test edilir ve her seferinde dogrulanirsa,
o hipotez bir "teori" halini alir. Eger bir kez bile yanlis cikarsa,
terk edilir, yeni durumu aciklayacak bir hipotez ve o hipotezden kurulacak bir
teorinin pesinde kosulur. Bir teori, yeni bulunan bulgular ve yapilan
deneylerle devamli test altinda bulundurulur.
Ornegin,
eger bunca zamandir (150 kusur yil), ilk balik fosillerinin bulundugu
kayalardan daha eski kayalarin icinde, memeli fosillerine bir kere bile
rastlanmis olsaydi, bu durumda evrim teorisinin onemli bir parcasi (yani
memelilerin baliklardan cok daha sonra ortaya ciktigi) yanlislanmis olurdu.
Fakat 150 yildir yapilan hicbir kazi bu fikri yanlislayamamaktadir. Bu sadece
isin basit bir kismi. Daha bu tur milyonlarca ayrinti vardir evrim teorisi gibi
genis bir konuda. Tum evrim teorisi, bilimin diger alanlari gibi bu ve buna
benzer konular uzerinde devamli test edilirler.
Dolayisiyla,
bilim dunyasinda inanip inanmamak diye birsey yoktur. Kanitlarla ve gozlemlerle
desteklenip desteklenmemek diye birsey vardir. Dolayisiyla, yaratiliscilarin,
birakin test etmeyi, tek bir somut dayanagi bile olmayan fikirleriyle (dini
inanc), yukarida bahsettigimiz yonteme gore gelistirilmis bir teorinin
karsisina cikmalari aslinda cok komik olmaktadir.
3)
Evrim karsiti kesimin, evrim teorisine olan pek cok itirazi, yanlis
bilgilenmeden ve yanlis kabullerden kaynaklanir. Bu da ilk maddede
bahsettigimiz, karsi ciktiklari teoriyi tam bilmemeleri gerceginin bir
uzantisidir. Ornegin, "Cinar agaci maydonozdan nasil gelmis
olabilir", "Kedi solucandan nasil gelmis olabilir", vs. gibi
itirazlar, evrim teorisinin iddialarini ve fikirlerini bilmemek ve kendi
kafalarindaki kabullere gore konusmaktan kaynaklanir.
Ya
da "Insanlar maymundan geldiyse, bugunku maymunlar neden insan
olmuyor" sorusu. Bir kere, evrimi tartisacak bir kisi, oncelikle evrimi
duz bir cizgi gibi degil, bir agac gibi dusunmeyi ogrenmelidir. Bilindigi gibi
bir agacin ana govdesinden, alt dallar, her alt daldan daha kucuk alt dallar ve
onlardan da baska kucuk alt dallar cikar. Dogadaki turlere bakmak, bir dalin
milyonuncu alt dalindan cikmis bir canliyla, baska bir dalin beli milyarinci
alt dalindan cikmis bir canliyi karsilastirmak gibidir. Dolayisiyla, bir turun
bir digerinden daha ilkel olmasi, onun atasi oldugu anlamina gelmez.
Ayrica,
bir turun baska bir turden evrimlesmesi ("turlesme"), atasi olan
turun ille de yok olacagi anlamina gelmez. Turlesmede iki onemli faktor vardir:
genetik cesitlilik ve cografi izolasyon. Ornegin, bir bolgede yasayan bir
salyangoz cinsinin, bolgede yeni bir gol ortaya ciktiginda durumunun ne
olacagina bakalim. Bu durumda, genetik cesitlilik, artik birbirinden izole iki
grup arasinda ayri ayri birikerek kendini gostermeye baslayacaktir. Kuru
bolgede yasayan salyangozlar ve islak bolgede yasayan salyangozlar olarak. Cok
sayida nesilden sonra, golun kurudugunu ve iki grubun tekrar birbirleriyle
kontak haline geldigini varsayalim. Eger bunca nesilden sonra, genetik
farklarin birikimi, yeterli bir miktara ulastiysa, artik bu iki tur salyangoz
arasinda ciftlesme mumkun olmayacak ve bastan bir tur olan salyangozdan, iki
farkli tur ortaya cikmis olacaktir. Eger hala aralarinda gen transferi
(ciftlesme) mumkunse, ortada hala tek bir turun (fakat cok daha genis bir
genetik cesitlilige sahip olarak) bulundugunu soyleriz.
4)
Birbaska dikkat edilmesi gereken husus alternatif fikirlerin aciklayiciligidir.
Basarili bir teori, gozlemleri aciklayabilmeli ve olaylarin gelecekte alacagi
yon uzerinde de tahminde bulunabilmelidir.
Ornegin
Avustralya'daki tavsanlar ornegini alalim. Tavsanlar, Avustralya'nin yerlisi
olan bir hayvan turu degildir. Ilk olarak 12 adet tavsan (oryctolagus cuniculus
cinsi) Avustralya'ya 1859 yilinda Avrupa'dan gocmenler tarafindan
getirilmistir. 1886 yilinda, tavsanlar Avustralya'danin guneydogu kiyilarina
ulasmisti ve yilda 66 millik bir hizla yayiliyorlardi. 1907 yilinda, tavsanlar
Avustralya'nin hem dogu hem de bati sahillerine erismisti ve hicbirsey bu
yayilmalarini onleyemeyecek gibi gorunmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri
ortamda nufuslarini dengede tutan faktorlerin (yiyecek miktari, rakipler ve
kendilerini avlayan turler) Avustralya'da bulunmamasiydi. Tavsanlar,
Avustralya'nin hayvancilik sektorunu destekleyen bitki ortusunu yok ediyor ve
hayvanciliktan gecinen kesimde buyuk maddi zarara yol aciyorlardi. Avlamalar,
tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayilmayi onlemeye yetmiyordu.
Tek
secenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologlari uzun testlerden sonra,
sivrisinekler yoluyla yayilan bir virus hastaligi (myxomatosis) gelistirdiler.
Virus, tasiyicisi olan Amerikan tavsaninda olumcul olmayan bir hastaliga yol
aciyor, fakat Avustralya'ya da yayilmis Avrupa tavsaninda olumcul oluyordu.
Insanlara ve Avustralya'da yasayan diger canlilara da bir zarari yoktu.
Gorunuse gore, bir cozum bulunmustu.
Nitekim,
hastalik 1950 yilinda Avustralya tavsanlari arasinda yayilmaya baslamis ve cok
kisa sure icinde tavsanlarin %99.9'unu oldurmustu. Fakat herhangi bir evrimsel
biyologun cok kolay tahmin edebilecegi gibi, kendi turunun devamini
saglayamadan tasiyicisini olduren bir parazit, evrim surec icinde "secilim"e
ugrayacakti ve mutasyona ugrayan virusun, ancak tavsani oldurmeyen
varyasyonlari hayatta kalacakti. (Digerleri tavsanlarla birlikte oldugu icin).
Bu arada, tavsanlar da mutasyona ugrayacak ve aralarinda bu viruse daha
dayanikli olanlar hayatta kalma egiliminde olacakti. Boylece doga, Darwin'in
kesfettigi "dogal secilim" ilkesi uyarinca virusun daha az oldurucu
genetik varyasyonlarini ve tavsanlarin da daha dayanikli genetik
varyasyonlarini sececekti. Gunumuzde, bu hastalik yuzunden tavsanlar arasindaki
lum orani %40 civarindadir ve artik tavsan nufusunun kontrolu icin etkin bir
yontem olmaktan cikmistir. Bu, evrimsel surecin, insanlarin gozleyebilecegi
kadar kisa bir sure icinde (birkac insan nesli) gerceklesmis, onceden tahmin
edilebilmis ve bu tahmine dayali olarak aynen gozlenmis bir sonucudur.
Bu
ve benzeri olaylarin aciklanmasinda, evrimsel biyolojinin alternatifi olan
hicbir aciklama girisimi bulunmamaktadir. Eger yaratiliscilik bir bilimsel
alternatifse (iddia ettikleri gibi), evrimsel biyolojinin dogada acikladigi bu
ve benzer milyonlarca olguyu, ayni basariyla veya daha iyi aciklayabilmelidir.
Fakat bilindigi gibi, yaratilisci kesimin derdi bilim yapmak, aciklama bulmak
veya dogruya ulasmak degildir. Onlarin tek derdi tabularini ve dogmalarini
korumaktir. Evrim teorisinin, insanin kokenine iliskin bulgularinin, dini
inancla celismesi yuzunden, butun dertleri isin bu kismindan siyrilabilmek,
mumkunse gerceklerin ustunu ortup, evrimi dogrudan reddedebilmektir. Teorinin
aciklayiciliginin cok acik oldugu diger konular onlarin umurunda bile degildir.
Kisacasi,
aralarinda, yontem, dusunce yapisi, bilgi duzeyi ve amac olarak daglar kadar
fark olan iki fikrin, sanki ayni kulvardaymis gibi karsilastirilip yarisa tabi
tutulmasi, isin asli komedinin ta kendisidir. Bugun, bilimsel bilgilere
yeterince asina kesim icin, evrim teorisinin aciklayiciligi ve gercekligi,
dinsel aciklamalarin ise komikligi asikardir.
Evrim
teorisinin tartisilmasiyla ilgili olarak, burada degindigim 4 noktadan baska,
dikkat edilmesi gereken pek cok baska faktor de var elbette.
Ayrica,
evrimin aciklayici gucune ornek teskil eden baska konular var, ornegin
bakterilerin ilaca direnci, endustri kelebekleri, sitma hastaligi, vs. Onlarin
bir kismina da baska bir yazida deginecegim.
Daha
sonra firsat kaldiginda insanin evrimi, vs. gibi konulara da girmeye
calisacagim.
utarid
(no
login)
212.252.6.203
Evrim June 11 2002, 11:40 PM
Mantik
evrim konusundaki degerli bilgilerinden dolayi tesekkürler..
Yanliz
su var. Evrimi sadece biyolojik acidan aciklamissin...
Tamam
biyolojik acidan gayet mantikli ve bilimsel görülüyo. Ama dedikleri bizim rakı
gibi sisede durdugu gibi durmamis. Siyasetcisinden, iktisatcisina;
sosyologundan, psikologuna kullanilmis..
Darvin,
biyolojik acidan yaptigi bu aciklamalarin sosyoloji,siyaset,ekonomi ve dine
sicramasina ne tepki vermis?
Mesela
ekonomik acidan büyük sirketler kücük sirketleri yutar demisler.
Büyük
devletlerin kücük devletleri yutmasi ve sömürmesi doga kanunu gibi kabul edilir
olmus. Sömürgeciligin ve istilaciligin resmi felsefesi olmus.
Hiristiyanlarin
ve Yahudilerin yaratilisla ilgili ayetleriyle celismesinden dolayi dinsizlerin
önyargisiz bilimi kabul edilmis..
Bunlari
da aciklarsan sevinirim..
Byes..
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
utarid June 12 2002, 5:40 PM
Sosyal
darwinizm denen dusunce tehlikelidir. Biyolojik evrim kuraminin otomatik sonucu
degildir. Buyuk balik kucuk baligi yutar mantigini sosyal olaylarda, siyasette,
insanlar arasindaki iliskilerde kullanirsaniz, uygarliktan cikar, orman
kanununu topluma getirirsiniz. Insani insan yapan birbirine destek olmasi,
aklini, mantigini ve zihinsel ustunlugunu kullanarak bir arada yasamasidir.
Toplum olabilmesi insana guc katmistir. Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin
birbirine destek olmasi, guclunun zayifi korumasidir. Insan olmanin erdemi
buradadir. Bir seyi dogada gorup, aynen insan toplumunda uygulamak gercek bilim
degildir. Insan zaten doganin kontrolunden cikip dogayi kontrol etmeye
baslamasiyla insan olmustur.
Ayrica
bir bilimsel bilginin nasil kullanilacagi insanlarin sorumlulugudur. Bilim
gerceklerle ve doganin tasviriyle ilgilenir. Doganin nasil olmasi gerektigiyle
degil. Ahlaki yargilarla da degil. Ahlaki yargilar subjektiftir. Hirosima'ya
atilan atom bombasindan nasil E=mC2'yi bulan Einstein'i sorumlu tutamazsak,
Nazizm'den de Darwin'i sorumlu tutamayiz.
SAYGIN
(no
login)
195.175.211.246
Dincilere June 13 2002, 10:12 AM
Ben
sadece soruyorum. Ateizm ve din sitesinde evrimle ilgili bilgiler veriyordu.
Orada bir kaç şey dikkatimi çekti. Hayvanlarda ve insanlarda evrim süreci
nedeniyle vücuttaki bazı şeyler işlevini yitirmiş örneğin erkekte memenin
işlevi ne? veye hayvanlarda bazı omurgaların işe yaramadığı belirtiliyor. Şimdi
ben bunu evrim teorisiyle çok rahat kabul edebilirim Fakat dincilerin dediği
gibi topraktan yaratıldıysam vücudumda işe yaramayan parçalar niye duruyor?
Tanrı bana memeleri niye verdi Hiç işe yaramıyorki. hem hayvanlar aleminin
üzerine yaptığı bir varlıktan gelmeyi hiç kabul edemem.
Galilei
(no
login)
195.142.52.27
Re: Evrim June 13 2002, 11:06 AM
Sosyal
darwinizm denen dusunce tehlikelidir. Biyolojik evrim kuraminin otomatik sonucu
degildir. Buyuk balik kucuk baligi yutar mantigini sosyal olaylarda, siyasette,
insanlar arasindaki iliskilerde kullanirsaniz, uygarliktan cikar, orman
kanununu topluma getirirsiniz. Insani insan yapan birbirine destek olmasi,
aklini, mantigini ve zihinsel ustunlugunu kullanarak bir arada yasamasidir.
Toplum olabilmesi insana guc katmistir. Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin
birbirine destek olmasi, guclunun zayifi korumasidir. Insan olmanin erdemi
buradadir. Bir seyi dogada gorup, aynen insan toplumunda uygulamak gercek bilim
degildir. Insan zaten doganin kontrolunden cikip dogayi kontrol etmeye
baslamasiyla insan olmustur.
--------
Hmmm
burası tartışmalı...
Evet
bunun Evrimle hiç ilgisi yok bambaşka bir konu ama söylediğin şeyler şüpheli.
Mesela "Toplum olabilmenin de kosulu insanlarin birbirine destek olmasi,
guclunun zayifi korumasidir" diyorsun. Oysa -birey olarak değil sınıf
olarak- zayıfı korumak, zayıfın gelecekte de devamlı varolmasına yolaçar. Oysa
"zayıf" istenmeyen birşey olmalıdır. Zayıf bir HATA'dır. Yeryüzünde
acı çeken insanlar olması, hiç olmamasından iyi midir? Bir insanın doğup hayatı
boyunca acı çekmesi, hiç doğmamasından iyi midir?... ("Acı çekmek"
derken zayıflıkla ilgili şeylerden bahsediyorum.)
Mantik
(no
login)
172.147.215.43
galilei June 15 2002, 10:14 PM
Zayif
yok olmalidir diyorsun ama zayif cok goreceli bir kavram. Dogada bile oyle,
nitekim soylarinin devami acisindan canlilarin kendilerine guc kazandiran
ozellikleri bazen sadece dis gorunusler ya da renkleri bile olabiliyor.
Hele
de insan toplumunda, zayifi tanimlamak icin durumla ilgili cok fazla ayrintiya
ihtiyac var. Zayiflik fiziksel guc, irilik, zenginlik, kisilik, bilgi, sosyal
cevre, vs. ile bile ilgili degil sadece. Her ortama ve her ornege uyan bir
"zayif" tasviri bile yapamayiz. Bir ortamda zayif olan biri baska bir
ortamda cok guclu olabilir. Stephan Hawking spor musabakasinda akla gelebilecek
en zayif kisidir, ama evrenin sirlarini anlama eyleminde cok gucludur.
Gunumuzde artik zayifin ve guclunun her duruma uyan tanimi dahi yapilamaz. Bu
yuzden, bu prensipleri oldugu gibi insan toplumuna tasimak bana gore hatadir.
Bu yuzden sosyal darwinizmin hata oldugunu dusunuyorum.
Ama
zaten sosyal darwinizm evrim ile sadece ismi acisindan ilgili bir konu. Aslinda
sosyoloji ile ilgili bir mesele bu. Biyoloji ile degil. Onun icin bence aslinda
bu basligin degil, baska bir tartismanin konusu.
ali
oktay
(no
login)
195.175.181.185
Re: Evrim June 16 2002, 10:37 PM
Sosyal
Darwinizm midir bilemiyorum ama "seçilim"in zaten toplumun her
katmanında yaşandığı bir gerçektir.İnsan doğduğu günden itibaren(özellikle
günümüzde)bu yasanın kapsamı içindedir.seçilim(doğal olmasa da)ilk okuldan
itibaren ivme kazanmakta ve ölünceye kadar da sürmektedir.özellikle öss
sınavlarına nerdeyse yaşamsal anlamlar yüklenmiştir.yıllar önce İsaac Asımov un
bir yazısını okumuştum,(bu günlerde neden sözü edilmiyor?)çok etkileyici
idi,çok kesin bir dille,gelecekte "üreten
toplumların(bilgi)kalacağını,diğerlerinin yok olacağını söylüyordu.buna kesin
olarak inanmıştım ve hala inanıyorum.bu tahmin doğal olarak yüz ya da iki yüz
yıl sonra değil elbette.ama kesin olacak, başka yolu yok.kapitalizmin en üst
sınırı nereye varır bilinmez ama gelecekte geri kalmış ülkeler(başta islam
ülkeleri)bu gelişmiş ülkelerin başına bela olacağı kesin,ama bilgiyi elinde
tutan uluslarında buna karşı önlemler alacakları kuşkusuz,bu evreden sonra
nufus artışları "bir şekilde" kontrol altına alınacak olan bu
insanlar gittikce azalacak ve yok olacaklardır,son evrede ise bilimi üreten
beyinler tüm işlerini düşünsel iletişimle salt robotlara yaptıracaklar ve tek
egemen sınıf olacaklar diye devam eden fantastik olmasına rağmen düşündükçe
akla yatkın görünen bir düşünce.
Nano
teknoloji çalışmaları oldukça hızlandırılmış ve büyük bir gizlilik içinde
sürdürülmektedir.bu teknolojinin ilk kullanım alanı tıp olacaktır.çalışma alanı
her nekadar insan bedeni ve sağlığı olsada esas amaçlanan "güvenlik"
tir.insan kanına sokulan Nano boyuttaki chipler uydular aracılığı ile kontrol
altında tutulacak ve o insanla ilgili her türlü idientific bilgileri taşıdığı
için kaybolma "kaçak" olma gibi durumlar ortadan kalkacak ve
gereğinde gönderilen bir signalle yaşamı tehdit edilebilecektir.bu çalışmalar
yıllar önce micro boyutta cilt altına yerleştirilerek denendi ve başarılı oldu.
İnsan
doğanın bir parçası olduğuna göre nasıl biyolojik evrimin içndeyse sosyal
evrimin de içindedir.unutulmamalıdır ki seçilim, evrimin temel taşıdır.
Mantik
(no
login)
172.168.35.12
sosyal secilim June 17 2002, 3:17 AM
Secilime
her alanda (sosyal alan da dahil) rastlandigina ben de katiliyorum. Fakat bir
seyin nasil olduguyla, uygar bir toplumda nasil olmasi gerektigi ayri
konulardir bana gore.
Insan
toplumlarinda secilime sebep olan ozellikler (bilgi edinme aliskanligi,
bilimsel dusuncenin yerlesikligi, vs), ogretilebilecek seylerdir. Bunlar
kacinilmaz ve dogustan gelen ozellikler degildir. Bu yuzden bazi konularda
insanoglu, insan olmanin erdemiyle, zayifin yok edilmesini (ornegin geri islam
toplumlarinin ortadan kaldirilmasina goz yummayi) degil, onlari da uygar
topluma kazandirmanin, onlari egitmenin, vs. bir yolunu bulmaya calismalidir.
Meselenin uzun vadedeki bu derece (olum kalim duzeyinde) oneminin gozler onune
serilmesi, bu toplumlarin bazi degisimlerin geregini yavas yavas da olsa
kendilerinin de gormesini saglayacaktir. Butun cabalara ragmen saglayamazsa, o
zaman o toplumlar insanlik tarihi icinde secilime kurban gitmeyi haketmis
olurlar. Fakat, insanoglu, bu kisileri kazanmadan bu duruma goz yummayi dogal
karsilarsa, bu tavir bana irk ustunlugu fikirlerine dayanan Nazizm vs. gibi
ideolojileri animsatir.
Basagrisindan
kivranan birine elinizdeki agri kesiciden vermek zorunda degilsiniz. Ama
genellikle verirsiniz. Bu insan olmanin erdemi ve hepimizin icindeki
yardimlasma durtusunun bir uzantisidir.
Islam
ve diger bagnazliklarin, geriliklerin sebep oldugu zararlar bilincli kisiler
olarak hepimizde buyuk ofkeye yol aciyor, bunu anliyorum. Ama bunlara bakip,
cehalete yardim etmek yerine ortadan kalkmalarina goz yummak, hatta buna on
ayak olmak, bence gereginden cok daha kati bir tavirdir. Ben, toplumun olaylari
daha objektif goren kesiminden olan aydinlar olarak, bizlerin, islama ve
gerilige karsi icimizde bu derece buyuk nefret tasimamamiz gerektigi
kanisindayim.
Vahsi
bir hayvan gordugunuzde, onu ne pahasina olursa olsun yok etmeye calismaz, size
olan zararini onleyecek onlemleri alip, onu kendi haline birakmayi tercih
edersiniz. Ve ondan "nefret" etmezsiniz. Onun, kendisini yoneten
sartlarin bir urunu oldugunu bilirsiniz. Ne zaman ki, sizin kontrolunuzden
cikar ve size zarar vermeye baslar, o zaman mecburen yok etmeye kalkisirsiniz.
Ayni mantigin, geri toplumlara da uygulanmasi gerektigi kanisindayim. Nitekim,
ileri bati toplumu, bana gore geri ulkelere, (islam ulkeleri ve diger geri
ulkeler) bu tur prensipleri uygulamaktadir bana gore. Ancak kontrollerinden
cikan durumlar gundeme geldiginde (Bin Ladin ve Taliban rejimi gibi) guc
kullanip ortadan kaldirmaya kalkismaktadirlar. Onun disinda bu ulkeleri ve
insanlari kendi hallerine birakip, hatta onlarin gozleri onunde kendi yasam
bicimlerini de ornek olacak sekilde gostererek (o ulkelerin ogrencilerine
kapilarini acip, uydu yoluyla izlenebilecek TV yayinlari sayesinde kendi
toplumlarinin ve kulturlerinin nasil isledigini gozler onune sererek) aslinda
yardim etmeye de calismakta, bundan sonrasi ise tamamen bunlardan ne
anlayacagina kendisi karar verecek bu ulkelerin insanlarina kalmaktadir.
Ozellikle de bu ulkelerin egitimli ve aydin kisileri olan bizlere. Eger biz
toplumumuza yardim edip, bu gercekleri yeterince anlatabilirsek,
toplumlarimizin da uzun vadede secilime ugramasina belki gerek kalmayacaktir
diye dusunuyorum. En azindan bunu denemeye deger bana gore. Ki zaten boyle
forumlarda yazi yazip, bu konularda web sayfalari yapmak da bu cabalarimizin
bir uzantisidir.
Mantik
(no
login)
172.168.35.12
evrimin aciklayiciligi June 17 2002, 3:20 AM
Sosyal
darwinizm ve sosyal secilim konusu, bu basligin altindaki tartismanin yonunu
sosyal alanlara kaydirdiysa da, ben baslangictaki planimin devami olarak,
dusundugum diger yazilari da birer birer yazip buraya kopyalamaya devam etmeyi
dusunuyorum. Ornegin, evrimin aciklayici gucune birkac ornek daha:
---------------------------------------------------
-
Bakterilerin ilaca direnci: Doktorunuz size ilac olarak 7 gun sureyle
kullanacaginiz bir antibiyotik verdigi zaman, ilaci bu 7 gunun sonuna dek
aksatmadan kullanmanizi israrla isteyecektir. Bu israrinin altinda gecerli ve
dogru bir evrim biyolojisi bilgisi yatmaktadir. Ilaci birkac gun
kullandiginizda, aslinda vucudunuzdaki bakterilerin buyuk cogunlugu olecektir.
Fakat tamami olmeden ilaci keserseniz, bakterinin hayatta kalan kismi cogalacak
ve bunlar bakterinin genetik olarak ilaca cok daha dayanikli bir azinligindan
turedigi icin, ayni ilacla bu bakterileri kontrol etmek artik cok daha zor
olacaktir. Eger ilaci sizden istenen surenin sonuna kadar kullanmazsaniz,
birkac gun sonra, eskisinden cok daha hasta ve daha guclu bir ilaca muhtac
durumda kalabilirsiniz.
-
Endustri kelebekleri: Evrimsel biyolojinin en unlu orneklerinden biri biston
betularia cinsi bir "guve"nin Ingiltere'de bilim adamlari tarafindan 140
yildir gozlenen renk degisimidir. Bu canlinin koyu ve acik renk olarak iki
cinsi vardir ve koyu rengin genleri baskin karakterlidir. Agac govdelerini
orten bir tur mantar tabakasinin uzerinde bulunurlar ve cevrede yasayan
kuslarin temel besin kaynaklarindandirlar. 1848 yilindaki (endustri devriminden
once) muze kolleksiyonu kayitlarinda bu kelebeklerin siyah renli olanlarinin
toplum nufusun sadece %1'ini teskil ettigi gorulmektedir. (Manchester
kentinde). Acik renkli bir yuzey uzerinde bulunduklarindan, koyu renkli
kelebekler kuslar tarafindan cok daha kolay gorulup avlanabiliyordu. Aradaki
farkin sebebi buydu. Fakat 50 yil sonra, endustri devriminin yol actigi hava
kirliligi agac yuzeyini orten mantar tabakasinin rengini koyulastirdigi ve ayni
zamanda bu tabakayi oldurup, koyu renkli agac yuzeyinin ortaya cikmasini
sagladigi icin, bu kez kelebek turunun %95'i siyah renkli hale gelmisti. (Bu
sefer beyaz renkli kelebekler kolay gorulup kuslar tarafindan avlanabiliyordu).
Fakat 1950'lerden itibaren Ingiltere'de hava kirliligiyle ilgili yasalar
yururluge girdiginden ve hava kirliligi onemli olcude onlendiginden dolayi,
evrim biyolojisi tarafindan tahmin edildigi gibi, bir kez daha acik renkli
kelebeklerin sayisi artmaktadir. Turlesme meydana gelmemistir, cunku iki renk
arasinda cografi izolasyon bulunmamaktadir.
-
Sickle Cell Anemia ve Sitma: "Sickle Cell Anemia" vucudun bozuk
hemoglobin uretmesinden kaynaklanan kalitsal bir hastaliktir. Bu hastaliga
sebep olan gen bati ve orta Afrika'da yasayan insanlar arasinda cok yaygindir.
(%15-%20 oraninda. Hatta bazi bolgelerde %30'a ulasmaktadir). Normal olarak,
boyle zararli bir genin bu kadar yuksek bir oranda bulunmamasi gerektiginden
(boyle bir gen dogal secilim surecinde secilime ugrayip ayiklanmasi
gerektiginden), biyologlar bunun sebebini arastirmislar ve bu hastaliga sebep
olan genin, baska bir hastalik olan sitma karsisinda vucuda direnc
kazandirdigini tespit etmislerdir. Boylece sitmanin yaygin oldugu bolgelerde bu
gene neden bu kadar yuksek oranda rastlandigi aciklanmis oluyordu. Bu gozleme
gore bir hipotez kuran bilim adamlari, bu bolgelerden Amerika kitasina
getirilen eski kolelerin gunumuzdeki torunlarinda bu zararli gen oraninin
azalmasi gerektigi sonucuna ulastilar. (Bu genin varligina sebep olan secici etken
olan "sitma"nin Amerika'da o kadar buyuk bir problem olmamasi
sebebiyle). Bu hipotezlerini test etmek icin Amerika'daki zenci nufus icinde
yaptiklari arastirmalar sonucu, tam tahmin ettikleri gibi dogal secilim
surecinde bu genin Amerika'daki zenci nufusu icinde azaldigini (%8 oranina
dustugunu) tespit ettiler.
Goruldugu
gibi evrim biyolojisi hemen hemen her alanda aciklayicilik ve test
edilebilirlik ozelliklerine sahiptir. Yaratilisci iddialarin ise birakin
aciklayiciligini veya test edilebilirligini, bilimsel alanda evrim
biyolojisiyle ciddi ciddi karsilastirilabilecek bir yonu dahi yoktur.
Mantik
(no
login)
172.137.209.82
insanin atalari June 22 2002, 10:42 AM
Onceleri,
belli bir donemde tek bir hominid turunun yasadigi turundeki fikirler daha
yaygindi evrim biyologlari arasinda. Gezegenimizde, kulturel yasama sahip
birden fazla turun bir arada yasamasina imkan verecek miktarda ekolojik alanin
bulunmadigi fikrindeydiler. Fakat gunumuzde, insan turunun de gecmisinde, diger
cogu canli turu gibi ayni anda yeryuzunde yasamis cok sayida turun olusturdugu
bir cesitliligin bulundugu fikri daha yaygindir. Nitekim, bunu destekleyecek
cok sayida fosil bulgusu da ele gecmistir.
Iki
ayak ustunde yuruyen ilk hominid "austolopith" turlerinden beri, gezegenimiz
hominid cesitliligini gosteren delillerle doludur. En eski potansiyel hominid
turu Ardipithecus ramidus'tur. (4.4 milyon yillik). Biraz daha genc ve daha iyi
bilinen bir tur ise Australopithcus anamensis'dir. (4.2 milyon yillik).
Ardipithecus, dik yurudugune dair elde dolayli delil bulunan bir tur olmasina
ragmen, pek cok acidan hominid'de cok maymunlara benzer. A. anamensis ise A.
afarensis turune (unlu "Lucy" fosilinin dahil oldugu 3.8-2.8 milyon
yillik iki ayak uzerinde yuruyen bir tur) cok benzer bir turdur. Ayrica, yakin
zaman once Cad'da bulunan 3.0-3.5 milyon yillik A. bahrelghazali
"Lucy"nin benzeri birbaska turdur.
Guney
Afrika'da yakin zamanda birbaska iki ayak ustunde yuruyen hominid fosili
bulunmustur. Henuz isimlendirilmemis bu fosilin yasi 3.3 milyon yil olarak
belirlenmistir. Ayni bolgede, 3 milyon yil oncesinden itibaren A. africanus
fosilleri gorulmeye baslar. Yakin zaman once isimlendirilmis 2.5 milyon yillik
A. garhi turunun, A. afarensis ile daha genc austrolopith ve Homo turleri
arasinda yer aldigi sonucuna ulasilmistir. Asagi yukari ayni doneme ait
birbaska tur ise Paranthropus aethiopicus'tur. En unlu ornegi 2.5 milyon yillik
unlu "siyah kafatasi" fosilidir. 2 ile 1.4 milyon yil oncesine ait
birbaska paranthropus turu ise P. boisei'dir. Guney Afrika'da, 1.6 milyon yil
oncesinde ise birbirine yakin iki paranthropus turu yasamistir. P. robustus ve
P. crassidens.
Belli
bir turun ortalama omru birkac bin yil kadar kisa bir sure bile olsa, Afrika
kitasi, en azindan periyodik olarak, ayni donemde yasamis cok sayida hominid
turunun ev sahipligini yapmistir.
Homo
turlerinin ortaya cikisi, bu kuralda herhangi bir degisiklige yol acmadi. Dogu
ve guney Afrika'da bulunan 1.8 ile 2.5 milyon yil oncesine ait fosillerin cogu
Homo habilis ve Homo rudolfensis turlerine dahil edilmesine ragmen, o donemde
bolgede bulunan tur cesitliliginin cok daha fazla oldugu tahmin edilmektedir.
1.8 ve 1.9 milyon yil once ise bu iki ture P. boisei ve H. ergaster (vucut
bicimi modern sekli andiran ilk hominid turu) de katildi. H. ergaster veya onun
cok yakin akrabasi olan birbaska tur, sonraki donemde daha fazla cesitliligin
baslangic turu oldu. Java ve Cin'de bulunan 1 milyon yil oncesine ait Homo
Erectus fosilinin yasadigi donemde de ayni yorelerde daha baska hominid
turlerinin yasiyor olmasi olasidir. Avrupa kitasinda bulunan en eski hominid
fosili ise 800 bin yillik H. antecessor'dur. 600 bin yil oncesinde ise,
Afrika'da H. heidelbergensis'e ait kalintilar gorulmeye baslar. Bu ture ait,
500 bin ve 200 bin yil yaslarinda fosiller ayni zamanda Avrupa ve Cin'de de
bulunmustur. Bu tur hakkinda biraz daha bilgi edinildiginde, bu grup fosillerin
aslinda birden fazla birbirine yakin turu temsil ettiginin gorulecegi
dusunulmektedir. Bu tur veya yakin bir akrabasi, Avrupa ve Bati Asya'da yasamis
H. neanderthalensis turunun (200 bin ile 30 bin yil oncesi) kokenini
olusturmaktadir. Afrika'da bulunan fosil kayitlari, bu donemdeki bagimsiz
hominid turlesmelerine de isaret ediyordu ki, bunlarin en onemlisi ise modern
insan H. Sapiens'tir.
Bu
turlerin ozellikle son milyon yila ait olanlarinin tumu istisnasiz iki ayak
ustunde yuruyen ve hemen hemen tumu basit aletler kullanan turlerdir. (Fosil
kayitlarinin bulundugu bolgedeki tastan alet kalintilari ve diger baska
bulgular, bu turlerin bilincli bir sekilde basit aletler kullandigina isaret
etmektedir).
Kisacasi
insanin atalari ve diger insanimsi primat turleri milyonlarca yildir baska
turlere donuserek, yok olarak, cesitlilige ugrayarak ve turleserek diger canli
turleri gibi evrim gecirmektedirler. Tum bu seruvenin sonunda, son 30 bin
yildir, sadece tek bir iki ayak uzerinde yuruyen ve alet kullanan primat turu
hayatta kalmayi basarmistir, ki bu da modern insan H. sapiens'tir.
--------------------------------------------------
Fosilleri
bulunmus, bazi hominid turlerinin adlari ve yaklasik ne kadar zaman once
yasadiklari:
-
Homo sapiens (500 bin yil - gunumuz)
-
Homo neanderthalensis (150 bin - 30 bin yil)
-
Homo heidelbergensis (600 bin - 200 bin yil)
-
Homo antecessor (800 bin yil)
-
Homo erectus (1.6 milyon - 250 bin yil)
-
Homo habilis (2.1 - 1.5 milyon yil)
-
Homo ergaster (1.9 - 1.8 milyon yil)
-
Homo rudolfensis (2.5 - 1.8 milyon yil)
-
Australopithecus boisei (2.0 -1.5 milyon yil)
-
Australopithecus robustus (2.0 - 1.5 milyon yil)
-
Australopithecus africanus (2.8 - 1.9 milyon yil)
-
Australopithecus aethiopicus (2.5 milyon yil)
-
Australopithecus garhi (2.5 milyon yil)
-
Australopithecus afarensis (3.8 - 2.8 milyon yil)
-
Australopithecus bahrelghazali (3.5 - 3.0 milyon yil)
-
Australopithecus anamensis (4.2 milyon yil)
-
Ardipithecus ramidus (4.4 milyon yil)
utarid
(no
login)
212.252.6.203
Re: Evrim June 22 2002, 1:18 PM
Mantik!
Evrim
konusundaki yazilarini ilgiyle okuyorum.
'Zaman'
ve 'mekan' konusunda yeni bir tartisma sayfasi acsan da biraz nasiplensek...
Ya
da bu konu hakkinda arastirma yapan bir arkadas da olabilir. Bizim TR de bu
konularla ilgili yazılar hep 50 yıl öncesinin yabanci bilim adamlarindan
yapilan tercümelerinden ibaret. Ya da populer bilim dergilerinin üstünkörü
bilgileriyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Bir kac yıl önce Hawkingin konuyla
ilgili bir kitabini okumustum. Ama tercüme berbatti. Bisey anlamadim. Daha
dogrusu tatmin olmadim..
'Zaman'
ve 'mekan' konusunda yazılmıs güncel kitab isimleri de yazabilirsiniz.
Fizik-Felsefesiyle ilgili kitaplari okumak cok zevklidir. Ama tercümesi düzgün
olsun litfen. 'Ussal görüncelerin devinimsel kılgıl anoforu ...' gibi ifadelere
uyuz oluyorum
Bence
'zaman' ve 'mekan' problemini kafasında cözmüs bir adam isin %90 ini
halletmistir. Gerisi corap sökügü gibi gelir. 'Evrim' bunlarin yaninda cocuk
oyunca kalir. (Yanlis anlamayin evrim teoremine felan satastigim yok :P )
Byes..
Mantik
(no
login)
172.171.183.230
utarid June 24 2002, 8:19 AM
Zaman
ve mekan gibi konulara da zamani geldiginde deginiriz elbette. Ben de ilgi
duyarim bu tur konulara. Ama su gunlerde daha cok evrim konusuyla ilgiliyim.
Aslinda
bugun birazdan foruma koyacagim yaziyla bu konuda simdilik anlatmak
istediklerimi asagi yukari bitirmis olacagim. Geriye sadece bir "Evrim,
Sorular-Cevaplar" yazisi kaliyor. Evrim konusuyla ilgili bilgisizlikten
veya evrim karsiti kesimin yaniltici demogojilerinden kaynaklanan bazi kafa
karistiran konular oluyor. O konularla ilgili soru ve cevaplardan olusan bir
yazi olacakti bu. Ama su anda emin degilim boyle bir yazinin gerekli
oldugundan. Cunku farkediyorum ki, o sorularin pek cogu aslinda bilgisizlikten
ileri geliyor ve evrimi yeteri kadar ogrenen kisi, kendi kafasinda o sorularin
cogunu cevaplayabiliyor. ("Insanlar maymundan geldiyse, simdiki maymunlar
niye insan olmuyor?" tarzindaki cahil sorulari kastediyorum).
Ayrica,
sitenin ana sayfasinda, evrim konusuyla ilgili ayrintili bilgi veren baska
sitelere linklerimiz de oldugundan, belki o dusundugum soru-cevap yazisindan
vazgecerim.
Mantik
(no
login)
172.171.183.230
Hayatin kokeni June 24 2002, 8:21 AM
Rus
biyokimyaci A. I. Oparin, hayatin canli olmayan kimyasal maddelerden olusmus
olabilecegi fikrini dile getiren ilk bilim adamlarindan biridir. Oparin ve
ingiliz biyolig J. B. S. Haldane'in calismalari 1930 ve 40'li yillarda yapilan
ve hayatin kokeninde kimyasal evrimi arayan calismalari derinden etkilemistir.
Bu konuda, Harold Urey tarafindan onerilen ve Stanley Miller tarafindan
gerceklestirilen basit fakat degerli bir deney 1953 yilinda uygulamaya
konulmustur. Miller, metan, amonyak, hidrojen ve su buharindan olusan bir gaz
karisimina bir hafta boyunca elektriksel desarj uygulamis ve cikan kimyasal
maddelere bakmisti. Sonuc sasirticiydi, cunku deney tupu icinde, canli
organizmalarda rastlanan pek cok organik bilesik olusmustu. Miller, yapay
olarak amino asitler, ure ve cesitli turde yag asitleri sentezlemisti.
Bu calisma,
benzer pek cok calismanin onunu acti ve farkli gaz karisimlari kullanan ve
enerji kaynagi olarak da isi (yeryuzundeki kosullari taklit etmek amaciyla),
ultraviyole isik (gunesten gelen radyasyonu taklit etmek amaciyla, ki nitekim
dunyanin ilk zamanlarinda, ultraviyole isigi suzen bir ozon tabakasi yoktu) ve
bazen de yine elektriksel desarj kullanan (yildirimlari taklit etmek amaciyla)
cesit cesit deneyler yapildi. Yaratilisci kaynaklar, Miller'in deneyine,
kullandigi gaz karisiminin ilkel dunyanin atmosferiyle ayni olmayabilecegi
gerekcesiyle saldirmislardir. Fakat, bugun bilinmektedir ki, Miller deneyinin
urettigi maddeleri uretmek icin Miller'in kullandigi gaz karisimi zorunlu
degildir. Benzer sonuclar, dunya gezegeninde bolca bulunan ve kimyasal acidan
reaktif pek cok maddeden uretilebilmektedir. Ornegin siyanidlerden,
formaldehitlerden, veya karbon monoksit, nitrojen ve su buharindan ibaret bir
atmosferden. Hidrojen siyanur, amonyak ve metan karisimina elektriksel desarj
uygulanmasi yoluyla kolayca uretilebilen bir kimyasal maddedir. Siyanur,
oksijen iceren bir atmosferde olumcul bir zehir olmasina ragmen, ilkel dunya
kosullarinda, hayatin ortaya cikisinda onemli bir rol oynamis olabilir.
Bu
tur deneyler, hayatin olusumunda gerekli temel maddelerin, ne kadar basit ve
kolay bir bicimde ortaya cikabilecegini gostermistir. Bu temel maddelerin
ortaya cikisi ise, pek cok baska olasiligi mumkun kiliyordu. Ornegin nukleik
asitlerin olusumu ve tum canlilarin kullandigi enerji kaynagi olan adenozin
trifosfat (ATP)'nin olusumu. Gerekli hammaddelerin ilkel dunya kosullarindaki
olusumu neredeyse supheye yer vermeyecek kadar acik gosterildikten sonra, sira
hayatin kokeniyle ilgili calismalara gelmisti.
Sidney
Fox ve digerleri tarafindan yapilan bir calisma canli hucrenin kokenine ait
olasi bir senaryo ortaya koymaktadir. Amino asit, aspartik ve glutamik asit (ki
bu maddeler de yukarida sozu edilen deneylerde gorulmus, ve hatta ay yuzeyinde
ve meteorlarda bile rastlanmis maddelerdir) karisimini 65-70 santigrad dereceye
kadar isitan Fox, amino asitleri polimerlestirmeyi (birlestirmek) basarmistir.
Bu tur bir reaksiyon gunes tarafindan isitilmis bir yuzeyde mumkundur. Deneyin
onemli bir sonucu, bu polimerlesmenin rastgele olmadigi ve kendini duzenleyen,
cok spesifik bazi diziler halinde meydana geldikleridir. Bu polimerler, daha
sonra su ile temas haline geldiklerinde, protein mikrokureleri adi verilen
muhtesem yapilar ortaya cikartirlar. Yagmur, bu imkani ortaya cikartabilecek
bir etkendir. Hatta yagmur, bu yapilari surukleyip daha fazla gelismenin
meydana gelebilecegi bir ortam olan denizin icine tasiyabilir. Ya da deniz
icindeki sicak su kaynaklari, bu tur islemlerin meydana gelebilecegi baska bir
potansiyel ortam olabilir. Bu mikrokureler, kendilerini olusturan polimerlerin
ozellikleriyle birlikte, ek olarak baska bazi ozellikler de tasirlar. Ornegin,
elektriksel olarak aktif, cift katmanli, zari andiran bir yuzey. Eger bu
kureler, rahatsiz edilmeden kendi hallerine birakilirlarsa, cevredeki protein
turu maddeleri bunyelerine alarak buyuyebilme yetenegine sahiptirler. Hareket
ederler, maya ve bakterilerdekine benzer sekilde yigin halinde toplanabilirler,
hatta bolunebilirler. Bu yapilar, ayrica ozmos ve secici difuzyon ozelligine de
sahiptirler. Yani kucuk molekulleri gecirip, buyuk molekulleri disarida tutmak
gibi. (Hucre zarina cok benzer bir sekilde). Bu ozellikler, yasayan hucrelerde
rastlanan bazi ozelliklerle ortaktir ve bu yapilari olusturan hammaddelerin
ozelliklerine bakilarak bastan tahmin edilebilirler.
Bir
mikroskop altinda bakildiginda, bu mikrokureler, ilkel hucreleri andirirlar.
Hatta, yapay olarak fosillestirilmis mikrokureler, 3.5 milyar yil oncesine
uzanan bilinen en eski mikrofosillere tipa tip benzerler. Dr. Fox, kendisine bu
mikrokurelerin canli olup olmadigi soruldugunda, bu yapilari "canli"
degil ama "canlimsi" olarak nitelemistir. Bu cevap, kacamak bir cevap
olmaktan ziyade, canliligi tanimlamaktaki guclukten kaynaklanan dikkatli bir
cevaptir. Yuzyillarca, bilim adamlari canli ve canli olmayan maddeyi
birbirinden ayirmakta hic gucluk cekmemistir, fakat gunumuzde bu ayirim o kadar
acik degildir. Yasam, cansiz maddelerden ortaya ciktigindan, belli bir noktada
cizgi cekip, bundan oncesi canli degil, bundan sonrasi canli demek icap
etmektedir. Ornegin virusler, canli bir hucrenin icindeyken canli gibi
davranirlar, fakat disarida cansizdirlar. Kendi baslarina ureyemez veya
metabolizma olarak islev goremezler. Metabolizma olarak islev gorebilen,
ureyebilen, cevredeki uyarilara tepki veren ve bulundugu ortama adapte olan
yapilara genel olarak canli ismi verilir ve virusler canli ile cansiz
arasindaki bir ayrim noktasi gibidir. Hucre, genel olarak, canli kabul edilen
en temel birimdir. Bu protein temelli mikrokurelere "proto-hucre" adi
verilebilir.
Gunumuz
hucrelerinde, DNA molekulu, hucrenin isleyisinden sorumlu olan enzimlerin
uretimindeki kodlanma mekanizmasini saglar. Dikkat edilirse, yukaridaki
deneylerde, proto-hucre'lerin olusumunda nukleik asitlerden bahsedilmemistir.
Proto-hucrelerin olusumuna degin olan surec DNA veya RNA'nin varligini
gerektirmez. Eger hayat, bu tur proto-hucre'ler yoluyla olustuysa, bu
mikrokurelerin olusumu, DNA ve RNA'nin olusumundan daha oncedir. Bu durum,
hayatin olusumunda hangisinin once geldigi konusundaki yumurta-tavuk
paradoksunu cozmektedir. Hucreler ile proto-hucreler arasindaki temel fark,
hucrelerin nukleik asit temelli bir genetik koda sahip olmasidir. Bu genetik
materyalin olusumu, belli ki daha sonraki bir asamadir.
Proto-hucrelerin,
bazi katalizorler kullanilarak bazi kucuk polinukleotit'leri olusturabildigi
gosterilmistir. Ki bu polinukleotidler, DNA'nin kodlama mekanizmasinin bazi
bilesenleridir. Daha verimli biyokimyasal yollar uretmis (ATP, isiga duyarli
enzim sistemi, kodlama mekanizmalari, vs. gibi) proto-hucreler dogal secilim
surecinde daha fazla secilmis olmalidir. Proto-hucreler, hayatin kokeniyle
ilgili arastirmalarda, en onemli problemlerin 3 tanesini cozmektedir.
Proteinlerin uygun duzende kendiliginden olusumu, hucre zari benzeri yapilarin
ortaya cikisi ve enzim uretecek enzimlerin bulunmadigi ortamda enzimlerin
olusumu. Bizler cok kompleks organizmalar olmamiza ragmen, bizi olusturan
hersey, beynimiz dahil, gayet normal organik maddelerden yapilmistir.
Ilk
hucrenin ortaya cikisiyla ilgili yapilan calismalar, henuz tum problemleri
cozememis, fakat bu konuda cok fazla bilgi ve ipucu uretmistir. Su ana kadar
ogrendiklerimiz, hayatin dogal surecler yoluyla, uygun ortamdaki biyokimyasal
islemler sonucu olustugunu gostermeye yeterlidir. Bulmacanin diger parcalari da
elbette cozulmek zorundadir, fakat hayatin kokeniyle ilgili, bizi ilgilendiren
en temel cevaplar simdiden verilmis gibidir. Ki bu da hayatin uygun
ortamlardaki dogal sureclerle kendiliginden olustugudur. Henuz bilinmeyen diger
teknik ayrintilarin anlasilmasi bir zaman meselesidir.
Hayatin
"nasil" olustugu ile "neden" olustugu ayri konulardir.
Teistler genellikle bu iki soruyu birbirine karistirirlar. Hayatin nasil
olustugu, biyokimyasal acidan cevabi olan bilimsel bir soruyken, hayatin
"neden" olustugu, yani, evrendeki doga yasalarinin neden hayat denen
bir seyin ortaya cikmasina izin verdigi, neden doga yasalarinin baska bir
sekilde degil de, hayata izin veren bir sekilde oldugu sorusu
"felsefi" bir sorudur. Hayatin kokeniyle ilgili bir tartismada bu
soruya yer olmadigi gibi, dunya uzerinde bu soruya cevap vermeye yetkili kimse
de yoktur. Cunku bu sorunun cevabi icin elde yeteri kadar bilgi yoktur. Bu
soruya, hayatin altinda zeka ve bilincli tasarim goren aciklamalar ile cevap
vermek kanitsiz spekulasyonlarla hem kendini hem de baskalarini kandirmaktir.
Nitekim, hayatin ortaya cikamayacagi bir doga yasalari grubuna sahip bir
evrende, bu sorulari soracak birileri ortaya cikmayacagindan, aslinda bu
sorunun cevabi belki de kendiliginden bellidir. Sonsuz cesitlilikteki ortamlar
ve sonsuz olasiliklar arasindan, ancak hayatin ortaya cikisina imkan veren doga
yasalarinin bulundugu ortamlarda hayat ortaya cikabileceginden, bu soruyu da
ancak o ortamlardakiler sorabilir. Dolayisiyla, imkanlar dunyasinin sonsuz
cesitliligi, hayatin sebebine iliskin su an yasadigimiz hayret, kabul edemezlik
ve saskinligi belki de zorunlu kilmaktadir.
dants
(Login
dants)
213.14.18.72
İŞTE GERÇEKLER: June 27 2002, 1:55 PM
öncelikle
saygın ın sorularına cevap vereceğim:
türkiye
de halen bu tür tartışmaların yapılmasının nedenini darwinizmin propogandasının
çok iyi yapılmasına bağlıyorum.
aslında
körelmiş organ masalını alman bir anatomist olan r wiedersheim 1985 te ortaya
atmıştır. hatta "körelmiş insan organları"
arasında
appendiks, kuyruk sokumu gibi yaklaşık 100 organ vardır.ancak bilim ilerledikçe
körelmiş olan(!) organların aslında sadece
işlevlerinin
bilinmediği ortaya çıktı. mesela şimdi bile örnek verilen appendikse bir
bakalım:
"körelmiş
organ" olduğu söylenen bazı organlar, insanın atası olduğu iddia edilen
canlılarda yoktur! Örneğin evrimciler tarafından insanın atası olduğu söylenen
bazı maymunlarda appendiks bulunmaz. Körelmiş organlar tezine karşı çıkan
biyolog H. Enoch bu mantık hatasını şöyle dile getirmektedir:
insanların
appendiksi vardır. ancak daha eski ataları olan alt maymunlarda appendiks
bulunmaz. sürpriz bir biçimde appendiks, daha alt yapılı memelilerde, örneğin
opossumlarda tekrar belirir. öyleyse evrim teorisi bunu nasıl açıklayabilir?
(H. Enoch, Creation and Evolution, New York: 1966, s. 18-19)
şimdi
ise bu körelmiş(!) organların işlevlerine bir bakalım:
mesela
appendiksin, gerçekte vücuda giren mikroplara karşı mücadele eden lenf
sisteminin bir parçası olduğu belirlendi.
aynı
"körelmiş organlar" listesinde yer alan bademciklerin de boğazı,
özellikle erişkin yaşlara kadar, enfeksiyonlara karşı korumada önemli rol
oynadığı keşfedildi.
liste
böyle uzayıp gitmektedir... körelmiş organ masalının artık evrim için
savunulamaz olduğunu, kendisi de evrimci olan s.r. scadding evrimsel teori adlı
dergide yazdığı makalede şöyle itiraf etmiştir:
(Biyoloji
hakkındaki) bilgimiz arttıkça, körelmiş organlar listesi de giderek
küçüldü...Bir organın işlevsiz olduğunu tespit etmek mümkün olmadığına ve zaten
körelmiş organlar iddiası bilimsel bir özellik taşımadığına göre,
"körelmiş organlar"ın evrim teorisi lehinde herhangi bir kanıt
oluşturamayacağı sonucuna varıyorum. (S. R. Scadding, "Do 'Vestigial
Organs' Provide Evidence for Evolution?", Evolutionary Theory, cilt 5,
Mayıs 1981, s. 173)
umarım
soruna cevap verebilmişimdir...
şimdi
ise sıra, evrime hâlâ "bilimsel" süsü veren mantık ın iddialarına
cevap vermede
evvela
millerden bahsetmişsin, bunlar miller deneyini geçersiz kılan 4 neden:
1)cold
trap (soğuk tuzak):
bu
isimde bir mekanizma kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole
etmişti. Çünkü aksi takdirde, amino asitleri oluşturan ortamın koşulları, bu
molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti. Halbuki ilkel dünya
koşullarında elbette bu çeşit bilinçli düzenekler yoktu. Ve bunlar olmadan
herhangi bir çeşit amino asit elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda
hemen parçalanacaklardı. Kimyager Richard Bliss'in belirttiği gibi, "bu
soğuk tuzak olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından tahrip edilmiş
olacaktı".(Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life,
California: 1979, s. 14)Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha
önceki deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.
2)ilkel(!)
atmosfer :
Miller'ın
deneyinde canlandırmaya çalıştığı ilkel atmosfer ortamı gerçekçi değildi.
1980'li yıllarda bilim adamları ilkel atmosferde, metan ve amonyak yerine azot
ve karbondioksit bulunması gerektiği görüşünde birleştiler. Nitekim uzun süren
bir sessizlikten sonra Miller'ın kendisi de kullandığı atmosfer ortamının
gerçekçi olmadığını itiraf etti. (Stanley Miller, Molecular Evolution of Life:
Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7)
Peki
Miller neden bu gazlar konusunda ısrar etmişti? Cevap basitti: Amonyak olmadan,
bir amino asitin sentezlenmesi imkansızdı. Kevin Mc Kean, yayınladığı makalede
bu durumu şöyle anlatıyor:
Miller
ve Urey dünyanın eski atmosferini metan ve amonyak karıştırarak kopya ettiler…
Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile
demirin karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki
kimyasal atmosferin daha çok azot, karbondioksit ve su buharından oluşması
gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin oluşması için amonyak ve metan kadar
uygun değildirler. (Kevin Mc Kean, Bilim ve Teknik, Sayı 189, s. 7. )
Nitekim
Amerikalı bilim adamları J.P. Ferris ve C.T. Chen, karbondioksit, hidrojen,
azot ve su buharından oluşan bir karışımla Miller'ın deneyini tekrarladılar ve
bir tek molekül amino asit bile elde edemediler. (J. P. Ferris, C. T. Chen,
"Photochemistry of Methane, Nitrogen, and Water Mixture As a Model for the
Atmosphere of the Primitive Earth", Journal of American Chemical Society,
cilt 97:11, 1975, s. 2964.)(burada mantık galiba bunun tersi bişeyler yazmış
kaynakları gösterirse söylediklerinin doğruluğuna bakma ve yanlışlarımızı
düzeltme imkanımız olur.)
3-oksijen
miktarı:
Miller'ın
deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da, amino asitlerin oluştuğu öne
sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta
oksijen bulunmasıydı. Miller'ın gözardı ettiği bu gerçek, yaşları 3.5 milyar
yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileriyle
anlaşıldı. ("New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life",
Bulletin of the American Meteorological Society, cilt 63, Kasım 1982, s.
1328-1330)
4-
zararlı organik asitler:
Miller
deneyinin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını bozucu özelliklere
sahip organik asitlerden de çok miktarda oluşmuştu. Amino asitlerin, izole
edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise,
bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere
dönüşmeleri kaçınılmazdı.Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli
amino asit çıkmıştı. (Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life,
California, 1979, s. 25) Yalnızca bu amino asitlerin varlığı bile evrim
teorisini kendi mantığı içinde çürütmeye yeterliydi. Çünkü sağ-elli amino
asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi. Sonuç olarak Miller'ın
deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam, canlılık için elverişli değil,
aksine ortaya çıkacak işe yarar molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit
karışımı niteliğindeydi.Tüm bunların gösterdiği tek bir somut gerçek vardır:
Miller deneyi canlılığın ilkel dünya şartlarında tesadüfen meydana gelebileceği
iddiasını desteklememektedir.
Görüldüğü
gibi, Miller'ın kendisi dahi bugün deneyinin, yaşamın kökenini açıklama adına
bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. National Geographic'in Mart 1998
sayısındaki, "Yeryüzündeki Yaşamın Kökeni" başlıklı makalede ise,
konuyla ilgili şu satırlara yer verilir:
Pek
çok bilim adamı bugün, ilkel atmosferin Miller'ın öne sürdüğünden farklı
olduğunu tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve amonyaktan çok,
karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü
haber! Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik
bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir
damla gıda renklendiricisiyle aynı oranda bir yoğunlukta... Bilim adamları, bu
derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi
bile güç buluyor. (National Geographic, "The Rise of Life on Earth",
Mart 1998, s. 68)
evrimi
çürüten diğer bir gerçek:
Proteinlerin
Suda Sentezlenmesi sorunu
amino
asitler protein oluşturmak üzere kimyasal olarak birleşirken, aralarında
"peptid bağı" denilen özel bir bağ kurarlar. Bu bağ kurulurken bir su
molekülü açığa çıkar.Bu durum, ilkel hayatın denizlerde ortaya çıktığını öne
süren evrimci açıklamayı devre dışı bırakmaktadır. Çünkü, kimyada Le Chatêlier
Prensibi olarak bilinen kurala göre, açığa su çıkaran bir reaksiyonun
(kondansasyon reaksiyonu) su içeren bir ortamda sonuçlanması mümkün değildir.
Sulu bir ortamda bu çeşit bir reaksiyonun gerçekleşebilmesi, kimyasal
reaksiyonlar içinde "oluşma ihtimali en düşük olanı" olarak
nitelendirilir.
(Kimyacı
Richard E. Dickinson bunun nedenini şöyle açıklar: "Eğer protein ve
nükleik asit polimerleri öncül monomerlerden oluşacaksa polimer zincirine her
bir monomer bağlanışında bir molekül su atılması şarttır. Bu durumda suyun
varlığının polimer oluşturmanın aksine ortamdaki polimerleri parçalama yönünde
etkili olması gerçeği karşısında, sulu bir ortamda polimerleşmenin nasıl
yürüyebildiğini tahmin etmek güçtür." (Richard Dickerson, "Chemical
Evolution", Scientific American, cilt 239:3, 1978, s. 74.)
Öte
yandan, evrim savunucularının bu gerçek karşısında iddialarını değiştirip,
ilkel hayatın karalarda oluştuğunu öne sürmeleri de imkansızdır. Çünkü ilkel
atmosferde oluştukları var sayılan amino asitleri ultraviyole ışınlarından
koruyacak yegane ortam denizler ve okyanuslardır. Amino asitler karada
ultraviyole yüzünden parçalanırlar. Le Chatêlier Prensibi ise denizlerdeki
oluşum iddiasını çürütmektedir. Bu da evrim teorisi açısından tam bir ikilem
oluşturmaktadır.
Peki
bundan sonra ne olacaktır. tabii ki evrimi savunanlar lisede okuyan bir
öğrencinin bile yapmayacağı hatalara düşerek evrim aldatmacasını kanıtlamaya
kalkışacaktır. mantık ın bahsettiği fox deneyine bir bakalım
öncelikle
ilk hatayı sen zaten "60-65 dereceden" bahsederek yapmışsın çünkü
lise kitaplarında dahi 50 derecenin üstünde proteinlerin işlevlerini
kaybettikleri yazılır kaybederler çünkü yapısı bozulur.
biz
gene de fox deneyini gözden geçirelim:
Daha
önce açıkladığımız çıkmazla yüz yüze kalan evrimci araştırmacılar, tüm
teorilerini altüst eden bu "su sorunu"nu aşmaya yönelik çeşitli
senaryolar üretme yoluna gittiler. Bu araştırmacıların en tanınmışı Sydney Fox,
sorunu çözmek için ilginç bir teori ortaya attı: Ona göre, ilk amino asitler,
ilkel okyanusta oluştuktan hemen sonra bir volkanın yanındaki kayalıklara
sürüklenmiş olmalıydılar. Sonra da amino asitleri içeren karışımdaki su,
kayalıklardaki yüksek ısı nedeniyle buharlaşmış olmalıydı. Böylece
"kuruyan" amino asitler, proteinleri oluşturmak üzere
birleşebilirlerdi.Fakat bu "çetrefilli" çıkış yolu da pek kimse
tarafından benimsenmedi. Çünkü amino asitler, Fox'un öne sürdüğü derecede bir
ısıya karşı dayanıklılık gösteremezlerdi: Yapılan araştırmalar amino asitlerin
yüksek ısıda hemen tahrip olduklarını ortaya koyuyordu.Ancak Fox yılmadı. Laboratuvarda,
"çok özel koşullarda", saflaştırılmış amino asitleri kuru ortamda
ısıtarak birleştirdi. Amino asitler birleştirilmiş, ancak proteinler yine elde
edilememişti. Elde ettiği, birbirine rastgele bağlanmış, basit ve düzensiz
amino asit halkalarıydı ve herhangi bir canlı proteinine benzemekten çok
uzaktı. Dahası, eğer Fox amino asitleri aynı ısıda tutmaya devam etseydi,
ortaya çıkan işe yaramaz halkalar tekrar parçalanacaktı. (Richard B. Bliss
& Gary E. Parker, Origin of Life, California: 1979, s. 25)Deneyi
anlamsızlaştıran bir başka nokta ise, Fox'un, daha önce Miller deneyinde elde
edilmiş olan amino asitleri değil, canlı organizmalarda kullanılan saf amino
asitleri kullanmış olmasıydı.
Miller'in
senaryosundan etkilenen Sydney Fox, bazı amino asitleri birleştirerek
"proteinoid" adını verdiği üstteki molekülleri oluşturdu. Ancak bu
işe yaramaz amino asit zincirlerinin, canlı bedenlerini oluşturan gerçek
proteinlerle ilgisi yoktu. Aslında tüm bu çabalar, canlılığın tesadüfen oluşmak
bir yana, laboratuvar ortamında dahi üretilemediğini belgeliyordu.
Oysa
Miller'ın devamı olma iddiasındaki deney, Miller'ın vardığı sonuçtan yola
çıkmalıydı. Ama ne Fox ne de başka hiçbir araştırmacı, Miller'ın ürettiği işe
yaramaz amino asitleri kullanmadı. (Richard B. Bliss & Gary E. Parker,
Origin of Life, California: 1979, s. 25)
Fox'un
söz konusu deneyi evrimci çevrelerde bile pek olumlu karşılanmadı. Zira Fox'un
elde ettiği anlamsız amino asit zincirlerinin (proteinoidlerin) doğal
koşullarda oluşamayacağı çok açıktı. Dahası, canlıların yapıtaşları olan
proteinler hala elde edilememişti. Proteinlerin kökeni problemi başlangıçta
olduğu gibi hala çözümlenememişti. Ünlü bilim dergisi Chemical Engineering
News'da o dönemde yayınlanan bir makalede Fox'un gerçekleştirdiği deney
hakkında şöyle deniyordu:
Sydney
Fox ve diğer araştırmacılar, çok özel ısıtma teknikleri kullanarak, dünyanın
ilk devirlerinde hiç var olmamış şartlarda amino asitleri
"proteinoidler" adı verilen bir şekilde, birbirine bağlamayı
başarmışlardır. Bununla beraber bunlar, canlılarda bulunan çok düzenli
proteinlere hiç benzememektedir. Bunlar, hiçbir işe yaramayan, düzensiz
lekelerden başka bir şey değildirler. İlk devirlerde bu moleküller eğer
gerçekten meydana gelmişlerse bile, bunların parçalanmamaları mümkün değildir.
(S. W. Fox, K. Harada, G. Kramptiz, G. Mueller, "Chemical Origin of
Cells", Chemical Engineering News, 22 Haziran 1970, s. 80)
Gerçekten
de Fox'un elde ettiği "protenoidler", gerçek proteinlerden yapı ve
işlev olarak tamamen uzaktı. Proteinlerle aralarında, karmaşık bir teknolojik
cihazla, işlenmemiş bir metal yığını arasındaki kadar fark vardı. Dahası, bu
düzensiz amino asit yığınlarının bile ilkel atmosferde yaşama şansı yoktu.
Dünyanın o günkü şartlarında yeryüzüne ulaşan yoğun ultraviyole ışınları ve
kontrolsüz doğa koşullarının doğurduğu zararlı, tahrip edici fiziksel ve
kimyasal etkenler, bu proteinoidlerin dahi varlıklarını sürdürmelerine imkan
vermeden parçalanmalarına neden olacaktı. Amino asitlerin ultraviyole
ışınlarının ulaşamayacağı şekilde suyun altında bulunmaları ise, Le Châtelier
Prensibi nedeniyle, söz konusu değildi. Bu veriler ışığında bilim adamları
arasında, proteinoidlerin yaşamın başlangıcını oluşturan moleküller oldukları
fikri giderek etkisini kaybetti.
isterseniz
size evrimcilerin bu dogma inançlarının en bilinen 10 uydurmasını yazayım da
artık evrimi savunurken bunları kullanmayın
(açıklama
istediğiniz olursa lütfen bana ister e-mail ile ister buradan bildiriniz...)
1)"HAYATIN
İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR" YALANI:
(yani
miller deneyi)
2)"İNSAN
EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR" YALANI:
(Haeckel’in
"solungaç" diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak
kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır)
3)"DOĞA
TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR" YALANI:
(Darwinizm,
yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve
dallara ayrıldığını öne sürer.Fosil kayıtları bir "hayat ağacı"
bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya
çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına
yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır)
4)"ARCHAEOPTERY,
SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR" YALANI :
(2000
yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır.
Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl
daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur)
5)"ATIN
EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR" YALANI:
(son
yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası
olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen
canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır)
6)"CANLILARDA
KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR" YALANI:
(son
yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu
koymuş durumdadırlar.)
7)"OMURGALILARIN
5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR" YALANI:
(Yunusun
yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir
kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler
yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği
iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi
gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini
göstermiştir. Bugün evrimciler bile "benzer organlar evrime delil
oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır.
8)"SANAYİ
DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR" YALANI:
(İddiaya
göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini
koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı
kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu
bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten
var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. )
9)"MUTASYON
DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR" YALANI:
(DNA
üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür.
Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır.
Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun
mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini "evrimin
laboratuvardaki kanıtı" gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi
kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda
genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan
canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. )
10)"FOSİLLER,
YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR" YALANI:
(Bu
iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze
edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiç
bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus,
şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim
şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo
sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı
insan ırklarıdır. )
Evet
bilim tarafsızdır. Ancak aramızda hâlâ evrime inancını kıramamış insanlar varsa
lütfen kafalarına takılan soruları buraya yazsınlar ya da mail atsınlar.
Körü
körüne evrime inananların bir anda inançlarını değiştirmeleri gerçekten zordur.
Bunlar üzerinde düşündükçe bilimin tarafına yani ispatlanmış şeylerin tarafına
geçeceğiniz şüphesizdir.
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
dants June 27 2002, 7:14 PM
Oncelikle
su "10 unlu darwinist yalan" yazisina daha once yazdigim bir cevabi
buraya kopyaliyorum. Miller deneyi ve diger konulara daha sonra deginecegim. Su
anda vaktim yok.
1.
Miller deneyi canli hucrenin laboratuarda olusturuldugu bir deney degil,
canligin yapitasi olan aminoasitlerin ilkel atmosfer kosullarinda
olusabilecegini gosteren bir deneydir o kadar. Once okudugunuzu anlayin. Kimse
laboratuarda canli yarattik demiyor. Fakat canliligin ilkel dunya kosullarinda
olusabilecegine dair elde cesitli ipuclari oldugu biliniyor, mesele bu. Bunun
matematiksel olarak imkanli olup olmamasi hakkinda ise bu sitedeki "Evrim
karsiti argumanlar" yazisinda "kor rastlanti" kismini oku.
2.
Insan embriyosunda solungac kalintilari bulunur. Merak edenin herhangi bir
ciddi ansiklopedideki embriyo gelisimiyle ilgili resimleri incelemesi ve bu
konudaki bilimsel bulgulari okumasi tavsiye edilir.
Haeckel,
benzerlikleri vurgulamak icin cizimlerinde degisiklik yapmistir, bu dogru.
Embriyo surungen ve maymun asamalarindan gecmez. Fakat solungac yariklarini o
icat etmedi. Onlar mevcuttur.
Bu
konu (rekapitulasyon teorisi) yaratilisci kaynaklarda bolca somurulur. Fakat
elestirdikleri, Ernst Haeckel'in 100 yila yakin zaman onceki bazi fikirleridir.
Modern evrim teorisinin bulgulari degil. O konuda yaratiliscilarin edebilecegi
laf yoktur.
3.
Kambriyen patlamasi neresinden bakarsaniz bakin evrimin kanitidir.
Yaratiliscilarin gormeye calistiklari gibi canlilarin bir anda kendiliginden
ortaya ciktiklarinin kaniti degil. Kambriyen sadece dunyanin tarihi ve yasina
nazaran cok kisa sayilabilecek bir sure icinde (ki yine de insan olcegine gore
cok uzun) cok sayida canli turunun ortaya ciktigini soyler o kadar. Ayrica
kambriyen zamanindaki canlilar ile dunya tarihi boyunca ortaya cikip yok olmus
diger canli turlerine bakildiginda (ve gunumuz canlilarina), yaratiliscilarin
bu durumu aciklamak icin evrime inanmaktan baska careleri kalmaz. (Tutarli
olmak istiyorlarsa).
4.
Sozkonusu fosilin veya herhangi baska bir fosilin sozkonusu kayip halka olup
olmamasi ve canlilarin gelisim tarihinde nereye yerlestirilecegi teknik bir
ayrintidir. Onemli olan o canli turunun baska canlilardan, baska canlilarin ise
bu canlidan turemis olmasidir.
Ayrica
eldeki lonqisquama fosilinin daha eski olmasi hicbirsey kanitlamaz. Bir
canlidan baska bir canli turedi diye, ilk canlinin hemen ortadan kalkmasi sart
degildir. Bir canli turunun bazi orneklerinin yasadiklari ortamdan dolayi
degisiklige ugramasiyla, bu canli turunun dunyanin diger kisimlarinda (veya
ayni bolgede) yasayan diger orneklerinin yok olmasinin alakasi yoktur. Bazi
bireyleri baska turlere evrimlesmis canlilar da cok uzun sure soylari
tukenmeden yasamaya devam edebilir.
5.
Atin evriminde eldeki hangi fosilin nereye yerlestirilecegi ve neyin neyden
once geldigini birakin evrim biyologlari tartissinlar. Bunlarin, atin
evrimlesmis olmasi gercegini degistiren bir tarafi yok.
6.
Acikca gecersiz ve eksik bilgi. Ciddi bilimsel kaynaklarin tumu bu yaratilisci
iddiayi gecersiz kilacak bilgilerle doludur. Ayrica 20. yuzyilin basindaki
korelmis organlar listesiyle, gunumuz bilimini curutmeye calismak
yaratiliscilarin baska bir sacmaligi. Bilim gelisme icinde bir surectir. Bilim
tartismak istiyorsaniz, bugunun bilimsel bilgileriyle donanin ve gerekli tum
bilgi birikimini edinin. Yari cahillerle tartismak kadar can sikici ve bos bir
caba olamaz.
7.
Hangi organin hangi gen tarafindan kontrol edildigiyle, memelilerin 5 parmak
ortakligi arasinda ne alaka var? Demogojinin bu kadari olmaz. Parmak sayisindaki
bu benzerlik acikca evrimsel gecmisteki bir ortakligin isaretidir. Hangi genin
hangi organa nasil sebep oldugu ise isin mekanizmasiyla ilgili teknik bir
konudur ve tum memelilerin 5 parmak veya parmak kalintisi uzvu buldugu
gercegini degistirmez.
8.
Bu cevre sartlarinin mevcut canlilarin vucut yapilarinda degisikliklere sebep
oldugunun acik bir gostergesi ve evrim denen mekanizmanin varoldugunun somut
bir delilidir. Sozkonusu olay bir modifikasyon ve belki sadece mikro bir
evrimdir, fakat sonucta burada dikkat cekilen nokta dogal secilimin (burada
yapay secilim) mekanizmasidir.
9.
Mutantlar hep sakat ve kisir degildir. Belli kimyasal maddelere ve cevre
kosullarina dayanikli canlilarin mutasyon yoluyla ortaya ciktigi deneyler
mevcuttur.
10.
Neandertal adaminin iskelet yapisiyla, hangi insan irkinin iskelet yapisi
aynidir allahaskina? Hominid fosilleri yaratiliscilar ne derse desin cok acik
insan evrimi delilleridir. Biraz yakindan bakmak ve ciddi sekilde okumak (veya
belgesel izlemek) bunu gosmek icin yeterlidir. (Bir de acik bir zihne sahip
olmak tabi).
Ayrica,
evrime saldirmayi marifet sanan yaratilisci arkadaslar, neden bu fiziksel ve
biyolojik olgulara kendi "sozde" teorilerine (yaratiliscilik)
dayanarak bir aciklama getirmeye kalkismiyorlar. Bilimin tum bu olgular icin
aciklamalari var. Dinin aciklamalari nerede?
DEHA
(no
login)
212.146.172.40
Re: Evrim June 27 2002, 11:37 PM
Re:
10 ÜNLÜ DARWİNİST YALAN! December 15 2001, 1:51 AM
Re:
10 ÜNLÜ DARWİNİST YALAN! December 14 2001, 7:33 PM
10
ÜNLÜ DARWINİST YALAN
1.
“HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Bu
iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller
Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir
kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla
dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri
matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler
dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde
bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)
======================================================
Hangi
gazlar?
Kuran'a
göre ilkel dünya atmosferi varmıdır?
Nasıl
bir şeydir?
Kuran'ın
neresinde hayat,basit'ten karmaşığa doğru başladı diye yazar?
Kendi
söyleminiz Kuran'ı çürütüyor uyuyorsunuz.
2.
“İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR” YALANI:
Bu
iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir
bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için,
insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu
çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir
sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği
yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs
bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)
=======================================================
Felaket
Biyoloji biliyorsunuz.
Embrio,Ektoderm,Mezoderm,ve
Endoderm olarak tüm canlılarda farklılaşır,ve bu 3 dokudan farklılaşma ile tüm
organlar oluşur.
El
insaf,Paratrioid,orta kulak,timus başlangıcı,Solungaç denir mi?
Biri
başlangıç hali bir kaç mm,diğeri koca solungaç.
Anlatılmak
istenen,aynı dokudan insanda anılan organlar,balıkta solungaçlar oluşur dur.
Bu
teorik olarak doğrudur.Şifre'ye göre farklılaşacaklardır.
İnsanda
da kadın ve erkek cinsiyet organları 5.haftadan sonra Wolf kanalı denen dokudan
menşei alır.
Aynı
dokudan şifreye göre,erkek organı da oluşur,kadın organı da.
========================================================
3.
“DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm,
yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve
dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak
için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya
koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı
gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir.
Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon
yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller "Hayat
Ağacı"nı Reddediyor)
====================================================
Bilmeyen
de sanacak,kambrien de insan bile yaratıldı.
Ne
alakası var.
Kambrien'de
çok hücreli patlaması olduğu doğrudur ki son araştırmalar,bunun kambrien'den
çok daha geriye gittiğini göstermektedir.
Fakat,kambrien'de
Memeliler veya atlar gibi canlılar ortaya çıktı diyemeyiz,ki bu bir komple
yaratılış olsun.Kuran'ın neresinde kambrien'de belirtilen trilobit'lerin vs
yaratıldığı yazar.Neresinde İnsan'dan milyonlarca sene önce canlı yaratıldığı
yazar.Tersine her şry insan için yaratılmamışmıdır?.
=====================================================
4.
"ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR"
YALANI :
Archaeopteryx
adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri
“evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen
özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp
halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama
adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki
Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz
bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)
=======================================================Konu'nun
Evrim teorisi'nin doğru veya yanlış olması ile ne ilgisi var?
Tamamen
teknik bir konu.
Bu
konuda evrimci bilim adamları farklı görüşlerde olamaz mı?
Bilim
bu değilmidir?
Farzedelim,Kuşların
atası dinazorlar değil,
Evrim
Teorisi mi çökecek?
Hayır,sadece
kuşların atası değişecek.
Bunlar
laf kalabalığı ve sonuca hiç bir etkisi yok.
=====================================================
5.
“ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Onlarca
yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri
olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten
büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde
sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların
birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası
olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını
ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)
=====================================================
Hiç
duymadım ve görmedim.
Böyle
bir çalışma yapılmış ve yanılınmış ise bu Evrim teorisi çöktü demek midir?
Bilim
de yanılma da vardır,değişim de.
Şimdi,Tıp
eskiden Ülser'in nedeninin Helicobacter olduğunu bilmiyor,Ülser olanlar'A
grubu,Zeki,Erkekliği yüksek kişilerdir' dedi ve bu yanlış çıktı diyerek,Tıbbı
bir kenara mı atalım,yada bu adamlara üçkağıtçı falan mı diyelim.
Newton
da izafiyet'i bilememişti.
========================================================
6.
“CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR” YALANI:
Uzun
zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri
sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör
noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks
(apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki
son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri
olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları
“körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş
Organlar Yanılgısı)
====================================================
Tamamen
demagoji.
Anlat
o zaman senin kuyruk sokumun ne işe yarıyor.
Ya
da apendix'in çıkarılınca ne oluyor.
Onları
bırak da önce Tırnakların ne işe yarıyor?
================================================
7.
“OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Yunusun
yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir
kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda,
uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil
olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu
organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini
göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor”
itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji
Yanılgısı)
=======================================================Cehalete
bak ! Organlar çok benziyormuş ama genetik yapıları çok farklıymış.
O
zaman niye benziyorlar.
Farklı
gen den benzer yapılar ortaya çıkar mı?
Senin
bırak parmaklarını her yerin maymun'a benziyor.
Neden
çünkü Genlerin % 98 oranında aynı.
=====================================================
8.
“SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Evrim
teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında,
19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek
popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç
kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha
kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli
kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek
türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir.
(bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)
=======================================================
Üç
kağıda bak.'Var olan' koyu renkli kelebekler miş.
Ana
fikir şudur.Tüm kelebekler ölürken,birden mutasyonla tesadüfi olarak koyu renk
kelebek ortaya çıkar ve uygun olduğu için yaşayarak çoğalır.
Bu,Evrim
dir.
Doğa
gücü ve tesadüf bir araya gelerek daha önce olmayan bir kelebek türü ortaya
çıkmıştır.
Darwin'in
İspinoz gagalarının her adada farklı olduğu gözlemini hatırlıyalım.
Eğer
bu evrim'le oluşmuyorsa,Allah her adaya göre garklı ispinoz gagası mı
yaratıyor.Ya da ortama göre yeni renkli kelebekler mi?
Peki
ölenlerin suçu ne?
=======================================================
9.
“MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Mutasyonlar,
neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA
üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür.
Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır.
Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun
mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin
laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi
kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda
genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan
canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)
====================================================
Meyve
sinekleri üzerinde radyasyon deneyleri yapılmış ve radyasyona dirençli bireyler
gelişmiştir.
Bu
deneyin detaylarını daha önce yazdım,tekrar edebilirim.
Mutasyonların
çoğu zararlıdır fakat onlar yok olur gider,ancak nadiren faydalı olanlar
saklanır.
Bir
Çinli,hergün 500 pirinç yese,fakat pilavından çıkan tekbir taşı yemese,Bir ay
sonra 15.000 pirinç artık yoktur fakat 30 taş vardır.
=====================================================
10.
“FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm’in
en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği
iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla
kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair
hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen
Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun
türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus,
Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise,
farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)
=================================================
Bunlar
zırva.
Bilimsel
görüş insan ve maymun'un aynı atadan farklılaşarak evrildiği yönündedir.
Genlerin
% 98 aynı olması,Kan Grubundaki RH(Rhesus antijeni)sadece makak maymunlarında
bulunması vs de bunun kanıtıdır.
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
Miller deneyi ve yaratilisci itirazlar June 28 2002, 2:39 AM
DUNYA'DA
ORGANIK YASAMIN BASLANGICI
Dr.
Umit Sayin (Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi icin hazirlanmistir)
EVRIM
KURAMI: KIMIN ICIN GERCEK?
Unlu
bilim dergisi SCIENCE, 25 Haziran 1999 tarihli sayisini, "Evrim Kuramina
ve Evrim Kuraminin Gercekligine" ayirdi (1). Bu sayi icin giris yazisi
yazan unlu evrimci Stephen Jay Gould soyle demekte: "Evrim bir gercektir
ve ancak gercek bizi bagimsizliga kavusturabilir!" ve Gould eklemekte,
"Darwin'in ilk teorileri aciklandigi zaman, aristokrat bir soylu
'Darwin'in soylediklerinin dogru olmadigini umalim; ama tutun ki dogru, o zaman
tum dunyaya yayilmamasi icin dua edelim!' demisti; ne yazik ki, 21. Yuzyila
girerken, bu sahisin soyledikleri cikti: Evrim Kurami dogru, ama dunyanin
cogunlugu, en azindan ABD ulusunun buyuk kismi tarafindan bilinmiyor "
(2). Gercekten de, 21. Yuzyila girerken, Evrim Kuraminin gercekligi hakkinda
onca yayin yapilmasina, onca kanit bulunmasina karsin, bilim insanlari ile halk
arasinda Evrim Kuramini degerlendiris acisindan ucurumlar mevcut. Bu konudaki
en buyuk zorluk, oncelikle, Evrim Kurami ile ilgili bazi biyolojik, kimyasal,
fizyolojik, paleontolojik bilgilerin anlasilabilmesi icin yogun bir bilim
egitimine, detayli anlasilmis bazi kavramlara gereksinim duyulmasi. Ikinci
onemli zorluk ise, Evrim Kuramini aciklarken ifade edilen bazi kavramlarin
(ornegin milyon yillarda gelisen evrim, dogal seleksiyon, biyokimyasal
protobiogenesis vb) gunluk hayatin mantigi ve yasantisi acisindan pek de kolay
anlasilamamasi. Bu konuda Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (National
Academy of Sciences) son yayinladigi halk kitabi "Science and
Creationism" (Bilim ve Yaratiliscilik), bu konudaki en yetkili agiz
tarafindan son noktayi koyuyor ve Evrim Kuraminin bir gercek oldugunu savunuyor
(3, 4). Turkiye'de de "Islamci Bilimsel Yaratiliscilarin aktivitelerine
" karsi TUBA ve bir grup bilim insani da bazi aciklamalar yapmisti (5, 6,
7).
ABD'de
ve diger Hristiyan ulkelerde oldugu gibi, Turkiye'de de ortaya cikan
"Bilimsel Yaratiliscilik" akimlari, bilim ile yaratilisciligi
birbirine bagdastirmaya calisiyordu (8); ustelik Evrim Kuramini savunan bilim
insanlarina karsi dev bir karalama kampanyasina giriserek, bilim insanlarini
sindirmeyi amacliyordu. Bu konuda yazdigim yazilar nedeniyle ben de, diger
bilim insanlari gibi buyuk saldirilara maruz kaldim (4, 9, 10). Turk bilim
insanlari olarak, gerek halki gerekse diger bilim insanlarini ve aydinlari bu
konuda bilgilendirmek konusunda cok ciddi sorumluluklar tasidigimiza
inaniyorum. Bu sorumluluklardan birisi, "kendini bilimsel elit zumreolarak
gorup, bilimsel yaratiliscilari yanit verilmeyecek kadar kucumsemek
yerine", onlari iddia ettikleri her hipotezde curutmek ve yapmakta
olduklari carpitmalari ve bilimsel sahtekarliklari, halkin onunde anlasilir bir
dille ve bilimsel kaynaklarla yuzlerine vurmak!
Dunya'da
yasamin baslamasi ile ilgili en onemli sorulardan ve problemlerden birisi,
primordial (ilk) kosullarda canlilarin ana yapi taslari olan organik
molekullerin nasil meydana gelebilecekleri konusuydu. Bilimsel yaratiliscilarin
hipotezlerine gore, tum organik madde ve biyolojik yasam bir anda, dogaustu bir
gucun "OL!" demesiyle belirli bir hedefe ve cok akilli bir dizayna
gore yaratildi. Bilim ise bu konuda farkli bir goruse sahip, ozellikle son
yillarda yapilan calismalar dunya'da ilk organik maddenin olusumu konusunda
yeni bir bakis acisi getirdi (11, 12, 13, 14, 15).
STANLEY
MILLER DENEYINDEN GUNUMUZE
Dunya'da
yasamin baslamasi icin, yasamin temel taslari olan organik maddelerin, amino
asitlerin ve DNA ile RNA'nin yapisinda var olan nukleik asitlerin bir sekilde
dunya ortaminda (okyanuslarda, gollerde, sicak su kaynaklarinin aktigi
yerlerde) bol miktarda var olmasi gerekmekteydi. Bu konuda dogru fikir
yurutebilmek icin, 4.5 milyar yil once soguyarak, var olan dunya gezegeninin
atmosferi ve icerdigi elementler konusunda dogru tahmin yapmak gerekliydi. Bu
konudaki ilk tahminleri Oparin (16 ), Haldane (17), Urey (18) yapmislardi.
Onlara gore ilk dunya atmosferi metan (CH4 ), amonyak (NH3), su buhari (H2O) ve
molekuler hidrojenden (H2) olusmaktaydi. Ilk atmosferde oksijen (O2)
bulunmadigi pek cok arastirici tarafindan fikir birligi ile kabul edilmistir.
Ama en onemli sorun dunyanin genclik gunlerine ait bilgi alinamamasidir.
Bilinen en yasli kayalar olan Gronland'daki Isua kayalari bile 3.8 milyar yil
yasindadir. Yaklasik 700 milyon yil- 1 milyar yillik doneme ait hic bir iz,
kanit ve bilgi yoktur; bu da ilk atmosfer veya ortam konusunda tahmin yapmayi
cok guclestirmektedir. Tahminler, olasi modellere gore yapilmaktadirlar ve
spekulasyonlardan ibarettirler. William Rubey (19 ), Holland (20 ), Walker (24)
ve Kasting'e (25) gore ise, baslangicta cok az miktarda amonyak mevcuttu;
atmosferde baslica karbon dioksit (CO2), nitrojen (N2), su buhari (H2O), biraz
da karbon monoksit (CO) ve hidrojen gazi (H2) vardi. Son yillarda bu gorusun
bilim ortamlarina hakim olmasina ragmen, kimse 4 milyar yil oncesine gidip,
ortamda amonyak olup, olmadigini gozlemlememistir. Ayrica, uzaydan her yil 40
000 ton toz yeryuzune dusmektedir, gerek bu tozda, gerekse uzaydan gelen
meteoritlerde HCN (hidrojen siyanit), CO2, Formaldehid, CO (karbon monoksit),
amino asitler ve organik maddeler bulunmustur; gunde uzaydan dunyaya 1999
verilerine gore dokulen tozla birlikte 30 ton organik madde dusmektedir (13,
21, 22, 23). Dunya kosullarinda amonyakin ve organik madde sentezinin cok az
olmasi durumunda bile organik maddeleri olusturan bilesenlerin ve bizzat
organik maddelerin uzaydan yeterli miktarda gelme olasiliklari her zaman
vardir. Ilk atmosfer kosullarinda hemen hemen hic oksijen olmadigi hesaba
katilirsa, organik maddenin"yaratilmadan" dunya ortaminda ilk gazlar
ve cozunmus iyonlardan sentezlenmesi de mumkundur. Oksijensiz donem 2-2.5
milyar yil kadar surmus, siyanobakterilerin atmosfere verdikleri oksijen
sayesinde atmosferde ilk dunya canlilari icin bir zehir olan oksijen miktari
mavi gezegende artmistir (9).
Chicago
Universitesinde, Harold Urey'in ogrencisi Stanley Miller 1953'te dunyayi
yerinden sarsan unlu deneyini gerceklestirdi (26). Urey'in varsayimina uyan
(metan, amonyak, hidrojen ve su) gaz kosullarinda, 150-200 bin voltluk akimi
gazlarin bulundugu ozel aparattaki karisimdan gecirdi, sonuc cok sasirticiydi
pek cok temel organik madde bu enerjinin verdigi etki sonucunda gazlari bir
reaksiyonla birlestirmis, Glisin, Alanin, Aspartik asit, Glutamik asit (bu
dordu temel amino asitler), Formik asit, Asetik asit, Propionik asit, Ure,
laktik asit, ve diger yag asitlerini olusturmustu (26, 27). Deney Pavlovskaia
ve Peynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da;
Abelson tarafindan ABD'de, cok farkli bilesikler ve gaz ortamlarinda
tekrarlandi; oksidasyonun engellendigi ve metan, amonyak ve su buharinin oldugu
kosullarda hep amino asitler ve organik maddeler olustu (28); Gabel ve
Ponnamperuma, cok farkli enerji ortamlarinda (isi, radyasyon, lineer
akseleratorden cikan parcaciklar, mikrodalgalar vb) benzer sonuclar buldular,
ayrica bazi seker molekullerini de primordial ortamda sentezlemeyi basardilar
(28). Genetik materyeli tasiyan DNA ve RNA'nin temel taslari olan nukleik
asitlerin bazilari da ilk atmosfer sartlarinin farkli bicimlerde ele alindigi
kosullarda kimyasal olarak sentezlendi ve nukleik asitlerin temel yapi
taslarinin primordial ortamda yeterli temel madde ve enerji sonucunda
kendiliginden olusabilecegi gosterildi (9, 11, 12, 13, 14, 28, 29, 30).
Yaratiliscilar,
ilk dunya kosullarinda amonyak olmadigini, Miller'in ise soguk tuzak denilen
bir yontemle amino asitleri elde ettigini, Miller'in kosullarinin bilincli
olarak cok yapay hazirlandigini ve sonuclarin bilimsel bir sahtekarlik oldugunu
soylemektedirler. Oncelikle Miller'in duzenegi tabii ki yapaydir; ama
biyokimya'da yapay olmayan kosullarda kontrollu deney yapilamaz ki; soguk tuzak
denilen ve reaksiyon urunlerini sogutan bir duzenek kullanilmis olabilir; ama
doga'da bunun bir benzerinin var olmadigini soylemek, ustelik de 3.5-4.5 milyar
yil oncesinde gelisen olaylardan cok emin ifadelerle bahsetmek ancak,
Yaratiliscilar gibi bilimi ayaklar altina alan, cikaracaklari sonuclara onceden
fikse olmus insanlarda gorulebilen bir dusunce hatasidir. Ornegin okyanuslarin
tabanlarindaki sicak su kaynaklarinin birden soguyarak okyanusa karismasi
bahsedilen "soguk tuzagi" dogal kosullarda olusturabilir; dogadaki
bugun tahmin edilemeyen pek cok yapi bunu meydana getirebilir. Nitekim, sadece
sicak su kaynaklarinda mevcut bu isinin bile sig okyanus sahillerinde suda
cozunmus amonyum (NH4), metan (CH4), karbon dioksiti (CO2) (veya su yuzeyindeki
atmosferdeki gazlari da katarak) reaksiyona sokabilecegini gosterir. Organik
maddelerin ve ilk yasamin denizlerdeki, gollerdeki, volkanik ortamlardaki sicak
su kaynaklarinin bulundugu yerde olustugu konusunda pek cok fikir de ortaya
surulmustur (12, 21, 30 ).
Ortamda
amonyakin cok az olmasi kosullarini Miller tekrar irdelemistir (21). Primordial
kosullarda, atmosferin redukleyici (elektron kazandirma) ozellikte oldugu
dusunulmektedir, ama kesinlesmis bir bulgu yoktur. Atmosferde varolan
amonyak'in bir kisminin amonyum (NH4 ) iyonu olarak okyanuslarda cozunecegi
bilinmektedir (29); atmosferde cok az miktarda amonyak olmasi kosullarinda
bile, su ortamlarinda ya da sicak su kaynaklarinin oldugu, okyanusun sig ve
atmosferle bulustugu sahillerde amonyum iyonu, atmosferde cok az miktarda
bulunan amonyak, metan gazi ve karbon dioksitle reaksiyona girecek ve organik
bilesikleri olusturacaktir (21) . Miller, eser miktarda amonyakin bulundugu
ortamlarda yaptigi deneylerde bile organik maddelerin ve amino asitlerin
sentezlenebildigini gormustur (21).
Yaratiliscilarin
baska bir iddiasi, Miller deneyinde sag elli (D-dextro izomeri) ve sol elli
(L-levo izomeri) amino asitlerin esit miktarlarda sentezlendigi, halbuki
yasamda gorulen 20 cesit amino asitin tumunun sol elli oldugu, oyleyse organik
maddenin ve canli yasamin belli bir amacla ve dizaynla yaratilmis olmasi
gerektigidir. Oncelikle, 1993'te Arizona State Universitesinden John R. Cronin
uzaydan gelen meteoritlerde ve donmus tozda daha fazla L-aminoasitlerine
rastlandigini ispatlamistir (13); bu, dunyada varolan ve amino asitlerle
reaksiyona giren maddelerin zamanla sol elli amino asitleri tercih etmesini
saglayabilir (13). Ikincisi, molekuler yapilardaki zayif kuvvet(weak force)
birbirinin ayna goruntusu olan molekullerde (yani izomerlerde) farklidir. Bu bir
molekul icin cok ufak bir farktir, ama molekuller bir araya gelince etki buyur.
Yani bir molekulun reaksiyona girerken veya suda cozunmus bulunurken icinde
bulunan molekuler bag yapma yetenekleri ve belli bir konfigurasyonda dururken
gereksimleri olan enerji onlarin doga tarafindan secilmelerini saglamaktadir.
Doga tasarruf etmekten yanadir ve genelde en az enerji formunu tercih eder; L
ve D formlari arasindaki enerji farki cok az da olsa, yapilan hesaplara gore en
az enerji ile durabilen izomer, yaklasik 100 bin yilda dogada % 98 olasilikla
baskin bulunan izomer formunu olusturacaktir (31). Ucuncu ve guclu bir
olasilik, primordial kosullarda, su anda bilmedigimiz ve ilk dunya kosullarinda
var olan ve sol elli amino asitlere baglanamayan bir X maddesinin ozellikle
D-(sag elli) amino asitlerle birleserek kelat (cozunmeyen bilesik) olusturmasi
ve onlari gol veya okyanus dibine cokertmesidir. Bu ise sol elli amino
asitlerin bir anda dogal seleksiyonla artmasini ve dogada daha fazla
kullanilabilir hale gelmesini cok kolay saglayabilir. Fakat kimse 4 milyar yil
onceye gitmemistir; o gunden bu gune de tek iz kalmamistir; bilimsel
yaratiliscilar ne soylerlerse soylesinler, 4 milyar yil onceye ait kesin
kanitlarla Evrimcilerin karsisina gelmeden Evrimcilerin hic bir soyledigini
curutmus sayilamazlar; ustelik, bilimsel yaratiliscilarin buyuk bir cogunlugu,
binlerce kanita ragmen, dunyanin 4.5 milyar yasinda degil, cok daha genc
olduguna inanmaktadir (10 bin yil gibi)... Son bulgular, pek cok organik
maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu ispatlamistir. Dunya'da
okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon dioksit, amonyak'tan
sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi NASA'nin
arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik madde
uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla, meteorlarla
gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 uzeri 4) ton (10000 ton) cesitli organik madde
dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 uzeri 9 x 10 uzeri 4=
(10 uzeri 13) ton (10'un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000 000 ton organik
madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri reaksiyonlar da isin
icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini atabilir.
Halley,
Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu
kanitlanmistir (13). Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden
gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin)
cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA'daki bilim adamlari, ER2 tipi
ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler.
Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50'den fazla organik kokenli
karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara,
quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70
farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya'daki yasantida kullanilan amino
asit sayisi ise sadece 20'dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha
fazlasini hediye etmektedir ! (13)
DUNYADA
ORGANIK YASAMIN BASLAMASI UZAYDAN GELEN ORGANIK MADDE
Son
bulgular, pek cok organik maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu
ispatlamistir. Dunya'da okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon
dioksit, amonyak'tan sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi
NASA'nin arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik
madde uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla,
meteorlarla gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 uzeri 4) ton (10000 ton) cesitli
organik madde dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 uzeri
9 x 10 uzeri 4= (10 uzeri 13) ton (10'un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000
000 ton organik madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri
reaksiyonlar da isin icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini
atabilir.
Halley,
Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu
kanitlanmistir (13). Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden
gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin)
cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA'daki bilim adamlari, ER2 tipi
ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler.
Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50'den fazla organik kokenli
karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara,
quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70
farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya'daki yasantida kullanilan amino
asit sayisi ise sadece 20'dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha
fazlasini hediye etmektedir ! (13)
Daha
ilginc bir bulgu ise Louis Allomandola'nin uzay kosullarinin simulasyonunu
yaptigi deneylerden gelmistir (13, Bununla ilgili Scientific American'daki
Temmuz 1999, resimleri kullanabilirsiniz). Bu deneyler cok dusuk isilarda ve
sicakliklarda, ultraviyole radyasyonunun kimyasal baglari yikabilecegini; hatta
icinde donmus metanol ve amonyak (uzayda bulundugu oranda) bulunan buzlasmis
toz kitlelerinde, ultraviyole isinlarinin ketonlari, nitrilleri, eterleri,
alkolleri, hatta heksametilentetramini (HMT) olusturabilecegini gostermistir.
HMT asidik ve ilik ortamda amino asitleri olusturur. Bu deneyler son yillarda
gerek NASA, gerekse universitelerdeki bilim insanlari tarafindan tekrarlanmis
benzer sonuclar bulunmustur (13). Bu su demektir: uzayda donmus buz kitleleri
olarak seyahat eden molekuller statik degillerdir; uzaydaki farkli isinlarin ve
ultraviyole enerjisinin etkisiyle surekli iclerindeki kimyasal yapi degisime
ugramaktadir, bu degisim, ozellikle daha yuksek isili, isinli ve enerjili gunes
sistemi bolgelerine girince artmaktadir. Yani gerek uzaya dagilan tozlar, gerek
meteorlar, iclerinde dunya gibi uygun kosullara sahip gezegene ulasinca yasamin
temel taslarini olusturacak tum bilesenleri, organik maddeleri fazlasiyla
tasimaktadirlar. Ustelik 4.5 milyar yillik dunya tarihini, kolay anlayabilmek
icin, 1 saatlik bir zaman dilimi olarak alirsaniz, doga ilk 55 dakikayi, bu
temel yapi taslarini ve tek hucreli yasami olusturmak icin harcamis, geri kalan
bes dakikada da diger tum bitkileri, cok hucreli organizmalari meydana
getirmistir.
SONUC:
Dunya'da organik yasamin baslamasi icin, buyuk olasilikla temel yapi taslari
hem uzaydan gelmis hem de milyarlarca yilda, uzaydan gelenlerin de etkisiyle
dunyada okyanuslarda, sicak su kaynaklarinin okyanusa karistigi yerlerde,
batakliklarda, volkanik yapilarin okyanusla birlestigi yerlerde vb. ortamdaki
serbest enerji sayesinde sentezlenmislerdir. Amino asitler, nukleik asitlerin
yogunlastigi ortamlarda thermal proteinler ve RNA, oto-katalitik RNA buyuk
olasilikla ilk genetik bilginin sekillenmesinde rol oynamislardir (11, 12, 14,
30) . Burada su temel unsurlar unutulmamalidir: 1) Bahsedilen sureler insan
zekasinin kavrayabilecegi surelerin cok otesindedir. Bahsedilen sureler, milyon
degil, milyar yillardir. Dort milyar yil, 50 yillik bir insan jenerasyonu goz
onune alinirsa yaklasik 80-100 milyon jenerasyon demektir. Homo sapiensinortaya
cikisindan beri ise sadece yaklasik 500 jenerasyon gecmistir 2) Dogada kararli
yapilarin olusmasi cok zordur. Belki bir tek kararli yapinin olusmasina karsi,
binlerce katrilyon kararsiz yapi bozunup gitmektedir; biz bilgiyi bu gune kadar
gelebilen kararli yapidan alabilmekteyiz; kararli yapilarin gelismesini
saglayan reaksiyon ve biyolojik olay sayisi ise neredeyse sonsuzdur .
KAYNAKCA:
1)
Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2045-2220.
2)
Ibid., pp: 2087.
3)
NAS, "Science and Creationism: A view from the National Academy of
Sciences", 1999, National Academy Press.
4)
Umit Sayin, "ABD'de Bilimsel Yaratiliscilibgin Coküsü", Bilim ve
Ütopya, Aralik 1998.
5)
TUBA bülteni, 10:2, 1998. Ayrica TUBA'nin web sayfasina
(http://www.tuba.org.tr) bakabilirsiniz.
6)
"Kamoyuna Duyuru" (Birinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 7
Kasim 1998.
7)
"Bilime Gerici Saldiri" (Ikinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik,
30 Ocak 1999.
8)
Harun Yahya, "Evrim Aldatmacasi", Vural Yayincilik, 1997.
9)
Ümit Sayin, "Yaratilmayis: Yasam Nasil Basladi", Bilim ve Ütopya,
Ekim 1998.
10)
Ümit Sayin, "Uctu Uctu Dinozor Uctu", Bilim ve Utopya Kasim 1998.
11)
Albert Eschenmoser, "Chemical Ethiology of Nucleic Acid Structure",
Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2118-2123.
12)
Andre Brack, editor, "The Molecular Origins of Life", Cambridge
University Press, 1998.
13)
Max P. Berstein, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola, " Life's
Far-Flung Raw Materials"Scientific American, Temmuz 1999, 281:42-49.
14)
Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American,
Ekim 1994, 271:76-83.
15)
Gerald F. Joyce, "Directed Molecular Evolution" Scientific American,
Aralik 1992, 267:90-97.
16)
A.I. Oparin, "Origin of Life", Mc Millen, New York.1938
17)
J.B.S. Haldane. "Origin of life", Rationalist Annual, 1929
18)
H.C. Urey. "On the early chemical history of the earth and the origin of
life", Proc. Natl. Acad. Sci., 1952.
19)
W.W. Rubey, "Development of the hydrosphere and atmosphere, with specail
reference to probable composition of the early atmosphere". In Crust of
the Earth, ed. A. Poldervaart HDpp:631-650,1955.
20)
H.D. Holland, "The chemical evolution of the atmosphere and oceans".
Princeton University Press, 1984.
21)
Stanley Miller, " The Endogenous Synthesis of Organic Compounds", [
Andre Brack, editor, "The Molecular Origins of Life", Cambridge
University Press, 1998.] isimli kitapta. sayfa: 59-85
22)
C.F. Cyba, C. Sagan, " Endogenous production , exogenous delivery and
impact-shock synthesis of organic molecules: an inventry for the origins of
life", Nature, 355:125-132, 1992.
23)
C.F. Cyba, P.J. Thomas, L., L. Brookshaw, and C. Sagan. " Cometary
delivery of organic molecules to the early Earth", Science, 249:366-373,
1990
24)
J.C.G. Walker , "Evolution of atmosphere", Macmillen: New york, 1977
25)
J.F. Kasting. " Earth early atmosphere" Science, 259:920-926, 1993..
26)
S.L. Miller, "Production of amino acids under possible primitive Earth
conditions" Science, 117:528-529, 1953.
27)
S.L. Miller, and H. C. Urey, "Organic compound synthesis on the primitive
Earth", Science, 130:245-251, 1959.
28)
Cyril Ponnamperuma, "The Origins of Life", Thames and Hudson, 1972.
29)
J.L. Bada and S.L. Miller, "Ammonium ion concentration in the primitive
ocean" Science, 159:423-425, 1968.
30)
Richard Montanesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic,
Mart 1998. S: 54-81.
31)
Ian Stewart, "Nature's Numbers", Basic Books, New York, 1995.
Anonymous
(Login
dants)
213.14.11.87
Re: Evrim June 28 2002, 3:22 AM
gerçekten
hâlâ anlatamadığım noktaları bazı evrimcilerin itiraflarıyla tekrar
söyleyeceğim:
1)
miller deneyi eğer doğru olsaydı buradan yola çıkılarak hücrenin oluşumunda
yeni bilimsel(!) tahminlerde bulunulacaktı.ancak öyle olmadı. yazıyı dikkatlice
okursanız miller deneyinin geçersiz olduğunu makalelerle birlikte
anlayacaksınız. bilim in kabullendiği bir bulguyu lütfen anlamamazlıktan
gelmeyiniz. kaldı ki mantık hâlâ evrimi açıklamaya çalışırken miller deneyini
öne sürmektedir. artık rüya görmeyi bırakın.
diğer
mesaj da ise sadece 1. soruya değineceğim diğerleri için cevabım en aşağıda.
a1)gazlar
yazıda zaten vardı yazıyı dikkatli ve tam okumalısın:
millerin
kullandığı yanlış gazlar
-metan
ve amonyak
peki
ya doğruları
-azot
ve karbondioksit
yazıda
ki o 4 yanlışı tekrar okumanı tavsiye ederim.
2)Haeckel,
teorisini "biyogenetik yasa" olarak adlandırdı ve bu düşünce kısa
zamanda "rekapitülasyon" olarak popülerleşti. Gerçekte ise,
Haeckel'in keskin yasasının yanlış olduğu yakın bir zaman sonra gösterildi.
Örneğin, erken insan embriyosunun hiçbir zaman bir balık gibi solungaçları
yoktur ve embriyo hiçbir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer
evrelerden geçmez. (Ken McNamara, "Embryos and Evolution", New
Scientist, 16 Ekim 1999)(deha dehşet biyoloji biliyorsunuz demiş ve altında ise
bir şeyler sıkmış. hadi bn biyolojiden hiç(!) anlamıyorum kanıtlar da mı
yalancı?)
mantık
demiş ki "benzerlikleri vurgulamak"; bunu bir çok evrimci yapıyor
galiba ... ancak bu genellikle sahtekarlık olarak nitelendirilir.
Evrimciler
de artık bunun bir masal olduğunu kabullenir. Neo-Darwinizm'in kurucularından
George Gaylord Simpson, (BURASI ÖNEMLİ!!!!!)"Haeckel evrimsel gelişimi
yanlış bir şekilde ortaya koydu. Bugün canlıların embriyolojik gelişimlerinin
geçmişlerini yansıtmadığı artık kesin olarak biliniyor" diye yazar. (G. G.
Simpson, W. Beck, An Introduction to Biology, New York, Harcourt Brace and
World, 1965, s. 241)
artık
rekapitülasyon yasası bilim dünyasında tartışılmamaktadır(gerçi bildiğim
kadarıyla 1960 lı yıllarda bu belirtilmiştir)
bakalım
sizin kaynağınız ne ? bana bir kaynakla beraber savunduğunuz şeyi
ispatlayabilir misin?(ispatlarsın ama hangi yılların kaynaklarıyla...)
3)benim
tanıdığım evrimciler life of tree (hayat ağacı) na inanırlar. evrimciler bile
kambriyeni açıklayamadıklarını itiraf ederlerken ne yazık ki çevremizdeki evrim
fanları bunu da kabullenemez.
bakın
bazı bilim adamları bu konuda ne der
Darwinist
teori, canlılığın bir tür "giderek genişleyen bir farklılık üçgeni"
içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da
ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik
sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan
fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir:
Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır.
(Phillip E. Johnson, "Darwinism's Rules of Reasoning", Darwinism:
Science or Philosophy, Foundation for Thought and Ethics, 1994, s. 12)
Ünlü
evrimci paleontolog Roger Lewin, Darwinizm'in hayatın tarihi hakkındaki tüm
varsayımlarını çökerten bu olağanüstü durumdan şöyle söz eder:"Hayvanların
tüm tarihindeki en önemli evrimsel olay" olarak tanımlanan Kambriyen
patlaması, daha sonra da varlıklarını koruyacak olan bütün temel vücut
formlarını (filumları) ortaya koymuştur. Bunların bir kısmının daha sonra
soyları tükenmiştir. Bazı tahminler, şu anda var olan 30 farklı hayvan filumu
ile karşılaştırıldığında, Kambriyen patlamasının yaklaşık 100 kadar farklı
filumu ortaya çıkardığı yönündedir. (R. Lewin, Science, vol. 241, 15 July 1988,
s. 291)
peki
(mantık ın dediği gibi ) kambriyene neresinde bakarsanız evrimin kanıtıdır? ben
mantık ın baktığı yönden bakamıyorum bana nereden baktığını (bir kaynak istemem
de sakınca var mı? umarım yoktur.) söylerse sevinirim.
deha
ise bir şeyler atmış. burada tartışma konusu kuran mı evrim mi? ben evrim
yanlıştır diyorum bunun kuran la ne ilgisi var?(kaldı ki kuran da herşey
yazmalı mı yani şimdii bütün bilgiler mesela sivrisineğin sindirim sisteminden
evrenin tüm yapısı ve işleyişine ...)
kambriyen
hakkında yukardada yazdığın gibi temel canlı grupları denmiş, memeliler
denmemiş. son araştırmalar ın ve nekadar eskiye dayandığının üstünü biraz
açarsan daha anlaşılır olur. (hangi son araştırmalar ve nekadar eskiye
dayanıyormuş?)
4)
şöyle demişsin:"Ayrica eldeki lonqisquama fosilinin daha eski olmasi
hicbirsey kanitlamaz. Bir canlidan baska bir canli turedi diye, ilk canlinin
hemen ortadan kalkmasi sart degildir."bahsedilen yerde anlatılmak istenen
ara geçiş formunu yaşayan bir canlıdan bahsediliyor.(yani o sürüngenden kuşa
dönüşmede bir basamak)ancak zaten ondan önce bir kuş vardır. (eğer anlatım açık
olmadıysa daha açık bir şekilde açıklayabilirim)
kuşların
atası dinazorlar değilse kim? burada life of tree akla geliyor ancak o ağaç
kambriyen açıklamasıyla zaten yıkılmıştır. bu ise evrim için o yanlışsa ne
olacak bu yanlışsa ne olacak derken elinizde doğru kalmayacak. bu 4. maddeyi
evrimciler hâlâ bir delil olarak sunmaktadırlar.ben bunun bir yalan olduğunu
söyledim evrim 1 tek yalanla çöker demedim ki . ama yalanlar çoğaldıkça evrimin
krizler içinde bir teori olduğu gözler önüne iyice seriliyor.
5)
Yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış dört tırnaklı, tilki büyüklüğündeki
canlılardan bugünün daha büyük tek tırnaklı atına bir dizi kademeli değişim
olduğunu öne süren ünlü atın evrimi örneğinin geçersiz olduğu uzun zamandır
bilinmektedir. Kademeli değişim yerine, her türün fosilleri bütünüyle farklı
olarak ortaya çıkmakta, değişmeden kalmakta, sonra da soyu tükenmektedir. Ara
formlar bilinmemektedir. (Boyce Rensberger, Houston Chronicle, 5 Kasım 1980,
Bölüm 4, s. 15.)
alttaki
mesajda ise hiç görmedim ve duymadım denmiş
neyi
görmedi böyle bir şemayı mı (ki lise kitaplarında bile vardır bu şema) yoksa
yanlış olduğunu mu?
(BURASI
ÖNEMLİ)peki neden atın evrimi bu kadar önemli? çünkü başka ara geçişi gösteren
fosilkanıt yoktur
mantık
ise "sıralama sorun değil" demiş... bu sözün üstünde durmamak gerekli
aslında.ancak bahsedelim sıralamanın tam olmaması-yanlış olması life of tree
(hayat ağacı) nın yanlış olması demektir...
6)
bunu evrimci bilim adamları kabullenirken bizim çok bilmiş mantık ımız
kabullenmiyor işte bu yarı cahil kaynak buluyor, gösteriyor ancak yüksek
bilgili mantık ne yapıyor?(BURASI ÖNEMLİ) tekrar söyleyeyim artık körelmiş
organ yoktur. sadece işlevi bilinmiyordur.mantık ciddi bir bilisel kaynak
söylesen gerçekten çok merak ettim
deha
ise appeniks ne işe yarıyor demiş (kaynakla birlikte) bir bilim adamı şunu
demiş:
Vücuttaki
timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik
sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım
ederler. (The Merck Manual of Medical Information, Home edition, New Jersey:
Merck & Co., Inc. The Merck Publishing Group, Rahway, 1997)
Omuriliğin
sonunu oluşturan kuyruk sokumunun ise, leğen kemiğinin çevresindeki kemiklere
destek sağladığı, bu nedenle, kuyruk sokumu kemiği olmadan rahatça
oturabilmenin mümkün olmadığı anlaşıldı. Ayrıca bu kemiğin pelvis bölgesindeki
organların ve buradaki çeşitli kasların da tutunma noktası olduğu belirlendi.
bakın tekrar ediyorum körelmiş organ yoktur ancak işlevi bilinmeyen organ
vardır.
sormuşsun
appendiks çıkarılırsa ne olur diye
peki
bademciklerin alınırsa ne olur ya da böbreklerinden biri alınırsa ne olur?o
görevi paylaşan diğer organlara daha çok iş düşer. (ve belki de daha başka
şeylerde olur)
Körelmiş
organlar efsanesinin geçersizliği hakkında bilimsel bir çalışma: "Körelmiş
Organlar" Tümüyle İşlevsel
7)çok
bilmiş mantık, ahtapot gözü yapısıyla memeli gözü yapısı birbirinin neredeyse
aynısı, ahtapotla bir akrabağlığımız var mı?(evrime göre uzaktan akrabayız ya
sana göre?)
homolog
organ analog organ tabirleri lise kitaplarında geçer bunlara bir bakın bu
tabirleri burada açıklayın ve sonra bir daha sorun.tekrar ediyorum BUNU
DİKKATLİ OKUYUN:!!!!!""Bugün evrimciler bile "benzer organlar
evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır""!!!!!
cehalete
bak diyen deha(!) yukardaki soru senin için de geçerli
ayrıca
%98 benzerlik demişsin bir solucan türüyle genetik benzerliğimiz %75
8)
deha ve nantık dedikleriniz çakışıyor. şunu söyleyim sanayi kelebekleri evrime
kanıt değildir aksini iddia eden evrimi neden desteklediğini (mümkünse bir
kaynakla) anlatsın
ancak
deha evrimi savunmaya çalışmış bakın orada önce açık renkli kelebekler ve koyu
renkli kelebekler vardır ancak koyu renkliler iyi kamufle değildirler(doğada
bir çok hayvan bilindiği üzere kamufle sanatını kullanarak düşmanlarından
gizlenir.)
sonra
çevre kararınca (ağaç gövdelerinin kararması vs.)
koyu
renkli kelebekler daha iyi kamufle olur ve çoğalır açık renkliler ise kamufle
olamaz.(üç kağıt mı pardon ama üç kağıdı evrimciler bazı şeyleri
vurgulamak(!)
için kullanıyor bu tarafsız bilimde yoktur.
9)tamamiyle
atmışsın bir tane kaynak gösterirsen daha tutarlı olur. siz evrimci fanatikler
(artık sizin için evrim dinine körü körüne inananlar diyelim) artık kabullenin:
ya-rar-lı mu-tas-yon-lar yok-tur.alttaki arkadaşsa masal dan bahsetmiş. evet
evrimi bilimsel olarak açıklayamayan arkadaşlar masallar anlatmaya devam
ediyor. bir ara bilimle dini karşı karşıya getirmek ve "biz sizin
kurtarıcınız sizler aptalsınız ve körsünüz gelin bilime inanın" diyen
zihniyet artık bilimede mi dil uzatacak?
10)
yazılanlar
sırasında önemli bir şey dikkatimi çekti: sürekli dine saldırıyorsunuz. biz
dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve doğruluğunu mu ben burada dini
istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında bilgim yok.
yoksa
evrimi öğrenenlerin yanında bir de din mi öğrenmesi gerekiyor?
mantık;
yukardaki yazında bir kaç şeyden bahsetmişsin bunlara bir bakalım:
1)Fakat
bilindigi gibi, yaratilisci kesimin derdi bilim yapmak, aciklama bulmak veya
dogruya ulasmak degildir. Onlarin tek derdi tabularini ve dogmalarini
korumaktir.
burada
yaratılışçı yerine darwinist dersen daha mantıklı olur.
2)Teorinin
aciklayiciliginin cok acik oldugu diger konular onlarin umurunda bile degildir.
teori
hanngi konularda çok açıkmış? benim umurumda da...
3)Bugun,
bilimsel bilgilere yeterince asina kesim icin, evrim teorisinin aciklayiciligi
ve gercekligi, dinsel aciklamalarin ise komikligi asikardir.
fakat
o komik dediğin olaya nice bilim adamı da inanmakta ve evrim için "bir
boing yapımı için gerekli elementleri bir depoya koyun ve enerji verin bakalım
boing oluşacak mı?" benzeri laflar kullanarak asıl komikliği evrim de
bulmaktadırlar.
4)Kisacasi,
aralarinda, yontem, dusunce yapisi, bilgi duzeyi ve amac olarak daglar kadar
fark olan iki fikrin, sanki ayni kulvardaymis gibi karsilastirilip yarisa tabi
tutulmasi, isin asli komedinin ta kendisidir
evet
doğru söylemişsin ancak üstü kapalı olmuş ben biraz daha açayım olayı:birisi
100 yıl öncesi "hücre içi jel dolu bir yapı" denen evrimbulunduğu
zaman diğeriyse şimdiki modern bilim dünyası
EVRİM
FİZİĞE DE KARŞI ÇIKAR:
bu
sırada evrim için fizik yasalarını izler lafını kullanan arkadaşlar var. ne
yazık ki bazıları einsteinin bütün bilimlerin birinci kanunu olarak söz ettiği
bir fizik kanununu göz ardı eder yani entropiyi
Entropi
Kanunu, tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz,
plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur.
evrim
ne der peki:Evrim bu kanunla temelinden
çelişen
tam tersi bir mekanizma öne sürer. Evrime göre, dağınık, düzensiz, cansız
atomlar ve moleküller, zamanla kendi kendilerine tesadüflerle bir araya gelerek
düzenli ve planlı proteinleri, DNA, RNA gibi son derece kompleks moleküler
yapıları, ardından da çok daha ileri düzenlere, organizasyonlara ve tasarımlara
sahip milyonlarca canlı türünü ortaya
çıkarmışlardı.
Evrime göre, her aşamada daha planlı, daha düzenli, daha kompleks ve daha
organize bir yapıya doğru ilerleyen bu hayali süreç, Entropi Kanunu'nun ortaya
koyduğu gerçeklere bütünüyle aykırıdır. Bu nedenle evrim gibi bir sürecin, en
başından en sonuna kadar varsayılan hiçbir aşamasının gerçekleşmesi mümkün
değildir. Evrimci bilim adamları da bu açık çelişkinin farkındadırlar. J. H.
Rush şöyle der:
Evrimin
kompleks süreci içinde yaşam, Termodinamiğin İkinci Kanunu'nda belirtilen
eğilime belirgin bir çelişki oluşturur. (J. H. Rush, The Dawn of Life, New
York: Signet, 1962, s. 35.)
Evrimci
bilim adamı Roger Lewin de bir başka bilimsel dergi olan Science'daki bir
makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmektedir:
Biyologların
karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu'yla olan açık
çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara
doğru
bozulmalıdırlar. (Roger Lewin, "A Downward Slope to Greater
Diversity", Science, cilt 217, 24 Eylül 1982, s. 1239)
Kendisi
de evrim teorisinin savunucularından olan George Stavropoulos, canlılığın
kendiliğinden oluşmasının termodinamik açıdan imkansızlığını ve
fotosentez
gibi kompleks canlı mekanizmaların kökenini doğa kanunlarıyla açıklamanın
mümkün olmadığını, ünlü bilimsel yayın American Scientist'te şu ifadelerle
kabul etmektedir:
Normal
şartlarda, Termodinamiğin İkinci Kanunu doğrultusunda, hiçbir kompleks organik
molekül hiçbir zaman kendi kendine oluşamaz, tersine parçalanır. Gerçekte, bir
şey ne kadar kompleks olursa o kadar
kararsızdır
ve kesin olarak eninde sonunda parçalanır, dağılır. Fotosentez, bütün yaşamsal
süreçler ve yaşamın kendisi, karmaşık veya kasıtlı olarak
karmaşıklaştırılmış
açıklamalara rağmen, halen termodinamik ya da bir başka kesin bilim dalı vasıtasıyla
anlaşılamamıştır. (George P. Stavropoulos, "The Frontiers and Limits of
Science", American Scientist, cilt 65, Kasım-Aralık 1977, s. 674.)
(bence
özellikle bu bölümden sonrasını bilgisayara kaydedip okursanız daha sağlıklı
olur)
PEKİ
BİLİM ADAMLARI EVRİME NE DİYOR Kİ?
Chandra
Wickramasinghe:
Bir
bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli
yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi
tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu... Ama şu anda,
Tanrı'ya inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir
argüman bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama
getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz,
tesadüfi karmaşalar değil.(Chandra Wickramasinghe, London Daily Express ile bir
röportajından, 14 Ağustos 1981)
Sir
Fred Hoyle:
Aslında,
yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır
ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak
etmektedir. Bunun (kabul edilmeyişin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.(
Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon &
Schuster, 1984, s.130)
David
Pilbeam (Harvard Üniversitesi antropologlarından):
Benim
uğraştığım paleoantropoloji alanında daha önce edinilmiş izlenimlerden oluşmuş
teori (evrim teorisi), daima gerçek verilere baskın çıkar.( David Pilbeam,
"Rearranging Our Family Tree", Nature, Haziran 1978, s. 40)
Theodosius
Dobzhansky:
Deliller
hiçbir zaman kimseyi tam anlamıyla tatmin etmedi; yine de gerçekler konusunda
bilgili olan çok az insan anti-evrimcidir.(Theodosius Dobzhansky,
"Evolution at Work", Science, Mayıs 9, 1958, s. 1092)Pierre Paul
Grassé:
Pierre
Paul Grassé:(Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı)
(Evrimcilerin
canlılığın açıklaması olarak öne sürdükleri)... tesadüf kavramı, ateizm
görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir.(
Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York,
1977, s.107)
Dr.
Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci)
Şu
çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının
kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.( SBS Vital Topics, David B.
Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,
URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/sites/sbs777/vital/evolutio.html)
Jerry
Coyne (Chicago Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü'nden):
Neo-Darwinist
görüş için çok az delil olduğunu söylemeliyiz: bu görüşün teorik temelleri ve
deneysel delilleri oldukça zayıftır.( H.A. Orr ve Jerry Coyne (1992), "The
Genetics of Adaptation: A Reassessment", American Naturalist, 140, 726)
H.
S. Lipson:
"Eğer
canlılık atomların, doğa güçlerinin ve radyasyonun karşılıklı etkileşimleri
sonucunda oluşmamışsa nasıl oluşmuştur?… Sanırım tek kabul edilebilir
açıklamanın Yaratılış olduğunu kabul etmeliyiz. Bundan ne kendim ne de
fizikçiler hoşlanmamaktadır. Ancak eğer bir teoriyi bilimsel deliller
destekliyorsa, o teoriyi sırf hoşlanmadığımız için reddedemeyiz.
Dr.
Colin Patterson (İngiltere Doğa Tarihi Müzesi Yöneticilerinden Evrimci
Paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi'nin Editörü, Evolution kitabının
yazarı):
Bu
anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey
üzerinde 20 yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir
kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için
oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan
gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu: Bana evrim hakkında
bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz? Bu soruyu Doğa
Tarihi Müzesi'ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti.
Chicago Üniversite’sindeki Evrim Morfoloji Semineri’ndeki (Evolutionary
Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek
cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi: "Tek bir
şey biliyorum evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır."( Dr. Colin Patterson,
"Evolution and Creationism", American Museum of Natural History'deki
konuşmasından, New York City, 5 Kasım 1981)
Cemal
Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):
Hiç
bir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat
edildiği düşüncesini ileri süremez.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık,
Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.56-57)
Doğrudur,
evrim kuramı ispat edilememiştir.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık,
s.134)
Darwin'in
evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek
daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa
Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.(
Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.108)
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
korelmis organlar konusu June 28 2002, 11:07 AM
Demek
korelmis organ yoktur diyorsun, apandistin ise yaradigini iddia ediyorsun ve
ciddi bir kaynak istiyorsun.
Al
sana apandis ile ilgili gunumuz Encyclopedia Brittanica’sindaki aciklama:
“formally
vermiform appendix in anatomy, a vestigial hollow tube attached to the cecum;
the blockage of the appendix can result in appendicitis.
The
appendix is a narrow, muscular tube that is closed at one end and is attached
to and opens into the cecum at its other end. (The cecum is the pouchlike
beginning of the large intestine; the small intestine empties into the cecum.)
The appendix does not serve any useful purpose as a digestive organ in humans,
and it is believed to be gradually disappearing in the human species over
evolutionary time. (The vermiform appendix exists only in human beings and
higher apes, but an appendix-like structure does exist in wombats, civets,
rodents, and a few other lower animals.)”
Ingilizce
bilmeyenler icin onemli kisimlarini tercume edelim bu pasajin:
“Apandis
dar, kas dokusundan olusma, bir tarafi kapali, obur tarafta ise “cecum”a
baglanan ve “cecum”a acilan tup seklinde bir organdir. Apandis insanlarda
sindirim organi olarak herhangi bir islev ustlenmez ve insan turunde evrim
surecinde zaman icinde kademe kademe yok olmakta olan bir organ olduguna
inanilmaktadir. (apandis sadece insanlarda ve ust duzey maymunumsu turlerde
bulunmaktadir, fakat apandis benzeri bir yapi “wombat”larda, “civet”lerde,
kemirgenlerde ve baska bazi alt duzey hayvanlarda da bulunur).”
Ayrica
verdigin “The Merck Manual of Medical Information” kaynaginda apandis icin su
ifade kullanilir:
“The
appendix MAY have some immune function, but it isn't an essential organ.”
Yani,
“Apandisin
BELKI bagisiklikla ilgili bir fonksiyonu olabilir, ama onemli bir organ
degildir”.
Yani
apandisin bagisiklik sistemiyle ilgili cok ufak bir ise yariyor olma IHTIMALI
var, ama bu bilgi kesin degil. Ayrica, oyle olsa bile, hic onemli olan veya bir
islevi olan bir organ degil.
Alintilariniz
bile carpitma.
Baska
ise yaramaz organ ornekleri istemissin. Yirmilik disler bunun guzel bir ornegi.
Her insanda cikmaz, cikanlarin da cogunda ya yarisi cikar, ya da ciktiktan
sonra iltihaplanip bir suru soruna yol acar. Cignemede kullanilmaz, ve curuyup
dert kaynagi olmaktan baska bir ise yaramaz. Artik cenemiz daha kucuk cunku.
Butun disleri barindiracak kadar yer yok cogumuzun agzinda.
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
ara gecis formlari June 28 2002, 11:10 AM
"peki
neden atın evrimi bu kadar önemli? çünkü başka ara geçişi gösteren fosilkanıt
yoktur"
Bilimsel
Yaratiliscilarin ve BAV'in bu iddialarinin hic birisi bilimsel olarak gecerli
degildir. Cunku pek cok gecis fosili bulundugu gibi, pek cok gecis canlisi da
mevcuttur. Yaratiliscilar, gecis turleri hakkinda son derece on yargili ve
cahilce davranmakta; islerine gelmeyen bilgiyi de her zaman oldugu gibi carpitmaktadirlar.
Oncelikle sunu belirtmekte yarar var: Evrimciler, Evrim Kuramini ortaya
koyarlarken, Yaratiliscilara veya bilim dunyasina hic bir gecis fosili sunmak
zorunda degildirler. Gecis turleri veya fosillerini bulamasaydik da, bu Evrim
Kuramini gecersiz kilmazdi. Bugun Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi,
Icthyostega gibi, Seymouria gibi, gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece
sansli olmamizdan dolayidir. Aslinda bu fosillerin hic birisini
bulamayabilirdik de, ama bu yine Evrim Kuramini gecersiz kilmazdi. Bugun
dedigimiz gibi, bu turler kaybolmustur diyebilirdik! Her yil yeni fosiller
bulunarak Evrim Kurami biraz daha desteklenmektedir ve yeni fosiller bulunmaya
devam edecektir. Evrimciler kaybolan gecis fosillerinin veya kaybolup dogaya
karisan gecis canlilarinin hesabini Yaratiliscilara vermek zorunda degillerdir.
Nitekim gecis canlilarinin cogunun kaybolmasina karsin, bugun Evrim Kuraminin
izah edilmesi icin yeterli sayida fosil bulunmustur (1, 2, 3, 4). Baliklardan
Amfibiyanlara gecis: 408 milyon yil once, erken Devonian cagda, iki tip kemikli
balik turedi; Sarcopterygii ve isin yuzgecli baliklar (ray-finned fishes).
Sarcoptopterygii grubu baliklar cigerbaliklarini, (lungfishes, Dipnoi)
coelacanthi [kolekant] ve rhipidistian isimli baliklari icermekteydi.
Eusthenopteron [ostenopteron] , lob yuzgecli rhipidistianlar [ripidistian]
grubunun bir uyesidir ve tetrapodlar (dort ayaklilar) bu gruptan turemislerdir.
Ichthyostega [ikitiostega] Gronlandda bulunan, gec Devonian donemi
amfibiyanidir ve amfibiyanlarin baslangicina verilebilecek ilk ornektir.
Eusthenopteron'da pelvis kemigi, femur, tibia/fibula kemiklerinin ilk
bicimlerine rastliyoruz, sonra bu kemikler Ichthyostega'da ve biraz daha
degismis ve buyumustur. Ichthyostega 'da hem solungaclara ait yapi hem de ciger
bulunmaktadir. Acanthostega [akantostega] isimli baligin fosilleri ise benzer
ozellikleri kanitlamistir. Ama tabii aradaki pek cok balik turu kayiptir.
Labyrinthodont [labirintodont] (Diplovertebron) bu gecis grubu icin
verilebilecek baska bir ornekti Amfibiyanlardan surungenlere gecis: Amniotlar,
Aves (kuslar), Mammalia (Memeliler) ve Reptilia (surungenler) gruplarini
olusturan cok genis bir tetrapod (dort ayakli) sinifidir . Ilk bilinen
amniotlar, labyrinthodont [labirintodont] amfibianlardir. Bunlar kertenkeleye
benzeyen surungenlerdi. Isimlerini amniyotik yumurta ile uremelerinden
almaktadirlar. Amfibianlardan iskelet yapisindaki degisiklik sayesinde ayirt
edilebilirler; bunlar, bir sakral vertebranin yerine pelvisi iki sakral
vertebranin tutmasi, uc tarsal kemigin bir kemik halinde birlesip, kaynamasi
(astragalus) vb ozelliklerdir. Captorhinid [kaptorinid] isimli bir gruptan da
diger bir grup surungenler turemistir. Amfibianlardan surungenlere gecisin
diger bazi ornekleri, Hylonomus, Paleothris, Protorothyris di Amniotlar dan
memelilere gecis: Memeliler yaklasik 50-70 milyon yil once ortaya cikmaya
baslamislardir. Bu gecise ornek olarak gunumuzde yasayan, uc grup vardir:
PROTOHERIA (echidna ve platypus) METATHERIA (Marsupialler; kesecigi olan
memelilerdir, yavru dogduktan sonra, bu kesecikte bir sure saklanir, kanguru,
koala, opossum Avusturalya ve Amerika kitasinda yasayan marsupiallerdir) ve
onlarin kardes grubu, EUTHERIA (plasentali memeliler). Bu gruptakilerin
surungenlerden en temel farklari endotermik olmalari, yani vucut sicakliklarini
belirli bir derecede sabit tutabilmeleri (35-38 derece santigrad); tuylu
olmalari, yavrularini dogurup, dogumdan sonra onlara uzun sure bakmalari; sut
uretmeleri; sadece alt cene kemiginin hareket edebilir olmasi; dislerin belirli
fonksiyonlar icin spesifiklesmis olmasi; pelvisin genis bir ileuma sahip olmasi
(buyuk olasilikla dogumu kolaylastirmak icin), dar bir zigomatik kemige
baglanan ve kafanin iki tarafindan cikan ve ceneye (mandibula) baglanan guclu
cigneme kaslari vb. Alt grup amniotlardan sonra memelerin turemesi soyle
olmustur, bu bilgiler, gerek fosil kanitlari gerekse bugun yasayan memelilerle
kiyaslaninca ve bulunan fosillerin yasi hesaba katilinca tam bir tutarlilik
gostemektedir (5): A) Captorhinidler ilk amniotlardi B) Gozlerinin kenarinda
cesitli kemiklerle goz cukuruna sahip, Syanapsidia (sinapsidler), C) Iskelet
yapisiyla bu gruplardan ayrilan sphenacodontid [sifenakodontid] pelycosaurlar;
en meshurlari Dimetrodon'du. D) Daha sonra ortaya cikan sinapsidleri gec
Permian donemde goruyoruz: Biarmosuchus [Biarmosukus] E) Therapsida, grubu
ozellikle vertebra ve kafa iskeleti bakimindan atalarindan degisiklik
gosteriyordu F)Cynodonta grubu'nun en onemli ozelliklerinden birisi, alt cene
ile kafatasi arasinda ikincil bir eklem yapisinin gelismesiydi, 70 milyon yil
once yasadilar. G) Mammalia grubunun ilk atalarindan birisi Morganocodon, son
Triassic ve erken Jurassik donemde oraya cikan ve memelilerin pek cok iskelet
ozelligine sahip bir on-memeliydi . Ayrica orta kulaktaki cekic, uzengi ve ors
kemiklerine de sahipti, yani bu grupta koku hissinin yanisira sesleri duyma da
oldukca gelismisti H) Memelilerin baslangici , ornegin marsupialler I)
Plasentali memelile Asagida ele alinacak olan, pek cok on memeli ve memeli
grubuna verilen isimlere ait fosiller bulunmustur; sistematizasyon bilimsel
yaratiliscilarin analojik ve carpitma yontemlerine hic benzemeyen kati bilimsel
yontemlerle ve hayvanlarin anatomileri ve de tahmin edilen fizyolojileri uzun incelemeler
sonunda goz onune alinarak yapilmistir (5). Iste Yaratiliscilarin yok dedikleri
gecis fosilleri, amniotlarin baslangicindan Memelilere kadar,
ornekleriylebirlikte soyledir (1, On Memeli.................. Limnoscelis
PELYCOSURIA ..... ........ Ethyris (#: yukaridakinin aynisi).. Archaeothris
#....................................... Varanops
#.............................
........ Haptodus
#......................................
Dimetrodon
THERAPSIDA
............... Biarmosuchus
#.....................................Regisaurus
#....................................Theriognatus
CYNODONTA....................Dvinia
#........................................Procynosuchus
#.......................................Thrinaxodon
#.......................................
Cynognatus
#......................................
Diademodon
#.......................................
Probelesodon
#......................................
Probainognathus
#......................................
Oligokypus
MAMMALIA...............
Morganucodon
#...................................Kuehneotherium
#...............................
.. Peramus
#...............................
Aigialodon
#...................................Marsupilia
#...............................
Placentalia Placentalia (plasentasi olan) primatlara ve Homo sapiense kadar
uzanan genis bir grubun adidir. Fakat Amniotlardan, Therapsidlere gecen sure
icinde pek cok gecis fosili ve canlisi bulunmustur. Bu canlilari
siniflandirabilmek , yogun bir biyoloji egitiminin sonucunda varilabilen bir
sonuctur. Bu siniflama yapilirken ozellikle, anatomi ve paleontoloji konusunda
cok yetkin olmak gereklidir. Bu siniflamaya Harun Yahya gibi, BAV elemanari
veya bilimsel yaratiliscilar gibi gecmis egitimleri supheli ama amaclari asikar
kisiler bilimsel olarak itiraz etme yeterliligine ve yetkisine sahip
degillerdir. [ 1)Douglas Futuyma, Evolutionary Biology, Sinauer, 1998, sayfa:
138-160. 2) Tim Berra, Evolution and the Myth of Creationism, Stanford University
Press, 1990 3) Roger Cuffey, Paleontologic Evidence and Organic Evolution, in
Science and Creationism, edited by Ashley Montague, Oxford University Press,
1984, sayfa:255-282 4) Douglas Futuyma, Science on Trial, Sinauer 1995, sayfa:
68-97 5) T.S. Kemp, Mammal-like Reptiles, Academic Press, 198
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
kambriyen June 28 2002, 11:12 AM
SORU
: Fosiller, Kambrian doneminde birdenbire fazlalasmislar ve cok hucreli
organizmalar birdenbire artmislardir. Halbuki Kambrian oncesi doneme ait hic
boyle bir donem ve iz yoktur. Bulunan tum fosiller cok hucrelilerin bir anda
Kambrian doneminde yaratildiklarini ortaya koymaktadir.
YANIT:
Ilk bilinen mikrofosiller 3.5 milyar onceye kadar gitmektedirler; yani 3-3.5
milyar yil once evrimlesmekte olan hucre yapilari vardi. Fosil kayitlarinda,
cok hucrelilere ait en eski fosil izleri 670 milyon yil onceye dayanmaktadir.
Bu da Kambriyan donemden 80 milyon yil onceye denk gelir. Kambriyan donemde,
505-590 milyon yil once, ilk kabuklu organizmalar olusmustur, ornegin
brachiopodlarin ve trilobitlerin kabuklari mevcuttu. Bu dayanikli kabuk
yapilari, kendilerinden daha once var olan yumusakca yapisindaki cok
hucrelilerden cok daha iyi fosillesir ve bugune kadar kalir Pre-Kambriyen donemdeki
yumusak vucutlu tum organizmalar fosillesemeden yokolup gitmislerdir. Ama buna
ragmen bugun, o doneme ait bazi fosil izlerine de rastlamaktayiz; o doneme ait
alglerin, denizanasinin, kurtcuklarin fosillerini bulabilmekteyiz. Ama o devrin
kayalari o kadar eskidir ve oylesine deformasyona ugramislardir ki, o kayalarda
fosil bulabilmek hemen hemen imkansizdir Cok onemli bir nokta neden, 500 milyon
yasinda bir memeli, ya da 100 milyon yasinda bir insan iskeleti
bulamadigimizdir. Madem Yaratiliscilara gore, hersey Kambrien donemde
birdenbire yaratildi, oyleyse neden trilobitlerle ayni yasta dinozorlar,
memeliler, kuslar bulamamaktayiz? Neden Adem'in buyuk buyuk torunlarinin
iskeletlerini, Devonian cagda yasamis amfibiyanlarin fosilleriyle ile yanyana
goremiyoruz. Bilim adamlari jeolojik caglari ve amfibiyanlardan surungenlere
gecisi kafalarindan uydurmamaktadirlar; elde edilen fosiller ve bu fosillerin
yaslari, bu gelisimi jeolojik gelisim cizgisinde de ispatlamislardi Fosillerin
yaslarina baktiginizda, Evrim Kuramindaki gelisim tamamen desteklenmektedir.
Ornegin, Prekambriyen donemde (4 milyar-590 milyon yil once, MYO) bulunan
yumusakca, kurtcuk fosillerinden sonra, Kambriyen donemde (505-590 MYO) ,
trilobitlerin fosillerine rastliyoruz. Sonra Ordovician donemde (438-505 MYO)
birden bire memeli fosillerine atlamiyoruz, cenesiz baliklara ait fosiller
buluyoruz, ayni donemde ne kuslara, ne amfibiyanlara, ne memelilere ne de
dinozorlara ait tek bir iz yok! Sonraki Silurian donemde (438-408 MYO), Ilk
ceneli baliklarin fosillerine rastliyoruz. Yani yumusakcalar, kabuklu bocekler,
cenesiz baliklar ortaya cikmadan ceneli baliklar ortaya cikmiyor nedense!? Ilk
amfibiyan fosillerine, Devonian cagda (408-360 MYO) rastliyoruz, sonra
Carboniferous (360-286 MYO) ve Permian (286-248 MYO) donemlerde surungenlerin
fosilleriyle karsilasiyoruz, madem Kambriyen donemde surungenler de yaratildi,
neden fosil olarak karsimiza cikmak icin yaklasik 200-250 milyon yil bir yere
saklandilar ve beklediler? Triassic donemde (248-213 MYO) Ilk dinozorlarin
iskeletlerini gormekteyiz. Jurassic Donemde (213-144 MYO) ise ilk kuslar ve dev
dinozorlarin fosilleri ve iskeletleri karsimiza cikmakta. Madem tum canlilar
ayni anda yaratildi, neden dinozorlar 350 milyon yil bir karanlik kosede
gizlenerek beklediler? Daha sonra 65 milyon yil once dinozorlar neden birden
bire Sodom ve Gomorrah lanetine ugrayip, tum dunyadan temizlendiler? Neden
Dinozorlar sahneden cekilince, memeliler, maymunlar primatlar arttilar. Neden
dinozorlara, memelilere, maymunlara, primatlara ait 20 milyon yillik iskeletler
buluyoruz da, ayni doneme ait Homo sapiens iskeletine hic rastliyamiyoruz. O
zamanki Homo sapienslerin hepsi mi dogaya karisip yok oldu, oyleyse, o zamana
ait diger hayvanlarin iskeletleri neden karsimiza cikiyor? Sormaya baslayinca,
seriatciya ve bilimsel yaratiliscilara sorulacak sorularin ardi arkasi
tukenmez! Ama ne yazik ki seriatci akli ve bilgiisi ile degil, omuriligi ile
dusunmektedir! [1) Harland et al."A Geologic Time Scale", 1982,
Cambridge Uni. Press 2) J. W. Schopf, "Evolution of the Earliest
Cell", Scientific American, 1978, 239 (3): 110-138 3) Douglas Futuyma,
"Evolutionary Biology", Sinauer, 1998, 4) Tim Berra, "Evolution
and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
entropi June 28 2002, 11:14 AM
"Entropi
Kanunu, tüm evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde sürekli daha düzensiz,
plansız ve dağınık bir yapıya doğru ilerlediğini ortaya koymuştur. Evrim bu
kanunla temelinden çelişen tam tersi bir mekanizma öne sürer."
YANIT:
Evrim entropiye aykiri degildir. Bu hipotez enerji verilen sistemlerde kaostan
duzen olusabilecegini hesaba katmamaktadir. Ayrica termodinamigin ikinci kanunu
kapali sistemler icin gecerlidir. Organizmalar, acik bir sistemde enerji
alisverisi yapmaktadirlar. Ortamda sinirsiz enerji vardir; bu enerji daha
duzenli, stabil kimyasal yapilarin olusabilmesi icin kullanilmaktadir (1 Bir
bisikletin parcalarinin kendi kendine bir araya gelebilecegini varsayamazsiniz,
ama enerji harcayarak bu parcalari birlestirebilirsiniz, bisikletin 100 parcasi
oldugunu ve elinizde sinirsiz parca oldugunu varsayin, ilk bakista bu
parcalarin 100! (100 x 99 x 98 x 97......x 2 x 1) farkli bicimde
birlestirilebilecegi dusunulse de bu dogru degildir. Cunku bir didonu bir
tekere, direksiyonun bir parcasini camurluga vidalama sansiniz yoktur. Deneye
yanila hangi parcanin hangi kisma uyabilecegini bulursunuz, yaratabileceginiz
bir kac montaj bisiklet cesidi olabilir sadece, bu entropinin en aza indirgendigi
durumdur. Belki bu parcalar 100-200 farkli sekilde de ayni enerji harcanarak
birbirine eklenebilir, ama bir tanesi varligini surdurebilecek bisiklet
olacaktir. Aslinda , stabil hucre durumunun yanisira katrilyonlarca stabil
olmayan protohucre ve hucre durumlari da meydana gelmektedir. Ama varligini
surdurebilen, entropiye en uyum saglamis, artik kendi icinde akardengeye
(hemostasis) erismis hucredir. Biz sadece kendini surdurebildigi icin onun
hakkinda bilgi alabilmekteyiz, halbuki diger stabil olmayan hucreler bozunup,
yokolup gitmislerdir ve surekli bir, iki kararli hucreye karsin tekrar
katrilyonlarca stabil olmayan ve yokolup giden pro-hucre olusmaktadir (2).
Ornegin, icerisinde birbirleri ile reaksiyona girebilecek, A ve B gazlari olan
bir kutuya enerji verdiginiz zaman bile bu kapali sistemde, molekullerin
birbirleri ile carpisip, yeni ve kararli AB gaz molekullerini olusturabilmesi,
enerji verilen ve enerjiyi icinde saklayabilen sistemlerde kararli yapilarin
olusabilecegine bir kanittir. Biyolojik sistemlerin olusabildigi, okyanus, doga
gibi acik sistemler ise, organik maddenin ana yapi taslarini icermektedir,
ortamdaki enerji surekli yeniden kullanilmaktadir; ustelik gunesten ve uzaydan
surekli yeni enerji bu acik sisteme katilmakta ve buraya molekuler enerji, isi,
radyasyon biciminde hapsolmaktadir. Yaratiliscilar eger uzayda enerjinin
dagildigini soylemekteyseler, zaten Evrim Kurami, uzayda enerjinin
kullanilarak, yasam olustugunu iddia etmemektedir. Yaratiliscilarin bu hipotezi
bos ve karanlik uzay icin gecerli olabilir ancak. Bir mese palamudundan yeterli
enerji sayesinden, fotosentez gerceklesmekte ve bir mese agaci
buyuyebilmektedir. Gunes, entropinin artisi ile enerji kaybetmekte dunya ise
enerji kazanmaktadir. Canli organizmalar öldügü zaman ise bu canlilar icin
"entropinin artisi" gerceklesir, tum enerji "tekrar kullanilmak
uzere" dogaya karisir. [1) Douglas Futuyma, "Science on Trial",
Sinauer, 1995, sayfa:223. 2) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism",
Stanford University Press, 1990. Sayfa: 126 ]
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
insan embriyosu June 28 2002, 11:17 AM
"http://www.evrimcik.cjb.net"
sitesinin ana sayfasinda embriyolojideki evrim kanitlariyla ilgili bir resim ve
onunla baglantili bir yazi var. Hem benzerlikleri kendi gozunle gorebilirsin,
hem de aciklamalari okuyabilirsin.
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
bilim adamlarindan yanlis aktarimlar June 28 2002, 11:23 AM
Bu
konu, evrim-yaratiliscilik tartismalarinda, batida da yaratilisci kesimin surekli
yaptigi bir ahlaksizlik ornegidir.
Evrimi
savundugu bilinen bilim adamlarinin agzindan ya soylemedikleri, ya da soyleyip
farkli birsey kasdettikleri, vs. fikirler alinip, yaratilisci kaynaklarda sanki
bu kisiler evrime karsiymis gibi bir hava yaratilir.
Bu
konuyla ilgili pek cok bilim adami, kendilerinden yanlis aktarimda bulunan ve
sozlerini carpitan yaratiliscilari daha sonra acikca kinadiklari beyanlarda
bulunmuslardir.
Bu
konuyla ilgili bir link:
http://www.geocities.com/CapeCanaveral/Hangar/2437/misquote.htm
Mantik
(no
login)
172.142.90.136
konunun din ile ilgisi June 28 2002, 11:29 AM
"yazılanlar
sırasında önemli bir şey dikkatimi çekti: sürekli dine saldırıyorsunuz. biz
dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve doğruluğunu mu ben burada dini
istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında bilgim yok."
Tabi
canim, cok masumsun sen. Hicbir ilgisi yok bu cabanin "din"le.
Kimi
kandiriyorsun sen? Yani bu cabanla saf bir sekilde dogrulari bulmaya calisarak
bilim mi yapiyorsun?
Neden
nukleer fuzyona, yercekimi kanununa karsi cikmiyorsun da evrimle ugrasiyorsun?
--------------------------------------------------
Evrimi
Yikmak
Evrim
karsiti kesim bos bir cabayla evrim teorisini curutmeye calisir bilindigi gibi.
Fakat bu teoriyi yikmakla (bu yapilabilseler bile), bir "zeki
tasarimci" spekulasyonunu kanitlamis olmadiklarini goremezler bir turlu.
Hele
de bir adim daha ileri gidip, bunun kendi "zeki tasarimci"
spekulasyonlarini (ornegin islam) kanitladigini dusunmeleri akil
yurutmelerindeki birbaska tutarsizliktir. Nitekim, insan dayanaksiz bir
spekulasyon kabul etmeye razi olsa bile ortadaki onca secenek arasinda kaybolup
giderdi. Bugun UFO fanatiklerinden tutun, reenkarnasyona veya bir ton metafizik
sacmaliga dayanan bir suru "kult"ler, yeni cag dinleri ve inanc
sistemleri mevcuttur. Bir de bunlara zaten asirladir mevcut olan uc buyuk dini
ve onlarin alternatifi olan, cesitli toplumlarin inandigi diger dinleri
(totemci dinlerden tutun, naturalist dinlere, budizm'den tutun, hinduizm'e
kadar) de eklersek kisi bunca secenek arasinda kaybolup giderdi.
Diger
dinlerin varligiyla ilgili ortaya konulan bu argumanlar icin ise genellikle
verilen cevaplarda teist kesim diger dinlerin hoslanmadiklari ya da
paylasmadiklari inanclarindan bahsederler. Ornegin derler ki Musevilik sadece
yahudilere aciktir, kabul edemem. Hinduizm kolecidir kabul edemem. UFO fanatiklerinin
taptiklari (uzaylilar) sonsuz guclu degildir, sonsuz guclu olmayan bir tanriyi
kabul edemem, vs. Fakat buradaki mantik sacmaligini bir turlu goremezler.
Tumunun dayanaksiz spekulasyon olmasindan rahatsiz olmazlar da, secimlerini
hangisinin kendilerine daha uygun olduguna gore yaparlar. Ya da hatta
yaptiklari bu bile degil. Hangisinin kendilerine daha uygun olduguna veya
hangisini kabul etmeyi tercih edeceklerine bakarak, hangi inancin evrenle
ilgili aciklamalarinin dogru olduguna karar verirler!?
Dogruyu
bulmaya degil de kendi psikolojik ihtiyaclarini tatmine ugrastiklari cok
aciktir.
Temel
olarak, bu tur argumanlarla teizmi kanitladiklarini dusunenlere karsi uzerinde
durulmasi gereken noktalar sunlardir:
Evrim
teorisi gibi bir teoriyi curuttugunu zannetmek ile gecekten curutmek ayni sey
degildir.
Bir
teori curutulse bile bu otomatikman baska bir teoriyi kanitlamaz. Her teori
kanita ihtiyac duyar.
Teori
bile olmayan, cunku hicbir delili olmayan bir spekulasyonu dogru kabul etmek
icin hicbir sebep yoktur.
Bir
seyi "Henuz bilmiyoruz, belki ileride bilim cozecektir" demek gayet
normal bir dusunce tarzidir. Herseyi su anda bilmek zorunda degiliz.
Bilmedigimiz birseylerin olmasi dayanaksiz spekulasyonlar pesinde kosmamizi
gerekli kilmaz.
Birisi
dayanaksiz bir spekulasyonu kabul etmeye karar verse bile onca secenek arasinda
kaybolup giderdi.
Evrim
karsiti kaynaklardaki bolca sacmaligi okuyup, evrim teorisinin coktugunu ve cok
sacma oldugunu zannetmek sadece cahil bir yanilgidir. Evrim karsiti kaynaklarin
coklugu, ozellikle ABD'deki hristiyan fundamentalist kesimin maddi gucunden
kaynaklanmaktadir. Bu tur evrim karsiti kaynaklarda dogruyu bulma kaygisi
goremezsiniz. Sadece tabularini koruma kaygisiyla motive edilmis, kor ve cahil
bir bilim dusmanligi gorursunuz. Cunku bu devirde artik akli basinda ve bilimi
takip eden kesim icin bu tabularin sacmaligi cok acik hale gelmistir.
Yaratiliscilarin bu konuya bu kadar onem verip bunca yazilar yazmalari da bu
konudaki korkularindan ve caresizliklerinden kaynaklanmaktadir.
DEHA
(no
login)
212.154.29.32
Anonymous Dants June 28 2002, 1:32 PM
Sen
de diğerleri gibi varıp koşup malum siteye kesip,kesip yapıştırmışsın, ancak
biz bunları çok tartıştık.
Sana
tavsiyem orada yazılanları,kendin kontrol etmeden aktarma,çünkü o yazılar bol
miktarda sahtekarlık içerir ki,bazılarını zaman zaman gösteriyoruz,sonra
rencide olursun.
1.Miller
Deneyini daha önce detaylı olarak açıkladık,
senin
için tekrar kopyalayacağım.
2.Biyoloji
nerelere gelmiş siz hala,100 yıllık Heackel çizimleri ile uğraşıyorsunuz.
3.Kambrien
hakkında biraz bilgi sahibi olursan anlarsın neden evrimin kanıtı olduğunu.
'deha
ise bir şeyler atmış. burada tartışma konusu kuran mı evrim mi? ben evrim
yanlıştır diyorum bunun kuran la ne ilgisi var?'
Deha
bir şeyler atmaz.
Evrime
alternatif olarak gösterdiğin yaratılışı neden aynı mantıkla irdelemiyorsun?
Yaratılış
hikayelerinin neresi bilime veya gerçeklere uygun?
Dünyanın
düz olduğu mu?
Çamurdan
yaratılan,Adem den eşinin varedilerek,onun çocuklarından türediğimiz mi?
Şeytanlar,cinler,melekler
olduğu mu?
4.Evrimin
ne demek olduğunu bilmiyorsun,evrim eleştiriyorsun,bravo !
5.Kendi
yarattığınız teorileri kendiniz çürütüyorsunuz.
Nedense
örnekleriniz,50 yıllık Miller deneyi,60 yıllık Piltdown,100 senelik,Heackel
çizimi vs vs.
Bilim
buralarda değil,siz yeldeğirmenleri ile savaşıyorsunuz.Farklı bir Evrim teorisi
uyduruyorsunuz.
'deha
ise appeniks ne işe yarıyor demiş (kaynakla birlikte) bir bilim adamı şunu
demiş:
Vücuttaki
timus, karaciğer, dalak, appendiks, kemik iliği gibi başka organlar lenfatik
sistemin parçalarıdır. Bunlar da vücudun enfeksiyonla mücadelesine yardım
ederler. (The Merck Manual of Medical Information, Home edition, New Jersey:
Merck & Co., Inc. The Merck Publishing Group, Rahway, 1997)'
Sen
bu masalları başkasına anlat!
Sen
hiç appendix gördün mü?
Appendix
bir organ değildir,bir parçadır,bir çıkıntıdır,çıkmaz sokaktır.
Saydığın
organların hiç birinin tek bir görevi yoktur,
Farzedelim
Appendix,bağışıklık sistemi ile ilgili,bu onun körelmiş olma vasfını
değiştirmez,çünkü başka türlerde appendix hala faaliyettedir ve seluloz
sindiriminden sorumludur.
Tırnaklar
konusuna girmemişsin,ya da dökülen kıllar?
'!!!!!""Bugün
evrimciler bile "benzer organlar evrime delil oluşturmuyor"
itirafında bulunmaktadır""!!!!!
cehalete
bak diyen deha(!) yukardaki soru senin için de geçerli'
Cehalet
tabii,millet domuz kalbi naklediyor,siz hala neredesiniz.
Benzer
organlar,benzer genler sonucudur,gensel benzerlik te,evrimsel benzerliğin
delilidir.
'ayrıca
%98 benzerlik demişsin bir solucan türüyle genetik benzerliğimiz %75 '
%98
Benzerlik maymunladır.
Solucanla
% 25 lik fark çok,çok büyük bir farktır.
Çünkü,tüm
canlılar akraba olduğundan,% 100 farklı olabileceğimiz hiç bir canlı yok.
8)Eğer
koyu renkli kelebekler mutasyonla oluşursa bu tesadüfidir,çünkü oluşacak diye
bir şart yok,milyonlarca tür,böyle bir tesadüf yakalayamadığından yok olup
gitti.
Eğer,var
olan koyu renklilerin çoğalmasına yol
açtı
ise,bu da doğal seleksiyondur.
Bu
değişiklik türü değiştirmez ancak üstüne eklenebilecek değişikliklerle zaman
içinde yürün değişimine neden olabilir.
Nereden
bakarsan bak evrim işbaşındadır.
9.Mutasyonun
ne olduğunu bilmeyen insanlarla,faydalı,zararlı mutasyon tartışmalarından gına
geldi.
Defalarca
yazdık faydalı mutasyonlar azdır fakat vardır.
Antibiotiğe
dirençli bakterileri,Hemoglobin S tipinin,sıtmaya bağışıklık sağladığını,fayda
veya zararın izafi olduğunu,yağın su üzerinde kalmada avantaj
sağladığını,hipertrioidlerin bu halinin,sıcakta dezavantaj,soğuk iklimde
avantaj olduğunu defalarca anlattık.
Mutasyon
ileri olduğu gibi geri de olabilir.
Bu
bile kazanılan özelliklerin birbiri üzerine eklendiği için yeterli kanıtt
'sürekli
dine saldırıyorsunuz. biz dini mi tartışıyoruz evrimin bilimselliğini ve
doğruluğunu mu ben burada dini istesem de tartışamam çünkü yeterli din hakkında
bilgim yok.'
Sanki
Din hakkında bilgisizsin de Evrim hakkında otoritesin,veya uzmanlık alanın.
Üzülme
evrimi de bilmiyorsun,bilsen habire malum yazıları buraya aktarmazdın,Bilsen
oralarda yazılanların bilimsel piyasalarda hiç bir geçerliliği olmadığını da
bilirdin.
Örneğin
Evrim ve Termodinamiğin ikinci yasasının çeliştiğini söylüyorsun,buraya yazı
kopyalayan başka bir evrim karşıtı cahil ise,tamtersini söylüyor,ve düzen ile
evrimin çeliştiğini söylüyor.
Termodinamiğin
2. yasası,enerji alıp veren sistemler için geçerli değildir.
Örneğin,odanı
hiç toplamazsan düzensizlik hep artar,daha düzensiz olur,ancak enerji harcar ve
odanı toplarsan,düzensizlik içinde düzen oluşturabilirsin.
Fotosentez
ve Atp üretimi bu tür etkinliklerdir.
Detayları
kendin araştırıver.
Alıntı
yaptığınız insanların bir kısmı bilim adamı falan değil,bir kısım alıntı ise
çarpıtılmış,örneğin Cemal Yıldırım la ilgili olan sahtekarlıkları başka bir
yazımda göstermiştim.
Anonymous
(Login
dants)
213.14.11.161
Uffff....... June 29 2002, 3:03 AM
öncelikle
appendiksi aradan çıkaralım:
senin
çevirinde pek bir işe yaramıyor galiba, orada "some" var bundan
birkaç anlamı çıkarılır ; bir çıkarılmaz.
şöyle
bir düşünürsek bazı gazete ve dergilerde de evrim taraftarı bir çok saçma
şeyler yazılır. bu senin için mantıksız sa; geçenlerde bir kanal türkiye
sınırlarının yarısını kürdistan olarak göstermişti bunu söylememim sebebi ise
verdiğin kaynaktandır yani bilimsel mi?
appendiks
incelenirse mukoza nın altında lenf dokusu oluğu görülür. ve appendiks in ne
işe yaradığı-yarayabileceği buradan tahmin edilir. (bu appendiks dokusu ve
altındaki lenf dokusu için şu kaynağa bakabilirsin: Immunology, Mosby 2001 Ivan
Riott, Jonathan Brostoff, David Male sy 41)
gel
gelelim bilim hergün ilerliyor ve bilim ilerledikçe nedendir bilinmez ama
körelmiş organların listesi de kısalıyor.(kulağakaçan ın 2. penisi, kuyruk
sokumu vs...)
bazı
araştırmalar 20 yaş dişinin çiğneme fonksiyonunu üstlenmede diğer dişlerden
hiçbir farkının olmadığını göstermiştir(Leonard M.S., 1992. Removing third
molars: a review for the general practitioner. Journal of the American Dental
Association, 123(2):77-82)
Bu dişin
diğer dişlerin yerleşimini bozduğu yönündeki inanışın da temelsiz olduğunu
gösteren çalışmalar yapılmıştır(M. Leff, 1993. Hold on to your wisdom teeth.
Consumer reports on Health, 5(8):4-85. )
20
yaş dişinde rastlanan ve ilaç uygulamalarıyla çözülebilecek problemlerde, bu
dişin çıkarılması yoluna gidilmesi konusunda da bilimsel eleştiriler
yayınlanmıştır. (Daily.T 1996. Third molar prophylactic extraction: a review
and analysis of the literature. General Dentistry, 44(4):310-320)
kopyala
yapıştıra gelince siz de bazı malum sitelerden alıyorsunuz, sonuçta bu
yazılanların tamamını anlayabiliriz ancak bunların hepsini yazamayabiliriz.
peki benim bundaki(kopyala-yapıştır) amacım ne? mesele tek taraflı bir bakışın
diğer tarafı görmek istememesidir. mesela ümit sayının bir yazısını
getirmişsiniz ancak buna karşı bir yazı yazıldı zaten aşağıda buna değineceğim,
diyelim
ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz
insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?
yine
diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne
yapardınız?
yani
insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???
şempanzenin
genetik yapısını bilmeden nasıl %98-99 luk bir benzerlik bulunmuş acaba?
Archæopteryx
ten bahsetme nedenim ise şu bazı evrimci siteler bunu hâlâ bir kanıt olarak
ileri sürerler.
"göğüs
kemiğinin olmaması ise buna kuş-süründen olmasına bir kanıttır" denir.
ancak 1992 yılında bulunan 7. fosile göre:
Son
bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen,
ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına
işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona
dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.
(Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401)
bu
nasıl bir ara geçiş formudur ki direk güçlü kasları olsun?
bakteri
örneği bu sıralar ülkemizde çok popüler. ancak şu olayı bilmekte yarar var:
1986'da
yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen
denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde,
yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test
edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç
özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır.
şimdi
bu bakteriler antibiyotiği görmeden evrimleşmişler mi?
ilk
hücrenin nasıl oluştuğunu evrimciler nasıl açıklamaktadırlar?
bu
sırada şu soruyu tekrarlayayım:
ahtapotlarla
insanların göz yapıları neredeyse birbirinin aynısı bunu nasıl
açıklayacaksınız?
bence
sen başlığı değiştir.neden evrimi tartışalım deyip daha sonra yok kuran ne
diyor falan felan deyip karşındakine yüklenmeye çalışıyorsun ki! zaten evrim
çökerse geriye ne kalacak ki?
malum
sitenin açık sisteme bir cevabı var
Bazı
evrim savunucuları, Termodinamiğin İkinci Kanunu'nun yalnızca "kapalı
sistemler" için geçerli olduğu, "açık sistemler"in ise bu
kanunun dışında olduğu gibi bir savunmaya başvururlar. Oysa bu iddia bazı
evrimcilerin, her zamanki gibi, teorilerini çıkmaza sokan bilimsel gerçekleri
çarpıtma çabasından öteye gitmez.
Nitekim
pek çok bilim adamı bu iddianın geçersiz olduğunu, termodinamikle
bağdaşmadığını açıkça belirtmektedir. Bunlardan biri olan Harvard'lı bilim
adamı Prof. John Ross, Chemical and Engineering News dergisinde yer alan
ifadelerinde, kendisi de evrimci görüşe sahip olmasına rağmen bu gerçek dışı
iddialarının önemli bir bilimsel hata olduğunu şöyle belirtir :...
Termodinamiğin
ikinci kuralının bilinen hiçbir ihlali yoktur. Normalde ikinci kural izole
sistemler için kullanılır, ancak ikinci kural açık sistemlere de aynı derecede
iyi bir şekilde uygulanabilir... Buna rağmen termodinamiğin ikinci kuralının
dengeden uzak sistemler için geçerli olmadığı görüşü hakimdir. Bu hatanın
kendisini sonsuza kadar sürdürmeyeceğinden emin olmak çok önemlidir. (John
Ross, Chemical and Engineering News, 27 Temmuz 1980, s. 40)
Açık
sistem, dışarıdan enerji ve madde giriş-çıkışı olan bir termodinamik sistemdir.
Evrimciler de dünyanın bir açık sistem olduğunu, Güneş'ten sürekli bir enerji
akışına maruz kaldığını, dolayısıyla Entropi Kanunu'nun dünya için geçersiz
olduğunu ve düzensiz, basit, cansız yapılardan düzenli, kompleks canlıların
oluşabileceğini öne sürmektedirler. Oysa burada açık bir çarpıtma vardır. Çünkü
bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için
yeterli değildir. Bu ham enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel
mekanizmalar gerekir. Örneğin bir arabanın, benzindeki enerjiyi işe
dönüştürmesi için motora, transmisyon sistemlerine ve bunları idare eden
kontrol mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Böyle bir enerji dönüştürücü sistem
olmasa, arabanın benzindeki enerjiyi kullanabilmesi mümkün olmayacaktır. Aynı
durum canlılık için de geçerlidir. Canlılığın enerjisini Güneş'ten aldığı doğrudur.
Fakat Güneş enerjisi, ancak canlılardaki inanılmaz komplekslikteki enerji
dönüşüm sistemleri (örneğin bitkilerdeki fotosentez, insan ve hayvanlardaki
sindirim sistemleri) sayesinde kimyasal enerjiye çevrilebilmektedir.
ümit
sayın ın yazısına cevapları ise aynen yazıyorum:
Öncelikle
şunu belirtmeliyiz: İlkel dünyadaki tüm göllerin ve denizlerin aminoasitlerle
dolu olduğunu farzetsek bile bu aminoasitlerin uygun sayı, çeşit ve sıralamada
dizilerek tek bir faydalı protein molekülü oluşturabilmelerinin mümkün
olmadığı, olasılık hesaplarıyla, fizik ve kimya kanunlarıyla ortaya konmuştur.
Dolayısıyla, ilkel dünyada aminoasitlerin bulunduğu var sayılsa bile, bunun
canlılığın oluşabilmesi açısından hiçbir anlamı ve etkisi yoktur. Çünkü, aminoasitlerin
proteinleri oluşturması, proteinlerin hücrenin organellerini meydana getirmesi,
organellerin hücre sıvısı içinde biraraya gelip son derece kompleks bir zarla
çevrilerek canlı bir hücre oluşturmaları, moleküllerin kendi kendilerine
yapabilecekleri rastgele kimyasal reaksiyonların sınırlarının çok ötesinde,
akıl almaz karmaşıklıktaki olaylardır. Bizzat evrimci otoriteler bile evrimin
daha işin başındaki bu büyük açmazını dile getirmişlerdir. Ünlü Rus evrimcisi
A. I. Oparin göz ardı edilemeyen bu gerçeği söyle ifade eder:
"Maalesef
hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alan en karanlık
noktayı teşkil etmektedir."
Ancak
başta da belirttiğimiz gibi ilk dünya koşullarında, uzaydan çok bol miktarda
aminoasit gelseydi ve hatta başta da belirttiğimiz gibi yeryüzü tamamen
aminoasitlerle kaplı bile olsaydı; bu, canlıların kökenini açıklayan bir durum
olmazdı. Çünkü aminoasitlerin tesadüfen ve rastgele biraraya gelerek son derece
kompleks, üç boyutlu bir proteini ve proteinlerin de hücrenin organellerini,
ardından da bu organellerin tüm mucizevi yapısıyla bir canlı hücreyi meydana
getirmesi mümkün olmazdı.
Bu
asılsız iddia ile Ümit Sayın, moleküler biyoloji, biyokimya, kimya, matematik
kurallarını tamamen gözardı ettiğini ortaya koymuştur. Çünkü yeryüzündeki en
kompleks moleküllerden biri olan proteinlerin kökenini Miller gibi en ünlü
evrimciler dahi çözümsüz bir problem olarak görürken, Ümit Sayın bir çırpıda
"Uzaydan gelen maddeler reaksiyona girdi ve canlılık oluştu."
diyebilmektedir. Oysa biraz biyoloji bilgisi olan bir kimse;
m
Proteinlerin en küçüklerinin dahi yüzlerce aminoasitin belli sayıda, uygun
çeşitte ve özel bir sıralamada dizilmelerinden meydana geldiğini,
m
Tek bir aminoasitin fazla, eksik ya da yerinin farklı olmasının o proteini
işlevsiz hale getireceğini,
m
Bir proteinde bulunan aminoasitlerin yalnızca sol-elli olanlardan oluşması
gerektiğini, tek bir sağ-elli aminoasitin araya karışmasının bile o proteini
işe yaramaz hale getireceğini,
m
Aminoasitlerin aralarında yalnızca peptid bağı denen özel bir kimyasal bağla
bağlanması gerektiğini, diğer kimyasal bağların proteinin yapısını bozacağını,
m
Proteine işlevini kazandıran unsurun onun üç boyutlu yapısı olduğunu, bu üç
boyutlu yapının çoğu zaman hücre içindeki ribozomda protein sentezi yapılırken,
özel enzimlerin yardımıyla gerçekleştiğini, bu yapının birçok protein çeşidinde
kendi kendine oluşamayacağını bilir.
Lise
düzeyinde matematik ve kimya bilgisine sahip olan bir kimse, yukarıda
saydığımız koşulların tek bir tanesinin bile kendi kendine, tesadüfler sonucu
gerçekleşmesine olasılık hesaplarının izin vermediğini bilir. Kaldı ki tüm bu
koşulların aynı anda ve birlikte gerçekleşmesi ihtimali aklın kavrama
sınırlarının çok ötesinde astronomik rakamlara ulaşmaktadır. Kontrollü bir
deneme-yanılma mekanizmasının -yani aminoasitleri bir şekilde biraraya getirip
rastgele birleştiren, bu dizilim işe yaramadığında hatalı zinciri bozup yeni
bir rastgele ihtimali deneyen bilinçli bir mekanizmanın- bulunduğunu var
saydığımız bir ortamda, 500 aminoasitlik ortalama bir protein molekülünün doğru
dizilimi yakalama ihtimali, 10 üssü 950'de bir olarak hesaplanmıştır. Bu,
teorik şartlar için hesaplanmış ihtimaldir. Gerçek şartlarda ise bir protein
molekülünün tesadüfen oluşma ihtimali "0"dır.
Evrimcilerin
"Görmediğine İnanmama" Saplantısı
Bu
yazıda dikkat çeken başka bir nokta ise Ümit Sayın'ın evrimin çelişkilerini
"4 milyar yıl öncesine gidip gözlem yapamayız!" yöntemiyle örtbas
etme girişimidir. Ümit Sayın, "Kimse 4 milyar yıl önceye gitmemiştir; o
günden bugüne de tek iz kalmamıştır; bilimsel yaratılışçılar ne söylerlerse
söylesinler, 4 milyar yıl önceye ait kesin kanıtlarla evrimcilerin karşısına
gelmeden evrimcilerin hiçbir söylediğini çürütmüş sayılamazlar!" gibi
mantıklarla, "Yaratılış Gerçeği"ni savunanları zor duruma soktuğunu
sanmaktadır.
Oysa
dikkat edilirse, bu cümlelerde, evrimci zihniyet açısından çok büyük bir
"geri adım" söz konusudur. Evrimciler yakın zaman kadar,
"hayatın kökenini açıkladık, türlerin kökenini izah ettik, evrim somut ve
tartışılmaz bir gerçektir" üslubunda cümleler kullanıyorlardı. Şimdi ise
"Evet biz iddialarımızı delillendiremiyoruz, ama 4 milyar yıl öncesi tam
bilinemeyeceği için teorilerimizi çürütemezsiniz." demeye başlamışlardır. "Çürütemezsiniz"
dedikleri iddialar da, yukarıda değindiğimiz ve "belki de ilkel dünyada
soğuk tuzaklar vardı, ne biliyorsunuz" şeklindeki komik avuntulardır. Bu
avuntular, evrim teorisinin bilimin dışına çıktığının, adeta bir "ufo
masalı"na dönüştüğünün açık bir göstergesidir. Kaldı ki bu avuntuları dahi
çürütmek çok kolaydır.
Elbette
hiç kimse 4 milyar yıl önceki ortamı gözüyle görmemiştir. Ancak bilimsel alanda
yapılan çalışmalar, ilk dünya atmosferinin özellikleri ile ilgili önemli
bilgiler elde etmiştir. İlkel atmosferin metan-amonyak yoğunluklu olmadığını,
yani yaşama elverişsiz olduğunu yukarıda belirttik. Bir başka önemli konu,
evrimcilerin uzun zaman reddetmeye çalıştıkları oksijen sorunudur. İlkel dünya
atmosferinde Ümit Sayın'ın iddia ettiği gibi hayatın oluşabilmesi için ozon
tabakasının koruyuculuğu şarttır. Ozon tabakası var olmadığı sürece dünya
üzerindeki canlıların uzaydan gelen kozmik, radyoaktif ışınlara, ultraviyole
ışınlarına dayanması mümkün değildir. Ama aynı zamanda biliyoruz ki, ozon
tabakasını oluşturacak miktarda oksijenin bulunduğu bir ortamda, tesadüfen
meydana gelmiş de olsa, uzaydan yeryüzüne inmiş de olsa aminoasitlerin
parçalanması kaçınılmaz bir sonuçtur. Yani her ne durumda olursa olsun ilk
dünya koşullarında tesadüfen canlıların oluşması mümkün değildir. Bunlar bugün
bilimin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Biz o ortama şahit olsak da olmasak da bu
kanunların işlediğini biliriz.
Bunlar
önyargısız her insanın kavrayabileceği gerçeklerdir. Ancak hayatlarını evrim
yalanını doğrulama çabası içinde geçiren kişiler, bir yanda bilimsellik imajına
sığınıp diğer yanda bilimin ortaya koyduğu bu gerçekleri gözardı
edebilmektedirler.
diye
malum site bir cevap yazmış peki ümit sayın ın bunlara karşı bir cevabı var mı?
ben sitede göremedim.
ben
bu işten sıkılmaya başladım. sürekli aynı şey üzerinde dönüp duruyoruz. zaman
tabii ki kimin haklı olduğunu gösterecek. ancak teorinin çökmesi durumunda ne
yapacağınızı gözden geçirdiniz mi?
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
bazi noktalar June 29 2002, 7:07 AM
"orada
"some" var bundan birkaç anlamı çıkarılır"
Oradaki
"some"in en iyi karsiligi "bir miktar", ya da
"biraz". "Birkac" degil.
Yine
korelmis organlar konusunda bazi laflar etmissin. Bugun hangi ciddi, bilimsel
kaynaga bakarsan bak, apandistin korelmekte olan bir organ oldugunu yazar.
Gunumuzde bir islevi kaldiysa bile, yoklugu farkedilmeyecek kadar onemsiz bir
islevdir bu. Senin etrafinda hic apandisti alinan biri olmadi mi? Sagliginda
herhangi bir fark gordun mu bu kisinin apandisti alindiktan sonra? 20 yas
disleri de oyle. Bazi insanlar, sirf verdigi rahatsizliktan korunmak icin tum
20 yas dislerini bir operasyonla aldirirlar. O derece yokluklari
farkedilmeyecek, varliklari ise cogunlukla dert kaynagi olan parcalarimizdir
bunlar. Bu konulari uzatmanin alemi yok. Sen insan vucudunun bir tasarim
oldugunu iddia edebilmek icin, fazlalik parcasi olmadigini gostermeye
calisiyorsun. Peki erkeklerin memelerine ne diyorsun ornegin? Allah erkekte
niye meme yaratmistir? Bunlarin erkekte bir islevi olmadigina gore, hele de
Allah once Adem'i sonra da ondan Havva'yi yarattigina gore, Adem'e neden
islevsiz bir cift meme koymustur?
Evrim
ile anlasilmasi kolay, fakat yaratilisci bakis acisindan aciklanamayacak bir
ton olay var dunyada, hatta gunluk hayatimizda bile. Pek cok insanin gunluk
hayatinda gozlemleyebilecegi olaylarla ilgili olarak, evrimsel ve yaratilisci
bakis acilarinin farklarini gosteren su listeye bir goz at ornegin:
Kopeklerin
fazlalik parmagi
Kopeklerin
ayaginin arka ust kismindaki o kucuk uzanti nedir? Hic bir ise yaramadigina
gore bu parcanin varliginin sebebi nedir? Allah’in gereksiz yere boyle bir
uzantiyi yaratmasi mi daha mantikli bir aciklamadir, yoksa bu uzvun artik ise
yaramadigi icin evrim surecinde yok olmakta olan besinci bir parmak olmasi mi?
Nitekim, kurtlarin, kedilerin ve kaplanlarin da ayni uzvu vardir.
Parmaklarimiz
Mesele
su ki, 5 tanedir. Bu da bizi memeliler sinifina sokar. Tum memelilerin kol veya
kol yerine gecen uzuvlarinda 5 parmak veya parmak kalintilari bulunmaktadir.
Tipik 5 parmak yapisina tam uymayan canlilarda fosil kayitlarina bakarak bu
sayidaki azalmayi gozleyebiliyoruz. (Ornegin atlarda). Fakat prensip ayni.
Memelilerin 5 parmagi vardir. Bunu gerektiren dogru durust bir sebep olmadigi
durumlarda bile. Ornegin neden balinalarin yuzgeclerinin altina gomulmus 5
kemik uzantisi bulunur? Neden yarasalarin acikca bes uzantiyla ayrilmis
kanatlari bulunur? Bunlarin dizayn benzerligi olmasi mi daha iyi bir
aciklamadir, yoksa tum memelilerin ortak bir atadan gelmesi mi? Bazi memeliler
bu 5 parmagin tumunu hala kullanir, bazilari birkacindan kurtulmustur, bazilari
ise hala ise yaramayanlari tasimaktadir. (Ornegin yunuslar).
Yilanlarin
ve balinalarin kalca kemikleri
Boa
yilani, piton yilani ve kor yilanlarin tumu vucutlarina gomulmus, tamamen ise
yaramaz birer bel kemigi artigina sahiptir. Ayni zamanda balinalar da. Nicin
bir yaratici boyle yaratiklarin vucuduna o yaratiklari icin tamamen ise yaramaz
olan ve tamamen bel kemiginin evrimsel bir kalintisi gibi gorunen boyle kemikler
koymustur? Ayrica piton ve boalarda pence artigi birer kisim da bulunmaktadir.
Tavuklarin
ayaklari
Tavuklarin
ayaklarinin alt kismi tuyle ortulu degildir. Pullarla ortuludur. Eger bu
tavuklarin reptil atalarindan kalma bir kalinti degilse nedir?
Erkeklerin
memeleri
Allahin
erkeklerde hicbir ise yaramayan memeler ve bu memelerin altinda meme dokusu
yaratmasinin ne sebebi olabilir? Hele de once Adem’i yarattigi ve Havva’yi
sonradan ona es olsun diye yarattigi dusunulurse. Bu meme dokusu ergenlikte
uygun hormonal sinyali almadigindan erkeklerde hicbir zaman is goren gercek
memelere donusmez. Bunun cinsiyetin yasam suresi boyunca degisebilir oldugu
ilkel atalarimizdan kalma bir evrimsel kalinti olmasi mi daha olasi bir
aciklamadir (nitekim bazi balik ve reptil turleri normal omurleri boyunca
birkac kez cinsiyet degistirirler)., yoksa allahin insanlari boyle ise yaramaz
parcalarla donatmis olmasi mi? Ayrica kotu tasarimin birbaska ornegi: Nicin
testisler vucudun icinden (kadinlarda yumurtaliklara karsilik gelen yerden)
asagiya, normalbolgelerine inmek zorundadirlar? (Ki nitekim bazen inmeyip
saglik sorununa yol acarlar).
Kor
magara baligi
Neden
magaralarda yasayan bazi balik turleri ve diger tur canlilarin (ornegin
yarasalar) islev gormeyen gozleri vardir? Evrim sureci kor isledigi icin boyle
tuhafliklara yol acabilir ama bilincli ve sonsuz guclu bir yaraticidan
beklenecek seyler midir bunlar?
"Plantaris"
kasi
Insan
bacaginin alt kismindaki "plantaris" kasi maymunlarda ise yarayan bir
kastir. Tum ayak parmaklarinin bir anda esnemesini sagladigindan ayaklari
kullanarak agaclarda daldan dala atlarken faydalidir. Insanlarda ise yok olmaya
yuz tutmustur. Ayak parmaklarina kadar ulasmaz bile, "Achilles
tendon"una kadar inip yok olur. Insanlarda bu kasin bulunmasinin
maymunlarla bir akrabalik haricinde mantikli bir aciklamasi akliniza geliyor
mu?
Kopek
disleri
Insan
vucudunun evrim olmadan dogru durust aciklanamayacak birbaska ozelligi kopek
disleridir. Ust kopek dislerimizin kokleri diger dislere gore cok daha iridir.
Ornegin maymunlarda bu dislerin iriligi daha da belirgindir. Fakat bizlerde
bile elinizi disetinizde gezdirdiginizde bu gereginden iri kokleri farkedersiniz.
Daha ilkel turlerden evrimlesme haricinde bunun daha tutarli bir aciklamasi
akliniza geliyor mu?
Ensenin
arkasindaki tuyler
Neden
insan korktugunda ensesinin arkasindaki tuyler diken diken olur? Evrimsel
biyolojiye gore bu memeli atalarimizdan kalma bir tepkidir. Diger memeliler
(kedileri dusunun) tehlikeli durumlarda tuylerini kabartirlar. Bu hayvani daha
iri ve korkutucu gosterir. Biz belli ki bu sinyali coktan terkettik, fakat
geriye korktugumuzda ensemizde olusan bu etki kaldi.
Kuyruk
Sokumu
Rontgende
veya bir iskelette incelendiginde kuyruk kalintisi gibi gorunur. Gunumuzde
kesinlikle hicbir islevi yoktur ve eger bu kemiginizi kirarsaniz buyuk
ihtimalle allahin neden boyle gereksiz ve basbelasi bir organi yarattigini
merak edersiniz.
Dogum
anormallikleri
Zaman
zaman kuyruklu veya vucudu tuylerle kapli bebekler dogar. Kuyruklu dogum pek
cok kisinin zannettiginden cok daha yaygin bir olgudur ve karsilasildiginda
hemen cerrahi mudahaleyle kuyruk alinir. Cocuga ise genellikle birsey
soylenmez. Kurklu insanlara ise bir ornek meshur Meksikali bir ailedir. Bu
kisilerin pek cogu sirkte calismistir.
Ayrica,
bir not olarak sunu eklemek gerekir ki, yaratiliscilarin imrendigi, herkesin
dine inandigi o eski gunlerde bu tur dogum anormalliklerinde, ornegin cocuk
kuyruklu dogdugunda, bu cocuklar seytanin cocugu kabul edilir ve hemen
oldurulurdu. Tabi anneleri de onlarla birlikte. (Cadi olduklari icin).
Apandis
Apandis
gibi hicbir ise yaramayan bir organ niye vardir? Bir faydasi olmadigi gibi,
zaman zaman iltihaplanarak hayati tehlikeye sokan sorunlara da yol acmaktadir.
Bunun artik ise yaramayan evrimsel bir artik olmasi disinda, yaratiliscilarin
yapabilecegi tutarli bir aciklama var midir?
Ise
yaramayan genler
Bu
genler 1994’te kesfedilmistir. Bunlar artik ise yaramayan fakat DNA ile
birlikte fazlalik bir yuk olarak tasinan gen artiklaridir. Ayrica zaman icinde
degisirler. Nesilden nesile tasinirlar. Ayrica evrimsel soyagaci cikarmada da
cok faydalidirlar. Iki organizmanin en son ortak atasi birbirinden ne kadar
uzaksa bu iki organizma arasindaki ise yaramayan genlerin ortakligi da o olcude
az olacaktir. Sempanze ile insanin ise yaramaz genleri karsilastirildiginda
farklilik cok azdir. Bir kemirgeninkiyle karsilastirildiginda daha fazla, bir
tahil ile karsilastirildiginda ise cok daha fazladir.
C
vitamini
Insan
bunyesi C vitaminine ihtiyac duyar. Eger duzenli bir bicimde bu vitamini
almazsak iskorbit hastaligina yakalanir ve zaman icinde oluruz. Insan
bunyesinde C vitamini uretmek icin gerekli gen yukarida bahsettigimiz ise
yaramaz genlerden biridir. Halbuki ornegin kopeklerin bunyelerinde bu ayni gen
is gorur ve kopekler kendi C vitaminlerini kendileri yaparlar. Disaridan almaya
ihtiyac duymazlar. Acaba tanri neden kopekleri daha fazla sevmistir bu konuda?
Eski yuzyillarda uzun deniz yolculuklarina cikan gemiciler bu hastaliktan
olurken gemideki kopeklerin basina birsey gelmemistir. Eger bu olay evrimsel
surecteki kor rastlanti sonucu degil, bilincli bir tasarim urunu olarak
olustuysa, belli ki allah gemi yolculuguna cikacagini bildigi kullarini degil,
gemideki kopekleri kollamayi tercih etmistir.
Insulin
Gunumuzde
seker hastalarinin kullandigi tum insulin genetik muhendisligi yoluyla
genlerinde degisiklik yapilmis E.coli bakterisi (ki bu bakterinin normalde
yasadigi yer insan kalin bagirsagidir) yoluyla uretilir. Gercek insan genleri
rekombinant teknikleri kullanilarak bakterinin DNA’si icine katilmistir.
Boylece bu bakteriler bildigimiz insan insulini uretirler. Oyle gozukuyor ki
bizi insan yapan biyokimyasal yapiyla mikroplari mikrop yapan biyokimyasal yapi
aynidir ve goruldugu gibi birbiriyle kolayca degistirilebilmektedir. Bu
biyokimyasal bir ortakliktan baska ne anlama geliyor olabilir sizce?
Goz
Goz
denen organ soz konusu oldugunda yaratiliscilar once tipik soylemleri olan goz
gibi bir organin basitten karmasiga gelisemeyecegi, yarim bir gozun hicbir ise
yaramadigini falan soylerler. Fakat Darwin’in bile o zamanlar gozledigi goz
gelisiminin cesitli asamalarindaki canlilar bunu curutmekte ve tam tersi evrim
lehine delil uretmektedir. Birkac tane isiga duyarli hucreden, fincan seklinde
fakat merceksiz reseptorlere, oradan insan gozunden cok daha keskin kartallarin
gozune kadar cesit cesit gelismislik duzeyinde goz bulunmaktadir dogada. Yarim
gozle veya 1/100’luk gozle yasayan pek cok canli bulunmaktadir, gunumuzde bile.
Ayrica,
insan gozu, bir muhendislik hatasidir! Retinanin ici disi terstir. Sinirler ve
kan damarlari retinanin isiga duyarli kismindan gecerek bir kor nokta
olustururlar ve isik reseptoru hucrelerinin onunde dagilirlar. Boylece isik bu
fiberleri gecip reseptorlere ulasmak zorundadir. Neden sinirler ve damarlar
reseptorlerin arkasinda degildir? Boylece yoldan cekilmis olurlardi ve bir kor
noktamiz olmazdi. Ornegin murekkep baliginin gozleri oyledir. Evrim elindeki
materyalle calismak zorunda oldugundan, ancak eldeki mevcut sistemi
kullanabilir adapte olmak icin. Iste bu durum bu tur tuhafliklara yol acabilir.
Mutlak bir yaratici boyle bir hata yapar miydi? Hele de daha once yarattigi
canlilarda bu hatayi yapmamisken.
Bu
arada, gozde baska bir kotu tasarim ornegi: insan gozunun gorme acisi 120
derecedir ki bu yanlari ve arkayi dogru durust gormemize engeldir. Ornegin
kuslarinki turunde bir goz yerlesimiyle gorme acisi cok daha artmakta ve arkayi
kismen gormek de mumkun olmaktadir. Gozun odaklanma hizinin YAVASLIGI da bir
baskasi. Bazi yaratiliscilarin iddianin aksine. Sonucta goz, eger bir kusursuz
yaraticinin tyasarimiysa, kusursuz bir yaratici icin fazla kusurlu bir
yaratimdir.
Mikroorganizmalar
Mikroorganizmalar
niye vardir? Bunlarin yaratilmasinin mantigi nedir? Ayrica Nuhun gemisine
mikroorganizmalar nasil alinimis ve yerlestirilmistir? (Nitekim sayisiz
mikroorganizma vardir dunyada ve pek cogu ancak belli ortamlarda yasar).
Insan
embriyosu
Insan
embriyosu, gelisme surecinde, ozellikle cok kucukken kuyruga ve solungac
yarigina sahiptir. Tum memeli, kus, reptil, amfibi ve balik embriyolari da
oyle. Embriyonun gelisim surecini herhangi bir biyoloji kitabindan kare kare
izlerseniz, bunu kendi gozlerinizle gorebilirsiniz. (Evet, Haeckel
benzerlikleri vurgulamak icin cizimlerinde degisiklik yapmistir ve emriyo
surungen ve maymun asamalarindan gecmez, ama kuyruk ve solungac yariklarini
Haeckel icat etmedi. Onlar oradadir).
Yirmilik
disler
Cogu
kisinin agzi yirmi yas dislerinin tam olarak cikmasina izin vermeyecek kadar
kucuktur. Bazilarinda bu disler hic disari cikmaz, bazilarinda ise ornegin
usttekiler cikip alttakiler cikmaz (ya da tersi) ve bu yuzden bu disleri
cigneme icin kullanamaz pek cok kisi. Pek cok kiside bu disler curumeye ve agiz
problemlerine yol acmaktadir. Oyleyse, ya bu disler evrimsel bir kalintidir, ya
da yuce yaratici tuhaf bir is yapmis ve agzimiza bu hicbir ise yaramayan ve
sadece dert kaynagi olan fazlalik disleri koymustur.
Ani
irkilmeler
Her
insanin zaman zaman yasadigi ani irkilmelerin veya uykudan irkilerek
uyanmalarin sebebi nedir? Evrimin guzelligi boyle ilgisiz gorunen konulari bile
aciklayabilmesidir. Ornegin evrim biyolojisine gore bu tur irkilmeler agac
dallarinda uyudugumuz zamanlardan kalma evrimsel bir tepkidir. Denge hissinde
olan en ufak bir degisiklik veya cevredeki bir ani hareket, bizde bu ani
irkilmelere sebep olmakta ve eger uyuyorsak uyandirmaktadir. Peki yaratilisciligin
bu irkilmeler icin aciklamasi nedir? Daha dogrusu "Allahin isine akil sir
ermez" sozunden baska bir aciklamalari var midir?
Fosiller
Fosiller
yaratiliscilarin her zaman basini agritmistir. Her seyden once, soyu tukenmis
turlerin mukemmel bir yaratim urunu olan bir evrende isi yoktur. Ayrica bir
diger sorun da, fosillerin cok fazla cesit ve sayida olmalaridir.
Yaratiliscilar, soyu tukenmis canlilara ait yorum yaptiklarinda genellikle cok
komik duruma dusmektedirler.
Ornegin
yaratiliscilar tarafindan bu konuda yapilan birkac yorumun ornegi:
*
Dinozorlar cok buyuk olduklarindan Nuh’un gemisine sigmadilar ve camura gomulup
oyle olup kaldilar. (Dinozor caginin cok daha kucuk yaratiklarina ne demeli
peki? Hem hani Nuh butun canlilardan birer cift almisti gemisine? Hem zaten
dinozorlarin nesli 50 milyon yil once tukenmistir. Hani Nuh tufani 6500 yil
once olmustu?)
*
Soyu tukenmis canlilar Nuh’un gemisindeydi, fakat sonradan olduler. (Acaba Nuh
Seismosaurus ve T-Rex gibi devasa dinozorlari gemisine nasil sigdirdi?)
*
Fosiller canli kalintisi degildir. Seytanin veya materyalist bilimin uydurmasi
olan seylerdir.
*
Fosiller canli kalintisi degildir, tanri tarafindan inancimizi sinamak icin
yaratilmis seylerdirler.
Aciklama
yapmak zorunda birakildiklarinda yaratiliscilarin agzindan bu konularda
cikabilecek iddialarin icerigine bir bakin, sonra da gelin evrime saldirirken
gosterdikleri sofistike performans ile karsilastirin. Evrime saldirirken
bilimsel gorunen ve molekuler biyolojiden, vs ornekler veren bireylerin, son
derece basit sorulara gelince nasil sacmalayabildigini gormek insana hayret
veriyor.
Gecis
fosilleri
Yaratiliscilarin
cahil olanlari basitce "Ara gecis formu yoktur" deyip cikarlar isin
icinden. Konuyla ilgili daha fazla okumus ve muazzam sayidaki fosil bulgusunun
birkacindan haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi yaratiliscilar ise,
kademeli gecisi gosteren orneklerde bile sadece bir noktada cizgi cekip,
ornegin su taraf insan, su taraf maymun der cikar isin icinden. Eger birbaska
fosil daha bulunur ve tam bu iki bolgenin arasina denk gelirse, bunu sadece alt
ya da ust gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelisimin asamalari ne kadar
acikca gorunuyor olursa olsun, gecis gormemekte direnir ve ara gecis fosili
eksiginden yakinmaya devam ederler. A ile C arasinda gecis formu olmadigini
soylerler. Bir sure sonra B bulundugunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasinda
ara gecis formu olmadigini soylemeye baslarlar. Ne kadar ornek getirirseniz
getirin bu onlari tatmin etmeye yetmez, cunku ara gecis formu olmadigini bastan
kabul etmislerdir. Isin komigi degisik yaratilisci uzmanlar, ornegin insan ile
maymun arasindaki cizgiyi degisik noktalarda cekmektedirler.
Cakal
benzeri bir yaratik balinaya donusemez derler, fakat hemen ardindan bilim
adamlari Ambulocetus, Pakicetus, Prozeuglodon ve pek cok digerlerini cikarir.
Kertenkeleler
kanat gelistirip kus tuyu cikaramazlar derler, ardindan Archaeopteryx bulunur.
Tabi bunun sahte oldugunu iddia ederler. Ama hemen ardindan Protoavis,
Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.
Evrimcilerin
tum kara canlilarinin denizden ciktigini soylemesine karsilik, nedere ara
formlar diye sorarlar, karsilarina Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega
getirildiginde bunu gormezden gelirler.
Insan
ile maymun arasinda gecis yoktur derler, ardindan Lucy ornek verilir
(Australopithecus afarensis), fakat bunu begenmez, baska gecis formlari
sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir ornek
olarak, asamali gecisi gosteren her ornekten sonra, o ornegi bir tarafa (insan
ya da maymun) dahil edip baska ornek istemeye devam ederler.
Tabi
bunlar yaratiliscilarin biraz daha isin icinde olanlarinin yaptiklari.
Yaratilisciliga inanan pek cok kisinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.
Insan
Gen haritasi
Gen
haritasi projesi DNA’mizi daha eski turelrden miras aldigimizi kanitlamistir.
Reptillerle, boceklerle, bakterilerle, solucanlarla ve baliklarla ortak genler
paylasiyoruz. Cok sayida ise yaramaz DNA’ya sahibiz ve bunun tek aciklamasi bu
DNA’lari miras aldigimiz ilkel turlerdir. Tum bilim adamlari bu bulgulardan
emindir.
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
"Ya yanlis cikarsa?" sorusu June 29 2002, 7:19 AM
"diyelim
ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz
insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?
yine
diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne
yapardınız?
yani
insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???"
Bilim
gelisen ve degisen bir surec oldugu icin, yeni verilere gore eldeki teori
guncellenir, yenilestirilir. Evrim agacindaki yerlesim duzeni zaten tamamlanmis
birsey degildir. Tamamlanmasi zaman alacaktir, ve bu sure icinde bazi
ayrintilar degisecektir. Fakat temel prensip, yani canlilarin dogal secilim
prensibiyle dogada ayiklanmaya ugradigi ve bu sekilde evrimlestigi bilgisi,
artik kanitlanmis oldugundan, bu konuda bir degisiklik olmayacaktir.
Bilim,
dinamik ve degisimlere kendini uydurabilen bir surec oldugundan, bilimin bu
konularda korkacak bir tarafi yoktur. Asil korkmasi gereken, her seyi 1400 yil
once yazilmis ve degisemeyecek bir kitaba baglamaya calisan, statik dunya
goruslu bir bakis acisi olan "din"dir.
Nitekim,
bana sordugun soru, yani "ya bu fikre aykisi birseyler ortaya
cikarsa" durumu, zaten dinin basina gelmis bir problemdir. Dinsel
aciklamalarin biraz icine girdiginizde, bunlarin gunumuz bilimi ve dunya gorusuyle
uyusamayacagini gorursunuz.
Ornek:
Kuran,Turlerin
oldugu gibi yaratildigini,
Bilim'se
ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana
geldigini soyler.
Kuran'a
gore ilk insan Adem,bugunku insandan farksizdir.
Konusabilir,zekidir,dusunme
kapasitesi,bilinci ve yetenekleri bizlerle aynidir.
Bilim'se,insanlar'in
zeka,konusma,bilinc vs gibi yeteneklerinin,zaman içinde evrimlestigini,ilk
insanlarda Beyin hacminin daha dusuk oldugunu,Beyin kabugu'nun gelismemis
oldugunu,konusma'nin olmadigini,Renkli gormediklerini,ayrica fiziken daha
degisik olduklarini soyler.
Kuran'a
gore ilk insanlar uzun yasamistir.Adem 930 Yil,Nuh 950 Yil,vs vs.
Bilim'e
gore ise, ilk insanlarin omru tam tersine gunumuzdekinden kisa olup,Evrim surecinde
giderek uzamaktadir.Romalilarda bile ortalama omur 40 yil civarindadir.
Kuran'a
gore Adem'in cocuklarindan Habil ciftci,Kabil Koyun cobanidir.Yani ilk insan
doneminde ziraat ve hayvancilik vardir.Bugunku Toprak yapisi,ve bitkiler,agaçlar
vs mevcuttur.
Bilim'e
gore ilk insanlar Avci ve toplayicidir.Ziraat ve Hayvanciligin tarihi sadece on
bin senedir.Ekilebilir mevcut topragin,bu gunku haline gelebilmesi 100.000 sene
once olmustur.
Kuran'a
gore,Adem'in cocuklarindan Habil,Kabil'i oldurur ve gomer.Yani olu gommek,ilk
insanlardan beri vardir.
Bilim'e
gore,insanlar olu gomme bilincine Elli Bin yil once eristi.Milyonlarca
yildir,oluler gomulse idi,Mezarlik olmayan bir karis yer kalmazdi.
Kuran'a
gore 'Allah,koyun,keci,deve,at,esek,sigir yaratmistir'.Yani bu hayvanlar ilk
ortaya ciktiklarindan beri aynidirlar.Ve ilk insanlarla ayni anda
yaratilmislardir.
Bilim'e
gore bu hayvanlar baska turlerden evrimlesmis,ve insan tarafindan
evcillestirilerek,muhtelif secmelerle (Ciftlestirme,eleme vs)bugunku
konumlarina gelmislerdir.Ilk insanlarin devrinde bu tip hayvanlar
yoktur,Bunlarin yabanil atalari vardir,ve bahsedilen Evcil turler sadece 10.000
senedir vardir.
Kuran'a
gore meyveler,sebzeler bugunku ozelliklerinde (Renk,tat,sekil,buyukluk vs)yaratilmislardir.
Bilim'e
gore ise gunumuzde bulunan sebze ve meyveler,insanlar tarafindan secildigi
icin,bugunku tat,koku,renk, ve boyutlarina ulasmislardir.Misir 5.000 yil once
2-3 santim iken,insanlarca devamli surette irileri secilerek ekildigi için
bugunku boyutuna ulasmistir.Armut,elma vs nin acilari begenilmeyen turleri vs
ekilmemis ve begenilen turleri korunmustur.Yani gunumuzde tuketilen tum sebze
ve meyveler,insanca gelistirilmistir.
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
Evrim-inancsizlik iliskisi June 29 2002, 7:26 AM
"Ya
curutulurse?" sorusunun devami olarak bir de sunlari belirtmekte yarar
var:
Evrim
- Ateizm Iliskisi
Oncelikle
ateizmin gecmisi ne kadardir diye dusunecek olursak, ateizm terimi cok eski
olmayabilir fakat prensip olarak teist iddialari reddetme eylemi (ki ateizmin
ta kendisi) teizm kadar eskidir. Dolayisiyla ateizm evrimle dogmamistir. Bu
yuzden ateizmin dayanagi evrimdir diyemeyiz.
Evrim
gunumuz ateizmiyle elbette iliskilidir. Fakat ateizmin dayanagi ve varolus
sebebi degildir. Ateizmin sebebi teizmin yanlisligi ve sacmaliklaridir.
Evrim
(ve genel olarak bilim) teizmin aciklama yapamadigi ya da yanlis aciklama
yaptigi bazi konularda dogru bir aciklama getirme girisimidir. Fakat bilimin
gunumuzde getirdigi bir aciklama tam dogru degilse bu teizmin aciklamalarini
dogru yapmayacaktir.
Cagdas
bilim ortaya cikana kadar teist ateist tartismalari dugumlenmeye mahkumdu.
Teizm tum sacmaliklarina ragmen aciklama yapiyor gorundugunden alelade
vatandasin bazi psikolojik beklentilerini (guvenlik ve ne yaptigini biliyor
olma gibi) tatmin etmekteydi. Eski ateizm ise bu aciklama gorunumundeki
sacmaliklarin yanlisligini ve yapayligini gormek uzerine kurulu oldugundan ve
alternatif aciklama getirmediginden, insanlarin beynine girmede bazi psikolojik
ihtiyac engellerini asmakta gucluk cekiyordu.
Modern
bilim ilk defa evrim teorisinin de yardimiyla bu acigi kapamis ve yeterince
bilen icin entellektuel olarak da gayet doyurucu (hatta dogru oldugu icin
teizmden cok daha doyurucu) bir alternatif getirmistir teizme.
Evrim
bu yuzden teistlerin bas hedefi olmustur. Bu yuzden cepleri zaten derin olan
teist kesim (muhafazakar kapitalist ulke ABD'deki kilise cevresini
kastediyorum) evrim aleyhine buyuk miktarda kaynak aktarmis ve yaratiliscilarin
dillerinden dusuremedikleri onca bilim karsiti iftira, demogoji ve yalani
uretmistir.
Fakat
dogru bir kere bulundugunda bundan donus olmayacagindan, bu cabalari uzun
vadede bosunadir.
Dinlerin
bicim degistirmeye devam edecegi ve kisa zaman icinde "Bakin tanrinin
gucune, hayati nasil da evrimlestirmis" demeye baslayacaklari aciktir.
Hatta
bu baslamis ve ornegin Vatikan'daki Papa evrim teorisini kabul ettiklerini ve
bunun incille celismedigini beyan etmistir. Bizim musluman kesimde de evrime
inanan teistlerin sayisinda buyuk bir artis olmaktadir son zamanlarda.
Teizm
masallara dayandigi icin bilim karsisinda devamli tukurdugunu yalamaya mahkumdur.
Bunu dunyanin yuvarlakliginda yaptilar, klonlama teknolojisinde yaptilar
(bastan bu mumkun degildir diyerek), bilimin ve teknolojinin binlerce kucuk
bulusunda yaptilar ve su anda da evrimde yapmaya basliyorlar.
Bizim
islami teist kesim de her zamanki gibi birkac adim geriden takip ediyor.
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
Archaeopteryx June 29 2002, 7:38 AM
Archaeopteryx'i
konu etmisin yine. Surungenler ile ilgili basligin altinda yazmistim. Ama madem
konuyu tekrar aciyorsun, buraya da kopyaliyorum:
SORU
: Evrimcilerin surungenlerden kuslarin gecisleri icin verdikleri ornek olan
Archaeopteryx, bir gecis canlisi degildir! Archaeopteryx kus olarak yaratilmis
bir kustur!
YANIT:
Gerek BAV ve Harun Yahya, gerekse diger bilimsel yaratiliscilar Archaeopteryx
ile ilgili pek cok gercegi cok carpitmislardir. Oncelikle Harun Yahya ve grubu,
Archaeopteryx'den bahsedebilecek bir bilgi ve egitim birikimine sahip
degildirler, zaten yazdiklari da bunu gostermektedir; ayrica Archaeopteryx ile
ilgili pek cok gercegi yalan soyleyerek, ve bilimsel ilkeleri perisan ederek
carpitmaktadirlar. Cunku Archaeopteryx'in surungenlerden gelisen bir kus oldugu
hipotezini destekleyen bulgular, bilimsel yaratiliscilara buyuk darbeler
vurmaktadir. Bilimsel yaratiliscilara gore Archaeopteryx veya diger hic bir
surungen kusa evrimlesmemistir, sadece kus olarak Tanri tarafindan
yaratilmistir (1, 2). Halbuki paleontoloji ve kuslarin evrimi ile ugrasan bilim
insanlari icin gerek Harun Yahya'nin, gerekse ABD'li bilimsel yaratiliscilarin
soylediklerinin hic bir bilimsel ve akilci degeri, bilimsel destegi yoktur! (3,
4, 5, 6, 7). Dunya'daki tum biyoloji, ornitoloji ve paleontoloji otoriteleri ve
bilimcilerinin birlestigi bir nokta vardir: Kuslar, birden fazla ortak
ata-surungenden evrimleserek, kus haline milyonlarca yilda gelmislerdir; fakat
bu ortak atanin Protoavis mi oldugu, Archaeopteryx mi oldugu yoksa her ikisinin
de farkli ortak atalardan mi farklilastigi kesinlik kazanmamistir. Ama
kesinlikle Archaeopteryx surungenlerden kuslara bir gecis hayvanidir. Isin
komik yonu, Harun Yahya, asagida verilen ve kendi fikirlerini curuten bazi
referanslari sanki kendi fikirini kanitlayan bilgiler gibi sunmakta, bilimde ve
referans verilisinde buyuk bir sahtekarlik yapmaktadir. Binlerce bilimsel
makaleye gore, Archaeopteryx bir surungen, bir dinozordur, cunku: 1)
Archaeopteryx iskelet sisteminin yapisi acisindan dinozorlara cok yakindir.
Comsognatus (ve diger Theropoda dinozorlar )gibi iki ayaginin uzerinde, one
egilimli durmaktadir. Tum iskelet sistemi, kuslardan farklidir ve bir dinozora
benzemektedir. 2) Archaeopteryx'in diger kuslarin aksine agzinda dinozor
disleri mevcuttur ve cene yapisi dinozorlara benzemektedir. 3) Archaeopteryx'in
23 kuyruk vertebrasindan olusan kuyrugu hic bir kus turunde yoktur. Bu kuyruk,
Triassic ve Jurassic donemlerde gorulen kuyruklu ucan Saurianlada mevcuttur. Bu
kuyruk hayvanin ucmaya calisirken veya kosarken ani yon degistirmelerine
yardimci olmaktadir. Modern kuslarda bu kuyruk ufalmis ve tek kemige
donusmustur. 4) Archaeopteryx'in agirlik merkezi ve kanat iskelet yapisi tum
diger kuslardan farklidir, bu Archaeopteryx'in bildigimiz kuslarin uctugu kadar
rahat ucamayacagini kanitlamaktadir. 5) Bilinen 6 Archaeopteryx iskeletinde
(Harun Yahya'nin iddia ettigi minik bir sternuma sahip hayvanin 7.
Archaeopteryx olup olmadigi tartismalidir, (3), sternum mevcut degildir; olsa
bile cok kucuk olma ihtimali vardir. Halbuki kuslardaki FURCULA (lades kemigi)
denen kemik yapisi onlarin ucmayi saglayan guclu kaslarinin tutulmasini mumkun
kilmaktadir. 6) Surungenlerde ayaktaki metatarsal kemikler birbirinden ayridir,
modern kuslarda bu metatarsal kemikler tek kemik olarak kaynamistir.
Archaeopteryx'den once olusmus ve anatomik olarak Archaeopteryx'e cok benzeyen,
Compsognatus'da ayaktaki metatarsallar ayridir, Archaeopteryx'de ise bu
metatarsallar kaynamistir, yani Archaeopteryx ayak metatarsal kemikleri
acisindan kus ile surungenler arasindabir yerdedir. 7) Archaeopteryx'in
ayaklari Theropoda dinozor atalarina benzemektedir, uc uzun ayak parmagi , bir
de geri giden kisa parmak. 8) Archaeopteryx'in kanatlarinda hic bir kusta
olmayan dinozor penceleri mevcuttur; bir tek Hoatzin kusu isimli bir kusun
gelisim evresinde kisa bir sure icin kanat penceleri olusur (Hoatzin kusu icin
asagiya bakiniz). Kuslarda on kol kemikleri birlesmis ve kaynamistir ve bunlar
kanatlara tutunur; Archaeopteryx'de ise kanatlarin ucunda dinozor penceleri
vardir. 9) Archaeopteryx'deki pektoral kaslar, dinozorlarda, surungelerde
oldugu gibi ince gastral kaburgalara tutunmaktadir. 10) Iyi ucucu kuslarda hava
kesecikleri, akcigerlerden kemiklere kadar uzanip tutunurlar, boylece ucus
sirasinda harcanan enerjinin saglanmasi icin, oksijen gereksinimini karsilanmis
olur. Archaeopteryx'de hava kesecikleri olmadigi gosterilmistir; yani
Archaeopteryx iyi ucucu bir kus degildir. (Not: bu konudaki bazi resimler icin
"Uctu Uctu Dinozor Uctu" isimli yazinin resimlerine bakini
Archaeopteryx'de kuslarda olan ozellikler de vardir: 1) Kuslardaki kemiklerin
buyume merkezi uclardadir; surungenlerde ise bu kemigin merkezindedir.
Archaeopteryx'de bosluklu kemige ait bir ize rastlanmamistir. 2)
Archaeopteryx'in penceli kanadinda ve kuyrugunda tuyler vardir, bu da onu surungenlerden
ayiran ve kuslara yaklastiran bir ozelliktir. 3) Archaeopteryx'in tuyleri
asimetrik ve aerodinamik bir yapi gosterir. Deve kusu, hindi gibi ucma
yetenegini yitirmis kuslarda ise tuyler simetrik yapidadir. Bu ozelligi ile
Archaeopteryx ucabilen kuslara daha yakindir. Bu ozelliklere gore, bilimsel
ilkeler isiginda Archaeopteryx bir surungendir, ama kus ozellikleri tasiyan bir
gecis surungenidir. Ya da soyle de denebilir, Archaeopteryx, kendi doneminde
hem kus ozellikleri hem de surungen ozellikleri tasiyan, kusun atalarindan
birisidir. Tabii, kuslarin olusumu milyonlarca yil surmustur, pek cok diger
surungen kus mevcuttur, bunlarin hepsinin birden fazla ortak atasi olabilir.
[1)Harun Yahya, "Evrimcilerin Yanilgilari", sayfa: 13-20 2)Harun Yahya,
"Evrim Aldatmacasi", sayfa:22-24 3)Pat Shipman, "Taking the
Wing: Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book,
1999, 4) Kevin Pedian and Luis Chiappe, "The Origin of Birds and their
flight", Scientific American, February 1998, Sayfa:38-47. 5)Peter
Wellnhofer, "Archaeopteryx", Scientific American, May 1990
sayfa:70-77. 6) Kevin Pedian,"Early Bird in Slow Motion", Nature,
August 1996, 382: 400-402. 7)Alan Feduccia, "The origin and evolution of
birds", 1996, Yale University Press
SORU
: Evrimciler Archaeopteryx'in kanatlarinda pencelerinin olmasinin onu dinozora
benzettigini soylemektedirler, halbuki bugun, kanatlarinda penceleri olan baska
bir kus vardir. Hoatzin kusu buna ornektir. Oyleyse Evrimciler
yanilmaktadirlar.
YANIT:
Hoatzin kusu hakkinda soyledikleri Harun Yahya'nin ve yaratiliscilarin gerek
genel biyoloji konusunda gerekse, Hoatzin kusu konusunda ne kadar cahil
olduklarini ve gercekleri ne kadar carpittiklarini gostermektedir. Hoatzin kusu
Guney Amerika'nin yagmurlu ormanlarinda yasayan yaklasik 50- 60 cm uzunlugunda
bir kustur. Yumurtadan yeni cikan Hoatzinlerde kanadin ucunda pence oldugu
icin, uzun sure Hoatzinler belirli bir siniflamaya konulamamislardir (1, 2).
Geleneksel olarak, Galliformes grubuna konmus olsalar da, oncelikle
Archaeopteryx gibi kotu ucan bir kus cinsidir, buyurlerken uzun sure ucamazlar;
sindirim sistemleri tamamen diger kuslardan degisiktir. DNA analizleri,
Cuculidea isimli bir cesit guguk kusuna daha yakin olduklarini gostermistir.
Yumurtadan cikan yavrularda kanatlarda bulunan penceler bir sure sonra
yokolurlar ve tuylere donusurler. Biyologlar ve ornitologlar icin Hoatzin, kusu
gunumuzde yasayan ve Archaeopteryx'e gelisim sureci icinde bazi benzerlikler
gosteren nadir kuslardan birisidir ve Archaeopteryx'den sonra bazi
dinozor-kuslarin evrimlesmesinden gelismis olabilir. Ozellikle kanatlardaki
pencelerin yavrularda olmasi ve bunun erginlikle yokolmasi, Hoatzin'de
kanatlarda -yavruyken de olsa- pence gelistirebilme yetenegi oldugunu
gostermektedir. Bu ornek Archaeopteryx'e bir acidan yakinligi olan tek ornektir
ve Archaeopteryx"in kuslara evrimlesmekte olan bir dinozor olma hipotezini
ortadan kaldirmaz aksine, guclendirir.[ 1) Pat Shipman, "Taking the Wing:
Archaeopteryx and the Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book, 1999
sayfa: 195-197. 2) Hedges SB et al, "Pylogenetic relationship of the
hoatzin, an enigmatic South American Bird"Proceedings of National Academy
of Sciences, 92:11662-11665, 1995
SORU
: Evrimcilerin Archaeopteryx ile ilgili iddialari Archaeopteryx"ten 75
milyon yi daha yasli PROTOAVIS isimli kus tarafidan curutulmustur. Dolayisiyla
Archaeopteryx kuslarin atasi degildir, cunku kendisinden eski kuslar da vardir
!
YANIT:
Evrimciler hic bir zaman kuslarin atasi tek bir yaratiktir dememislerdir. Bu
yaklasimda nasil seriatcinin ya da bilimsel yaratiliscinin bilimsel bilgiyi
kendi istekleri dogrultusunda carpittigi gorulmektedir. Kuslarin birden cok
atasi vardir, Archaeopteryx tesadufen bulunan atalardan birisidir.
Archaeopteryx bundan 150 milyon yil once yasamistir, ama ondan onceki 100
milyon yil icinde kuskusuz ki, pek cok surungen ve dinozor turu, hem memelilere
hem de kuslara evrimlesmelerini surdurmuslerdir; hic unutulmamasi gereken
surelerin milyon yillarla ifade edilmesidir; Homo sapiens'in ve yakin
atalarinin 50 000 yil -1 milyon yil once evrimlestigi goz onune alinirsa ve bir
milyon yillik bir surenin ne kadar uzun oldugu hatirlanirsa, bu evrim imkansiz
degildir. Protoavis, Archaeopteryx'ten 75 milyon yil once yasamistir; cok parcali
bir iskeleti vardir, ama kuslara Archaeopteryx'ten daha fazla benzemektedir;
fakat bir dinozor kustur. Ama bu bilgi kuslarin surungenlerden evrimlestigi
hipotezini curutmez, sadece guclendirir. Cunku bu demektir ki, en az 225 milyon
ile 150 milyon yil once, kuslara ve surungenlere benzeyen yaratiklar vardi; ve
65 milyon yil once dinozorlar yokolana dek, en az bir 160 milyon yil
evrimlesmeyi surdurduler. Bu evrimlesme icinde Sinosauropteryx (surungenlere
yakinlik), Velaciraptor ( uzun kapici kollar), Iberomesornis (guclu kanatlar,
omuzdan goguse inen kemikler, yerden yukselme yetenegi), Enantiornithes (
iskelette daha fazla kaynama, alula ve artmis ucus yetenekleri), Aoalulavis
(alula ve ucus yetenegi) ve daha pek cok dinozor iskelet yapisina sahip, dinozor
dislerine, pencelerine ve baska ozelliklerine sahip dinozor kus evrimlesmesini
surdurmustur. [1)Pat Shipman, "Taking the Wing: Archaeopteryx and the
Evolution of Bird Flight", A Touchstone Book, 1999, 2)Kevin Padian and
Luis Chiappe, "The Origin of Birds and their flight", Scientific
American, February 1998, Sayfa:38-47. 3)Peter Wellnhofer,
"Archaeopteryx", Scientific American, May 1990 sayfa:70-77. 4) Kevin
Pedian,"Early Bird in Slow Motion", Nature, August 1996, 382:
400-402. 5) Alan Feduccia, "AThe origin and evolution of birds",
1996, Yale University Press.]
--------------------------------------------
Kaynak:
evrimcik.cjb.net sitesi
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
Termodinamik, acik sistem, entropi, vs. June 29 2002, 7:48 AM
Bu
konulara da tekrar deginmissin. Dediklerinin ozeti: "Hayatin olusumu ile
ilgili olarak iddia edilen seyler buyuk rastlantidir, kendi kendine
olamaz"
Yaratiliscilar
der ki, canlilik termodinamigin ikinci yasasina aykiridir.
Evrimciler
duzeltir, der ki, sistem acik sistemse aykiri degildir. Termodinamigin ikinci
yasasi kapali sistemler icin (disaridan enerji alisverisi olmayan) gecerlidir,
acik sistemler icin gecerli degildir. Dunya bir acik sistemdir (gunesten enerji
alir). Dolayisiyla bu arguman gecersizdir der.
Bu
sefer yaratiliscilar der ki, ama peki o zaman canlilik nasil olustu? Hersey bir
kor rastlanti mi?, vs, vs.
Boyle
diyerek konuyu saptirirlar. Baslangic argumanlari termodinamigin ikinci
yasasinin dogada duzenli yapilarin olusumuna izin vermeyecegi konusudur. Buna
cevap almalarina ragmen hala ayni argumanin devamindan bahsediyormus gibi
"Ama peki canlilik nasil olustu, onun ihtimali nedir, vs" diye
sorarlar.
Canliligin
ortaya cikisi ayri bir konudur ve yaratiliscilarin evrime saldirmada
kullandiklari birbaska argumandir. Fakat termodinamigin 2. yasasiyla ilgili bir
tartismada konuyla ilgisi yoktur.
Hayatin
Olusumu ve Kor Rastlanti
Evrime
gore hayatin rastlantisal oldugu, fakat rastlantinin bu derece muazzam olusumlari
aciklayamayacagi iddia edilir. Ornegin unlu, daktilo tuslarina rastgele basan
maymun ornegi gibi. Denir ki hayatin rastgele olusmasi bir maymunun bir
daktilonun tuslarina rastgele basarak Sheakspeare’in bir eserini yazmasi kadar
kucuk bir ihtimaldir. Bu konuda Sheakspeare’in tum eserinin degil sadece
"Olmak ya da olmamak" cumlesinin rastgele ortaya cikmasinin bile cok
dusuk bir ihtimal oldugu iddia edilir. Hatta bununla ilgili olasilik hesaplari
falan yapilir.
Buradaki
temel sorun bilimin bu konudaki aciklamalarinin tam anlasilamamasidir. Bir
olayin rastlantisal olarak gerceklesmesi ayri sey, bir olayin olasiliginin cok
dusuk veya cok yuksek olmasi ayri sey. Birsey rastlantisal olarak oldu demek,
olma olasiligi cok dusuktu ama yine de oldu demek degildir.
Icinde
9999 tane beyaz, bir tane kirmizi bilye bulunan bir torbadan birer birer bilye
cektiginizi dusunun. Herhangi bir cekmededen sonra bilyeyi tekrar torbaya geri
koyuyorsunuz. (Boylece her cekmede cekeceginiz bilyenin rengine ait olasilik
ayni olacaktir). Bu durumda, herhangi bir cekiste kirmizi bilye cikma olasiligi
cok dusuktur. (1/10000).
Fakat
bu cekme islemini surekli tekrarladiginizi dusunun. 1000 defa cektiniz hala
kirmizi gelmedi. 10 bin defa cektiniz hala gelmedi. Milyon defa cektiniz (olur
ya) hala gelmedi. Fakat cekmeye devam ettiginizi dusunun. Milyar defa, 10
milyar defa cekiyorsunuz. Cekme sayiniz yukseldikce artik bunlarin en az
birinde kirmizi bilye gelme olasiligi da gitgide yukselecektir. Eger trilyon
defa ceker, hala kirmizi bilye bulamazsak, bu sefer niye kirmizi bilye hala
bulamadik diye dusunmeye baslariz. Cunku artik onu hala bulmamis olma
olasiligimiz dusuk kalmistir. Bulma olasiligimiz degil.
Herhangi
bir cekiste kirmizi bilye cikma olasiligi elbette cok dusuktur (1/10000). Fakat
kosullu olasilik diye bir tanim var. Bir olayin onceki olaylara bagimli olan
olasiligi. Matematiksel formuller kullanarak katrilyon defa cekiste en az bir
kere kirmizi bulma olasiligini hesaplanirsa, 1'e yakin, yani cok yuksek bir
olasilik cikacaktir karsimiza.
Fakat
yukaridaki maymun ve daktilo ornegi ve diger benzer orneklerde gercekme
olasiligi cok dusuk olan bir seyden bahsedilip, hayatin olusumuyla arada
analoji kurulmaya calisilir. Hayatin rastlantisal olarak olusumu ihtimaline
dair olasilik hesabi yapip, cok dusuk bir olasilik ortaya cikartirlar. Fakat bu
hesapta ne dogadaki fizik ve kimya kanunlarini, ne de ornegin dogal secilim
prensibini hesaplamaya katmazlar. Dogal secilim, dogada cevreye daha iyi uyum
saglayan yapilarin varliklarini korumasi, digerlerinin ise ortadan silinmesi
demektir. Bu prensip hesaba katilarak hesaplama yapildiginda, ornegin rastgele
daktilo tuslarina basan sempanze orneginde, dogru basilan her tusa ait harfin
korunmasi, yanlis basilan her tusa ait harfin ise sayfadan silinmesi icap eder.
Cunku doga boyle calisir. Bu duzeltmeye gore ayni olasilik hesabini tekrarlayan
bir bilim adami, "Olmak ya da olmamak" cumlesinin bu sekilde ortaya
cikis olasiligini 1/235 gibi bir deger olarak hesaplamistir. (Diger duruma kiyasla
cok daha yuksek bir olasilik).
Gunumuzde
pek cok bilim adamina gore, evrendeki doga kurallari oyle bir sekilde
kurulmustur ki, uygun kosullar olustugunda hayat buyuk olasilikla olusur. Bunu
antarktika gibi canlilarin yasamasina en az izin veren ortamlarda yaptiklari
gozlemlere gore soylerler. Oralarda bile, yerin altinda, kayalarin icinde,
herhangi bir yerde gerekli mineraller ve sicaklik, vs. kosullarinin olustugu
her yerde tek hucreli canli organizmalar kesfetmistir bilim adamlari. Gunumuzde
bilim der ki, bir kez fiziksel ortam uygun olmayagorsun, hayatin olusmasi
evrendeki mevcut fizik ve kimya kanunlarina gore cok yuksek bir olasiliktir.
Muazzam
buyuklukteki bir evrende fiziksel ortamin buna uygun oldugu yerin bulunmasi ise
torbadan bilye cekme orneginde oldugu gibi yuksek bir olasiliktir. Nitekim gok
cisimlerinin %99'undan fazlasinda (yildizlar, asteroidler, meteorlar,
kuyrukluyoldizlar ve gezegenler, hepsi gok cismi oldugu icin) hayat falan yok
bildigimiz kadariyla. Fakat bu koca evrende, hayatin olusmasina uygun fiziksel
ortama sahip en az bir (ki aslinda birden cok daha fazla) gok cisminin
bulunmasi ise cok yuksek bir olasiliktir.
"Hayatin
nasil olustugu" ile "Hayatin neden olustugu" ayni sey degildir.
Teistler genellikle bu iki soruyu birbirine karistirirlar. Mevcut doga yasalari
geregi hayat olusur. Burada kafa karistiracak fazla bir nokta yok. Ama eger "Peki
evrendeki mevcut yasalar hayatin olusmasina neden izin verir? Evrenimiz neden
hayata izin veren bir evrendir?" diye sorulursa, bu ayri bir tartismanin
konusudur. (Bu konuda okunacak yazi:
http://www.geocities.com/ateizmvedin/evrende_neden_hayat_var.html)
Mantik
(no
login)
172.131.189.86
"Umit Sayin" meselesi ve diger konular June 29 2002, 8:34 AM
Umit
Sayin'a verilmis o cevap yazisindan haberim var. netcevap.org, vs. oralarin
hepsini ben de dolastim.
Umit
Sayin'in bu cevaba cevap yazip yazmadigini bilmiyorum. Dogrusu ilgilenmiyorum
da. Gerektiginde bu konuda yaratiliscilarin dedigine biz de cevap yazariz. Ama
onemli olan bu degil.
Mesele
su ki, aynen senin gibi ben de sikildim bu konudan.
Ayni
sey uzerinde dondugumuzu soylemissin. Peki nedenini farkediyor musun?
Nedeni
su:
Sizler,
"bilinen"e degil, "bilinmeyen"e oynuyorsunuz. Bu tavirla
elbette her zaman diyecek birseyleriniz olur. Cunku, gorunebilir bir gelecekte
her zaman bilinmeyen olacaktir.
Once
Miller deneyi cikti, yaratiliscilar, amino asit uremisse ne olmus yani, bu ne
ifade eder dediler.
Sonra
Fox deneyi ve proto-hucreler cikti. Gercek hucreden tek temel farklari DNA,
RNA, vs. icermemeleri. Bu sefer yaratiliscilar, DNA'nin kendi kendine
sentezlenmesinin olanaksizligindan dem vurmaya basladi.
Bilim
birsey buldukca, bir adim ileri gittikce, sizler de ugrastiginiz noktalari bir
adim ileri tasiyip, yeni bilinmeyenin sinirina getiriyorsunuz. Bu yolla her
zaman soyleyecek birseyiniz olacaktir. Cunku gorunur gelecekte her zaman
bilinmeyen olacak.
Fakat
kafasini kullanan kisinin gozunden kacmiyor ki, bilim yavas fakat guvenilir
adimlarla ilerlemekte ve dun bilinmeyeni bugun, bugun bilinmeyeni de yarin
bilinir hale getirmektedir.
Sizlerin
bu surece direnmeniz bosunadir. Gec bile kaldiniz ama daha da gec kalmadan Papa
gibi evrimi kabul edip, evrimci teistler kervanina katilmanizin zamani
gelmistir. Sonra Mantik soylemedi demeyin.
Bak
sizden once davrananlar, kuranda evrim ayetleri falan bulmaya basladi bile. Siz
gec kalmayin.
----------------------------------------------------------
Yaptiginiz
sey durustce degildir. Aciklama getirmekle degil, carpitma ve yalan dolanla
ugrasiyorsunuz. Derdiniz gercegi bulmak degil, tabunuzu korumak.
O
zaman demezler mi adama,
"Peki
arkadas, senin dedigini kabul edelim, evrim yanlis olsun. Simdi sen getir
bakalim su yaratiliscilik aciklamani bana ve bir guzel kanitla bakalim"
diye?
Ha,
soyle bakalim. Niye hicbiriniz yanasmiyorsunuz yaratilisciligi tartismaya?
Ben
ve diger arkadaslar daha once de actik bu forumda yaratiliscilik tartismalari.
Hicbirine hicbir evrim karsiti arkadas ugramadi.
Evrimi
tartisirken ahkam kesmeyi biliyorsunuz, yaratilisi tartismaktan niye
kaciyorsunuz?
Bak
evrim konusu altinda yine yukaridaki yazini yazmissin cevap olarak.
Peki
neden forumda actigim yaratilis basligina ugrayip sordugum sorulari
cevaplamiyor, su "bilimsel yaratiliscilik" teorinizi ortaya
sermiyorsun?
Biz
evrimi durustce savunduk. Dedik ki evrimin pek cok konuda aciklayici gucu
vardir. Henuz tamamlanmamistir ve her konuyu dort dortluk aciklamayabilir.
Fakat su anki haliyle bile oldukca gucludur.
Peki
siz ayni seyi yaratiliscilik icin soyleyebiliyor musunuz? Yaratilisciligin
aciklayici gucu ne kadardir. Daha yukaridaki yazilarin birinde yazdigim birkac
nokta bile, yaratilisciligin celiskilerle dolu, tutarsiz, ilkel bir sacmaliklar
yumagi oldugunu gostermeye yeter. Ki bunun devami da var. (Yaratiliscilik ile
ilgili acitim basligin altina bak).
Evrime
saldirirken bu kadar sofistike performans gosteriyorsunuz da, dini
kaynaklarinizdaki bu ilkel aciklamalarin sacmaligini goremiyor musunuz?
Bu
inancli mentalitesi nasil bir seydir, inanilir gibi degil. Bu kadar kor nasil
olabiliyorsunuz?
DEHA
(no
login)
212.154.29.106
Anonymous June 29 2002, 11:31 AM
'appendiks
incelenirse mukoza nın altında lenf dokusu oluğu görülür. ve appendiks in ne
işe yaradığı-yarayabileceği buradan tahmin edilir.'
Güzel
kardeşim,bilmediğin konularda tartışmasan iyi olur,vucutta bir çok organda lenf
dokusu vardır,lenf düğümleri,tüm organlarla bağlantılıdır.
Bunlara
appendix'e özgü olaylar değildir ve hiç bir şey ispat etmez.
'(kopyala
yapıştıra gelince siz de bazı malum sitelerden alıyorsunuz, sonuçta bu yazılanların
tamamını anlayabiliriz ancak bunların hepsini yazamayabiliriz.'
Benim
yazdıklarım içinde bir tane kopyalama gösterebilirmisin.
'diyelim
ki 3.5 milyon yıllık bir ayak izi bulundu ve bunun büyük ölçüde günümüz
insanına benzediği söylense acaba ne yaparsınız?'
Ne
yapacağız,oturup bilimsel bulgular ışığında düşünürüz.
Ama
'diyelim ki' ile iş olmaz ki.
'yine
diyelim ki 2 milyon yıllık bir modern insan çenesi bulundu diyelim ne
yapardınız?
yani
insanların evrim şeması bozulsa ne yapardınız???'
Oturur
incelerdik.
İki
milyon yıllık modern insan çenesi bulunması zaten evrimle çelişmez.
Bir
10 milyon yılı devirmen lazım.
Evrim
ağacı zaten değişkendir,dogma değildir.
Bulunan
bulgular ışığında devamlı revize olur.
'şempanzenin
genetik yapısını bilmeden nasıl %98-99 luk bir benzerlik bulunmuş acaba?'
Yani,bunları
soruyorsan,evrimi niye tartışıyorsun?
Şempanzenin
genetik yapısı tabii ki biliniyor.
İnsan
Gen haritası çıkarılırken,diğer canlılarla mukayeseli çıkarılıyor.
İleride
kesin rakam netleşecek.
Şimdi
yuvarlak olarak % 99 diyoruz,lısa bir gelecekte,
örneğin
% 98.7134 gibi kesin bir rakam çıkacak.
'Archæopteryx
ten bahsetme nedenim ise şu bazı evrimci siteler bunu hâlâ bir kanıt olarak
ileri sürerler.'
Ben
böyle bir site görmedim,
Eğer
varsa git onlarla tartış.
'1986'da
yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen
denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde,
yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test
edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç
özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır.
şimdi
bu bakteriler antibiyotiği görmeden evrimleşmişler mi?'
Bu
konuları daha önce yazmıştım.
Seni
samimi olarak aydınlatayım.
Birincisi,cesetlerin
'Buzda korunabilmesi' için ortamda bakteri olmaması gerekir.
Yani
cesetlerin korunmasının sebebi,cesetleri çürüten bakterilerin o soğukta
yaşayamamalarıdır.
Evimizdeki
derin dondurucu aynı prensiple çalışır,
-18-24
arası,mikroorganizmalar ölür ve besinler bozulmaz.
İkincisi
ömrü 20 dk olan bir bakterinin yüz küsür yıl sonra donmuş olarak bulunabilmesi
ve izole edilerek genetik yapısının incelenebilmesi de pek mantıklı değil.
Bunları
bir kenara bırakırsak,söylenen de,yani antibiotikler olmadan da,bakterilerde
antibiotiğe direnç genleri olduğu doğrudur ve Evrimin delilidir.
Antibiotiğe
direnç çeşitli yollardan gelişir.
Bazı
bakteriler,diğerlerine plazmid nakli i,le bu genleri geçirir.
Bazılarında
direnç genleri vardır ve,seleksiyona tabi olarak sadece onlar çoğalır.
Bazıları
ise o anda mutasyon geçirerek,tesadüfi olarak direnç geliştirir.
Bunları
eski Türk Ateist forumda çok ayrıntılı yazmıştım ancak maalesef hepsi silindi.
Bakterilerin,mutasyon
geçirerek direnç geliştirdiğine ben bizzat ta şahit oldum.
Genetik
yapısında direnç olmayan ve milyonlarcası,antibiotiği yediğinde ölen
bakterilerden ertesi sabah petri kutusunda,direnç geliştirmiş bir kaç adet ve
aynı akşam milyonlarcası bulunabiliyor.
Şimdi
senin asıl soruna gelelim.
Antibiotikler
yokken bazı bakterilerde direnç genleri nasıl oldu da oluştu?
Bilindiği
gibi,antibiotikler,küf sporlarıdır,peynir küfünü falan herkes bilir.
Yani
antibiotikler ilaç sanayine girmeden önce,doğada zaten vardı ve bunlarla
karşılaşan bakteriler zaman içinde mutasyonlarla direnç geliştirdiler.
Yani
3000 yıl önce bir peynir küfü ile karşılaşan antibiotiklerin bazıları direnç
geliştirdi.
Ve
Fleming,Penisilini bulup kullanıma koyunca,bazı dirençli bakteriler etkilenmedi
ve yaşamlarına devam etti.
Bunun
üzerine başka antibiotikler keşfedildi ve halen bu çalışmalar devam ediyor.
Bakterilerin,eskiden
karşılaşmış olduğu maddelere direnç sahibi olduğu bilindiğinden,tamamen
sentetik ve doğada hiç bulunmayan antibiotikler üretime sunuldu.
Ve
bu Antibiotiklere,bakterinin hücre duvarını bozan veya çekirdeğini kitleyen
maddeler ilave edildi.
İlk
başlarda bakteriler ölürken,epey bir süre sonra bakteriler mutasyon geçirerek
direnç kazandı.
İşte
bu olay can alıcı olarak Evrimin delilidir.
Bakteriler
daha önce karşılaşmış olmaları imkansız olan sentetik penisilinlere dahi direnç
geliştirdiler.
Bazı
bakterilerde,antibiotiğe direnç genlerinin olmasının nedeni,ilahi değil,daha
önce o madde ile doğada karşılaşmış olmaları sonucudur.
Gene
buzda korunmuş 5000 yıllık bir insan cesedinin boynunda küften yapılmış bir
kolye bulundu.
Bu
muhtemelen insanların eski çağlarda bazı şeyleri deneme yanılma yolu ile
bildiğini gösterir.
Örneğin
bu kolyeyi takanların hastalanmaması veya iyileşmesi gibi ki muhtemelen o
insanlarda küfe ilahilik,iyi ruh olma gibi kavramlar yüklemiştir.
'ilk
hücrenin nasıl oluştuğunu evrimciler nasıl açıklamaktadırlar?'
İlk
hücre olduğunu kabul ediyorsan zaten dinle çelişirsin.
İlk
hücre olayını bilim çalışmalar yaparak açıklamaya çalışıyor.
Çalışmalar
devam ediyor.
'bu
sırada şu soruyu tekrarlayayım:
ahtapotlarla
insanların göz yapıları neredeyse birbirinin aynısı bunu nasıl
açıklayacaksınız?'
Bütün
canlıların birbiri ile akraba olduğu şeklinde.
'Çünkü
bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için
yeterli değildir. Bu ham enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel
mekanizmalar gerekir.'
İyi
ya işte,bir fotonun klorophillerce nasıl hapsedildiğine bir bak.
Termodinamiğin
2. yasası evrimle çelişmez.
Fotosentezi,ATP
oluşumunu detaylı olarak incelersen,
anlarsın.
Bir
ara o konuyu da yazarım.
DEHA
(no
login)
212.154.29.106
Ayrıca June 29 2002, 11:53 AM
Saygıdeğer
Mantık'ta yeterince açıklamalarda bulunmuş.
DEHA
(no
login)
212.154.29.106
Bu yazı bu başlığa daha uygun ! June 29 2002, 2:17 PM
Bu
örnekte o kadar çok Evrim delili var ki ! June 29 2002, 12:14 AM
'Birçok
yerde yazdim, bir fiçiya üzüm suyu koyup bir tenhada bekletirsen onun sarap
olmamasi için pek bir neden yoktur.'
Vah
zavallı vah !
Taşı
da bekletince şarap olur mu?
Şarap
olabilmesi tamamen evrimsel bir sürecin delilidir.
Bakteriler
ortamdaki Glukoz'u tüketmek için,Alkol Dehidrogenaz denilen bir enzimi evrimle
geliştirmiştir,şekeri tüketerek,alkol açığa çıkmasına sebep olurlar.
Fakat
Alkol nedir?
Bilindiği
gibi bakterisid,yani 'Mikrop öldürücü'
Demek
ki,Üzüm şarap olurken ortaya çıkan alkol diğer mikroorganizmaları
öldürürken,Alkole dirençli maya hücreleri yaşıyabiliyor ve çoğalıyor.
İşte
Doğal Seleksiyon.
Şimdi
şarabı çalkalayın,karıştırın,oksijen suda çözünür ve maya hücreleri alkolü
kullanmaya başlar,
Alkol
azalınca ne olur?
Diğer
mikro organizmalar üşüşür,
artık,Şarap
değil Sirkedir olan.
Alkol
Dehidrogenaz devasa bir proteindir,dört eş altbirimden meydana gelir ki her
dizide 347 Amino asit vardır.
Maya
Hücresi 02 yokluğunda da yaşayabilir.
Bir
mutasyonla O2 kullanamaz hale gelirse ve Alkol Dehidrogenaz da işlevini
kaybederse hücre ölür.
Bir
deney yapıldı.
Mayaların
O2 de yaşama yeteneği ketlendi.
Ve
hücrelere,Alkol Dehidrogenaz ın,zehirli bir bileşiğe çevireceği bir alkol türü
verildi.
Hücrelerin
büyük bölümü ölürken,mutasyon geçiren hücreler arasından,zehirli alkolü
kullanabilecek şekilde mutasyona uğramış hücreler çıktı.
Bu
hücrelerin Alkol Dehidrogenaz enzimindeki,amino asit dizilim sırası değişmişti.
At'ın
enzimindeki dizi gibi olmuştu.
Bu
hem mutasyon'un gücünü,hem de canlıların birbiri ile akraba olduğunu
gösteriyordu.
dants
(no
login)
213.14.18.220
Re: Evrim June 30 2002, 5:40 AM
-çevirme
işinde yukarda yazıyı verip "bir" diye çevrimen neyse de nereden
çıkardın biraz ın oraya yakıştığını
redhouse
dan: some:bazı;birtakım;birkaç;biraz;birmiktar;epeyce; A.B.D; hatırı sayılır...
görüldüğü
üzere bunun en iyi yerinin biraz olduğunu NEREDEN ÇIKARDIN sen? daha az önce
bir diyordun...
alıntınız
bile çarptırma demişsin ancak baktığın yer sanırım farklı bir yer eğer sen
yazıda yukarda(üstteki o çarpıtma çeviride) çevrildiği gibi bir yer yok diyorsan
ben araştıracağım ve öyle bir şey bulunursa sen ne yapacaksın???
bu
sırada kendi kafana göre çeviri üzerinde ne güzel oynuyorsun ve onu biraz daha
değiştirerek ÇOK KÜÇÜK BİR FONKSİYON haline getiriyosun(galiba evrimden kalma
bir alışkanlık!)
-bakınız
böbrekleriniz iyi çalışıyorsa bir tanesini aldırmanız diğerine biraz daha yük
bindirir ancak çok fazla problem çıkartmaz yani YOKLUĞUNU FARKETMEZSİN. bu
böbreklerden birinin boşu boşuna olmasından değildir.
20
yaş dişlerini aldırmaya yönelik ELEŞTİRMELER çıkmıştır diye yazmış malum site
ve aslında diğer dişlerin görevini de yapabiliyormuş. körelmiş organ masalı
içinse denileni (bilmem kaçıncı defa) yazıyorum: körelmiş organlar aslında
işlevi bilinmeyen organlardır. yıllar öncesinde endokrin sisteminde de bir
organ vardı. ve GÖREVİ BİLİNMİYORDU. ancak bu onu körelmiş yapmaz. daha sonra
ise erginliği geciktirici bir rol üstlenebileceği düşünüldü.
bir
organ olmasa da bacakta bir damar vardır. ve bazı kalp ameliyatlarında bu damar
kullanılırdı. BU ONUN ORADA İŞLEVSİZ OLMASINDAN dolayı değildir.
Tipik
5 parmak yapisina tam uymayan canlilarda fosil kayitlarina bakarak bu sayidaki
azalmayi gozleyebiliyoruz. (Ornegin atlarda). (harbi çok komik haa hem
diyorsunuz bunun olmaması(atın evrimleşmesi yanlıştı unutmadan) evrimi devirmez
hemde örnek veriyorsunuz. bunu yukarda çürütülmüş olduğunu yukarda gösterdim,
amma ve lakin kes-yapıştır ı mantıksız yapıyorsun hem ona buna laf atıyosun hem
de yapıyorsan düzgün yap şunu.)
zaten
siteniz çökmüş olan olayları ispat olarak kullanıyor bense onun için kes
yapıştırı uyguluyorum.
-bademciklerini
de aldırabilirsin ancak bu onun işlevsiz olduğu anlamına GELMEZ!VE HÂLÂ şunun
görevi ne bunun görevi ne diyorsun! körelmiş organların bir çoğunun görevi için
yukarda bir kitap tavsiye EDİLMİŞTİ! tekrar edeyim körelmiş organ YOKTUR!
sadece işlevi BİLİNMİYORDUR! ve BAZI tahminlerde bulunulur.
-dehaysa
bana eminim özellikle append
-malum
site malum site diyosun ancak tek taraflı olduğun belli çünkü verdiğin
örneklerin bir çoğuna malum sitede CEVAP var! kaç gündür bir şeyler diyorsunuz
CEVAP VERİLİYOR ancak AYNI ŞEYLERİ TEKRAR YAZIYORSUNUZ! kuyruk sokumuna , ara
geçiş fosillerine, irkilmelere zaten değinmiyorum (demek ağaçta dengemiz için,
insan demek ki hâlâ maymunsal alışkanlıklarını bırakacak kadar evrimlerşmemiş!)
20lik yaş dişlerine, kör mağra balığına, gözlere cevap verilmiş o sitede? ben
de yukarda kuyruk sokumuna cevabı örnek için yazmıştım. bunu gözden kaçıracak
kadar dikkatsizce mi okuyorsun yoksa kopyala yapıştırı hiç okumadan mı yapıyorsun.
neden cevap verilen şeyleri tekrar yazıyorsun Kİ?
gene
komik savunmalar var bu alıntında yahu hiç okumadan mı aldı? bazı durumlarda
hayvanlar örnek verilirken bazense onları evrimleşerek kaybettik cevabı(!)
geliyor. mesela aynı kedileri okşayınca da tüylerinde kabarma görülür. veya bir
insan çok duygulandığında da tüylerinde kabarma görülür. bunları evrim neye
bağlar ki? tabii ki bazı yerlerimiz tam evrimleşmemiş kesin buna..."
-benzer
organlar akrabağlığa örnekse NEDEN AHTAPOT GÖZ YAPISI İNSAN GÖZ YAPISINA
BENZİYOR? bunun nedeni çok YAKIN akrabağlığımız mı?(deha cevap vermiş:Bütün
canlıların birbiri ile akraba olduğu şeklinde." diye iyi de niye daha uzak
akrabamız olan ahtapotta bu gözün nerdeyse aynısı varken daha yakın
akrabalarımızda işler iyice değişir?)
-ANORMAL
DOĞUMLAR EVRİME GÖSTERGEYSE YAPIŞIK DOĞUM NEDİR? eskiden yapışık olan
canlıların var olduğuna mı?(kafadan yapışık, veya vucudun herhangi bir yerinden
yapışık olan doğumlar bugün mevcuttur.)(vay be demek efsaneler doğruymuş)
-"Gecis
turleri veya fosillerini bulamasaydik da, bu Evrim Kuramini gecersiz
kilmazdi." işte komik bir durum daha! o olmazsa evrim yıkılmaz bu olmazsa
evrim yıkılmaz peki ne olunca evrim yıkılacak size göre!!!
-"...Archaeopteryx
gibi...gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece sansli olmamizdan
dolayidir" evet potlar nasıl da kırılıyor!!! öncelikle madem bir sürü
geçiş olmuş bize gelene kadar neden çok az(aslında hiç) ara geçiş fosili ( ki
bu nasıl bir ara geçiş fosili ki artık 1992 de ki fosille bu özelliğini
yitirmiş??? yani doğruluğu meçhul de değil artık) var(yok). evrimcilerin
konferanslarda da söyledikleri gibi "bugün bu binanın dışında da hangi
taşı kaldırsak ara-geçiş fosili buluruz" sözüne neoldu gene mi bir
DOĞRUYU(!) VURGULAMA(!) sözkonusu gel gelelim bu vurgulara genelde sahtekarlık
deniliyor
-"Bugün
dedigimiz gibi, bu turler kaybolmustur diyebilirdik! " zaten pek çok
olayda böyle yuvarlak cümleleriniz vardır.örnekse ümit sayın...
-"Her
yil yeni fosiller bulunarak Evrim Kurami biraz daha desteklenmektedir ve yeni
fosiller bulunmaya devam edecektir" (amma bazı fosiller vardır ki o
yukarda sorduğum soruların asıl sebebi budur. hayat ağacını yalanlamaktadır)
-Coelacanth
fosili, sudan karaya geçişi ispatlayan en somut ara-geçiş formu olarak
sunuluyordu.(işin aslı öyle değildi tabii ki)
Yetmiş
milyon yıl önce soyu tükenmiş bir ara-geçiş formu olarak tanıtılan Coelacanth
ailesinin canlı bir üyesi okyanusun açıklarında ele geçti! Yok olmuş bir
ara-geçiş formu olarak sunulan canlının "kanlı-canlı" bir örneğinin
bulunması, evrimciler açısından büyük bir şoktu kuşkusuz. Evrimci paleontolog
J. L. B. Smith, "Yolda dinozora rastlasaydım, daha çok şaşırmazdım"
demişti.
bak
o karaya çıkmaya hazırlandığını söylediğiniz yaratık varya
Dahası,
"sudan çıkmaya hazırlanan bir sürüngen adayı" olarak tanıtılan
Coelacanth'ın, gerçekte okyanusun en derin sularında yaşayan ve 180 m.
derinliğin üzerine hemen hemen hiç çıkmayan bir dip balığı olduğu
anlaşıldı.(çok komik ya demek karaya çıkacak bu balık)
-"Isin
komigi degisik yaratilisci uzmanlar, ornegin insan ile maymun arasindaki
cizgiyi degisik noktalarda cekmektedirler."(bu konuda evrimcilerin
sıkıntıya düştükleri fosiller bulunmuş ancak tabii ki bilimsel siteniz
değinmemiş.)
-Insan
ile maymun arasinda gecis yoktur derler, ardindan Lucy ornek verilir
(Australopithecus afarensis), fakat bunu begenmez, baska gecis formlari
sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir ornek
olarak, asamali gecisi gosteren her ornekten sonra, o ornegi bir tarafa (insan
ya da maymun) dahil edip baska ornek istemeye devam ederler.( o zaman niye bir
sürü vurgulama(!) yapıldı ve yapılıyor ki(geçenlerde gene bir vurgulamacı ufak
bir değişiklikle kafataslarında oynamalar yaparak ortaya çıkmış ancak
incelendiğinde vurgulamanın yapıldığı anlaşılmış hatta bundan bilim ve teknik
de söz etmişti) ayrıca tekrar yukardaki cümleyi tekrar etmeme gerek yok.)
-Kuran,Turlerin
oldugu gibi yaratildigini,
Bilim'se
ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana
geldigini soyler." demek bilim kambriyen için böyle bir şeyler
demiş(!)"(gene kendi kafanıza bilimi yanınıza çekmişsiniz)
-"Romalilarda
bile ortalama omur 40 yil civarindadir" tabii ki öyle olacak kurtuluş
savaşı yıllarında bizim ortalama ömrümüz savaş öncesindekinden çok daha
kısaydı. mantıklı bir adamın savunucağı şey mi bu şimdi???
-"Bilim'e
gore bu hayvanlar baska turlerden evrimlesmis,ve insan tarafindan
evcillestirilerek,muhtelif secmelerle (Ciftlestirme,eleme vs)bugunku
konumlarina gelmislerdir.Ilk insanlarin devrinde bu tip hayvanlar
yoktur,Bunlarin yabanil atalari vardir,ve bahsedilen Evcil turler sadece 10.000
senedir vardir." yuh yani bilime göre değil o evrim dogmasına göre öyle
kafana göre vurgulamalarınızı daha ne kadar uzatacaksınız???
"Ateizmin
sebebi teizmin yanlisligi ve sacmaliklaridir" bunu da o malum siteden çok
rahat çürüyeceğini bilmelisin. kuran da yazılanları artık bilim ispatlıyor
örnek mi:
-big
bang(yoktan varoluş)
-evrenin
genişlemesi(materyalistlerin o kadar yok öyle birşey değil dedikleri ve gene
tahmin yürüttükleri sonrada ispatlanınca hiçbirşey diyemedikleri olay(buradan
bilim adamlarının bazen bilimi kendi ideolojilerine göre savundukları ortaya
çıkar)
aslında
bunun dışında kuranda daha pek çok şey önceden hber verilmişti
-kablolar
-tarım
tekniklerinin "1 damla suyun bile boşa gitmemesi" şeklinde ki teknolojik
ilerlemeler kuran da bahsedilmiştirr
-bakın
kuranda kara ve denizlerin oranı da vardır.
bu
tür mucizeleri www.kuranmucizeleri.com da bulabilirsiniz
-teizme
bu kadar soğukken nasıl oluyorda ateist siteler teistlerin sözlerine yer
veriyor ancak tam sözleri yayınlanmıyor?ve einstein gibi pek çok ünlüyü (sanki
ateistmişçesine) yukarda "bakın bu bölümde teistlerde vardır" diyerek
bu insanların isimleri kullanılıyor? einstein in bile evrendeki dengeyi
gördüğünde şaşırması göz önüne alınırsa ateistlerin "bunda ne var ki bak
olasılıktan çıkıyor" gibi ihtimal hesaplarına inanmaları gerçekten
ateizmin ne kadar "büyük"(!) bir dayanağının olduğunu gösterir.
-"Evrim
(ve genel olarak bilim)" klasik evrimcilerin göz boyama olayına aynen
burada da rastladık ama bu kadar açık olması gerçekten şaşırtıcı!!!"
-"evrim...teizmin
aciklama yapamadigi ya da yanlis aciklama yaptigi bazi konularda dogru bir
aciklama getirme girisimidir" tanımın yanlış aslı ;evrim insanların
gözlerini boyayarak bilimsel hiç bir dayanağı bulunmayan evrimi her ne olursa
olsun isterse evrimci bilim adamları bunu itiraf da etse körü körüne
savunmaktır.
-Modern
bilim ilk defa evrim teorisinin de yardimiyla bu acigi kapamis ve yeterince
bilen icin entellektuel olarak da gayet doyurucu (hatta dogru oldugu icin
teizmden cok daha doyurucu) bir alternatif getirmistir teizme. doğru ya pek çok
bilim adamı ve felsefeci yeterince bilmiyor!! sizde ciddi sıkıntılar var:ben
çok biliyorum benim gibi düşünenlerde öyle ancak karşı taraf hâlâ hiç bir şey
bilmiyor!!!
-"Bizim
musluman kesimde de evrime inanan teistlerin sayisinda buyuk bir artis
olmaktadir son zamanlarda." çok gariptir ki kaynaklar senin bu
söylediğinin bir hayalden ibaret olduğunu ve "evrimcilerin çok büyük
kalelerinden biri olarak gösterilen türkiye de bile büyük bir hızla
anti-evrimcilerin çoğaldığını" yazıyor.(malumsiteyi ziyaretlerde biraz
daha dikkatli olursan bu hayalinin nasıl da sallamadan ibaret olduğunu
anlarsın.
-"Archaeopteryx'den
bahsedebilecek bir bilgi ve egitim birikimine sahip degildirler, zaten
yazdiklari da bunu gostermektedir" (iyiki siz varsınız ha yani ümit
sayının dedikleri başlı başına facia verdiğiniz konferanslarda ise ne kadar
komik duruma düştüğünüz ayrı bir konu. şimdi harun yahya çıkıp bak kardeş bunun
sebebi budur budur diyor, yurt dışında kabul görüyor bu adamı türkiyede ki
evrimciler sevmiyor. çünkü halkı kandırmaya çalışıldığında yazıyor(ki tek
başına yazmıyor türkiyede de evrime karşı bir çok prof vardır bunu unutmayın)
bir NET CEVAPLAR koyuyor lafı veriyor kaynakları susturuyor evrimcileri, hatta
zamanında verdiği bir kaynağa dil uzatarak "orada öyle birşey
yazmıyor" diyen evrimci takımına resmi de gösteriyor yazıyı da. e ne
oluyor başlıyor evrimci takımı sallamaya "yok sen nasıl yazıyorsun
kardeşim bunları sen kimsin bizim yalanlarımızı çıkartıyorsun?" koçum
senin sallamalarını kaynakla birlikte yalanlıyor da sen niye hâlâ aynı şeyleri
delil olarak sunuyorsun??? sizin gibi kendini çok üstün
gören
bir kaç kişi biz çok biliyoruz millet se hiç birley bilmiyor diye çıkıyor
ortaya sonra yaz babam yaz . ayrıca 1992 de bulunan 7. fosil bunu yalanlamıştır
ve zaten bundan önce bir kuş bulunmuş o zaman bu life of tree de ki eksik parça
değil bundan önce bir ara geçiş fosili olmalı(diyecen ki bundan önce ara geçiş
fosilinin olması bunun olmamasını gerektirmez, ben de sana bunun zaten bir kuş
olduğunu 1992 de ki 7. fosilinde bulunan kemiğin güçlü kanat kaslarına sahip
olduğunun anlaşıldığını söyliyecem"
-"Liaoningornis,
günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine sahipti.
Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında
dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia
ettiği gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu" (yani
neymiş dişi olan kuşlar da varmış de mi? de...)
-Archæopteryx'in
kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri
canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira
günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Taouraco ve Hoatzin'de(ki yazında bunu
açıklamışsı ve eklemişsin "Bu ornek Archaeopteryx'e bir acidan yakinligi
olan tek ornektir" ancak bir tane daha varmış meğerse!!!) de dallara
tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği
taşımayan, tam birer kuşturlar
Nitekim
bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından Harvard paleontologları Stephen
Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx'in farklı özellikleri bünyesinde
barındıran bir "mozaik" canlı olduğunu, ama asla bir ara form
sayılamayacağını kabul etmektedirler.
"Bu
sefer yaratiliscilar der ki, ama peki o zaman canlilik nasil olustu? Hersey bir
kor rastlanti mi?, vs, vs." (bu sefer yaratılışçılar TEKRAR TEKRAR DEDİĞİM
GİBİ aslında açık sistemler için yanılgınızın olduğunu öne sürer!!!
<<<DİKKAT!!!
DAKTİLO ÖRNEĞİNİ "PROF.ALİ DEMİRSOY" VERMİŞTİR LÜTFEN KONU ÜZERİNDE
BAZI YERLERDE DİKKAT EDELİM>>>haa eğer 500 a.a dan oluşan bir
proteinin oluşma ihtimalini sorarsan: 10 üssü 950 olduğunu TEKRAR! yazarım
"Cekme
sayiniz yukseldikce artik bunlarin en az birinde kirmizi bilye gelme olasiligi
da gitgide yukselecektir" diyerek matematiği de katletmiş oluruz sonuçta
istediğin kadar çek her çekişinde şansın bellidir ve değişmez ha bu sırada
1/10000 ile 1/10 üssü 950 arasında bir miktar fark vardır.ha dersin ki
matematikte 0 kabul edilen ihtimal kaçtır ben derim ki:10 üssü 50 dir bilmem
anlatabildim mi. kaldı ki bunun dışında daha pek çok ihtimal ile çarpım
gerekir. çünkü daha sadece 1 protein elde ederiz.ayrıca bazı yapıların
proteinin yapısını bozduğunu ihtimal dışına ittik!!!
"yanlis
basilan her tusa ait harfin ise sayfadan silinmesi icap eder. Cunku doga boyle
calisir" nasıl yani doğa bilinçli mi yukarda katmadığımız o zararlı
yapılar işin içine karışınca "aaa olur mu böyle yaparsak canlılık oluşmaz
ki" deyip denemelere onu çıkararak devam mı ediyor???
evet
bakınız bir göz boyama daha:"Gunumuzde pek cok bilim adamina gore,
evrendeki doga kurallari oyle bir sekilde kurulmustur ki, uygun kosullar
olustugunda hayat buyuk olasilikla olusur" tabi canım atık herkes ilk
canlının oluşmasının aslında çok basit olduğunu anladı. peki neden daha önce
bunun içi pek çok karamsar sözler söylendi?" ha bi de o söylediğin pek çok
bilim adamı galiba sadece bilim ve ütopya da makalesi yayınlananlar mı?
göz
boyamaya yazının devamında da devam edilir:"Gunumuzde bilim der ki bir kez
fiziksel ortam uygun olmayagorsun, hayatin olusmasi evrendeki mevcut fizik ve
kimya kanunlarina gore cok yuksek bir olasiliktir." bunu diyen bilime
KAYNAK GÖSTERSENE gerçekten.HATTA BAK *** aha işaret de koydum demek hayatın
oluşumu çok yüksek bir olasılık...
ne
yazık ki yazı ilerledikçe sadece boş laflardan ve kendi kafalarından
söyledikleri iddiaları kendileri cevap verir ve bir de bunun için bir siteyi
kaynak gösterirler.
yeter
artık bak gene aynı şeyleri söylemişsin ve kendi kafana bizim ağzımızdanmış
gibi şeyler yazmışsın:"Once Miller deneyi cikti, yaratiliscilar, amino
asit uremisse ne olmus yani, bu ne ifade eder dediler." kesinlikle böyle
bir yazı yok kendi kendine soru sorup kendini haklı çıkartma!!!
fox
a da cevap vermişler zaten
bak
deha ne demiş:"Benim yazdıklarım içinde bir tane kopyalama
gösterebilirmisin."gösteremem tabii ki atların evriminden bile haberi
olmayan birsin... ha tamam bilemeyebilirsin fakat verdiğin cevapların kaçı iç
açıcı yukarda belli bir şey öne sürülmüş bu teknik kon demişsin başka bişeye
fotosentez atp yi incelememi söylemişsin zaten yukarda bunun gibi verilen
örneklerin neden evrimcilerin kullanamayacağı açık sistemler de bahsetmiştim.
Şempanzenin
genetik yapısı tabii ki biliniyor.(?????????)
İnsan
Gen haritası çıkarılırken,diğer canlılarla mukayeseli çıkarılıyor.(diğer
canlılar mı hangi canlılar?????)
bunu
lütfen kaynak olarak ispatla ben bunu götürüp önce malum siteye soracam doğru
mu diye olmadı ben bakacam tamam mı?
ve
deha dan inciler:"İki milyon yıllık modern insan çenesi bulunması zaten
evrimle çelişmez" evet bilmediğin konularda konuşma diyen arkadaşım;aynı
laf senin için de geçerli. evrimcik adlı siteye git ve insanın evrimine bak
daha sonra doğruluğunu düşün ve bak sana 2 tane sürprizim olacak!!!
Düzenledikleri
konferanslarda çalışmalarımızı kast ederek "sakın o kitapları
okumayın" diye tedirgin mesajlar vermeleri, evrimi savunan hiçbir delil
ortaya koyamayıp sadece laf oyunları yapmaları, kendilerine sorulan sorular
karşısında aciz kalmaları ya da sinirlenmeleri, hatta seyircileri azarlamaya
kalkmaları, gerçekte istemeden de olsa dine yaptıkları büyük birer
hizmettir." demiş harun yahya, e güzel demiş...
yeter
olm ben sıklıdım bundan sonra belki cevap bile yazmam bunun nedeni her zaman
aynı şeyler yazmamdır.umarım siz o malum siteyi takip ederek ümit sayın
gibilerinin her dediğine inanmazsınız...
Mantik
(no
login)
172.135.143.181
bilimin zaferi June 30 2002, 7:58 AM
"bunun
en iyi yerinin biraz olduğunu NEREDEN ÇIKARDIN sen?"
Cunku
sayilabilir degil, sayilamayan bir nicelik ile ilgili bir ifade var.
"Some" yerine gore iki durumda da kullanilabilir. Ama o cumledeki
"some"in en iyi karsiligi "biraz" veya "bir
miktar".
Ki
zaten o cumlede onemli olan o nokta degil. Dikkat cektigim yer buyuk harfle
yazilmis "MAY" kelimesidir. Yani o ifadede bir kesinlik yok, sadece
bir olasiliktan bahsediliyor. Apandistin kesin olarak bir islevi oldugu
soylenmiyor.
Diyorsun
ki dogru yerine mi baktin acaba kaynagin? Ben apandist ile ilgili buldugum
aciklamalara baktim o kaynakta ve aynen bu ifadeyi gordum. Senin aktardigin
turde kesinlik iceren bir yere rastlamadim.
"zaten
siteniz çökmüş olan olayları ispat olarak kullanıyor bense onun için kes
yapıştırı uyguluyorum."
Senin
kes yapistir yapmanin sebebi o olabilir. Benim bu seferki kes yapistirim ise,
ilk defa denedigim bir yontemdir. Normalde kendi yazilarimi ugrasip, arastirip
kendim yazmayi tercih ederim. Fakat siteyi sabote etme amacli senin yaptigin
turde bir saldirida (daha once de benzerleri yapildi bu sitede), en etkin
karsilik olarak kes-yapistir'dan baska care kalmiyor. Yoksa ben, buraya gelen
insanlara kendi fikirlerinizle tartisin, biryerlerden kes-yapistir yapmayin
diye telkinde bulunan biriyimdir. Senin yaptigin turde bir tavri hos karsilamam
normalde. Hele de kendim, bunu normalde hic uygulamam.
"işte
komik bir durum daha! o olmazsa evrim yıkılmaz bu olmazsa evrim yıkılmaz peki
ne olunca evrim yıkılacak size göre!!!"
En
eski balik fosillerinden daha eski bir memeli fosili bul cikar, evrimi curut.
Dinazorlar
cagindan kalma bir modern insan fosili bul, evrimi curut.
En
eski mikrofosillerden daha eski bir dinazor veya insan iskeleti bul, evrimi
curut.
Evrim,
kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir. Her basarili
bilimsel teori gibi. Basarili bir bilimsel teori "yanlislanabilir"
olmalidir. (Yani yanlissa, yanlisligi ortaya cikartilabilir olmali). Evrim bu
gune dek, (150 yildir) butun cabalara ragmen, hatta bir de bilim dunyasi
disindan bagirip yaygara yapan siz yaratiliscilarin da cabalarina ragmen, hala
yanlislanmamistir. Bir teorinin bu kadar yanlislanma cabasina karsin halen
ayakta kalmasi ne kadar guclu oldugunu gosterir. Aynen Einstein'in izafiyet
teorisi gibi. O teori de ortaya atildigi ilk zamanlardan beri yapilan pek cok
deney ve yanlislama girisimine basariyla karsi koymus ve bilimin "doga
gercegi" haline gelmeye aday belli basli teorilerinden biri olmustur.
(Evrim teorisi de ayni sekilde).
Asil
icinde yanlislanamayan ogeler iceren teori evrim degil yaratilisciliktir.
Yaratiliscilik, her turlu yanlislama girisimine karsi bagisiktir. Cunku
savunuculari tarafindan dogrulugu bastan kabul edilmistir. Bilimsel dusunceyle
bilim disi dusunce arasindaki temel fark yani. Bilimde yargilar deneyden sonra
yapilir, bilim disi dusuncelerde ise deneyden once. Bilim disi dusuncelerde,
gercegin ne oldugu bastan bellidir, deney sonuclari ve yapilan gozlemler buna
gore yorumlanir.
Fakat,
isin ilginci, yaratiliscilikta aslinda yanlislanabilir ifadeler de vardir ve
bunlar yanlislanmistir. (Ornegin dunyanin 6000 yil once yaratildigi, ve toplam
6 gunde yaratildigi, vs). Fakat, tabi yanlislanmaya bagisikligi olan tum bilim
disi dusuncelerde oldugu gibi, artik itiraz edemeyecek kadar acik sekilde
bilinen gerceklere aykiri olan ifadeler, bu sefer ya degistirilir, ya baska bir
anlama geldigi iddia edilerek yeni duruma gore "yorumlanir". Yani
dogrunun o oldugu konusundaki fikir degismez. Bu yuzden, deney, test,
yanlislama, bilimsel yontem, vs. dinsel dusuncenin, konu kendi iddialari olunca
hic dikkate almadigi seylerdir.
Eger
oyle olsaydi, kac gundur israrla istedigimiz talebi yerine getirir, su meshur
"yaratiliscilik" teorinizi bize deneyiyle, gozlemiyle, bilimsel
olarak ispat ederdiniz. Sirf bunu tartisabilmek icin, yaratiliscilik basligi
actik ama israrla oraya cagirip yorum istememize ragmen, hala ortada birsey
gormuyoruz.
Tum
bu gelismeler de dediklerimizi bir kez daha dogruluyor. Yaratilisciligin akli
ve mantigi yerinde olan, ortalama bilgi duzeyine sahip biri tarafindan,
bilimsel bir anlamda ciddi olarak savunulmasi mumkun degildir. Hicbir
yaratilisci, hele de evrim ile ilgili bu derece sofistike tartismalardan sonra,
o ilkel ve cocuk masalindan farksiz yaratiliscilik iddialarini utanmadan ve
komik duruma dusmeyi goze almadan tartismaya yeltenemez.
DEHA
(no
login)
212.146.156.56
Dants,kopyaladığın alıntılardaki sahtekarlığı bir gör ! June 30 2002, 9:54
PM
Sahtekarlığa
gerek duyulması,savunulan fikrin doğrulanamayacağının bilindiğinin kanıtıdır.
June 28 2002, 9:36 PM
Prof.
Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):
!Hiçbir
bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği
düşüncesini ileri süremez.40'
Şimdi
ben devamını yazıyorum ki,sahtekarlıklar ortaya çıksın.
Şöyle
devam ediyor,
'Ne
var ki,evrim kuramının sağlam olgusal verilere dayandığı gerçeği de yansız ve
nesnel düşünen hiç kimsenin gözünden kaçmayacak kadar açıktır.'
'Doğrudur,
evrim kuramı ispat edilememiştir.41'
Şimdi
de bu cümlenin devamını yazıyorum.
'Ama
bilimde hiç bir kuramın ispatı verilmez,verilemez,İspat,mantık ve matematik
çalışmalara özgü bir doğrulamatürüdür.'
Ne
sahtekarlık değil mi?
Kuran
da da 'Namaz kılmayın' der,
'Sarhoşken'i
bu arkadaşlar gibi yerseniz.
'Darwin'in
evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek
daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa
Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak
zorundayız.42'
Bu
bölüm içinse 108.sayfayı göstermişler,ancak o sayfa veya yakınlarında böyle bir
bölüm yok.
Bu
alıntı,çarpıtılmasına rağmen,kitapta yer almış olsa bile,en azından kaynak
belirtirken,okuyucuya saygı ve azami hassasiyet gösterilmeliydi.
Roger
Lewin için ise Modern İnsanın Kökeni ve Göl İnsanları adlı kitaplarını
okuduğunda anlarsın fikirlerini ve gerçek söylemlerini.
Bu
kadar kolay kanmayın,
Bilimin
gerektirdiği kadar şüpheci olun.
HACI
(no
login)
66.30.225.136
HATA NERDE ACABA? June 30 2002, 10:12 PM
Deha;
"Out
of context" alma caresizlerin bas vurdugu bir yontemdir. Kendi
inanclarinin dogrulugunu once kendilerine kanitlamalari gerekir. Cumlenin
sonunu okumak istemezler. Once kendilerini aldatirlar bu gafiller, sonra
digerlerini.. Aslinda digerlerini kandirma tesebbusu cogu kere basarisizlikla
sonlanir.
Insan
bu duruma dusenler icin cok uzuluyor. Nedeni de rakibin bu kadar aciz ve
zavalli olmasi.. Insan dusmaninda bile kalite ariyor.. Battikca batiyor bizim
Musluman tayfasi.. Islam'in neden icler acisi bir durumda oldugu anlasiliyor..
Bir yerlerde hata var ama, nerede? Islam'da mi, yoksa bizde mi?
DEHA
(no
login)
212.146.156.197
Hacı June 30 2002, 11:39 PM
Sağolsunlar
bunları onların sayesinde ortaya çıkarıyoruz.
Bu
yazıları böyle irdelemesek,gören bir şey sanır.
Kiminin
sahtekarlığı,kiminin şirretliği gözler önüne seriliyor.
Kaybeden
hep kendileri,hep kendileri.
Biz
hiç kaybetmedik.
Çünkü
dürüstüz,kendimize ve diğer insanlara saygımız var.
Ucuzluğun
değil,zor olanın peşindeyiz.
İnanç
biraz eksik beyin gerektiriyor.
Kimse
kusura bakmasın !
dants
(no
login)
213.14.11.140
Re: Evrim July 1 2002, 12:18 AM
krizler
içinde olan bir olguyu aslında tartışmak bile mantıksız. siz kendi kafanıza
evrimi istediğiniz kadar savunun gün gelecek bu siteye gireceğim ve kimse
olmayacak...
evrimin
bugün ciddi savunulmasının 2 sebebi var : ideolojiler ve fikir değiştiremeyen
evrimciler.
klasik
bir ateist olduğun belli çünkü devamlı bazı şeyleri ısıtıp ısıtıp önüme
koyuyorsun. tıpkı 6000 yıl olayı gibi, tekrar edecek olursam yaratılışçılık
hakkında araştırma yapmadım kitap da okumadım. evrim yanlışsa hangi şık kalacak
geriye ben buna bakıyorum. müslüman olmamın sebebi ise sünnetler ve kuran
mucizeleridir.
açıklamaların
yanlışlığı ise sadece onların değil karşı tarafın da suçu olur. mesela bazı
dergilerde o kuştan bahsedilirken harun yahya nın yalan söylediği ortaya
atılmıştır. ancak bu yazının resmin üzerinde olduğu diğer bir kitabında
söylenmiş ve resim gösterilmişti. eğer dediğiniz olaylar yoksa (devamları
alınanlar değil bulamdıklarınınız) tabii ki yayıncıya olan güven azalma
gösterecektir. ancak bu asla bu adamın her sözü yalandıra gelmez. (bence) bu
tip durumlarda karşı tarafın hatası göze çarpar çünkü bu tür yanlışları
alglayacak okur kitlesi değil karşı taraftır.
""Out
of context" alma caresizlerin bas vurdugu bir yontemdir" denmiş ama
yine aklıma gelen ilk örnek o resimli yazı örneğidir. eğer öyle birşey söz
konusu ise aynı şey sizin için de geçerlidir. bunu aklınızdan çıkarmayınız.
hacı
ise dna nın çok mükemmel bir yapı olduğunu anlamakta( ya da ben anlatamadım)
sıkıntı çekmektedir. bir arkadaş yardımcı olursa sevinirim.(birbirine benzer 4
yapı taşının olması bir yapı olması onun mükemmel olmasına engel teşkil etmez.
tıpkı binalar gibi.)
ha
bu sırada deha şu %99 olayının kaynağını vermeyi unutmuşsun. onu söylemen
mümkün mü?
bir
de evrim doğruysa ırkların ırklara üstünlüğü var mıdır?
ve
son olarak, belgesel izlerken bir balık türü gördüm arkası da bir balığa
benziyormuş ve avlarının kafasını küçük mağralar gibi yerlere sokup beklerken
bir anda arkasına dönüp avını yakalarmış. ben bunu evrimle bağdaştıramadım.
sizin açıklamanız var mı?
evrimin
bilimsel yönünü bir kenara bırakmazsanız kopyala-yapıştırı saf dışı
edemezsiniz. çünkü o adamların yaptığı bilimsel araştırma her durumda
benimkinden(ya da sizinkinden) çok fazladır. ancak diğer yönlerini ( mesela
ırkçılık )tartışmada bu sorun ortadan kalkar.
"Peki,Peygamberin
doğru söylediğini nereden bileceğiz" kendi döneminde bile el-emin sıfatını
kafirler de kullanır ve emaneti olanlar ona bırakırdı...(ayrıca sünnetlerin
insan sağlığı açısından önemi de cabası o na inanmamız için.)
Mantik
(no
login)
172.140.133.160
dants July 1 2002, 8:46 AM
"klasik
bir ateist olduğun belli çünkü devamlı bazı şeyleri ısıtıp ısıtıp önüme
koyuyorsun. tıpkı 6000 yıl olayı gibi, tekrar edecek olursam yaratılışçılık
hakkında araştırma yapmadım kitap da okumadım. evrim yanlışsa hangi şık kalacak
geriye ben buna bakıyorum. müslüman olmamın sebebi ise sünnetler ve kuran
mucizeleridir."
Iste
senin bilimselligin bu kadar. Daha dinini bilmeden yaratilisciligi savunuyor,
evrime saldirarak yaratilisciligi kanitladigini zannediyorsun.
Daha
fazla soze hacet yok. Bu tartisma bilimin ve bilimsel dusuncenin zaferiyle
sonuclanmistir.
DEHA
(no
login)
212.154.29.151
Dants,yazdıkça batıyorsun,farkındamısın? July 1 2002, 11:13 AM
Peki,Peygamberin
doğru söylediğini nereden bileceğiz" kendi döneminde bile el-emin sıfatını
kafirler de kullanır ve emaneti olanlar ona bırakırdı...(ayrıca sünnetlerin
insan sağlığı açısından önemi de cabası o na inanmamız için.)
Demek
sen daha buralardasın,masallara inanma çağındasın.
Diyelim
bir insan çok dürüst bir ömür geçirdi,
daha
sonra hastalandı,olmayan şeyleri duyup görmeye başladı,
Bu
adam dürüst diye,inancağız mı?
Yoksa
hastaneye buyur edip tedavi mi edeceğiz.
Mantığın
söylediği gibi,hiç bir arştırman ve bilgin yok,
burada
ahkam kesiyorsun.
Önce
biraz araştır,derslerine çalış sonra gel.
DEHA
(no
login)
212.154.29.151
Dants July 1 2002, 11:20 AM
Kuran
da,Muhammede mucize verilmediği yazar.
Eğer
sen gene malum sitelerdeki Kuran mucizelerinden bahsediyorsan,biz onları çok
irdeledik,eski yazıları okumanı salık veririm.
DEHA
(no
login)
212.154.29.151
Dants July 1 2002, 2:55 PM
'ha
bu sırada deha şu %99 olayının kaynağını vermeyi unutmuşsun. onu söylemen
mümkün mü?'
Mümkün,mümkün
üzülme,
Bir
derdin varsa Hawking le hallet !
DEHA
212.146.171.157
Dahi Bilim Adamı September 20 2001, 10:13 PM
Untitled
September 5 2001, 9:07 AM
Yaratılışçılar,muhtelif
çarpıtmalarla Bilim adamlarının söylediklerini çarpıtmaya ve onların sözde
yaratılışı kabul ettikleri havasını yaymaya devam ediyorlar.
Günümüz
dahi fizikçilerinden Stephen Hawking de söylemleri çarpıtılanlar arasında,önde
gelenlerden.
Son
yayımlanan kitabından, ,bazı görüşlerini sunuyorum;
'Maymunlar,İnsanlarla
%99 Aynı Genetik yapıya Sahip oldukları halde,İzafiyet kanununu
bilmiyorlar.Ancak bu yüzde 1'lik fark insana büyük bir avantaj sağlıyor;dil,Dil
sayesinde insanlar dev,ama yavaş bir bilgisayar oluşturuyor.'
'Yaklaşık,2
Milyon yıldan bu yana İnsanoğlu,saldırganlık sayesinde hayatta kaldı.Dünyayı
bir kaç kez yok edebilecek bir atom gücüne sahipken, insanların hala saldırgan
olması,aptalca bir içgüdüdür.
Bu
nedenle insanoğlunu fazla zeki kabul etmiyorum.'
Hürriyet
Gazetesi 5.09.2001 Sayfa 6
doc
(no
login)
195.142.50.203
mantik August 2 2002, 8:46 PM
1-Aynı
araştırmanın evrime inanan kolundaki doğru cevapları ile ilgili bilgi var mı?
Ben maymundan geldiğimize inanıyorum çünkü bana öyle öğretildi
diyenlerin
genetik bilgilerle bu söylediklerinin ne kadarını savunabildikleri hakkında
özellikle?
2-Evrimin
"yanlışlanabilir" bir hipotez olduğunu düşünüyormusunuz bu
yazdıklarınız ışığında? Yanlışlanabilmesi için bilimsel olarak neler
gereklidir,bu
konuda sizce evrim karşısındaki her iddianın altında köktendincilik" mi
yatmaktadır?
3-Ağaç
şeklinde düşünülmesi gerektiğini söylediğiniz evrimin dallarının uçlarındaki meyvaları
birbirine bağlaması gereken dalların (ara geçiş formlarının-hatta milyarlarca
dalın) mevcut olmaması o şekilde bir ağacın hayali olması anlamına gelmez mi?
4-Avustralya
örneğinde bahsetmiş olduğunuz tavşanlarda doğal seleksiyon gerçekleşmiş ancak bu
herhangi bir genetik farklılığa yol açmamıştır.
Biyolojide
böyle bir mekanizma da tarif edilmemiştir şu ana kadar (mutasyon tür
değişikliğine yol açabilecek kadar net sonuçları,ihtimaller dahilinde
asla
ortaya koyamaz) Benzeri yüzlerce örnekte görülen doğal seçilimin bir başka
örneğini verdiğiniz için teşekkürler.
Evrimin
neden kabul gördüğü konusunda ise sorudan çok yazdıklarınızla ilgil yorum
yapacağım. Evrim şu andaki tanımıyla ve sunduğu bilgilerle benzer
zayıf
desteğe sahip ve yüzlerce açaıklayamadığı nokta bulunan başka hiç bir teorinin
göremeyeceği kadar yoğun kabul görmüştür. Bunun başlıca sebebi ise
inanç
konusunda yorum yapılabilecek bilgileri insanlara sunmasıdır. İnançlı olmayı
tercih etmiş kişiler tarafından evrim olup olmaması çok önem
taşımaz.
Öyle veya böyle yaratıldıklarını -evrimle de olabilir,kabul edebilirler. Hatta
bu kadar düşük ihtimalle gerçekleşmiş olması gereken olayların varlığı bir
"mucize" hissi de verip inançlarını daha da kuvvetlendirebilir.
Oysa
inançsızlık söz konusu olduğunda durum tam tersidir. Eğer evrim varoluş
hakkında bir çözüm sunamazsa hangi fikir bu inançsızlık inancına destek
verebilir
ki? O yüzden evrim tartışmaları döner dolaşır aynı yerde tıkanır evrim
savunucuları tarafında,bunu bu gruptaki arkadaşlar geçmişte çok tipik olarak
dile getirdiler. Çok tipik bir örnek
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
doc August 2 2002, 9:53 PM
"1-Aynı
araştırmanın evrime inanan kolundaki doğru cevapları ile ilgili bilgi var mı?
"
Hangi
arastirma? Eger bilim adamlarinin Tanri konusu ve obur dunya ile ilgili
fikirlerini inceleyen Nature dergisinin arastirmadan bahsediyorsan, o
arastirmada bildigim kadariyla evrim konusunda bilim adamlarinin fikrini
inceleyen bir kisim yok. Ama gercek bilim adamlari arasinda evrim teorisini
kabul etme orani da cok yuksek duzeydedir. Butun saygin bilim dergilerinin, vs.
evrim taraftari olmasi bunun kanitidir. Hatta bu konuda istatistiksel
arastirmalar olduguna da eminim ama benim elimde bu tur bir sonuc yok henuz.
"2-Evrimin
"yanlışlanabilir" bir hipotez olduğunu düşünüyormusunuz bu
yazdıklarınız ışığında? Yanlışlanabilmesi için bilimsel olarak neler
gereklidir,"
En
eski balik fosillerinden daha eski bir memeli fosili bulup cikarin, evrim
yanlislanir.
Dinozorlar
cagindan kalma bir modern insan fosili bulun, evrim yanlislanir.
En
eski mikrofosillerden daha eski bir dinozor veya insan iskeleti bulun, evrim
yanlislanir, vs.
Evrim,
kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir. Her basarili bilimsel
teori gibi. Evrim bu gune dek, (150 yildir) butun cabalara ragmen, hatta bir de
bilim dunyasi disindan ortaligi karistirmaya calisan yaratiliscilarin da
cabalarina ragmen, hala yanlislanmamistir. Bir teorinin bu kadar yanlislanma
cabasina karsin halen ayakta kalmasi ne kadar guclu oldugunu gosterir.
"bu
konuda sizce evrim karşısındaki her iddianın altında köktendincilik" mi
yatmaktadır?"
Evrimsel
surecte henuz tam aciklanamayan veya aciklamakta zorlanilan konularin tespiti
ve arastirilmasiyla ilgili gercek bilim adamlarinin pek cok bulgusu vardir.
Fakat bu bilim adamlari bu bulgulari, evrimin yanlis oldugunu iddia etmek icin
dile getirmez. Bilim adamlari arasindaki tartismalarda konu evrim diye birseyin
gerceklesip gerceklesmedigi degil, nasil gerceklestigi, mekanizmasinin nasil
oldugudur. Bugun bir turden yeni bir turun olusmasi konusu dahi acikca dogada
gozlenmis durumdadir.
Yagmurun
sebebinin bilinmedigi donemde, yagmurun yagdigini gozleyip, sebebinin ne
oldugunu inceleyen bir bilim adamini dusunun. Yagmurun sebebiyle ilgili cesitli
aciklamalar ortaya cikartacaktir bu bilim adami. Ama bu aciklamalarin bir
kisminin bazi ayrintilari, cok kesin ve yuzde yuz netlesmis olmayabilir. Hatta
yanlis olabilir. Fakat buradan cikartilacak sonuc yagmurun bulutlarda ve
atmosferde meydana gelen bazi dogal surecler sonucu olustugu fikrinden
uzaklasmayi gerektirmez. Yagmur bulutundaki yogunlugu ve atmosfer sicakliginin
buna etkisini yanlis hesaplayan bir bilim adamina cevap olarak, "Demek ki
yagmurun dogal sureclerle olustugu dogru degildir, yagmuru gokyuzundeki
melekler, Tanri'nin talebi uzerine, bulutlarin ustune kovayla su dokerek
yagdirirlar" denmez.
Yaratiliscilarin
ise evrim tartismalarinda yaptigi budur.
"(ara
geçiş formlarının-hatta milyarlarca dalın) mevcut olmaması o şekilde bir ağacın
hayali olması anlamına gelmez mi?"
Ara
gecis formlarinin olmadigi dogru degildir. Tartismanin tamamini yeterince iyi
okumadigin belli oluyor. Yukarida, "ara gecis formlari" baslikli
yazimi oku.
"4-Avustralya
örneğinde bahsetmiş olduğunuz tavşanlarda doğal seleksiyon gerçekleşmiş ancak
bu herhangi bir genetik farklılığa yol açmamıştır."
Dogal
secilim ne demektir ki? Dogal secilim olmus ama genetik farklilik olmamistir ne
demek? Dogal secilim zaten belli tur genlerin secilmesi, dolayisiyla
populasyonun gen havuzunda kayma olmasi demektir. Dogal secilim olup, genetik
farklilik olmamistir demek ya ne dedigini bilmemek, ya da cahilce konusmaktir.
Bu cumlen zaten kendi icinde celiskili. Bir elma icin "Kirmizi degildir ama
kirmizidir" demeye benziyor.
Yok
eger kasdettigin yeni bir turun olusmasi ise, el insaf. 2 nesil icinde, hele de
cografi izolasyon olmayan bir ortamda yeni bir turun ortaya cikmasini nasil
bekleyebilirsin?
------------------------------------------------------
Inanc
ve evrim konusunda ise soylediklerin, gercegin tam tersi. Evrime karsi
cikanlar, inanclilardir. Evrim ortaya cikmadan once de inancsizlar vardi.
Dolayisiyla inancsizligin dayanagi evrim degildir. Evrim sadece inancsizlarin
bakis acisini destekleyen bir bilimsel bulgudur. Fakat evrim inanclilar icin
olumculdur. Bu yuzden bu kadar cok saldiriyorlar, bu yuzden hala bu kadar cok
evrim karsiti cikiyor. Fakat artik akli basinda inanclilarin da sayisi cok
artiyor. Bugun evrimci dindarlarin da sayisi oldukca fazladir. Hatta bazilari
kuranda evrim ayetleri bulmaya basladi bile.
Sizlerin de onlara katilmaniz kendi yararinizadir. Yoksa evrime karsi
ciktikca kendi kuyunuzu kaziyorsunuz.
Bir
de, yukaridaki tartismalarin tamamini dikkatlice okumani oneririm. Dogru durust
okumadigin cevaplarindan belli oluyor.
doc
(no
login)
195.142.49.218
Re: Evrim August 3 2002, 10:36 PM
1-Gerçek
bilimadamından kasıt nedir? Ben önce tanımımı yaparım sonra da ona göre
ayırırım biliadamlarını gerçek veya değil deyip sonra da benim kendi tanımıma
göre evrime inanma oranına bakarım diyorsanız haklı olablirsiniz. Kim gerçek
kim değil? Ben nice gerçek diye dolaşan ama 2 kelimeyi bir araya
getiremeyen
cahil bilimadamcıkları biliyorum ki evrime inanan,sabahtan akşama kadar çay
içip 18 yaşındaki çocuklara ders vermekle mi gerçek
olunuyor?
Ayrıca editör kurulu yine sizin "gerçek bilimadamı" kriterlerinize
uygun evrime "inanan" kişilerle dolu dergilerde evrim aleyhtarı bir
yazının
yayınlanabileceğini
mi düşünüyorsunuz? Nature'da veya Science'daki evrim anlayışına sahip bir
editör kurulunun protein oluşumundaki ihitmal hesaplarını veya DNA'ya
enformasyon akışındaki imkansızlığı konu olarak inceleyebileceğini mi
düşünüyorsunuz? Bunu yapamazlar,bilmedikleri veya anlamadıkları için
değil,bulundukları düzen öyle gerektirdiği için. Sonra da neden orada yayın yok
deyin,olmaz elbette,bu Milli Gazete'de komünizm leyhinde bir yazı görmek gibi
bir şey.
2-
Evrimin yanlışlanabilmesi için yazdıklarınızdan çok daha basit karşı tezler var
ancak hala duruyor evrim yerli yerinde epey hasar görse de. Hani
ihtimal
hesapları? Hani arageçiş formu olarak sunulan sonra değilmiş denilen Latimeria?
Hani balinaların atası? Üstelik 1 tane de yetmez,bir türden bir
türe
geçiş için varolmuş olması gereken milyarlarca kere milyarlarca arageçiş
formundan bir tane bile mi yok? Arageçiş formları olarak yazdığınız yazıda
hominid olarak da adlandırdığınız fosil serilerinden kiminin kiminden çok daha
farklı sıralandıkları,bulunan başka bir fosil örneği ile
sıralamanın
en baştan değiştiği,Australopithecus serisinin ise artık evrim
savunucusu
kaynaklar tarafından bile sıralamadan çıkarılıp bir maymun türü
olarak
değerlendirildiği çok açıkken bunlara hala ata olarak burada yazmanız
ilginç.
"Bilim
adamlari arasindaki tartismalarda konu evrim diye birseyin gerceklesip
gerceklesmedigi degil, nasil gerceklestigi,mekanizmasinin nasil
oldugudur."
cümlesi
tipik bir evrim İNANCININ kanıtıdır. Evrim OLMUŞ OLMALI. Siz böyle bir
sorgulama olmadan gerçekleşen bir kabulü nasıl çürütebilrsiniz?
Tartışmayız
biz,çünkü öyle olmuş olmalı....
Tabi
ki aksinin kabulü hatta varolma ihtimali bile kafalardaki kumdan kalelerin
yıkılması anlamına gelecektir Öyleyse bastırın arkadaşlar evrim
aleyhinde
her düşünceyi boğalım. Bu o kadar kolay değil... Yağmur örneğinizin konuyla
ilgisini kurmak çok güç. Yağmurun yağmasında sebep-sonuç ilişkisinin
araştırılması sözkonusuyken canlılığın varolmasında
nasıl
bir sebep sonuş ilişkisi kurdunuz? Eğer ifadeniz bir gereklilikten sonra yaşam
oluştu ve şartları vardı ise o zaman sormak lazım nem,basınç,yerşekilleri ile
ilgili detaylı bilgiye sahip olunmasa bile genel gözlemle ne zaman yağmur yağıp
yağmayacağını bir çocuk bile anlayabilirken
bu
kadar ihtimal hesapları ile,HGP ile geldiğimiz noktadaki genetik bilgilerin
ışığında genetik KATKI yapabilecek hiç bir biyolojik mekanizmanın
olmadığı
bilgimizle evrim hakkında ne kadar daha spekülasyon yapabiliriz? Bu yüzlerce
defa yalancı çıkmış bir çobana bir defa daha inanmaya benzer.
Yeni
geldiğiniz bu grupta kimin cahilce konuştuğunu tespit edebilmek için önce biraz
zahmet gösterip geçmiş yazıları ve sahiplerine bir göz atarsanız
kimin
atıp atmadığını da görebilirsiniz.Yeni tür oluşumu hakkında sadece bu örneğe
bağlı kalmanız şart değil,kaynak göstereceğiniz başka örnekler de
kabulümdür.
Son olarak yazdığım yorumlar kendi gözlemlerim ve de bunu oldukça sık
gözlemliyorum özellikle de evrimin yanlışlığını gördükten sonra inançları
tamamen değişen hayata atgözlükleri ve önyargılarıyla ve kabulleriyle bakmayan
biyolog dahil farklı formasyonlara sahip kişilerde Ancak evrimin
var
olduğunu zanneden inançlı kişiler de var ve bu onların inançlarından da bir şey
kaybettirmiyor. Ama tersi,ya tersi...Bu konuda itiraf.com'a
geçebilecek
evrim savunucu anektodları var hala aklımda Zaten sizin "evrim sadece
inancsizlarin bakis acisini destekleyen bir bilimsel bulgudur" cümleniz de
bir ideolojinin ipucu değil midir? Evrim sahtekarlığına hayatım boyunca karşı
çıkacağım ve objektif bakan her beyine bunu anlatacağım. Karşısında gösterilen
her panik,hakaret,ilk defa
konuştuğu
kişilerle sen-siz ayırımı bile yapamadan takınılan tavırlar o kadar keyif
veriyor ki,bir çeşit turnusol kağıdı bu tepkiler. Doğru yapıyorsan renk hemen
değişiyor.
Mantik
(no
login)
172.135.73.228
doc August 5 2002, 6:05 AM
Gercek
bilim adamindan kasit, konusunun en derin inceliklerine vakif, sikca yayinlar
yapan ve bilimin, bilimsel dusuncenin ne oldugunu bilen, anlayan bilim
adamlari. Bu tur bilim adamlari, kendi alanlari disindaki konulardan da
haberdardirlar, gercek birer entellektueldirler ve doktorasini eline alip bir
universitede kadro kapmis her kisi bu sinifa dahil degildir.
Fakat
Nature dergisinin anketinden bahsediyorsak eger, zaten bu ankete katilanlar, bu
tur bilim adamlari arasinda bile kucuk bir azinligi olusturan, alaninda lider,
sozu dinlenen, Nobel almis veya aday olmus, veya kendi alanindaki
arastirmalari, dusunce bicimlerini etkileyen kilit adamlardan olusma bir
gruptur. Bu tur bilim adamlari arasindaki ateist orani %76.7, agnostik orani
%23.3 ve inancli orani sadece %7.9'dur. (1998, Nature dergisi anketi).
Ayrica
yaratiliscilarin, inancsiz bilim adamlarinin hegamonyasi yuzunden bilimsel
journal'larda yayin yapamadiklari iddialarina karsilik olarak, biyoloji
alanindaki belli basli journal'larda juri gorevi yapan bilim adamlarina bunun
nedeni ve gercekten boyle olup olmadigi soruldugunda, alinan cevap cok
ilginctir. Yaratiliscilarin iddia ettigi gibi isteseler de yayinlanmamasi gibi
bir durum yoktur. Gercek su ki, yaratilisci kesimden bu dergilere yayinlanmaya
aday makale gonderilmemektedir. Gonderilen cok az sayida makaleden birkaci
basilmistir. (Cunku basilanlar sadece evrim teorisinin su ya da bu teknik
ayrintiyi aciklamakta zorlanacagini soylemekten baska bir bilgi icermiyor ve bu
da gayet dogal birsey. Boyle bir makalenin basilmamasi icin hicbir sebep yok).
Dikkat ediniz, burada Scientific American veya Nature gibi populer bilim
dergilerini kasdetmiyoruz. Journal demek, akademik hayattaki kisilerin
(docentler, profesorler, doktoralarini hazirlayan lisansustu ogrencileri, vs)
yaptiklari bilimsel arastirmalari yayinladiklari, asiri derecede teknik ve
ancak o konunun uzmani kisilerin anlayabilecegi makalelerin basildigi
yayinlardir. Iste boyle yayinlara yaratilisci kesim tarafindan gonderilen
makale sayisi parmakla sayilacak kadar azdir. Yani yaratiliscilarin, inancsiz
bilim adamlarinin hegamonyasi masali bir yalandir. Gercek, yaratilisciligin bir
bilim olmamasi, bu yuzden de yaratiliscilarin, teknik degilerde
yayinlanabilecek yayinlar ortaya cikartamamalaridir. Yaratiliscilarin yayinlari
sadece konuya yabanci halki kandirmaya yonelik "populer" yayinlardir.
Yoksa teknik yayinlar degil. Yaratiliscilik bir "sozde bilim"dir
(pseudo science), gercek bilim degil.
Bulunan
fosillerle insanin evrim agacinin devamli degismesi ise gayet dogal birsey.
Bilim degisen bir olgudur. Bilgimiz devamli artar. Bilginin statik oldugu
alanlar sadece dinler gibi dogmatik alanlardir.
"Yeni
tür oluşumu hakkında sadece bu örneğe bağlı kalmanız şart değil,kaynak
göstereceğiniz başka örnekler de kabulümdür. "
Turlesme
konusunda ornekler veriyorum, gormezden geliyorsun. Sonra da kalkip yeni ornek
istiyorsun. Tekrar kopyaliyorum:
Turlesme
sureci laboratuar kosullarinda meyve sinegi uzerinde yapilan calismalarla da
deneysel olarak gosterilmistir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971.
"An experimentally created incipient species of Drosophila", Nature
23:289-292).
Hatta
laboratuar kosullarinda gozlenen evrim kanitlarindan suphe duyanlar icin,
dogada gozlenmis turlesme ornekleri de vardir:
*
Avrupa'dan Amerika'ya kitasina 20. yuzyilin baslarinda getirilen
"goatsbeards" adi verilen uc cesit vahsi cicegin 20-30 yil gibi bir
sure icinde, Amerika kitasina yayilmasi ve 1940'li yillardan sonra iki farkli
turunun ortaya cikisi gozlenmistir. ("Tur" kavraminin taniminin
geregi olarak, bu turler, evrimlestikleri diger "goatsbeards"
turleriyle ureyememekte, yalnizca kendi aralarinda ureyebilmektedirler).
*
Faroe adasi ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yil
gibi kisa bir zamanda gozlenen turlesmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution:
Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)
*
Nagubago golunde, izolasyon sebebiyle cichlid baliklarinin 4000 yil gibi bir
sure icinde 5 ayri turunun olusmasi. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and
Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)
Merak
edenler icin bu tur daha yuzlerce ornek vardir. Saygin biyoloji dergilerinde
yayinlanan cok sayida makalelerde bu tur konularin derinlemesine incelemeleri
gorulebilir.
Evrim
gunumuzde artik bir bilimsel gercek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamlari
evrim olup olmadigini degil, evrimin mekanizmalarini tartisirlar.
Mantik
(no
login)
172.135.73.228
doc August 5 2002, 6:34 AM
"bu
kadar ihtimal hesapları ile,HGP ile geldiğimiz noktadaki genetik bilgilerin
ışığında genetik KATKI yapabilecek hiç bir biyolojik mekanizmanın olmadığı
bilgimizle"
Yagmur
ornegi anlayan icin cok yerinde bir ornek. Ayrica, evrim surecinde genlerde
degisimlerin nasil meydana geldigi oldukca ayrintili bir bicimde aciklanmistir.
Eger ingilizceniz varsa, size ABD'deki saygin universitelerden birinde turlesme
uzerine verilen bir dersin ozetlenmis ders notlarinin icerildigi su link'i
ornek verebilirim:
Konuya
yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece
"turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi
alinabilecek birkac link de veriyorum:
http://www.ucl.ac.uk/~ucbhdjm/courses/b242/Spn/SpnPP.pdf
Bir
de su link'e goz atabilirsiniz:
http://www.sciencevictoria.org.au/ord898.htm
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
duzeltme August 5 2002, 6:27 PM
Yukaridaki
son yazimda,
"Konuya
yabanci olanlarin bazen hala kavrayamadiklari konu sadece
"turlesme"dir. Bu yuzden, burada turlesme ile ilgili daha fazla bilgi
alinabilecek birkac link de veriyorum:"
kismi
fazlalik. Linkleri, vs. en yukaridaki giris yazimdan kopyaladigim icin
yanlislikla bu kisim da kopyalandi. Bu kismi gormezden gelin.
dantes
(no
login)
195.175.232.91
Re: Evrim August 7 2002, 7:40 PM
evrime
göre insanların evrimleşmesi birbirine paralel mi yani hiç arkada evrimleşen
yada önde olan bir topluluk var mı yoksa evrimleşme paralellik gösterir mi?
ve
dehaya konuyla ilgisiolmayan başka bir soru kur an da biz dünyayı uzatıyoruz
benzeri bişeylerden bahsetmiştin yanlış hatırlamıyorsam bu nun tamamını
yazabilir misin? sen değilsen yazan kişiyi biliyor musun?
bu
sırada şu çok ünlü denilen bilim adamlarının isimleri sıralanmış mı? nature
dergisi vermiş ki sen de bu kadar kesin konuşuyorsun (demek alanında lider ???
kimmiş bu adamlar bi isimlerini yazsana)
ayrıca
şu en eski memeli zırvandan da yeterince bahsettin daha bir hafta önce evrimin
insanlarla olan bölümü hakkında birisi bişey yazdığında(yeni bir fosil
bulunmuştu hatırlarsan) hemen "ondan daha eski ve basit yapılar elbet
bulunacak" diye evrimi savunanlar vardı...
"Evrim,
kendisiyle ugrasanlara curutulebilecegi pek cok yol verir" diye göz boyama
yapma.bana balık fosillerinden bahsedip aha bak bu balık karaya çıkmaya
hazırlanıyomuş diye böbürlenirken o balığın denizin 180 m altında yaşadığından
bahsetmedik mi? peki bilimsel bir yanlışı neden evrimcik adlı siteniz hala
delil olarak gösterir. tıpkı miller, fox, at fosilleri olayında olduğu gibi...
yukardaki
tartışmadan bahsedelim mi? sürekli öne sürdüğün deliller çürütülmüş oluyordu.
istiyorsan evrimin delillerini sen yaz ben yine nasıl çürütüleceğini buraya
yapıştırıym.ve sürekli aynı çürük kanıtları önüme sürüyordun ben senin fanatik
olduğuna karar verdim ve tartışmaya devam etmedim nedeni ise hep aynı şeylerden
bahsetmemiz ancak senin bir türlü anlamak istememendi. ve sıkşınca kuran a dil
uzatıyordun.
evrimci
din adamları olduğu gibi bugün ne kadar yanlış
bir
yolu seçtiğini anlayan ve sonra dine dönen insanlar da vardır.
haa
bir de evrim şu niçin olayını açıklayabildi mi(niçin beynimiz ve dilimzi
gelişti)vss...
doc
sana bi tavsiye evrimcilerin genel özelliklerini bi yerde yazmıştım ama tekrar
edersek
evrim
doğrudur çünkü evrim bilimin temelidir
evrim
yanlışlayabilirsiniz (yanlışlayınca) bundan daha eski bişeyler elbet bulunur
bilim
bizden yanadır çünkü evrim doğrudur.
evrime
yanlış diyen yalancıdır kördür ve bilimden anlamaz
ve
bunun gibi şeyler hele bir de fanatikle konuşuyorsan çok uğraşırsın ancak
eninde sonunda seni bıktırırlar
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
dantes August 7 2002, 11:26 PM
"evrime
göre insanların evrimleşmesi birbirine paralel mi yani hiç arkada evrimleşen
yada önde olan bir topluluk var mı yoksa evrimleşme paralellik gösterir
mi?"
Bu
tur bir soru zaten insan turunun zaman icinde degisiklik gosterdigini kabul
etmis bir sorudur ve buna verilecek herhangi bir cevap, evrim teorisinin
kabulunu etkilemez. Yukarida onerdigin iki sekilde de olsa, bunun evrim
teorisinin gecerliligini etkileyen bir yonu yok. Fakat sunu soyleyebiliriz ki,
bir turun atasi olan baska bir tur, ortadan kalkmak zorunda olmadigindan, bir
turun belli bir bolgede yasayan bireyleri uzun sure boyunca hic degisiklik
gostermeyebilir. (Ornegin kopekbaliklari cok uzun suredir vucut yapilarinda bir
degisiklik olmadan yasarlar. Cunku yasadiklari ortama iyi uyum saglamislardir,
ve dogal secilim mekanizmasi onlari degisiklik yonunde secmez). Fakat belli bir
turun baska bolgelerde yasayan baska bireyleri hizli degisikliklere ugrayarak
baska turler yaratabilir. Bu ortaya cikan ara turler de degisip baska turler
yaratabilir veya duruma gore fazla degisiklik yasamadan uzun sure ayni
kalabilir. Yani yukarida sorulan bu sorunun her duruma uyacak bir cevabi yok.
Durum, ozel ornekler uzerinde incelenmek zorundadir. Hangi bolgede, hangi
donemde yasayan hangi turden bahsediyoruz, aralarinda ne derece kontak var, vs.
seklinde.
Nature
dergisinin anketi yuzlerce bilim adami arasinda yapildigindan, tumunun adini
listeleyecek durumlari yok anket sonucunu aciklarken. Bu yuzden sana tek tek
isim veremem.
Gecenlerde
bulunan fosile gelince, o fosilden daha ilkel insanimsi fosilleri zaten vardir.
O bulguyla ilgili durumu tam anlayamiyorsunuz. O fosil sadece, bulundugu
donemde varolan diger hominid fosillerden biraz daha fazla insani andiran bir
fosildir. Fakat ondan daha eski ve daha maymunumsu gorunumlu pek cok fosil
zaten vardir. Butun mesele, yeni bulunan fosiller ve verilerle evrim semasinin
sekillenmesi, bulmacanin parcalarini eklemek suretiyle tum resmin yavas yavas
tamamlanmasindan ibarettir. Hominid cizgisinde yer aldigi dusunulen ve diger
primatlardan ayri degerlendirilen en eski fosiller 5 milyon, baska bazi daha
ilkel fosiller de isin icine katildiginda en fazla 8 milyon yil oncesine
aittir. Fakat dinozorlar 65 milyon yil once yok olmustur. Durum hala gecerli.
100 milyon yillik bir insan iskeleti bulun, hatta ilkel bir maymun iskeleti
bulun, o zaman evrim teorisini buyuk sekteye ugratirsiniz.
"bana
balık fosillerinden bahsedip aha bak bu balık karaya çıkmaya hazırlanıyomuş
diye böbürlenirken o balığın denizin 180 m altında yaşadığından bahsetmedik
mi?"
O
balik fosilini ben getirmedim. Sen boyle bir fosil oldugunu ve karaya cikan bir
canliya ait oldugu dusunulurken daha sonra boyle olmadiginin anlasildigini
soyledin. Bu verdigin bilgi dogru mudur bilmiyorum ama dogruysa zaten bunda
hicbir gariplik yok. Ne sudan karaya gecis tek bir turun tekelindedir, ne de
suyun 180 m altinda yasayan ornekleri var diye bir turun kendisini karaya
cikmaya hazirlayan evrimsel degisiklikleri gecirmis olmasinda bir gariplik
vardir. Nitekim, ayni turun eskiden yasamis bazi bireyleri karaya cikmis
olabilir, bir kismi ise suya donup daha derinlerde yasamaya baslamis olabilir.
"peki
bilimsel bir yanlışı neden evrimcik adlı siteniz hala delil olarak gösterir.
tıpkı miller, fox, at fosilleri olayında olduğu gibi..."
Onlar
bilimsel bir yanlis degildir de ondan. Sadece yaratilisci kaynaklar onlarin
bilimsel bir yanlis oldugunu iddia eder. ABD'de su siralar Discovery channel'da
ve PBS denen bir kanalda sikca evrim uzerine belgeseller cikiyor. Tumu de yeni
yapim olmasina ragmen, tum bu bilgiler (Miller, foz, at fosilleri,
archeopterix, vs.) ayrintili bir bicimde dile getiriliyor. Bunlar yanlisligi
anlasilmis bilgiler olsa, yeni yapilmis belgesellere niye dahil edilsin? Eger
buna cevap olarak evrimcilerin onyargisi falan diyeceksen, bu kadarina insaf
derim. Siz bu verilerin, bilim adamlari tarafindan gecersizliklerinin
gosterildigini ve artik evrimci bilim adamlari tarafindan bile dile
getirilmediklerini iddia etmiyor muydunuz?
"ben
senin fanatik olduğuna karar verdim ve tartışmaya devam etmedim nedeni ise hep
aynı şeylerden bahsetmemiz ancak senin bir türlü anlamak istememendi. ve
sıkşınca kuran a dil uzatıyordun."
Hayir
sen tartismaya devam etmedin, cunku ben tartismayi yaratiliscilik teorisine
cektim. Senden alternatif aciklama istedim. Dedim ki, tamam, evrim yanlis
olsun. Gelin bunlari kendi teorinizle aciklayin. Hatta bu konuda bir baslik
bile actim. Ama hicbir babayigit yaratilisci cikip bu bulgulari (fosil
kayitlari, canliligin ortaya cikisi, degisip degismedikleri, degistilerse bu
degisikligin mekanizmasi, bunlarin dini bilgilerle nasil bagdastigi, vs)
yaratilisciliga dayanarak aciklamaya kalkisamadi. Bunun sebebi aciktir. Cunku
yaratiliscilik bir alternatif teori degildir. Bu bulgularin hicbiriyle ilgili
elle tutulur yaratilisci aciklamalar yoktur. Adina "Bilimsel
Yaratiliscilik" denir ama ne bilimsellikle ilgisi vardir, ne de herhangi
bir aciklama sunar. Bilimsel Yaratiliscilik, sadece bilimin bazi bulgularini
alip, bilim aleyhine kullanma girisimidir. Cabasi birseyleri curutmek
uzerinedir. Yoksa aciklamanin alternatifini getirmek uzerine degil.
"evrimci
din adamları olduğu gibi bugün ne kadar yanlış
bir
yolu seçtiğini anlayan ve sonra dine dönen insanlar da vardır. "
Insanlar
olabilir, fakat boyle bilim adamlari yoktur. Insanlarin lisede evrim teorisini
biraz ogrenip (eger gittikleri okulda ogretiliyorsa), delillerden ikna olarak
evrim dogru olmali demeye baslamasi, fakat sonra dinsel cevresi yuzunden ve
cevresinde bulunan evrimin yanlisligini iddia eden kisiler ve yayinlar
yuzunden, demek ki yanlismis demesi mumkundur. Cunku bilim, insanlarin beynine
diger populer kultur urunu yayinlar ve soylemler kadar basariyla
girememektedir. Okullarda ogretilebilecek miktar sinirlidir. Eger kisi kendi
cabasiyla bilimsel bilgilerin pesinden gitmiyorsa, zaman icinde ogrendigi
sinirli miktarda bilgiyi bile unutmasi ve beyninin demogoglar tarafindan
yikanmasi mumkundur. Fakat yeterince ogrenen, veya bu isin bilimini yapan
kisiler icin boyle birsey sozkonusu degildir.
dantes
(no
login)
195.175.226.247
Re: Evrim August 8 2002, 6:12 PM
1
sorum açık olmamış galiba diyorum ki şu an yaşayan topluluklar birbirine eşit
mi evrime göre yoksa daha çok evrimleşmiş ya da daha az evrimleşmiş bir
topluluk var mı? laf kalabalığı yapma sadece var veya yok de. sadece 2 kelime
var-yok.
2
kaçamak cevap verme bana en ünlülerini yaz (10 tane yeter) bakalım bunlar
kimler miş.
3
fosil insanın evrim sürecini nasıl zora sokar biliyor musun ? bak şimdi x y z
adlı 3 fosil olsun ve aynı sıralı olsun bir gün bir adam y x ten önce
yaşamıştır diye bişey bulursa bu bahsedilen fosil olayının rafa kaldırılmasını
sağlamaz mı? ancak size göre sağlamıyor.
3
)" Bugun Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria
gibi, gecis fosillerine rastliyorsak, bu sadece sansli olmamizdan dolayidir.
" bu bir"coelacanthi [kolekant] ve rhipidistian isimli baliklari
icermekteydi."June 28 2002, 11:10 AM bu da 2. bu senin yazın ve bundan ilk
ben bahsetmedim sen bahsettin."O balik fosilini ben getirmedim" bu
ise senin ne kadar sallayabileceğini gösterdi.
4
bak tekrar edersem ki bunu yukarda sık sık yaptım yaratılışı ben burada
savunmuyorum burası evrim için açılmış bir yerdir. de mi yahu neden böyle basit
bir bilgiyi anlamak istemiyorsun ki? yaratılışla ilgili bir yer açtın ve ben
gelmedim bana göre evrim yanlıştır. ben bunu savunurum.
"Fakat
yeterince ogrenen, veya bu isin bilimini yapan kisiler icin boyle birsey
sozkonusu degildir." klasik bir evrimci artık tartışmaya gerek yok bunun
için tartışmak istemiyorum çünkü kendinizi çok zeki zanneden insanlardan öteye
gidemiyorsunuz.
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
dantes August 8 2002, 8:04 PM
Su
anda dunya uzerinde yasayan tum insanlar homo sapiens turune aittir.
Birbirleriyle ciftlesebilmeleri ayni tur olduklarinin gostergesidir. Fakat
yasadiklari cografi bolgelere gore adaptasyon gecirmislerdir. (Degisik irklar,
vs). Adaptasyon gelismislik icermeyeceginden, ve tumu ayni tur oldugundan,
ortada biyolojik olarak daha gelismis bir tur veya daha az gelismis turler diye
birsey oldugundan bahsedilemez (insanlar icin). Fakat kulturel evrim acisindan
dusunuldugunde, daha gelismis toplumlar ve daha az gelismis toplumlar vardir.
Nitekim 50 bin yildir kulturel degisimimiz, biyolojik degisimimizden cok daha
fazla. Su anki beynimiz 50 bin yil once yasayan atalarimizin beyniyle asagi
yukari ayni. Fark, egitim ve birikimdir. Kulturel, bilimsel ve teknolojik
mirastir. Her neslin bildiklerini bir sonraki nesle ogretmesi sayesinde ortaya
cikan bilgi birikimidir.
Nature
dergisi isim aciklamadigindan, o ankete katilan isimleri benim bilmeme ve sana
aciklamama imkan yok. Ama kim bu kisiler diye sorup, sanki bilim adamlari
arasinda bile sadece belli bir azinlik evrime inaniyormus havasi yaratmaya
calisma. Bugun, biyoloji alanindaki asagi yukari hangi ciddi bilim adamina
bakarsan bak, evrimi kabul ettigini gorursun. Bu yuzden ozel olarak tek tek
isim vermeye bile gerek yok. Cok boyle bir listenin sonu gelmez. Onun yerine
evrime inanmayan biyologlarin listesini yapmak daha mantikli. Hic olmazsa liste
kisa olacagindan, sonu kolay gelir.
Yani
kisacasi, sen soyle bakalim, evrime inanmayan unlu biyolog biliyor musun?
Ozellikle de nobel adaylari, nobel sahipleri ve omrunun 30 yilini biyoloji
alaninda yayin yaparak gecirmis turde bilim adamlari arasinda.
Yeni
fosil bulgulari, evrim semasini degistiriyor, bu dogru. Ama turlerin degistigi
fikrini birak curutmeyi, tam tersi destekliyor. Bunu nasil goremiyorsunuz
hayret dogrusu.
Balik
fosilinden ilk kimin bahsettigi onemli degil. Dedigim gibi, sizin bilimsel
bulgularla curutuldugunu iddia ettiginiz pek cok evrimsel iddia ve degisik
fosiller (ara gecis formlari, vs), tum ciddi belgesellerde halen dile
getirilmektedir. Eger bilimsel bulgularla bunlarin gecersizligi gosterilmis olsa,
yeni yapilan belgeseller, bunlari konu edinmez. Bunlarin curutuldugu sadece
Harun Yahya ve diger yaratiliscilarin iddiasidir. Bu kisilerin bilimsel
kaynaklardan cimbizladiklari cumlelerle sanki bilim artik evrime karsiymis
izlenimi vermeleri ve kamuoyunu buna ikna etmeleri, boyle bir gelisime izin
veren gunumuz bilim adamlari ve aydinlari acisindan bir talihsizlik, hatta
belki bir basarisizliktir.
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
Bilim adamlari ve evrim egitimi August 8 2002, 8:05 PM
Bilim
adamlari kendi ciddi calismalarina gomulu kalmaktan, bulgularini halka
aciklamayi ihmal etmis, ve meydan Harun Yahya gibi meslegi halki etkilemek olan
populist demogoglara kalmistir. Batida dahi, bilim adamlari yaratiliscilarin
komik iddialarina cevap vermeyi kendi ciddi bilimsel eylemlerine
yakistiramadiklarindan ve bu sacmaliklarla ugrasmayi zaman kaybi olarak gorup,
bunun yerine calismalarina konsantre olmayi sectiklerinden, sonunda
kendilerinin ne yaptigindan bir nebze bile haberi olmayan ve beyni yaratilisci
demogoglar tarafindan yikanmis bir kamuoyuyla karsilasmislar ve ornegin
Jefferson High School orneginde oldugu gibi, ogrenciler, velilerin, hatta bazi
orneklerde okul calisanlarinin bile evrim ile birlikte yaratilisciligin da fen
derslerinde ogretilmesi turunde talepleriyle, hatta kimi zaman evrimin ders
kitaplarindan cikarilmasi, vs. turu problemlerle ugrasmak zorunda kalmislardir.
Bunu
goren bilim adamlari ABD'de artik bu konuda bir kamuoyunu aydinlatma kampanyasi
baslatmis ve bunun sonucunda ornegin TV'lerde evrimi anlatan belgeseller
cogaltilmistir. Yillar once ABD Supreme Court (En ust mahkeme)'sinin
yaratiliscilarin Bilimsel Yaratilisciligin da alternatif bir teori olarak fen
derslerinde okutulma talebini reddeden kararinda mahkemeye bilir kisi raporu
olarak sunduklari bildiriden beri, batida bilim adamlari bu konuda daha
hassastir ve halki ellerinden geldigince aydinlatmaya calisirlar.
Asil
sorun, bilimsel kamuoyu guclu olmayan Turkiye gibi ulkelerdedir. 1980'lerde
evrim lise biyoloji kitaplarindan neredeyse cikarilarak yerine yaratiliscilik
teorisi konmustur. Yeni nesiller bu safsatalarla yetismis ve pek cok okulda
biyoloji dersleri evrim teorisinin birakin ogretilmesini,
"curutulmesine" (sozde curutulme) ve yaratilisin kanitlanmasina
ayrilmistir.
Lise
biyoloji kitaplarinda yer alan evrim oyle onyargili, basit ve bilim disi bir
yolla anlatilmaktadir ki, adeta dinci biyoloji ogretmenlerinin kolayca curutup
karsi cikacagi bir ornek olsun diye oraya konulmus gibidir. Bu kitaplarda
evrimcilerin dediginin aksine kurbaga, fare ve yilan kaninin insan kanina
maymun kanindan daha yakin oldugu ve Darwin'e gore guclunun yasayip zayiflarin
olecegi, fakat dinazorlar ve mamutlar gibi cok guclu canlilarin soyunun
tukendigi, buna ragmen ornegin solucan gibi zayif canlilarin hayatlarini
surdurmeyi basardigi turunde bilgiler verilmektedir. (Bunlarin hala kitaplarda
olup olmadigini bilmiyorum ama en azindan bir ara varoldugunu biliyorum).
Tum
bunlar, yukarida yazan dantes ve doc gibi kisileri yetistirmek icin
gelistirilmis bir egitim sistemimiz oldugunu ve boyle devam edersek ulke ve
toplum olarak gelecegimizin parlak olmadigini, cehalet ve gerilik icinde
surunmeye mahkum kalacagimizi gosteren cok aci isaretlerdir.
dantes
(no
login)
195.175.226.204
mutlu son August 9 2002, 5:06 PM
evet
görüldüğü üzere evrimciler böyle bilip bilmeden sallamakla kalmazlar aynı
zamanda dedikleri yalan çıkınca kıvırma işlemine başlarlar.
yahu
koçum bilmeden dikilmeyin karşıma deki aha bak bu adamlar evrimci
de...neredeeee size göre lafla herşey biter.
ben
bıktım arkadaş bundan sonra gelmem belki her neyse
buraya
giren yaratılışçılara uyarım ise burda pek çok,
çok
bilmiş, kör insanlarla tartışacaksınız ve çok uğraşacaksınız özellikle
bazılarının bilim adamları evrimci falan felan deyince isim isteyin yani her
bilgide kaynak isteyin çünkü devamlı böyle sallarlar...
ali
oktay
(no
login)
212.156.10.236
dante August 9 2002, 7:41 PM
bu
gece nasıl uyursun bilmem,gene boyunuzun ölçüsünü almışsınız anlaşılan,bilimsel
temel yetersiz kalınca koçum ayakları ha..yerim senin o dilini.şu "çok
bilmiş" lafını da çok tuttum doğrusu,bir itiraf mı?itiraf itiraf.övünmek
gibi olmasın ense seyretmeye alıştık.
hadi
sana güle güle gene tutturamadınız.
ali
oktay
(no
login)
212.156.10.236
sevgili Mantık August 11 2002, 11:06 AM
Ornitorenk
hakkında ne düşünüyorsun?
hem
yumurtlayan hemde memeli olan ayrıca gagası da olan bu amphibian bir arageçiş
formu sayılabilrmi?
Bilmeyenler
için :
Ornitorenk
Avustralya kıtasında yaşayan,ilk kez 1700 lerde keşfedilmiş,hem karada hem suda
yaşayan,memelilerin ilkel gurubu olan tek deliklilere dahil,gagalı,ve de yumurtlayarak
çoğalan(yumurtaları çok ince zarımsı kabuklu) ilginç bir hayvan.insan onu
gördüğünde,şaka olsun diye çeşitli hayvan parçalarından kolaj yapılmış
sanabilir.hatta bir ördekle su samurunun aralarına kunduzu da alarak gurup
seksi yaptıkları duygusunu anımsatan bu garip hayvana bakıp sevgili Tanrımızın
arada bir şaka da yapabildiği sonucuna varabiliriz.okadar garip ki memeli
olmasına rağmen meme uçları olmayan tek memeli türü,sütü meme derisinden sızar
ve yavru tarafıdan yalanır.erkekte penis yoktur,kuşlar gibi cinsel organlarını
yapıştırarak çiftleşir.arka ayaklarında savunma amaçlı zehirli bir tırnakları
var.su altında avlanıyorlar.su üstünde evleniyorlar,kıyıda
oynaşıyorlar,derileri samurunki gibi postlu.çok ilginç değilmi,ey yumurtaya can
veren Allahım.
Mantik
(no
login)
172.145.212.172
ornitorenk August 12 2002, 12:13 AM
Ornitorenk
(Ornithorhynchus anatinus) ya da "platypus" cok ilginc bir hayvan.
Genellikle yasayan bir fosil olarak tanimlanir. Kurklu, sicak kanli,
yumurtlayarak cogalan ve reptillerin bazi ozelliklerini tasiyan bir memeli.
Bu
turun atalarindan kabul edilebilecek benzer bir ture ait eldeki en eski fosil,
dinozorlar cagindan kalma, 110 milyon yillik bir fosildir (Steropodon galmani)
. 1991'de Arjantin'de (Patagonya colunde) 60 milyon yil oncesinden (Avustralya
ve Guney Amerika kitalarinin birlesik oldugu donemlerden) kalma ornitorenk'in
atalarindan baska bir ture (Monotrematum sudamericanum) ait bir fosil
bulunmustur. Soyu ortadan kalkmis 3 ayri ornitorenk turune (Obdurodon insignis,
Obdurodon dicksoni ve Obdurodon sp. A) ait 15 ve 25 milyon yillik baska
fosiller de ele gecmistir. Gunumuzdeki ornitorenk'lerin en yakin atasi
sayilabilecek bir ture (Ornithorhynchus sp.) ait 4.5 milyon yillik baska bir
fosil de mevcuttur.
Gunumuzdeki
ornitorenk turune (Ornithorhynchus anatinus) ait eldeki en eski fosil ise 100
bin yilliktir.
Bu
canli ilk olarak 1799'da ingiliz bilim adami Dr. George Shaw tarafindan
tanitilmistir. Avustralya'dan kendisine bu canlinin ici doldurulmus bir ornegi
ilk gonderildiginde Dr. Shaw bunun bir aldatmaca oldugunu dusunmus ve eline bir
makas alarak elindeki maket canlinin gagasini cenesine baglayan kismi kesmis ve
dikis izleri aramistir. (Birinin bir ordek gagasini su samuru turu bir canliya
yapistirip kendisine gonderdiginden suphelenerek).
Bu
kadar eskiye uzanan cizgisi ve hem memeli hem reptil ozelliklerini hala
tasimasi sebebiyle gunumuzdeki ornitorenk'in bir yasayan fosil oldugu
soylenmektedir.
Mantik
(no
login)
172.132.225.85
evrimci biyologlarin ismini istemek August 12 2002, 4:24 AM
Dedigim
gibi, evrimi kabul eden biyologlar diye isim vermek, cok sacma kaliyor. Cunku
gercekten de bilim dunyasinda, biyoloji alaninda calisan ciddi bilim adamlari
arasinda, zaten evrimi kabul etmeyenini bulmak zordur. 20. yuzyilin unlu
biyologlarindan biri olan Theodosius Dobzhansky'ye gore, "Biyoloji
alaninda, evrim teorisi olmadigi takdirde eldeki bilgilerin hicbiri bir arada
duramaz, tumu anlamsiz kalir".
Ama
madem evrimci bilim adami ismi isteniyor, hic olmazsa unlu, taninmis, degerli
bilim adamlari arasinda, evrimci olduklari bilgisi kamuoyuna da yansimis olan
birkacinin ismini verelim: Stephen Jay Gould, Richard Lewontin, Steve Jones,
Richard Dawkins, Francis Crick, John Maynard Smith, Theodosius Dobzhansky.
Ayrica gecen yilin tip/fizyoloji alaninda nobel odulu almis olan Leland H.
Hartwell, R. Timothy Hunt ve Paul M. Nurse'un, calisma konularina bakildiginda
(hucre biyolojisi), evrimi kabul etmeden bu konuda birsey ortaya
cikartamayacaklarindan, bu kisilerin de (tip/fizyoloji alaninda onceki yillarda
nobel almis bilim adamlari gibi), herhangi birinin evrimi kabul etmiyor
olmasinin mumkun olmadigi soylenebilir. Cunku zaten yaptiklari yayinlarda
kullandiklari terim ve kavramlar dahi, zorunlu olarak, temel altyapilarindan
biri evrimsel biyoloji olan gunumuz dogal ve biyolojik bilimlerinin dunya
gorusune dayanmaktadir.
Buraya
gelen arkadaslarin, bilmedikleri konularda bos konusmak yerine, once bir
yeterli arastirma yapmalari, konuyu her yonunu tartisacak kadar anladiklarindan
ve bildiklerinden emin olduktan sonra fikir beyan etmeleri gerekir. Yoksa
sonra, hayal kirikligi icinde, evrimi bilim adamlarinin degil, sadece birkac
yari cahil demogogun reddettigini ogrenir, hatta evrimin gunumuz biyoloji
biliminin temel yapitaslarindan biri oldugunu anlayip, bu yeni ogrendigi
bilgiyi kavrayabilmek ve kendi beyinlerinde bir muhakemesini yapabilmek icin
tartismadan uzaklasmak zorunda kalirlar.
Bilim
adamlarinin evrimci oldugu bilgisinin bu arkadaslara bu kadar surpriz
gorunmesinin altinda yatan sebep Harun Yahya ve BAV'in yaniltici calismalaridir
elbette. Yani aslinda asil suclanacaklar onlardir. Yoksa buraya kendilerinden
cok emin bir edayla gelen doc, dantes, turgay atacan, vs. gibi tipler, sadece
bu toplum manipulatoru demogoglar tarafindan kullanilmis cahil kurbanlardir.
Bunlar kendi yeterince bilmedikleri konularda, cok bildigini zannettikleri BAV
yazarlarinin fikirlerine guvenerek, bu kadar acik gercekleri gormeyen ve
bilmeyen "cahil" evrimcilere ders vermek icin gelmisler, fakat sonra,
asil bilgi eksiklikleri olanlarin kendileri oldugunu; ve cahil evrimciye cok
nadir rastlanirken, evrim karsitlarinin ise cogunun cahil oldugunu acikca
gormusler, ve bunu itiraf etmeselerde, en azindan olayin kendi zanenttikleri kadar
acik ve basit olmadigini ve kendi kafalarinin almayacagi kadar karmasik ve cok
bilgi gerektiren meseleler oldugunu farketmislerdir.
Bu
arkadaslarin temel hatalari, bu forumda basindan beri anlatmaya calistigimiz
temel bilimsel dusunce prensiplerinden habersiz olmalaridir. Bilgi edinmek icin
bir cahil yontem vardir, ki bu guvenilir birinden bilgiyi hazir almayi ve
kopyalamayi icerir; bir de cagdas ve bilimsel yontem vardir ki, bu ise
arastirarak, ispat ederek veya edildiginden emin olarak, bilgiyi acikca
"uretmek" ve "ortaya cikamak" yoluyla bilgi edinmektir.
Bu
arkadaslar dinsel dusuncenin kullandigi ve dayattigi birinci (cahil) yontemi
kullanmakta direttikleri surece, ortacagda atlarin agzinda kac tane dis
oldugunu saatlerce, gunlerce tartisan hristiyan din adamlarina
benzeyeceklerdir. Bu din adamlari bilgiyi guvenilir kaynaklarda (kutsal
kitaplar veya artik o devirde tartisilmaz basucu kitabi haline gelmis
Aristo'nun kaynaklarinda) arayip durmus ve hazir almak istemislerdir. Gidip,
bir at bulup, agzindaki disleri sayarak bilgiyi uretmek akillarina gelmemistir.
Ne
oldugu belli olan, acik olan, kamuoyuna malolmus olan veya ispatlanmis olan
bilgiler, sorgulanmayacak turde bilgilerdir. Bilim adamlarinin evrimci olup
olmadigi da boyle bir bilgidir. Bu bilgi, atlarin agzindaki dis sayisi
bilgisine benzer. Sir degildir. Gidip atin agzini acmak yeterlidir bu bilgi
icin. (Yani gidip internette birkac search yapmak, veya birkac kitap alip
okumak). Boyle bir bilgi icin delil istenmez, ornek istenmez, isim listesi
istenmez.
Boyle
bir bilgi icin, evrimci bilim adamlarinin isminin listesini istemek, buraya
evrimi tartismaya gelen bu kisinin, aslinda konu hakkinda ne kadar cahil
oldugunu gosterir.
Dincilerde
bu hazirlop bilgi alma mentalitesi cok yaygindir. Gidip okuyarak, arastirarak
bilgiyi kendileri edinme aliskanliklari olmadigi icin, hep birilerinden hazir
aldiklari icin, kendilerine verilen ve daha once bildikleriyle bagdasmayan
bilgiler konusunda da her zaman asiri supheci ve temkinlidirler. Boyle
bilgilerle karsilastiklarinda, bunu bilmemelerinin kendi cahilliklerinden
degil, karsidakinin kendilerini aldatmak istemesinden kaynaklandigini dusunmek
egilimindedirler. Kuran'daki ayetler konusunda bile bu durumun boyle olmasi,
yani ornegin getirilen acikca sacma ve celiskili ayetlerin, gercekten de
kurandan alindigindan bile suphe etmeleri, karsilarindakilerin kuranda olmayan
ayetleri varmis gibi getirerek onlari kandirmaya calisacaklari suphesiyle her
zaman ayet ve sure numarasi istemeleri, bu kisilerin en temel konularda, kendi
savunduklari basucu kitaplari hakkinda bile okuyup arastirma yoluyla bilgi
edinmediklerini gosterir.
Halbuki
kuran konusunda kandirilabilecegini dusunmek kadar sacma, cocukca ve absurd bir
iddia olamaz. Bu konu da atin agzindaki disleri saymak gibidir. Falanca ayetin
kuranda gecip gecmedigini anlamak icin kurani iyi bilen birine gidip sorulmaz.
Kuran acip bakilir. Ve kimse kimseyi boyle bir konuda kandiramaz. Ateistlerin kuranda
olmayan ayetleri karsilarina getiriyor olmasi endisesi, bu yukaridaki
"cahil" bilgi edinme yonteminin bu bilgisiz, cahil ve bagnaz
kafalarda yarattigi tuhaf bir paranoyadir sadece.
Bilgiye
"ulasma" aliskanliklari olmadigi icin, bilgi hep soylev ve vaaz
yoluyla hazir bir sekilde dinci buyukleri tarafindan ayaklarina getirildigi
icin, gelen bilginin dogrulugu, bilgiyi getirenin guvenilirligine baglidir bu
kisiler icin. Yabanci birinden gelen bilgi ise, hazir bildikleri bilgilerle
ortusmuyorsa, bu bilgi konusunda ne yapacaklarini bilemezler. Bilgilerin
dogrulugunu test etmek aliskanliklari olmadigi icin, ve hangi tur bilgilerden
suphe etmeleri gerektigini, hangi tur bilgilere ise guvenilmesi gerektigini
kolay kolay ayirt edemedikleri icin, daha once bilmedikleri ve kendi kafa
yapilariyla ortursmeyen bir bilgiyle karsilastiklarinda, genellikle bunu yanlis
kabul edip reddetmeyi secerler.
Sonra
bir de kalkip buralarda martaval okur, sanki karsilarindakiler cahilmis,
kendileri tum evrenin gerceklerine vakifmislar edasiyla bilmislik taslamaya
calisirlar. Ama genellikle kendi cahilliklerini ve karsilarina aldiklari
kesimle aralarindaki entellektuel duzey farkini gormekte gecikmezler. Bunu
acikca itiraf etmeselerde genellikle karsilarindakilerin kendilerinden cok daha
bilgili oldugunu farkeder, fakat buna ragmen kendi bilgilerinin dogru oldugu
konusundaki sarsilmaz inanclarini sorgulamazlar. "Karsidaki benim
bildiklerimi biliyor ve fazlasini da biliyor olduguna gore, bu kisinin hakli
olma olasiligi benim hakli olma olasiligima gore cok daha yuksektir" diye
dusunmezler de, her nasilsa hala kendi bildiklerini okumaya devam ederler.
DEHA
(no
login)
212.154.67.36
'Ara Geçiş Fosili' olabilir mi? August 12 2002, 9:26 AM
Dün
gece National Geographic te ilginç bir belgesel vardı.
Taung
Child.
2-2,5
Milyon yıllık 3 yaşlarında bir çocuk kafatası.
Beyin
kalıbı hacim olarak şempanzeye uygun,ancak omurgaya bağlantısı,dik yürürdüğünü
gösteriyor.Diş tetkikleri ise insana uygun(Köpek dişleri vs).
Çene
şempanzeler kadar çıkık değil ve düzleşmiş.
Ekranda,Taung
Çocuğu ve Şempanze fosili yanyana gösterilerek kıyaslandı.
Ve
orada tartışılanlar çok farklıydı.
Kimilerinin
temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirdiği 25 yıllık saçmalıklardan çok çok
farklı.
okan
(no
login)
195.142.48.76
Re: Evrim August 12 2002, 10:56 AM
25
yıllık saçmalık ne ?
orada
tartışılanlar neydi. Ben seyretmedim de.
DEHA
(no
login)
212.154.67.36
Okan August 12 2002, 11:04 AM
25
yıllık saçmalık,Miller Deneyi,Archopterix,Ara geçiş formu vs zırıltıları.
Orada
tartışılanlarsa,İnsan Evrimi'nin halkaları ve detayları,doğru olup olmadığı
değil.
Çok
meraklı isen tekrar verir,takip et ve seyret !
Mantik
(no
login)
65.160.128.2
belgeseller August 12 2002, 8:00 PM
Yukarida
da acikladigim gibi, son zamanlarda ABD'de cesitli TV kanallarinda evrim ile
ilgili bolca belgesel cikiyor.
Gecenlerde
izledigim 1 saatlik bir belgeselin ana konusu hayatin baslangiciydi. Sadece
Miller deneyi, vs. den bahsetmekle kalmiyor, cogumuzun duymadigi pek cok farkli
calismalardan, gozlemlerden, deneylerden bahsediyor. O konuda calismalar o
kadar ilerlemis durumda ki, bilim adamlari, hayatin ilk ortaya ciktigi
kosullara benzer oldugunu dusundukleri cesitli bataklik benzeri arazilerde yerde
bulduklari camurumsu yiginlari inceliyor, iclerinde bulduklari bakterilerin,
hayatin en ilkel formlarinin gunumuzdeki en yakin ornekleri oldugunu tespit
ediyorlar. Isin biyokimyasini buyuk olcude anlamis durumdalar. (Tabi ki yine de
henuz her ayrintiyi bilmiyorlar).
Baska
bir belgeselde, kuslarin kokeni inceleniyor. Kuslarin dinozorlar cizgisinden
geldigi fikriyle, onun alternatifi olan kuslarin kendilerine has baska bir
cizgiden geldigi fikirlerini karsilastiriliyor, her ikisi icin de elde bulunan
lehte ve alehte deliller ortaya konuluyor.
Bu
programda da bolca archeopterix'ten bahsediliyor haliyle. Iki grup, bu fosili
digerinden biraz farkli yorumluyor. Dinozor cizgisini savunanlar, bu fosilin
acikca bir ara gecis formu oldugunu dusunurken, diger gorusu savunanlar, bu
fosilin surungen ozellikleri tasimasina ragmen, gunumuz kuslarinin atasi
olmadigini dusunuyorlar.
Fakat
iki tarafin da, ne canlilarin degisime ugradiklarindan, ne evrim teorisinden,
ne de archeopterix'in hem surungen hem kus ozellikleri gosteren bir ara form
oldugundan supheleri var. Tartisilan sadece archeopterix gunumuz kuslarinin
atasi olabilir mi olamaz mi noktasi.
Bu
belgeseli izlerken farkettim ki, yaratiliscilarin bu foruma getirdikleri
archeopterix'in ara form olmadigi yolundaki iddialar, kuslarin kokeni
konusundaki dinozor teorisini degil, diger teoriyi savunanlarin fikirlerinden
derleme.
Fakat
tabi ki, cogu yaratilisci soylemde oldugu gibi, bu konuda da evrimcilerin
fikirleri acikca carpitilmis. Bu fosilin neden kuslarin atasi olamayacagini
dusundugu yolundaki dellillerini aciklayan bilim adaminin soylediklerini alip,
bu bilim adami sanki bu fosil bir ara gecis formu degildir, evrim diye birsey
de yoktur demis gibi gostermisti dantes ve diger evrim karsiti arkadaslar.
(BAV'dan koyaladiklari yazilarla).
Halbuki
belgeseli izleyince goruyoruz ki, archeopterix konusunda o itirazlari getiren
bilim adaminin amaci bunun bir ara gecis formu olmadigini kanitlamak da degil,
evrimi reddetmek de degil. Adam zaten evrim biyologu. Sadece ellerindeki
fosilleri yerli yerine yerlestirmeye ve canlilarin hayat agacini dogru bir
bicimde cikarmaya ugrasiyorlar. Yoksa evrimi reddetmeye falan degil. Adam orada
bu fosilin kuslarla dinozorlar arasindaki bir gecis oldugunu dusunmedigini,
kuslarin kokeninin baska reptiller oldugunu, bu fosilin ise, kendi fikrine gore
gunumuz kuslarinin atasi olamayacagini soyluyor sadece.
Fakat
belgeselin sonunda, diger cizginin (dinozor kokeni) daha baskin oldugu ve su
anki fikrin daha cok bu yonde oldugu aciklaniyor. Yani bu fosilin kuslarin
atasi oldugu ve dinozorlarla kuslar arasinda bir gecisi temsil ettigi daha
yaygin bir fikir evrim biyologlarinda anlasildigi kadariyla.
Bunlari
gorunce, yaratiliscilarin yaptigi ahlaksizliklardan biraz daha nefret ediyor
insan.
Keske
bu belgeseller Turkiye'de de yayinlansa da, insanlar biraz daha aydinlansa.
ali
oktay
(no
login)
195.175.135.149
belgeseller, August 12 2002, 8:43 PM
Mantık
ne iyi yaptın şu konuyu açtın,Tv yi belgesel dışında kesinlkle izlemem,ama
gerek NG,gerekse Discovery i tekrar tekrar izlerim,bence insanlık için yapılan
en büyük iyilik derim her seferinde.o filmlerin ne koşullarda nelere mal
olduğunu düşünmeden rahat koltuklarımızda yıllar süren bir çekimi bir saatte izleyiveririz.geçenlerde
bir angutun fosillere bilim adamlarının sahtekarlığı dediğini düşündükçe
gülmekten kendimi alamıyorum.bazan inançlı arkadaşlarımla izlerim pek
ilgilenmiyorlar ama tutkulu olduğumu bildiklerinden izlememe engel de
olmuyorlar.düşüncelerini dışa vurmaktan kaçınıyorlar,çünki iki kelienin biri
evrim.aklıma samanyolu TV nin belgesel sahtekarlığı geldi,sizler yurt dışında
yaşadığınızdan belki de seyrememişsinizdir.belgeseleri özenle türkçeleştirip
orjinal sesi de sonuna dek kısıp,her tümcenin sonunda Allahım sen nelere
kadirsin gibi bir tümce ekleyip,aslında yasadışı olan bu ahlaksızlığı yıllarca
sürdürdüler.sansür edilmiş belgeseli herhalde bu ülkeden başka bir yerde görmek
olası değildir.
sevgiler..
oguz
(no
login)
213.243.30.5
Konu acilmisken... August 12 2002, 11:16 PM
National
geographic channel Turkiye 25 Agustostan itibaren EVRIM dizisine basliyor.
Haberiniz olsun...
oguz
(no
login)
213.243.30.5
Mantik.. August 12 2002, 11:22 PM
Turkiye'den
epeydir uzaktasin sanirim...
Fakat
bilmeni isterim ki;
Turkiye
de epeyce belgesel kanal Turkce yayin yapmakta ve yanilmiyorsam sayilari
ALTI...
Ayrica
bir cok yabanci belgesel kanal da bazi digital platformlarda izlenebiliyor.
Mantik
(no
login)
172.133.34.170
oguz August 13 2002, 8:21 AM
Gercekten
de uzun suredir Turkiye'den uzaktayim. Gerci Discovery channel'in Turkiye'de
yayin yaptigini biliyordum (Turkiye'yi son ziyaretimde gormustum) ama National
Geographic'i bilmiyordum. Bunlar guzel haberler.
Ben
Turkiye'deyken de belgeseller bolca cikardi TV'de ama su siralar icin
bahsettigim belgeseller ozel olarak evrim teorisinin ogretilmesi ve kitlelere
duyurulmasiyla ilgili oldugu icin ozel olarak onlardan bahsediyordum.
Buyuk
ihtimalle kisa zaman icinde hepsi Turkiye'ye de geliyor olmali bu yayinlarin.
Tabi
bunlari asil seyretmesi gerekenler seyretmiyor ya, orasi baska.
knz
(no
login)
62.248.103.46
Re: Evrim August 13 2002, 8:27 AM
Milli
eğitim bakanlığı öğretmenlere meslek içi
kurslarda
bu tür filmleri izletebilir.
konununnuzmanlari
ile tartişilir.
sonra
onlarda edindikleri bilgiyi sınıflarda kullanabilir.
eğitimi
genellikle çok pahalli çözümlerde ariyoruz, basit çözümleri ihmal ediyoruz.
video
bilgisayardan çok daha ucuz.
Mantik
(no
login)
172.133.34.170
ali oktay August 13 2002, 8:30 AM
Ben
de TV'de cogunlukla belgeselleri izlerim. Onun disinda ozel olarak gununu,
saatini bekleyip izledigim pek yayin yoktur. Eger rastlanti eseri, seyrek
olarak, TV karsisinda vakit oldurecek bir durumum olursa, o zaman izlerim diger
programlari, komedileri, dizileri, vs.
TV'den
egitim amaciyla gunumuzde kullanildigindan cok daha etkin olarak yararlanmak
mumkun aslinda. Fakat programlar kar gudusuyle yapildigindan, TV'nin eglence
yonu on plana cikti tabi basindan beri. Bunda da garip bir taraf yok elbette,
ama gonul isterdi ki, egitim yonune daha bir vurgu yapilsin televizyonun.
Mantik
(no
login)
172.133.34.170
knz August 13 2002, 8:31 AM
Dediklerine
kesinlikle katiliyorum.